Amerika
NATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby

Ankara zirvesinin işaret fişeğini ateşleyeceği umulan yeni NATO konseptinin (“NATO 3.0”) mucidi, Pentagon müsteşarı olarak görev yapan Elbridge Colby.
Geçen şubat ayında, NATO savunma bakanları toplantısında Pentagon şefi Pete Hegseth’in yerine önemli bir konuşma yapmıştı. ABD’nin temsilci profilinin düşüklüğü, Trump yönetiminin NATO’ya verdiği önemin azaldığına delalet sayılmıştı; fakat Colby, bir “teorisyen” olarak, üstelik ABD’nin askeri varlığını Avrupa ve Orta Doğu’dan Asya-Pasifik’e kesin olarak kaydırmasının savunucusu olarak, müttefiklerine yeni ev ödevleri vermeye gelmişti.
ABD’nin son Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin gayriresmi yazarı olarak da bilinen Colby, konuşmasında Soğuk Savaş sonrasında içine girilen “tek kutuplu dünya” momentinin ortadan kalktığını kabul ediyor ve güç siyaseti ile geniş çaplı askeri kuvvet kullanımının dünya sahnesine geri döndüğünü ilan ediyordu: Artık gerçekçiliğe ve uyum sağlama yeteneğine ihtiyaç vardı.
Müsteşar, hemen sadede geliyor ve bu yeni durum ışığında, ABD’nin, “Amerikalıların çıkarlarına yönelik en ciddi tehditlere”, özellikle de “ABD ana vatanının savunmasına” ve “Batı Yarımküre”deki çıkarlarına öncelik verdiğini; ayrıca Batı Pasifik’te “engelleme yoluyla caydırıcılık” ilkesini güçlendirdiğini ilan ediyordu (Colby, Hint-Pasifik bölgesinin “artık jeopolitikanın merkezi bir sahnesi olduğu[nu]” da ileri sürüyordu; Colby’nin Asya’ya dair fikirlerine aşağıda tekrar geleceğiz).
Tüm bu önceliklere eşlik eden, daha doğrusu Amerikan “müttefiklerine” bu yeni ABD stratejisinde düşen rol ise şuydu: “Potansiyel rakiplerin koordineli bir şekilde ya da fırsatçı bir yaklaşımla birden fazla cephede eşzamanlı olarak harekete geçme olasılığına karşı” hazırlıklı olmak.
Soğuk Savaş’ta Sovyetler Birliği’ne ve komünizme karşı Avrupa’nın korunması (“NATO 1.0”); Sovyetler Birliği ortadan kalktıktan sonra NATO operasyonlarının Kıta dışına kayması ve Avrupa’nın “savunmasını” ABD’ye tamamen ihale etmesi (“NATO 2.0”); ve şimdi de “çok kutupluluk” anında ABD’nin Çin’in yükselişine karşı Asya-Pasifik’e odaklanabilmesi için “yük paylaşımına” gidilmesi (“NATO 3.0”)… Colby’nin söylediklerinin özeti bu: “Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) ve Ulusal Savunma Stratejisi (NDS) tarafından ortaya konan temel stratejik gerçek şudur,” diyordu müsteşar, “Avrupa, kendi konvansiyonel savunması konusunda birincil sorumluluğu üstlenmeli.”
Bu kapsamda, ABD artık yalnızca Amerikan gücünün belirleyici bir rol oynayabileceği sahnelere ve zorluklara öncelik verecekti. Colby’ye göre bu, Avrupa’dan geri çekilme anlamına gelmiyordu. “Aksine,” diyordu Colby, “Bu, stratejik pragmatizmin bir teyidi ve müttefiklerimizin, hepimizi daha güçlü ve daha güvenli hale getirecek şekilde Avrupa’nın savunmasında öne çıkıp liderlik etme konusundaki yadsınamaz yeteneğinin kabulü.”
Dolayısıyla, ABD’nin Avrupa’nın “başlıca konvansiyonel savunucusu” olarak “süresiz bir şekilde” görev yaparken aynı zamanda dünyanın geri kalan her yerinde de “belirleyici yükü üstlenebileceğini varsayan” bir strateji, “ne sürdürülebilir ne de akıllıca” idi.
Peki ne olacaktı? Colby, savunma harcamalarının düzeyinin önemini kabul ediyor ve bunun yerini tutacak başka bir şeyin olmadığını söylüyordu. Fakat nihayetinde asıl önemli olan, ona göre, bu kaynakların neyi ortaya çıkardığıydı: Savaşa hazır kuvvetler, kullanıma hazır mühimmat, dayanıklı lojistik ve zorlu koşullarda geniş ölçekte işlev gören entegre komuta yapıları.
Zurnanın zırt dediği yer de burası. Colby, Pentagon’daki “inovatif” dönüşüme benzer şekilde, Avrupalı NATO üyelerinin de askeri olarak dönüşmesini öneriyordu: Bürokratik ve düzenleyici durgunluğa karşı, savaşma etkinliğine öncelik vermek.
Bunun anlamı, “barış zamanı siyaseti”nden ziyade “modern çatışmaların gerçeklerini” yansıtan, “kuvvet yapısı, hazırlık durumu, stoklar ve sanayi kapasitesi konusunda zorlu kararlar almak” idi.
Pentagon içinde ayrışma
Uzun yıllardır Avrupa ve Orta Doğu’yu müttefiklere bırakıp Asya’ya odaklanmayı savunan Colby’nin Pentagon’daki güçlü pozisyonu, Amerikan siyasetinde ayrışmanın taraflarını da belirginleştiriyor.
Geçen yaz meydana gelen 12 günlük İran savaşı bu meseleyi daha da alevlendirmişti. Buna göre ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) bir tarafta, Colby’nin başını çektiği “Asyacılar” ise diğer taraftaydı. CENTCOM Komutanı Michael “Erik” Kurilla, İran’ın misillemelerinin artmasıyla birlikte İsrail’i savunmak için daha fazla kaynak ayrılmasını savunurken, ABD’nin askeri olarak Çin’e ve Hint-Pasifik’e odaklanmasını savunan Colby, askeri varlıkların Asya’dan Orta Doğu’ya aktarılmasına karşı çıkıyordu.
Colby’nin muhalefetinin nedeni, Nisan 2025’te Güney Kore’deki Patriot füze bataryasının Orta Doğu’ya taşınması gibi konuşlandırmaların, ABD’nin Çin veya Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ile gelecekteki çatışmalarda hazırlık durumunu zedeleyebileceği endişesiydi.
Colby, geçen sene temmuz ayında POLITICO‘ya verdiği bir mülakatta, kişisel görüşünün, NATO’nun doğusunu savunmak için, ABD’nin Tayvan’ı savunma kabiliyetini azaltmayacak miktarda kuvvet ayırmak gerektiği yönünde olduğunu vurgulamıştı.
Colby ayrıca uzun menzilli ateş, lojistik, komuta kontrol ve C4ISR olarak bilinen lojistik, mühimmat ve hava savunması gibi “kilit yetenekleri”, ABD’nin Avrupa’ya değil Asya’ya odaklanması gereken alanlar olarak göstermişti.
Avrupa’ya “Çin merceğinden” bakmak
Daha önce de ABD’nin Ukrayna’ya taahhütlerinin fazla olduğunu savunan Colby, ülkesine ve çıkarlarına yönelik en somut meydan okumanın, iktisadi ve askeri olarak Çin’den geldiğinin altını çizmişti.
Ukrayna’ya da “Çin merceğinden” baktığını söyleyen stratejist, Kiev’e bir anda tüm yardımların kesilmesini söylemediğini, Rusya’nın yaptıklarının “şeytani” olduğunu ama ABD’nin yaptığı yardımların Amerikalıların somut çıkarlarıyla uyuşmadığını savunuyordu.
Colby, şu anda ABD Başkanının danışmanı olsa ne yapmasını tavsiye edeceği yönündeki bir soruya şu cevabı veriyordu:
“Şöyle derdim: ‘Şu anda Ukrayna hakkında konuşmak istemiyorum. Önce Tayvan, Çin ve Asya hakkında konuşacağız ve bu sorunu tatmin edici bir şekilde çözdükten sonra Ukrayna için zaman, siyasi sermaye ve kaynak harcayacağız.’”
O dönem Financial Times (FT), Colby’nin İngiliz yetkililere Trump yönetiminin İngiliz ordusunun Avrupa-Atlantik bölgesine odaklanmasını artırması gerektiğini söylediğini aktarmıştı.
2024 yılında verdiği bir mülakatta Cumhuriyetçilerin oy tabanının işçi sınıfı ve orta sınıf Amerikalılardan oluştuğunu savunan Colby, Washington’ın dış siyasetinin bu oy tabanına hizmet etmediğini söylüyordu.
Maksimalist bir dış siyasetin “felaket” getirdiğini kaydeden müsteşar, Amerikalıların “sonsuz savaşlardan” bıktığını belirtiyordu.
Çin takıntısı
Yakın çevresindeki bazı isimler, Colby’nin “takıntı derecesinde” Çin ile ilgili olduğunu söylüyor.
Geçen sene Semafor’da çıkan bir habere göre, Colby Asya’ya o kadar odaklanmış durumda ki, “Trump’ın sadık destekçileri de dahil olmak üzere dış politikada başka bir şey yapan herkesle ters düşüyor.”
Colby’ye göre, ABD’nin askeri ve iktisadi kaynaklarını yönlendirmesi gereken esas nokta Tayvan. Çin’in “Yeni Sovyetler Birliği” olduğunu öne süren Colby, NATO’nun şu anda her şeyi ABD’nin yaptığı bir “Soğuk Savaş sonrası” zihniyeti ile çalıştığını, ihtiyaç duydukları şeyin ise yükün bölüşüldüğü “Soğuk Savaş zihniyeti” olduğunu belirtiyor.
Çin’in Tayvan’a askeri müdahalede bulunması durumunda ABD’nin kararlılıkla karşı koyması gerektiğini belirten Colby, bu müdahaleye Çin anakarasındaki seçilmiş hedeflere yönelik saldırıların da dahil olduğunu kaydediyor.
“Savaş başladığında konvansiyonel bir muharebenin marjinal ucuna doğru kaymamalıyız,” diyen Colby, mümkün olan her şekilde konvansiyonel bir savaşa hazırlanmak gerektiğini vurguluyor.
Colby’ye göre, ABD’nin Tayvan Boğazındaki askeri varlığını azaltması nedeniyle Tayvan’da bir savaş artık daha yakın. Ona göre ABD, 1930’ların sonundaki Britanya’nın darboğazdaki durumuna bir hayli benziyor: Zayıf görünüp savaştan kaçınabilirsiniz ama tüm hayati çıkarlarınız zedelenir; güçlü görünüp silahlanırsanız, rakibinizin size askeri olarak yanıt verme ihtimali artar.
Asya stratejisi: Çin’in kazanamamasını temin etmek
Öte yandan Colby’nin Çin karşıtı pozisyonunun çatısının da ihtiyatlarla çatıldığına işaret etmek gerekiyor.
Geçen ocak ayında Güney Kore’deki Sejong Enstitüsü’nde bir konuşma yapan Colby, hükümetinin Asya’daki politikalarının köşe taşlarını özetledi.
Yukarıda da değindiğimiz gibi, Hint-Pasifik bölgesini artık “küresel büyümenin ana merkezlerinden biri, Güney Kore de dahil olmak üzere küresel üretimin merkezi ve 21. yüzyılın jeopolitik ekseni” olarak tanımlayan Colby, “Sonuç olarak, bu belgelerin de açıkça belirttiği gibi, Amerikalıların uzun vadeli güvenliği, refahı ve özgürlükleri, bu bölgedeki gelişmeler tarafından belirleyici bir şekilde şekillenecek,” diyordu.
Fakat Asya’da “tatmin edici bir istikrar”ın “afili retorik, varsayılan normlar veya görünüşte iyi niyetlerle” elde edilip korunamayacağını kabul eden Colby, bu istikrarın ancak “bölgenin tek bir devlet tarafından hakimiyet altına alınmasını önleyen, kalıcı ve elverişli bir güç dengesi ile” korunabileceğini savunuyordu:
“Bu bağlamda, Amerika’nın Asya’daki savunma politikasının hedefi herkes için açık ve makul olmalı. Bu hedef, Çin veya başka herhangi bir ülkeyle çatışma değil. Amaç, Amerikalılar, müttefiklerimiz ve aslında tüm bölge için uygun olan makul bir denge sağlamak. Bu, formalist ve katı bir bölgesel düzen değil, uyarlanabilir ve gelişen bir düzen. Hegemonyadan ziyade, egemenliğin saygı gördüğü ve barışın sürdürüldüğü, rahatlatıcı hayallerle değil, netlik, güç ve kararlılıkla tanımlanan uygun bir denge ile tanımlanan bir düzen.”
Bu stratejinin, “güvenilir caydırıcılık ve stratejik dengeye dayanan bir istikrar yoluyla Amerika ve müttefiklerinin çıkarlarının korunması” ile ilgili olduğunun altını çizen müsteşar, ABD’nin Çin’i egemenliği altına almaya, onu boğmaya veya küçük düşürmeye çalışmadığını savunuyordu:
“Aradığımız şey –ve Başkanın sürekli olarak ifade ettiği gibi– Amerikalılar ve müttefiklerimiz için uygun olan, hiçbir devletin hegemonyasını dayatamayacağı, gerçekten istikrarlı bir denge: elverişli bir güç dengesi.”
Pekin’de rejim değişikliği peşinde olmadıklarını, Çin’i domine etmeye çalışmadıklarını söyleyen Colby, “Çin’in gururlu tarihini kabul ediyor ve saygı duyuyoruz,” diyordu. Amerikalı stratejistin önerdiği şey, Hint-Pasifik’te “ilk ada zinciri boyunca reddetme yoluyla caydırıcılık” idi.
Colby’ye göre ABD Batı Pasifik’te, ilk ada zinciri boyunca “saldırganlığın imkansız, tırmanmanın cazip olmayan ve savaşın gerçekten mantıksız” olmasını sağlayan bir askeri duruş oluşturmaya odaklanıyordu.
Bu da Japonya, Filipinler, Kore Yarımadası ve bölgenin diğer yerlerinde “dayanıklı, yayılmış ve modernize edilmiş bir kuvvet postürü”, askeri güçle “hızlı veya belirleyici kazanımları engellemek” için optimize edilmiş, “kırılgan değil dayanıklı” ve ABD’yi “barış ve istikrar arayışında bir araya getiren bir postürü” içeriyordu.
Colby şöyle devam ediyordu:
“Bu tür bir istikrarlı barış, caydırıcılıkla desteklenmeli ve bu nedenle sert güç kapasitesi, yeteneği ve iradesi ile güvence altına alınmalı; elbette bizimki, ama aynı zamanda müttefiklerimizin de.”
Dolayısıyla, ABD ve Colby’nin Avrupalı “müttefikleri” için uygun gördükleri rolün bir benzerini Asyalılar için de düşündüğü kendiliğinden ortaya çıkıyor olmalı. “NATO 3.0” konseptinin ilan edileceği Ankara zirvesine Asyalı ortakların çağrılması bir yana, zaten Colby de bu konuşmasında, Avrupalıların temel askeri işlevler için GSYİH’nin %3,5’ini ayırmayı taahhüt etmesine atıf yaparak, “Fakat bu ilkelerin Avrupa’da olduğu kadar Asya’da da geçerli olduğunu vurgulamalıyım,” diyordu.
“Yük paylaşımı” mı, “yük değişimi” mi?
Yakın zamanda CFR’a verdiği mülakatta Colby, NATO 3.0 hakkında çok açık konuşuyor: ABD daha fazla savaşa gireceği için, ittifak içinde “rekalibrasyon” gerekiyor.
ABD’de ordu için ayrılan bütçenin büyüklüğüne de işaret eden Colby, net bir şekilde “ulusal bir seferberlik”ten bahsediyor; savunma sanayii tabanının genişlemesini istiyor; büyük ölçekli üretim istiyor.
Avrupalılar ve Asyalılara düşen rol, Amerikan silahları satın almak ve Amerikan askeri standartlarına uyum sağlamak; Colby bu konuda da açık konuşuyor. Sanayi üretiminde senkronizasyon bu işin temeli ve görünen o ki, Ankara zirvesi önceside Mark Rutte ve Ursula von der Leyen gibi isimlerin yazdıkları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın NATO Parlamenter Asamblesinde yaptığı konuşmadaki “Teksas’tan Kaliforniya’ya” vurgusu, mesajın alındığını ve bazı yolların kat edildiğini gösteriyor.
Bu, Çin konusunda farklı çıkarlara sahip Avrupalı NATO ülkelerinin sanayisine “yem” konusunda önemli bir eşiğin aşılabileceğini gösteriyor.
Amerika
Trump ve Rubio, Kimberly Guilfoyle’u kovmayı değerlendiriyor

ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle’un, görevi kötüye kullandığına dair haberler üzerine yakında görevden alınabileceği belirtiliyor.
Associated Press’i (AP) pazar günü üst düzey bir ABD’li yetkiliye atıfta bulunarak bildirdiği habere göre, Başkan Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Guilfoyle’un iddia edilen davranışları karşısında “son derece öfkeli” ve görevden alınmasını değerlendiriyor.
Yetkili, AP’ye, hangi önlemin alınacağına dair kararın muhtemelen pazartesi günkü Kolomb Günü tatilinden sonra bu hafta içinde verileceğini söyledi.
Görevden alınma kararı henüz teyit edilmedi.
Donald Trump Jr.’ın eski nişanlısı Guilfoyle, Wall Street Journal’ın (WSJ), Senato onay oturumundan kısa bir süre önce Trump’ın bağışçısı Eric Deters’tan 100.000 dolarlık American Express faturasını ödemesini istediğini bildirmesinin ardından bu hafta mercek altına alındı.
WSJ’nin incelediği mesajlara göre, Guilfoyle, Deters’a parayı doğrudan American Express’e havale etmesini tavsiye ederek bu işlemin yazılı bir iz bırakmayacağını belirtmiş ve ona Trump yönetiminin üst düzey yetkilileriyle temas kurmasında yardım etmeyi teklif etmişti.
Deters bu ödemeyi hiçbir zaman yapmadığını söyledi; Guilfoyle’un avukatı Jesse Binnall ise mesajların gerçekliğini reddetti.
Bu iddialar, Guilfoyle’un Yunanistan’daki davranışlarına ilişkin WSJ’nin daha önceki bir araştırmasının ardından ortaya çıktı.
ABD elçisi Kimberly Guilfoyle, Yunanistan’da ortalığı karıştırdı
Söz konusu araştırmada, Guilfoyle’un Yunan inşaat ve enerji şirketi Aktor Group’un çıkarlarını desteklediği ve şirketin kayıtlı lobicisi Christos Marafatsos’un üst düzey yetkililerle yaptığı özel diplomatik toplantılara kendisine eşlik etmesine izin verdiği iddia ediliyordu.
WSJ ayrıca, Guilfoyle’un Yunan yetkililerle yaptığı bir akşam yemeğinde, Romanya’daki siyasi gelişmeleri örnek göstererek ABD’nin Yunanistan hükümetini zayıflatacağını ima ettiğini bildirdi.
Yunanistan Dışişleri Bakanı, ülkenin Enerji Bakanı’nın herhangi bir tehditte bulunulduğunu yalanlaması nedeniyle Guilfoyle’u açıklama için çağırmaya gerek olmadığını belirtti.
Daily Mail’in haberine göre, bununla ayrı olarak, Dışişleri Bakanlığı’nın Genel Müfettişlik Ofisi, Guilfoyle’un büyükelçilik çalışanlarına yönelik muamelesi, özel seyahatleri, hediye kabulü ve ticari çıkarlarla olan ilişkileriyle ilgili iddialara ilişkin bir soruşturma başlattı.
Kaynaklar, Guilfoyle’un çalışanları işten atmakla tehdit ettiği iddia edilen düşmanca bir çalışma ortamından bahsetti.
Ayrıca, Guilfoyle’un önemsiz olaylar nedeniyle güvenlik ekibindeki bazı üyelerin rütbesini düşürdüğünü iddia ediyorlar.
Bunlardan biri, Guilfoyle’un Mikonos’ta tatil yaparken sabah saat 4’te gelen buz talebine cevap vermediği bildirilen bir görevli.
Genel müfettişlik ofisi, bir soruşturmanın varlığını ne doğruladı ne de yalanladı. Binnall, Daily Mail gazetesine verdiği demeçte, “Büyükelçinin herhangi bir suistimalde bulunduğu yönündeki tüm iddiaların dayanağı yoktur,” dedi.
Bu iddialar, Guilfoyle’un davranışlarının incelenmesini talep eden New Hampshire eyaleti Demokrat Senatörü Jeanne Shaheen ve New York eyaleti Demokrat Temsilcisi Gregory Meeks dahil olmak üzere Kongre’deki Demokratların dikkatini çekti.
Meeks, iddiaların doğrulanması halinde Guilfoyle’un görevden alınmasını istedi.
Başkan Yardımcısı JD Vance cuma günü bu tartışmaya değindi ve uygunsuz davranışların sonuçları olması gerektiğini kabul ederken, aceleci yargılarda bulunulmaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
Amerika
Lula’nın seçim heyeti Meta şirketini Brezilya seçimlerine müdahaleyle suçladı

Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın seçim heyeti, 25 Ekim’deki ikinci tur öncesinde paylaşımlarına erişim kısıtlaması getirildiği iddiasıyla Meta’yı seçimlere müdahale etmekle suçladı. Yüksek Seçim Mahkemesi şirkete açıklama yapması için 48 saat mühlet tanırken suçlamaları reddeden Meta, iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva’nın seçim kampanyası heyeti, Facebook, Instagram ve WhatsApp sosyal medya platformlarının çatı kuruluşu Meta şirketini, devlet başkanlığı seçimlerinin 25 Ekim’de yapılacak ikinci turu öncesinde rakibi Senatör Flavio Bolsonaro lehine seçim sürecine müdahale etmekle suçladı.
France 24 televizyonunun aktardığı kampanya heyeti açıklamasına göre suçlamanın gerekçesini, Lula’nın sosyal ağlardaki paylaşımlarına yönelik uygulandığı iddia edilen erişim ve dağıtım kısıtlamaları oluşturuyor.
Lula’nın seçim heyetinin konuya ilişkin açıklamasında, “Bir dizi teknik aksaklık, Meta’nın eylemlerinin Flavio Bolsonaro’nun adaylığı lehine Brezilya’daki seçim sürecine bir müdahale girişimi teşkil ettiğine dair ciddi şüpheler uyandırıyor” ifadesine yer verildi.
Seçim heyeti, Meta’nın son günlerde Instagram üzerinde Devlet Başkanı Lula’nın paylaşımlarının yayılmasını ve öne çıkarılmasını sınırlandırdığını ileri sürdü.
Heyetin iddialarına göre resmi sayfadaki paylaşımlardan birinin görüntülenme istatistikleri geçici süreyle görünmez hale geldi ve bu durum doğrudan içeriklerin ulaştığı kişi sayısını düşürdü.
Açıklamada ayrıca, 4 Ekim’de düzenlenen ilk tur oylamasından önce de Devlet Başkanı Lula ile diğer sol çizgideki siyasetçilerin Instagram arama sonuçlarından kaybolduğu kaydedildi.
Yüksek Seçim Mahkemesi Meta’ya 48 saat süre tanıdı
Brezilya Yüksek Seçim Mahkemesi, 10 Ekim’de aldığı kararla Meta yönetimine konuyu açıklığa kavuşturması için 48 saat süre verdi.
Mahkeme şirketten, Lula’nın seçim heyetine ait paylaşımların dağıtımını kısıtlayıp kısıtlamadığını bildirmesini ve video izlenme verilerindeki olağan dışı dalgalanmaları açıklamasını istedi.
Karar uyarınca şirketin, Devlet Başkanı Lula’nın resmi hesaplarına uygulanan tedbirler hakkındaki ayrıntılı bilgileri yargıya sunması gerekiyor.
Meta şirketinin Brezilya temsilciliği ise suçlamaları geri çevirerek iddiaların asılsız olduğunu ve somut olgularla desteklenmediğini savundu.
Şirket açıklamasında, bahsi geçen teknik aksaklıkların büyük bölümünün yalnızca Brezilya ile ya da tek tek belirli hesaplarla sınırlı kalmadığını bildirdi.
Seçim mevzuatına tam uyum sağladığını vurgulayan teknoloji şirketi, platformlarında bütün aktörlere eşit koşullar sunmayı amaçladığını kaydetti.
Lula ikinci tura hazırlanıyor
Lula, seçimlerin ikinci turuna ilişkin hazırlıklarını değerlendirirken “Play-off karşılaşmalarında iyiyimdir” ifadesini kullandı.
Brezilya’da 2002, 2006 ve 2022 yıllarında olmak üzere üç kez devlet başkanı seçilen Lula, 25 Ekim’deki ikinci turda eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun oğlu olan Senatör Flavio Bolsonaro ile yarışacak.
Flavio Bolsonaro, 4 Ekim’de düzenlenen ilk tur oylamasını birinci sırada tamamlamıştı.
Amerika
Trump’ın bütçeden ödenen televizyon reklamlarına yargı engeli

ABD’de federal yargı, kasım ayındaki kritik ara seçimler öncesinde Başkan Donald Trump’ın kendisini öne çıkaran ve kamu bütçesinden karşılanan tartışmalı televizyon reklamlarını 14 gün süreyle durdurdu. İç Güvenlik Bakanlığının 20 milyon dolarlık bütçesiyle hazırlandığı basına yansıyan reklamlar, vergi mükelleflerinin parasının siyasi propagandaya aktarıldığı gerekçesiyle hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin tepkisini çekmişti.
ABD’de bir federal yargıç, kritik ara seçimlere haftalar kala siyasetin iki kanadından gelen yoğun tepkilerin ardından, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini öne çıkaran ve kamu kaynaklarıyla finanse edilen kalan tüm televizyon reklamlarını iptal etmesine hükmetti.
ABD basınında yer alan haberlere göre Trump yönetimi, Trump yanlısı reklamların masraflarını karşılamak amacıyla İç Güvenlik Bakanlığı fonlarından 20 milyon dolar kullandı.
ABD Bölge Yargıcı Jennifer Rochon, yönetimin bu tür reklamları hazırlamasını veya yayımlamasını 14 gün süreyle engelleyen geçici bir tedbir kararı verdi.
Yargıç Rochon mahkeme kararında, davalıların itiraz konusu reklamların geliştirilmesini, oluşturulmasını, dağıtılmasını, yerleştirilmesini veya yayımlanmasını onaylayan herhangi bir sözleşmeye girmesini, mevcut sözleşmeleri yenilemesini ya da genişletmesini yasakladı.
Mahkeme kararına göre davacılar, yayımlanan reklamların Kongre tarafından yetki verilen amaçları aştığını, tanıtım ve propaganda kısıtlamalarını ihlal ettiğini ileri sürdü.
Davacılar, kendilerini temsil eden kâr amacı gütmeyen hukuk kuruluşu Democracy Forward aracılığıyla yaptıkları açıklamada, mahkemenin bu tür açıkça hukuka aykırı siyasi propaganda için daha fazla vergi mükellefi parasının harcanmasını önlemek adına hızlı hareket etmesinden memnuniyet duyduklarını kaydetti.
Democracy Forward üzerinden yayımlanan açıklamada ayrıca, bir başkanın kendi gündemini ilerletmek ve seçim sonuçlarını etkilemek amacıyla hükümet mekanizmasını ve Kongre tarafından başka kullanımlar için tahsis edilmiş kamu fonlarını kullanmasının hiçbir yasal dayanağının ve emsalinin olmadığı belirtildi.
Donald Trump kasım ayındaki oylamada doğrudan oy pusulasında yer almasa da Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’deki kontrolü elinde tutmasına yardımcı olmasını umduğu Cumhuriyetçi adaylar için yoğun kampanya yürütüyor.
Beyaz Saray ise kamu fonlarının kullanımını savunarak söz konusu reklamların kamu spotu niteliği taşıdığını iddia etti.
Eylül ayı sonunda yayımlanan ilk reklamda, arka planda “Love Me” (Beni Sev) şarkısı çalarken Trump’ın “Amerika asla komünist bir ülke olmayacak” dediği görüldü.
Yayımlanan bir diğer reklamda ise ekranda “ABD Hükümeti tarafından ödenmiştir” yazısı yer alırken, koridorda yürüyen Trump’ın siyah-beyaz görüntüleri eşliğinde “son savaş” uyarısı yaptığı aktarıldı.
Yayımlanan reklamlar hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin tepkisini çekti.
Demokrat Senatör John Hickenlooper reklamları “yasa dışı” ve “propaganda” olarak nitelendirirken, bazı kıdemli Cumhuriyetçiler de duruma ilişkin çekincelerini dile getirdi.
Trump geçen hafta Truth Social platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, kendisini öne çıkaran reklamların parasını kendisinin ve siyasi seçim kampanyasının karşılayacağını belirtti.
Beyaz Saray yetkilileri ise daha sonra AFP’ye yaptıkları açıklamada, Trump’ın söz konusu paylaşımının kamu bütçesine geri ödeme yapılacağı anlamına gelmediğini kaydetti.
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor









