Diplomasi
Mısır-Türkiye ilişkisinin ivmelenmesi bölgesel güç dengesi açısından önemli

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 12 yıl aradan sonra Mısır’a giderek Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile görüştü. Ziyaret, bölgenin iki büyük ve önemli ülkesi arasında yaşanan soğukluğun kesin ve resmi olarak sona ermesi ve yeni bir dönemin başlaması açısından önem ve anlam taşıyor.
Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vişne Korkmaz, iki liderin görüşmesi sonrası Mısır-Türkiye ilişkilerinin geleceğini, iki ülke işbirliğinin Türk dış politikasında önemli yer tutan başlıklara nasıl etki edeceğini Harici’ye değerlendirdi:
Mısır Cumhurbaşkanı, “İkili ilişkilerde yeni bir sayfa açıyoruz” dedi. Bu yeni sayfalar, hangi alanlara odaklanacak? İlişkilerin normalleşmesi iki ülkeye ne kazandıracak?
Sayın Cumhurbaşkanının Mısır ziyareti ve nisanda da Mısır Cumhurbaşkanının Türkiye’ye gerçekleştirmeyi planladığı ziyaretin açıklanması bugünün konjonktüründe yani 7 Ekim sonrasında oluşan konjonktürde gerçekleşiyor. Aslında biliyorsunuz Mısır-Türkiye normalleşmesiyle ilgili süreç daha önce başlamıştı. 7 Ekim’den önce de Mısır-Türkiye ilişkileri belli bir noktaya gelmişti. O günün konjonktürü normalleşmeler üzerinden gidiyordu. Sadece Mısır ve Türkiye normalleşmesini değil, bütün aktörler birkaç aktörle kurdukları ilişkilerdeki soru işaretleri dışında bölgesel olarak daha normal, iyi ve işbirliğini önceleyen ilişkileri oluşturmayı düşünüyorlardı.
O çerçevede de Mısır-Türkiye ilişkileri belli bir olgunluğa ve iyiliğe, iyileşmeye doğru gelmişti. Bunda tabi 2019’da imzalanan anlaşmaların 2022’nin sonunda tekrar kabul edilmesiyle Libya’da Türkiye’nin olmadığı bir denklemin de çok mümkün olmadığının görülmesinin de etkisi var. Libya mücadelesindeki aktörlerin yavaş yavaş o mücadeleden düşmesi ya da profilde bir varlığa doğru evrilmesi ve Libya’da aslında siyasi dengeleri ve ordu içerisindeki dengeleri etkileyebilecek iki temel aktörün Türkiye ve Mısır’ın kalması önemli oldu. Dolayısıyla Libya’da da işbirliğine dönük bir tablo belirmişti. Özetle 7 Ekim eğer konsepti değiştirmeseydi de biz Türkiye-Mısır ilişkilerinde bu tür bir normalleşme görecektik.
Mısır’ın güvenlik ihtiyacı
Fakat tabi 7 Ekim’le beraber bölgesel konjonktür değişti ve bölgesel konjonktürün değişmesi Mısır’ın güvenliğini doğrudan etkiliyor. Konjonktür birkaç açıdan değişti. Birincisi 7 Ekim saldırısı sadece güçler dengesindeki değişimle ilgili değil. Filistin meselesine dokunuyor. Filistin meselesi Arap sokaklarına dokunuyor. Bölgedeki Arap kimliğine dokunuyor. Tüm bunlar Mısır’ın hassas olduğu yerler. Bu noktada yönetimlerin İsrail politikası eleştirilere açık. Dolayısıyla Mısır yönetimi sokaklara Filistin davası için tavır aldığını göstermek zorunda. Mısır’daki ekonomik dar boğazı hesaba kattığımızla ülke bir krizle karşı karşıya kalabilir. Zaten Refah’a olası bir İsrail operasyonu Mısır’ın sınır güvenliği açısından her zaman bir sorun. Yani o operasyon Filistin’in ne veya Gazze’nin insansızlaştırılması için yapılırsa eğer Sina üzerinden ciddi güvenlik sorunu ortaya çıkar.
İkinci olarak bölgesel güç dengesi değişti. Aslında Mısır, son 10 yıllarda bölgesel güç dengesini, konvansiyonel veya konvansiyonel olmayan güç anlamında etkileyebilen bir ülke olmaktan çıktı. Ama yine de yani hem Sahel bölgesi hem Kuzey Afrika hem Orta Doğu’daki dengelerde hem kurumsal açıdan hem işte bu bölgelerin oluşmasındaki söyleme katkısı ve insan kaynağı açısından çok önemli bir aktör olmaya devam ediyor. Dolayısıyla Mısır güvenliğini daha maksimize edebilmek için bölgesel dengeleri dikkate almak zorunda. Bu bağlamda 7 Ekim sonrasındaki konjonktürde Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak Mısır için çok çok daha önemli hale geldi. Hem İsrail politikasının sürdürülebilir olması için hem Filistin davası ile ilgili mesajı Arap sokaklarına iletebilmek ve burada ciddiyeti göstermek için önemli ve tabii ki güvenliğin sarsıldığı bir yerde daha başka güçlü bölgesel konvansiyonel aktörlerle ilişkisinin iyi olması gerekiyor.
Tabi ki Türkiye de bölgesel istikrar istiyor ve bölgesel istikrar bölgesel dengeler üzerinden gidiyor ve dengeler açısından Mısır’ın konvansiyonel güçsüzlüklerine rağmen hâlâ önemli bir ülke olmaya devam ettiğini dikkate alırsak ilişkilerin iyileşmesi bugünün konjonktüründe gelecekteki bölgesel dengeler adına verilmiş bir mesaj. Hatta bu anlamda Filistin davasının da ötesindeki bölgesel dengeler açısından önemli bir mesaj ama Filistin davası unutulmuş değil. İki Cumhurbaşkanı da ana gündemlerinin Gazze olduğunu açıkladı çünkü.
Türkiye ve Mısır Gazze’de ateşkes ve insani yardım noktasında ortak hangi adımları atabilirler?
Şimdi iki ülke de Gazze meselesi açısından ayrı ayrı öneme sahip aktörler. Ama tabii sadece iki ülkenin çabalaması ile ateşkes veya daha ciddi bir şekilde Filistin sorunun çözülmesi mümkün değil. Filistin sorunu pek çok tarafın müdahil olduğu bir sorun haline geldi. Nitekim ateşkesle ilgili müzakereler farklı farklı aktörlerin çabalarıyla yürütülüyordu ama olumlu bir şey çıkmadı şimdilik.
Netanyahu hükümeti bir önceki ateşkesten Hamas’ın veya Hamas’ı destekleyenlerin veya Arap sokaklarının kazançlı çıktığına dair bir hülasası var ki, bu çok da yanlış değil. Şimdi yine böyle bir kazancı karşı tarafa vermek istemiyor. Hamas da tabi Filistin davası üzerinden meşruiyet sağlıyor ve Filistin davasının yarar görmediği bir anlaşma imzalamak istemiyor. Ama tabii bu bir sıradan bir savaş değil. Küçük bir alanda gerçekleşen ve sivil ile savaşan arasındaki ayrımın kalmadığı ve İsrail’in sivillerin üzerine yaptığı baskı üzerinden kazanç devşirmeye çalıştığı bir savaş.
“İşbirliği çatışma sonrası önemli katkı sunabilir”
Dolayısıyla Gazze’de çözüm de sadece Gazze’deki ateşkes ile sağlanabilecek bir çözüm değil. Bu konuda aslında Türkiye’nin duruşu son derece doğru. Ancak Filistin devletinin kurulmasıyla Filistin meselesinin çözülebileceğini söylüyor. Bunun dışında bölgedeki Arap ve Filistin nüfusunun kendini güvende hissetmesi çok zor. Onlar güvende hissetmedikçe İsrail’in güvende hissetmesi çok zor.
Bunun için kolay olacak bir iş değil ancak İsrail politikasının değişmesi lazım. Ancak acil olarak belli bir süre ateşkesin sağlanması insani açıdan elzem hale geldi.
İki ülke arasındaki işbirliğinin Gazza’ye esas katkısı, bir gün o noktaya gelebilirsek eğer çatışmalar durduktan sonra gündeme gelecektir. Orayı siviller adına en azından daha yaşanılır kılmak için hem insani yardım hem yeniden yapılandırma ihtiyacı noktasında Mısır ve Türkiye’nin iş birliğinin iyi sonuçlar üretebilir.
İki ülkenin uzlaşıya varması Libya’da siyasi çözüm için bir umut olabilir mi?
Bugün Libya’daki tablo 2017 veya 2021’deki tablo değil. 2022’den sonra özellikle Mısır ve Türkiye’nin daha başat aktör olduğu bir Libya dengesi ortaya çıktı. Diğer aktörlerden Rusya Ukrayna ile meşgul. Libya’nın da parçası olduğu Fransa’nın kuzey Afrika stratejisinde Fransa başarılı olamadı, geriledi. Birleşik Arap Emirlikleri Sahel’de Sudan gibi başka yerlerde farklı yatırımlar içerisinde.
Türkiye ve Mısır Libya’daki tüm başlıklarda anlaşamasalar bile siyasi süreci işletmek, seçimlerin yapılması, istikrarın ve orduda birliğin sağlanması konusunda işbirliğini önemsediklerini daha önce söylemişlerdi. Ancak Libya’nın normalleşmesi açısından iki aktörün anlaşabildiklerini uluslararası topluma ve bölgesel topluma duyurması son derece önemli. Yani cumhurbaşkanlarının açıklaması sürpriz değil ama son derece ciddi bir noktaya geldiğimizi gösteriyor.
Türkiye-Mısır ilişkilerindeki ivmelenme, Doğu Akdeniz’deki dengeleri nasıl etkileyebilir?
Libya’dakine benzer bir tablo Doğu Akdeniz’de de yaşandı. Yani 2017-2021 arasında yaşanan o kutuplaşma dönemi şu anda yok. Bütün aktörler arasında kazanç getiren bir işbirliği tam olarak başlamadı ama 7 Ekim saldırılarının neden olduğu konjonktür sona erdiğinde işbirliğinin daha bölgesel olarak kazanç üretebilmesi için fırsatlar çıkabilir.
O fırsatlar henüz doğmadan iki ülkenin sektörel olarak çeşitli alanlarda işbirliği yapması son derece önemli. O sektörlerden biri de enerji. LNG konusunda önemli mutabakatlar imzalandı. Nükleer enerji ve yenilenebilir enerji Mısır’ın ilerleme kaydetmeyi arzu ettiği bir alan. Türkiye ile bu konuda işbirliği önemli.
Ticaretin artırılması ve çeşitlenmesi hem dar boğazdan geçen Mısır hem de Türkiye açısından önemli. Çünkü Mısır hem büyük bir pazar hem de bir yatırımcı. Savunma sanayi ve enerji alanında teknoloji satın alma konusunda pek çok kapıyı çaldığını, Rusya’dan Avrupa ülkelerine ve Körfez’e kadar pek çok ortak yatırıma girdiğini biliyoruz. Bütün bunlar Türkiye açısından da Türk ekonomisi açısından da son derece önemli. Ayrıca güven artırıcı adımlar bunlar yani karşılıklı bağımlılık artarsa o zaman aktörler, jeopolitik krizleri daha rahat göğüslerler. Ve bir gün tabii ki Doğu Akdeniz’de enerji anlamında bölgesel bir pazar veya işte Avrupa’ya ulaşacak bir pazar oluşursa Türkiye ve Mısır işbirliği de bunun içerisinde çok önemli bir halka olur, bir başlangıç noktası teşkil eder. Ama bunun için 7 Ekim sonrasındaki konjonktürün başka bir yere doğru evrilmesi lazım.
Diplomasi
Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.
İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.
ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.
ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.
The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.
ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.
Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.
OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.
Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.
Diplomasi
NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.
The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.
Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.
ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.
The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.
Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.
Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.
Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.
The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.
Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.
Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.
Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.
Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.
Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.
Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.
Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.
Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.
Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.
Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.
Diplomasi
Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.
Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.
Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.
Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.
Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.
Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.
Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.
Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.
Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.
Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.
İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.
Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.
Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.
Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.
Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.
Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.
Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.
Amerika7 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4












