Bizi Takip Edin

Avrupa

Baltık’ta NATO’dan “Quadriga” tatbikatı

Yayınlanma

Alman Silahlı Kuvvetlerine (Bundeswehr) göre, mart ayına kadar devam edecek olan Quadriga askeri tatbikatı ilk kez “saf tatbikat” olarak değil, “gerçekçi operasyon” olarak yürütülüyor.

Quadriga, 2024 yılından bu yana her yıl düzenleniyor; Rusya’ya karşı bir savaş için prova niteliğinde olan tatbikatlar bu yıl Almanya, Litvanya, Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’nde gerçekleştiriliyor.

Kurgusal tatbikat senaryosundan “gerçekçi operasyon”a geçişle birlikte, ordu Almanya’daki manevralarını askeri eğitim alanlarından sivil alanlara kaydırıyor. 

Temel Yasa, ordunun yurt içindeki askeri operasyonlarını sadece istisnai durumlarda, örneğin gerginlik dönemlerinde izin veriyor.

Almanya içindeki manevraların genişlemesine paralel olarak, birkaç yıl öncesine kadar resmi açıklamalarda hiç yer almayan “savaş” kelimesi, politikacıların ve ana akım medyanın açıklamalarında giderek daha fazla yer bulmaya başladı.

Rusya’ya karşı bir savaş, gelecek için açıkça tartışılan gerçek bir senaryo haline geldi.

Tatbikata 1.000 civarında asker katılıyor

Alman Silahlı Kuvvetlerine göre, bu yılki Quadriga tatbikatlarının operasyon alanı Almanya, Litvanya, Kuzey Denizi ve Baltık Denizi’ni kapsıyor.

Diğer ülkelerden gelen askerler de dahil olmak üzere yaklaşık 1.000 asker tatbikata katılıyor. Önceki yılların büyük çaplı tatbikatlarına kıyasla bu sayı az: örneğin Quadriga 2024’te 12.000 askeri personel yer almıştı.

Tatbikatın odak noktasının, Litvanya’ya ve dolayısıyla Rusya’nın batı sınırına “tüm ulaşım yolları üzerinden savaşa hazır kuvvetlerin kısa vadeli konuşlandırılması” olduğu söyleniyor.

Alman Silahlı Kuvvetleri 2017’den beri Litvanya’da konuşlanmış durumda ve birkaç yıldır bu varlığını genişleterek Almanya’nın yurtdışındaki ilk kalıcı askeri üssü haline geldi.

Bundeswehr’e göre, Litvanya’ya konuşlandırılan ordu güçleri “güçlü bir düşmana karşı bile kendilerini savunabilecek kadar ağır silahlı.”

Manevranın bir parçası sadece doğuya kısa vadeli ve hızlı konuşlandırma değil, aynı zamanda “savaş birimi olarak operasyonel hazırlığın acil testi” ve doğu cephesinden yaralı askerlerin Almanya’ya sivil sağlık sistemine nakledilmesi.

Buna ek olarak, Bundeswehr, özel kuvvetlerinin Rusya ile bir savaşı göz önünde bulundurarak manevranın bir parçası olarak “kentsel ve deniz özel operasyonları” konusunda eğitim aldığını belirtmektedir.

Operasyon komutanlığı tekleştirildi

Şimdiye kadar manevralar genellikle silahlı kuvvetlerin kollarından birine atanıyordu, yani açıkça deniz, kara veya hava kuvvetleri manevraları olarak tasarlanıyordu.

Bu yılki Quadriga tatbikatıyla Alman ordusu, silahlı kuvvetlerinin komuta kademelerini iki yıl önce kurulan ve bu yıldan itibaren Quadriga tatbikat serisini yönetecek olan Bundeswehr Operasyonel Komutanlığına entegre ediyor.

Korgeneral Alexander Sollfrank, komutan olarak, artık “Bundeswehr’in güçlerini ve yeteneklerini tek bir hedef, yani askeri bir etki doğrultusunda uyumlu hale getirebiliyor,” diyor.

Operasyonel Komuta, silahlı kuvvetlerin bireysel kollarını birbirleriyle ağa bağlamakla kalmıyor, aynı zamanda orduyu bir bütün olarak “federal polis ve gümrük gibi sivil güvenlik kurumlarıyla” da ağa bağlıyor.

Artık yalnızca “tatbikat” değil: Gerçek dünya operasyonu

Bundeswehr’in duyurduğu gibi, Quadriga bu yıl ilk kez artık saf bir tatbikat değil, gerçek dünyadaki bir operasyon olarak tasarlanıyor.

Bu, eğitimin uzun hazırlık süreleri ve kurgusal parametreler olmadan, gerçek bir senaryoya olabildiğince yakın bir şekilde yürütüldüğü anlamına geliyor.

Quadriga’nın ”yakından bağlantılı“ olduğu NATO tatbikatı Steadfast Dart da, açıklamaya göre artık “kurgusal bir tatbikat senaryosuna” dayanmıyor. Bu tatbikat da bir operasyon olarak planlanıyor ve yürütülüyor.

Buna göre, Alman askerlerinin “Avrupa genelinde gerçekçi bir konuşlandırma” sırasında NATO müdahale güçlerine sağladığı destek, Alman Silahlı Kuvvetlerine göre “tatbikatın bir parçası” değil, “gerçek destek” olarak sağlanıyor.

Bu, tatbikata fiilen katılan asker sayısının Quadriga 2026 için resmi olarak açıklanan sayıdan daha fazla olduğunu gösteriyor.

Yerleşimlerinin ardından, yukarıda bahsedilen NATO birlikleri Bundeswehr’in Quadriga manevrasına katılacak.

Kamusal alanlarda askeri operasyonlar

Quadriga’dan bağımsız olarak, 1.200 asker ve 280 tekerlekli ve paletli araçtan oluşan bir Alman tank tugayı, bu hafta ortasına kadar Lüneburg yakınlarında “serbest koşu savaş tatbikatı” (“Brave Lion”) adı verilen bir tatbikat yapıyor.

Kendi açıklamalarına göre, ordu hem kamu yollarında hem de arazide hareket ediyor ve eğitim mühimmatı kullanılacağını açıklıyor. Ordu, halktan “anlayış ve saygı” istiyor.

Tatbikat, 2029 yılına kadar savaşa hazırlık sağlamak için devam eden önlemlerin bir parçası.

Alman Silahlı Kuvvetleri, 11-23 Ocak tarihleri arasında Potsdam-Mittelmark bölgesinin tamamını iki haftalık bir süre için askeri eğitim alanı ilan etmişti.

Tatbikat, kamuya açık alanlarda mühimmat kullanımını da içeriyordu; yerel basın, “tatbikat sırasında meydana gelen hasarların tazminatı” için bir başvuru formu dağıttı.

Geçen Kasım ayında, Berlin’deki Alman askerleri, kendi açıklamalarına göre “kamusal alanlarda” sabotajla mücadele ve“şehir savaşı eğitimi aldılar ve hatta Berlin metro istasyonu Jungfernheide’yi bastılar.

Tatbikatın tadı kaçınca…

Daha önce, ekim ayında, Bundeswehr askerleri, kamuya açık alanlarda yapılan bir tatbikat sırasında, polis memurlarını tatbikatın bir parçası sanarak boş mermiyle ateş açmıştı.

Gerçekte ise polis, ağır silahlı maskeli bir adam gören fakat onun tatbikatın bir katılımcısı olduğunu fark etmeyen bir sivilin acil çağrısı üzerine olay yerine çağrılmıştı.

Olay sırasında bir polis memuru canlı mermiyle karşılık verince bir askeri yaralamıştı.

Alman Silahlı Kuvvetleri, eylül ayında Hamburg limanında ve Hamburg şehir merkezinde eğitim tatbikatları gerçekleştirmişti.

Fotoğraflar, askeri tatbikatın bir parçası olarak hayali göstericiler tarafından kurulan barikatları gösteriyor.

Savaş oyunlarının anayasal gerekçesi ne?

Bundeswehr ve Savunma Bakanlığı, ordunun Almanya’daki kamusal alanlarda yukarıda bahsedilen “serbest koşu” manevraları gibi askeri operasyonları giderek daha fazla gerçekleştirmesinin anayasal dayanağı konusunda sessiz kalıyor.

Bu operasyonlar, sivillere zarar verme olasılığını da içeriyor.

Askeriyeye daha fazla özgürlük tanıyan gerginlik durumunun ilan edilmesi, geçen sonbaharda Almanya’daki askeri politika çevrelerinde mükemmel bağlantıları olan CDU dış politika uzmanı Roderich Kiesewetter tarafından talep edilmişti.

Kiesewetter, eski bir Alman Silahlı Kuvvetleri yarbayı, Yedek Askerler Derneği ve Federal Güvenlik Politikası Akademisi (BAKS) gibi kurumlarda liderlik pozisyonlarında bulunmuş.

CDU’lu, “gerginlik ilanı”nı, Rusya’nın insansız hava araçlarıyla gerçekleştirdiği iddia edilen uçuşlar nedeniyle talep etmişti.

O dönemde Şansölye Friedrich Merz ve önde gelen istihbarat yetkilileri, Rusya’nın “hibrit” saldırılarından bahsederek, Almanya’nın “artık tamamen barış içinde olmadığını, fakat henüz tamamen savaşta da olmadığını” söylemişlerdi.

Bu ifade, 2022 yılında Bundeswehr’in mevcut Genel Müfettişi Carsten Breuer tarafından kamuoyundaki tartışmalara dahil edilmişti.

Federal Anayasa Koruma Dairesi Başkanı Sinan Selen, Rusya’nın iddia edilen “hibrit saldırılarının” tam da Rus faillerin kanıtlanamaması ile karakterize olduğunu iddia ediyor.

Bu, elbette, Alman vatandaşlarının faaliyetleri ile bu faaliyetlerin yabancı ajanlar tarafından gerçekleştirilen sabotaj olarak sınıflandırılması arasındaki çizgiyi de bulanıklaştırıyor.

Alman devleti savaşmayı öğreniyor

Geçen yıl, Bundeswehr Genel Müfettişi Breuer bir “vatandaş diyaloğu”nda şöyle demişti: “Bu S harfi ile başlayan kelimeyi [savaş] unutmuştuk. Aslında artık onu istemiyorduk.”

Breuer, “Savunma gücünüz var mı? Savaşmaya hazır mısınız? Savaşabilir misiniz? Savaşabilir miyiz?“ diye sorarak devam etmişti.

Eskiden yapılan büyük manevralarda kullanılan resmi olarak kurgusal, diplomatik olarak belirsiz tatbikat senaryolarının yerine, artık Alman Silahlı Kuvvetleri’nde Rusya ile savaş gerçek bir gelecek senaryosu olarak ele alınıyor.

Ayrıca, önde gelen medya kuruluşlarında da bu uygulanabilir bir seçenek olarak tartışılıyor. Örneğin Deutschlandfunk radyosunda yayınlanan bir programın başlığı “Almanya savaşta nasıl işler?”

Bavyera Radyosu, “Almanya savaşta olursa ne olur?” başlıklı bir programda, savaşa en iyi şekilde nasıl hazırlanılacağı konusunda bilgi veriyor:

“Evde birkaç temel malzeme bulundurun, ailenizle zor durumlarda nerede buluşacağınızı kararlaştırın. Çünkü alternatif –pes etmek ya da kafayı kuma gömmek– bir seçenek değil.”

Avrupa

AB, Ukrayna ve Moldova müzakere süreçlerini ayırma aşamasında

Yayınlanma

Avrupa Birliği, üyelik şartlarını yerine getirme hızlarındaki farklılıklar nedeniyle, ilk müzakere faslının açılmasının ardından Ukrayna ve Moldova’nın katılım süreçlerini ayırmaya hazırlanıyor. Euronews’in haberine göre, Brüksel’deki AB yetkilileri iki ülkenin müzakere yollarının ayrılmasını kaçınılmaz bir süreç olarak değerlendiriyor.

Daha önce Ukrayna ve Moldova’nın Avrupa Birliği’ne üyelik başvurularını birlikte ele alan AB makamları, ilk müzakere faslının açılmasının ardından iki ülkenin katılım süreçlerini ayırmak için zemin hazırlamaya başladı.

Euronews’in haberine göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Moldova Zirvesi’nin sonunda birliğin üst yönetimi bu ayrışmanın yakın zamanda kaçınılmaz hale gelebileceğine işaret etti.

Zirvede konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “İlk küme açıldıktan sonra, her aday ülke kendi sürecinden sorumludur. Çünkü hangi aday ülkeden bahsettiğimize bağlı olarak farklı reformların gerçekleştirilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ise Moldova hükümetinin reformları çok hızlı bir şekilde onaylamasını takdirle karşıladığını belirterek, bu hızın korunması halinde Moldova’nın kalan beş fasıl grubunun önündeki engelleri de hızla kaldırabileceğini öngördü.

Costa ayrıca, “Genişleme, en önemli jeopolitik yatırımdır” şeklinde konuştu.

AB katılım süreci, altı tematik küme altında toplanan 33 fasıldan oluşuyor. Moldova ve Ukrayna haziran ayında, yargı reformu, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yolsuzlukla mücadele gibi konuları kapsayan “Temeller” adlı ilk fasıl grubunu açmış bulunuyor.

Sürece çok dar bir çerçeveden bakılmaması gerektiğini belirten von der Leyen, bir aday ülkenin Moldova gibi çalışması durumunda ilerlemeyi hak ettiğini vurguladı.

Von der Leyen, “Liyakata dayalı süreç, yavaşlama anlamına gelmez, adalet anlamına gelir” diyerek, ülkenin taahhütlerini yerine getirmesi durumunda AB’nin de kendi üzerine düşeni yapması gerektiğini ekledi.

Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu ise düzenlediği basın toplantısında, kalan beş fasıl grubunun gecikmeksizin hemen açılması gerektiğini ifade ederek, “Biz hazır olduğumuz sürece bunun gerçekleşeceğinden eminim” dedi.

Euronews’e göre, Moldova’nın AB’ye katılım süreci Ukrayna’nın gölgesinde kalmaya devam ediyor ve daha az tartışma yaratıyor. AB liderler zirvesinde Macaristan’ın yeni başbakanı Peter Magyar, Ukrayna için tüm müzakere fasıllarının en kısa sürede açılması ifadesine karşı çıkarken, Moldova için benzer bir çekince dile getirmedi.

Brüksel’deki kaynaklar, iki ülkenin yollarının ayrılmasının an meselesi olduğunu belirtiyor. Birçok yetkili, barış dönemindeki bir ülke ile çatışma halindeki bir ülke arasında yanlış bir eşdeğerlik kurulmaması adına Moldova’nın Ukrayna’ya bağlı tutulmasını adaletsiz buluyor.

Diğer yandan, Ukrayna için bu ayrışmanın son derece hassas bir konu olduğu ve Brüksel’in, Kiev’in geride kaldığı, Kişinev’in ise öne geçtiği bir tablodan kaçınmaya çalıştığı kaydediliyor.

AB Moldova Delegasyonu tarafından aktarılan açıklamada von der Leyen, “Moldova’nın yeri Avrupa Birliği’dir. Halkının cesareti, kararlılığı ve özverisi ülkeyi her geçen gün birliğimize daha da yakınlaştırıyor. Avrupa; reformlar, fırsatlar ve barış, özgürlük, demokrasi ve refah içinde ortak bir gelecek için Moldova’yı destekliyor” dedi.

Ukrayna ve Moldova, Rusya’nın askeri operasyonunun başlamasının ardından, sırasıyla Şubat ve Mart 2022 tarihlerinde AB üyeliği için başvuruda bulunmuş, ardından Gürcistan da katılım talebini iletmişti.

Kiev yönetimi, AB üyeliğini devletin temel hedeflerinden biri olarak nitelendirerek 2027 yılına kadar hızlandırılmış bir katılımla birliğe girmeyi talep ediyordu. AB yetkilileri ise Kiev’in 36 aşamalı zorlu katılım sürecindeki yükümlülükleri henüz tamamlamamış olması sebebiyle 2027 hedefini imkansız görüyor.

Ukrayna Başbakan Yardımcısı Yuliya Sviridenko, mart ayında ülkesinin katılım için nihai şartları aldığını açıklamıştı.

AB tarafı ise Ukrayna ile üyelik konferansı öncesinde, ülkenin entegrasyon kararlılığını ve zorlu koşullara rağmen kaydettiği önemli ilerlemeyi takdir ettiğini belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Çin’in madencilikteki ihracat kontrolleri, AB’nin yeniden silahlanmasını zora sokuyor

Yayınlanma

AB’nin savunma kapasitesini artırma planları, Çin’in kritik hammaddelere uyguladığı ihracat kontrolleri ve satış kısıtlamaları nedeniyle aksıyor.

Bu durum karşısında AB liderleri, ülkeleri tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesini hızlandırmaya çağırıyor.

Nikkei Asia’nın aktardığına göre Avrupa Komisyonu, geçen hafta Çin’in adını açıkça belirtmemekle birlikte, iktisadi dengesizlikleri gidermek amacıyla bloktaki şirketlerin tedarikçi yelpazesini genişletmelerini zorunlu kılacak yeni bir yasa önerisi sunacağını açıkladı.

Ukrayna savaşı ve Washington’un güvenlik garantilerine ilişkin artan belirsizlik, Avrupa’daki hükümetleri askeri harcamaları ve üretimi artırmaya itti. 

Öte yandan AB’nin dışişleri, güvenlik ve savunma politikası analizinden sorumlu kurumu olan AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün (EUISS) politika analisti Joris Teer’in mayıs ayında yayınladığı bir rapora göre, AB tarafından kritik olarak sınıflandırılan 34 malzemeden 17’sinde, küresel madencilik veya arıtma faaliyetlerinin en az %70’i Çin’e ait. Bu 34 malzemeden 8’i Çin’in ihracat kontrollerine tabi.

Teer, “Çin, Avrupa’nın yeniden silahlanma çabalarının altını oyma sürecinde. Çin, sadece bu silahı devreye sokarak zaten etkisini artırmış ve istediği herhangi bir anda arzı kısıtlama kapasitesini ve istekliliğini göstermiştir,” diye yazdı.

Avrupa Havacılık, Güvenlik ve Savunma Sanayileri Birliği de jeopolitik gelişmelerin ve kritik hammaddeler için küresel rekabetin yoğunlaşmasının, Avrupa’nın tedarik zincirlerini güçlendirme ihtiyacını giderek daha da vurguladığını belirtti.

Bu kuruluş, İngiltere’den BAE Systems, Fransa’dan Thales ve Almanya’dan Rheinmetall dahil olmak üzere 4.000’den fazla şirketi temsil ediyor.

Avrupalı savunma üreticileri, dikey entegrasyon, geri dönüşüm, çeşitlendirme ve stoklama gibi çeşitli stratejiler izliyor.

Rheinmetall, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada “herhangi bir bağımlılığı olmadığını” ve “kritik mineraller konusunda iyi hazırlandığını” belirtti.

Bir sözcü, “Rheinmetall, birkaç yıl yetecek kadar önemli hammadde stokladı. Grup genelinde hammadde tüketimini merkezi olarak ve hassas bir şekilde izleyip kontrol etmemizi sağlayan BT sistemlerini hayata geçirdik,” dedi.

Fakat analistler, sadece stoklamanın yeterli olmayacağı konusunda uyarıyor. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü araştırmacısı Maria Shagina, “Stoklama, ani kesintilere karşı önemli bir tampon görevi görür fakat tek başına uzun vadede yapısal hasarı azaltması olası değildir,” dedi.

Shagina, Pekin’in kontrolündeki kritik minerallerin hacmini veya çeşitliliğini alternatif kaynaklarla ikame etmenin yıllar alacağını belirtti.

2024 yılında AB, bu tür mineraller için yerel tedarik zincirlerini yeniden kurmayı amaçlayan Avrupa Kritik Hammadde Yasası’nı yürürlüğe koydu.

Yasa, yerli maden çıkarma, işleme ve geri dönüşüm için 2030 hedefleri belirlerken, herhangi bir üçüncü ülke tedarikçisine olan bağımlılığı %65 ile sınırlandırıyor.

Stratejik projeleri hızlandırmak amacıyla geçen yıl 3 milyar avro (3,5 milyar dolar) tutarında bir fon oluşturuldu.

Ne var ki Avrupa Sayıştayı, 2030 hedeflerinin bağlayıcı olmadığını ve AB’nin bu hedeflere ulaşmaktan hâlâ çok uzak olduğunu belirtiyor.

Sektör grupları, politika tutarsızlıklarının ilerlemeyi daha da yavaşlatabileceğini söylüyor.

Jet motorları, gelişmiş bataryalar ve savunma alaşımları için hayati öneme sahip bir sektörü temsil eden Kobalt Enstitüsü, kimyasallarla ilgili önerilen AB kurallarının sektörü çökertme riski taşıdığını belirtti.

Londra merkezli enstitünün hükümet ve kamu ilişkileri başkanı Michael Blakeney, “Avrupa bir ayağı içeride, bir ayağı dışarıda. Doğru şeyleri söylüyor, ancak yaptıkları tutarsız,” dedi.

Avrupa’nın bu çabaları, kritik mineral tedarik zincirlerini güvence altına almak için ABD’nin izlediği agresif yaklaşımla aynı zamana denk geliyor.

Shagina şunları söylüyor:

“ABD, kapasiteyi güvence altına almak ve geliştirmek için daha fazla sermaye yatırıyor, daha büyük finansal riskler alıyor ve bazı durumlarda hisse satın alıyor. Buna karşılık, Avrupa genel olarak daha temkinli davranıyor… bu da kritik mineraller için rekabet ederken [Avrupa’yı] nispeten dezavantajlı bir konuma sokuyor.”

Nisan ayında AB, kritik mineral tedarikini koordine etmek üzere ABD ile bir anlaşma imzaladı. Anlaşmanın bloğun stratejik özerkliğini zayıflatabileceği endişesiyle başlangıçta direnç gösterilse de, üye devletler haziran ayı başlarında Komisyona, yatırım ve ihracat kontrol politikalarını koordine eden ABD öncülüğündeki “Pax Silica” girişimine katılma yetkisi verdi.

Teer, Avrupa’yı, devlet desteği, asgari fiyatlar ve tedarik kurallarıyla desteklenerek Çin dışındaki kritik mineral üretimini finansal açıdan sürdürülebilir hale getirmek için devam eden ABD-AB-Japonya müzakerelerini daha geniş bir koalisyonun “çekirdeği” olarak kullanmaya çağırdı:

“Özellikle Malezya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Brezilya ve Endonezya gibi hammadde üreticileri veya maden yataklarına sahip ülkeler ile Hindistan gibi geniş nitelikli işgücü potansiyeline sahip ülkeler büyük önem taşıyor.”

Teer, Çin’in daha fazla kısıtlama getirmesini engellemek için AB’nin, blok dışındaki ülkelerin iktisadi baskısına yanıt olarak gümrük vergileri ve kısıtlamalar uygulamasına olanak tanıyan zorlama önleme aracını da devreye sokması gerektiğini belirtti.

Avrupa Komisyonu sözcüsü, bloğun “AB’nin kritik hammaddelere bağımlılığıyla ilgili riskleri uzun zamandır farkında olduğunu” belirtti.

Sözcü, “Hedef açık: Endüstriyel ve savunma kapasitemizi artırırken, aksaklıkları erken öngörmek ve AB’nin kırılganlıklarını azaltmak,” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Magyar, cumhurbaşkanını görevden almak için anayasa değişikliği teklif etti

Yayınlanma

Macaristan Başbakanı Peter Magyar, Cumhurbaşkanı Tamas Sulyok’un görevden alınmasını sağlayacak anayasa değişiklik teklifini parlamentoya sundu. Magyar, Arındırıcı Ateş adını verdiği bu adımın ülkede yolsuzlukla mücadele ve devlet kurumlarına güvenin yeniden tesisi için atıldığını belirtti.

Macaristan hükümeti, Cumhurbaşkanı Tamas Sulyok’un görevden alınmasına imkan tanıyacak anayasa değişiklik teklifini hazırladı.

HGV.hu portalının aktardığına göre, Başbakan Peter Magyar parlamentoda yaptığı konuşmada hazırlanan yasa tasarısını duyurdu.

Magyar, değişikliklerin yürürlüğe girmesinin ardından Sulyok’un cumhurbaşkanlığı görevinin otomatik olarak sona ereceğini belirtti.

Değişiklik teklifinin gerekçe bölümünde, bu adıma gerekçe olarak cumhurbaşkanına yönelik toplumsal güvende yaşanan ciddi düşüş gösterildi.

Yasal düzenlemeyi Arındırıcı Ateş operasyonunun bir parçası olarak nitelendiren Başbakan Magyar, bu sürecin amacının Macaristan’ı yolsuzluktan ve mafyadan temizlemek olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sulyok’u anayasal darbe girişimiyle suçlayan Magyar, ülkedeki devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması gerektiğini savundu.

Hükümetin hazırladığı paket, cumhurbaşkanının görevden alınmasının yanı sıra yargı sistemi yöneticilerinin atanma usulünün değiştirilmesini ve milletvekillerinin görev sürelerinin sınırlandırılmasını da içeriyor.

Başbakan Magyar, eylül ayında yeni bir anayasa taslağı hazırlamaya başlayacaklarını, bu belgenin kamuoyunda tartışılmasının ardından referanduma sunulacağını açıkladı.

Macaristan Başbakanı Magyar’dan acil soruşturma talimatı

Başbakan ile cumhurbaşkanı arasındaki gerilim, Magyar liderliğindeki Tisza Partisinin nisan ayında yapılan parlamento seçimlerini kazanarak anayasal çoğunluğu elde etmesinden bu yana sürüyor.

Seçimlerin ardından Magyar, Cumhurbaşkanı Sulyok’a istifa etmesi yönünde çağrıda bulunmuştu.

Başbakanlık görevine başlamasının ardından talebini yineleyen Magyar, cumhurbaşkanının 31 Mayıs tarihine kadar görevinden ayrılmasını istemişti.

Magyar, Viktor Orban döneminde eski yönetimin adımlarına karşı çıkmadığı gerekçesiyle Sulyok’un ulusun birliğini temsil edemeyeceğini öne sü sürmüştü.

Cumhurbaşkanı Sulyok ise anayasanın siyasi nedenlerle istifaya izin vermediğini vurgulayarak bu ültimatomu reddetmişti.

Başbakan Magyar, cumhurbaşkanının istifa etmemesi durumunda görevden alınmasını sağlayacak anayasal değişiklikleri parlamentoya sunacaklarını açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English