Avrupa
Alman ekonomisi: Avrupa’nın iktisadi motoru dağılıyor mu?

Almanya’nın Yeşil Ekonomi Bakanı Robert Habeck, geçen ay alışılmadık bir uyarıda bulundu. Ukrayna’nın Rusya ile imzaladığı doğalgaz transit anlaşması gelecek yılın sonunda sona erdikten sonra uzatılmazsa, Almanya sanayi kapasitesini azaltmak ve hatta kapatmak zorunda kalacaktı.
Aynı zamanda başbakan yardımcısı olan Habeck, bu sert uyarısını Almanya’nın doğusunda düzenlenen bir ekonomi konferansında yaptı. Mekan manidardı: Almanya için Alternatif (AfD), doğulu seçmenler arasında birinci sırada görünüyordu ve onları bu partiye çeken en büyük unsurlardan biri de ‘Alman ekonomik mucizesi’nin oralara pek uğramamasıydı. Habeck’e göre, politika yapıcılar enerji arzını güvence altına alacak önlemler alınmadan, ekonominin etkilenmeyeceğini varsayarak aynı hatayı tekrar yapmaktan’ kaçınmalılardı.
Büyüme verileri: İmalat sektöründe alarm zilleri çalıyor
Avrupa’nın iktisadi olarak bir numarası Almanya’nın Ukrayna savaşı, Rusya’ya yönelik yaptırımlar, enerji sorunu ve ABD’deki ‘korumacı’ politikalar nedeniyle zor durumda olduğu genel kabul görüyor.
Örneğin Alman ekonomisi, iki çeyrek üst üste küçülerek teknik olarak resesyona girdi. Bugün (24 Temmuz) açıklanan verilere bakılırsa, Almanya Bileşik PMI Üretim Endeksi üst üste üçüncü ayda da gerileyerek Haziran ayındaki 50,6 seviyesinden 48,3’e düştü. Endeks Ocak ayından bu yana ilk kez 50’nin altında daralma bölgesine girmiş oldu. Mallara yönelik talebin hızla düşmesiyle imalat üretim seviyeleri Mayıs 2020’den bu yana en hızlı düşüşü yaşadı.
Hizmet sektörü de ivme kaybetti ve büyüme son beş ayın en düşük seviyesine ulaştı. Sektör genelinde yeni işler yeniden düşüşe geçerek toplam yeni iş girişlerinde üç yıldan uzun bir süredir görülen en keskin düşüşe yol açtı. Müşteri tereddütleri, stok eritme, yüksek enflasyon ve artan faiz oranları, hem mal hem de hizmet talebindeki düşüşe neden olan faktörler olarak gösteriliyor.
Almanya’da özel sektör genelinde istihdam artış hızı Temmuz ayında önemli ölçüde yavaşladı ve genel istihdam yaratma oranı neredeyse iki buçuk yılın en zayıf seviyesinde gerçekleşti. Hizmet sektöründe işe alımlarda yavaşlama görülürken, imalat sektöründe bordro rakamlarında marjinal bir düşüş yaşandı.
İmalat sektöründeki istihdamın azalması ve hizmet sektörünün işe alımları azaltması nedeniyle işsizlik oranının yükselmeye devam edeceği düşünülüyor. Ayrıca, hizmet sektörü Temmuz ayında girdi ve çıktı fiyatlarında bir artış yaşadı ve enflasyonun hızlı bir şekilde yavaşlayacağına dair umutlar bir başka bahara ertelendi. İmalat sektöründe ise girdi maliyetlerinin artışında bir azalma görüldü.
Sanayi lobisi karamsar
Almanya’daki ‘sanayisizleşme’ tartışmalarında en büyük gürültüyü Alman sanayicilerin kopardığı da aşikar.
Örneğin Alman Sanayi Federasyonu (BDI), sadece büyük şirketlerin değil, KOBİ’lerin de faaliyetlerinin bir kısmını Almanya dışına taşımayı planladığını söylüyor.
BDI Başkanı Siegfried Russwurm, CNBC’ye verdiği mülakatta, “Merkezi Almanya’da bulunan birçok işletme küresel olarak iyi durumda, ancak kendi ülkelerindeki operasyonlarda zorlanıyorlar,” diyor ve mevcut iklimde şirketlerin karşılaştığı ek baskıları ‘bürokrasi ve yavaş yönetim’ olarak sıralıyor. Russwurm, Alman ekonomisinin de 2023 yılında yatay seyredeceğini, küresel GSYİH’nin yüzde 2,3 büyümesi durumunda ülkesinin ‘geride kalacağını’ söyledi.
Otomotiv sektörü küçülüyor
Almanya’nın belki de en önemli endüstrisi diyebileceğimiz otomotiv sektöründe de işler iyi gitmiyor.
Sektör, COVID-19 öncesine kıyasla önemli ölçüde küçüldü. Handelsblatt’ın aktardığı verilere göre, sadece Volkswagen, Audi, BMW ve Mercedes-Benz, Ocak-Mayıs 2023 döneminde, 2019’un aynı dönemine kıyasla kendi kıtalarında yarım milyon daha az binek otomobil üretti. Bu, neredeyse yüzde 20’lik bir düşüşe karşılık geliyor.
COVID-19 kapanmaları ve yarı iletken ve kablo demeti eksikliği 2020 ile 2022 yılları arasında otomobil üretimini yavaşlatmıştı. O dönemde talep arzı aşmış, üretici şirketler de yüksek fiyatlar talep edebilmiş ve kısa süreli pandemi ödeneklerin yardımıyla üretim kayıplarını telafi edebilmişti.
Pandeminin ardından, tedarik zincirlerinin de artık büyük ölçüde sağlam olduğu düşünülüyordu. Bu nedenle sektör 2023 yılı için üretimde güçlü bir toparlanma bekliyordu. Fakat son veriler, bu beklentinin fazla iyimser olduğuna işaret ediyor.
Çin rekabeti Almanların dengesini bozdu
Otomotiv sektöründeki yeni oyuncu Çin’in Avrupa pazarına hızlı girişi de Almanya’yı düşündürüyor. Geçen Ekim ayında Alman araç kiralama şirketi Sixt’in yaptığı bir anlaşma Almanları endişelendirmişti: Sixt, Avrupalı ya da Alman bir şirketle değil, Çinli otomobil üreticisi BYD ile önümüzdeki yıllarda 100.000 elektrikli otomobilin satın alınmasını içeren bir anlaşma imzaladı.
BYD ve NIO gibi Çinli otomobil üreticilerinin araçlarını Avrupa pazarlarında satmaya başladığına dair haberler, Alman üreticilerin geleceğine ilişkin soru işaretlerini daha da artırdı. Örneğin Almanya’nın en büyük bulvar gazetesi BILD, geçen Mayıs ayında, yeni tedarikçilerin hızla artan pazar paylarına atıfta bulunarak, “Çin otomobilleri Avrupa’ya akın ediyor,” manşetini atıyordu.
Çin’deki elektrikli otomobil pazarına hakim ilk 10 firma arasında da hiç Alman şirket yok. Dünyanın en büyük otomotiv pazarında Alman şirketlerin payı hâlâ yüzde 19, ama iş elektrikli araçlara gelince bu oran yüzde 5 civarında.
Nitekim Alman Mühendisler Birliği (VDI) tarafından yapılan ve 25 Mayıs’ta yayınlanan bir ankette, Almanların %55’inin ‘10 ya da 15 yıl içinde en iyi otomobillerin hala Almanya’dan çıkacağını’ düşünmedikleri ortaya çıktı.
Sadece %12’lik bir kesim kesin olarak böyle düşündüğünü söylerken, %33’ü kesin olmamakla birlikte bunun muhtemel olduğuna inandığını belirtti.
İçeriye ve dışarıya yatırımlar arasındaki makas açılıyor
İmalat sanayisindeki düşüş, yavaşlayan tüketici harcamaları ve zayıf ihracat artışı, yüksek enflasyon ve artan borçlanma maliyetleri ile birleşerek Alman ekonomisinin son iki çeyrekte küçülmesine neden oldu.
Buna bir de yatırım sorunları ekleniyor. Köln merkezli Alman Ekonomi Enstitüsü, OECD verilerine dayanarak, 2022 yılında Alman şirketlerinin yurt dışına yaptığı yatırımlar ile ülkeye yapılan ticari yatırımlar arasındaki farkın kayıtlardaki en büyük fark olduğunu söyledi.
Almanya’nın ticari yatırım çekme kabiliyeti geçen yıl büyük bir düşüş yaşadı. Dışarıya 135 milyar avrodan fazla doğrudan yabancı yatırım (FDI) giderken ülkeye sadece 10,5 milyar avro FDI girdi.
Enstitünün hazırladığı raporda, Alman şirketlerinin yurt dışına yaptığı yatırımların yüzde 70’inin diğer Avrupa ülkelerine gittiği belirtilerek, bunun ‘Avrupalı komşuların yatırımlarının çökmesini özellikle endişe verici’ hale getirdiği ifade ediliyor. Enstitüye göre, Almanya’nın sorunlarının birçoğu kendi iç aksaklıkları ile ilgili: yüksek kurumlar vergisi, aşırı bürokrasi ve kötü durumdaki altyapı. Bu tespitlerin, Avrupa’nın ‘liberteryen’-sağcı hareketlerinden gelen eleştirilerle mükemmel bir uyum taşıdığını, şimdilik not edip geçiyoruz.
ABD’nin ‘savaş ilanı’
Almanya’da Amerikan çıkarlarının en önemli savunucularından Yeşiller’e mensup bir siyasetçinin uyarıları tuhaf görünebilir, ama Habeck’in uyarıları yazının başındaki sözleriyle kalmadı.
Aynı Habeck, Hazirana ayındaki bir konferansta, “[Amerikalılar] yarı iletkenlere sahip olmak istiyorlar, güneş enerjisi endüstrisini istiyorlar, hidrojen endüstrisini istiyorlar, elektrolizörleri istiyorlar,” dedi ve Biden yönetiminin Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA) kapsamında devreye soktuğu devlet sübvansiyonları için, “Bu savaş ilanı gibi bir şey,” ifadelerini kullandı.
Financial Times’a (FT) inanacak olursak, Almanya’da ABD’ye karşı misilleme çağrıları artıyor. FT’ye konuşan üst düzey bir Alman yetkili, “İnsanlar DTÖ’ye. Ben de dedim ki: bir savaşın ortasındayız. Şimdi en büyük müttefikimizle kavga etmenin zamanı değil,” diyor.
‘Sanayisizleşme’ mi, ‘rekalibrasyon’ mu?
‘Yeşil dönüşüm’ ve ‘Çin ve Rusya’dan bağımsızlaşma’ söz konusu olduğunda, başını ABD’nin çektiği Avro-Atlantik dünyanın politik bir hamle yapması kaçınılmaz hale geliyor.
Burada tekelleşme ile el ele giden büyük bir yeniden yapılandırma var: Devlet-ekonomi birlikteliği perçinleniyor, sermaye ile devlet arasındaki çizgiler bulanıklaşıyor.
Alman Yeşil Bakan Habeck, BDI Sanayi Günü konferansında bu noktayı tüm açıklığıyla dile getiriyor: “Benim görüşüme göre Almanya hem yeni hem de mevcut şirketler için cazip bir yer. Elbette, malzeme endüstrileri yüksek enerji fiyatlarının bir sonucu olarak baskı altında, fakat alınması gereken siyasi kararlar var.”
Dünya kapitalist sisteminin bu noktasında, bir kez daha yoğunlaşmış bir ‘siyasal ekonomi’ dönemine giriyoruz. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın ve Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde’ın açıklamaları, ‘jeopolitik’ hedeflere bağımlı bir küresel iktisadi siyasetin ufukta olduğunu bildiriyordu.
Almanya da bu dünyanın parçası ve ‘yeşil dönüşüm’den ‘riskten arındırma’ya kadar bir dizi siyasi kararın uygulayıcısı. Nitekim ABD’nin IRA’sına yönelik ilk öfke, yerine ‘ayak uydurma’ya bıraktı. AB, Japonya ve Güney Kore, yeni yatırımları çekmek ya da daha fazla şirketin ABD’ye kaymasını önlemek amacıyla teknoloji ve temiz enerji sektörlerine sübvansiyonlar getirdi. Habeck’in, “Eğer ayak uyduramazsak, onlar [kilit sektörlere] sahip olacak ve biz olamayacağız. Acı gerçek bu,” sözleri, bir kabulleniş bile birlikte ihtirasa da işaret ediyor. Gerek Alman tekelleri, gerekse de Almanya’da imalat yatırımlarına sahip yabancı şirketler, başta Berlin olmak üzere Brüksel’i uyararak IRA’ya alternatif yaratmalarını istiyorlar. Tekel-devlet bütünleşmesinde yeni aşama, mutlaka ‘sanayisizleşme’yi gerektirmiyor: ‘Geleneksel’ sanayiler düşerken, ‘yeni-yeşil’ sanayiler devlet sübvansiyonları ile büyüyor. Almanya’nın doğusunda üç fabrikası bulunan İsviçreli güneş teknolojisi şirketi Meyer Burger CEO’su Gunter Erfurt, IRA’ya ve temiz teknoloji şirketlerine sağladığı teşviklere övgüler yağdırdıktan sonra şöyle diyor: “Biz Avrupalıların aksine Amerikalılar güneş teknolojisinin sadece rastgele bir tedarikçiden en iyi fiyata satın alabileceğiniz bir mal olmadığını, jeopolitiğin oyuncağı olma riski taşıdığını anladılar. Enerji dönüşümü için herkesin buna ihtiyacı var.”
Nitekim Mayıs ayında İsveçli batarya üreticisi Northvolt, Berlin’in projeye yüz milyonlarca avro aktarma sözü vermesinin ardından bir sonraki fabrikasını Almanya’da kurmayı taahhüt etti. Bu yarışı neredeyse ABD ve IRA kazanıyordu. Ama Berlin, artık pek geçici olmayacağı anlaşılan Geçici Kriz ve Geçiş Çerçevesi (TCTF) ile İsveçli devi elde tutmayı başardı. TCTF çerçevesi şimdi güneş enerjisi şirketlerine yardımcı olmak için de kullanılıyor. Haziran ayı sonunda Habeck’in bakanlığı, güneş modülleri veya bileşenleri üretmeyi veya bunları yapmak için gereken kritik hammaddeleri işlemeyi planlayan şirketler için yeni bir sübvansiyon programı için niyet beyanları istedi.
Yine Mayıs ayında Alman hükümeti, bazı işletmeleri yüksek maliyetlerden korumak amacıyla, enerji yoğun endüstriler için elektrik fiyatlarını sübvanse etmek üzere her yıl yaklaşık 4 milyar avro (4,4 milyar dolar) ayırmayı planladığını açıkladı. Habeck, sanayinin Almanya’da kalmasını istediklerini, elektrik sübvansiyonlarının da bunu amaçladığını belirtiyor.
Alman şirketleri ‘yeşil dönüşüm’den kazanabilir
Almanya Merkez Bankası Başkanı Joachim Nagel de 13 Nisan’da yaptığı açıklamada, Almanya’nın enerji krizinin ‘aşağı yukarı çözüldüğünü’ belirterek, ülkenin pandemi ve Ukrayna savaşının yarattığı çifte şoktan kurtulmasını sağlayacak ‘içsel bir güce’ sahip olduğunu söylemişti.
Nagel, “Alman endüstrisi durumla başa çıkmak için iyi bir kapasiteye sahip … ve bunun üstesinden geleceklerine ve pandemiden önce gördüğümüz seviyelere geri döneceklerine inanıyorum,” demişti.
Dahası, Avrupa’nın ‘yeşil teknoloji’ ihracatı, henüz Çin’in gerisinde olsa da hâlâ ABD’nin önünde. Almanya da ABD’yi yakalamaya doğru gidiyor gibi görünüyor (‘düşük karbon teknolojileri’ küresel ihracat pazar payında Almanya yüzde 12 civarında iken ABD yüzde 14 civarında). Ayrıca, ABD pazarına giriş yapan Alman şirketlerinin de bu işten kazançlı çıkacağı unutulmamalı.
Özellikle makine imalatçıları ve ekipman üreticilerinin rahatlığına dikkat çekmeliyiz. IRA sübvansiyonları sayesinde ABD’nin dört bir yanında yeni fabrikalar kuruluyor. Avrupa ekipmanı ve özellikle de Alman makineleri olmadan Kuzey Amerika’da fabrika kurmak çok zor.
Bu durumdan yararlananlardan biri de Almanya’nın güneybatısındaki Mulfingen’de bulunan ve motor ve havalandırma sistemleri üreten ebm-papst. IRA, şirketin elektrikli araç şarj cihazları ve megapack batarya depolama sistemleri için ürettiği soğutma fanlarına yönelik talebi artırdı.
ebm-papst’in Hava Teknolojisi Bölümü’nün Amerika kıtası CEO’su Mark Shiring, “IRA herkes için bir fırsat,” diyor. Şirketi, ABD genelinde planlanan yüksek hızlı elektrikli araç şarj cihazlarının yaygınlaştırılmasından faydalanmaya hazır.
Alman mali gücü teşvikler için hazır
Almanya ve Avrupa, bu konuda ABD’nin gerisinden gelse de, özellikle Almanya gibi mali gücü yüksek ve ihracata bağımlı bir ülkede sübvansiyon şemalarının genişletilmesi ve bürokrasinin gevşetilmesi mukadder. Amerikan çip devi Intel, ülkenin doğusundaki Magdeburg kentinde iki yeni fabrikaya 17 milyar avro yatırım yapmayı planladığını açıklamıştı. Alman hükümeti projeyi 6,8 milyar avro tutarında sübvanse etme sözü vermişti. Sonrasında Intel, yüksek enerji maliyetlerini gerekçe göstererek daha fazlasını istedi. İstediğini de aldı: Hükümet sübvansiyon seviyesini 9,9 milyar avroya yükseltmeyi kabul etti; Intel de yatırım hacmini 17 milyar avrodan 30 milyar avroya çıkardığını duyurdu.
2000’lerden önce de düşük büyüme oranları ve yüksek işsizlik nedeniyle Almanya’ya ‘Avrupa’nın hasta adamı’ muamelesi yapılıyordu. ‘Sanayisizleşme’ ya da ‘iktisadi gerileme’ yaygarasının bir kısmının, ‘geride kalmış’ sermaye kesimlerinden geldiği açık. Üstelik Ukrayna savaşı ile birlikte, Alman savunma sektörüne önemli bir kan pompalandığı da görülüyor. Gerek silah şirketleri, gerekse de onlara bağlı sanayiler, 2022 Şubat’ından beri görülmedik hisse rallileri yapıyorlar. AB’nin ekonomisini savaşa göre yeniden düzenleme arayışları da bazı tekellerin devletle bütünleşmesinin hızlanmasına ve onlar açısından ‘sanayisizleşme’nin hiç de gerçek olmadığına işaret edecek.
Gözden çıkarılabilecekler
Mesela Alman Tekstil Sanayi Birliği Başkanı Ingeborg Neumann, BDI etkinliğinde yaptığı konuşmada, “Enerji maliyetleri, işgücü sıkıntısı, bürokrasi; bizim için Almanya’da üretim yapmak artık cazip değil,” diyordu. Birincisi, Alman ekonomisinde tekstilin payı 1998’den bu yana azalıyor. Sektör hâlâ önemli bir istihdam kaynağı olsa da, gözden çıkarılabilir ya da yakınlardaki başka ülkelere, örneğin Orta ve Doğu Avrupa’ya taşere edilebilir. İkincisi, sektör temsilcisinin saydığı sorunlar, bir şekilde çözülebilir ya da hafifletilebilir: Rusya ile yeniden kurulan bağ; göçmen işgücünün ülkeye çekilmesi; devletin sermayenin işini kolaylaştıracak şekilde yeniden yapılandırılması; ihracat pazarlarına yönelik yeni teşvikler… Üstelik ihracata yönelik imalatçıların zor durumda olması, tablonun tamamını görmemize engel olmamalı: Alman ekonomisi son zamanlarda zorlanırken, ülkenin borsada işlem gören en büyük 40 grubundan oluşan Dax endeksi geçtiğimiz yıl %20 artarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Alman ekonomisinin hakimi hâlâ hizmetler sektörü ve hizmet sektörü ile imalatçılar arasındaki bu ayrışmanın devam etmesi bekleniyor.
BASF gibi kimya devleri zarar ediyor ve Alman operasyonlarını azaltıyor, bu doğru. Ama, ayrışmanın kendisi, her zaman ‘ekonominin kötü gittiği’ anlamına gelmeyebilir. Örneğin Siemens Energy Mali İşler Direktörü Maria Ferraro, “Şu anda piyasada gerçek bir ivme ile yeniden canlanma görüyoruz. Taşan bir sipariş defterimiz var,” diyordu. Ar-Ge’ye yapılan harcamalar ABD, Çin ve Japonya’nın ardından dünyada dördüncü. Dünya Patent Ofisi verilerine göre Avrupa’da alınan patentlerin yaklaşık üçte biri Almanya’dan geliyor. İnovasyon gücünün büyük bir kısmı Siemens ve Volkswagen gibi büyük şirketlerde yerleşik ve köklü endüstrilere odaklanmış durumda. Patent başvurularında sırasıyla şu sektörler öne çıkıyor: Ulaşım; Elektrikli makine, cihaz, enerji; ölçüm; mekanik elemanlar; bilgisayar teknolojisi. Almanya, diğer G7 ortaklarına göre hâlâ imalat sanayisinin önemli bir rol oynadığı bir ülke. Bloomberg de bir analizinde buna işaret ediyor ve dev Alman bankalarının, Wall Street’tekilerle kıyaslandığında hâlâ ‘cüce’ olduğuna işaret ediyor. Deutsche Bank ile Commerzbank’ın toplam piyasa değeri, JPMorgan şirketinin onda birinden daha az!
Alman sorunu ve AfD
Yaklaşık 20 yıl önce Almanya, ‘Avrupa’nın hasta adamı’ unvanını, özellikle Çin’den makine ve otomobillerine yönelik güçlü talebin etkisiyle sürekli bir refah dönemi başlatan iddialı bir ‘işgücü piyasası reformları’ paketi ile aşmıştı. Almanya, satın aldığından çok daha fazlasını ihraç ediyordu. Şimdi, Rusya ve Çin’den ‘ayrışma’, yeni bir duruma işaret ediyor. AfD’nin yükselişi, ‘ihracatçı Almanya’nın yeni dünyaya ayak uydurmadaki zorlanışı ile de açıklanabilir. AB içinde yeni ekonomik bölgelerin kurulmasından tutulsun da AB’nin ‘kontrollü dağıtılması’na kadar bir dizi öneri, düzen cephesinde zorlukları aşmaya yönelik politika önerileri. Alman ekonomisinin önemli bileşenlerinden KOBİ’ler, yani Mittelstand, ‘sanayisizleşme’ feryadının en büyük taşıyıcısı. AfD fenomenini bir sonraki yazıda bu açıdan değerlendireceğiz.
Avrupa
Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.
Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.
Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.
Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.
Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.
Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor
Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.
Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.
Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.
Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.
Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.
Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.
Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.
Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.
Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.
İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi
Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.
Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.
Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.
LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.
Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor
St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.
Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.
Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.
Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.
Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.
Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.
Avrupa
Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.
Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.
Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.
Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.
Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.
Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.
Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.
Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.
“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”
Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.
Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.
Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.
Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.
Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.
Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.
İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar
İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.
Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.
Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.
Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.
Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.
88 milyon avroluk ganimetten düşen taç
Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.
Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.
Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.
Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.
Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.
Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.
Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.
Tarihi eserler otoparkta teslim edildi
Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.
Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.
Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.
Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.
Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.
Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.
Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.
Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
Avrupa
Avrupa uzay yarışında füze krizi yaşıyor

Avrupa ülkelerinin askeri uydu sistemlerini geliştirmesini engelleyen ve yabancı şirketlere bağımlılığı artıran en büyük etkenin düzenli fırlatma yapabilecek füze eksikliği olduğu bildirildi. Bloomberg’de yayımlanan analizde, ABD, Çin ve Rusya’nın askeri uzay teknolojilerine son beş yılda 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptığı kaydedildi.
Avrupa ülkeleri, uzay yörüngesine yeterli miktarda kendi füzelerini fırlatamadıkları için ABD, Çin ve Rusya’nın gerisinde kalıyor.
Bloomberg’de yayımlanan analizde, fırlatma kapasitesindeki bu yetersizliğin Avrupa’nın askeri uydu sistemlerini geliştirmesini zorlaştırdığı ve bölgeyi yabancı şirketlere bağımlı kıldığı aktarıldı.
Haberde, uyduların günümüzde askeri savunma sistemlerinin en kritik unsurlarından biri haline geldiği vurgulandı. Uydular; askeri birliklerin hareketlerini izleme, istihbarat toplama, seyrüsefer ve iletişim sağlama gibi kritik görevleri yerine getiriyor. Verilere göre, ABD, Çin ve Rusya son beş yılda askeri uzay teknolojilerinin geliştirilmesi süreçlerine 200 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı.
Bloomberg analizinde, Avrupa’nın bu tablodaki konumuna ilişkin şu değerlendirme yer aldı:
“Giderek kızışan bu yarışta Avrupa; çıkar çatışmaları, sınırlı ulusal bütçeler ve uzay teknolojisinin en kritik unsuru olan, her yıl yörüngeye onlarca uçuş gerçekleştirebilecek yeterli sayıda ağır taşıyıcı füzeden yoksun olması sebebiyle yer almıyor.”
Avrupa’nın ana taşıyıcı füzesi konumundaki Ariane 6, yörüngeye 22 tona kadar yük taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. Ancak sınırlı üretim kapasitesi nedeniyle yılda yalnızca yaklaşık 10 fırlatma gerçekleştirilebiliyor.
Buna karşın ABD’de 2025 yılında ayda ortalama 15’ten fazla fırlatma yapıldı ve bu uçuşların büyük bölümü SpaceX tarafından sağlandı.
Avrupa merkezli şirketler aradaki farkı kapatmak için çalışmalar yürütüyor fakat bu projeler henüz başlangıç aşamasında bulunuyor.
Örneğin Alman Isar Aerospace firması kendi füzesini yörüngeye başarılı şekilde fırlatmayı henüz başaramadı. Şirketin geliştirdiği füzenin taşıma kapasitesi Ariane 6’ya kıyasla yaklaşık 20 kat daha düşük seviyede kalıyor.
Avrupa ülkeleri, ABD’ye olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kendi uzay programlarına yönelik yatırımlarını artırıyor.
Bu kapsamda Avrupa Birliği, Starlink sistemine alternatif olması planlanan IRIS 2 adlı uydu sistemini geliştiriyor.
Almanya ise 2030 yılına kadar uzay savunma kabiliyetlerini artırmak üzere 35 milyar avro kaynak tahsis etmeyi planlıyor.
Avrupa Birliği’nin savunma ve uzaydan sorumlu komiseri Andrius Kubilius, şubat ayında yaptığı açıklamada, Avrupa’nın uzay istihbaratı ve şu anda ağırlıklı olarak ABD tarafından sağlanan diğer savunma teknolojilerinde kendi imkanlarını geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de mayıs ayında yaptığı açıklamada, bilgi paylaşımını ve erken uyarı sistemlerini geliştirmek amacıyla ulusal hava savunma sistemlerinin Copernicus ve Galileo uydu sistemleriyle entegre edilmesinin planlandığını duyurdu.
Von der Leyen, yeni nesil Avrupa savunma teknolojilerinin artırılması ve bu alandaki endüstriyel kapasitenin genişletilmesi gerektiğini vurguladı.
Aynı dönemde ABD Uzay Kuvvetleri, askeri operasyonlar için güvenli bir uydu iletişim ağı kurulması amacıyla SpaceX ile 2,29 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Bu sistemin, dünya genelindeki uydular, tespit araçları ve silah sistemleri arasında neredeyse anlık veri aktarımı sağlaması hedefliyor.
Eş zamanlı olarak Elon Musk’ın şirketi, yabancı uydu operatörlerine yeni yükümlülükler getirmeyi öngören Avrupa Birliği Uzay Yasası taslağına karşı muhalefetini dile getirdi.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi5 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika5 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş5 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor










