Bizi Takip Edin

Diplomasi

Mısır-Türkiye ilişkisinin ivmelenmesi bölgesel güç dengesi açısından önemli

Yayınlanma

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 12 yıl aradan sonra Mısır’a giderek Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile görüştü. Ziyaret, bölgenin iki büyük ve önemli ülkesi arasında yaşanan soğukluğun kesin ve resmi olarak sona ermesi ve yeni bir dönemin başlaması açısından önem ve anlam taşıyor.

Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vişne Korkmaz, iki liderin görüşmesi sonrası Mısır-Türkiye ilişkilerinin geleceğini, iki ülke işbirliğinin Türk dış politikasında önemli yer tutan başlıklara nasıl etki edeceğini Harici’ye değerlendirdi:

Mısır Cumhurbaşkanı, “İkili ilişkilerde yeni bir sayfa açıyoruz” dedi. Bu yeni sayfalar, hangi alanlara odaklanacak? İlişkilerin normalleşmesi iki ülkeye ne kazandıracak?

Sayın Cumhurbaşkanının Mısır ziyareti ve nisanda da Mısır Cumhurbaşkanının Türkiye’ye gerçekleştirmeyi planladığı ziyaretin açıklanması bugünün konjonktüründe yani 7 Ekim sonrasında oluşan konjonktürde gerçekleşiyor. Aslında biliyorsunuz Mısır-Türkiye normalleşmesiyle ilgili süreç daha önce başlamıştı. 7 Ekim’den önce de Mısır-Türkiye ilişkileri belli bir noktaya gelmişti. O günün konjonktürü normalleşmeler üzerinden gidiyordu. Sadece Mısır ve Türkiye normalleşmesini değil, bütün aktörler birkaç aktörle kurdukları ilişkilerdeki soru işaretleri dışında bölgesel olarak daha normal, iyi ve işbirliğini önceleyen ilişkileri oluşturmayı düşünüyorlardı.

O çerçevede de Mısır-Türkiye ilişkileri belli bir olgunluğa ve iyiliğe, iyileşmeye doğru gelmişti. Bunda tabi 2019’da imzalanan anlaşmaların 2022’nin sonunda tekrar kabul edilmesiyle Libya’da Türkiye’nin olmadığı bir denklemin de çok mümkün olmadığının görülmesinin de etkisi var. Libya mücadelesindeki aktörlerin yavaş yavaş o mücadeleden düşmesi ya da profilde bir varlığa doğru evrilmesi ve Libya’da aslında siyasi dengeleri ve ordu içerisindeki dengeleri etkileyebilecek iki temel aktörün Türkiye ve Mısır’ın kalması önemli oldu. Dolayısıyla Libya’da da işbirliğine dönük bir tablo belirmişti. Özetle 7 Ekim eğer konsepti değiştirmeseydi de biz Türkiye-Mısır ilişkilerinde bu tür bir normalleşme görecektik.

Mısır’ın güvenlik ihtiyacı

Fakat tabi 7 Ekim’le beraber bölgesel konjonktür değişti ve bölgesel konjonktürün değişmesi Mısır’ın güvenliğini doğrudan etkiliyor. Konjonktür birkaç açıdan değişti. Birincisi 7 Ekim saldırısı sadece güçler dengesindeki değişimle ilgili değil. Filistin meselesine dokunuyor. Filistin meselesi Arap sokaklarına dokunuyor. Bölgedeki Arap kimliğine dokunuyor. Tüm bunlar Mısır’ın hassas olduğu yerler. Bu noktada yönetimlerin İsrail politikası eleştirilere açık. Dolayısıyla Mısır yönetimi sokaklara Filistin davası için tavır aldığını göstermek zorunda. Mısır’daki ekonomik dar boğazı hesaba kattığımızla ülke bir krizle karşı karşıya kalabilir. Zaten Refah’a olası bir İsrail operasyonu Mısır’ın sınır güvenliği açısından her zaman bir sorun. Yani o operasyon Filistin’in ne veya Gazze’nin insansızlaştırılması için yapılırsa eğer Sina üzerinden ciddi güvenlik sorunu ortaya çıkar.

İkinci olarak bölgesel güç dengesi değişti. Aslında Mısır, son 10 yıllarda bölgesel güç dengesini, konvansiyonel veya konvansiyonel olmayan güç anlamında etkileyebilen bir ülke olmaktan çıktı. Ama yine de yani hem Sahel bölgesi hem Kuzey Afrika hem Orta Doğu’daki dengelerde hem kurumsal açıdan hem işte bu bölgelerin oluşmasındaki söyleme katkısı ve insan kaynağı açısından çok önemli bir aktör olmaya devam ediyor. Dolayısıyla Mısır güvenliğini daha maksimize edebilmek için bölgesel dengeleri dikkate almak zorunda. Bu bağlamda 7 Ekim sonrasındaki konjonktürde Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak Mısır için çok çok daha önemli hale geldi. Hem İsrail politikasının sürdürülebilir olması için hem Filistin davası ile ilgili mesajı Arap sokaklarına iletebilmek ve burada ciddiyeti göstermek için önemli ve tabii ki güvenliğin sarsıldığı bir yerde daha başka güçlü bölgesel konvansiyonel aktörlerle ilişkisinin iyi olması gerekiyor.

Tabi ki Türkiye de bölgesel istikrar istiyor ve bölgesel istikrar bölgesel dengeler üzerinden gidiyor ve dengeler açısından Mısır’ın konvansiyonel güçsüzlüklerine rağmen hâlâ önemli bir ülke olmaya devam ettiğini dikkate alırsak ilişkilerin iyileşmesi bugünün konjonktüründe gelecekteki bölgesel dengeler adına verilmiş bir mesaj. Hatta bu anlamda Filistin davasının da ötesindeki bölgesel dengeler açısından önemli bir mesaj ama Filistin davası unutulmuş değil. İki Cumhurbaşkanı da ana gündemlerinin Gazze olduğunu açıkladı çünkü.

Türkiye ve Mısır Gazze’de ateşkes ve insani yardım noktasında ortak hangi adımları atabilirler?

Şimdi iki ülke de Gazze meselesi açısından ayrı ayrı öneme sahip aktörler. Ama tabii sadece iki ülkenin çabalaması ile ateşkes veya daha ciddi bir şekilde Filistin sorunun çözülmesi mümkün değil. Filistin sorunu pek çok tarafın müdahil olduğu bir sorun haline geldi. Nitekim ateşkesle ilgili müzakereler farklı farklı aktörlerin çabalarıyla yürütülüyordu ama olumlu bir şey çıkmadı şimdilik.

Netanyahu hükümeti bir önceki ateşkesten Hamas’ın veya Hamas’ı destekleyenlerin veya Arap sokaklarının kazançlı çıktığına dair bir hülasası var ki, bu çok da yanlış değil. Şimdi yine böyle bir kazancı karşı tarafa vermek istemiyor. Hamas da tabi Filistin davası üzerinden meşruiyet sağlıyor ve Filistin davasının yarar görmediği bir anlaşma imzalamak istemiyor. Ama tabii bu bir sıradan bir savaş değil. Küçük bir alanda gerçekleşen ve sivil ile savaşan arasındaki ayrımın kalmadığı ve İsrail’in sivillerin üzerine yaptığı baskı üzerinden kazanç devşirmeye çalıştığı bir savaş.

“İşbirliği çatışma sonrası önemli katkı sunabilir”

Dolayısıyla Gazze’de çözüm de sadece Gazze’deki ateşkes ile sağlanabilecek bir çözüm değil. Bu konuda aslında Türkiye’nin duruşu son derece doğru. Ancak Filistin devletinin kurulmasıyla Filistin meselesinin çözülebileceğini söylüyor. Bunun dışında bölgedeki Arap ve Filistin nüfusunun kendini güvende hissetmesi çok zor. Onlar güvende hissetmedikçe İsrail’in güvende hissetmesi çok zor.

Bunun için kolay olacak bir iş değil ancak İsrail politikasının değişmesi lazım. Ancak acil olarak belli bir süre ateşkesin sağlanması insani açıdan elzem hale geldi.

İki ülke arasındaki işbirliğinin Gazza’ye esas katkısı, bir gün o noktaya gelebilirsek eğer çatışmalar durduktan sonra gündeme gelecektir. Orayı siviller adına en azından daha yaşanılır kılmak için hem insani yardım hem yeniden yapılandırma ihtiyacı noktasında Mısır ve Türkiye’nin iş birliğinin iyi sonuçlar üretebilir.

İki ülkenin uzlaşıya varması Libya’da siyasi çözüm için bir umut olabilir mi?

Bugün Libya’daki tablo 2017 veya 2021’deki tablo değil. 2022’den sonra özellikle Mısır ve Türkiye’nin daha başat aktör olduğu bir Libya dengesi ortaya çıktı. Diğer aktörlerden Rusya Ukrayna ile meşgul. Libya’nın da parçası olduğu Fransa’nın kuzey Afrika stratejisinde Fransa başarılı olamadı, geriledi. Birleşik Arap Emirlikleri Sahel’de Sudan gibi başka yerlerde farklı yatırımlar içerisinde.

Türkiye ve Mısır Libya’daki tüm başlıklarda anlaşamasalar bile siyasi süreci işletmek, seçimlerin yapılması, istikrarın ve orduda birliğin sağlanması konusunda işbirliğini önemsediklerini daha önce söylemişlerdi. Ancak Libya’nın normalleşmesi açısından iki aktörün anlaşabildiklerini uluslararası topluma ve bölgesel topluma duyurması son derece önemli. Yani cumhurbaşkanlarının açıklaması sürpriz değil ama son derece ciddi bir noktaya geldiğimizi gösteriyor.

Türkiye-Mısır ilişkilerindeki ivmelenme, Doğu Akdeniz’deki dengeleri nasıl etkileyebilir?

Libya’dakine benzer bir tablo Doğu Akdeniz’de de yaşandı. Yani 2017-2021 arasında yaşanan o kutuplaşma dönemi şu anda yok. Bütün aktörler arasında kazanç getiren bir işbirliği tam olarak başlamadı ama 7 Ekim saldırılarının neden olduğu konjonktür sona erdiğinde işbirliğinin daha bölgesel olarak kazanç üretebilmesi için fırsatlar çıkabilir.

O fırsatlar henüz doğmadan iki ülkenin sektörel olarak çeşitli alanlarda işbirliği yapması son derece önemli. O sektörlerden biri de enerji. LNG konusunda önemli mutabakatlar imzalandı. Nükleer enerji ve yenilenebilir enerji Mısır’ın ilerleme kaydetmeyi arzu ettiği bir alan. Türkiye ile bu konuda işbirliği önemli.

Ticaretin artırılması ve çeşitlenmesi hem dar boğazdan geçen Mısır hem de Türkiye açısından önemli. Çünkü Mısır hem büyük bir pazar hem de bir yatırımcı. Savunma sanayi ve enerji alanında teknoloji satın alma konusunda pek çok kapıyı çaldığını, Rusya’dan Avrupa ülkelerine ve Körfez’e kadar pek çok ortak yatırıma girdiğini biliyoruz. Bütün bunlar Türkiye açısından da Türk ekonomisi açısından da son derece önemli. Ayrıca güven artırıcı adımlar bunlar yani karşılıklı bağımlılık artarsa o zaman aktörler, jeopolitik krizleri daha rahat göğüslerler. Ve bir gün tabii ki Doğu Akdeniz’de enerji anlamında bölgesel bir pazar veya işte Avrupa’ya ulaşacak bir pazar oluşursa Türkiye ve Mısır işbirliği de bunun içerisinde çok önemli bir halka olur, bir başlangıç noktası teşkil eder. Ama bunun için 7 Ekim sonrasındaki konjonktürün başka bir yere doğru evrilmesi lazım.

Diplomasi

G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

Yayınlanma

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.

“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.

Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.

Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.

Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.

Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.

Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.

Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.

On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.

ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.

Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.

Greer şöyle konuştu:

“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”

AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.

Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.

ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.

Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya. 

Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.

Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.

Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.

Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.

Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.

Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).

Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor. 

Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.

CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Yayınlanma

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.

Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.

Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.

İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.

Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.

Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.

Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.

Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.

Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.

Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.

Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.

İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.

17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.

Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.

Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.

Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.

Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.

South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.

14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.

Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

Yayınlanma

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.

POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.

Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.

Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.

Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.

Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.

Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.

Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.

Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.

NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.

İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”

Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.

Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.

Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:

“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”

NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.

Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.

Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.

Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.

Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.

“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.

Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English