Diplomasi
Mısır-Türkiye ilişkisinin ivmelenmesi bölgesel güç dengesi açısından önemli

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 12 yıl aradan sonra Mısır’a giderek Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile görüştü. Ziyaret, bölgenin iki büyük ve önemli ülkesi arasında yaşanan soğukluğun kesin ve resmi olarak sona ermesi ve yeni bir dönemin başlaması açısından önem ve anlam taşıyor.
Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vişne Korkmaz, iki liderin görüşmesi sonrası Mısır-Türkiye ilişkilerinin geleceğini, iki ülke işbirliğinin Türk dış politikasında önemli yer tutan başlıklara nasıl etki edeceğini Harici’ye değerlendirdi:
Mısır Cumhurbaşkanı, “İkili ilişkilerde yeni bir sayfa açıyoruz” dedi. Bu yeni sayfalar, hangi alanlara odaklanacak? İlişkilerin normalleşmesi iki ülkeye ne kazandıracak?
Sayın Cumhurbaşkanının Mısır ziyareti ve nisanda da Mısır Cumhurbaşkanının Türkiye’ye gerçekleştirmeyi planladığı ziyaretin açıklanması bugünün konjonktüründe yani 7 Ekim sonrasında oluşan konjonktürde gerçekleşiyor. Aslında biliyorsunuz Mısır-Türkiye normalleşmesiyle ilgili süreç daha önce başlamıştı. 7 Ekim’den önce de Mısır-Türkiye ilişkileri belli bir noktaya gelmişti. O günün konjonktürü normalleşmeler üzerinden gidiyordu. Sadece Mısır ve Türkiye normalleşmesini değil, bütün aktörler birkaç aktörle kurdukları ilişkilerdeki soru işaretleri dışında bölgesel olarak daha normal, iyi ve işbirliğini önceleyen ilişkileri oluşturmayı düşünüyorlardı.
O çerçevede de Mısır-Türkiye ilişkileri belli bir olgunluğa ve iyiliğe, iyileşmeye doğru gelmişti. Bunda tabi 2019’da imzalanan anlaşmaların 2022’nin sonunda tekrar kabul edilmesiyle Libya’da Türkiye’nin olmadığı bir denklemin de çok mümkün olmadığının görülmesinin de etkisi var. Libya mücadelesindeki aktörlerin yavaş yavaş o mücadeleden düşmesi ya da profilde bir varlığa doğru evrilmesi ve Libya’da aslında siyasi dengeleri ve ordu içerisindeki dengeleri etkileyebilecek iki temel aktörün Türkiye ve Mısır’ın kalması önemli oldu. Dolayısıyla Libya’da da işbirliğine dönük bir tablo belirmişti. Özetle 7 Ekim eğer konsepti değiştirmeseydi de biz Türkiye-Mısır ilişkilerinde bu tür bir normalleşme görecektik.
Mısır’ın güvenlik ihtiyacı
Fakat tabi 7 Ekim’le beraber bölgesel konjonktür değişti ve bölgesel konjonktürün değişmesi Mısır’ın güvenliğini doğrudan etkiliyor. Konjonktür birkaç açıdan değişti. Birincisi 7 Ekim saldırısı sadece güçler dengesindeki değişimle ilgili değil. Filistin meselesine dokunuyor. Filistin meselesi Arap sokaklarına dokunuyor. Bölgedeki Arap kimliğine dokunuyor. Tüm bunlar Mısır’ın hassas olduğu yerler. Bu noktada yönetimlerin İsrail politikası eleştirilere açık. Dolayısıyla Mısır yönetimi sokaklara Filistin davası için tavır aldığını göstermek zorunda. Mısır’daki ekonomik dar boğazı hesaba kattığımızla ülke bir krizle karşı karşıya kalabilir. Zaten Refah’a olası bir İsrail operasyonu Mısır’ın sınır güvenliği açısından her zaman bir sorun. Yani o operasyon Filistin’in ne veya Gazze’nin insansızlaştırılması için yapılırsa eğer Sina üzerinden ciddi güvenlik sorunu ortaya çıkar.
İkinci olarak bölgesel güç dengesi değişti. Aslında Mısır, son 10 yıllarda bölgesel güç dengesini, konvansiyonel veya konvansiyonel olmayan güç anlamında etkileyebilen bir ülke olmaktan çıktı. Ama yine de yani hem Sahel bölgesi hem Kuzey Afrika hem Orta Doğu’daki dengelerde hem kurumsal açıdan hem işte bu bölgelerin oluşmasındaki söyleme katkısı ve insan kaynağı açısından çok önemli bir aktör olmaya devam ediyor. Dolayısıyla Mısır güvenliğini daha maksimize edebilmek için bölgesel dengeleri dikkate almak zorunda. Bu bağlamda 7 Ekim sonrasındaki konjonktürde Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak Mısır için çok çok daha önemli hale geldi. Hem İsrail politikasının sürdürülebilir olması için hem Filistin davası ile ilgili mesajı Arap sokaklarına iletebilmek ve burada ciddiyeti göstermek için önemli ve tabii ki güvenliğin sarsıldığı bir yerde daha başka güçlü bölgesel konvansiyonel aktörlerle ilişkisinin iyi olması gerekiyor.
Tabi ki Türkiye de bölgesel istikrar istiyor ve bölgesel istikrar bölgesel dengeler üzerinden gidiyor ve dengeler açısından Mısır’ın konvansiyonel güçsüzlüklerine rağmen hâlâ önemli bir ülke olmaya devam ettiğini dikkate alırsak ilişkilerin iyileşmesi bugünün konjonktüründe gelecekteki bölgesel dengeler adına verilmiş bir mesaj. Hatta bu anlamda Filistin davasının da ötesindeki bölgesel dengeler açısından önemli bir mesaj ama Filistin davası unutulmuş değil. İki Cumhurbaşkanı da ana gündemlerinin Gazze olduğunu açıkladı çünkü.
Türkiye ve Mısır Gazze’de ateşkes ve insani yardım noktasında ortak hangi adımları atabilirler?
Şimdi iki ülke de Gazze meselesi açısından ayrı ayrı öneme sahip aktörler. Ama tabii sadece iki ülkenin çabalaması ile ateşkes veya daha ciddi bir şekilde Filistin sorunun çözülmesi mümkün değil. Filistin sorunu pek çok tarafın müdahil olduğu bir sorun haline geldi. Nitekim ateşkesle ilgili müzakereler farklı farklı aktörlerin çabalarıyla yürütülüyordu ama olumlu bir şey çıkmadı şimdilik.
Netanyahu hükümeti bir önceki ateşkesten Hamas’ın veya Hamas’ı destekleyenlerin veya Arap sokaklarının kazançlı çıktığına dair bir hülasası var ki, bu çok da yanlış değil. Şimdi yine böyle bir kazancı karşı tarafa vermek istemiyor. Hamas da tabi Filistin davası üzerinden meşruiyet sağlıyor ve Filistin davasının yarar görmediği bir anlaşma imzalamak istemiyor. Ama tabii bu bir sıradan bir savaş değil. Küçük bir alanda gerçekleşen ve sivil ile savaşan arasındaki ayrımın kalmadığı ve İsrail’in sivillerin üzerine yaptığı baskı üzerinden kazanç devşirmeye çalıştığı bir savaş.
“İşbirliği çatışma sonrası önemli katkı sunabilir”
Dolayısıyla Gazze’de çözüm de sadece Gazze’deki ateşkes ile sağlanabilecek bir çözüm değil. Bu konuda aslında Türkiye’nin duruşu son derece doğru. Ancak Filistin devletinin kurulmasıyla Filistin meselesinin çözülebileceğini söylüyor. Bunun dışında bölgedeki Arap ve Filistin nüfusunun kendini güvende hissetmesi çok zor. Onlar güvende hissetmedikçe İsrail’in güvende hissetmesi çok zor.
Bunun için kolay olacak bir iş değil ancak İsrail politikasının değişmesi lazım. Ancak acil olarak belli bir süre ateşkesin sağlanması insani açıdan elzem hale geldi.
İki ülke arasındaki işbirliğinin Gazza’ye esas katkısı, bir gün o noktaya gelebilirsek eğer çatışmalar durduktan sonra gündeme gelecektir. Orayı siviller adına en azından daha yaşanılır kılmak için hem insani yardım hem yeniden yapılandırma ihtiyacı noktasında Mısır ve Türkiye’nin iş birliğinin iyi sonuçlar üretebilir.
İki ülkenin uzlaşıya varması Libya’da siyasi çözüm için bir umut olabilir mi?
Bugün Libya’daki tablo 2017 veya 2021’deki tablo değil. 2022’den sonra özellikle Mısır ve Türkiye’nin daha başat aktör olduğu bir Libya dengesi ortaya çıktı. Diğer aktörlerden Rusya Ukrayna ile meşgul. Libya’nın da parçası olduğu Fransa’nın kuzey Afrika stratejisinde Fransa başarılı olamadı, geriledi. Birleşik Arap Emirlikleri Sahel’de Sudan gibi başka yerlerde farklı yatırımlar içerisinde.
Türkiye ve Mısır Libya’daki tüm başlıklarda anlaşamasalar bile siyasi süreci işletmek, seçimlerin yapılması, istikrarın ve orduda birliğin sağlanması konusunda işbirliğini önemsediklerini daha önce söylemişlerdi. Ancak Libya’nın normalleşmesi açısından iki aktörün anlaşabildiklerini uluslararası topluma ve bölgesel topluma duyurması son derece önemli. Yani cumhurbaşkanlarının açıklaması sürpriz değil ama son derece ciddi bir noktaya geldiğimizi gösteriyor.
Türkiye-Mısır ilişkilerindeki ivmelenme, Doğu Akdeniz’deki dengeleri nasıl etkileyebilir?
Libya’dakine benzer bir tablo Doğu Akdeniz’de de yaşandı. Yani 2017-2021 arasında yaşanan o kutuplaşma dönemi şu anda yok. Bütün aktörler arasında kazanç getiren bir işbirliği tam olarak başlamadı ama 7 Ekim saldırılarının neden olduğu konjonktür sona erdiğinde işbirliğinin daha bölgesel olarak kazanç üretebilmesi için fırsatlar çıkabilir.
O fırsatlar henüz doğmadan iki ülkenin sektörel olarak çeşitli alanlarda işbirliği yapması son derece önemli. O sektörlerden biri de enerji. LNG konusunda önemli mutabakatlar imzalandı. Nükleer enerji ve yenilenebilir enerji Mısır’ın ilerleme kaydetmeyi arzu ettiği bir alan. Türkiye ile bu konuda işbirliği önemli.
Ticaretin artırılması ve çeşitlenmesi hem dar boğazdan geçen Mısır hem de Türkiye açısından önemli. Çünkü Mısır hem büyük bir pazar hem de bir yatırımcı. Savunma sanayi ve enerji alanında teknoloji satın alma konusunda pek çok kapıyı çaldığını, Rusya’dan Avrupa ülkelerine ve Körfez’e kadar pek çok ortak yatırıma girdiğini biliyoruz. Bütün bunlar Türkiye açısından da Türk ekonomisi açısından da son derece önemli. Ayrıca güven artırıcı adımlar bunlar yani karşılıklı bağımlılık artarsa o zaman aktörler, jeopolitik krizleri daha rahat göğüslerler. Ve bir gün tabii ki Doğu Akdeniz’de enerji anlamında bölgesel bir pazar veya işte Avrupa’ya ulaşacak bir pazar oluşursa Türkiye ve Mısır işbirliği de bunun içerisinde çok önemli bir halka olur, bir başlangıç noktası teşkil eder. Ama bunun için 7 Ekim sonrasındaki konjonktürün başka bir yere doğru evrilmesi lazım.
Diplomasi
Singapur’da Filistin bayrağı açan Massive Attack üyelerine süresiz giriş yasağı verildi

Singapur yönetimi, 29 Temmuz’daki konserlerinde Filistin bayrağı açan ve slogan atan İngiliz müzik grubu Massive Attack üyeleri Robert Del Naja ile Grant Marshall’a ülkeye giriş ve sahne alma yasağı getirdi. Grup üyeleri, gözaltına alındıklarını, sorgulandıklarını ve pasaportlarına el konulduğunu açıklayarak karara tepki gösterdi.
İngiliz müzik grubu Massive Attack, Singapur’daki konserinde Filistin’e destek mesajları vermesinin ardından ülke makamlarının kendilerine yönelik tutumu karşısında şaşkınlığa uğradıklarını ve hayal kırıklığı yaşadıklarını açıkladı.
Grubun iki üyesi Robert Del Naja ile Grant Marshall, 29 Temmuz’daki konserde sahnede Filistin bayrağı açtı ve izleyicilerle birlikte “Özgür Filistin” sloganı attı.
Singapur polisi önce olay hakkında soruşturma başlattı, ardından Del Naja ve Marshall’ın ülkeye yeniden girişinin ve burada sahne almalarının süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.
Massive Attack, pazar günü Instagram’da yayımladığı açıklamada üyelerinin polis tarafından gözaltına alındığını, birbirlerinden ayrıldığını ve ayrı ayrı sorgulandığını bildirdi. Gruba göre bazı üyelerin otel odaları arandı ve pasaportlarına geçici olarak el konuldu. Massive Attack, yaşananları “gerçeküstü bir deneyim” olarak nitelendirerek Singapur makamlarının tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
Iconic British band Massive Attack is under police investigation in Singapore for displaying a Palestinian flag at their July 29 concert. Videos show members holding the flag on stage, prompting "Free Palestine" chants from the crowd. The band, known for their outspoken activism… pic.twitter.com/8vu7jRa3Ne
— Eye on Palestine (@EyeonPalestine) July 31, 2026
Singapur polisi, 31 Temmuz’da yayımladığı ilk açıklamada konser sırasında Filistin bayrağı açılmasıyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. Polis ve yerel medya, soruşturmanın “lisans koşullarının ihlal edilmiş olabileceği” gerekçesiyle yürütüldüğünü bildirmişti.
Singapur yasalarına göre yabancı ülkelere ait bayrak ve diğer ulusal sembollerin izin veya muafiyet olmaksızın halka açık alanlarda sergilenmesi yasaklanıyor.
Polis sözcüsü, daha sonra BBC’ye yaptığı açıklamada Del Naja ve Marshall’ın Singapur’a yeniden girmelerine ve ülkede sahne almalarına izin verilmeyeceğini söyledi. İki müzisyene, yabancı bayrakların kamusal alanda sergilenmesini kısıtlayan ve halka açık etkinliklerde siyasi ifadeleri düzenleyen iki yasa kapsamındaki olası ihlaller nedeniyle “sert uyarı” verildi.
Massive Attack, konser başlamadan önce ve konserin sonunda salondaki izleyicilerin büyük bölümünün kendiliğinden “Özgür Filistin” sloganları attığını belirtti. Grubun açıklamasında, “Muhtemelen bu kendiliğinden ifadenin tek başına hükümetlerinin sansür yasalarını ihlal edebileceğinin farkındaydılar. Ancak bu onları caydırmadı” ifadelerine yer verildi.
Massive Attack, Singapur’un yasak kararına doğrudan değinmedi ancak “157 ülkenin tanıdığı egemen bir devletin bayrağını yalnızca havaya kaldırmanın herhangi bir yasayı ihlal edebileceğini düşünmediklerini” bildirdi. Grup üyeleri, Singapur’daki hayranlarıyla birlikte bu plansız dayanışma mesajını vermekten gurur duyduklarını söyledi. Açıklamada, izleyicilerin “Filistin halkıyla dayanışma göstermek için açıkça ahlaki bir sorumluluk hissettiği” kaydedildi.
Massive Attack’ın Instagram paylaşımı 146 bin kullanıcı tarafından beğenildi ve grubun hayranlarından çok sayıda destek mesajı aldı. Singapurlu bir Instagram kullanıcısı, “Singapur’da çoğumuz ne söylediğimize ne kadar yüksek sesle söylediğimize ve ne zaman susmanın daha güvenli olduğuna dikkat etmeyi öğrenerek büyüdük. Filistin’in yanında durduğunuz ve ahlaki tutarlılığın hâlâ sahnenin merkezinde yer alabileceğini gösterdiğiniz için teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.
Konseri izleyen Singapurlu içerik üreticisi Crystal Lim-Lange ise konunun “karmaşık” olduğunu belirtti. Lim-Lange, “Sanatçıların sahne aldıkları ülkelerin yasalarına saygı göstermeleri gerektiğine inanıyorum” dedi. Bununla birlikte sanatın tarih boyunca düşüncelere meydan okuduğunu, toplumu yansıttığını ve zorlu tartışmaları tetiklediğini vurgulayan Lim-Lange, “Sanatı siyasetten ayırmaya çalışmak hiçbir zaman kolay olmadı” değerlendirmesinde bulundu.
Filistin bayrağı, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik saldırıları ve Singapur’daki kayda değer Müslüman nüfus nedeniyle ülkede hassas bir konu olarak değerlendiriliyor. Singapur yönetimi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarıyla ilgili kitlesel açıklamalara ve sembollere karşı tutum izliyor. Çok kültürlü ülkenin yetkilileri, bu yaklaşımın etnik, dini ve toplumsal uyumun korunması için gerekli olduğunu savunuyor.
Singapur İçişleri Bakanlığı, 2023’te yayımladığı duyuruda yabancı ülkelere ait ulusal semboller de dâhil olmak üzere Filistin ve İsrail’deki gelişmelerle bağlantılı eşyaların sergilenmemesi veya giyilmemesi uyarısında bulunmuştu. Bakanlığın açıklamasında, “Devam eden İsrail-Hamas çatışması güçlü duygular uyandıran bir meseledir. Artan hassasiyetler göz önüne alındığında, çatışmayla bağlantılı unsurların kamuya açık alanlarda sergilenmemesini ve giyilmemesini tavsiye ediyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.
Singapur makamları, bu yılın başında Filistin’e destek amacıyla izinsiz yürüyüş düzenleyen bazı kişilere de para cezası verdi.
Massive Attack, Gazze savaşı dahil çeşitli konulardaki siyasi tutumunu açıkça dile getirmesiyle tanınıyor. Robert Del Naja, bu yılın başında Londra’daki bir protesto sırasında yasaklı Palestine Action örgütüne destek verdiği şüphesiyle gözaltına alınmıştı. 61 yaşındaki müzisyen, üzerinde “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazılı bir pankartla yüzlerce göstericinin katıldığı oturma eyleminde yer almıştı.
Massive Attack konseri, Filistin’le dayanışma gösterilmesi nedeniyle hukuki işlem başlatılan ilk olay niteliği taşımıyor. Gazze’deki saldırıların Ekim 2023’te başlamasından bu yana Filistin’e destek eylemleri geniş çaplı kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı.
ABD’de yetkililer ve üniversite yönetimleri, Gazze’yle dayanışma gösterilerine gözaltılar, uzaklaştırma kararları ve öğrencilerle öğretim üyelerine yönelik ceza davalarıyla karşılık verdi. Federal yetkililer ise Filistin yanlısı eylemleri hedef alan soruşturmalar açmak ve üniversitelere sağlanan fonları kesmekle tehdit etti.
İngiltere hükümeti, terörle mücadele yasaları ile kamu düzenine ilişkin yetkileri kullanarak bazı grupları yasakladı, gösterilere katı koşullar getirdi ve Filistin’e destek açıklamalarında bulunan binlerce protestocu, aktivist ve akademisyeni gözaltına aldı.
Fransa’da İçişleri Bakanlığının talimatları doğrultusunda Filistin yanlısı gösteriler ülke genelinde defalarca yasaklandı. Polis, toplanan grupları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı, çok sayıda kişiye para cezası verildi. Savcılıklar da eylemleri düzenleyenler ve katılımcılar hakkında ceza davaları açtı.
İsrail’in destekçilerinden Almanya’da ise eyalet makamları, yaygın Filistin yanlısı sloganları suç kapsamında değerlendirdi. Gösteriler yasaklandı, yüzlerce kişi gözaltına alındı veya para cezasına çarptırıldı. Dayanışma eylemlerine katılan yabancı aktivistler hakkında sınır dışı ve diğer göçmenlik işlemleri de uygulandı.
Dünya turnesini sürdüren Massive Attack, Asya ayağının tamamlanmasının ardından gelecek hafta Avustralya’da konserler verecek.
Diplomasi
Infantino üzerindeki baskı artıyor

Avrupa ülkeleri, FIFA’nın Gianni Infantino liderliğinde bir dönemini daha destekleyen mektupları toplu olarak geri çekerek ona yönelik baskıyı artırmayı planlıyor.
Infantino’nun başkanlığı, Dünya Kupası’nın bazı bölümlerini satmaya yönelik özel sektör destekli planının çöküşünün ardından ciddi tehlike altında.
Bu plan, UEFA üye federasyonlarının gelecekteki FIFA müsabakalarını boykot etme tehdidinde bulunmasıyla büyük ölçüde suya düştü.
The Guardian’a göre ortam hâlâ gergin ve Avrupa genelinde onun görevinden bir an önce uzaklaştırılmasını isteyen yaygın bir istek var.
Şu anda çok sayıda ulusal futbol federasyonu, Infantino’nun istifasını hızlandırmak amacıyla ona verdikleri desteği resmen geri çekmeyi tartışıyor ve önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili açıklamalar yapılması bekleniyor.
Geçen haftaki krizin patlak vermesinden önce, Almanya, Romanya, Norveç, Danimarka ve İsveç hariç UEFA’nın 55 üyesinin tamamı, Mart 2027’de Infantino’nun adaylığını destekleyen mektuplar yazmıştı.
Hatta İsviçreli başkanın dördüncü dönemine başlaması ise kaçınılmaz bir gerçek olarak görülüyordu.
Eşzamanlı bir geri çekilme gündeme getirilmiş olsa da, üye federasyonların desteğini tek tek geri çekme olasılığı da bulunuyor.
Böyle bir hareket, fiilen bir güvensizlik oyu anlamına gelir ve Infantino’nun istifası yönündeki baskıyı artırır.
Örneğin İngiltere Futbol Federasyonu (FA), Gianni Infantino’nun FIFA başkanlığına yeniden seçilmesine verdiği desteği resmen geri çekecek.
FA, daha önce Infantino’ya destek vermiş olmasına rağmen, artık onun dördüncü dönem başkanlığı için destek vermediğini teyit eden bir mektubu FIFA’ya gönderecek.
FA, daha önce Infantino’nun arkasında saf tutmuştu. Infantino, kasım ayında Birleşik Krallık’ın 2035 Kadınlar Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacağını teyit edecek olağanüstü FIFA kongresine başkanlık edecek.
Cumartesi günü FA, “FIFA’nın liderlik ve yönetişim yapısının kapsamlı ve titiz bir şekilde gözden geçirilmesi” çağrısında bulunmuştu.
Bu hamle, Galler Futbol Federasyonu’nun Infantino’nun adaylığından desteğini çekmesinin ardından geldi.
Galler futbolu ve temsilcileri, Infantino’ya karşı çıkma çabalarında kilit bir rol oynadılar.
Geçen Perşembe günü üye federasyonların katıldığı bir toplantıda, UEFA başkan yardımcısı ve eski Galler milli futbolcusu Laura McAllister, Infantino’nun FFE planını rafa kaldırmaması halinde FIFA turnuvalarına Avrupa öncülüğünde bir boykot uygulanmasını savundu.
Bu, planı fiilen uygulanamaz hale getiren ortak bir mutabakata yol açtı.
Finlandiya Futbol Federasyonu, geçen hafta desteğini çeken ilk ülke olmuştu.
FIFA, mektubunu geri çekmek isteyen her ülke tarafından bilgilendirilmek zorunda. Diğer konfederasyonlardaki ülkelerle görüşmeler devam ediyor.
“FIFA Forward Enterprise” önerisinin başarısız olmasına rağmen, Asya Futbol Konfederasyonu’ndaki (AFC) bazı ülkeler hafta sonu Infantino’ya açıkça destek verdi.
Avrupa futbol camiasındaki kaynaklar, bu federasyonların Infantino’nun karşı karşıya olduğu muhalefetin boyutundan tam olarak haberdar olup olmadıklarını sorguluyor.
Cumartesi günü finansal açıdan güçlü Katar’ın Infantino’ya destek vermesinin ardından, pazar günü daha küçük Asya federasyonları olan Sri Lanka ve Kuveyt de kamuoyu önünde desteklerini açıkladı.
Fakat AFC nadiren toplu olarak oy kullanır ve Infantino’dan memnun olmayan bazı federasyonların Avrupalıların safına katılma ihtimali de bulunuyor.
FIFA’nın 211 üyesinden 200’den fazlası Infantino’ya destek mektupları sunmuştu. O dönemde görev süresinin tehlike altında görünmemesine rağmen, FIFA’nın tereddüt edenler üzerinde yoğun baskı uyguladığı anlaşılıyor.
Birçoğu, başkanlığı konusunda özel olarak endişelerini dile getirmesine rağmen onu desteklemişti.
Infantino’nun yerine geçecek bir aday belirleme çabaları hız kazanıyor. Seçim için öne sürülecek herhangi bir adayın, Avrupa dışında, özellikle Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Konfederasyonu (CONCACAF) tarafından önemli düzeyde destek alması gerekecek.
Uygun bir adayın etrafında hızla birleşmek, Infantino’yu konumunun savunulamaz olduğuna ikna etmenin anahtarı olabilir.
Infantino görevde kalmaya kararlı görünüyor ve desteğini sürdürmek için dünyanın dört bir yanındaki üye federasyonlara baskı uyguladığı düşünülüyor.
Bununla birlikte, hem Afrika Futbol Konfederasyonu hem de Güney Amerika Konfederasyonu (Conmebol) Infantino’ya tam destek veriyor.
Bu durum, UEFA üyeleri FIFA’da yeni bir liderlik arayışındayken Asya ve Kuzey Amerika’yı kritik mücadele alanları haline getiriyor.
Diplomasi
Alman Sanayi Federasyonu’nun ‘Çin Şoku 2.0’ uyarısına Çin’de yanıt: Kendi sorunlarınızı dışsallaştırmayın

Alman Sanayi Federasyonu (BDI), Çin’le ilişkilerde giderek büyüyen sorunların Alman sanayisini tüm sektörlerde ağır biçimde etkilediğini ve ülkenin bir “Çin Şoku 2.0” yaşadığını bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç yapısal sorunları dışsallaştırmanın gerçek bir çözüm sağlamayacağını ve Çin ile Almanya arasında kazan-kazan esasına dayalı işbirliğini de geliştirmeyeceğini söyledi.
Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi pazartesi günü yayımladığı haberde, BDI İcra Kurulu Başkanı Tanja Gönner’in Alman Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada, federasyonun rakip olarak Çin’le ilgili giderek artan sorunlar gördüğünü söylediğini aktardı.
Gönner, Çin’in “kritik ham maddelerde bağımlılık, önemli ölçüde düşük değerlenmiş para birimi ve devlet kaynaklı kapasite fazlası” gibi unsurlar üzerinden sanayi üzerinde büyük bir etki yarattığını ileri sürdü. Gönner’e göre bunlara, Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefi de ekleniyor.
Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü bünyesindeki Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin otomotiv ve makine gibi sektörlerdeki şirketleri, Çin’in açık pazarından, eksiksiz tedarik zincirlerinden ve nispeten düşük maliyetlerinden yararlanarak kâr elde etti,” dedi.
Jian, Çin’in sanayisini geliştirmesi ve elektrikli araçlar ile fotovoltaik gibi alanlarda rekabet gücü kazanmasının ardından Almanya dahil Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını kaydetti.
Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, “Çin, kritik ham maddeler alanında kesintisiz yatırım ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. Çin’in teknolojik avantajları ve kurallara uygun ihracat kontrolleri birer engel teşkil etmiyor. Bu konuyu abartarak Çin’e kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmesi için baskı yapmak makul değildir,” ifadelerini kullandı.
Zhou, döviz kurlarının esas olarak piyasa ve ekonomik temeller tarafından belirlendiğine işaret ederek, “para biriminin düşük değerlendiği” iddiasının daha da dayanaksız olduğunu savundu.
Zhou’ya göre Çin, “kapasite fazlası” meselesine ilişkin birçok kez açıklama yaptı ve konuyu sistematik biçimde izah eden bir beyaz kitap yayımladı: “Sözde kapasite fazlası hükümet tarafından yaratılmış değil. Belirli dönemlerde ve özel piyasa koşullarında arz ile talep arasında geçici bir dengesizlik ortaya çıkabilir. Ancak bu tür dengesizliklerle ticari engeller oluşturarak veya tehditlere başvurarak değil, bilgi paylaşımını güçlendirerek ve şeffaflığı artırarak birlikte mücadele edilmesi gerekiyor.”
BDI, 2019’un başında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasının yeniden yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Belgede, piyasa ekonomisinin “daha dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilmişti. Çin bir ortak olarak tanımlanmakla birlikte, giderek daha fazla sistemik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştı. FAZ’ın aktardığına göre Alman hükümetinin 2023 tarihli Çin Stratejisi’nde Çin, ortak, rakip ve sistemik hasım olarak tanımlandı.
Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Ancak uzmana göre Alman sanayisinin rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeni; yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmedeki düşük verimlilik gibi iç yapısal sorunlarda yatıyor.
Jian, “Bu iç yapısal sorunları dışsallaştırmak, sorunların gerçek anlamda çözülmesine yardımcı olmaz,” dedi.
FAZ’ın haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha iddialı olması gerektiğini, ancak kendisini Çin’den tamamen soyutlamaması gerektiğini söyledi.
Gönner, “Kendimizi nasıl savunabileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışmalıyız,” ifadelerini kullandı.
Bloomberg geçen hafta, Almanya’nın Çin’in tedarik zincirindeki kırılganlıkları tespit etmeye çalıştığını ve olası bir Almanya-Çin ticaret savaşında bu bilgileri baskı aracı olarak kullanmayı planladığını bildirmişti.
Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını savunduğunu iddia ederken tek taraflı ticaret araçlarına başvurmaya çalıştığını söyledi. Uzman, bunun uzun vadede yalnızca Alman sanayisinin içinin boşalmasını hızlandıracağını belirtti. Çünkü gerçekten rekabetçi şirketler, kaynakların dünya genelinde en uygun şekilde dağıtılabileceği yerleri aramaya devam edecek.
Çin’deki Alman Ticaret Odasının inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i, araştırma-geliştirme çalışmalarını Çin’de yerelleştirmelerinin son iki yıldaki gelişim hızlarını artırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’de yerelleştirilen araştırma-geliştirme faaliyetlerinin Almanya’ya kıyasla maliyetlerini azalttığını söylerken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet tasarrufu sağladığını ifade etti.
Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan esasına dayalı işbirliği üzerine kurulduğunu, iki ülke arasındaki rekabetin ise piyasa ekonomisinin olağan bir unsuru olduğunu belirtti.
Jian’a göre kilit nokta, ikili rekabeti bir tehdit olarak görmek ve sorunları daha da karmaşık hale getirecek tek taraflı, hedefe yönelik tedbirlere başvurmak yerine, rekabete akılcı ve nesnel bir tutumla yaklaşmak.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı










