Dünya Basını
Kapitalistler ve komprador siyahların Mount Vernon yağması
Çevirmenin notu: Aşağıda çevirisini bulacağınız makale, kapitalizmin çağdaş biçimlerine içkin ve özellikle Batı metropollerinde belirginleşen bir olguyu ifşa ediyor: Sermaye birikimi yalnızca “Küresel Güney”in doğal kaynakları ya da ucuz emeği üzerinden değil, aynı zamanda Batı’daki “içerideki koloniler” aracılığıyla, yani içsel sömürgeleştirme pratikleri yoluyla da işliyor. Mount Vernon örneğinde görüldüğü üzere, siyasal temsilin biçimsel kazanımları ve liberal demokrasi retoriği, çoğu kez metalaşmış kimliklerin piyasa ilişkileri içinde eritilmesiyle sonuçlanıyor. Kolonyal mağduriyetin dramatize edilmesinden ibaret sözde temsiliyetler, toplumsal talepleri bastırmanın bir aracına dönüşüyor, hem de bizzat tarihsel olarak baskı altında konumlanmış gruplar içinden çıkan ama sistemle eklemlenmiş kompradorlar eliyle…
Mount Vernon Yağması: Kapitalistler ve Komprador Siyah Elitler, Westchester’ın İncisine Nasıl Göz Dikti?
Imani Nile
Black Agenda Report
23 Temmuz 2025
Çev. Leman Meral Ünal
I. Yağmanın Planı
Bugün Mount Vernon, New York, 21. yüzyıla ait bir sömürgeleştirme planıyla karşı karşıya. Bu plan, kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklarla, müteahhitlerin, siyasetçilerin ve siyah “yanlış önderlik” sınıfının kenti nasıl böleceklerine dair kurdukları ittifaklarla hayata geçiriliyor. Artık ellerinde eski zaman antlaşmaları veya silahları değil, imar haritaları ve kemer sıkma bütçeleri var. Hedefteki kaynaklar ise Avrupalı sömürgeci muadillerinin Afrika’da aradığı fildişi ya da kauçuk falan değil: Siyah mahalleler, Latin emeği ve işçi sınıfının siyasal özerkliği.
Siyah ve Latin nüfusun ekseriyetini oluşturduğu Mount Vernon, sıklıkla “Westchester’ın incisi” olarak anılır. Ancak bu unvan, kentin gerçekliğinin yanında içi boş bir slogandan ibaret; zira gerçekte yaşanan, bir tür reality-show benzeri kaos ve kepazelik. Şehir, sakinlerini New York’a taşımak üzere inşa edilmiş güçlü bir toplu taşıma ağına ve kuşaklardır yerleşik olan mülk sahibi sınıflara ev sahipliği yapıyor. Ancak bunlar, kentin grotesk gösterisinin sahne dekorlarından ibaret. Şehri fiilen rehin alan bir eski mali işler sorumlusu; yolsuzluktan yargılanıp mahkûm edilen bir eski belediye başkanı; belediyeyi temel hizmetleri karşılayamayacak kadar borca sürükleyen onlarca yıllık davalar ve yasama faaliyetleri dışında her şeyi saatlerce tartışmakla geçen meclis toplantıları… Öylesine berbat bir kamu yönetimi söz konusu ki, genellikle belediyelerle iş yapan tedarikçiler, Mount Vernon’a gözlerinin ucuyla bile bakmıyor. Çünkü en fazla yapı yangını burada çıkıyor ve evleri sık sık lağım suyu basıyor; iki rekreasyon merkezi ve üç ilkokul bu yüzden kapatılmıştı.
Bu koşulları düzeltmeye dönük en basit girişimler dahi bir sirk gösterisine dönüşüyor. Siyasetçiler birbirlerini politik meseleler üzerinden değil, utanmazca sergilenen performatif sabotajlarla engelliyor. Bu ihmal falan değil; planlı bir çöküşün, bir yağmanın habercisi.
Aslına bakılırsa, siyah “yanlış önderlerin” uzun ihanetler tarihi bizi bugünlere getirdi. Şimdi yeni bir grup, daha fazla istikrarsızlaştırma ve iktidarı beyaz seçkinlere devretme misyonunu üstlenerek, şehrin yönetim yapısını kökten değiştirecek bir sistem öneriyor: “Şehir Yöneticiliği Sistemi”. Bu öneri, 100 yıldan daha eski olan tüzüğü güncellemekle görevli Mount Vernon Tüzük Gözden Geçirme Komisyonu’ndan çıktı bile. Böylece, bir referandum ile belediye başkanının yetkilerinin azaltılması, hali hazırda çekirdek kadrodan ibaret olan personelin daha da küçültülmesi ve bütçeden sürekli şikâyet edilen bu şehirde, idari yetkilerle donatılmış, seçimle iş başına gelmemiş bir “profesyonel”in atanması talep ediliyor. Bu türden bir değişiklik, genellikle en az beş yıllık bir uygulama süresi ve ciddi maliyet gerektirirken, Mount Vernon’da iki yıl içinde, ne maliyeti, ne süreci, ne kent sakinleri üzerindeki muhtemel etkileri ne de başka herhangi bir temel lojistik husus dikkate alınmaksızın hayata geçirilmesi planlandı. Bu fikir, halka neredeyse hiç danışılmadan, üstelik 70.000’den fazla nüfusa sahip bu şehirde yalnızca 314 kişinin katıldığı (cevapların yüzde 60’ının tek bir posta kodundan geldiği) anket gibi sembolik “danışma”larla kotarıldı.
Bu yetki gaspının öncülüğünü, komisyondaki bazı siyah üyeler üstlendi; hatta iddialara göre, diğer üyeleri bu öneriye oy vermeye dahi zorladılar. “Şehir Yöneticisi”nin görev kapsamına dair sorular ise, soylulaştırma, aşırı yapılaşma, yaşam maliyetlerindeki artış ve polisin yetkisinin genişlemesi gibi süreçlerle anılan New Rochelle gibi Westchester dahilindeki diğer şehirlere yapılan karşılaştırmalarla geçiştirildi. Oysa Yonkers gibi bazı kentler, onlarca yıl önce yetki kavgaları ve derinleşen ekonomik kriz sebebiyle bu sistemi terk etmişti.
Ulusal düzeyde ve özelde ise New York eyaletinde, bu sistemi uygulamaya koyan kentlerde, özellikle de hatırı sayılır sayıda renkli nüfusu barındıranlarda, yetki dengesinin şehir yöneticisine kaydığı, “kentsel dönüşüm” (yani soylulaştırma) süreçlerinin hızlandırıldığı, kamu hizmetlerinin azaltıldığı ve Flint Su Krizi örneğinde olduğu gibi, maliyet düşürme adına belediye işleyişinin tehlikeye atıldığı olaylar sıklıkla yaşandı.
Walter Rodney’nin Avrupa Afrika’yı Nasıl Geri Bıraktı [How Europe Underdeveloped Africa] adlı eseri yalnızca bir tarih kitabı değil, aynı zamanda bir kehanetti. Sömürgecilik yalnızca kaynakları çalmakla kalmaz; ekonomileri dışarıdakilere hizmet edecek şekilde tahrif eder. Bu gerçek, diasporada sömürgeleştirilmiş siyah halklar için hâlâ geçerli.
Mount Vernon, yağma ve iktidar gaspı yoluyla istikrarsızlaştırma senaryosunu aynen uyguluyor. Devlet okullarını kapatıp kaynakları okul yönetiminin maaşlarına aktardı, müteahhitler, emlak vergisi muafiyetleriyle (PILOT) şehre çekildi; polis yetkileri ve gözetim mekanizmaları genişletildi, tüm bunlara da “ilerleme” denildi.
Rodney, geri bırakılmışlığın doğal bir durum değil, tarihsel bir süreç olduğunu söyler. Bronx, Robert Moses otoyolları geçirmek için mahvetmeden önce “yoksul” değildi. Mount Vernon “haleldar” değil; bilinçli olarak terk edilerek Westchester’ın maskarası oldu. Tüm bu istikrarsızlığın içinden Mount Vernon’da ortak bir kanaat doğdu:
“İtalyanlar şehri yönetirken işler çok daha iyiydi.”
II. Siyah Kompradorlar: CBC’den Mount Vernon Belediye Binası’na
Her sömürge projesinin yerli iş birlikçileri olur. ABD’de Siyah Kongre Üyeleri Grubu (Congressional Black Caucus -CBC), bu iç sömürge düzeninin yöneticisi olma rolünü üstlenmiş durumdalar. Silikon Vadisi’nin bağışçılarıyla pek samimi ilişkiler kurar, polis gücünün genişlemesine destek verir, bizim acılarımızı ise siyasal sermayeye dönüştürürler. Mahallelerimiz veri ve kâr uğruna talan edilirken… Bunların marifetiyle siyah aileler mahallelerinden zorla çıkarılır ya da kirli hava ve zehirli suyla çevrili bölgelerde yaşamak zorunda kalır; siyah erkeklerin yüzde 30’u hayatlarının bir döneminde hapse girme riskiyle karşı karşıya kalır. Bu sistem, siyah toplulukları bir sömürü döngüsüne hapsediyor. Mahallelerimizde işgal altındaki bölgeler gibi devriye geziyor, emeğimiz sefalet ücretleri karşılığında sömürülüyor ve oylarımız bizi yerinden eden mekanizmaları meşrulaştırmak için kullanılıyor. CBC, tabanın taleplerini gösterişli şirket kampanyaları ve boş sembolik atamalarla takas ederek bu düzeni sürdürüyor.
Mount Vernon’da Demokrat Parti siyah seçmenleri rehin alınmış bir kitle gibi görür. Sundukları tek şey fotoğraf çekilme fırsatı ve #blackexcellence [#siyahmükemmelliği] hashtaginden ibarettir. Ve tabii bu arada, akıl hastaları sokaklara terk edilir, istihdam seçenekleri yok denecek kadar azdır, polis okul çıkışlarında çocukların peşine düşer ve siyah ve Latin emekçi sınıf, kenti yavaş yavaş kuşatan soylulaştırma dalgasına karşı kiralarını denkleştirmeye çabalar.
Westchester County’deki burjuva siyahlar, White Plains ve New Rochelle’in balo salonlarında şatafatlı yemekler düzenler ve polisin siyah ve Latin topluluklara yönelik şiddeti hakkında nutuk atarlar; tıpkı 2023’te New Rochelle’de Jarrel Garris’in polis tarafından öldürülmesinde ya da ABD Adalet Bakanlığı’nın Yonkers ve en son Mount Vernon’daki polislerin yurttaşlık haklarını ihlal ettiğini ortaya koyan raporlarında olduğu gibi. Bu kişiler “Siyahların Hayatı Önemlidir” (BlackLivesMatter) diye haykırırlar ama şişirilmiş polis bütçelerini ve gözetimin artırılmasını desteklerler. Üst-orta sınıf kiracıları çeken lüks konut projelerini destekler, ardından yoksul ve emekçi halkın yaşadığı bir bina yandığında ise “ne büyük trajedi!” diye feryat ederler. Sınıfsal sadakatleri ortadadır: Onlar, yükselen, gerici liberal bir çizgide ve kendi seçmenlerini yoksullaştıran sistemle göbekten bağlılar.
Demokratların ahlaki pozisyon alışları ise, birbirlerini “Cumhuriyetçiler gibi davranmakla” ya da “Trump gibi hareket etmekle” suçlamaktan ibaret; sanki onlarca yıldır kenti yöneten Demokratlar, bugün istismar ettikleri krizleri kendileri yaratmamış gibi. Tüm bunlar, ihanetlerini örtbas ettikleri bir sis perdesinden başka bir şey değil.
Bu zatların rolü, Belçika Kralı II. Leopold’un Kongo’daki terörünün uygulayıcısı “Force Publique” isimli siyah askerî birliğini andırıyor. Mount Vernon’un Force Publique’ü, bizleri üzerimize savaş açmış bu iç sömürge düzenine bağlı tutarken, bir yandan da Christian Louboutin tasarımı ayakkabılar giyip kendilerini “siyah Mount Vernon’un sesi” olarak sunuyorlar.
III. Yeni Bir Yapısal Uyum Biçimi Olarak Kemer Sıkma
IMF’nin 1980’lerde Afrika’da uygulamaya koyduğu yapısal uyum programları (SAP’ler), kıtadaki ülkeleri dış borçlarını ödeyebilmek için eğitim ve sağlık harcamalarını kesmeye zorladı. ABD öncülüğünde Batı, kıtanın daha fazla tahakküm altına alınmasını meşrulaştıran koşulları bizzat hazırlamış oldu. Çünkü ancak kamusal altyapıyı özelleştirmek ve kamu hizmetlerini ortadan kaldırmaya zorlamak gibi kirli taktiklerle bir ulus çökertilebilirdi.
Walter Rodney’nin hâlâ güncelliğini koruyan sorusu, “Kimin için az gelişmişlik?” sömürgeciliği basit bir ihmal biçimi olarak değil, küresel yoksullardan kaynakların aktif biçimde çekilip emperyal merkezlere aktarılması olarak teşhir eder. İşte Mount Vernon’da yaşananlar, bu sürecin ülke içinde nasıl tezahür ettiğini ve ABD’de siyahların nasıl koşullara maruz bırakıldığını en açık haliyle gösteriyor.
Ev sahiplerine düzenli olarak vergi zammı geliyor, ancak sakinler yıkılmaya yüz tutmuş yollar ve kaldırımlar arasında yolunu bulmaya çalışıyor, zira paraları nitelikli kamu hizmetlerine değil, bitmek bilmeyen davalara harcanıyor. Eyaletin en zengin bölgesinde “uygun fiyatlı” konutların aylık kirası 2500 doların üzerinde. İstihdam seçenekleri kısıtlı ve çoğu düşük ücretli sömürü endüstrileri. Mount Vernon’daki siyah emekçi sınıfın büyük kısmı, gelir seviyesinin daha düşük olduğu ve altyapının daha kötü olduğu kentin güney yakasında yaşıyor. Belediye yönetimi ise yerel ve eyalet vergi gelirlerinden elde edilen milyonlarca doları polis ve gözetim sistemlerine kapı zili kameraları ağlarından tutun ShotSpotter [silah sesi algılama] sistemine ve “Farkındalık Odası” [Aware Room] adı verilen, hareketlerimizi gerçek zamanlı izleyen kontrol merkezlerine aktarıyor. Üstelik şiddet suçlarının azaldığı bizzat resmi organlarca kabul edilmişse de, şimdilerde “yaşam kalitesine dair suçlar” diye uyduruk gerekçelere sığınıyorlar. Tüm bu koşullar, siyah ve Latin emekçilerin başarısızlığa mahkûm edilmesi üzerine kurulu bir sistemin varlığından başka bir şeye işaret etmiyor.
Westchester’daki ve eyalet düzeyindeki beyaz seçkinlerin çıkarlarına hizmet eden siyah aracılar, bu koşulları kenti yağmalamayı meşrulaştırmak için bilinçli olarak yaratıyorlar. Sözde mali disiplin ve kent genelinde yaşanan idari kargaşa, okul kapatmaları, YMCA/YWCA gibi toplum merkezlerinin ortadan kaldırılmasını, çevresel ve altyapısal çöküşün görmezden gelinmesini ve büyük şirketlere vergi indirimleri sunulmasını zorunlu kılıyor. Tüm bunların nihayetinde, kentin tamamen çöküşüne yol açması ve ardından kendi seçtikleri bir “şehir yöneticisi” aracılığıyla Mount Vernon’un “kurtarılması” planlanıyor.
Yapısal uyum programları Afrika’yı “kurtarmadı”; peşkeş çekti “Şehir yöneticisi” de Mount Vernon’ı da kurtarmayacak; onu satacak.
Rodney’in uyarısı gayet açıktı: Sömürgeciler, hizmet etmek için değil, kontrol etmek için altyapı inşa eder. Yatırımcılar ve onların siyasi müttefikleri “ilerleme”den söz ettiklerinde kastettikleri, topluluğun değil, sermayenin ilerleyişidir. İşte bu, planlı geri bırakılmışlıktır. Yani sahip olmamız gereken gücün ellerimizden alınarak onlara bırakılması; her bir kameranın kapımıza çevrilmiş olması… Bize aslında sessizce şunu ilan ediyor: “Bu mahalle artık bizim.”
IV. Direnişin El Kitabı
Afrika’nın kurtuluşu, kitlelerin akşam yemeklerinde aile ve arkadaşlarıyla gizlice şikayetlenmesiyle gelmedi. Silahlı ayaklanmalar, kitlesel grevler ve uluslararası alanda utanç kampanyaları ve yatırımların geri çekilmesine neden olan baskı hareketleri sayesinde geldi. Mount Vernon’ın direniş stratejisi de en az bu kadar tavizsiz olmalıdır.
- İş birlikçileri teşhir et: Kapitalist elitler ve kalpazanlarla iş tutan her politikacıyı, papazı ve “lideri” teşhir et.
- Mekanizmayı sabote et: Belediye ve Demokrat Parti toplantılarını kitlesel biçimde doldur. Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası (FOIL) kapsamında belgeler talep et; boş arazileri işgal et.
- Paralel bir güç inşa et: Kara Panterler tarzı klinikler, kiracı birlikleri, kitle temelli arazi vakıfları oluştur.
İşte yol haritası bu. İşte ilerlemenin yolu bu.
Yerel siyasi yapı ve onun burjuva siyah dostları, kentin düşük siyasi katılım oranına ve zayıf seçmen mobilizasyonuna güveniyor. Nitekim kayıtlı seçmenlerin yalnızca küçük bir bölümü seçimlerde sandığa gidiyor. Belediye meclisi toplantıları genellikle az katılımla geçiyor. Toplumsal örgütlenme neredeyse yok. Ne baskı oluşturacak bir mekanizma var ne de acilen ihtiyaç duyulan paralel sistemleri yaratabilecek bir zemin. Ancak bu, kalıcı bir durum olmak zorunda değil. Bir hareketlilik var. Bunu yakalamalıyız.
V. Sonuç
16 Temmuz 2025’te, “Şehir Yöneticisi” meselesinin referanduma sunulması başarısız oldu; bu, halkın direnişinin doğrudan sonucuydu. Tarih bize bir şey öğretiyorsa, kenti ele geçirme hareketinin sonucunun henüz belli olmadığını öğretiyordur. Yeni yönetişim sistemine geçiş konusunda gösterilen aciliyet, daha büyük bir planın devrede olduğunu düşündürüyor. Ancak örgütlü bir direnişle bu plan, tıpkı kısa süre önce olduğu gibi, yine boşa düşürülebilir
Sömürgeciliğin en büyük yalanı, Afrikalıların kendi kendilerinden kurtarılmaya muhtaç oldukları iddiasıdır. Bu, yüzyıllardır emperyal tahakkümü maskelemek için sürdürülen koca bir yalan. Mount Vernon’da bu yalan, siyahların beyazlardan 3’e 1 oranla, siyah seçmenlerin ise beyazlardan 2’ye 1 oranla fazla olduğu bir Demokrat Parti kalesinin, seçilmemiş bürokratlar tarafından “daha iyi yönetilmesi” gerektiği düşüncesiyle karşımıza çıkıyor. Daha önce de yazdığım gibi, bu politikacılar bizimle dalga geçiyor Tıpkı Kongre’deki benzerleri gibi, Mount Vernon halkına hizmet etmek gibi bir niyet taşımadıkları için Mount Vernon halkı kendi kendine hizmet etmek zorunda.
Mount Vernon’ı bir “Şehir Yöneticisi” “düzeltmeyecek”. Bunu sadece halkın kendisi yapabilir.