Dünya Basını

Michael Hudson: İran savaşı küresel ekonomide geri dönüşü olmayan bir kırılma yarattı

Yayınlanma

İktisatçı Profesör Michael Hudson, İran’a yönelik savaşın küresel enerji ve tedarik zincirlerini kalıcı olarak parçalayarak dünyayı 1930’lardaki Büyük Buhran’dan bu yana görülen en şiddetli ekonomik çöküşe sürüklediği uyarısında bulundu.

Siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen’in programına konuk olan iktisatçı Profesör Michael Hudson, İran’a karşı yürütülen savaşın küresel ekonomi üzerindeki yıkıcı etkilerini ve uluslararası sistemdeki tektonik kaymaları değerlendirdi.

Diesen’in, İran savaşının halihazırda sürdürülemez bir temelde olan ABD ve dünya ekonomisindeki tehlikeli belirtileri şiddetlendirdiği ve dünyanın artık eski haline dönemeyeceği yönündeki saptamasına katılan Hudson, bu çatışmanın dünya çapında sonuçları olan bir süreç olduğunu ifade etti.

Hudson, enerji, gübre ve petrol üreten ülkelerin diğer ihracat kalemlerinin tüm dünya için taşıdığı kritik önem nedeniyle bu durumu “İkinci Dünya Savaşı” olarak nitelendirdiğini belirtti.

ABD borsasının son birkaç saat içinde, yaşananların tersine çevrilebilir olduğu ve bir anlaşma ihtimali doğduğu hayaliyle bin puan yükselmesini “çılgınlık” olarak niteleyen Hudson, “Dünyanın sadece saldırı öncesine değil, 19. hatta 18. yüzyıla döneceğini hayal ediyorlar” dedi.

“ABD petrolü kontrol ederek tüm dünya ekonomisi üzerinde bir boğaz sıkma noktası tutmak istiyor”

Bu çatışmanın sadece İran ile sınırlı olmadığını vurgulayan Hudson, “Bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin petrolü kontrol ederek tüm dünya ekonomisi üzerinde bir boğaz sıkma noktası sürdürme savaşıdır; çünkü petrol her ülkenin ihtiyacıdır” dedi.

ABD’nin İran’a savaş açma gerekçesinin, geçen ay Venezuela’ya savaş açıp devlet başkanını kaçırarak petrolü kontrolü altına almasıyla aynı nedene dayandığını belirten Hudson, böylece kimin petrol alacağına ve paradan kimin yararlanacağına Washington’ın karar verdiğini kaydetti.

Hudson, ABD’nin dış politikasını dünyaya petrol sevkiyatını kesebilme kabiliyeti üzerine kurabilmesi için, ABD kontrolünde olmayan hiçbir egemen ülkenin petrol ihraç etmesine izin vermemesi gerektiğini anladı belirtti.

Bu doğrultuda önce İran’a, ardından Venezuela’ya ve son olarak Rusya’ya yaptırımlar uygulandığını ifade eden Hudson, “Böylece Amerika’nın müttefikleri petrolü sadece ABD’nin kontrol ettiği yerlerden alabiliyor” dedi. ABD’nin geçen hafta, Suudi ve diğer OPEC petrollerinin ihraç edildiği Hürmüz Boğazı’nı kontrol etme konusundaki ısrarının nedeninin de bu olduğunu sözlerine ekledi.

“Donald Trump askeri danışmanlarını dinleyerek Hürmüz adalarını ele geçirmenin riskini gördü”

Hudson, Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndaki adaları ele geçirmeye çalışan birliklerin “keklik gibi avlanacağını” ve durumun savunulamaz olduğunu söyleyen askeri danışmanlarını dinlediğini belirtti.

Buna karşın Trump’ın asıl amacının İran’ın atom bombası sahibi olmasını engellemek olmadığını, çünkü İran’ın böyle bir çabasının bulunmadığını kaydeden Hudson, “İran’ın dış politikasıyla hiçbir ilgisi yok; sadece Irak’ın petrolüne el koyduğu gibi İran’ın petrolünü istiyor” dedi.

Trump’ın petrolü ve ihracat kontrolünü, gümrük tarifesi politikasında olduğu gibi bir silah olarak kullandığını ifade eden Hudson, “Ekonomilerinizde kaos yaratırız” mesajı verildiğini söyledi.

2003’ten bu yana OPEC ve Arap monarşilerinin petrolünü kontrol altına alma çabasının İran ile tamamlanmak istendiğini belirten Hudson, “ABD tek başına Yakındoğu petrolünün kontrolünü ele geçirerek bir boğma noktası yaratmaya çalışıyor” diye konuştu.

“İran, tüm ABD askeri üsleri bölgeden kalıcı olarak kaldırılmadan teslim olmayacak”

İran’ın fethedilmesine izin vermeyeceğini vurgulayan Hudson, Tahran’ın petrol ihracatına ancak güvenlik garantileri sağlandığında izin vereceğini, bunun ise iki temel şartı olduğunu belirtti:

“Birincisi, Ortadoğu’daki tüm ABD askeri üslerinin kalıcı olarak kaldırılmasıdır; ki bölgedeki en büyük askeri üs İsrail’dir ve ABD bunu yapmayacaktır. İkincisi ise Avrupa, Japonya, Kore ve diğer müttefikler tarafından uygulanan tüm yaptırımların kaldırılmasıdır.”

ABD bu şartları kabul edip “emperyal güç” olmaktan vazgeçmediği sürece dünyanın eski haline dönemeyeceğini ifade eden Hudson, bölgeden gelen helyum arzının kesildiğini ve dünya çapındaki şirketlerin kısıtlamaya gittiğini söyledi.

Ayrıca gübre ihracatının da durduğunu ve dünyanın ekim mevsimine girdiğini hatırlatan Hudson, “Ne olursa olsun dünya, 1930’lardaki Büyük Buhran’dan bu yana en ciddi depresyonun içinde olacak; bundan kaçış yok” uyarısında bulundu.

“ABD ve İsrail’in eylemleri geri döndürülemez, borsa bu gerçeği henüz kavrayamadı”

Borsadaki toparlanmayı “çılgınca” bulan Hudson, ABD ve İsrail’in adımlarının geri döndürülemez olduğu gerçeğiyle henüz yüzleşilmediğini belirtti.

İran’a verilen zararın tazminatını kimin ödeyeceği sorusunu gündeme getiren Hudson, tüm bu sürecin çözülmesinin en az yılın geri kalanını alacağını ve hem ABD hem dünya ekonomisinin çok ağır bir depresyona girdiğini yineledi.

Glenn Diesen’in, Trump’ın öncekilere göre daha “küstahça ve dürüstçe” Suriye, Venezuela ve İran petrolünü istediğini söylemesi üzerine Hudson, önceki başkanların politikalarından hiçbir sapma olmadığını, ne Biden ne Obama ne de Bush ailesinden kimsenin Trump’ı bu konuda eleştirmediğini belirtti.

Hatta Alman liderlerin, hava sahalarını kapatmalarına rağmen yaptırımları sürdürerek Trump’ı alkışladıklarını ifade eden Hudson, “Dünyada hiç kimse Trump’ı savaş yasalarını çiğnemekle veya savaş suçlusu olmakla suçlamadı; sanki ABD tarafından yönetilmeyen bir dünya hayal etmekten bile çekiniyorlar” dedi.

“ABD ekonomisi borçların ödenmesi için yeni borç verilen dev bir Ponzi şemasına dönüştü”

2008’deki çöp mortgage krizinden bu yana finans sektörünün aşırı yüklendiğini belirten Hudson, Obama’nın çözüm olarak sunduğu “sıfır faiz” politikasının sadece bankaların gayrimenkul ve hisse senedi kredilerini kârlı hale getirdiğini söyledi.

Bu sürecin Wall Street çıkarlarına devasa bir kazanç sağladığını, ancak 2008’den beri Amerikan ücret seviyelerinin tamamen yerinde saydığını ve Amerikalıların yüzde 40’ının hiçbir tasarrufunun kalmadığını vurguladı.

“Büyüme sadece finansallaşmış zenginlikte, gayrimenkul ve tahvillerde yaşandı” diyen Hudson, Blackstone gibi banka dışı kuruluşların yüzde 1 faizle borçlanıp şirketleri satın aldığını ve borç kaldıracıyla bu şirketleri adeta “sağdığını” belirtti.

Hudson, ekonominin ancak borçlulara faizlerini ödemeleri için tekrar para sızdırılan bir “Ponzi şeması” ile ayakta kalabildiğini, ancak 30 yıllık mortgage faizlerinin yüzde 5’i, 10 yıllık tahvillerin ise yüzde 4,5’i geçmesiyle artık sıfır faiz döneminin kapandığını ve bu şemanın sürdürülemez hale geldiğini ifade etti.

“Hürmüz’ün kapanması ödemeler zincirini kırdı, bu depresyonun başlangıcıdır”

İran savaşının petrol, gaz, amonyak, gübre ve helyuma dayalı ödemeler zincirinde geri döndürülemez kesintiler yarattığını kaydeden Hudson, “Bu kırılmalar temerrütlere yol açacak; bir kez temerrüt yaşandığında borçlardaki üstel büyüme süreci tersine dönecek ve aşağı doğru üstel bir küçülme başlayacak. İşte depresyon budur” dedi.

Diesen’in NATO’nun Rusya’nın deniz koridorlarını sınırlama çabalarına ve Çin ile Hindistan’ın enerji erişimi konusundaki endişelerine değinmesi üzerine Hudson, uluslararası sistemin bu duruma uyum sağlayamadığını belirtti.

Rusya’nın Avrupa’nın gaz ve petrol alımını durdurma tehditlerine karşılık “Neden şimdi durdurmayalım?” dediğini ve Hürmüz kapalıyken pazar bulmakta zorlanmayacağını söyleyen Hudson, “Avrupa, Rusya yaptırımlarına uyarak ekonomik intihar ediyor; 2022 sonrası Almanya’nın GSYH düşüşü tüm Avrupa’nın kaderi olacak” değerlendirmesinde bulundu.

“Ukrayna bir NATO ülkesi olan Macaristan’a savaş ilan etti, NATO ise saldırganı destekliyor”

Ukrayna’nın Macaristan ve Çekya’ya giden gaz hatlarını kestiğine dikkat çeken Hudson, “NATO üyesi olmayan Ukrayna, fiilen bir NATO ülkesine savaş ilan etti ve NATO saldırganı destekliyor. Bu şartlar altında NATO ve Avrupa Birliği’nin nasıl hayatta kalacağını göremiyorum” dedi.

Ekonomik krizin hükümetleri bütçe kısıtlamalarını ihlal etmeye veya halkın ısınma ve elektrik giderlerini sübvanse etmeye zorlayacağını belirten Hudson, Almanya’da Friedrich Merz gibi isimlerin “Rusya istilasını önlemek için” yaşam standartlarını düşürüp askeri harcamaları artırma söyleminin “çılgınlık” olduğunu ifade etti.

Hudson, Rusya’nın Avrupa’yı işgal etmekle hiçbir ilgisi olmadığını, dikkatinin tamamen Asya’ya döndüğünü vurguladı. Medya terminolojisindeki değişime de değinen Hudson, “30 yıl önce Mezopotamya, Irak ve İran’a ‘Yakındoğu’ derdik. Sonra ‘Ortadoğu’ oldu ama neyin ortasında? Avrupa ile Asya’nın… Şimdi ise kibar çevrelerde ‘Batı Asya’ terimi kullanılıyor. Bu, bölgenin artık Asya’nın bir parçası olduğunun ve dünyanın büyüme alanının Asya olacağının, Avrupa ve ABD’nin geride bırakılacağının itirafıdır” dedi.

“Bu bir medeniyetler çatışması değil, ABD’nin medeniyete yönelik bir saldırısıdır”

Dünyadaki bölünmenin artık “Doğu Asya” ile “ABD müttefikleri ve Batı yarımküre” arasında bir bloklaşmaya dönüştüğünü söyleyen Hudson, ABD’nin yıllardır kullandığı “medeniyetler çatışması” kavramını reddetti:

“Bu bir medeniyetler çatışması değil, ABD ve müttefiklerinin ulusal egemenlik, iç işlerine karışmama ve sivil hedeflerin vurulmaması gibi medeniyet yasalarına saldırısıdır.”

ABD’nin artık kendisine hizmet etmediği gerekçesiyle uluslararası hukuku dışladığını belirten Hudson, Ukrayna’dan İsrail’e kadar etnik ve dini nefretin körüklendiğini savundu.

ABD’nin bu çatışmayı “demokrasiler (Ukrayna, İsrail ve Trump yönetimindeki ABD) ile otokrasiler arasında” bir kavga olarak sunduğunu kaydeden Hudson, “Burada ‘otokrasi’den kastedilen, medeniyete yönelik bu saldırıya direnecek kadar güçlü bir hükümete sahip olan ülkelerdir. İran, kendisini savunma konusunda Rusya’dan bile daha güçlü durmuştur” dedi. Hudson, İran’ın varoluş mücadelesini Amerikan Devrimi’ndeki “ya istiklal ya ölüm” anlayışına ve 19. yüzyılda sömürgecilere direnen Afrika kabilelerinin ahlaki duruşuna benzetti.

“Resesyon kelimesi depresyonun üzerini örtmek için uydurulmuş bir örtmecedir”

ABD’nin diğer ülkelere artık müreffeh bir gelecek veya “kazan-kazan” senaryosu sunamadığını, bu yüzden güçle tutunmaya çalıştığını ifade eden Hudson, diğer ülkelerin ABD’ye boyun eğmenin bedelinin depresyon ve sanayisizleşme olduğunu yavaş da olsa fark etmeye başladığını söyledi.

“Depresyon” kelimesinin Büyük Buhran sırasında “geçici bir yavaşlama” anlamında bir örtmece olarak icat edildiğini, ancak durum kötüleşince daha hafif bir terim olan “resesyon”un uydurulduğunu hatırlatan Hudson, “Resesyon sadece büyüme yoluna dönene kadar suyun üzerinde kalmaktır; ancak Batı’nın izlediği büyüme yolu artık sona erdi” dedi.

Özellikle küresel güney ülkelerinin, enerji ve gübre için zengin Asya ülkeleriyle rekabet edemeyerek ağır darbe alacağını belirten Hudson, yüksek enerji fiyatları nedeniyle banka borçlarını ödeyemeyen şirketlerin ve dış borçlu ülkelerin ödemeler zincirinde büyük kırılmalar yaşayacağını vurguladı.

Bu durumun regresyon analizleriyle öngörülemez olduğunu söyleyen Hudson, borsa yükselirken bile bunun sadece enerjiye ihtiyaç duyan yüksek teknoloji tekelleriyle sınırlı kaldığını kaydetti.

“İran, OPEC ekonomilerinin ABD ile olan simbiyotik ilişkisini bombalayarak bitiriyor”

ABD’li teknoloji devlerinin (Google, Amazon, Facebook) enerji bulamadıkları için operasyonlarını Suudi Arabistan, Bahreyn ve Emirlikler gibi OPEC ülkelerine taşıdığını belirten Hudson, İran’ın bu merkezleri bombalayarak şu mesajı verdiğini söyledi:

“OPEC ekonomileri, tüm yatırımları ve gelirleri için ABD’ye bağımlı olan bu simbiyotik ilişkiyi sürdürdüğü sürece bizim için tehdit olmaya devam edecektir. Sizi Asya çizgisine kaymaya zorluyoruz, çünkü ABD kontrolünde kaldığınız sürece bize saldırmaya devam edeceksiniz.”

Diesen’in “iyicil hegemon” kavramının çöküşü ve ABD’nin düşüşe geçince daha saldırganlaşacağı yönündeki hatırlatmasına karşılık Hudson, “düşüş” kelimesinin de yetersiz olduğunu savundu.

“Bu bir döngü veya yavaş bir düşüş değil, bir çöküştür. Bir dönemin sonudur” diyen Hudson, ABD gücünün dışarıdan gelen bir savaşla değil, kendi çıkarlarını her ülkenin karşısına koyarak (Çin, Rusya, İran, Irak, Suriye ve hatta Avrupa’ya düşmanlık güderek) bizzat Washington tarafından bitirildiğini ifade etti.

“BM artık Milletler Cemiyeti kadar miadını doldurmuş bir kurumdur”

ABD’nin veto yetkisine sahip olmadığı hiçbir uluslararası kuruma katılmadığını ve kendi yoluna giden her ülkeyi “düşman” ilan ettiğini belirten Hudson, dünyanın artık geçmiş trendlerin bir parçası olmadığını vurguladı.

Mevcut sistemin matrisinin sona erdiğini ve yeni bir dünyanın yapılandığını söyleyen Hudson, “ABD kontrolündeki IMF, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler’e alternatif olarak kendi uluslararası organizasyonlarımıza, mahkemelerimize ve ordumuza ihtiyacımız var” dedi.

Birleşmiş Milletler’in artık İkinci Dünya Savaşı dönemindeki Milletler Cemiyeti kadar işlevsiz ve “eskimiş” olduğunu kaydeden Hudson, yeni bir finansal ve hukuki sistem üzerine tartışmaların yetersizliğinden yakındı.

Diesen’in gübre ve enerji kıtlığının zincirleme etkileri hakkındaki sorusuna ise Hudson, “Gübre olmazsa ürün rekoltesi düşer, fiyatlar fırlar; parası olan alır, olmayan aç kalır” yanıtını verdi.

ABD’nin mısırı gıda yerine yakıt üretimi için sübvanse etmesini “çılgınlık” olarak nitelendiren Hudson, ülkelerin artık gıda özgürlüğünü bir hayatta kalma meselesi olarak görmeye başladığını belirtti.

“Avrupa ve Britanya neoliberal politikalarla kendilerini sanayisizleştirerek bitirdi”

Gıda konusunda Latin Amerika ve Brezilya’nın soya gibi alternatiflerle ayakta kalabileceğini ancak Afrika’nın Dünya Bankası tarafından dayatılan tek ürünlü ekonomi modeli nedeniyle büyük risk altında olduğunu söyleyen Hudson, hayatta kalmanın tek yolunun kendi kendine yeterlilik olduğunu vurguladı. Bu durumun küresel iş bölümü felsefesini temelden değiştireceğini ifade etti.

Son olarak Avrupa’nın ve özellikle Britanya’nın durumuna değinen Hudson, Margaret Thatcher ve Tony Blair döneminden bu yana hem Muhafazakar hem İşçi partilerinin ülkeyi sanayisizleştirdiğini belirtti.

“Kuzey Denizi petrolü de tükendi; Britanya ithalat bedellerini neyle ödeyecek? Dünyaya sunacak neyi kaldı?” diye soran Hudson, neoliberal ekonomiyi takip eden ve stratejik özerkliğini kaybeden Avrupa ülkelerinin büyük bir krizle karşı karşıya olduğunu belirterek mülakatı sonlandırdı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version