Avrupa

Nükleer silah yarışı Avrupa’da yayılıyor

Yayınlanma

Alman Şansölyesi Friedrich Merz, Avrupa nükleer şemsiyesinin kurulması için bu yıl ilk somut adımların atılmasını istiyor.

Merz, Foreign Affairs’te yayınlanan bir makalede, Fransa ile gizli görüşmelerin başladığını duyurdu.

Şansölye, Avrupa’nın kendi güvenlik politikasıyla küresel bir siyasi aktör haline gelmesini isterken, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42.7. maddesinde, “Üyeler silahlı saldırı durumunda birbirlerine yardım etmeyi taahhüt ederler,” dendiğini hatırlattı.

Bunu AB düzeyinde ve “NATO’nun yerine değil, ittifakın kendi kendine yeten, güçlü bir ayağı olarak” nasıl organize edebileceklerini açıkça belirtmek isteyen Merz şunları yazdı:

“Bu çabaların bir parçası olarak, Avrupa’da nükleer caydırıcılık konusunda Fransa ile gizli görüşmelere başladık. Bu konudaki yol haritamız açıktır: Bu girişim, NATO’nun nükleer paylaşım çerçevelerine sıkı sıkıya bağlıdır; Almanya, uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerine uymaya devam edecektir; ve Avrupa’da farklı güvenlik bölgelerinin ortaya çıkmasına izin vermeyeceğiz. Bu yıl ilk somut adımlar üzerinde anlaşmaya varmayı umuyoruz.”

Merz, “güç politikası” istiyor: Almanya’da nükleer bomba çağrıları

Nükleer şemsiye genişleyecek mi?

Fransa daha önce nükleer kuvvetleri ile Britanya’nın nükleer kuvvetleri arasında yakın işbirliği başlatmıştı.

Paris, yıllardır nükleer şemsiyesini tüm AB’ye genişletmeyi teklif ediyor, fakat Almanya, Fransız nükleer silahları ve bunların olası kullanımı konusunda söz sahibi olmak istediği için bu girişim şu ana kadar başarısız oldu.

Yeniden alevlenen mevcut tartışmada, olası bir Alman bombası konusu da yeniden gündeme geldi.

Münih Güvenlik Konferansı’nın, Avrupa’nın nükleer güçlere karşı caydırıcılığı için beş seçeneği ele alan yeni bir çalışması ise tartışmayı hızlandırdı.

En azından geçici olarak, ABD’nin nükleer şemsiyesi gerekli olmaya devam edecek. Nükleer silahsızlanmayı şiddetle sürdürme seçeneği ise ciddi olarak değerlendirilmiyor.

Münih’ten çıkan beş nükleer seçenek

Avrupa ülkelerinin nükleer caydırıcılık konusunda sahip olduğu seçenekleri ele alan çalışma, Şubat 2024’te, yani mevcut ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim zaferinden dokuz ay önce başlayan ön çalışmalara dayanıyor.

Çalışma, Münih Güvenlik Konferansı (MSC), Berlin’deki Hertie Okulu Uluslararası Güvenlik Merkezi ve St. Gallen Üniversitesi Siyaset Bilimi Enstitüsü’nün ortak girişimi olan Avrupa Nükleer Çalışma Grubu (ENSG) tarafından hazırlandı.

Çalışmanın yazarları, prensip olarak beş farklı yaklaşımın düşünülebileceğini belirtiyor.

Bunlardan ilkinde, Avrupa’nın ABD’nin nükleer caydırıcılığına güvenmeye devam edebileceğini söylüyorlar.

İkinci seçenek, Fransız ve İngiliz nükleer silahlarını kullanarak bir Avrupa caydırıcılığı oluşturmak.

Üçüncü sırada, Avrupa’nın ortak bir Avrupa nükleer silahı tedarik etmesi yer alıyor. Dördüncü olarak, ulusal tek taraflı nükleer silahlanmaya güvenilebilir.

ENSG, son çare olarak, Avrupa’daki NATO ülkeleri tarafından konvansiyonel silahların hızla artırılmasını düşünüyor.

Makaleye göre, Avrupa hükümetleri artık “derhal ve gecikmeden” hangi seçeneği seçecekleri sorusunu ele almalı ve gerekli mali kaynakları sağlamalı.

Avrupa’da Fransız nükleer şemsiyesi ve ‘Alman bombası’ tartışması

Geçici bir çözüm olarak ABD’nin nükleer şemsiyesi

ENSG’ye göre, bahsedilen seçeneklerden üçünün önemli zayıflıkları var.

Bu öncelikle ABD’nin nükleer caydırıcılığına güvenmeye devam etme seçeneği için geçerli: bu seçenek, Washington’dan daha fazla bağımsızlık hedefine ulaşamıyor.

Çalışmaya göre, konvansiyonel silahlarla nükleer silaha sahip güçleri caydırma fikri de yetersiz. Bunun için finansmanı zor olacak, benzeri görülmemiş bir silah alımı gerekecek.

Ayrıca Avrupa’nın ortak nükleer bomba tedariki seçeneği de gerçekçi bulunmuyor. Rapora göre Avrupa ülkeleri her türlü konuda o kadar bölünmüş durumda ki, nükleer silahlanma konusunda sağlam bir ortak yaklaşım söz konusu olamaz.

ENSG’ye göre, diğer iki seçenek için bir çözüme ulaşılsa bile, bu hiçbir şekilde bir gecede gerçekleştirilemez.

Yazarlara göre anahtar soru, seçilen çözümü uygularken, Avrupa’nın nükleer caydırıcılığında ABD’nin mevcut rolünü, bir nevi geçici çözüm olarak nasıl sürdüreceği.

ENSG’ye göre hiçbir koşulda Washington’a, gelecekte artık ihtiyaç duyulmayacağı “izlenimi” verilmemeli.

Böyle bir durumda, ABD’nin caydırıcılığının aniden sona ermesi ve bir kırılganlık döneminin başlaması korkusu ortaya çıkabilir.

Almanya, Fransız nükleer şemsiyesine göz koydu

En olası seçenek: Fransız-İngiliz işbirliği

En olası çözüm, Fransa’nın ve belirli koşullar altında İngiltere’nin nükleer güçlerini kullanarak bir Avrupa nükleer şemsiyesi oluşturmaya çalışmak.

Bunu yaparken, iki ülke arasındaki mevcut nükleer işbirliği de dikkate alınmak zorunda. Bu işbirliği, en son 10 Temmuz 2025 tarihli Northwood Deklarasyonu ile yoğunlaştırılmıştı.

Deklarasyonda Paris ve Londra, bir tarafın “hayati çıkarlarının” tehdit altında olduğu, diğer tarafınkilerin ise tehdit altında olmadığı bir durumun mümkün olmadığı tespit ediyor.

Bu nedenle Birleşik Krallık ve Fransa, Avrupa’ya yönelik “aşırı bir tehdit” bulunması halinde iki ülkenin de tepki vermesi konusunda hemfikir olduklarını belirtiyorlar.

Bildiride, “Fransa ve Birleşik Krallık bu nedenle nükleer işbirliği ve koordinasyonlarını derinleştirmeye karar verdiler,” deniyor.

Bildirildiği üzere, Fransa ilk adımı atarak üst düzey İngiliz askeri yetkilileri Paris yakınlarındaki Taverny’de bulunan Base aérienne 921’deki Forces Aériennes Stratégiques (FAS) kontrol merkezine davet ederek Fransız Rafale savaş uçaklarıyla yapılan bir nükleer savaş tatbikatını izlemelerini sağladı.

Aralık ayında, yeni bir Fransız-İngiliz nükleer yönlendirme grubunun ilk ortak toplantısı Paris’te gerçekleşti.

AfD’de savaş kampı sesini yükseltiyor: Almanya’nın nükleer silahı olmalı

Almanya-Fransa görüşmeleri: Berlin “karar hakkı” istiyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yıllardır Fransa’nın nükleer şemsiyesini AB’ye genişletmeyi teklif ediyor.

Ocak 2024’te Stockholm Askeri Akademisi’nde yaptığı bir konuşmada gerekçesini şöyle açıklamıştı:

“Bugün hayati çıkarlarımız büyük ölçüde Avrupa’ya ait, bu da bize nükleer caydırıcılık açısından özel bir sorumluluk yüklüyor.”

Bu, somut olarak, Almanya ve diğer AB ülkelerinin, düzenli olarak gerçekleştirilen Fransız nükleer manevralarına katılabilecekleri anlamına geliyor.

Örneğin, konvansiyonel savaş uçakları, nükleer bombalarla donatılmış Fransız Rafale savaş uçaklarını koruyabilir.

Bazen, Fransız nükleer silahlarının diğer AB ülkelerindeki askeri üslerde konuşlandırılması da tartışılmıştı. 

Fakat Paris, olası konuşlandırmalar konusunda herhangi bir ortak karar almayı kategorik olarak reddediyor, bu nedenle Berlin ile bir anlaşma görünmüyor.

Çünkü şu ana kadar Alman hükümeti, nükleer silahların kullanımı konusunda karar sürecine dahil olmakta ısrarcı.

Yeniden “Alman sorunu”

Alman altyapısı ne alemde?

Herhangi bir ilerleme sağlanamazsa, “Alman bombası”nın kullanılması olasılığı devam ediyor.

Örneğin, CDU/CSU parlamento grubu başkanı Jens Spahn, geçen yaz “Almanya’nın liderliğinde” bir Avrupa nükleer şemsiyesi kurulmasını savunmuştu.

Şimdi Spahn, böyle bir seçeneğin “refleksler olmadan” değerlendirilmesini tekrar ısrarla talep ediyor.

Fransız veya İngiliz nükleer silahlarına güvenme seçeneği ile ilgili olarak ise, “Yarın seçimler yapılsaydı, Farage İngiltere’de, Le Pen ise Fransa’da kazanırdı. Her ikisine de güvenmek isteyip istemediğimi bilmiyorum,” diyor.

Uluslararası hukukun getirdiği sorunların yanı sıra uzmanlar, sadece nükleer silahların değil, “ikinci bir saldırı için tüm kurumsal altyapının” da oluşturulması gerektiğini belirtiyorlar.

St. Gallen Üniversitesi’nde siyaset bilimci ve ENSG üyesi James Davis, “komuta ve kontrol yapıları”ndan “erken uyarı sistemleri”ne ve nükleer silahlı “ilk saldırıdan kurtulabilecek denizaltılar gibi platformlara” kadar her şeyin oluşturulması gerektiğini açıklıyor.

Davis, bunun “yıllar süren karmaşık bir güvenlik mimarisi ve politikası” gerektireceğini ve milyarlarca avroya mal olacağını soğukkanlılıkla özetliyor.

Nükleer silah yarışı Avrupa’ya yayılıyor

Son olarak, diğer çeşitli devletler de Almanya’nın nükleer bomba sahibi olmasını, kendilerinin de nükleer silah edinmek için bir fırsat olarak değerlendirebilir.

Kısa bir süre önce, Danimarka Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı Rasmus Jarlov, “İskandinav ülkeleri için bir nükleer bomba”yı “memnuniyetle karşılayacağını” belirtti.

Bundan kısa bir süre önce, İsveç’in en etkili günlük gazetelerinden biri olan Dagens Nyheter, “İsveç nükleer silahları” konusunda bir tartışma çağrısı yapmıştı.

İsveç, Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında kendi nükleer silah programına sahipti, fakat bu program 1970’lerin başında sonlandırıldı.

Münih Güvenlik Konferansı’nda, Baltık devletlerinden politikacılar nükleer silahlara açık olduklarını ifade ettiler.

Letonya Başbakanı Evika Siliņa’nın “Neden olmasın?” dediği aktarılırken, Estonya Savunma Bakan Yardımcısı Tuuli Duneton, Avrupa’nın nükleer caydırıcılığı konusunda görüşmelere açık olduğunu söyledi.

Pazar günü, Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki de Polonya’nın güvenlik stratejisini “nükleer potansiyele” dayandırmasından yana olduğunu açıkladı.

ABD’li siyaset bilimci Anne-Marie Slaughter, öngörülebilir gelecekte yaklaşık 30 ülkenin nükleer silaha sahip olabileceğini öngörüyor.

Merz, ABD’nin boşalttığı yere Almanya’yı yerleştirmek istiyor

Foreign Affairs makalesinde Avrupa savunma sanayisinin “daha hızlı, daha ucuz ve daha rekabetçi” hale gelmek için silah sistemlerini standartlaştırmasını, ölçeklendirmesini ve basitleştirmesini isteyen Merz, “Avrupa genelinde savunma sanayi işbirliğini başlatmak için Avrupa için Güvenlik Eylemi (SAFE) gibi AB programlarını kullanacağız. Bu, Avrupa’nın kademeli askeri entegrasyonunu da teşvik edecektir,” dedi.

Avrupa’nın en büyük ikilemlerinden birinin, “büyük güçlerin yönlendirdiği küresel yeniden düzenlenmenin, bizim hazır olabileceğimizden daha hızlı gerçekleşiyor olması” olduğunu savunan Şansölye, sadece bu nedenle, “Avrupa’nın ABD’yi bir ortak olarak silmesi yönündeki çağrılara ikna olmadığının” altını çizdi ve şöyle devam etti:

“Bu tür taleplerin ortaya çıkmasına neden olan tedirginlik ve şüpheleri anlıyorum. Aslında, bunların bir kısmını ben de paylaşıyorum. Fakat bu talepler, böyle bir eylemin olası sonuçlarını yeterince hesaba katmıyor. Avrupa’nın Rusya ile olan gergin komşuluk ilişkisinin sert jeopolitik gerçeklerini görmezden geliyorlar. Ve tüm zorluklara rağmen, ABD ile olan ortaklığımızın hâlâ sahip olduğu güçlü potansiyeli hafife alıyorlar.”

ABD yönetimine, Münih Güvenlik Konferansında yaptığı konuşmayla paralel biçimde, açıkça eleştirilerde bulunan Merz, NATO’da olmanın yalnızca Almanya’ya değil, ABD’ye de “rekabetçi avantaj” sağladığını vurgulayarak, “transatlantik ittifakı yeniden kurma” çağrısı yaptı:

“Almanya bu nedenle yeni bir transatlantik ortaklık kurmak istiyor. Rahatsız edici gerçek şu ki, Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir uçurum açıldı. MAGA hareketinin yürüttüğü kültür savaşı bizim savaşımız değil. Gümrük vergileri ve korumacılığa değil, serbest ticarete inanıyoruz. Küresel iklim anlaşmalarına ve Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlıyız, çünkü küresel sorunları ancak birlikte çözebileceğimize inanıyoruz. Transatlantik ortaklık artık kendiliğinden anlaşılır bir şey değil, bu nedenle bir geleceği olması için onu yeniden kurmalıyız. Yeni temelleri ezoterik olmamalı, Avrupa ve ABD’nin birlikte daha güçlü oldukları konusunda karşılıklı bir kabul üzerine kurulmalıdır.”

AB ve Almanya’nın bu kapsamda ortaklıklarını genişlettiğini vurgulayan Merz, Japonya, Kanada, Türkiye, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika ve Körfez ülkelerinin önemli roller oynadığını, “karşılıklı saygı çerçevesinde” bu ülkelerle daha yakın ilişkiler kurmak istediklerini söyledi. 

Çok Okunanlar

Exit mobile version