Bizi Takip Edin

Amerika

Lula da Silva: Brezilya geri döndü

Yayınlanma

Brezilya’da dün ikinci turu yapılan başkanlık seçimini eski Devlet Başkanı (2003-2010) Lula da Silva yüzde 50,83 oyla kazandı. Mevcut sağcı lider Jair Bolsonaro’yu yenen solcu aday Lula da Silva, ülkesini uluslararası arenada yeniden hak ettiği yere getireceğini söyledi.

Nüfusu 212 milyonu aşan Latin Amerika’nın en büyük ülkesi Brezilya’da yaklaşık 156 milyon seçmen Pazar günü sandığa gitti.

Yüksek Seçim Mahkemesinin (TSE) yayınladığı yüzde 98,9’u açılan sandık sonuçlarına göre İşçi Partisi adayı Luiz Inácio Lula da Silva yüzde 50,83, Liberal Parti adayı mevcut Devlet Başkanı Jair Bolsonaro yüzde 49,17 oranında oy aldı.

2 Ekim’de ilk turu düzenlenen devlet başkanlığı seçimlerinde de Lula da Silva yüzde 48,43 oy ile Bolsonaro’yu (yüzde 43,20) geçmişti.

Daha önce Brezilya’yı iki dönem yöneten Lula, 1 Ocak 2023’te devlet başkanlığını Bolsonaro’dan devralacak.

Tek ülke, tek halk…

Lula da Silva, seçimi kazanmasının ardından destekçilerine yaptığı konuşmada, “1 Ocak 2023’ten itibaren sadece bana oy verenleri değil, 215 milyon Brezilyalıyı yöneteceğim. İki Brezilya yok. Biz tek ülke, tek bir halk ve büyük bir milletiz” dedi.

Hakkındaki yolsuzluk davaları ve hapiste kalmasına işaret eden Lula, “Brezilya siyasetinde bir diriliş süreci yaşadığımı düşünüyorum. Beni diri diri gömmeye çalıştılar ama şimdi ülkeyi yönetmek için buradayım. Çok zor bir durumun içindeyiz ama eminim ki halkın yardımıyla bir çıkış yolu bulacağız ve barışı yeniden tesis edeceğiz” ifadelerini kullandı.

En acil görev açlıkla mücadele

Açlıkla mücadele vurgusu yapan Lula, “En acil taahhüdümüz açlığın tekrar sona ermesidir, milyonlarca erkek, kadın ve çocuğun bu ülkede aç kalmasını veya gereğinden az protein tüketmesini normal karşılayamayız. Gıda üretiminde en büyük üçüncü üreticiyiz, hayvansal proteinde ise en büyük üreticiyiz” diye konuştu.

Taahhüdünü yineleyen Lula, “Tüm dünyaya ihracat yapabilecek durumdayız ve her Brezilyalının her gün kahvaltı, öğle ve akşam yemeği yiyebilmesini sağlama görevimiz var. Bu, bir kez daha hükümetimin bir numaralı taahhüdü olacak” dedi.

Konut sorununa da değinen Lula, “Ailelerin sokakta yatmaya zorlanmasını normal olarak kabul edemeyiz, bu yüzden ‘benim evim benim hayatım’ programına devam edeceğiz ve katılım programlarını geri getireceğiz. Brezilya artık bu devasa eşitsizlik duvarı ile yaşayamaz” ifadelerini kullandı.

Lula halkın taleplerini ise şöyle sıraladı: “Brezilya halkı iyi bir iş, her zaman enflasyonun üzerinde bir maaş, kaliteli bir halk sağlığı ve eğitime sahip olmak istiyor. Silah yerine kitap istiyor. Brezilya halkı umudunu yeniden kazanmak istiyor.”

Demokrasi mesajı

Seçim zaferini bir “demokrasi zaferi” olarak tanımlayan Lula, “Bu, demokrasinin zafere ulaşması için siyasi partilerin, kişisel çıkarların ve ideolojilerin üzerinde kurulmuş muazzam bir demokratik hareketin zaferidir” dedi.

Lula, Twitter hesabından da Brezilya bayrağını “Demokrasi” notuyla paylaştı.

Dış politika vurguları:

Dünyada saygınlık

“Bugün dünyaya Brezilya’nın geri döndüğünü ve üzücü bir parya rolüne indirgenemeyecek kadar büyük olduğunu söylüyoruz” ifadelerini kullanan Lula, “Uluslararası gezilerimde en çok duyduğum şey, dünyanın en zengin ve en güçlü ülkeleriyle eşit şartlarda konuşan ve aynı zamanda en fakir ülkelere katkıda bulunan egemen Brezilya’yı özlediğidir” dedi.

Bölgesel entegrasyon

Daha önceki yönetim dönemlerinde, Mercosur ve diğer bölgesel entegrasyon organizasyonlarını güçlendirdiğini hatırlatan Lula, “Ülkenin güvenilirliğini, öngörülebilirliğini ve istikrarını yeniden kazanacağız, böylece yatırımcılar Brezilya’ya olan güvenini yeniden kazanacaklar, böylece ülkemizi acil ve yırtıcı bir kâr kaynağı olarak görmekten vazgeçecekler ve çevresel sürdürülebilirlik ile ekonomik büyümede müttefikimiz olacaklar” diye konuştu.

ABD ve AB ile yeni standartlar

Ayrıca, ABD ve Avrupa Birliği (AB) ile yeni standartlar altında ortaklık kurtarmaktan söz eden Lula da Silva, “Ülkemizi emtia ve hammadde satıcısı rolüne girmeye mahkum eden ticaret anlaşmalarıyla ilgilenmiyoruz. Yeniden sanayileşeceğiz ve yeşil ekonomiye yatırım yapacağız” diye ekledi.

Lula aynı zamanda, Birleşmiş Milletler’de (BM) ülkeler arasındaki dengeyi sarsan ve Genel Kurul ile Güvenlik Konseyi’nin genişlemesini engelleyen beşi daimi üye sorununu gündeme getirdi.

İklim kriziyle mücadele

“Dünyadaki açlıkla mücadeleye yeniden katılmaya hazırız” diyen Lula da Silva, Brezilya’nın, Amazon ormanları başta olmak üzere tüm yağmur ormanlarını koruyarak iklim kriziyle mücadeledeki öncü rolünü kazanmaya hazır olduğunu dile getirdi.

Lula, Amazon ormanlarında artan ormansızlaşma ve tahribata son verileceğini vurgulayarak, “Amazon’u korumak için uluslararası işbirliğine açığız, ancak Brezilya’nın liderliğinde egemenliğimizden vazgeçmeden” ifadesini kullandı.

Latin Amerika’da sol rüzgar

ABD destekli darbeleri bertaraf eden Latin Amerika’da sol dalgası yükselmeye devam ediyor.

Peru, Bolivya, Arjantin, Şili, Honduras ve Kolombiya’nın ardından Brezilya seçimlerinde de solcu adayın kazanması, bölgesel entegrasyon çabalarının güçleneceğine dair beklentileri artırdı. Lula da Silva’nın zafer konuşmasında yaptığı bölgesel entegrasyon vurgusu da buna işaret ediyor. Lula ile Brezilya’nın, kendisi ile benzer perspektiflere sahip Arjantin, Şili, Meksika ve Kolombiya gibi diğer hükümetler arasında işbirliğini artırması bekleniyor.

Öyle ki, Lula’nın zaferini güçlü bir şekilde sahiplenen Latin Amerika liderleri, coşkulu tebrik mesajları paylaştı ve bu zaferin Latin Amerika’nın birleşmesini güçlendireceği vurgusunu yaptı.

Latin Amerika liderlerinden tam destek

Arjantin Arjantin Devlet Başkanı Alberto Fernandez kendi Twitter hesabından Lula ile fotoğrafını paylaşarak, “Tebrikler Lula da Silva! Zaferin Latin Amerika tarihi için yeni bir dönem açıyor. Bugün başlayan bir umut ve gelecek dönemi. Burada birlikte çalışacağın ve halklarımızın iyi yaşamı hakkında büyük hayaller kuracağın bir arkadaşın var. Yaşadığın onca adaletsizlikten sonra Brezilya halkı seni seçti ve demokrasi galip geldi” ifadelerini kullandı.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro da Twitter hesabından şu paylaşımı yaptı: “”Bu 30 Ekim’de Lula’yı yeni devlet başkanı olarak seçen Brezilya halkının zaferini kutluyoruz. Yaşasın özgür, egemen ve bağımsız olmaya kararlı halklar! Bugün Brezilya’da demokrasi zafer kazandı. Tebrikler Lula!”

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz Canel ise paylaşımında, “Hain yöntemlerle zaferini geciktirdiler ama halkın oyu ile kazanmanızı engelleyemediler. Sosyal adalet geri dönecek” dedi.

Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador da sosyal medya hesabından Lula ile fotoğrafını, “Lula kazandı, kutlu Brezilya halkı. Eşitlik ve hümanizm olacak” ifadeleriyle paylaştı.

Bolivya Devlet Başkanı Luis Arce Catacora, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda entegrasyon vurgusu yaparak, “Tebrikler kardeşim Lula, Brezilya’nın seçilmiş başkanı! Zaferiniz demokrasiyi ve Latin Amerika’nın birleşmesini güçlendiriyor. Brezilya halkına barış, ilerleme ve sosyal adalet yolunda öncülük edeceğinizden eminiz” dedi.

Honduras Cumhurbaşkanı Xiomara Castro da Lula ile çekilmiş fotoğrafını paylaşarak, “Tarihin en muhafazakar güçleriyle mücadele etti ve Brezilya halkıyla beraber onları yendi. Latin Amerika, gerçek bir hümanist değişim ve kurtuluş sürecinde yeniden doğuyor” ifadesini kullandı.

Sosyal medya hesabından “Yaşa Lula” paylaşımı yapan Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, sonraki paylaşımlarında da Latin Amerika’da entegrasyon vurgusu yaptı.

Şili Cumhurbaşkanı Gabriel Boric de Lula’nın paylaşımını alıntılayıp, “Lula. Mutluluk!” notunu paylaştı.

Peru Cumhurbaşkanı Pedro Castillo, Lula’nın zaferini şu ifadelerle tebrik etti: “Peru, Brezilya’nın seçilmiş devlet başkanını, işçi, sendikacı, mücadeleci yoldaş Lula’yı tebrik ediyor. Zaferi, Latin Amerika’nın birliğini ve sosyal adaletini güçlendirmek için esastır.”

Brezilya’da Lula’nın görevi devralmasıyla Latin Amerika ülkelerinin çok büyük bir bölümü sol hükümetlerce yönetiliyor olacak. Ayrıca Brezilya, Arjantin, Şili ve Kolombiya, Meksika ile birlikte Kıtanın en büyük 5 ekonomisini oluşturuyor.

Çin ile ilişkilerin iyileşmesi bekleniyor

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, seçimleri kazanan Lula da Silva’yı kutlayarak, iki ülke arasındaki “uzun vadeli dostluğun ve karşılıklı yarar sağlayan işbirliğinin derinleştirilmesinin iki ülkenin temel çıkarlarına hizmet ettiğini” vurguladı.

Çin-Brezilya ilişkilerinin geliştirilmesine büyük önem verdiğini söyleyen Xi, iki ülke ve iki halkın yararına olacak şekilde Çin-Brezilya kapsamlı stratejik ortaklığını yeni bir düzeye taşımak için Lula ile birlikte çalışmaya hazır olduğunu belirtti.

Global Times gazetesine konuşan Çinli uzmanlar, Lula’nın dönüşünün ticaret, yatırım ve küresel yönetişim açısından Çin ve Brezilya arasındaki işbirliği atmosferini önemli ölçüde iyileştirmesini bekliyor. Lula’nın dönüşünün ayrıca, Latin Amerika diplomasisinin özerkliğinin güçlendirilmesi anlamına da geldiği vurgulanıyor.

Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde Latin Amerika çalışmaları konusunda uzman olan Zhou Zhiwei, pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, Lula’nın dönüşünün “daha yumuşak Çin-Brezilya ilişkisini” geri getirmesinin muhtemel olduğunu belirtti. Zhou, bu durumun her iki tarafın da daha fazla alan bulmasına olanak sağlayacağını, ekonomik ve ticari işbirliğini, özellikle de tarım ve altyapı inşaatında, geliştirilmesine yardımcı olacağını söyledi.

Zhou, “Lula yönetimindeki Brezilya, Kuşak ve Yol Girişimi’ne katılmayı da isteyebilir” dedi.

Lula ile BRICS daha uyumu olabilir

Lula’nın görevde olduğu sırada BRICS mekanizmasının kurulmasında ve başlatılmasında etkili olduğuna dikkat çeken Çinli uzman, onun BRICS konusunda aktif ve olumlu olmaya devam edeceğine inanıyor.

Çinli uzmana göre, Lula ile BRICS ülkeleri arasındaki işbirliği, uluslararası sıcak gündemler ve küresel ilişkiler konusundaki iletişim, Bolsonaro’ya göre daha sorunsuz ve istikrarlı olacak.

Bölgesel entegrasyon ve ABD hegemonyacılığının reddi

Global Times’a konuşan bir diğer Çinli Latin Amerika uzmanı Yang Jianmin, bölgede yükselen sol dalgaya dikkat çekti.

Lula’nın seçilmesiyle devam eden sol dalganın, bölgesel entegrasyonun desteklenmesi, bölgedeki ABD hegemonyasının reddedilmesi ve bağımsız bir diplomasinin savunulması için bir fırsat olduğunu belirten Yang, aynı zamanda Çin’in bu ülkelerle daha derin bağlar geliştirmesi için de bir fırsat olabileceğini vurguladı.

Daha pragmatik bir politika da izleyebilir…

Pekin’deki Çin Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü’nün Gelişmekte Olan Ülkeler Enstitüsü müdürü Wang Youming ise, diğerlerinden farklı olarak Lula’nın daha pragmatik bir politika da izleyebileceğine işaret etti.

“Lula’nın Güney-Güney işbirliğine ve yükselen güçlerle bağ kurmaya yaptığı vurgu, ABD’yi reddedeceği anlamına gelmiyor” diyen Wang, Lula’nın üçüncü döneminde daha pragmatik bir tarz sergileyebileceğini ve daha az Amerika karşıtı bir sese sahip olabileceğini söyledi. Wang’a göre, Lula bunun yerine, ekonomiyi istikrara kavuşturmak ve Kovid-19’un olumsuz etkisini azaltmak gibi daha pratik görevlere öncelik verebilir.

Brezilya ve Çin yeni işbirliği alanları keşfedebilir

Lula’nın izlemesi muhtemel Çin politikasına ilişkin Atlantic Council’a konuşan São Paulo Eyaleti Sanayiciler Federasyonu’nun ticaret ve uluslararası ilişkiler direktörü Tatiana Prazeres, Bolsonaro yönetimi sırasında Çin’e karşı olumsuz söylemlere rağmen, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırımın büyük ölçüde bozulmadan geliştiğini, ancak Çin karşıtı söylemin yarattığı siyasi rahatsızlığın, bilim ve teknoloji gibi diğer alanlardaki ikili ilişkilerin derinleşmesini engellediğini belirtti. Prazeres, Lula yönetiminde ise, Brezilya ve Çin’in yeni işbirliği alanlarını keşfetmesini beklediğini ifade etti.

Lula’nın BRICS ve Kuşak Yol konusunda da daha istekli olabileceğini kaydeden Prazeres, Brezilya endüstrisini canlandırmaya yardımcı olmak için Çin yatırımlarından ve teknolojilerinden yararlanmayı tercih edebileceğini belirtti.

Biden, iklim üzerinden yakınlaşmaya çalışabilir

Atlantic Council’a konuşan bir diğer isim Brezilya’nın eski dış ticaret sekreteri, kıdemli araştırmacı Abrão Neto.

Lula’nın seçilmesinin, diğer şeylerin yanı sıra Brezilya’nın çevre gündeminde de önemli bir değişikliğe yol açacağını kaydeden Abrão Neto, bu durumun ise Brezilya’nın ABD ile ilişkisini geliştirmesini sağlayacağını belirtti.

Lula döneminde ABD-Brezilya ekonomik ilişkilerinin, pragmatik karşılıklı çıkarlar tarafından yönlendirilmeye devam edeceğini savunan uzman, “Brezilya hükümetinin iklim değişikliği ve diğer çevre sorunları konusundaki yenilenmiş duruşu, ABD ile Brezilya arasındaki genel siyasi ve ekonomik ilişki için olumlu yayılmalarla birlikte ikili işbirliği için genişletilmiş bir yol sunabilir” ifadelerini kullandı.

Uzmanlar, Biden’ın Brezilya’yı yoğun güç rekabetinde yanına çekmek için Lula’ya daha da yakınlaşmaya çalışacağı yorumunu yapıyor.

Lula’nın Amazon ormanlarının korunmasını güçlendirme fikrinin de Biden’ın iklim politikasıyla uyumlu olabileceği görüşü paylaşılıyor.

ABD Başkanı Joe Biden, Lula’yı ilk tebrik eden dünya liderleri arasında yer aldı.

Biden, pazar günü Lula’yı “özgür, adil ve güvenilir seçimler” sonrasında kazandığı zaferden dolayı kutladı ve Brezilya ile işbirliğini sürdürmeyi dört gözle beklediğini söyledi.

Lula’ya ‘CIA’ kumpası

Brezilya’ya 2003-2010 yıllarında iki dönem başkanlık yapan 77 yaşındaki Lula da Silva hakkında 2016’da yolsuzluk davası açılmıştı. Davanın siyasi olduğunu savunan Lula mahkemeye başvurmuştu, ancak 2017’de 9 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. 2018 yılında hapse girdi ve bir buçuk yıl hapiste kaldı.

Lula, 2018 yılındaki seçimlerde hapiste olduğu ve aday olamayacağı için yarışamadı. Lula hakkındaki davalar, Bolsonaro’nun seçilmesinin önünü açtı.

2021’de, Lula’nın aldığı cezalar ve davalarının, bu davalarda sorumlu yargıç Sergio Moro’nun taraflı ve politik davrandığına hükmeden Yüksek Mahkeme tarafından düşürülmesi üzerine, seçimlere katılmasının önü açıldı.

O dönem bir Brezilya haber sitesi tarafından bu soruşturmayla ilgili bazı mesajlar basına sızdırılmıştı. Sızan mesajlarda, o sırada soruşturmayı yürüten federal yargıç Sergio Moro’nun, savcılarla etik çizgileri aşabilecek ve hapis cezalarını etkileyebilecek şekilde işbirliği yaptığı ortaya çıkmıştı.

Yolsuzluk davalarının, Lula da Silva’ya komplo olarak kurulduğu anlaşılmıştı. Brezilya federal savcılık ofisi, soruşturmayı yürüten savcıların diğer birimlere atandığını duyurmuştu.

O dönem Lula’ya kurulan komplonun arkasında CIA’nın olduğu iddia edilmişti.

ABD’nin Brezilya’daki ve bölgedeki neoliberal dayatmalarına, IMF bağımlılığına son verilmesi doğrultusunda politikalar izleyen, Brezilya’yı dünyanın 10. büyük ekonomisi haline getiren, Çin ile ilişkileri geliştiren, ülkeyi BRICS’in kurucularından yapan, bölgesel entegrasyonu savunan Lula, uyguladığı sosyal politikalarla yaklaşık 30 milyon Brezilyalının fakirlikten kurtulmasını sağlayarak halkın da sevgisini kazanmıştı.

Lula’ya dava süreci ve hapsedilmesi, sağı iktidara taşıyan ABD destekli bir darbe olarak nitelendiriliyordu.

Amerika

ABD, “Havana sendromu” mağdurlarına 3 milyon dolar ödedi

Yayınlanma

ABD ordusu ve istihbarat personeli, gizemli “Havana sendromu” rahatsızlığı sebebiyle ilk kez resmi tazminat aldı. Pentagon, sinirsel saldırı mağdurları için çıkarılan yasa kapsamında yaklaşık 3 milyon dolar ödeme yapıldığını duyurdu. Diplomatlar ve ajanlarda görülen bu rahatsızlığın nedeni üzerindeki araştırmalar ise sürüyor.

ABD yönetimi, diplomatlar ve istihbarat görevlileri arasında görülen ve “Havana sendromu” olarak adlandırılan gizemli rahatsızlığın mağdurlarına ilk kez resmi tazminat ödemesi yaptı.

ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon), “Nörolojik Saldırı Mağduru Amerikalılara Yardım Yasası” (HAVANA) kapsamında hak sahiplerine toplamda yaklaşık 3 milyon dolar ödeme yapıldığını bildirdi.

Pentagon’dan konuya ilişkin yapılan açıklamada, bakanlığın zarar gören personele yardım ulaştırılması konusuna öncelik verdiği vurgulandı.

Açıklamada, “Bakanlık, etkilenen personele destek vermeyi öncelik haline getirdi ve herhangi bir başkanlık yönetimi döneminde HAVANA Yasası kapsamında yapılan ilk ödemeler olarak yaklaşık 3 milyon dolar tazminat dağıttı” ifadelerine yer verildi.

Savaş Bakanlığı, anormal tıbbi vakaları inceleyen departmanlar arası çalışma grubunu temel alarak yönlendirilmiş enerjinin biyolojik etkilerini araştıracak yeni bir ihtisas grubu kurulduğunu da duyurdu.

Açıklamada ayrıca, “Bakanlık, doğrulanmış sonuçlar elde etmek, mağdurların tedavisini iyileştirmek ve dinamik harekat ortamına uyum sağlamak amacıyla şeffaflık ile bilimsel dürüstlüğe odaklanmaya devam edecek” değerlendirmesi aktarıldı.

İlk vakalar Küba’da kaydedildi

Söz konusu rahatsızlık, ilk kez 2016 yılında Küba’da görev yapan Amerikalı diplomatlarda görülmesi nedeniyle “Havana sendromu” adını aldı.

Bölgedeki personel; ani baş ağrısı, işitme ve görme kaybı, denge bozukluğu ile mide bulantısı gibi şikayetlerle tıbbi yardım talep etti. Yapılan klinik muayenelerde, bazı çalışanlarda hafif beyin travması ve merkezi sinir sistemi hasarı saptandı.

Benzer semptomlar, 2018 yılında Çin’deki bir ABD’li diplomat üzerinde de görüldü. Amerikan medyasından The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre, 2021 yılında Almanya’daki Amerikalı diplomatlar da aynı rahatsızlığı yaşadıklarını bildirdi.

Gazete aynı yıl, bir CIA personelinin de benzer şikayetler nedeniyle Sırbistan’dan tahliye edildiğini yazdı.

Cihaz iddiaları ve istihbarat raporları

CNN televizyonunun 13 Ocak tarihli haberine göre Pentagon, “Havana sendromu” yaratma kapasitesine sahip olduğu değerlendirilen gizli bir cihazı bir yılı aşkın süredir test ediyor.

Gizli bir operasyonla ele geçirildiği belirtilen ve sırt çantasına sığabilecek büyüklükte olan bu cihazın, darbeli radyo dalgaları ürettiği ifade ediliyor.

Televizyon kanalına konuşan ve konuya aşina kaynaklar, bazı hükümet yetkilileri ile bilim insanlarının bu dalgaları rahatsızlığın temel nedeni olarak gördüğünü kaydetti. Aynı kaynaklar, cihazın Rus yapımı parçalar içerdiğini ancak tamamen Rusya üretimi olmadığını öne sürdü.

Öte yandan, ABD istihbarat topluluğunda konuya ilişkin ciddi bir görüş ayrılığı yaşandığı kaydediliyor. Bloomberg’in aktardığı bilgilere göre, Ocak 2025’te yedi ABD istihbarat kurumundan beşi, söz konusu vakaların arkasında Washington karşıtı yabancı güçlerin bulunması ihtimalini “son derece düşük” gördü. Diğer iki istihbarat teşkilatı ise olaylardan yabancı servislerin sorumlu olabileceğini değerlendiriyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Lindsey Graham’a muhtaç olan sistem

Yayınlanma

Thomas Karat, davranış analisti

Senatör cumartesi gecesi, yetmiş bir yaşında, beşinci dönem seçimi için yürüttüğü kampanyanın tam ortasında, aort yırtılması nedeniyle yaşamını yitirdi. İletişim direktörü, adli tabibin ilk bulgularını aktardı: damar sertliğine bağlı kardiyovasküler hastalığın bir sonucu olarak, vücudun en büyük atardamarında meydana gelen bir yırtılma. Övgü dolu anma mesajlarının ulaşması birkaç saati bulmadı. Trump onu gerçek bir Amerikan vatanseveri olarak andı. Kendisiyle henüz geçen hafta iki kez görüşen Volodimir Zelenski, en çok ihtiyaç duyulan anda yanlarında duran bir dost olarak tanımladı. Mark Rutte ve Binyamin Netanyahu da kendi mesajlarını paylaştı. Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Roger Wicker, Graham’ın Birleşik Devletler’in iç ve dış politikası üzerindeki etkisini tarif etmeye kelimelerin yetmeyeceğini belirtti.

Kelimeler var elbet. Vefat yazıları yanlış olanları seçti ve bunu yaparken, böyle bir adam hakkında sorulması gereken yegane soruyu ıskaladı. Mesele inançlarında samimi olup olmadığı değil -ki insanı tüketecek kadar samimiydi-; asıl mesele, her dış krize verdiği refleksif yanıt askeri güçten ibaret olan bir senatörün, bu fikrini hayata geçirmesine olanak tanıyan komite üyeliklerini, ekran sürelerini ve dört farklı başkanın yakınlığını yirmi üç yıl boyunca nasıl elinde tutabildiğidir. Graham, sistemin kerhen katlandığı bir sapma değildi. Aksine, işlevsel olduğu için bizzat sistem tarafından üretilen, pazarlanan ve stokta tutulan bir üründü.

Kariyerinin genel hatlarına bir bakın. Mart 2003’te, Bağdat’a bombalar yağarken Graham ülkeye, geçmişteki görüş ayrılıklarının yerini bu girişimi sonuna kadar götürme yönünde ortak bir kararlılığa bırakması gerektiğini söylüyordu. O gün onayladığı savaş, en ihtiyatlı doğrudan ölüm tahminlerine göre bile çeyrek milyondan fazla Iraklı sivilin hayatına mal oldu, IŞİD’e dönüşecek isyanı doğurdu ve geride harabeye dönmüş bir ülke bıraktı. Bundan hiçbir ders çıkarmadı. Libya 2011’de parçalanıp savaş ağalarının eline bırakıldığında müdahaleyi desteklemişti. Suriye bölündüğünde daha derin bir askeri müdahale istemişti. Yirmi yıl boyunca koca bir coğrafya harap olurken, Graham’ın her yıkıma verdiği karşılık bir sonrakinin menzilini belirlemek oldu.

Bu yılın şubat ayına gelindiğinde, o sonraki hedef artık İran’dı. Ayın yirmi altısında Graham, Senato antetli kağıdıyla, bugün okunduğunda apaçık bırakılmış bir itirafı andıran bir yazı kaleme aldı. Yazısında İran’ın bir “Berlin Duvarı anı” yaşadığını öne sürüyordu. Rejim 1979’dan bu yana en zayıf dönemindeydi ve nihai temennisi bir rejim değişikliğinin gerçekleşmesiydi. Kendi ifadesiyle, 7 Ekim saldırılarını “bir umut ışığı” olarak nitelendirdi; zira ardından gelen İsrail harekâtı İran’ın askeri gücünü yıpratmıştı. Halihazırda yürütülen bir bombalama kampanyasını övdüğü aynı paragraflarda, Trump’ı savaş değil barış peşinde koştuğu için yüceltiyordu. Bu hava saldırılarının bir adı vardı: Gece Yarısı Çekici Harekâtı. Graham bunu, Ortadoğu’da bin yılı aşkın süredir barış ve refah için ortaya çıkan en büyük fırsat olarak adlandırıyordu.

Asıl niyetini ise hava saldırıları başlamadan iki haftadan kısa bir süre önce, 16 Şubat’ta Tel Aviv’de gazetecilere açıkça söyledi. Birleşik Devletler, bölgedeki en büyük devlet destekli terör odağını tasfiye etmenin eşiğindeydi. Savaşın ilk günlerinde çıktığı Fox News ekranlarında ise bilançoyu en çıplak haliyle sundu: Rejim çöktüğünde yeni bir Ortadoğu kurulacağını ve Birleşik Devletler’in muazzam miktarda para kazanacağını belirtti. Venezuela ve İran’ın dünyada bilinen petrol rezervlerinin neredeyse üçte birine sahip olduğuna dikkat çekerek, bu girişimin amacının söz konusu rezervlerle ortaklık kurmak olduğunu kaydetti. Gayrimenkul işlemine indirgenmiş bir rejim değişikliği. Yazdığına göre, tüm bunların ulaşılabilir olduğunu ve Birleşik Devletler’e olağanüstü fayda sağlayacağını teyit etmek amacıyla bir önceki hafta İsrail, BAE ve Suudi Arabistan’ı ziyaret etmişti. Haftalar önce de Mossad ile görüşmüş, gazetecilere onların kendisine kendi hükümetinin bile söylemeyeceği şeyleri anlatacağını aktarmıştı.

Tüm bunların ona en ufak bir bedeli olmadı. Vefat yazılarının bir türlü yüzleşemediği kısım da bu; çünkü bunu görmek, o yazıları kaleme alan kurumları da itham etmek anlamına geliyor. Siyasi kariyeri boyunca Amerikan askeri gücünün yaratacağı sonuçlar konusunda sürekli yanılan -Irak’ta yanılan, Libya’da yanılan, yıkılmasına önayak olduğu her rejimin ardından ne geleceği konusunda hep haksız çıkan- bir senatör, bu yüzden hiçbir zaman rütbe kaybetmedi. Aksine, terfi ettirildi. Görev aldığı komitelerin dökümü, bu hikayeyi olabilecek en kuru dille özetliyor. Yıllarca Silahlı Hizmetler Komitesi’nde yer aldı ve oradan Senato’ya, orduya duyulan sevginin hiçbir şey satın almadığını, asıl önemli olanın bütçe tahsisatları olduğunu, bütçe konusunda endişelenen meslektaşlarının ise gerçeklerden kopuk yaşadığını vaaz etti. Hayata gözlerini yumduğunda, Bütçe Komitesi’ne başkanlık ediyor ve Ödenekler Komitesi’nde yer alıyordu; yani rakamları belirleyen ve harcamaları onaylayan kurullarda. Çıkabilecek her savaşı canıgönülden isteyen bu adam, tekrar tekrar o savaşların faturasını ödeyen komitelere yerleştirildi.

Paranın izini sürdüğünüzde resim daha da netleşiyor. Federal Seçim Komisyonu kayıtlarında belgelenen kariyeri boyunca Graham’ın bağışçıları, onun savunduğu tezlerin işaret ettiği yerlerde kümelendi. Savunma sanayii devleri -uçak, füze ve silah sistemlerini üretenler- parayı onun komitelerine ve siyasi eylem komitelerine (PAC) akıttı. Kariyeri boyunca aldığı toplam bağış miktarının detayları, otomatik doğrulamayı engelleyen bir ödeme duvarının arkasında kaldığı için bu yazıda kesin bir rakama yer verilmiyor. Ancak bu döngüyü okumak için kesin bir sayıya ihtiyaç yok. Her silah sistemini onaylayan, savunma harcamalarındaki yetersizliği acil durum ilan eden ve askeri bütçenin kısılmasını ahlaki bir başarısızlık olarak gören bir senatör, o silahları üretenler için yatırıma değer bir isimdir. Yapılan katkılar birer rüşvet değildi. Zaten buna gerek de yoktu. Bunlar, zaten bu fikirlere canıgönülden inanan ve bu inancı kazançlı sözleşmelere dönüştürebilecek bir koltukta oturan bir adama yapılan yatırımlardı.

Bu çarkı tamamlayan ise medya oldu. Graham’ın pazar programlarının ve haber kanallarındaki kulislerin vazgeçilmez siması olmasının bilgece duruşuyla hiçbir ilgisi yoktu; her şey tamamen yayın formatıyla alakalıydı. Akılda kalıcı demeçler vermesi, her an yayına hazır bulunması ve istikrarlı bir şahin duruşu sergilemesi, onu doğruluk yerine kesinliği, derinlemesine düşünme yerine çatışmayı ödüllendiren programlar için biçilmiş kaftan haline getirdi. Bu akış çift yönlü işliyordu. Ekran süresi onu ulusal bir figüre dönüştürdü, ulusal bir figür olmak ise ona daha fazla ekran süresi kazandırdı. Tüm bu mekanizma, güya sadece aktardığını iddia ettiği gerilimi bizzat besledi ve ödüllendirdi. Herhangi bir saldırıda parmağı olup olmadığına bakılmaksızın İran’ın bombalanması çağrısında bulunup İsrail’e işi bitirme çağrısı yaptığında, bu sözleri yurt dışında infiale yol açarken yurt içinde yeni televizyon davetlerini beraberinde getirdi. Savaş şahinleri pazarı oldukça genişti ve o da bu pazarın arzını sağlıyordu.

Graham’ı bu denli kalıcı kılan şey, fikirlerinin hiçbir zaman bir düşünce meydanında sınanmak zorunda kalmaması, sadece onları barındıran kurumların müsamahasına ihtiyaç duymasıydı. 2015 yılında Trump’ı ırkçı, yabancı düşmanı bir yobaz ve ahmak olarak nitelendirirken, onun ikinci başkanlık dönemine gelindiğinde en sadık savunucularından biri olmuştu; zira güce yakın olmanın, o gücü elinde tutan kişinin niteliğinden çok daha önemli olduğunu keşfetmişti. Hava saldırılarına ilişkin haberlere göre, bu yılki savaşı tetikleyen o ikna konuşması golf sahasında yapılmıştı. Graham, Trump’a İran’ın onun istediği her şeyi baltalayan bir unsur olduğunu söylemiş, “Rejimi çökertirseniz, bu adeta Berlin Duvarı’nın yıkılışı gibi bir etki yaratır” demişti. Başkan ikna oldu. Bombalar yağdı. Bir gazeteci Graham’a “ertesi günün” planının ne olduğunu sorduğunda -ki bu soru Irak tecrübesinden sonra Washington’daki her şahinin zihnine kazınmış olmalıydı- bunun kendi işi olmadığını söyledi. İran’ın geleceğine ancak İran halkının karar vereceğini belirtti. Savaşı o istemişti; faturasını ödemek ise başkalarına kalmıştı.

Anlaşma zaten hep buydu. Savaşları savunmak onun işiydi, ama sorumluluğunu üstlenmek hiçbir zaman ona düşmedi. Sabah programlarına çıkıp savaş çığırtkanlığı yapar, bütçe komitelerinde oturup onları fonlar, bu işten kâr sağlayan şirketlerin parasını alır ve bu girişimler yeni bir felakete dönüştüğünde yine televizyona çıkıp bir sonrakini talep ederdi. Geride bıraktığı yıkım, onun itibarını zedelemek bir yana dursun, adeta daha da pekiştirirdi. Bu, sıra dışı bir figürün portresi değil. Bu, insan çehresine bürünmüş bir çıkar ve teşvik mekanizmasının biyografisidir.

Öldüğünde, koltuğu çoktan hareket halindeydi. Cenazesi bile kalkmadan, birkaç saat içinde haberlerin seyri değişti; tartışmalar yerine kimin geleceğine, geçici bir halef atayacak olan valiye ve onun yokluğunun her bir oyu hesaplayan Cumhuriyetçi çoğunluk üzerindeki etkisine odaklandı. Trump, NBC’ye aklında zaten bir isim olduğunu söyledi. Lindsey Graham’ı var eden o makine, onun yasını tutmak için bir an olsun duraksamadı. Boşalan yeri doldurmak için derhal çalışmaya başladı; çünkü işgal ettiği makam hiçbir zaman bizzat o şahısla ilgili değildi. Mesele, o koltukta onun söylediklerini yineleyecek birinin oturmasını sağlamaktı. Bu göreve aday olacakların sayısı hiç de az değil. İşte vefat ilanlarının size hissettirmemek için çabaladığı asıl dehşet verici gerçek bu: O gitti, ama onu yaratan düzen aynen yerinde duruyor.

***

Çok uluslu teknoloji şirketlerinde uzun yıllar çalışan davranış analisti Thomas Karat, yüksek lisans derecesini Manchester Metropolitan Üniversitesi Fen ve İletişim bölümünden aldı. Güç dinamiklerindeki dil psikolojisi üzerine çalışmalar yürüten Karat’ın lisansüstü tezi, yüksek riskli iş müzakerelerindeki dilsel aldatma belirtilerini inceliyor. SaltCubeAnalytics adlı YouTube podcast’inin sunuculuğunu yapan yazar, karat.substack.com adresinde yazıyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Veri merkezleri ABD’li valilik adaylarının hedefinde

Yayınlanma

Yapay zekanın hızla yayılmasıyla inşa edilen devasa veri merkezleri, ABD genelindeki valilik yarışlarında adaylar için en kritik tartışma noktalarından biri haline geliyor. Artan enerji maliyetleri, arazi kullanımı ve çevreye etkiler seçmen nezdinde endişe yaratırken, adaylar eski kararlarını gözden geçirmek veya yeni kısıtlamalar vadetmek zorunda kalıyor.

Yapay zeka altyapısının fiziki temelini oluşturan devasa veri merkezlerine yönelik toplumsal tepki, valilik seçimlerinde yarışan adayları zor durumda bırakıyor.

Bu dev tesislerin varlığı, seçim pusulalarındaki pek çok yarışta en hararetli tartışma konularından biri haline geliyor.

Görevdeki valiler ve onların yerine geçmeyi hedefleyen rakipler, Amerikalıların yapay zeka hakkındaki artan endişeleriyle birlikte, veri merkezlerinin inşasından kaynaklanan enerji fiyatları ve arazi kullanımı korkularıyla da mücadele etmek zorunda kalıyor.

Yapay zeka modellerini, sistemlerini ve diğer teknolojileri çalıştırmak için kullanılan geniş alanlara yayılmış bu binalar, yapay zekanın hızlı gelişiminin somut olarak görülebildiği nadir alanlar arasında yer alıyor.

Teknoloji ve siyasetin kesişim noktasına odaklanan Silverman Strategy Group kurucusu Sam Silverman konu hakkında yaptığı değerlendirmede, “Çabalasanız bile bundan daha kolay bir siyasi hedef icat edemezdiniz” dedi. Silverman, stratejide devasa değişiklikler yapılmadığı takdirde bu durumun daha da kötüleşeceğini kaydetti.

En son Demokrat Temsilci Pat Ryan ile çalışan Silverman, “Genel olarak teknoloji iyimseriyim ancak kendi bölgesinde aktif olarak veri merkezi taraftarı bir kampanya yürüten herkese bunun seçimsel bir hata olduğunu söylerim” ifadelerini kullandı.

Eyaletlerde veri merkezlerine yönelik tartışmalar giderek büyüyor. Eyalet milletvekilleri, bu tesislerin çevresel ve ekonomik etkileriyle mücadele etmek amacıyla geçici durdurma kararları veya daha sıkı düzenlemeler getirilmesi yönünde adımlar atıyor.

Adaylar da seçmenlerin desteğini kazanmak için bu hareketlilikten faydalanıyor ya da yapay zeka altyapısına daha önce verdikleri desteklerden geri adım atıyor.

Silverman, valilik yarışlarının bu politikaların pratikte ilk kez ciddi şekilde sınandığı yerler olduğunu belirtiyor.

ABD’de veri merkezlerine “dur” deme arayışı

Pennsylvania

Pennsylvania valilik yarışı bu yeni dinamiğin en net görüldüğü yerlerden biri olarak öne çıkıyor. Demokrat Vali Josh Shapiro, Cumhuriyetçi Pennsylvania Saymanı Stacy Garrity karşısında zorlu bir sınav veriyor.

Gelecekte 2028 Demokrat başkan adaylığı için adı geçen isimlerden biri olan Shapiro, geçen yıl eyaletteki yeni Amazon veri merkezi projesini memnuniyetle karşıladıktan sonra, o tarihten bu yana daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor.

Shapiro, mayıs ayında valiliğin Sorumlu Altyapı Geliştirme girişimi (GRID) olarak adlandırılan ve veri merkezlerine yönelik yasal sınırları belirleyen bir çerçeve plan açıkladı.

Geçen ay Pennsylvania Temsilciler Meclisinden geçen bu önlem, veri merkezi geliştiricilerinin elektrik maliyetlerini tüketicilerin üstlenmesini önlemek için kendi enerji üretimlerini finanse etmelerini ve planları konusunda yerel topluluklara karşı şeffaf olmalarını zorunlu kılıyor.

Düzenleme ayrıca veri merkezlerinin, belirli sayıda yeni istihdam güvencesi vermelerini ve çevreyi koruma taahhütlerini içeren toplumsal fayda sözleşmeleri imzalamak üzere belediyelerle işbirliği yapmasını talep ediyor.

Shapiro’nun seçim kampanyası sözcüsü Manuel Bonder, eyalet senatosundan da geçmesi gereken bu çerçevenin, valinin yerel topluluk, sendika ve çevre liderleriyle yürüttüğü çalışmalar doğrultusunda tasarlandığını ifade etti.

Vali, bu planı Amazon’un eyalet genelinde çok sayıda bulut bilişim ve yapay zeka kampüsü kurmak üzere en az 20 milyar dolarlık yatırım yapacağını duyurmasından bir yıldan kısa bir süre sonra hayata geçirdi.

Yeniden seçim yarışında açık ara önde olan Shapiro, bu projenin ardından dengeli bir politika izlemeye çalışıyor. Pennsylvania’nın büyük projeler için rekabet ettiğini ve inovasyona öncülük ettiğini belirten Bonder, Shapiro’nun sıkı standartlar belirlemeye, projelerin topluma fayda sağlamasına ve eyalet sakinlerine ek maliyet getirmemesine odaklandığını aktardı.

Buna rağmen rakibi Garrity, seçim kampanyasında Shapiro’nun bu projeye verdiği desteği hedef almayı sürdürüyor.

Garrity yaptığı açıklamada, “Bir yıldan kısa bir süre önce Josh Shapiro, Pennsylvania’da sınırsız veri merkezi gelişiminin en büyük amigo kızlığını yapıyordu ancak gördüğümüz üzere yerel topluluklara hiçbir liderlik göstermedi ve neredeyse hiç bilgi vermedi” diyerek hazırlanan çerçevenin sadece gönüllülük esasına dayandığına işaret etti.

Bununla birlikte Garrity de seçimler yaklaştıkça veri merkezlerine yönelik görüşlerini değiştirdi. Eyalet saymanı, o dönemde Amazon projesini övmüş ve daha sonra Pennsylvania’nın veri merkezi gelişiminde geri kaldığını savunarak kuralların esnetilmesini talep etmişti.

Geçen hafta ise yönünü değiştiren Garrity, yerel, bölge ve eyalet liderleriyle gerçekleştirdiği bir toplantıda veri merkezi geliştirme çalışmalarına ara verilmesi çağrısında bulundu.

Lehigh Üniversitesinde görev yapan siyaset bilimci Christopher Borick, valilik yarışının seçilmiş yetkililerin veri merkezleri konusundaki söylemlerini ve politikalarını ne kadar sert bir biçimde yeniden yapılandırmak zorunda kaldıklarını gösterdiğini ifade etti.

Borick, pek çok yetkilinin ve yeniden seçilmek için yarışan adayın bu konuda aceleci davrandığını ve kendilerini karmaşık bir dengenin ortasında bulduklarını kaydetti.

Texas

Shapiro gibi, görevdeki Cumhuriyetçi Vali Greg Abbott da bu sonbaharda yapılacak seçimler öncesinde veri merkezlerine yönelik bakış açısını değiştiriyor.

Abbott, geçen ay bir kampanya durağında eyaletin kırsal kesimlerinde yeni veri merkezi inşaatlarının engellenmesi çağrısında bulunarak dikkatleri üzerine çekmişti.

Yerel basına yansıyan haberlere göre Abbott, Doğu Texas değerlerini koruma mücadelesiyle doğrudan örtüşen bir diğer konunun, mahallelerde kurulmak istenen yapay zeka veri merkezlerine karşı çıkmak olduğunu belirtti.

Bu açıklamalar, Abbott’ın eyalet düzenleyici kurumlarına gönderdiği ve vatandaşların altyapı maliyetleri altında ezilmemesinin güvence altına alınmasını talep ettiği mektuptan birkaç hafta sonra geldi. Vali mektubunda, veri merkezlerine yönelik satış vergisi muafiyetlerinin kaldırılmasını, bu tesislerin Texas’ın elektrik kapasitesine katkıda bulunmasını ve su tasarruflu teknolojilerle inşa edilmesini önermişti.

Bu yaklaşım, Google’ın eyaletteki veri tesisleri yatırımı için sunduğu 40 milyar dolarlık projeyi memnuniyetle karşılayan ve Texas’ı yapay zeka gelişiminin merkez üssü olarak nitelendiren geçen kasım ayındaki Abbott portresinden ciddi bir sapma gösteriyor.

Demokrat valilik adayı ve Texas eyalet milletvekili Gina Hinojosa, Abbott’ın bu geçmişini kullanarak veri merkezlerini seçim kampanyasının ana gündem maddesi haline getiriyor.

Hinojosa yaptığı açıklamada, “Veri merkezleri Texas’a taşınıyor çünkü Greg Abbott, faturayı eyalet sakinlerinin ödemesi için ülkedeki en cömert vergi muafiyeti sisteminin kurulmasına yardımcı oldu” diyerek eyaletteki vergi muafiyetlerinin 2028 yılına kadar kamuda 3 milyar dolardan fazla kayba yol açabileceğine işaret etti.

Hinojosa, yapay zeka geliştiricilerinin artan elektrik ve su maliyetlerini ödemesi yönündeki toplumsal baskının artması sebebiyle valinin geri adım attığını savunuyor.

Hinojosa, “Abbott’ın bu konuda hiçbir inandırıcılığı yok, kimse yangını çıkaran kundakçının o yangını söndüreceğine inanmaz” diye ekledi.

Bu dönemdeki diğer Demokratlar gibi popülist bir yaklaşım benimseyen Hinojosa, seçmenlerin bu merkezlerin sahibi olan aşırı zengin teknoloji baronlarına karşı duyduğu tepkiyi arkasına alıyor.

Borick, veri merkezlerinin yapay zekayla bağlantılı güçlü teknoloji şirketlerine ve nüfuzlu kişilere yönelik duyulan öfkeyle doğrudan kesiştiğini belirtiyor.

Georgia

Kritik seçim eyaletlerinden Georgia’da anketörler, valilik yarışının eski Atlanta Belediye Başkanı Demokrat Keisha Lance Bottoms ile milyarder sağlık sektörü yöneticisi Rick Jackson arasında başabaş geçeceğini öngörüyor.

Vergi teşvikleri ve ucuz elektrik tarifeleri sayesinde ülkedeki en fazla veri merkezine ev sahipliği yapan eyaletlerden biri olan Georgia’da, iki adayın bu konudaki yaklaşımları tamamen ayrışıyor.

Bottoms, faturaların yükselmesine ve su kaynaklarının tükenmesine yol açtığını iddia ettiği veri merkezlerinin genişlemesinin durdurulmasını ve durumun yeniden değerlendirilmesini istiyor. Demokrat aday, bu değerlendirmeler sürerken yeni inşaatlara geçici bir yasak getirilmesini öneriyor.

Bottoms’ın kampanya iletişim direktörü TaNisha Cameron, Georgia’da bir plan olmadan kontrolsüz bir şekilde veri merkezi inşa edilmesini kabul etmeyeceklerini belirtti.

Mevcut Vali Brian Kemp ise geçen ay bu yaklaşımı sorumsuzluk olarak nitelendirerek eleştirdi.

Veri merkezi projesinde yatırımı olan rakip aday Jackson ise bu merkezlerin topluma ekonomik fayda sağlayabileceğini savunarak sektörü destekliyor. Jackson, yine de tesislerin nereye kurulacağı konusunda yerel toplulukların söz hakkı olması gerektiğine inanıyor.

Sektörün zorlu mücadelesi

Adaylar veri merkezlerine yönelik tepkileri yönetmeye ve bazı durumlarda bu tepkilerden siyasi fayda sağlamaya çalışırken, veri merkezi sektörü temsilcileri ise bu tesislerin farklı kullanım alanları olmasına rağmen sadece yapay zekayla ilişkilendirilmesinden rahatsızlık duyuyor.

Bir veri merkezi sektörü uzmanı, seçim yılında olunması nedeniyle uygun fiyatlılık tartışmalarının odağında veri merkezlerinin günah keçisi ilan edildiğini kaydetti.

Uzman, “Bu görüşmelerde altyapı ile uygulamayı birbirinden ayırmak zor oluyor, bu da bizi hayal kırıklığına uğratıyor çünkü uygulamanın nasıl kullanılacağı konusunda bizim bir etkimiz olmuyor” dedi.

Veri merkezleri ve yapay zekaya yönelik toplumsal algıyı ölçen Fairleigh Dickinson Üniversitesi Anketi Direktörü Dan Cassino ise tepkilerin doğrudan yapay zekanın kendisine yönelik olduğunu vurguladı.

Cassino, insanların elektrik faturalarını artıran şeyin yapay zeka için kurulan veri merkezleri olduğuna inandığını belirterek, “İnsanlara yapay zeka hakkındaki görüşlerini sorduğumuzda, çoğunlukla olumsuz yanıtlar alıyoruz” dedi.

ABD’de veri merkezleri hiç popüler değil

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English