Bizi Takip Edin

Avrupa

İtalya’nın lüks marka tedarik zincirlerindeki sömürüye soruşturma

Yayınlanma

Milano savcılığının yürüttüğü soruşturmalar, İtalya’nın önde gelen lüks markalarının tedarik zincirlerindeki sömürücü çalışma koşullarını ortaya çıkardı. Aralarında Dior ve Armani’nin de bulunduğu bazı şirketler mahkeme tarafından atanan kayyum yönetimine devredilirken, hükümet iddiaları ‘Made in Italy’ markasına yönelik bir saldırı olarak nitelendirdi.

İtalya’nın lüks moda sektörü, markaların taşeron atölyelerindeki sömürücü çalışma koşullarını ortaya çıkaran bir dizi soruşturmayla karşı karşıya kaldı.

Milano savcılığının yürüttüğü incelemeler sonucunda bazı ünlü markalar mahkeme denetimine alınırken, İtalyan hükümeti ise gelişmeleri “Made in Italy” markasına yönelik bir saldırı olarak değerlendirdi.

2024 yılının başından bu yana devam eden soruşturmalar kapsamında, tedarik zincirlerinde denetim eksikliği ve işçi istismarı tespit edilen beş moda markası mahkeme tarafından kayyum yönetimine devredildi.

Bu markalar arasında İtalya’nın “en saygın” isimlerinden bazıları da bulunuyor.

Tod’s için mahkemeden yönetici atanması talep edildi

Soruşturmaların son halkasında, lüks deri markası Tod’s’un avukatları bugün Milano’daki mahkemede hakim karşısına çıktı.

Savcılık, şirketin “kasıtlı” davrandığını belirterek geçici reklam yasağı getirilmesini ve dışarıdan bir yönetici atanmasını talep ediyor.

AFP haber ajansının ulaştığı mahkeme belgelerine göre, yargıç Domenico Santoro, avukatların tedarik zinciri denetim sistemini “değerlendirme ve güçlendirme” amacıyla süre istemesi üzerine duruşmayı 23 Şubat’a erteledi.

Tod’s avukatları, mahkemeye, söz konusu taşeronlarla olan sözleşmelerin feshedildiği bilgisini de verdi.

Savcılık ‘sömürü zincirini’ mercek altına aldı

Savcı Paolo Storari liderliğindeki soruşturmalar, lüks sektöründeki taşeron sisteminin işleyişini de gözler önüne serdi. Markaların üretimi tedarikçilere, onların da daha küçük başka taşeronlara devretmesiyle kâr marjları daralıyor ve zincirin en alt halkasındaki çalışma koşullarına yönelik denetimler zayıflıyor.

Şimdiye kadar Loro Piana, Dior’un İtalya iştiraki Manufactures Dior, Giorgio Armani Operations ve Alviero Martini markaları soruşturmaların hedefi oldu.

Savcılık, incelemelerin genişleyebileceği mesajını veriyor.

İtalyan yasalarına göre şirketler, kendi adlarına hareket eden tedarikçilerin işlediği suçlardan sorumlu tutulabiliyor.

Savcılık, geçen ay yaptığı açıklamada, bin doları aşan deri ayakkabılarıyla bilinen Tod’s ve üç üst düzey yöneticisinin, Çinli taşeronlardaki sömürüden “tamamen haberdar” olduğunu ancak bunu önlemek için hiçbir sistem kurmadığını belirtti.

Açıklamaya göre Tod’s, kendi denetim raporlarında yer alan fazla mesai, saatte 2,75 avro gibi düşük ücretler, güvenlik önlemlerine uyulmaması ve savcılığın “aşağılayıcı” olarak tanımladığı fabrika içindeki yatakhaneler gibi ihlalleri görmezden geldi.

Savcılık ayrıca, hem Tod’s’un hem de Loro Piana’nın ana tedarikçilerinden birinin tesisinde dikiş makinesi bile bulunmadığını, dolayısıyla bu tedarikçinin tüm üretimi dışarıya verdiğinin bilinmemesinin mümkün olmadığını vurguladı.

Hükümet ‘Made in Italy’ markasını savunuyor

Bu gelişmeler üzerine İtalyan hükümeti ise markaları savunan bir tutum benimsedi. Sanayi Bakanı Adolfo Urso, İtalyan markalarının itibarının “saldırı altında” olduğunu söyledi.

Ekim ayında bir açıklama yapan Urso, “İtalyan modasını, itibarını ve güzellik, kalite, özgünlükle özdeşleşmiş değerlerini kararlılıkla koruyoruz” dedi.

Hükümet, lüks firmalarına mevcut yasalara uyumu belgeleyen gönüllü bir sertifika programı önerdi.

Markalar ‘itibar riskine’ karşı önlem alıyor

Moda işçilerini savunan sivil toplum kuruluşları, tedarik zincirindeki yaygın istismara yıllardır dikkat çekiyor.

İtalya Temiz Giysi Kampanyası genel koordinatörü Deborah Lucchetti, AFP‘ye yaptığı açıklamada, “Tedarikçiler, büyük markaların dayattığı ve tüm maliyetleri karşılamayacak kadar düşük fiyatların insafına terk edilmiş durumda” dedi.

Lucchetti, bu durumun birinci kademe tedarikçileri daha ağır koşullarla alt taşeronlara yönelttiğini ve istismarın çoğunlukla göçmen işçiler üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Bu tam bir sömürü zinciri” diye konuştu.

İtibar kaybı endişesi taşıyan bazı markalar ise tüketici güvenini yeniden kazanmaya yönelik adımlar atıyor.

Geçen hafta İtalya’nın önde gelen lüks markalarından Prada, Floransa yakınlarındaki Scandicci fabrikasının kapılarını gazetecilere açarak yumuşak derinin lüks çantalara dönüşüm sürecini sergiledi.

Soruşturmalara ilişkin bir soru üzerine Prada Pazarlama Direktörü Lorenzo Bertelli, grubun üretiminden her zaman sorumlu olduğunu ve 25 fabrikalarının 23’ünün İtalya’da bulunduğunu hatırlattı.

Bununla birlikte Bertelli, tedarik zincirini temiz tutmanın “sürekli bir mücadele” olduğunu kabul ederek, “Tedarikçileri sürekli denetlemeli, kontrol etmeliyiz; bu bizim günlük işimiz” ifadelerini kullandı.

Avrupa

AB, Booking.com hakkında sahte ilan ve dolandırıcılık soruşturması açtı

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Booking.com hakkında sahte konaklama ilanları, oltalama girişimleri ve gizli reklamlar nedeniyle resmi soruşturma başlattı. Hollanda kayıtlarına göre platformdaki şikayetler 2026’nın ilk yarısında on kat artarken kuralları ihlal ettiği belirlenirse şirkete küresel cirosunun yüzde 6’sına kadar ceza verilebilecek.

Avrupa Komisyonu, çevrim içi rezervasyon platformu Booking.com hakkında Dijital Hizmetler Yasası’nı (DSA) ihlal ettiği şüphesiyle resmi soruşturma başlattı.

Düzenleyici kurum, platformun kullanıcıları sahte ilanlardan ve oltalama (kimlik avı) girişimlerinden korumak için yeterli adımları atıp atmadığını inceleyecek.

Komisyonun yayımladığı basın bültenine göre inceleme üç ana başlıkta toplanıyor.

Soruşturmanın ilk ayağını gerçekte var olmayan konaklama yerlerine ait ilanlar, kendisini mülk sahibi gibi tanıtan kişilerin teklifleri ve kurallara uymayan diğer konaklama seçenekleri oluşturuyor. Avrupa Komisyonu, Booking.com‘un bu tür riskleri doğru tespit edip etmediğini ve ilanların sistemden kaldırılması da dahil olmak üzere etkili önlemler alıp almadığını değerlendirecek.

İkinci odak noktası, misafir ve rezervasyon verilerinin dolandırıcılık yöntemlerinde kullanılması iddialarını kapsıyor. Komisyon, platformun bilgileri mülk sahiplerine nasıl aktardığını ve kendi mesajlaşma sisteminin nasıl çalıştığını mercek altına alacak.

Düzenleyici kurum, bu verilerin oltalama saldırıları ile kullanıcılardan dolandırıcılara para göndermesini isteyen taleplerde kullanılmasına karşı sistemin yeterli koruma sağlayıp sağlamadığını netleştirmeyi hedefliyor.

Üçüncü başlık altında ise konaklama tesislerinin ücretli tanıtımları yer alıyor. Mülk sahipleri Booking.com‘a daha yüksek komisyon ödeyerek arama sonuçlarındaki görünürlüklerini artırabiliyor.

Avrupa Komisyonu, kullanıcıların bu tür sonuçların reklam niteliği taşıdığını açıkça anlaması gerektiğinin altını çiziyor. Komisyon ayrıca müşterilerin reklamı kimin verdiğini ve ödediğini, bu tanıtımın kendilerine neden gösterildiğini ve ilgili ayarları nasıl değiştirebileceklerini kolayca öğrenip öğrenemediklerini inceleyecek.

Düzenleyici kurum, bu şeffaflık sağlanmadığında kullanıcıların kendi arama kriterlerine uyan bir tesis ile ödeme yapılarak üst sıralara çıkarılan bir tesisi birbirinden ayıramadığını belirtiyor.

Avrupa Komisyonunun teknolojik egemenlik, güvenlik ve demokrasiden sorumlu İcra Kıdemli Başkan Yardımcısı Henna Virkkunen, “Avrupalılar, dolandırıcıların kurbanı olma korkusu yaşamadan tatil rezervasyonu yapabilmelidir” dedi. Virkkunen, Dijital Hizmetler Yasası’nın bu tür risklere karşı platformlara açık yükümlülükler getirdiğini hatırlattı.

RTÉ tarafından aktarılan ve AB yetkililerine dayandırılan bilgilere göre, Hollanda’daki tüketici şikayetleri raporu 2026 yılının ilk yarısında Booking.com üzerinden 1072 dolandırıcılık bildirimi kaydedildiğini ortaya koydu. Uğranılan maddi zararın yaklaşık 82 bin avro olduğu hesaplanırken yetkililer, şikayet sayısının 2025 yılına kıyasla on kat arttığını dile getirdi.

Booking.com cephesinden ise Avrupa Komisyonu ile tam bir işbirliği yürütüldüğü mesajı geldi. Şirket temsilcisi RTÉ‘ye yaptığı açıklamada, “Güvenlik, güven ve kişisel bilgilerin korunması Booking.com‘un temel öncelikleridir” ifadesini kullandı.

Platform yetkilileri, siber suçlar ve çevrim içi dolandırıcılıkla mücadele amacıyla resmi makamlar, düzenleyici kurumlar ve kolluk kuvvetleriyle temas halinde kalmayı sürdüreceklerini bildirdi.

Avrupa Komisyonu, soruşturmanın başlatılmış olmasının peşinen bir ihlal kararı anlamına gelmediğini vurguladı. Euronews, ihlallerin doğrulanması halinde Booking.com‘un küresel yıllık cirosunun yüzde 6’sına varan bir para cezasıyla karşı karşıya kalabileceğine dikkat çekiyor.

Avrupa ve Rusya’daki rekabet cezaları gündeme geldi

Otel, daire ve ev gibi konaklama birimlerinin rezervasyonuna aracılık eden ve gelirini bu işlemlerden aldığı komisyonla sağlayan Booking.com, 1996 yılında Amsterdam’da kuruldu. Platform, ABD merkezli Booking Holdings bünyesinde faaliyet gösteriyor.

Şirket, Ukrayna’daki askeri operasyonun ardından Mart 2022’den bu yana Rusya pazarında resmi bir operasyon yürütmüyor.

Avrupalı düzenleyiciler şirketin uygulamalarını daha önce de incelemeye almıştı. Avrupa Komisyonu ile ulusal tüketici koruma makamları, 2019 yılı başında Booking.com‘daki tekliflerin şeffaflığını artırmak için ortak bir süreç yürüttü.

Komisyon, Aralık 2020’de şirketin fiyat, indirim ve reklam gösterim biçimlerinde değişikliğe gittiğini duyurdu. Platform bu adımla birlikte mülk sahiplerinin yaptığı ödemelerin arama sıralamasına etkisini, konaklamanın toplam maliyetini ve kalan oda sayılarını daha net göstermeye başladı.

İspanya Ulusal Pazarlar ve Rekabet Komisyonu ise Temmuz 2024’te hâkim durumun kötüye kullanıldığı gerekçesiyle Booking.com‘a 413,24 milyon avro idari para cezası kesti. İspanyol düzenleyici, şirketin otellere kendi internet sitelerinde Booking.com‘dan daha düşük fiyat sunmalarını engelleyen ve rakip platformlarla rekabeti kısıtlayan dezavantajlı koşullar dayattığını tespit etti.

Benzer bir rekabet soruşturması Rusya’da da yürütülmüştü. Rusya Federal Rekabet Kurumu, otellere başka satış kanallarında daha avantajlı koşullar sunmalarını yasaklayan fiyat eşitliği şartı dayattığı için Ağustos 2021’de Booking.com‘a 1,3 milyar ruble ceza verdi.

Şirket bu karara karşı hukuki yollara başvurdu ancak mahkeme düzenleyici kurumu haklı buldu. Booking.com söz konusu cezayı Nisan 2022’de ödedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, Ukrayna için Putin ile görüşecek müzakereci arayışına geri döndü

Yayınlanma

Avrupa Birliği, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un Rusya ziyareti ve üçlü zirve teklifinin ardından Vladimir Putin ile görüşecek bir müzakereci belirleme fikrine geri döndü. Politico’nun haberine göre kulislerde Ursula von der Leyen, António Costa, Kaja Kallas ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın isimleri tartışılıyor.

Avrupa Birliği (AB), Ukrayna konusunda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşecek bir müzakereci atama fikrine geri döndü.

Konu hakkında bilgi sahibi kaynakların Politico‘ya verdiği bilgiye göre bu arayış, ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un Rusya ziyaretiyle yeniden hız kazandı.

Witkoff ziyaretinde Putin’e Rusya, ABD ve Ukrayna arasında üçlü bir görüşme yapılmasını teklif etti.

Avrupa ülkeleri ise kendilerinin yer almadığı müzakerelerde Washington’ın Kiev açısından elverişsiz koşulları kabul edebileceğinden endişe duyuyor.

Politico‘ya konuşan kaynaklara göre müzakereci rolü için Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB Konseyi Başkanı António Costa ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın isimleri tartışılıyor.

Bazı Avrupalı diplomatlar ise bu göreve en uygun ismin Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb olabileceğini düşünüyor.

Stubb’ın Trump ile iyi ilişkileri ve Finlandiya’nın Rusya’yla ilişkilerdeki tecrübesi kendisini öne çıkaran etkenler arasında sayılıyor.

Adı açıklanmayan bir AB diplomatı, Stubb’ı şu ana kadar üst düzey liderlik sergileyen tek Avrupalı siyasetçi olarak tanımladı.

Diplomatların bir kısmı ise müzakereleri Costa’nın yürütmesini savunuyor. Geçen hafta Brüksel’de düzenlenen AB zirvesinde Avrupalı liderler Costa’ya Putin ile konuşma zamanının gelip gelmediğini sordu.

Politico‘nun kaynağı o diyaloğu, “Costa hayır yanıtını verdi, şu anda Putin ile konuşmayacağını söyledi. Ancak müzakerelerde bir rol oynamak istiyorsak Costa’nın yine de Putin ile diyaloğu başlatması gerekiyor” sözleriyle aktardı.

Başka bir kaynağın değerlendirmesine göre ise AB Konseyi Başkanı, Ukrayna’yı desteklemeye fazla odaklı görülen von der Leyen veya Kallas’a kıyasla daha tarafsız bir arabulucu olabilir.

Yayına konuşan kaynaklardan biri, “Oraya üç veya dört kişi gidip her birimiz Avrupa Birliği adına konuşamayız. Sonuçta AB’yi kimin temsil edeceğine dair seçim, kişisel iktidar mücadelesine veya birilerinin narsist hırslarına değil, azami verimliliğe dayanmalıdır” değerlendirmesini yaptı.

Politico, AB’de Ukrayna müzakereleri için özel temsilci atanmasının düşünüldüğünü ocak ayında da yazmıştı. Girişim o dönemde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni dahil bir dizi Avrupalı liderden destek görmüştü.

Putin ise Avrupa ülkeleriyle müzakereye hazır olduğunu söylemiş, ancak Avrupa’nın “barış gündemi olmadığını” ve “savaşın tarafında” yer aldığını ileri sürmüştü.

Rusya lideri ayrıca Avrupa’dan Moskova’nın tercih edeceği müzakereci olarak eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’in adını vermişti.

Kallas ise Schröder’in “Rus devlet şirketlerinin lobicisi” olduğunu ve “müzakere masasının her iki tarafında” oturacağını belirterek bu göreve atanmasının imkansız olduğunu kaydetmişti.

Stubb müzakerelerin önündeki engelleri ve Oslo trafiğini anlattı

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın sona ermesinin önündeki ana engelin toprak meselesi olduğunu söyledi.

Stubb, daha sonra Vladimir Putin ile görüşmek üzere Sankt-Peterburg’a giden Amerikalı temsilci Steve Witkoff ile Oslo’da yapılan görüşmelere katılmıştı.

Helsingin Sanomat gazetesinin aktardığına göre Stubb, barış sürecinin ilerlemesi için ya Rusya ile Ukrayna arasında ikili müzakerelerin ya da ABD’nin katılımıyla üçlü görüşmelerin gerekli olduğunu belirtti.

Finlandiya Cumhurbaşkanı çözüm kapsamında tartışılacak diğer önemli başlıkları ABD’nin Ukrayna’ya vereceği güvenlik garantileri ve savaş bittikten sonra yeni Avrupa güvenlik mimarisinin oluşturulması şeklinde sıraladı.

Stubb doğrudan söylemese de bu çerçevedeki temel meselenin Ukrayna’nın NATO üyeliği olduğunu ima etti. Finlandiya lideri ateşkesin izlenmesi, temas hattının belirlenmesi, enerji ve gıda güvenliğinin sağlanması ile esir takasını ise pratik görevler arasında saydı.

Stubb ayrıca 20 Ekim’de Oslo’da Witkoff, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin katılımıyla yapılan müzakereleri anlattı.

Farklı formatlarda yaklaşık sekiz saat süren görüşmenin üç amacı vardı: Kamuoyundaki tartışmalarda gerilimi düşürmek, Rusya ziyareti öncesinde Amerikalı temsilciye Avrupa ülkeleri ile Ukrayna’nın tekliflerini iletmek ve barışçıl çözüm yolundaki sonraki adımları belirlemek. Stubb bu hedeflere ulaşıldığını açıkladı.

Moskova kasım ayında üçlü görüşmelere yeniden başlamaya hazır

Witkoff çarşamba günü Sankt-Peterburg’da Putin ile bir araya geldi.

Görüşmenin ardından Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Moskova’nın kasım ayının ilk yarısında ABD ve Ukrayna ile üçlü müzakerelere yeniden başlamaya hazır olduğunu duyurdu.

Uşakov ayrıca AB ve NATO’nun Kremlin’in Ukrayna konusundaki tekliflerine “daha ciddi yaklaşmaya” başladığını ve “işin” çatışmanın sona ermesine doğru gittiğini söyledi.

Witkoff ise görüşmeyi “yapıcı” olarak nitelendirdi.

Bloomberg‘in kaynakları, eylül ayında Putin’in Donetsk bölgesinin tamamen Rus kontrolüne geçmesi gerektiğinde ısrar etmeyi sürdürdüğünü ve bölgenin önümüzdeki altı ay içinde ele geçirileceğinden emin olduğunu aktarmıştı.

Putin daha önce savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın NATO’ya katılmaktan vazgeçmesini, nükleer silahlardan arındırılmış tarafsız statüde kalmasını ve Rusya karşıtı yaptırımların kaldırılmasını şart koşmuştu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

The Times, Infantino hakkındaki ikinci maaş haberini geri çekerek özür diledi

Yayınlanma

The Times gazetesi, FIFA Başkanı Gianni Infantino’nun 2024 yılında Dünya Kupası organizasyon şirketinden 1,76 milyon dolarlık gizli bir ikinci maaş aldığı yönündeki haberini geri çekerek özür diledi. Gazete, İsviçre raporlama kuralları gereği harcama geri ödemelerinin maaş sayılmadığını ve Infantino’nun Miami’deki şirketle ya da gayrimenkulle bir ilgisinin olmadığını kabul etti.

İngiliz gazetesi The Times, FIFA Başkanı Gianni Infantino hakkında yayımladığı ve gizli bir “ikinci maaş” aldığını öne sürdüğü haberi yalanlayarak FIFA’dan özür diledi.

FIFA’nın X platformu üzerinden aktardığı açıklamaya göre gazete, 13 Ekim tarihli haberindeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

The Times, söz konusu haberinde bir vergi beyannamesine dayanarak Infantino’nun 2024 yılında FIFA’dan kamuoyuna açıklanmayan 1,76 milyon dolarlık ikinci bir maaş aldığını iddia etmişti.

İddiaya göre bu ödeme, 2026 Dünya Kupası’nın organizasyonunu yürütmek amacıyla FIFA bünyesinde kurulan FWC2026 adlı yapı üzerinden aktarılmıştı.

Yayımladığı tekzip metninde iddiaların gerçeğe aykırı olduğunu kaydeden gazete, ortada herhangi bir ikinci maaş olmadığını belirtti.

Açıklamada, İsviçre raporlama kuralları uyarınca harcama ve geri ödemelerin tazminat sayılmadığı, bu nedenle düzenlemelerin FIFA’nın yıllık raporunda Infantino’nun aldığı bu masraf kalemlerini göstermesini zorunlu kılmadığı açıklandı.

The Times ayrıca Infantino’nun Miami’de değerinin altında bir bedelle gayrimenkul satın almadığını ve Shadi LLC şirketiyle hiçbir bağlantısı olmadığını kabul etti.

Açıklamada, “Ne Infantino ne de ailesi, iddia ettiğimiz gibi Shadi LLC’nin yasal ya da intifa hakkı sahibi değildir ve bu şirket üzerinde herhangi bir kontrolleri yoktur. Yapılan hatalar nedeniyle Sayın Infantino ve FIFA’dan özür dileriz” ifadelerine yer verildi.

İddiayı gündeme getiren tek yayın organı The Times değildi. ABD’deki kâr amacı gütmeyen kuruluşların her yıl doldurmak zorunda olduğu 990 numaralı IRS vergi beyannamesine atıfta bulunan ESPN de benzer bir haber yayımlamıştı; bu haberde Infantino’nun 2024’te FWC2026’dan 1,72 milyon dolar aldığı öne sürülmüştü.

Gelişmelerin ardından FIFA, ağustos ayında federasyonu ve başkanını yıpratmaya yönelik koordineli girişimlere işaret ettiklerini hatırlattı.

Yapılan açıklamada, “FIFA, asılsız ve karalayıcı bilgilerin yayılmasını engellemek için medyayı sorumlu davranmaya ve tüm kaynakları titizlikle doğrulamaya çağırmaktadır. Bu olayda olduğu gibi haberler hatalı, yanıltıcı ya da tamamen gerçek dışı olduğunda FIFA bunlara doğrudan ve kararlılıkla karşı çıkmayı sürdürecektir” denildi.

Avrupa federasyonları başkanlık seçiminde desteğini çekmişti

Infantino, 2026 yazında kapsamlı yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıya kalmıştı.

Bu süreçte bazı Avrupa futbol federasyonları, yaklaşan FIFA başkanlık seçiminde Infantino’ya verdikleri desteği geri çekmişti.

Söz konusu tepkilerin gerekçeleri arasında 2026 Dünya Kupası eleme turlarındaki bir kriz yer alıyordu.

ABD Milli Takımı forveti Folarin Balogun’un cezasının kaldırılması kararı ile FIFA’nın Dünya Kupası’na ait bazı ticari hakları dış yatırımcılara satma planı yoğun eleştirilere yol açmış, federasyon bu ticari planları geri çekmek zorunda kalmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English