Diplomasi
Lavrov: 14 Mayıs’ı Amerikalı temsilcilere sorun

Çavuşoğlu ve Lavrov’un gündeminde Akkuyu Nükleer Santrali, Rus gazının Türkiye üzerinden dünyaya sevki, Suriye ile normalleşme süreci, Rusya-Ukrayna savaşı, Libya, İsrail-Filistin sorunu vardı. Lavrov “Rusya 14 Mayıs’ta hangi ittifakı destekliyor” sorusuna Amerika’yı işaret ederek yanıtladı.
Hafta içi Moskova’da düzenlenen Türkiye, Suriye, İran ve Rusya Dışişleri Bakan yardımcılarının toplantısından sonra Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun davetlisi olarak dün akşam Ankara’ya geldi. İki bakan bugün gündemlerindeki konuları Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde masaya yatırdı ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
Çavuşoğlu, Lavrov ile yoğun gündemlerinin olduğunu ve dün akşam Ankara’da Rus mevkidaşıyla iftarda da buluştuklarını, bugün de baş başa, daha sonra da heyetler arası geniş katılımlı görüşmeler gerçekleştirdiklerini, görüşmelerin kapsamlı ve verimli olduğunu söyledi. Lavrov da mevkidaşıyla yaptığı görüşmede uluslararası konular arasında oldukça detaylı bir şekilde Orta Doğu, Kuzey Afrika, Kafkaslar, Orta Asya ve Karadeniz Bölgesi’ndeki durumu değerlendirdiklerini aktardı.
İki bakan özetle şunları söyledi:
Moskova zirvesi
- Çavuşoğlu: Moskova’da her ülke tutumunu ve görüşlerini şeffaf ve açık şekilde dile getirdi. Bu sürecin aynı şekilde şeffaf ve açık şekilde devam etmesi gerektiğine inanıyoruz. Bir toplantıda, iki toplantıda tüm meselelerin halledilmeyeceğini biliyoruz, gerçekçiyiz ama diyaloğun devam etmesi gerekiyor. Dörtlü dışişleri bakanları toplantısının ne zaman olacağını da değerlendirdik.
- Lavrov: Biliyorsunuz, Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkiler normalleşmeye başladı, Rusya’nın aracılığıyla normalleşiyor bu ilişkiler. Moskova’da dışişleri bakan yardımcıları seviyesinde 4’lü toplantı başlı başına bir başarıydı. Ancak sorunlar bir adımda çözülemez; temasların güçlendirilmesi, şeffaflığın artırılması ve karşılıklı güven ve çıkar dengesinin sağlanması gerekiyor. Dışişleri bakanları toplantısı için de hazırlıklar devam ediyor. Tüm taraflar için uygun bir tarih belirlenecek.
Rusya-Ukrayna savaşı
- Çavuşoğlu: Maalesef bir yılı aşkın süredir devam eden savaş, başta Rusya ve Ukrayna olmak üzere tüm dünyaya zarar vermeyi sürdürüyor. Savaşın bir an önce uluslararası hukuk temelinde müzakereler yoluyla sonlandırılması beklentimizi bir kere daha vurguladık. Bu konuda her zaman olduğu gibi Türkiye olarak elimizden gelen desteği vermeye hazır olduğumuzu tekrarladık. Biz her iki tarafla da görüşerek sorunun çözümü için gayret gösteriyoruz.
- Lavrov: Kamuoyuna açık bir şekilde hedeflerini şöyle açıkladılar: Rusya’yı sahada yeneceklermiş, stratejik bir mağlubiyet bekliyormuş Rusya’yı. Ama aslında uluslararası alanda bir rakip görmek istemiyorlar. Kendilerinden bağımsız, egemen, politika yürüten ülkelere karşı çeşitli faaliyetlerde bulunuyorlar. Rusya’yı yenecekleri zaman daha sonra sıra Çin’e gelecek. Yani öyle geliyor. Kendi ulusal çıkarlarını koruyan her bir ülkeyi böylelikle sindirmeye çalışıyorlar. Herkesin ABD çıkarlarına uymalarını onların gündemine tabi olmalarını bekliyorlar. Amerika hegemon olmak istiyor. Herkese kendi tavrını, kendi tutumunu empoze ediyor ve yeni bir dünya düzeni kurmaya çalışıyor. Rusya ise bu yeni dünya düzeninin BM şartına dayalı bir düzen olmasını istiyor.
- Ukrayna ile ilgili görüşmeler sadece Rusya’nın çıkarlarının göz önüne alınması durumunda gerçekleşebilir. Barış görüşmelerine yanaşmadığımız doğru değil, fakat bu görüşmelerin, daha önce sunduğumuz prensiplere dayanması gerekiyor.
- Minsk anlaşmalarının Ukrayna’yı silahlandırma molası olarak kullanıldı, Batı Ukrayna’daki Nazi ideolojisinin sıçramasına katkı sundu. Zelenskiy’in Nazi rejiminin yansıtmaya çalıştığı gibi ‘dünyanın en demokratik devletine saldırı’ gibi bir durum yok. Biz görüşmeye açığız. Ancak haklı taleplerimiz dikkate alınmalı. Bu kendine ‘demokratik’ diyen devlet (Ukrayna) bakın hangi yasaları çıkarttı: Rusçayı yasakladı, Rusça kitaplar yasaklanıyor, Rus sanatçılar konser veremiyor. Odessa, İkinci Yekaterina tarafından kurulan bir şehir. Ancak heykeller bile kaldırılıyor.
Tahıl anlaşması
- Çavuşoğlu: İstanbul Tahıl Anlaşması, diplomasi ve müzakerelerin sonuç verdiğini de aynı zamanda gösteriyor. Tahıl Anlaşması’nın uzatılması için Rus tahılı ve gübresinin ihracının önündeki engeller gibi sorunlar giderilmeli. Burada adil olmak zorundayız. Bunu söylediğimiz zaman bazen bize ‘Siz Rusya’yı mı destekliyorsunuz?’ diyorlar. Hayır, biz Rusya’yı desteklediğimizden değil, biz zaten Rusya’dan tahıl ve gübre ithal ediyoruz. Önemli olan bu anlaşmanın devamı için Ukrayna’dan tahıl ve gübrenin ihracatının devam edebilmesi için var olan mutabakatların yerine getirilmesi lazım, bizim söylediğimiz bu. Mesela Rusya Federasyonu’nun Ziraat Bankası halen SWIFT sistemine dahil edilmedi. Bu konuda da sorun devam ediyor.
- Lavrov: Rus tahıl ve gübresi yaptırım listesine dahil edilmedi ancak Swift ödeme sisteminden bağlantımız kesildi. Gemilerimizi sigortalayamıyoruz ve yabancı gemiler de limanlarımıza giremiyor. Aslında bize, siz gübre ve tahılları depolayın, hiçbir yere sevk edemeyeceksiniz nasıl olsa diyorlar. Dolayısıyla biz bu tahıl anlaşmasını bir kez 220 gün uzattık fakat bu problemleri gerçek anlamda çözmek isteyen kimseyi görmediğimiz ve vicdanlarına seslenmekten bıktığımız için anlaşmayı askıya aldık. Şimdi de 60 günlük bir uzatma söz konusu. Rus tarım ürünlerinin sevkiyatında herhangi bir gelişme olmazsa bu anlaşmaya ihtiyacımız var mı diye sorgulayacağız.
- Ukrayna’dan sevk edilen tahılların aslan payı AB’ye gidiyor. Eğer isterlerse kendi tahıllarını karayoluyla gönderebilirler. Biz ise bu anlaşmanın dışında kendi adımlarımızı atarız. Katar ve Türkiye ile sevkiyatı devam ettiririz. Zaten devlet başkanımız (Vladimir Putin) ‘Fakir ülkelere tahıllarımızın sevkiyatı, ihracatımız devam edecek’ dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki kabul, basına kapalı gerçekleştirildi.
Akkayu ve enerji merkezi
- Çavuşoğlu: Türkiye ile Rusya arasında ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi için ortak bir irade var. Akkuyu Nükleer Güç Santrali dahil olmak üzere enerji iş birliği konularını da ele aldık.
- Lavrov: Bugünkü toplantıda ilişkilerimizde lokomotif olan projelerden bahsettik. Özellikle Akkuyu Nükleer Santrali’nin kuruluşundan bahsedildi. Bu santralin inşası Türkiye’nin enerji güvenliğini güçlendirecektir. Bu vesileyle şunu ifade etmek istiyorum, 27 Nisan’da santralin birinci bloğuna artık nükleer enerjiyi sevk etmiş olacağız. Türkiye’de bir gaz merkezi kurulacak. Rus enerji kaynaklarını dünya pazarına sevk etmek üzere bir merkez kuruyoruz. Geçen sene devlet başkanlarımız, liderlerimiz bu gaz merkezinin oluşturulması ile ilgili bir karar almıştı. Bu kararın ne kadar isabetli olduğunu daha da iyi anlamış olduk.
Libya
- Çavuşoğlu: Ülkenin (Libya) bir an önce demokratik, şeffaf bir seçime hazırlanması gerektiğine inanıyoruz. Bugün, aynı şekilde ülkenin hem siyasi olarak hem diğer unsurlarıyla birleştirilmesinin önemini vurguladık. Özellikle çok sayıda milis gruplar var, dolayısıyla Libya’nın artık askeri ve polis dahil güvenlik gücüne ihtiyacı var. Ülkenin her anlamda birleştirilmesi için çabalarımızı devam ettireceğiz. Bu konuda Rusya ve diğer aktörlerle yakın iş birliği içinde olacağız.
- Lavrov: Türk dostlarımızla hedefimiz ortak. Libya’da siyasi uzlaşma sağlamak. Libya’da mevcut olan tüm güçleri barıştırmak ve tabii bunun temelinde devlet yapılarını yeniden kurmak.
Kuzey Akım saldırıları
- Çavuşoğlu: Kuzey Akım 1 ve 2 doğal gaz boru hatlarında geçen yıl meydana gelen patlamalara ilişkin soruşturmaları nasıl değerlendirdiklerinin sorulması üzerine Çavuşoğlu, bu patlamaların mevcut enerji krizini daha da tetiklediğini vurguladı. Çavuşoğlu, söz konusu saldırının ciddi olduğuna işaret ederek, saldırının kimin tarafından neden yapıldığına dair “açık ve şeffaf” bir soruşturmanın bağımsız uzmanlardan oluşan kuruluş tarafından yürütülmesi gerektiğine dikkati çekti.
- Lavrov: Kuzey Akım’daki patlamanın soruşturulmasına Rusya prensipte katılabilir. Ancak tüm sonuçlar ve bilgiler gizlilik bahanesiyle bir şekilde paylaşılmıyor. Bir jandarma var ve bunun talimatı, telkiniyle hareket ediyorlar.
İsrail-Filistin sorunu
- Çavuşoğlu: Bugün İsrail’de güvenlik işleri en ırkçı, en faşist bir siyasetçiye verilmiştir. (Aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar) Ben-Gvir’a verilmiştir. Dolayısıyla bizim İsrail’e çağrımız, gerek Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırılarını, biraz önce durduklarının haberini aldık, gerekse hava saldırılarını kalıcı olarak durdurması gerekiyor. Kalıcı çözümün yöntemi dün dünyanın kabul ettiği iki devletli çözüm. Bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ve Doğu Kudüs’ün bu devletin başkenti olması gerekiyor.
- Lavrov: Filistin ile İsrail arasındaki süreci yeniden başlatmak istiyoruz. Bu süreçten sorumlu olan Rusya, AB, ABD ve BM dörtlüsü var. Bir de Arap Birliği devletlerinin de sürece katılması öngörülüyor. Taraflarla somut anlaşma sağlayabiliriz. İsrail ve Filistin’in iki devlet olarak yaşaması öngörülüyor fakat bu dörtlü format uzun zamandır toplanamıyor. Batı, daha doğrusu ABD, bu süreci engelliyor. BM Genel Sekreteri adeta gölgeye çekildi. Çağrıda bulunmalı ama herhalde ABD’yi rahatsız etmek ve kızdırmak istemiyor. ABD’nin kendi planı var. Doğrudan İsrail ve Filistin’i görüştürebiliriz diyor fakat bildiğimiz ve medyaya sunulan bilgilere göre, BM kararlarına uygun olmayan teklifler sunuluyor.
Lavrov’a 14 Mayıs sorusu
Lavrov kendisine yöneltilen “Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde, Rusya’yı kimin desteklediğine” ilişkin soruyu şöyle yanıtladı: “Beni bir başkasıyla karıştırmış olmayasınız? Size tavsiyem, Amerikalı temsilcilerin basın toplantılarına gitmeniz ve bu soruları onlara sormanız. Çünkü Rusya Federasyonu, seçim döneminde olan ülkelerin iç işlerine, hatta iç tartışmalarına dahi asla karışmaz. Şeffaflık prensibine dayalı ve gözlemcilerin de izlediği kendi demokratik süreçleri içindeki ülkelerin yasalarına her zaman saygılıyızdır. Bu her ülkenin kendi meselesidir. Bu tabii ki, böyle gelişmiş ve demokratik bir ülke olan Türkiye Cumhuriyeti’nin de kendi meselesidir.”
Lavrov’a yöneltilen soru üzerine söz alan Çavuşoğlu da Türkiye’nin demokratik bir ülke olduğunu, demokratik ve şeffaf seçimler gerçekleştirdiğini vurguladı. Çavuşoğlu, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” sözünü hatırlatarak, her seçimde son kararı milletin verdiğini ifade etti. Son 6 seçimdir yurt dışında yaşayan vatandaşlara da oy hakkı verildiğini kaydeden Çavuşoğlu, “Dolayısıyla milletimiz karar verecek. Rusya veya herhangi bir ülkenin Türkiye’deki seçimlere karışmasını biz hiçbir zaman arzu etmeyiz. Ruslardan da böyle bir niyet görmedik zaten” diye konuştu. Çavuşoğlu, buna rağmen bu konuda çifte standartlar olduğuna dikkati çekerek, “Bazı ülkeler, özellikle o ülkelerde yapılacak seçim kampanyasıyla ilgili PKK’ya bağlı HDP ve CHP’nin taleplerini karşılarken Cumhur İttifakı’nın taleplerini değişik bahanelerle reddediyorlar. Farklı yöntemlerle müdahale etmeye çalıştıklarını biliyoruz” ifadelerini kullandı.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı











