Avrupa
Nükleer silah yarışı Avrupa’da yayılıyor

Alman Şansölyesi Friedrich Merz, Avrupa nükleer şemsiyesinin kurulması için bu yıl ilk somut adımların atılmasını istiyor.
Merz, Foreign Affairs’te yayınlanan bir makalede, Fransa ile gizli görüşmelerin başladığını duyurdu.
Şansölye, Avrupa’nın kendi güvenlik politikasıyla küresel bir siyasi aktör haline gelmesini isterken, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42.7. maddesinde, “Üyeler silahlı saldırı durumunda birbirlerine yardım etmeyi taahhüt ederler,” dendiğini hatırlattı.
Bunu AB düzeyinde ve “NATO’nun yerine değil, ittifakın kendi kendine yeten, güçlü bir ayağı olarak” nasıl organize edebileceklerini açıkça belirtmek isteyen Merz şunları yazdı:
“Bu çabaların bir parçası olarak, Avrupa’da nükleer caydırıcılık konusunda Fransa ile gizli görüşmelere başladık. Bu konudaki yol haritamız açıktır: Bu girişim, NATO’nun nükleer paylaşım çerçevelerine sıkı sıkıya bağlıdır; Almanya, uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerine uymaya devam edecektir; ve Avrupa’da farklı güvenlik bölgelerinin ortaya çıkmasına izin vermeyeceğiz. Bu yıl ilk somut adımlar üzerinde anlaşmaya varmayı umuyoruz.”
Merz, “güç politikası” istiyor: Almanya’da nükleer bomba çağrıları
Nükleer şemsiye genişleyecek mi?
Fransa daha önce nükleer kuvvetleri ile Britanya’nın nükleer kuvvetleri arasında yakın işbirliği başlatmıştı.
Paris, yıllardır nükleer şemsiyesini tüm AB’ye genişletmeyi teklif ediyor, fakat Almanya, Fransız nükleer silahları ve bunların olası kullanımı konusunda söz sahibi olmak istediği için bu girişim şu ana kadar başarısız oldu.
Yeniden alevlenen mevcut tartışmada, olası bir Alman bombası konusu da yeniden gündeme geldi.
Münih Güvenlik Konferansı’nın, Avrupa’nın nükleer güçlere karşı caydırıcılığı için beş seçeneği ele alan yeni bir çalışması ise tartışmayı hızlandırdı.
En azından geçici olarak, ABD’nin nükleer şemsiyesi gerekli olmaya devam edecek. Nükleer silahsızlanmayı şiddetle sürdürme seçeneği ise ciddi olarak değerlendirilmiyor.
Münih’ten çıkan beş nükleer seçenek
Avrupa ülkelerinin nükleer caydırıcılık konusunda sahip olduğu seçenekleri ele alan çalışma, Şubat 2024’te, yani mevcut ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim zaferinden dokuz ay önce başlayan ön çalışmalara dayanıyor.
Çalışma, Münih Güvenlik Konferansı (MSC), Berlin’deki Hertie Okulu Uluslararası Güvenlik Merkezi ve St. Gallen Üniversitesi Siyaset Bilimi Enstitüsü’nün ortak girişimi olan Avrupa Nükleer Çalışma Grubu (ENSG) tarafından hazırlandı.
Çalışmanın yazarları, prensip olarak beş farklı yaklaşımın düşünülebileceğini belirtiyor.
Bunlardan ilkinde, Avrupa’nın ABD’nin nükleer caydırıcılığına güvenmeye devam edebileceğini söylüyorlar.
İkinci seçenek, Fransız ve İngiliz nükleer silahlarını kullanarak bir Avrupa caydırıcılığı oluşturmak.
Üçüncü sırada, Avrupa’nın ortak bir Avrupa nükleer silahı tedarik etmesi yer alıyor. Dördüncü olarak, ulusal tek taraflı nükleer silahlanmaya güvenilebilir.
ENSG, son çare olarak, Avrupa’daki NATO ülkeleri tarafından konvansiyonel silahların hızla artırılmasını düşünüyor.
Makaleye göre, Avrupa hükümetleri artık “derhal ve gecikmeden” hangi seçeneği seçecekleri sorusunu ele almalı ve gerekli mali kaynakları sağlamalı.
Avrupa’da Fransız nükleer şemsiyesi ve ‘Alman bombası’ tartışması
Geçici bir çözüm olarak ABD’nin nükleer şemsiyesi
ENSG’ye göre, bahsedilen seçeneklerden üçünün önemli zayıflıkları var.
Bu öncelikle ABD’nin nükleer caydırıcılığına güvenmeye devam etme seçeneği için geçerli: bu seçenek, Washington’dan daha fazla bağımsızlık hedefine ulaşamıyor.
Çalışmaya göre, konvansiyonel silahlarla nükleer silaha sahip güçleri caydırma fikri de yetersiz. Bunun için finansmanı zor olacak, benzeri görülmemiş bir silah alımı gerekecek.
Ayrıca Avrupa’nın ortak nükleer bomba tedariki seçeneği de gerçekçi bulunmuyor. Rapora göre Avrupa ülkeleri her türlü konuda o kadar bölünmüş durumda ki, nükleer silahlanma konusunda sağlam bir ortak yaklaşım söz konusu olamaz.
ENSG’ye göre, diğer iki seçenek için bir çözüme ulaşılsa bile, bu hiçbir şekilde bir gecede gerçekleştirilemez.
Yazarlara göre anahtar soru, seçilen çözümü uygularken, Avrupa’nın nükleer caydırıcılığında ABD’nin mevcut rolünü, bir nevi geçici çözüm olarak nasıl sürdüreceği.
ENSG’ye göre hiçbir koşulda Washington’a, gelecekte artık ihtiyaç duyulmayacağı “izlenimi” verilmemeli.
Böyle bir durumda, ABD’nin caydırıcılığının aniden sona ermesi ve bir kırılganlık döneminin başlaması korkusu ortaya çıkabilir.
En olası seçenek: Fransız-İngiliz işbirliği
En olası çözüm, Fransa’nın ve belirli koşullar altında İngiltere’nin nükleer güçlerini kullanarak bir Avrupa nükleer şemsiyesi oluşturmaya çalışmak.
Bunu yaparken, iki ülke arasındaki mevcut nükleer işbirliği de dikkate alınmak zorunda. Bu işbirliği, en son 10 Temmuz 2025 tarihli Northwood Deklarasyonu ile yoğunlaştırılmıştı.
Deklarasyonda Paris ve Londra, bir tarafın “hayati çıkarlarının” tehdit altında olduğu, diğer tarafınkilerin ise tehdit altında olmadığı bir durumun mümkün olmadığı tespit ediyor.
Bu nedenle Birleşik Krallık ve Fransa, Avrupa’ya yönelik “aşırı bir tehdit” bulunması halinde iki ülkenin de tepki vermesi konusunda hemfikir olduklarını belirtiyorlar.
Bildiride, “Fransa ve Birleşik Krallık bu nedenle nükleer işbirliği ve koordinasyonlarını derinleştirmeye karar verdiler,” deniyor.
Bildirildiği üzere, Fransa ilk adımı atarak üst düzey İngiliz askeri yetkilileri Paris yakınlarındaki Taverny’de bulunan Base aérienne 921’deki Forces Aériennes Stratégiques (FAS) kontrol merkezine davet ederek Fransız Rafale savaş uçaklarıyla yapılan bir nükleer savaş tatbikatını izlemelerini sağladı.
Aralık ayında, yeni bir Fransız-İngiliz nükleer yönlendirme grubunun ilk ortak toplantısı Paris’te gerçekleşti.
AfD’de savaş kampı sesini yükseltiyor: Almanya’nın nükleer silahı olmalı
Almanya-Fransa görüşmeleri: Berlin “karar hakkı” istiyor
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yıllardır Fransa’nın nükleer şemsiyesini AB’ye genişletmeyi teklif ediyor.
Ocak 2024’te Stockholm Askeri Akademisi’nde yaptığı bir konuşmada gerekçesini şöyle açıklamıştı:
“Bugün hayati çıkarlarımız büyük ölçüde Avrupa’ya ait, bu da bize nükleer caydırıcılık açısından özel bir sorumluluk yüklüyor.”
Bu, somut olarak, Almanya ve diğer AB ülkelerinin, düzenli olarak gerçekleştirilen Fransız nükleer manevralarına katılabilecekleri anlamına geliyor.
Örneğin, konvansiyonel savaş uçakları, nükleer bombalarla donatılmış Fransız Rafale savaş uçaklarını koruyabilir.
Bazen, Fransız nükleer silahlarının diğer AB ülkelerindeki askeri üslerde konuşlandırılması da tartışılmıştı.
Fakat Paris, olası konuşlandırmalar konusunda herhangi bir ortak karar almayı kategorik olarak reddediyor, bu nedenle Berlin ile bir anlaşma görünmüyor.
Çünkü şu ana kadar Alman hükümeti, nükleer silahların kullanımı konusunda karar sürecine dahil olmakta ısrarcı.
Alman altyapısı ne alemde?
Herhangi bir ilerleme sağlanamazsa, “Alman bombası”nın kullanılması olasılığı devam ediyor.
Örneğin, CDU/CSU parlamento grubu başkanı Jens Spahn, geçen yaz “Almanya’nın liderliğinde” bir Avrupa nükleer şemsiyesi kurulmasını savunmuştu.
Şimdi Spahn, böyle bir seçeneğin “refleksler olmadan” değerlendirilmesini tekrar ısrarla talep ediyor.
Fransız veya İngiliz nükleer silahlarına güvenme seçeneği ile ilgili olarak ise, “Yarın seçimler yapılsaydı, Farage İngiltere’de, Le Pen ise Fransa’da kazanırdı. Her ikisine de güvenmek isteyip istemediğimi bilmiyorum,” diyor.
Uluslararası hukukun getirdiği sorunların yanı sıra uzmanlar, sadece nükleer silahların değil, “ikinci bir saldırı için tüm kurumsal altyapının” da oluşturulması gerektiğini belirtiyorlar.
St. Gallen Üniversitesi’nde siyaset bilimci ve ENSG üyesi James Davis, “komuta ve kontrol yapıları”ndan “erken uyarı sistemleri”ne ve nükleer silahlı “ilk saldırıdan kurtulabilecek denizaltılar gibi platformlara” kadar her şeyin oluşturulması gerektiğini açıklıyor.
Davis, bunun “yıllar süren karmaşık bir güvenlik mimarisi ve politikası” gerektireceğini ve milyarlarca avroya mal olacağını soğukkanlılıkla özetliyor.
Nükleer silah yarışı Avrupa’ya yayılıyor
Son olarak, diğer çeşitli devletler de Almanya’nın nükleer bomba sahibi olmasını, kendilerinin de nükleer silah edinmek için bir fırsat olarak değerlendirebilir.
Kısa bir süre önce, Danimarka Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı Rasmus Jarlov, “İskandinav ülkeleri için bir nükleer bomba”yı “memnuniyetle karşılayacağını” belirtti.
Bundan kısa bir süre önce, İsveç’in en etkili günlük gazetelerinden biri olan Dagens Nyheter, “İsveç nükleer silahları” konusunda bir tartışma çağrısı yapmıştı.
İsveç, Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında kendi nükleer silah programına sahipti, fakat bu program 1970’lerin başında sonlandırıldı.
Münih Güvenlik Konferansı’nda, Baltık devletlerinden politikacılar nükleer silahlara açık olduklarını ifade ettiler.
Letonya Başbakanı Evika Siliņa’nın “Neden olmasın?” dediği aktarılırken, Estonya Savunma Bakan Yardımcısı Tuuli Duneton, Avrupa’nın nükleer caydırıcılığı konusunda görüşmelere açık olduğunu söyledi.
Pazar günü, Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki de Polonya’nın güvenlik stratejisini “nükleer potansiyele” dayandırmasından yana olduğunu açıkladı.
ABD’li siyaset bilimci Anne-Marie Slaughter, öngörülebilir gelecekte yaklaşık 30 ülkenin nükleer silaha sahip olabileceğini öngörüyor.
Merz, ABD’nin boşalttığı yere Almanya’yı yerleştirmek istiyor
Foreign Affairs makalesinde Avrupa savunma sanayisinin “daha hızlı, daha ucuz ve daha rekabetçi” hale gelmek için silah sistemlerini standartlaştırmasını, ölçeklendirmesini ve basitleştirmesini isteyen Merz, “Avrupa genelinde savunma sanayi işbirliğini başlatmak için Avrupa için Güvenlik Eylemi (SAFE) gibi AB programlarını kullanacağız. Bu, Avrupa’nın kademeli askeri entegrasyonunu da teşvik edecektir,” dedi.
Avrupa’nın en büyük ikilemlerinden birinin, “büyük güçlerin yönlendirdiği küresel yeniden düzenlenmenin, bizim hazır olabileceğimizden daha hızlı gerçekleşiyor olması” olduğunu savunan Şansölye, sadece bu nedenle, “Avrupa’nın ABD’yi bir ortak olarak silmesi yönündeki çağrılara ikna olmadığının” altını çizdi ve şöyle devam etti:
“Bu tür taleplerin ortaya çıkmasına neden olan tedirginlik ve şüpheleri anlıyorum. Aslında, bunların bir kısmını ben de paylaşıyorum. Fakat bu talepler, böyle bir eylemin olası sonuçlarını yeterince hesaba katmıyor. Avrupa’nın Rusya ile olan gergin komşuluk ilişkisinin sert jeopolitik gerçeklerini görmezden geliyorlar. Ve tüm zorluklara rağmen, ABD ile olan ortaklığımızın hâlâ sahip olduğu güçlü potansiyeli hafife alıyorlar.”
ABD yönetimine, Münih Güvenlik Konferansında yaptığı konuşmayla paralel biçimde, açıkça eleştirilerde bulunan Merz, NATO’da olmanın yalnızca Almanya’ya değil, ABD’ye de “rekabetçi avantaj” sağladığını vurgulayarak, “transatlantik ittifakı yeniden kurma” çağrısı yaptı:
“Almanya bu nedenle yeni bir transatlantik ortaklık kurmak istiyor. Rahatsız edici gerçek şu ki, Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir uçurum açıldı. MAGA hareketinin yürüttüğü kültür savaşı bizim savaşımız değil. Gümrük vergileri ve korumacılığa değil, serbest ticarete inanıyoruz. Küresel iklim anlaşmalarına ve Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlıyız, çünkü küresel sorunları ancak birlikte çözebileceğimize inanıyoruz. Transatlantik ortaklık artık kendiliğinden anlaşılır bir şey değil, bu nedenle bir geleceği olması için onu yeniden kurmalıyız. Yeni temelleri ezoterik olmamalı, Avrupa ve ABD’nin birlikte daha güçlü oldukları konusunda karşılıklı bir kabul üzerine kurulmalıdır.”
AB ve Almanya’nın bu kapsamda ortaklıklarını genişlettiğini vurgulayan Merz, Japonya, Kanada, Türkiye, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika ve Körfez ülkelerinin önemli roller oynadığını, “karşılıklı saygı çerçevesinde” bu ülkelerle daha yakın ilişkiler kurmak istediklerini söyledi.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’










