Avrupa
Yeniden “Alman sorunu”

İhracat şampiyonu, Avrupa’nın en büyük ekonomisi, Eski Kıtadaki büyümenin motoru, klasik bir sanayi devi… Bir zamanlar böyle anılan Almanya, artık geride kalmakla, sanayisizleşmekle, istihdam kaybıyla, enflasyonla, siyasi çekişmelerle ve ezcümle, durgunlukla kamuoyunun gündemine giriyor.
Herkes Almanya’nın zayıflığından bahsediyor. Pandemi öncesinde kriz emareleri gösteren otomotiv sektörü ülkenin gerileyişinin en sembolik göstergelerinden biri sayılıyor. Otomotivdeki krizi, Ukrayna savaşının ardından yaptırımlarla bozulan ucuz gazi akışı kaynaklı enerji maliyetleri ve kimya, makine üretimi gibi sektörlerde yaşanan gerileme takip ediyor.
Ekonominin genelindeki teknik resesyon nedeniyle gelecekle ilgili endişeler artıyor. Yeni CDU-SPD büyük koalisyonu, bu ruh halini değiştirme hedefiyle yola koyuldu ama bunu başarabilmiş değil. Koalisyon, emeklilik paketi oylamasının hükümetin varlığını tehdit eden bir krize dönüşmesini kıl payı önledi. Birçokları, Şansölye Friedrich Merz yönetimindeki hükümetin günlerinin sayılı olduğunu düşünüyor.
Bütün bunları akılda tutarak, her şeye karşın, Alman devletinin Avrupa’da tekrar bir sorun olarak belireceğini, hatta şimdiden belirdiğini öne sürüyorum. Bunu yalnızca Almanya’daki muazzam askerileşme eğilimi bağlamında değil, ABD’nin merkezinde durduğu uluslararası yeniden düzenleme kapsamında dile getiriyorum.
ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığı hakkında oluşan soru işaretleri, bizzat Trump yönetimi tarafından Almanya’nın arkadan ittirildiği bir plana doğru ilerliyor. Askeri olarak Almanya, bizzat ABD tarafından, Kıtanın önderliğini almaya zorlanıyor. Merz, halihazırda buna hazırlık yapıyor. Üstelik, yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) nedeniyle panik yaşayan Avrupalılardan kısmen farklı olarak, “Avrupa’yı gözden çıkarabilirsiniz, ama en azından ilişkinizi Almanya üzerinden kurun” diyebilecek bir özgüven sergileyebiliyor.
Almanya’da ‘sanayisizleşme’ ile ‘sanayinin askerileşmesi’ el ele
Bu noktaya Handelsblatt yazarı Moritz Koch da dikkat çekiyor. Ona göre tam da bu zayıflık tartışmaları sürerken, ülke “tarihi bir güç artışı” yaşıyor. Koch, “Önümüzdeki on yılı siyasi olarak şekillendirecek olan Almanya’nın düşüşü değil. Tam tersine, Federal Cumhuriyet’in Avrupa’nın hakim gücü haline gelmesi,” diye yazıyor.
Koch, Olaf Scholz’un Ukrayna savaşının ardından ilan ettiği “dönüm noktası”nı (“Zeitenwende”) hatırlatarak, bunun kıtadaki güç dengesini değiştirdiğini ve ABD’nin “güvenlik garantörü” rolünden ayrılmasının da bu eğilimi hızlandırdığını düşünüyor.
“Gelecekte Avrupa’yı kim koruyacak?” sorusuna verdiği yanıtta İngilizler ve Fransızlar yer almıyor; bu ülkeler “kronik olarak nakit sıkıntısı” içerisinde. Mali olarak bu yükü çekebilecek tek ülke Almanya; kayda değer bir yeniden silahlanma için gerekli kaynaklar burada toplanıyor:
“Dünya nadiren bu kadar tehditkar görünmüştü, Avrupa hiç bu kadar yalnız görünmemişti. Güvenlik politikası açısından bu olağanüstü durumda, Almanya’ya lider ülke rolü verilmiştir. Uzun vadede, iyi donanımlı bir Bundeswehr [Alman Silahlı Kuvvetleri], Rusya’yı caydırmada önemli bir katkı sağlayabilir ve en azından Amerika’nın Avrupa’ya sırtını döndüğünde bıraktığı konvansiyonel boşluğu doldurabilir.”
Bu kapsamda zorunlu askerlik tartışmaları(1), yeniden silahlanmaya ayrılan 108 milyar avroluk dev bütçe (2029 yılına kadar savunma harcamalarının yıllık 153 milyar avroya ulaşması bekleniyor), “sivil” sektörlerin devletin ve ordunun yeniden yapılandırılması kapsamında göreve koşulması (yer yer “planlama” seslerinin duyulması), işgücü piyasasının savunma sanayisinin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden düzenlenmesi, yeni nesil savunma teknolojilerinin ve bu paketin içinde yer alan risk sermayesinin benimsenmesi(2) yeni hükümetin politika seti içinde yer alıyor.
Görünen o ki, Avrupa da gözünü Almanya’ya dikmiş durumda; en azından bu rolü üstlenmesi için reklam faaliyetleri yoğunlaşıyor. Financial Times, 88 iktisatçının katıldığı bir anket yapmış. Anketten çıkan sonuç, Avrupa’nın istikrarlı bir büyüme rotasına girmesi için, Almanların borcun kamçıladığı 1 trilyon dolarlık savunma altyapı yatırımlarının başarılı olması gerektiği yönünde.
Avrupa Merkez Bankası da FT iktisatçıları da, 2026 yılında Avro bölgesinde büyümenin yavaşlayarak yüzde 1,2’ye çekileceğini öngörüyor. Özel tüketimin ve savunma harcamalarının sürpriz yapmasını bekliyorlar. Avro bölgesi ekonomisinin “Amerikanizasyonu” öngörüsü yapmakta sakınca yok: Nüfusun en zengin yüzde 10’luk kesimlerinin sürüklediği bir tüketim patlaması ve askerileşmenin pompaladığı bir üretim artışı. Neoliberal dönemin amentülerinden “para politikası”nın pabucu dama atılırken, “maliye politikaları” öne çıkacak. Elbette bir de, Avrupa’nın “hasta adamı” Alman ekonomisini güçlendirecek “yapısal reformlar.”
Buna, Britanya ve Fransa’nın da yanına eklenmesi kaydıyla, ABD’lilerden destek geldiğini de hatırlatmak gerekiyor. Darbeler hakkında yazdığı kitaplarla bilinen Amerikalı Edward Luttwak, geçen mayıs ayında kaleme aldığı bir yazıda “süper güç” rekabetinin geri döndüğünden dem vurarak, Avrupa’nın yeni bir süper güce ihtiyaç duyduğunu ileri sürüyordu:
“Üç hükümet arasındaki farklılıklar ne olursa olsun, NATO’nun bir bütün olarak yapabileceğinden çok daha büyük bir çeviklikle hareket edebilirler. Üçlü anlaşma, Estonya’dan Norveç’e ve İspanya’ya kadar onlarca Avrupa NATO üyesiyle uğraşmaktan açıkça daha kolay.”
Luttwak, askeri bağlamda, Almanya’nın hâlâ “uzmanlık alanı” olan zırhlı kuvvetlere odaklanacağını ve İngiliz ve Fransızların hafif piyade ve komando birliklerini tamamlayacağını söylüyor. Bu üçlü, have ve denizde Rusya’ya karşı koyabilir; yazarın iddiası bu.
Yeniden Koch’a dönelim. Koch, Almanya’nın Avrupalı komşularının, Şansölyenin “Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel ordusunu” kurmak istediğini açıklamasına ve Savunma Bakanı Boris Pistorius’un “savaşa hazır” silahlı kuvvetler çağrısına “memnuniyetle” karşılık verdiklerini öne sürüyor. Yine de “Fakat bu durum böyle kalacak mı? Alman sorusu Avrupa tarihini şekillendirmiştir. Şimdi bu soru yeniden sorulmaktadır,” diye hatırlatıyor. 19. yüzyılda Alman birliği tartışmalarından Anschluss’a, Kıtadaki Almanca konuşan topluluklar sorunundan Soğuk Savaş’taki iki kampa kadar, “Alman sorunu” Alman olmayanlar için hep endişe kaynağı olagelmiştir; Koch, bunu ima ediyor.
Yazar, şimdiki Alman hükümetini ve sonra gelecekleri, “büyük ve küçük ortak ülkelere” karşı alçak gönüllü ve özenli davranmaya çağırıyor. Berlin, “Avrupa’nın çıkarları” doğrultusunda hareket etmezse, “inatçı ve hatta milliyetçi bir tutum” sergilerse, güvensizlik Avrupa’yı zehirleyecek, eski çatışma hatları yeniden ortaya çıkacak ve uzun süredir aşıldığı düşünülen rekabetler yeniden alevlenecek.
Avrupa kendini korumayı öğrenmek zorunda ve Almanya’nın askeri gücü bu konuda önemli bir katkı sağlayabilir; Koch, Alman egemenlerinin bu alışageldik türküsünü çığırıyor. Ama ekliyor: “Bu güç bir daha asla yanlış ellere geçmemeli.”
Yanlış güç, tahmin edilebileceği üzere, Almanya için Alternatif (AfD). AfD, Trump yönetiminin desteğini de arkasına alarak, 2025’i büyük bir ilerleme ile kapatıyor. Seçim başarısına anketlerdeki birincilik ekleniyor. Ama daha önemlisi, pek de sessiz olmayan bir şekilde, partideki “doğucu” (siz “Rusya’cı” anlayın) kanada karşı Goldman Sachs, Credit Suisse ve Allianz gibi finans devlerinden çıkıp siyasete atılan Eş Başkan Alice Weidel öncülüğünde sert bir yıpratma savaşı veriliyor. Weidel ve partideki destekçileri, kontrolü ele almış ve AfD’yi yeni bir transatlantik ittifak sisteminin içine atarak, merkezinde Trump ve Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nın (CPAC) durduğu “milli-muhafazkâr” enternasyonale eklemlenmiş görünüyor. Macaristan ve Avusturya’daki “kardeş partilerle” olan sıkı ilişkiler, yeni bir Orta Avrupa egemenlik bölgesinin oluşumuna işaret ediyor.
Bu eklemlenme, içeride de “güvenlik duvarı”nda delikler açıldığı anlamına geliyor. AfD, haklı bir biçimde CDU/CSU’nun kendi programından esinlenen siyasetler izlediğini, bu nedenle artık bir AfD-CDU koalisyonunun zamanının geldiğini düşünüyor. Bir önceki koalisyonun küçük ortağı Hür Demokratlar (FDP) neredeyse erimiş durumda. Bugün unutulsa da, AfD’yi kuranların, Yunanistan krizi sırasında FDP’den koparak Avro bölgesinin mali yükünü Almanya’nın taşımaması gerektiğini savunan iktisatçı kökenliler olduğunu hatırlatmak gerekiyor.
AfD’nin Almanya’ya ve dünyaya bakışı: Maximilian Krah ile mülakat
Ekonomide, özellikle aile işletmeleri diyebileceğimiz Mittelstand şirketlerinde AfD ile işbirliği eğilimi artıyor ve bu konuda ilk kurşunu FDP’li Marie-Christine Ostermann’ın atması da şaşırtıcı değil. KOBİ sektöründe, örneğin Saksonya’da, her iki girişimciden biri artık AfD’ye sempati duyuyor; özellikle de FDP’nin bir zamanlar yaptığı gibi, iş dünyasına dostça bir tutum sergilediği için.(3)
Dolayısıyla, 2026’da Alman sorunu, AfD’nin fiili olarak bölünmesiyle birlikte çok daha korkutucu boyutlar kazanmaya meyilli. Yeni transatlantik ittifaka hırsla tutunan AfD’de, ülkelerinin atom bombası elde etmesini savunan, NATO’da “gittiği yere kadar” kalınması gerektiğini savunan ve Rusya ile eskisi kadar sıcak ilişkiler kurulmaması gerektiğine inananların sesi daha çok çıkıyor.
Bu “dönüm noktası”nda AfD’nin de bir rol oynayacağı aşikar. Ama sürecin inişli çıkışlı olmasını beklemek gerek. Alman militarizmi, keskin (“devrimci”) bir biçimde değil, daha sürece yayılan, evrimci, ruh halini dönüştürücü bir şekilde topluma ve Avrupa’ya nüfuz edecek. Avrupa’da daha büyük bir güvenlik rolü üstlenmek için artan baskı altında olan hükümet, 2. Dünya Savaşından sonra askerliği bir risk olarak gören stratejik kültürün kısıtlamaları ile de mücadele etmek zorunda.
Öte yandan ABD’nin Kıtadan çekilmesi durumunda Almanya’dan liderlik rolünü üstlenmesini istemesinin en önemli çıktısının, Alman ordusunun bir anda büyümesinden ziyade, Alman-Amerikan savunma sanayisi bağlantılarının çok daha iç içe geçmesi olması beklenmeli. Alman silah sektörü büyük bir canlanma yaşarken, özellikle yeni teknoloji dronlar, denizcilik ve hava savunma konusundaki transatlantik işbirliği gitgide büyüyor. Anduril ile Rheinmetall, Lockheed ile Diehl, Northrop Grumman ile MBDA arasında 2025 içinde yoğunlaşan ortaklıklar önemli bir işaret veriyor.(4)
Daha kritik olanı ise, Ukrayna savaşından sonra Rusya’nın ucuz enerjisinden kopan Mittelstand’lar, bu işbirliği ile kendine geliyor: Alman savunma sanayi, sık sık ABD savunma sanayi üreticilerine tedarikçi olarak hizmet veren yaklaşık 1.350 orta ölçekli şirketi içeriyor. INSS’in Alman savunma sanayisi üzerine yaptığı araştırma, bu uzmanlaşmış firmaların bazıları için (2023 yılında) satışların yüzde 50’sinin ABD ordusuna yapılan ihracattan oluştuğunu tespit ediyor; Bundeswehr’e giden satışlar ise yalnızca yüzde 7 civarında. Nitekim Almanya Ulusal Güvenlik ve Savunma Sanayii Stratejisi de, iç pazarın değer zincirlerini korumak ve genişletmek ve uzun vadede inovasyonu teşvik etmek için yetersiz kaldığını kabul ediyor.(5)
Öte yandan, askerileşme, bir tür “iç tüketim”i de elbette teşvik ediyor: 100 milyar avroluk özel fon (Sondervermögen), birçok firmanın odağını yurtiçi sözleşmelere kaydırdı. Örneğin, ürünlerinin yüzde 90’ı ihracata dayalı olan elektronik firması Rohde and Schwartz, Zeitenwende’nin ardından yurtiçi işlerinin yüzde 30-35’lere çıktığını görüyor. Bu sermaye akışı, Rheinmetall’in Unterluess’ta açtığı 300 milyon avroya mal olan yeni mühimmat fabrikası gibi yurtiçi altyapıyı da destekliyor.
Dolayısıyla, Amerikan gölgesinin Avrupa’dan çekilmesiyle Almanya’nın liderlik etmesi için arkadan ittirilmesi birbirine paralel ilerleyen iki süreç; en büyük kanıtı, Alman savunma sanayisi ile ABD arasındaki işbirliğinin Alman iç tüketimini artırması. Dolayısıyla, Amerikan postallarının Kıtayı terk edeceği günü iple çekenlerin, karşılığında Alman panzerleri alıp almayacakları konusunda uyanık olmaları gerekiyor. Avrupalılar ve biz Avrupa’nın kıyısındakiler, yeni yıl sabahına bir kez daha Alman sorunu ile uyanma riskiyle karşı karşıyayız.
(1) Yeni yasa tasarısı, “seçici hizmet çerçevesi” yoluyla Alman Silahlı Kuvvetleri’nin personel açığını kapatmayı hedefliyor: 18 yaşındaki tüm erkekler, hizmete istekli olup olmadıklarını ve uygunluklarını değerlendirmek için bir anket ve tıbbi tarama tamamlayacak, kadınlar ise gönüllü olarak katılabilecek. Kayıt süreci, 2008 ve sonrasında doğan erkekler için 1 Ocak 2026’da başlayacak. Yasa ayrıca gönüllüler için daha iyi ücret ve sosyal haklar ile uzun süreli hizmet için teşvikler öngörüyor. Başlangıçta gönüllü askere alınmaya odaklanan yasa, gönüllü sayısının yetersiz kalması durumunda zorunlu hizmetin yeniden getirilmesi seçeneğini açık bırakıyor.
(2) Bu ay içinde CNBC’de yayınlanan bir habere göre, Birleşik Krallık ve Almanya, yeni bir yapay zeka savunma startup’ları dalgasının önemli merkezleri olarak öne çıkıyor. Alman yapay zeka drone üreticileri Helsing ve Quantum Systems, yüz milyonlarca avro değerindeki yatırım turlarının ardından bu yıl sırasıyla 12 ve 3 milyar avro değerine ulaştı. 2024 yılında kurulan Stark ise, saldırı ve keşif amaçlı insansız hava araçları üretiyor ve Sequoia Capital, Peter Thiel’in Thiel Capital ve NATO İnovasyon Fonu dahil olmak üzere yatırımcılardan 100 milyon dolarlık fon sağlamış durumda. Ekonomi ve İklim Eylemi Bakanlığı tarafından yapılan son pazar araştırmasına göre ise, 1995 yılından bu yana Almanya’da 149.000 kişiyi istihdam eden 6.600’den fazla yapay zeka (AI) startup’ı kurulmuş.
(3) Alman düşünür Wolfgang Streeck, AfD’lilerin çoğunun “orta sınıf poujadist” olduğunu, devlete karşı ve neoliberalizmden yana tutum belirlediğini savunuyor. 1950’li yıllarda Pierre Poujade tarafından Fransa’da kurulan hareket (UDCA), özellikle alt orta sınıfları, esnafları, zanaatkârları ve güneydeki köylüleri harekete geçirmişti.
(4) Anduril-Rheinmetall ortaklığı Avrupa için askeri dronlar üretecek. Lockheed ile Diehl denizdeki hava savunma sistemleri için işbirliği yaparken, Northrop Grumman ve MBDA, Almanya’nın Entegre Hava ve Füze Savunma Savaş Komuta Sistemi (IBCS) bağlantılı hava savunma sistemlerini geliştirmek için mutabakat zaptı imzaladı. Buna Raytheon (RTX) ile MBDA arasında Patriot üretim işbirliğini de eklemek gerek.
(5) Alman savunma sektöründe 135.000’den fazla vasıflı işçi istihdam ediliyor. Bu pozisyonlar genellikle özel kaynak ve tank top namlusu gibi karmaşık sistemlerin üretimi gibi üst düzey teknik uzmanlık gerektiriyor. Finansal etki açısından ise, Alman savunma şirketleri yıllık yaklaşık 30 milyar dolar gelir elde ediyor. Almanya’nın silah ihracat lisansları da son zamanlarda rekor seviyelere ulaştı: 2023 yılında 12,2 milyar avro, 2024 yılında ise 13,2 milyar avro değerindeydi.
Avrupa
Polonya kendi uydu ağını kurarak Musk’a bağımlılığı bitirmeyi hedefliyor

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Starlink benzeri yerli bir uydu iletişim ağı kuracağını açıkladı. 34. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (MSPO) kapsamında konuşan Tusk, Polonya ve Avrupa’nın güvenliğinin “tek bir kişinin hevesine bağlı kalamayacağını” vurguladı.
Tusk, Polonya haber platformu Wiadomosci’nin aktardığı konuşmasında projenin ciddiyetine dikkat çekti: “Evet, bu bir meydan okuma, bir hayal; ancak kesinlikle boş bir heves değil. Bugün başlattığımız bu sürecin nihai hedefinin Polonya’nın kendi Starlink sistemi olabileceğini ve olacağını ifade ettik.”
Polonya’nın uzay alanında sahiden kayda değer bir ortak olduğunu belirten Tusk, bu girişimin yalnızca milli bir tatmin meselesi taşımadığını dile getirdi. Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Açık konuşayım: Polonya’nın ve Avrupa’nın güvenliği tek bir kişinin hevesine bırakılamaz. Kendi uydu iletişim sistemimiz olmadan tam bir güvenlikten söz edemeyiz.”
Donald Tusk, yıl sonuna kadar Polonya’nın uzaydan birkaç dakika içinde görüntü aktarabilen dokuz uyduya sahip olacağını kaydetti.
Tusk, savunma fuarında uydu projesinin yanı sıra yeni ağır piyade muharebe aracının adını da duyurdu. “Ayı” (Niedźwiedź) ismi verilen araç, mevcut Borsuk modelinden 12 ton daha ağır bir yapıyla üretildi. Aracın yüksek hareket kabiliyetini koruduğu ve mürettebat korumasını önceliklendirdiği bildirildi.
Polonya basınından Rzeczpospolita gazetesi, ağustos ayında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin uydu interneti hizmet koşullarını değiştirdiğini yazmıştı.
Yeni kuralların Polonya’yı Avrupa mobil kapsama bölgesinden çıkarması, Polonyalı kullanıcılar açısından maliyet artışı riskini beraberinde getirdi.
Gelişmeler üzerine Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, sosyal medya üzerinden SpaceX’in sahibi Elon Musk’a yönelik bir uyarıda bulundu. Sikorski mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bak Elon Musk, Polonyalı Starlink kullanıcılarına yönelik ayrımcılığı durdur; aksi takdirde hizmetlerin karşılığında sana ödediğimiz yıllık 50 milyon doları yeniden değerlendirebiliriz.”
Ukrayna ordusu, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasından bu yana cephede Starlink uydu terminallerini yoğun biçimde kullanıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sağlanan Starlink hizmetinin faturasını Polonya Dijitalleşme Bakanlığı karşılıyor.
Geçen yılın mart ayında Musk, Starlink erişiminin kesilmesi halinde Ukrayna’nın cephe hattının çökeceğini ileri sürmüştü. Musk yaptığı paylaşımda, “Benim Starlink sistemim Ukrayna ordusunun omurgasını oluşturuyor. Sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” demişti.
Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski ise Musk’ın bu sözlerine karşılık, Ukrayna’daki Starlink bağlantısının masraflarını karşıladıklarını, böyle bir senaryoda yıllık 50 milyon dolar harcayan Polonya’nın farklı hizmet sağlayıcılarına yönelmek zorunda kalacağını belirtmişti.
Avrupa
Leipzig’deki İHA olayında tanık ifadeleri resmi iddialarla çelişiyor

Leipzig/Halle Havalimanı’nda geçen ay düşürülen insansız hava aracına ilişkin çalışan ifadeleri, Almanya’nın Rusya’yı suçlayan resmi anlatımıyla ve basına yansıyan patlayıcı görüntüleriyle uyuşmuyor. Görgü tanığı personel, kargo alanına inen sıradan bir tüketici cihazının elle yakalandığını, patlayıcı taşımadığını ve hemen peşinden özel ekiplerin olağandışı bir hızla sahaya ulaştığını savunuyor.
Almanya basını ile NATO müttefiklerinin yayın organlarında yer alan ve Leipzig Havalimanı sahasına geçen ay Rus ajanları tarafından yerleştirildiği iddia edilen patlayıcı düzeneğe ait fotoğrafların gerçek olmadığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıktı.
Ukraynalı araştırmacı gazeteci Anatoliy Şariy, havalimanı çalışanlarının tanıklıklarına dayandırdığı anlatımında, yayımlanan görsellerin olay yerindeki ilk manzarayla örtüşmediğini, söz konusu hava aracının ise fotoğraf ve video çekimi amacıyla üretilmiş, piyasada kolayca erişilebilen küçük ve ucuz bir tüketici cihazı olduğunu kaydetti.
Şariy’nin 6 Eylül tarihinde X platformunda paylaştığı ayrıntılı aktarım, insansız hava aracının ele geçirilişine ve sonrasındaki resmi müdahaleye bizzat tanıklık eden havalimanı personeline dayanıyor.
The source also draws attention to the situation around the airport following the incident. According to him, police officers are now stationed around the clock near the emergency gate by the S8a, where spotters previously gathered at night and from where drones had periodically…
— Anatolij Sharij (@anatoliisharii) September 6, 2026
Anlatılanlara göre çalışanlardan biri, böylesi bir cihazın kayda değer ilave bir yük taşıyabileceğinden dahi şüphe duyuyor.
Berlin yönetimi ise Leipzig’deki hadiseden doğrudan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 Eylül günü yaptığı açıklamada Rusya’yı işaret ederek şunları söyledi:
“Leipzig’deki saldırı girişimiyle Rus yönetimi, zaten ağır baskı altındaki ikili ilişkilerimize bilinçli şekilde daha büyük zararlar verme kararı almıştır. Federal İçişleri Bakanı’nın az önce dile getirdiği hükümet çizgisi geçerlidir. Almanya güvenliğini koruyor; güvensizlik yaymak isteyen karşı güçlere karşı kendini savunuyor. Federal Hükümet bu nedenle Leipzig’deki hibrit saldırının faili olarak Rusya’ya karşı gerekli adımları atıyor.”
Wadephul, Rusya’nın sergilediği tutumu Avrupa genelindeki eylemlerin bir halkası olarak niteledi:
“Rusya Federasyonu’nun az önce tarif edilen tehlikeli adımları; Avrupa’ya dönük istikrarsızlaştırma, dezenformasyon yayma, tehdit, sabotaj ve saldırganlık girişimlerinin uzun bir zincirini oluşturuyor. Ne yazık ki Almanya da bunun dışında kalmadı. Rus liderliği ülkemize açık bir husumetle yaklaşıyor.”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise aynı gün Rus basınına verdiği demeçte suçlamaları reddederek hadisenin bir kurgu olduğunu savundu. Putin, meselenin iç siyasetle ilişkili olduğunu öne sürdü:
“Bunun büyük ölçüde iç siyasi durumla ilgili olduğuna inanıyorum. Şansölye’nin siyasi pozisyonu karmaşık. Vatandaşları kendisine güvenmiyor. Bunun sebebi de açık; ulusal çıkarları savunmak yerine bunları heba ediyor. Belirgin ekonomik hatalar ortada: İşletmeler kapanıyor, insanlar işlerini kaybediyor, hayat standartları hızla geriliyor. Bu adımı neden attıkları meçhul. Sadece tek bir açıklamaları var: ‘Saldırgan Rusya’ya’ karşı durmak zorundalar. Kanıt mı istiyorsunuz? İşte oraya kendileri yerleştirdi.”
Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaja da değinen Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birkaç ay ya da bir yıl önce Alman makamlarının Kuzey Akım boru hattını patlatmakla Rusya’yı suçladığını herkese hatırlatmak isterim. Böylesine tuhaf bir fikir ortaya atmalarına gerçekten şaşırmıştım; zira biz Avrupa’ya gaz satmak istiyorduk. Bugün de gaz sağlamaya hazırız. Yapmaları gereken tek şey düğmeye basmak, bu kararı almak. Ancak ABD yaptırımları ve diğer her şey yüzünden buna cesaret edemiyorlar. Güzel, ama şimdi attıkları adımların ardındaki sebepleri açıklamak zorundalar. Düşen oy oranları ve Saksonya dahil yaklaşan seçimler göz önüne alındığında, Alman iktidar çevrelerinin siyasi geleceği tartışmalı hale geliyor. Bence açıklama tam olarak budur. Bunun yeni bir hata olduğunu ve Alman halkının menfaatleriyle çeliştiğini düşünüyorum.”
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 6 Eylül’de yaptığı değerlendirmede, Berlin yönetiminin suçlamalarını fiili bir savaş ilanı olarak gördüklerini dile getirdi. Vesti internet sitesinin aktardığına göre Lavrov şu ifadeleri kullandı:
“Leipzig, havalimanı. Orada bir insansız hava aracı buldular. Rus yapımı olduğunu söylediler, kimse araştırmaya dahi gerek duymadı. Bu durum, özünde gerçek bir savaşın başlangıcıdır. Başkonsolosluğu Bonn’dan çıkardılar, anlaşmayı feshettiklerini ilan ettiler. Berlin’deki Rus Evi kapatılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, daha doğrusu Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından önce de Almanların diplomatik temsilciliklerini kapattığını hatırlıyorum. Merz’in Almanya’yı yeniden Avrupa’nın lider askeri gücü yapma yönündeki tüm açıklamaları hayata geçiriliyor. Aslında bize savaş açıyor. Tarihin dersleri hiç alınmamış. Nazizmin metastazlarının yeniden yüzeye çıktığı görülüyor. Bu tehlikeli bir gelişme. Rus liderliğinin gereken sonuçları çıkaracağına inanıyorum.”
Moskova’dan yazan deneyimli gazeteci John Helmer’ın aktardığı kulis bilgilerine göre bazı Alman kaynaklar, Alman polis ve istihbaratınca izlenen, içine sızılmış yerel muhalif grupların ve aşırı sol yapıların bu olayda kullanılmış olabileceğine işaret ediyor.
Güvenlik birimlerinin hadiseden önceden haberdar olabileceğini öne süren kaynaklar, Kızıl Ordu Fraksiyonu çizgisindeki aşırı sol unsurların askeri üretime müdahale tatbikatları yaptığını savunuyor.
Aynı kaynaklar, Ukrayna tarafının sahip olduğu insansız hava aracı tecrübesiyle Rus parçalarından cihazlar üretip sahte bayrak operasyonu yürütebilecek yetenekte olduğunu ve Kuzey Akım soruşturmasında Almanya’da tutuklanan dalgıçların intikamını alma saikine sahip olabileceğini iddia ediyor.
Hadiseye ilişkin yeni tanıklıkları kamuoyuna taşıyan Ukraynalı gazeteci Anatoliy Şariy, 2012 yılından bu yana sürgünde yaşıyor ve uzun yıllardır çeşitli fiziki saldırıların hedefi durumunda.
Şariy’nin İngilizce kaleme aldığı ve havalimanı tanıklıklarına dayanan haberi şu detayları aktarıyor:
Leipzig/Halle Havalimanı sahası daha önce güvenlik ihlallerine sahne olmuştu. 1 Ağustos 2024 tarihinde “Letzte Generation” (Son Nesil) adlı çevre hareketine mensup yedi eylemci, dış güvenlik çitlerini üç ayrı noktadan keserek havalimanının kısıtlı bölgesine girmişti. Eylemcilerden beşi kendilerini taksi yollarına yapıştırmış, diğer iki kişi ise eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştı. Yaşanan bu olay, yabancı kişilerin gece vakti güvenlik çemberini aşarak uçuş operasyon sahasına erişebildiğini belgelemişti.
Şariy’ye konuşan çalışan, insansız hava aracı hadisesinin kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir seyir izlediğini aktarıyor. Olay, gece saatlerinde DHL uçaklarının bakımının yapıldığı ve Antonov uçaklarının konuşlandığı “Vorfeld 2” bölgesinde, bir kargo uçağının yükleme aşamasında meydana geldi. Havalimanı personeli daha önce de tesis çevresinde uçan cihazlara rastlıyordu. Havalimanı sınırından geçen S8a karayolunun yakınında bir acil çıkış kapısı ile pisti rahat gören bir nokta bulunuyor. Gece saatlerinde havacılık meraklıları iniş ve kalkış yapan uçakları fotoğraflamak için bu alanda toplanıyor. Kaynak, geçmişte bu bölgede çok sayıda insansız hava aracının görüldüğünü, ancak bu araçların insanlara veya uçaklara bu denli yaklaşmadığını dile getiriyor.
Olay gecesi ise yükleme sürerken küçük bir hava aracı kargo uçağının etrafında dönmeye başladı ve bir personelin hemen yanında havada asılı kaldı. Görgü tanığı çalışanlar aygıtın nereden havalandığını göremedi. Cihaz yeterince alçaldığında personel müdahale ederek aracı eliyle yere bastırdı ve pervanelerine hasar vererek etkisiz hale getirdi. Ardından telsizle cihazın zaptedildiğini bildirdi.
Tanık çalışanın asıl dikkat çektiği nokta bundan sonraki süreç oldu. Telsiz anonsunun hemen ardından, yalnızca birkaç dakika içinde polis ekipleri, bomba imha uzmanları, itfaiye personeli, özel bomba imha robotu dahil ağır ekipmanlar ve televizyon ekipleri aprona ulaştı. Havalimanının Leipzig kent merkezine yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alması, personelin zihninde soru işaretleri doğurdu. Zira dışarıdan gelen kişilerin doğrudan piste girmesi mümkün değil; güvenlik kontrolünden geçip “Tagesausweis” (günlük giriş kartı) almaları gerekiyor. Kaynak, yalnızca bu onay prosedürünün bile ciddi vakit aldığını, dolayısıyla tam teçhizatlı özel ekiplerin ve kameramanların anonsun hemen peşinden alana ulaşmasının olağandışı bir hız taşıdığını belirtiyor.
Tanık, cihazda patlayıcı veya fünye bulunduğu yönündeki haberleri kesin bir dille reddediyor. Aracı eliyle düşüren personelin hiçbir patlayıcı madde ya da fünye görmediğini aktaran kaynak, basında Çek yapımı Semtex patlayıcı ile servis edilen fotoğrafların sahadaki ilk durumla uyuşmadığını ifade ediyor. İlgili çalışan, haberleri izledikten sonra olayın kamuoyuna sunuluş biçimine tepki gösterse de işini kaybetme endişesiyle sessiz kalıyor.
Olayın ardından havalimanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Daha önce uçak gözlemcilerinin beklediği S8a yolu üzerindeki acil çıkış kapısı çevresinde artık polis ekipleri 24 saat nöbet tutuyor.
Mevcut tablo, hadiseye dair birbiriyle taban tabana zıt iki anlatı ortaya koyuyor: Resmi makamların sunduğu, tehlikeli bir insansız hava aracının tespit edilip acil durum protokollerinin işletildiği anlatım ile sıradan bir sivil cihazın personelce düşürüldüğü ve hemen ardından önceden hazırlanmış izlenimi veren geniş çaplı bir güvenlik ve medya operasyonunun başlatıldığını savunan çalışan anlatımı.
Havalimanı personelinin ifadeleri olayın kesin olarak provokasyon olduğunu tek başına kanıtlamasa da yanıtlanması gereken somut sorular barındırıyor: Telsiz anonsu tam olarak saat kaçta yapıldı; polis, uzmanlar ve gazeteciler hangi saatte arandı; ekipler kısıtlı alana ne zaman ayak bastı; patlayıcıyı ilk kim, hangi aşamada tespit etti; patlayıcı madde düşürüldüğü an cihaza monteli halde miydi; aygıtı ilk hangi görevli inceledi; bomba uzmanları gelmeden önce çekilmiş fotoğraflar mevcut mu ve medya çalışanları aprona nasıl giriş sağladı?
Avrupa
Almanya’da Rus gazı kesintisinin bütçeye faturası 50 milyar euroyu aştı

Rusya’nın sevkiyatı kesmesinin ardından enerji piyasasını dengelemeye çalışan Almanya federal bütçesinden 50,4 milyar euro harcandı. Maliye Bakanlığı verilerine göre kişi başına 600 euroya ulaşan bu fatura, tavan fiyat uygulamasını ve acil yardım paketlerini kapsıyor.
Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını kesmesi, Almanya federal bütçesine 50 milyar euroyu aşkın mali yük getirdi.
Alman Bild gazetesinin haberine göre Maliye Bakanlığı, Yeşiller Partisi Federal Meclis Milletvekili Robin Wagener’in soru önergesine verdiği yanıtta krizin faturasını paylaştı.
Resmi belgedeki verilere göre krizin etkilerini sınırlamak için bütçeden 50,4 milyar euro harcandı. Enerji krizine karşı atılan acil yardım ve istikrar adımlarını kapsayan bu bütçe, gaz ve elektrik fiyatlarına tavan getirilmesini, Aralık ayı acil destek paketini ve diğer yardım ödemelerini finanse etti.
Gazete, söz konusu maliyetin kişi başına 600 euroya karşılık geldiğini aktardı.
Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin) enerji uzmanı Claudia Kemfert, harcamaların büyüklüğünü Almanya’nın Rus gazına duyduğu bağımlılıkla açıkladı.
Kemfert, “Almanya kendisini yaklaşık yüzde 55 oranında Rus gazına dayanan tehlikeli, tek taraflı bir bağımlılığa sürükledi. Rusya sevkiyatı durdurduğunda, bu fiyat şoku ülkeyi bilhassa sert vurdu” değerlendirmesinde bulundu.
Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Üyesi Veronika Grimm, 50 milyar euroluk rakamı “gerçekçi” olarak nitelendirdi ancak krizin fiili sonuçlarının çok daha ağır olduğunu vurguladı.
Grimm, devlet müdahalelerinin iflas dalgasını önlemek ve haneleri aşırı mali yükten korumak adına zorunlu olduğunu belirtti.
Bonn Üniversitesi uzmanı Frank Umbach da yeni sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri harcamaları ve yüksek enerji fiyatlarının getirdiği ek yükler hesaba katılmadığı için bütçeye yansıyan gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu kaydetti.
Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, 9 Eylül’de yaptığı açıklamada Kuzey Akım boru hatlarının onarılmasını ve Rus gazına geri dönülmesini talep etti.
Aynı gün Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, “Rus gazı olmadan Alman sanayisi var olamaz” dedi.
2022 öncesinde Rusya, Almanya’nın ithal ettiği ham petrolün üçte birinden fazlasını ve tüketilen doğalgazın yarısından fazlasını sağlıyordu. Reuters ajansı, Almanya’nın Kuzey Akım boru hattının devre dışı kalmasının ardından toparlanmakta güçlük çektiğini yazdı.
İktidar koalisyonundaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş genel başkanı Lars Klingbeil ise geçen yıl Mart ayında yaptığı açıklamada, ülkenin Rus gazı olmadan yaşamaya alıştığını ve geçmişe dönmeyi düşünmediğini ifade etti.
Klingbeil, Ukrayna’daki çatışmalar sona erse dahi Berlin’in Rusya’dan enerji ithalatına bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.
Avrupa Birliği Konseyi açıklamasına göre AB, Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını 30 Eylül 2027, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını ise Ocak 2027 itibarıyla tamamen yasaklayacak; mevcut sözleşmeler için tanınan geçiş süreci de bu tarihlerde sona erecek.
Yasağa karşı çıkan Macaristan ve Slovakya, Rus yakıtını ithal etmeyi sürdürüyor ve her iki ülke kısıtlamaları iptal ettirmek üzere Avrupa Adalet Divanı’nda dava açtı.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya3 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek








