Bizi Takip Edin

Avrupa

İsveç’te Soğuk Savaş’tan kalma nükleer program yeniden gündemde

Yayınlanma

İsveç’te, Rusya’ya karşı ülkenin kendi nükleer silahını geliştirme fikri siyasi düzeyde tartışılmaya başladı. Soğuk Savaş döneminde ileri bir nükleer programa sahip olan ülkenin, uzmanlara göre bugün böyle bir adımı atması teknik ve mali açıdan neredeyse imkansız görünüyor.

İsveç’te, ülkenin kendi nükleer silahını geliştirip geliştirmemesi gerektiği yönünde tartışma başladı. The Times gazetesinin haberine göre, siyasi çevrelerde İsveç’in tek başına veya NATO müttefikleriyle birlikte nükleer kapasiteye sahip olma şansı ele alınıyor.

İktidar koalisyonunun kilit ortağı İsveç Demokratları Partisinin lideri Jimmie Åkesson, konuya ilgi gösteren ilk siyasetçilerden oldu.

Åkesson, Goteborgs-Posten gazetesine yaptığı açıklamada, “[İsveç] nükleer teknolojiler konusunda geniş bir tecrübeye sahipti,” diyerek geçmişteki birikime işaret etti.

İsveç Ulusal Savunma Araştırmaları Enstitüsü (FOA) araştırmacısı Robert Dalsjö de ülkenin kendi bileşenleriyle nükleer silah üretme seçeneğini tartışmaya açtı.

Hükümet ortağı Hristiyan Demokratlar Partisinin Avrupa Parlamentosu milletvekili Alice Teodorescu Måwe de İsveç’in, Avrupa’nın nükleer silah stratejisinde rol üstlenmesi gerektiğini savundu.

İsveç ve Finlandiya, Rusya sınırında ortak tugay kurdu

Soğuk Savaş dönemindeki gizli program

İsveç, Soğuk Savaş yıllarında tarafsız bir politika izlemesine rağmen on yıllar boyunca gizli bir nükleer silah programı yürüttü.

1945’te FOA, ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’de kullandığı nükleer silahları incelemekle görevlendirildi. Üç yıl sonra Genelkurmay Başkanlığı, enstitüden plütonyum esaslı bomba üretimini araştırmasını talep etti.

Ülke, o dönemde kendi uranyumunu çıkarıyor ve plütonyum elde etmek için iki reaktör inşa etmişti. 1956 ve 1957 yıllarında Laponya’da nükleer patlama simülasyonları amacıyla güçlü konvansiyonel bombalar patlatıldı.

İsveç Savunma Üniversitesi siyaset bilimi bölümü öğretim üyesi Antoine Bousquet, o dönemki yaklaşımı, “İsveç NATO üyesi olmayacak ama SSCB saldırısına karşı güçlü ve bağımsız bir savunma kapasitesine sahip olmak zorundaydı. Nükleer silah üretmek tamamen gerçekçi bir hedef gibi görünüyordu,” sözleriyle açıkladı.

1957’de CIA tarafından hazırlanan bir değerlendirmede, İsveç’in “beş yıl içinde silah üretebilecek düzeyde gelişmiş bir nükleer programa sahip olduğu” belirtilmişti.

Programı yeniden başlatmak imkansıza yakın

1960’ların ortalarında İsveç’in nükleer bomba üretmesine sadece altı ay kaldığı tahmin edilirken, proje kamuoyundaki nükleer karşıtı hareket, yüksek maliyetler ve ABD’nin gizli güvenlik garantileri nedeniyle rafa kaldırıldı.

Program kapsamındaki tesisler zamanla yıkıldı veya başka amaçlarla dönüştürüldü. Kalan plütonyum ise 2012’de ABD’ye nakledildi.

Uzman Goliath, programın bugün yeniden canlandırılmasının imkansız olduğunu ve İsveç’in her şeyi sıfırdan başlatmak zorunda kalacağını belirtti.

Goliath, “Arşivlerde raporlar bulunabilir ama üzerinde çalışanların büyük ihtimalle hiçbiri hayatta değil,” diye konuştu.

Uzman, projenin devasa yatırımlar gerektireceğini ve bu kaynakların ayrılmasının neredeyse mümkün olmadığını vurguladı.

Mevcut durumda İsveç, elektriğinin yüzde 40’ını altı nükleer santralden karşılıyor ancak bu santrallerin sonuncusu 40 yıl önce inşa edildi ve ülkede silah yapımında kullanılabilecek plütonyum bulunmuyor.

Avrupa’daki nükleer silah tartışmaları

Nükleer silah programını gündeme getiren tek Avrupa ülkesi İsveç değil. Polonya, Fransa veya ABD ortaklığıyla benzer bir program talep ediyor.

Başbakan Donald Tusk, Polonya’nın kendi nükleer silahını geliştirmeyi düşünebileceğini ima etse de uzmanlar bunun düşük bir ihtimal olduğunu belirtiyor.

Almanya’da da bazı siyasetçiler, Avrupa’nın ortak caydırıcılık programına katılımı tartışmaya açtı. Fakat Alman kamuoyunun askeri nükleer programa tamamen karşı olduğu ifade ediliyor.

İsveç Savunma Bakanı: Avrupa’nın Rusya ile savaşa hazırlanmak için zamanı daralıyor

Avrupa

Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Yayınlanma

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.

Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.

The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.

Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.

Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.

Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.

Fransa’da okul boykotları yayılıyor

“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.

Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.

Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.

Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.

Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.

17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.

BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.

Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.

Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.

Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.

Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.

Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.

Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.

Bu kapsamda iki soru sorulacak:

  • Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
  • Beklentileriniz nelerdir?

Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.

Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Yayınlanma

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.

Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.

Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.

Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.

Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.

İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).

Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.

BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.

Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.

Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.

Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.

Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.

Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.

Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.

Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

Yayınlanma

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.

Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.

Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.

Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.

Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.

Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.

Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English