Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya, Fransız nükleer şemsiyesine göz koydu

Yayınlanma

CDU milletvekili David Preisendanz, Fransa’dan nükleer silahlarını Avrupa nükleer şemsiyesi olarak kullanıma sunmasını ve Almanya için “Avrupa’nın nükleer şemsiyesinin nasıl olacağı” konusunda söz hakkı vermesini istedi.

Fransa’nın nükleer caydırıcılık stratejisine (“Force de frappe”) öenmli bir mali katkı karşılığında, Berlin’in modernizasyon ve taktiksel genişleme sürecine katkıda bulunabilmesini isteyen Preisendanz, bu görüşlerini Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine yazdığı makalede dile getirdi.

Yeniden “Alman sorunu”

Almanya kazanıyor, Fransa kaybediyor

German Foreign Policy’ye göre, ABD’ye daha az bağımlı bir Avrupa yaratma çabalarına eşlik eden Fransız-Alman güç mücadelesinde Paris, son aylarda birkaç acı yenilgiye uğradı.

Bu durum, AB’nin yaz aylarında Washington’un uyguladığı gümrük vergilerine verdiği tepkiyle de ortaya çıkmıştı.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, kararlı savunma önlemleriyle agresif bir yanıt verilmesini talep ederken, Berlin, Alman otomotiv endüstrisinin çıkarları doğrultusunda bu tür önlemlerden kaçınılması ve uzlaşmacı bir yaklaşım benimsenmesi yönündeki talebiyle galip geldi.

Fransa, Mercosur ile serbest ticaret anlaşması konusundaki anlaşmazlıkta da acı bir yenilgiye uğradı. Fransız çiftçilerin çıkarları doğrultusunda anlaşmayı engelleme girişimleri başarısız oldu.

Almanya’nın Mercosur’a yaptığı toplam 16 milyar avroluk ihracatın yüzde 85’ini endüstriyel ürünler oluşturuyor. Gümrük vergilerinin düşürülmesi, Alman şirketlerine yılda 400 ila 500 milyon avro tasarruf sağlayacak.

Öte yandan, Fransa’nın Mercosur ile ticareti daha küçük ve tarımın etkisi daha fazla. Bu nedenle, anlaşmanın Paris için faydaları az, zararları ise büyük.

Merz, “güç politikası” istiyor: Almanya’da nükleer bomba çağrıları

Silahlanmanın kazananı Almanya: “Ulusal” çözümler ön planda

Almanya, şu anda AB’nin öncelikli konuları arasında yer alan silahlanma alanında da önemli avantajlar elde ediyor.

Berlin, Avrupa çapında ESSI (Avrupa Hava Savunma Girişimi) hava savunma sistemini kurarken, Fransız-İtalyan SAMP/T savunma sistemini dışladı.

Fransız gözlemciler bu nedenle ESSI’yi Alman IRIS-T savunma sistemi için bir satış yardımı olarak sınıflandırmıştı.

Alman Silahlı Kuvvetleri, insansız hava araçları satın alırken özellikle Alman girişimlerinin ürünlerine güveniyor. Alman-Fransız işbirliği ile bir AB insansız hava aracı gücü kurulması olasılığı hiçbir rol oynamıyor.

İkincisi, stratejik öneme sahip uydu alımları için de geçerli olacak. Rheinmetall, Fin bir girişim ile işbirliği içinde Alman Silahlı Kuvvetleri için bir sonraki keşif uydularını üretecek.

Rheinmetall, Bremen merkezli OHB Group ile işbirliği içinde, Starlink’e eşdeğer yeni LEO iletişim uydularının üretimi için de favori olarak görülüyor.

Aslında, Airbus, Thales (Fransa) ve Leonardo (İtalya) tarafından şu anda kurulmakta olan ve “Avrupa şampiyonu” olmaya aday olan ortak girişimi görevlendirmek mantıklı olacaktı.

Fakat Berlin, burada da Paris’in dahil olmadığı “ulusal” bir çözümü tercih ediyor.

Almanlar, Fransa’nın önderliğindeki FCAS projesinin başarısız olmasını istiyor

Bu durum, başarısızlığın eşiğinde olan FCAS (Geleceğin Savaş Hava Sistemi) savaş uçağı sistemi için de geçerli.

Berlin tarafından giderek daha fazla alanda marjinalleştirilen Paris, savaş uçağının yapımında lider rol üstlenmekte ısrarcı.

Paris bunu, en son Rafale savaş uçağını kendi başına üreten Fransız şirketi Dassault’un daha fazla teknolojik uzmanlığa sahip olmasıyla gerekçelendiriyor. Airbus ise Eurofighter’ın sadece bazı parçalarını üretiyor.

Buna karşılık, Almanya’ya yeni MGCS (Ana Kara Muharebe Sistemi) muharebe tankının üretiminde liderlik verilecekti. Fakat Alman tank üreticileri açıkça ilgilerini kaybetmiş durumda.

AfD’de savaş kampı sesini yükseltiyor: Almanya’nın nükleer silahı olmalı

Teknik olarak Fransız endüstrisinin önünde olan Almanlar, MGCS yerine yeni bir ulusal model olan KF51 Panther’e odaklanıyorlar.

Mevcut durumda Almanya, Fransa’nın FCAS’ta açık bir liderlik üstlenmesindense projenin başarısız olmasını tercih ediyor gibi görünüyor.

Berlin, Paris’in teknolojik olarak mümkün olan, tamamen Fransız bir FCAS eşdeğerinin yapımını finanse edemeyeceğini umuyor.

Fransa’nın askeri bütçesini 6,7 milyar avro artırarak 57,1 milyar avroya çıkarmak istediği söyleniyor. Fakat bu, altıncı nesil bir savaş uçağı için yeterli değil.

Berlin, Paris’i aşağılara itmek için çabalıyor

Alman hükümeti, Fransız silah üreticilerinin aleyhine Alman silah üreticilerini güçlendirmek için yeniden silahlanmayı mümkün olduğunca kullanma girişimini, daha elverişli mali durumuna dayandırıyor.

Fransa, son zamanlarda gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yüzde 117,4’ü oranında bir borç seviyesine ulaştı, yeni borçlanmasını azaltmak zorunda ve bu nedenle yeniden silahlanma için sınırlı bir fonu var.

Almanya’nın borcu ise son zamanlarda GSYİH’nın yüzde 62,3’ü olarak tahmin ediliyor; bu nedenle Berlin, borç krizine düşmeden askeri teçhizatın geliştirilmesi ve satın alınması için yüz milyarlarca euro borç alabilir.

Bu, Şansölye Friedrich Merz’in Bundeswehr’i “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusu” haline getirme planını tamamen gerçekçi kılıyor.

Ayrıca, Avrupa silah endüstrisini değil, özellikle Alman silah endüstrisini güçlendirmeyi mümkün kılıyor.

Uzun vadede bu, Almanya’nın AB’yi sadece siyasi ve iktisadi olarak değil, aynı zamanda silah endüstrisi ve askeri güç açısından da domine etmesine yol açacak.

Fransa, her açıdan kalıcı olarak ikinci sıraya düşecek ve ikincil bir ortak rolünü üstlenmek zorunda kalacak.

Almanya ile Fransa arasındaki yeni nesil savaş uçağı sorunu sürüyor

Almanya, “Avrupa’nın ABD’si” olma hevesinde

CDU milletvekili David Preisendanz’in yazısı da tam burada anlam kazanıyor.

Preisendanz, “Avrupa Birliği içinde Almanya, en azından ABD’nin onlarca yıldır bizim için olduğu gibi, güvenliğin ve stratejik hareket kabiliyetinin garantörü olmayı hedeflemeli. Dünyanın üçüncü büyük ekonomisi bu rolü üstlenebilir. Bu, siyasi kararların meselesidir,” dedi.

Preisendanz, Almanya’nın “Avrupa’nın merkezi lider gücü olduğunu kanıtladığını” da sözlerine ekledi.

Preisendanz, yalnızca nükleer silahlanma alanında bir boşluk olduğunu düşünüyor. CDU milletvekili, uzun süredir tartışılan “Alman bombası”nın satın alınmasını reddediyor ve bunun riskli olduğunu düşünüyor, çünkü İki Artı Dört Antlaşması’nın ihlali, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı tazminatları konusunu yeniden gündeme getirebilir.

Avrupa’da Fransız nükleer şemsiyesi ve ‘Alman bombası’ tartışması

Fransız nükleer şemsiyesi ve Almanya

Fakat Preisendanz, Fransa’nın “nükleer şemsiyesinin genişletilmesini görüşmeye hazır olduğunu” belirttiğini ve bu konunun ele alınması gerektiğini savunuyor.

Alman vekil, Paris nükleer şemsiyesine katılımın Fransız nükleer caydırıcılığına önemli bir mali katkı gerektirecektiğini kabul ediyor.

Kullanımıyla ilgili “nihai karar verme yetkisi” de muhtemelen Fransa’da kalacak. Fakat gelecekte, Federal Cumhuriyet “Avrupa’nın nükleer şemsiyesinin nasıl olacağına karar vermede belirleyici rol oynayan güç” olabilir.

Bu, Berlin’i Avrupa’nın en güçlü askeri gücü haline getirmekle kalmayacak, aynı zamanda Fransa’nın nükleer caydırıcılık stratejisi üzerinde ortak karar verme konusunda da bir atılım sağlayacak.

Alman-Fransız savaş uçağı projesi için çanlar çalıyor

Avrupa

İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

Yayınlanma

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.

Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.

Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.

Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.

Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.

İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.

İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.

Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.

Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler

Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.

Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Yayınlanma

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.

Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.

Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.

Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.

Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.

Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.

Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.

Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.

Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.

Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.

S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.

PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.

Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.

Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.

Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.

Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:

“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”

ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Yayınlanma

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.

Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.

Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.

Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.

Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.

Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.

Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:

“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”

Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.

Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.

Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.

Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor

Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.

Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.

ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.

Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.

Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.

Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.

Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.

Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English