Ortadoğu
Jeffrey Epstein’in BAE dosyası: Körfez elitleri İsrail için nasıl devşirildi?
ABD Adalet Bakanlığı tarafından paylaşılan milyonlarca sayfalık yeni Jeffrey Epstein arşivi, pedofil fuhuş şebekesi yöneticisinin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) elitlerini İsrail çıkarları doğrultusunda birer “stratejik araca” dönüştürdüğünü ortaya koyuyor. Belgeler, üst düzey BAE’li diplomatlardan küresel lojistik devlerine kadar uzanan geniş bir ağın, şantaj ve nüfuz operasyonları aracılığıyla Ortadoğu ve Kızıldeniz jeopolitiğini yeniden şekillendirmek için kullanıldığını kanıtlıyor.
ABD Adalet Bakanlığı’nın (DOJ) son 48 saat içinde pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein ile bağlantılı 3 milyon sayfadan fazla belgeyi kamuoyuna açıklamaya başlaması, küresel güç dengelerinin perde arkasındaki işleyişine dair sarsıcı bir tabloyu gün yüzüne çıkardı.
Binlerce video ve yüz binlerce görsel içeren devasa arşiv, Epstein’in yalnızca kişisel bir yozlaşma içinde olmadığını; aksine milyarderleri, kabine düzeyindeki yetkilileri ve New York’tan Afrika Boynuzu’na uzanan stratejik altyapıyı birbirine bağlayan endüstriyel ölçekte bir nüfuz makinesi işlettiğini kanıtlıyor.
Resmi makamlar, milyonlarca belgenin hala inceleme altında olduğunu ve kamuoyuna sunulan kısmın buzdağının sadece görünen yüzü olduğunu kabul ediyor.
İnternete sızan e-posta yazışmaları ve ekran görüntüleri, Epstein’in ağının Manhattan veya Palm Beach’in çok ötesine, Basra Körfezi’nin derinliklerine, Dubai’nin yönetici odalarına ve BAE’li yetkililerin kişisel posta kutularına kadar uzandığını gösteriyor.
Diplomasi kılıfı altında inşa edilen nüfuz ağı
21st Century Wire portalının derlediği belgeler, BAE diplomasisinin vitrin isimlerinden biri olan Hind Al Owais ile Epstein arasındaki rahatsız edici ilişkiyi ortaya koyuyor.
BAE İnsan Hakları Daimi Komitesi Direktörü ve 2015’ten bu yana BM danışmanı olan Al Owais, kağıt üzerinde “modern ve ilerici BAE”nin yüzü olarak pazarlanırken, arka planda Epstein ile kariyer tavsiyeleri ve aile üyelerinin Epstein’in yörüngesine sokulması üzerine pazarlıklar yapıyordu.
Yazışmaların 2011 yılında, Epstein’in cezaevinden çıktıktan sonraki “yükseliş” döneminde başladığı görülüyor.
Al Owais’in Epstein’e gönderdiği e-postalar, BAE elitlerinin İsrail lehine taviz vermesini sağlamaya yönelik daha geniş bir operasyonun parçası olduğu izlenimini pekiştiriyor.
Ocak 2012 tarihli bir yazışmada, “Bir kızı hazırlamak yeterince zorken, iki kız kesinlikle bir meydan okuma olarak adlandırılabilir” ifadesi dikkat çekiyor.
Bir başka mesajda ise Epstein’in Al Owais’i geleceğin BAE Kültür Bakanı olarak konumlandırdığı ve “rakipsiz” olacağını belirttiği görülüyor.
Çevrimiçi platformlarda yayılan tepkiler, Al Owais’in sadece pasif bir temas noktası değil, aynı zamanda Epstein’in genç BAE’li kadınlara erişimini normalleştiren bir “yumuşak güç yöneticisi” olduğunu savunuyor.
İnsan hakları panellerine başkanlık eden bir diplomatın, küçük yaştaki kızlara istismarıyla tanınan bir adamla bu denli yakın ilişki kurması, Abu Dabi yönetiminin uluslararası imajını aklamak için ilerici söylemleri bir kalkan olarak kullandığı şeklinde yorumlanıyor.
Sultan Bin Sulayem ve işkence videolarıyla mühürlenen ortaklık
Dosyadaki en ağır iddialar, küresel konteyner trafiğinin onda birini kontrol eden devlet destekli dev lojistik şirketi DP World’ün CEO’su Sultan Ahmed bin Sulayem ile ilgili.
Dosyalara göre Bin Sulayem, on yılı aşkın bir süre boyunca Epstein ile binlerce e-posta paylaştı. Bu yazışmalar; müstehcen şakalar, elit tanıştırmalar ve jeopolitik komploların bir karışımından oluşuyor.
Şubat 2026’da ABD Kongre Üyesi Thomas Massie’nin girişimiyle sansürü kaldırılan bir belgede, Bin Sulayem’in Epstein’e işkence videoları gönderdiği ve Epstein’in de buna “İşkence videosunu sevdim” şeklinde yanıt verdiği görülüyor. Bu durum, BAE elitleri arasında sadizm ve cezasızlığın birer “bağ kurma ritüeli” haline geldiği sistemik bir soruna işaret ediyor.
Ayrıca Bin Sulayem’in, Kabe’nin örtüsünden bir parçayı Epstein’e “hediye” olarak gönderdiği ve Epstein’in bu kutsal emaneti malikanesinde halı olarak kullandığı iddia ediliyor. Bu durum, dini sembollerin güç devşirmek adına nasıl araçsallaştırıldığının çarpıcı bir örneği olarak kayıtlara geçiyor.
Somaliland hamlesi ve Kızıldeniz üzerindeki İsrail gölgesi
Epstein-BAE skandalı, jeopolitik düzlemde meyvelerini Somaliland’in tozlu limanlarında veriyor. 2012 yılına kadar uzanan belgeler, Epstein’in çevresinin Somaliland’deki su ve finans girişimlerini yakından takip ettiğini gösteriyor.
BAE, DP World aracılığıyla Berbera Limanı’na milyarlarca dolar yatırım yaparken, Epstein’in de bu limanda hisse sahibi olduğunu iddia ettiği ve bölgedeki deniz geçiş noktalarında bir gölge paydaş olarak konumlandığı görülüyor.
Epstein’in Somaliland’de “Somaliwood” adı altında çocuk programları üretecek bir stüdyo kurma fikri, çocuk istismarıyla suçlanan bir isim için “insani yardım” maskesi altında yeni bir av sahası oluşturma çabası olarak nitelendiriliyor.
Fakat asıl stratejik hedef, Somaliland’in bağımsızlık ilanını İsrail ve BAE çıkarlarıyla birleştirmekti. İsrail’in 26 Aralık 2025’te Somaliland’i tanıyan ilk ülke olacağını açıklaması, Epstein’in yıllar önce yürüttüğü arabuluculuk faaliyetlerinin bir sonucu olarak görülüyor.
İbrahim Anlaşmalarının görünmeyen mimarisi
Yıllardır eski istihbarat yetkilileri ve araştırmacı gazeteciler, Epstein’in sadece bağımsız bir şantajcı değil, İsrail istihbarat ağlarına yerleştirilmiş bir varlık olduğunu savunuyor.
Eski İsrail istihbarat subayı Ari Ben-Menashe, Epstein ve Ghislaine Maxwell’in, baba Robert Maxwell’den miras kalan bir “bal tuzağı” (honeytrap) operasyonu yürüttüğünü iddia ediyor.
DOJ dosyaları, bu hipotezle rahatsız edici derecede örtüşen bir örüntü ortaya koyuyor. Epstein; liman imtiyazları, özel jet trafiği ve BM koridorları arasında mekik dokurken, İsrail bölgedeki izolasyonunu kırmak ve Kızıldeniz’de yeni güvenlik koridorları açmak için zemin buluyordu.
Bu perspektiften bakıldığında, 2020’deki İbrahim Anlaşmaları, ani bir “barış hamlesi” değil; yıllarca süren el altı anlaşmaların, liman imtiyazlarının ve şantaja dayalı “kompromat” operasyonlarının kamuoyuna duyurulan nihai hali olarak okunuyor.
Epstein-BAE destanı, küresel gücün kişisel yozlaşmayı nasıl silah haline getirdiğinin bir portresini çiziyor. Mağdurlar -küçük yaştaki kızlar, suistimal edilen işçiler ve yerinden edilen Somalililer- hikayenin merkezinde kalmaya devam ederken, elitler kendilerini reform şampiyonu olarak yeniden markalayarak sorumluluktan kaçmaya çalışıyor.
Ghislaine Maxwell’in Kongre önünde ifade vermeyi reddetmesi ve Epstein’in gözaltındayken şüpheli ölümü, istihbarat teşkilatlarının bu ağı örtbas ettiği yönündeki şüpheleri besliyor.
Ancak Thomas Massie gibi isimlerin sansürsüz dosyalar için yürüttüğü baskı, BAE’nin denetlenemeyen serveti ve paravan şirketleri üzerinden finanse edilen daha derin İsrail istihbarat operasyonlarının haritasını çıkarma potansiyeli taşıyor.