Bizi Takip Edin

Avrupa

Letonya ve Estonya, Putin ile doğrudan görüşmelerin başlatılmasını önerdi

Yayınlanma

Letonya Başbakanı Evika Silina ve Estonya Cumhurbaşkanı Alar Karis, Avrupa Birliği’nin Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi sürecinde aktif rol alabilmesi için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile diyaloğu yeniden başlatacak bir özel temsilci atanmasını talep etti.

Letonya Başbakanı Evika Silina ve Estonya Cumhurbaşkanı Alar Karis, Avrupa Birliği’nin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile diyaloğu yeniden başlatması ve Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelere doğrudan katılımı için özel bir AB temsilcisi atanması çağrısında bulundu.

Euronews’e konuşan her iki lider, Avrupa’nın müzakere sürecinde kendi sesini duyurabilmesi için Rusya ile diplomatik kanalları yeniden işlevsel hale getirmesi gerektiğini kaydetti.

Mevcut durumda müzakere sürecinin ağırlıklı olarak Amerika Birleşik Devletleri tarafından yürütüldüğü belirtildi.

Silina ve Karis, Moskova ile kurulacak her türlü temasın Kiev ile sıkı bir koordinasyon içinde yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi.

Olası arabulucunun ise Avrupalı ortaklar arasında mutabık kalınan bir isim olması gerektiği ifade edildi.

Euronews, bu açıklamaların, AB’nin Ukrayna konusundaki istişarelerden dışlanmasının ardından Avrupa ülkelerinin Rusya’ya yönelik stratejik yaklaşımında belirgin bir değişimi yansıttığını bildirdi.

“Diplomasi yürütmek şart”

Dubai’de düzenlenen Dünya Hükümetler Zirvesi kapsamında Euronews’e demeç veren Letonya Başbakanı Silina, “Diplomasi yürütmek şart. Her zaman konuşmak gerekir ancak bunu yaparken Rusya’nın izolasyonunu ve ülkeye yönelik yaptırımları da muhafaza etmeliyiz” diye konuştu.

Silina, AB’yi temsil edebilecek olası isimler arasında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Polonya Başbakanı Donald Tusk ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ı saydı.

Letonya Başbakanı, sorunun aday eksikliği değil, somut bir isim üzerinde uzlaşılması olduğunu belirtti. Haberde, Macron’un aksine Merz’in Moskova ile doğrudan görüşmelere karşı olduğu hatırlatıldı.

Estonya Cumhurbaşkanı Alar Karis ise belirli bir isim telaffuz etmekten kaçınmakla birlikte, atanacak özel temsilcinin büyük bir Avrupa ülkesini temsil etmesi ve “her iki tarafın da güvenini kazanmış” bir figür olması gerektiğini vurguladı.

Karis, Rusya ile doğrudan bir askeri çatışma içinde olmamasına rağmen Avrupa Birliği’nin yıllardır Ukrayna’yı desteklediğini, bu nedenle barışçıl çözüm tartışmalarına dahil olması gerektiğini ifade etti.

Karis ayrıca, Avrupa’nın diplomatik inisiyatif almakta geciktiğini ve müzakere masasında yer alamadığı bir durumla karşı karşıya kaldığını belirtti.

Rusya ile müzakereler için özel bir AB temsilcisi atanması fikri Avrupa’da ilk kez gündeme gelmiyor. Euronews, bu önerinin ilk olarak geçen yaz ortaya atıldığını ancak o dönemde Avrupalı liderlerin çoğunun teklifi yersiz bulduğunu hatırlattı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 3 Şubat Salı günü gazetecilerin sorusu üzerine, aralık ayında yaptığı Putin ile diyaloğu yeniden başlatma çağrısına atıfta bulunarak, bu yöndeki çalışmaların “teknik düzeyde” halihazırda yürütüldüğünü açıkladı.

Avrupa’nın Rusya ile doğrudan diyaloğu yeniden başlatması gerektiği yönündeki inisiyatif, daha önce İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin yanı sıra Fransa, Avusturya, Lüksemburg ve Çekya gibi AB üyesi ülkeler tarafından da desteklenmişti.

Bu fikri savunanlar, Avrupa’nın Moskova ile temaslarda ana arabulucu olarak Beyaz Saray’a tam bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini değerlendiriyor.

Lüksemburg da çağrıya katılmıştı

Öte yandan Lüksemburg Başbakan Yardımcısı Xavier Bettel, geçen hafta Brüksel’deki AB Dışişleri Bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, Rusya ile konuşulmadan bir çözüm bulunamayacağını vurguladı.

Avrupa’nın müzakere süreçlerinde “yok hükmünde” olduğunu savunan Bettel, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları

Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın Washington’daki görüşmelerde yer almamasını eleştirdi. Bettel, AB’nin seçmenlerden doğrudan meşruiyet alan, güçlü bir “Avrupa Başkanı” tarafından temsil edilmesi gerektiğini ifade etti.

Putin ile 2015 yılında Moskova’da görüşen Bettel, kendisinin doğru kişi olduğuna dair bir “ego” taşımadığını ancak faydalı olabileceğine inanılırsa her türlü pozisyonda görev alabileceğini belirtti.

Bettel, AB’yi temsil edecek kişinin Macron gibi güçlü bir figür veya doğrudan meşruiyete sahip bir lider olması gerektiğini vurgularken, kendisinin “ön planda” olması gerekmeden, gizli diplomasi yürütebileceğinin de sinyalini verdi.

Donald Trump’ın Birleşmiş Milletler’i karmaşık bularak devre dışı bırakma eğilimini ve “Barış Kurulu” (Board of Peace) girişimini değerlendiren Bettel, bu durumun küçük ülkeler için risk teşkil ettiğini belirtti.

Uluslararası hukuka saygı duyulmayan bir geleceğin, “güçlünün hukuku” anlamına geleceğini ve bunun tehlikeli olduğunu savundu.

Avrupa

Teknoloji CEO’ları, AB politikalarını şekillendirmek istiyor

Yayınlanma

Bir grup Avrupalı teknoloji şirketi CEO’su, AB’nin sanayi liderlerinin yararına politika oluşturma sürecini hızlandırmak amacıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in dikkatini çekmek istiyor.

Hollandalı çip makinesi üretim devi ASML’nin CEO’su Christophe Fouquet, pazartesi günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Önce çok karmaşık politikalar oluşturup sonra bunları basitleştireceğiz diyemezsiniz. En başından doğru politikayı uygulamak çok daha iyidir.”

Fouquet, havacılık devi Airbus, telekom devi Ericsson ve yapay zeka öncüsü Mistral’ın yöneticileriyle birlikte Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i ziyaret etti.

CEO’lar, AB’yi bürokrasiyi daha fazla azaltmaya, birleşme kurallarını yeniden gözden geçirmeye ve ABD’ye karşı kendi içinden çıkan şampiyonlara yatırım yapmaya çağırdı.

Bu, Airbus, ASML, Ericsson, Mistral, Nokia, SAP ve Siemens gibi dev şirketlerin yer aldığı “European Tech Creators” adlı yeni bir sürekli diyalog girişiminin parçası.

Grup, AB kurumlarının ihtiyaçlarına daha iyi hizmet etmesini istiyor; tıpkı ABD ve Çin gibi rakip bölgelerde görülen hükümet ile sanayi arasındaki işbirliği gibi.

Fouquet, “Sürekli konuşmamız gerekiyor çünkü Avrupa için söz konusu olan mesele çok önemli. Ve bir diyalog kurmak zaman alır. Rakip olduğumuz taraflar bunu son derece etkili bir şekilde yapıyor,” diye ekledi.

Airbus CEO’su Guillaume Faury ise şöyle konuştu:

“Avrupa’nın bugün yaptıklarının, Avrupa’nın yapması gerekenler olmadığı konusunda aynı görüşteyiz… Eğer bu bir lobi faaliyeti ise, bu başarılı bir Avrupa için yapılan bir lobi faaliyetidir.”

Grup, nisan ayı sonunda von der Leyen ile bir görüşme gerçekleştirdi ve açık sözlü bir mesaj iletti: “Düzenlemeleri gevşetin, yoksa Avrupa’nın bir inovasyon gücü olarak geleceğini heba edeceksiniz.”

Bir hafta sonra, Almanya’nın güçlü desteğiyle sektör, daha az kural ve ertelenen bir son tarih içeren yapay zeka basitleştirme tasarısında bazı kazanımlar elde etti.

Sunumlarının bir parçası, Brüksel’in endüstri ile daha yakın istişare içinde düzenlemeleri daha hızlı gevşetmesi, birleşmelerin önünü açması ve tek pazarı tamamlaması.

Ericsson’un görevden ayrılan CEO’su Börje Ekholm, “Pazarın tamamen parçalanmasına izin verdik ve kimseye rekabet edebilecek ölçekte bir yapı sağlamadık. Bir adım geri çekilip bu konuda endüstriyel bir düşünce süreci izlemeliyiz,” diye konuştu.

Hız da son derece önemli bir mesele olarak öne çıkıyor. Fransız yapay zeka devi Mistral’ın kurucu ortağı Arthur Mensch şunları söyledi:

“Yapay zeka alanında işler son derece hızlı ilerliyor. Karşı karşıya olduğumuz sorun, iki yıl içinde işlerin çoktan geç kalmış olabileceği.”

Mensch, Komisyonun bulut ve yapay zeka geliştirmeye ilişkin son önerisinin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ama çok yavaş ilerlediğini belirtti.

Von der Leyen, AB başkanı olarak ikinci görev dönemine başladığından beri endüstri yanlısı bir deregülasyon gündemini savunuyor. 

Gelgelelim Siemens Yönetim Kurulu Başkanı Jim Hagemann Snabe’nin endüstriyel yapay zeka konusunda Komisyon danışmanı olarak atanması, AB yürütme organının Avrupa’nın endüstri devlerine çok yakın olduğunu savunan muhaliflerden eleştiri aldı.

Fouquet bu eleştirileri reddederek, “Başkan, endüstriden birinden gelip yardım etmesini istedi ve o kişi de gidip yardım etmeye karar verdi. Ve bizim karar için verdiğimiz tek ödül, o kişiyi çıkar çatışmasıyla suçlamak,” dedi. 

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman hükümetinden emeklilik sisteminde kapsamlı reform taahhüdü

Yayınlanma

Alman Şansölyesi Friedrich Merz, ideolojik açıdan bölünmüş koalisyonunu, yılın ikinci yarısında Almanya’nın emeklilik sisteminde kapsamlı bir reform yapmaya ikna edeceğine söz verdi.

“Hızlı hareket etmeliyiz, çünkü karşı karşıya olduğumuz sorunlar ertelenemez,” diyen Merz, akademisyenler ve milletvekillerinden oluşan bir uzman komisyonunun, Almanya’nın emeklilik sistemini reform etmek için 33 öneri sunmasının ardından Berlin’de gazetecilere konuştu.

Merz şunları söyledi:

“Aslında çoktan geç kalmış durumdayız. Bunların hepsini yıllar, hatta on yıllar önce halletmiş olmalıydık… Şimdi bu süreci çok hızlı bir şekilde başlatmak ve yılın ikinci yarısında bu reformu hayata geçirmek için gerekli kararları almak istiyorum.”

Merz’in hızla uygulamaya koyacağına söz verdiği 33 öneri arasında, İsveç sistemini örnek alan zorunlu sermaye fonlu emeklilik tasarruf planı ve emeklilik yaşı ile ortalama yaşam süresi arasında bir bağlantı kurulması yer alıyor.

Bu bağlantı uyarınca emeklilik yaşı, 2032’den itibaren her on yılda yaklaşık altı ay artacak.

Raporda yer alan bir özet, “Emeklilik yaşı en erken 2092’den itibaren 70 olacak” ifadesini içeriyor.

Bu reform, Merz ve hükümetin liderlerinin önümüzdeki haftalarda üzerinde anlaşmaya varmayı taahhüt ettikleri, vergi politikası, emeklilik ve uzun süreli bakım sigortasını kapsayan bir dizi acil ve uzun süredir ertelenen önlemden biridir.

Amaç, ana muhalefet partisi Almanya için Alternatif’e (AfD) verilen desteğin artmaya devam etmesi karşısında, popüler olmayan ve zaman zaman iç çekişmelerin yaşandığı koalisyonun hâlâ yönetme kapasitesine sahip olduğunu göstermek.

Merz’in partisi CDU ile koalisyon ortağı SPD’nin liderlerinden Bärbel Bas da komisyonun önerilerinin hızlı bir şekilde uygulanacağına söz verdi.

Bas, önerilerin kapsamlı bir paket oluşturduğunu ve ideolojik tercihlere göre tek tek önlemlerin seçilemeyeceğini savundu.

“Burada şunu açıkça belirtmek istiyorum: Bu paketi uygulamak istiyorum,” diyen ve aynı zamanda çalışma bakanı olarak bu konudan sorumlu olan Bas, Merz’in yanında yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Bunu gerçekleştirmek için, kendi saflarımızdaki parlamento gruplarının desteğini almamız kesinlikle gerekecek. Bu önemli çünkü sonuçta paketin Alman Federal Meclisi tarafından onaylanması gerekiyor.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, Ukrayna ve Moldova müzakere süreçlerini ayırma aşamasında

Yayınlanma

Avrupa Birliği, üyelik şartlarını yerine getirme hızlarındaki farklılıklar nedeniyle, ilk müzakere faslının açılmasının ardından Ukrayna ve Moldova’nın katılım süreçlerini ayırmaya hazırlanıyor. Euronews’in haberine göre, Brüksel’deki AB yetkilileri iki ülkenin müzakere yollarının ayrılmasını kaçınılmaz bir süreç olarak değerlendiriyor.

Daha önce Ukrayna ve Moldova’nın Avrupa Birliği’ne üyelik başvurularını birlikte ele alan AB makamları, ilk müzakere faslının açılmasının ardından iki ülkenin katılım süreçlerini ayırmak için zemin hazırlamaya başladı.

Euronews’in haberine göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Moldova Zirvesi’nin sonunda birliğin üst yönetimi bu ayrışmanın yakın zamanda kaçınılmaz hale gelebileceğine işaret etti.

Zirvede konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “İlk küme açıldıktan sonra, her aday ülke kendi sürecinden sorumludur. Çünkü hangi aday ülkeden bahsettiğimize bağlı olarak farklı reformların gerçekleştirilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ise Moldova hükümetinin reformları çok hızlı bir şekilde onaylamasını takdirle karşıladığını belirterek, bu hızın korunması halinde Moldova’nın kalan beş fasıl grubunun önündeki engelleri de hızla kaldırabileceğini öngördü.

Costa ayrıca, “Genişleme, en önemli jeopolitik yatırımdır” şeklinde konuştu.

AB katılım süreci, altı tematik küme altında toplanan 33 fasıldan oluşuyor. Moldova ve Ukrayna haziran ayında, yargı reformu, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yolsuzlukla mücadele gibi konuları kapsayan “Temeller” adlı ilk fasıl grubunu açmış bulunuyor.

Sürece çok dar bir çerçeveden bakılmaması gerektiğini belirten von der Leyen, bir aday ülkenin Moldova gibi çalışması durumunda ilerlemeyi hak ettiğini vurguladı.

Von der Leyen, “Liyakata dayalı süreç, yavaşlama anlamına gelmez, adalet anlamına gelir” diyerek, ülkenin taahhütlerini yerine getirmesi durumunda AB’nin de kendi üzerine düşeni yapması gerektiğini ekledi.

Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu ise düzenlediği basın toplantısında, kalan beş fasıl grubunun gecikmeksizin hemen açılması gerektiğini ifade ederek, “Biz hazır olduğumuz sürece bunun gerçekleşeceğinden eminim” dedi.

Euronews’e göre, Moldova’nın AB’ye katılım süreci Ukrayna’nın gölgesinde kalmaya devam ediyor ve daha az tartışma yaratıyor. AB liderler zirvesinde Macaristan’ın yeni başbakanı Peter Magyar, Ukrayna için tüm müzakere fasıllarının en kısa sürede açılması ifadesine karşı çıkarken, Moldova için benzer bir çekince dile getirmedi.

Brüksel’deki kaynaklar, iki ülkenin yollarının ayrılmasının an meselesi olduğunu belirtiyor. Birçok yetkili, barış dönemindeki bir ülke ile çatışma halindeki bir ülke arasında yanlış bir eşdeğerlik kurulmaması adına Moldova’nın Ukrayna’ya bağlı tutulmasını adaletsiz buluyor.

Diğer yandan, Ukrayna için bu ayrışmanın son derece hassas bir konu olduğu ve Brüksel’in, Kiev’in geride kaldığı, Kişinev’in ise öne geçtiği bir tablodan kaçınmaya çalıştığı kaydediliyor.

AB Moldova Delegasyonu tarafından aktarılan açıklamada von der Leyen, “Moldova’nın yeri Avrupa Birliği’dir. Halkının cesareti, kararlılığı ve özverisi ülkeyi her geçen gün birliğimize daha da yakınlaştırıyor. Avrupa; reformlar, fırsatlar ve barış, özgürlük, demokrasi ve refah içinde ortak bir gelecek için Moldova’yı destekliyor” dedi.

Ukrayna ve Moldova, Rusya’nın askeri operasyonunun başlamasının ardından, sırasıyla Şubat ve Mart 2022 tarihlerinde AB üyeliği için başvuruda bulunmuş, ardından Gürcistan da katılım talebini iletmişti.

Kiev yönetimi, AB üyeliğini devletin temel hedeflerinden biri olarak nitelendirerek 2027 yılına kadar hızlandırılmış bir katılımla birliğe girmeyi talep ediyordu. AB yetkilileri ise Kiev’in 36 aşamalı zorlu katılım sürecindeki yükümlülükleri henüz tamamlamamış olması sebebiyle 2027 hedefini imkansız görüyor.

Ukrayna Başbakan Yardımcısı Yuliya Sviridenko, mart ayında ülkesinin katılım için nihai şartları aldığını açıklamıştı.

AB tarafı ise Ukrayna ile üyelik konferansı öncesinde, ülkenin entegrasyon kararlılığını ve zorlu koşullara rağmen kaydettiği önemli ilerlemeyi takdir ettiğini belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English