Dünya Basını
Jeffrey Sachs: Trump’ın sözüne güvenilmez, Netanyahu savaşı körüklüyor
Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi Direktörü ve dünyaca ünlü ekonomist Profesör Jeffrey Sachs, Yargıç Andrew Napolitano’nun sunduğu Judging Freedom programında, küresel jeopolitiğin içinde bulunduğu vahim tabloyu, Amerikan dış politikasındaki tutarsızlıkları ve Ortadoğu’da yaklaşan büyük savaş tehlikesini çarpıcı ifadelerle değerlendirdi.
Yayında konuşan Sachs, özellikle Trump yönetiminin Rusya ve İran ile ilişkilerde sergilediği zikzaklı tutumu sert bir dille eleştirirken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD’yi İran’la doğrudan bir savaşa sürüklemek için “pervasız” bir strateji izlediği uyarısında bulundu.
Sachs, Washington’daki karar alıcı mekanizmaların, Amerikan halkının çıkarlarından ziyade belirli lobi gruplarının ve “aşırılık yanlısı” unsurların etkisi altında olduğunu vurguladı.
“Trump’ın sözüne güvenilmeyeceğini tüm dünya gördü”
Programın açılışında, ABD ve Rusya arasında Alaska’nın Anchorage kentinde gerçekleşen ve Ukrayna savaşının sona erdirilmesine yönelik umutları yeşerten ancak kısa sürede akamete uğrayan zirveye değinildi.
Napolitano’nun, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Trump yönetimine karşı tavrının değişip değişmediği yönündeki sorusunu yanıtlayan Sachs, Kremlin’in Washington’daki tutarsızlık karşısında büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını belirtti.
Sachs, “Rusya hükümeti, herkesin gördüğü gerçeği artık net bir şekilde görüyor: Trump’ın sözü, güvenilebilecek veya bel bağlanabilecek bir olgu değil” diyerek, Anchorage’da varılan mutabakatın nasıl bir anda yok sayıldığını şu sözlerle anlattı:
“Başkan Trump ve Devlet Başkanı (Vladimir) Putin Anchorage’da bir araya geldiklerinde, savaşın nasıl sona erdirileceği, Ukrayna’nın tarafsızlığı, güvenlik garantilerinin nasıl işleyeceği ve hangi toprak değişikliklerinin yapılması gerektiği konusunda temel bir çerçeve üzerinde anlaşmaya varmıştı. Ancak Trump o kadar tutarsız bir lider ki Avrupalı müttefikler devreye girdiğinde veya (Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir) Zelenskiy ile görüştüğünde, Alaska’da konuşulan her şeyi bir kenara bıraktı.”
Sachs, Trump’ın bu tutarsızlığının ardından Rusya’ya yönelik tehditlerini artırdığını ve hatta Hindistan’a karşı gümrük vergisi silahını çektiğini hatırlatarak, Beyaz Saray’ın davranışlarında “günlük bazda bile” mantıksal bir bütünlük bulunmadığını kaydetti.
Ünlü ekonomist, “Bu sadece Rusya için değil, Kanada’dan Meksika’ya, Avrupa Birliği’nden İngiltere’ye kadar herkes için geçerli. Dünyanın her yerinde, Amerika Birleşik Devletleri’nde olgun bir yönetim olmadığına dair büyük bir hayal kırıklığı hâkim” ifadelerini kullandı.
“Netanyahu ABD’yi İran savaşına çekmek istiyor”
Mülakatın önemli bölümü, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Beyaz Saray ziyareti ve bunun olası sonuçları üzerineydi.
Sachs, Netanyahu’nun Washington’daki varlığının tek bir amacı olduğunu ve bunun da ABD ordusunu İran’a karşı topyekûn bir savaşa sokmak olduğunu vurguladı.
İsrail hükümetinin stratejisini “tamamen pervasız” olarak nitelendiren Sachs, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Netanyahu’nun istediği çok açık: ABD’nin İran’la savaşa girmesi. Bunu on yıllardır istiyor. Trump, geçtiğimiz haziran ayında Netanyahu’nun isteğiyle bazı adımlar attı ve bu, İsrail’in İran füzelerine karşı savunmasızlığını ortaya koyan tam bir karmaşayla sonuçlandı. Şimdi Netanyahu, ABD’nin İran’a karşı bir savaşta ‘her şeyini ortaya koymasını’ (all-in) istiyor. Bu olağanüstü derecede tehlikeli bir senaryo.”
Trump’ın Truth Social platformunda paylaştığı ve Netanyahu ile görüşmesinin ardından “müzakerelere şans vereceğini” belirttiği ancak başarısızlık durumunda İran’ı “yok etmekle” tehdit ettiği mesajını yorumlayan Sachs, bunun bir oyalama taktiği olabileceğine işaret etti.
Sachs, “Bunun bölgeye yeni bir uçak gemisi göndermek için zaman kazanmaya yönelik bir taktik olup olmadığını kim bilebilir? Ancak ortada akılcı bir strateji olmadığı kesin” dedi.
Jeffrey Sachs, Batı medyasının, özellikle de New York Times gibi ana akım kuruluşların, İran’dan gelen barış çağrılarını sistematik olarak görmezden geldiğini belirtti.
İran Dışişleri Bakanı’nın 7 Şubat’ta yaptığı ve bölgesel barış için kapsamlı bir vizyon sunduğu konuşmanın ABD basınında yer bulmamasını sert bir dille eleştiren Sachs, bu durumu “gazetecilik adına utanç verici” olarak niteledi.
Sachs, İran’ın diplomatik çözüm arayışında olduğunu şu sözlerle ifade etti:
“İranlılar defalarca müzakere etmek istediklerini belirttiler. Bunu on iki yıldır söylüyorlar. ABD, Çin, Rusya, Fransa, İngiltere ve Almanya ile Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) çerçevesinde ciddi bir anlaşmaya varmışlardı. Bu anlaşma 2015’te imzalandı ve BM Güvenlik Konseyi tarafından oybirliğiyle onaylandı. Ancak Trump bu anlaşmayı yırttı attı.”
İran Dışişleri Bakanı’nın Katar’daki konuşmasında, sadece nükleer meselelerde değil, tüm Ortadoğu’da barışın mümkün olduğunu anlattığını belirten Sachs, bu barışın önündeki temel engelin İsrail’in Filistin topraklarındaki işgali olduğunu vurguladı.
Sachs, “Barış mümkündür, normalleşme mümkündür, herkes için güvenlik mümkündür. Ancak Gazze’deki soykırım, İsrail’in Batı Asya’nın tartışmasız hegemonu olma iddiası ve işgal altındaki topraklarda yayılmacı politikaları sona ermelidir” diye konuştu.
Trump’ın sosyal medya mesajında “Ortadoğu’da gerçekten barış var” şeklindeki ifadesini “saçmalık” ve “siyasi yalan” olarak nitelendiren Sachs, sahadaki gerçekliğin bunun tam tersi olduğunu belirtti.
Sachs, El Cezire’nin haberine atıfta bulunarak, İsrail’in Gazze’de kullandığı silahlara dair korkunç detaylar paylaştı:
“Ortadoğu’da barış yok. İsrail her gün Gazze’de ve Batı Şeria’da Filistinlileri katlediyor. El Cezire’nin ve diğer kaynakların aktardığına göre, İsrail Filistinlileri fiziksel olarak yok etmek, adeta buharlaştırmak için termobarik silahlar kullanıyor. Bu barbarlık sona ermeden barıştan söz edilemez.”
Sachs, mevcut savaşların temel nedeninin İsrail’in Filistin’i işgali ve 8 milyon Filistinli Arap üzerindeki baskıcı yönetimi olduğunu, bu gerçek çözülmeden kalıcı bir ateşkesin mümkün olamayacağını kaydetti.
İsrail lobisinin Washington’daki nüfuzu
Mülakatta, ABD dış politikasının şekillenmesinde “mega bağışçıların” ve lobi faaliyetlerinin rolüne de geniş yer verildi.
Sachs, Amerikan halkının büyük çoğunluğunun iki devletli çözümü ve barışı desteklemesine rağmen, Washington’daki siyasi elitin İsrail lobisinin güdümünde hareket ettiğini savundu.
Trump’ın damadı Jared Kushner ve danışmanları Steven Miller gibi isimlerin Netanyahu ile olan yakın ilişkilerine dikkat çeken Sachs, bu isimlerin “barış müzakerecisi” değil, “parlatılmış emlak komisyoncuları” olduğunu söyledi.
Sachs, şu çarpıcı tespiti yaptı:
“Amerikan müzakerecileri, Netanyahu’nun uzun süreli kişisel dostları. Onunla işbirliği yapıyor ve planlar kuruyorlar. İranlı müzakerecilerin Kushner veya diğerlerinin söylediklerine itibar etmesi için hiçbir neden yok. Ancak İranlı diplomatlar yine de Türkiye, Suudi Arabistan, Rusya ve Çin ile görüşerek diplomatik kanalları zorluyor. Bu liderler Trump’a ‘Bunu yapma, savaş çıkarma’ diyorlar.”
Sachs, Trump’ın “Önce Amerika” (America First) söylemiyle, İsrail’in çıkarları için ABD’yi savaşa sürükleme ihtimali arasındaki derin çelişkiye de işaret etti.
Olası bir İran savaşının ABD’nin ulusal çıkarlarına tamamen aykırı olacağını belirten Sachs, “Bu savaş, Trump’ın seçmen tabanının çıkarlarına, ABD’nin güvenliğine ve dünya ekonomisine tamamen zıt olacaktır. Hizmet edeceği tek çıkar, başkasına ait topraklara tutunmaya çalışan İsrailli fanatiklerin çıkarıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Napolitano’nun, Hürmüz Boğazı’nın kapanması durumunda ABD’deki benzin fiyatlarının ne olacağına dair sorusunu yanıtlayan Sachs, ekonomik etkinin ötesinde çok daha büyük bir tehlikeye dikkat çekti.
Sachs, “Hürmüz Boğazı, dünya petrol ihracatının önemli bir kısmının geçiş noktasıdır. Boğazın kapanması kaos yaratır.
Ancak bu, yaşanacak felaketin sadece küçük bir kısmı olur” diyerek şöyle devam etti:
“Bu kez yaşanacak bir savaş 12 gün sürmez. Bu kez savaş patlayıcı ve yıkıcı olacaktır. İran’ın yanında yer alacak pek çok dostu olduğunu göreceğiz ve bu gerçeği idrak ettiğimizde hem biz hem de İsrail büyük bir pişmanlık duyacak. Bu, her açıdan pervasız bir kumardır.”
Profesör Sachs, konuşmasının sonunda, barışın aslında “bir kalp atışı kadar yakın” olduğunu, ancak bunun için ABD’nin BM Güvenlik Konseyi’nde Filistin devletinin tanınmasını engelleyen vetosunu kaldırması gerektiğini belirtti.
Uluslararası hukukun ve İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerin tamamının kabul ettiği çözümün, yan yana yaşayan iki devlet esasına dayandığını hatırlatan Sachs, Netanyahu’nun tüm kariyerini bu olasılığı yok etmeye adadığını ifade etti.
Sachs sözlerini, “Eğer ABD Başkanı barış isteseydi, bu hemen gerçekleşebilirdi. Tek yapması gereken, dünyanın bildiği ve kabul ettiği çözüme, yani uluslararası hukuka engel olmaktan vazgeçmektir” diyerek tamamladı.