Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Petrol zengini Irak nasıl dolarsız kaldı?

Yayınlanma

Üç yıl önce ABD birliklerini sınır dışı etmenin eşiğine gelen Irak’ta bugün Başbakan Sudani, ülkesinin ABD ve NATO güçlerine ihtiyacı olduğunu söylüyor. Gerekçesini IŞİD tehlikesi olarak açıklasa da ülkenin yaşadığı dolar krizinin IŞİD’den daha gerçekçi bir neden olduğu görünüyor. Sudani’yi Başbakan yapan ve bu koltukta tutan siyasi güçler, krizden ABD’yi sorumlu tutuyor ancak kısa vadede bu krizle yüzleşmek zorunda olan Sudani, çareyi Washington ile uzlaşmada görüyor.

Irak’ta Ekim 2021’de yapılan seçimlerden sonra yaşanan siyasi kriz, bir yıl sonra Ekim 2022’de İran destekli diye nitelenen Şii koalisyonunun adayı olan Sudani’nin Başbakanlık koltuğuna oturmasıyla sonuçlandı. Göreve geldiğinden beri ilk kez ABD’li bir yayın organına açıklama yapan Sudani, ülkesinin IŞİD’i tamamen ortadan kaldırılması için ABD ve NATO güçlerine ihtiyacı olduğunu ileri sürdü. Wall Street Journal’a (WSJ) verdiği demeçte, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri gibi ABD ile ilişkilerden faydalanmak istediklerini belirten Sudani, hem ABD hem de İran’la iyi ilişkiler kurabileceklerini savundu. ABD Başkanı Joe Biden’ın Irak’ı, kendisinden önceki ABD Başkanlarından daha iyi tanıdığını söyleyen Sudani, “Bu da Bağdat ve Washington arasında çok iyi bir ilişki kurulmasına zemin olabilir” dedi. Sudani’nin ABD ve NATO güçlerinin kalmasına yönelik bu görüşlerine, yeni hükümetin ABD ile ilişkilere yaklaşımını ilk kez net olarak ortaya koyması açsından önem atfediliyor. Çünkü, ABD’nin İranlı komutan Kasım Süleymani’yi Irak topraklarında katletmesi üzerine başlayan gerilimde Irak Meclisi, ABD güçlerinin ülkeden çıkarılmasını öngören yasayı onaylamıştı. Şu an NATO çatısı altında ülkede kalan 2 bin Amerikan askeri Irak silahlı güçlerini eğitiyor.

Foreign Policy‘e göre de Sudani’nin ABD birliklerinin varlığına verdiği açık destek IŞİD tehdidinden kaynaklanıyor. Ancak Sudani’nin açıklaması ani bir çıkış değil, aksine son yıllarda ABD’ye yönelen eğilimin açık bir göstergesi. İlgili haberin başlığı da dikkat çekici: “Yeni Irak Lideri Dümeni ABD’ye Kırıyor.” Dergiye konuşan eski ABD’li yetkililerin iddialarına göre Süleymani’nin öldürülmesi ile başlayan gerilimde dahi, Iraklı yetkililer ABD’li muhataplarına kapalı kapılar ardında IŞİD’e karşı savaş ve İran etkisini sınırlamada ABD desteğine ihtiyaç duyduklarını söylüyorlardı. Dergi, Sudani’nin açıklamasıyla somutlaşan bu durumu, “Bağdat hükümetinin zayıf daveti üzerine pandemi öncesi Irak’ta pamuk ipliğine bağlı olan ABD varlığı, şimdi sonsuza kadar orada kalacak gibi görünüyor” diye yorumluyor. Ancak, Sudani’nin açıklaması her ne kadar Irak’ta tartışma yaratsa da asıl büyük sorun ABD-Irak ilişkisinin geleceğinin ne olması gerektiği konusunda CENTCOM’un herhangi bir planlama ve vizyonunun olmaması.

Sudani’nin açıklamalarına rağmen, onu bu göreve getiren ve iktidarda tutan Şii koalisyonunun lideri Nuri el Maliki ise, “Yabancı askeri güçlerin bu ülkede bulunmaları çok tehlikeli bir mesele” diyor. Maliki’nin açıklaması, Sudani’nin tartışma yaratan demecinden sonra gelmesi dikkat çekici.

Peki Sudani, kendisini iktidarda tutan güçten “bağımsız”, üstelik Irak vatandaşlarının son yıllarda iyice artan ABD karşıtlığına rağmen bu açıklamayı neden yaptı?

Krizin sebebi: ABD yaptırımları

Sudani, açıklamasını IŞİD varlığı ile gerekçelendirilse de asıl sorunun Irak’ta piyasaları sarsan dolar krizinden kaynaklandığı görünüyor. Suudi Arabistan’dan sonra OPEC’in en büyük petrol üreticisi olan Irak, zengin petrol ülkelerinin aksine adı ekonomik krizler ve bu krizlerin tetiklediği büyük toplumsal eylemlerle anılan bir ülke. Ancak şu an yaşanan kriz, Irak’ın alışılagelmiş yolsuzluk ve rüşvet çarkından farklı. Doğrudan ABD’nin yaptırımları ile ilgili. ABD’nin Irak bankalarının İran başta olmak üzere yaptırım uyguladığı diğer ülkelerin çıkarına yasadışı dolar tahsisini engellemek hedefiyle uygulamaya koyduğu kısıtlamalar, ülkede ciddi bir dolar krizine yol açmış durumda.

ABD, Irak’ta işgalden bu yana 20 yıldır uygulanan Irak Merkez Bankası’nın her gün yaptığı döviz ihalelerine ve herhangi bir kısıtlama olmadan bankaların dolar satışına izin veren sisteme “düzenleme” getirdi. 2022’nin Kasım ayında ABD Merkez Bankası FED, Irak ticari bankalarının işlemleri üzerinde para transferi yapmak isteyen müşterilerin tüm bilgilerinin istenmesi gibi sıkı kontroller uygulamaya başladı. Aslından önlemler, Irak Merkez Bankası, ABD Hazine Bakanlığı ve FED arasında iki yılı aşkın süren planlama sonrasında hayata geçirildi. Ancak bu planlamaya rağmen katı kuralların yürürlüğe girmesinden bu yana günlük dolar transferlerinin yüzde 80’inden fazlasının bloke edildiği belirtiliyor. Özetle, dolar işlemlerinin yavaşlaması nedeniyle piyasaların dinara doğru hücumu, en nihayetinde çift yönlü bir “para krizi” söz konusu.

Eylemler başladı

Yaşanan kriz Irak dinarını, dolar karşısında zayıflatırken, özellikle gıda fiyatlarında ciddi bir artış yaşanıyor. Kriz üzerine Sudani, 23 Ocak’ta Merkez Bankası Başkanı Mustafa Galip Muhlif’i kendi isteği üzerine görevden alarak yerine vekaleten Ali Muhsin Allak’ı getirmişti. Merkez Bankası’ndaki görev değişimi sonrası döviz kurunda küçük bir düşüş olsa da kısa sürede kur yeniden yükselişe geçti. Irak Merkez Bankası vatandaşa satışta döviz kurunu dolar başına 1470 Irak dinarı olarak belirlerken, karaborsa ve serbest piyasada 1 dolar 1590 ila 1620 dinardan işlem görüyor.

Irak dinarındaki bu düşüş sokakları da yavaş yavaş hareketlendiriyor. Bağdat’ta Merkez Bankası binası yakınında toplanan protestocular, hükümete seslenerek dinarın değer kaybetmesinin durdurulmasını istedi. Iraklı protestocular, Sudani’den fiyatlarda istikrar için gerçekçi önemler almasını talep etti. Özellikle yumurta gibi temel gıda maddelerinin fiyatın düşürülmesi çağrısı yaptılar. Bağdat’taki gösteriye güneydeki kentlerden de katılım oldu.

Bağdat’ta dün dinarın ABD doları karşısında değer kaybetmesi protesto edildi. FOTO: Murtadha Al-Sudani/AA

İktidar koalisyonu ABD’yi suçluyor

Irak hükümetini kuran koalisyonda yer alan Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri, Amerikalıları Irak halkını aç bırakmak için doları kullanmakla suçladı. Amiri, “Irak, Irak Merkez Bankası’nın ABD Federal Bankası’ndaki dolar cinsinden rezervlerinin varlığından dolayı ekonomik bağımsızlığın yokluğundan mustarip. Amerikalıların insanları aç bırakmak için doları nasıl bir silah olarak kullandıklarını herkes biliyor. Bugün Irak’ın Avrupa’ya ve dünya ülkelerine açılmasını engellemek için baskı yapıyorlar” diyor.

Aynı koalisyonun lideri Maliki’ye göre de Amerikalıların dünyadaki silahı doları denetlemesi: “Herhangi bir ülkeye boyun eğdirmek isterlerse doların kontrolü altına bırakıyorlar.” Ancak Maliki’nin soruna çözümü yine ABD’den geçiyor: “ABD’li yetkililerle görüşerek bankaların ve havalelerin hareketinin devlet tarafından kontrol edilmesini sağlamalıyız.”

İşte, Irak Başbakanı Sudani’nin ABD askerlerine ihtiyaç olduğu yönündeki tartışmalı açıklamasının arka planında yatan sebep de Maliki’nin çözümünden ayrı bir şey değil. Sudani, dolar krizini en azından hafifletmek için çözüm arayışında. Bu kapsamda önce Şubat başında Dışişleri Bakanı’nı Washington’a gönderecek ardından kendisi gidecek. Irak Başbakanı görüşmelerde, ABD’nin dolar transferi üzerindeki katı kontrollerini yumuşatmasını ya da en azından bir süre daha ertelemesini talep edebilir. Sudani, Washington yolculuğuna çıkmadan önce “İran yanlısı” hatta “kuklası” olmakla suçlanan bir koalisyonun Başbakanı olarak ABD’ye olumlu sinyaller göndermenin uzlaşmayı kolaylaştıracağını düşünmüş olabilir. Bu zorunluluk karşısında Foreign Affairs’ın “Yeni Irak Lideri Dümeni ABD’ye Kırıyor” çıkarımının gerçekle uyuşmayan bir beklenti olduğu görünüyor.

Doların ABD’nin elinde çok büyük bir koz olduğu gerçek. Irak hükümeti ABD’nin kapısında acil soruna geçici çözüm bulabilir. Ancak en nihayetinde, Irak hiçbir şeye sahip değilse bile en önemli petrol üreticilerinden biri ve ülkenin esas sorunu işgal sonrası kurulan sistemin boğazına kadar rüşvet, yolsuzluk ve kaçakçılığa batmış olması. Daha büyük problemi ise bu sorunla mücadele edecek ve işgalin ölü toprağını üzerinden temizleyecek bir siyasi iradenin yokluğu.

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.

Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.

Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.

El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.

Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı

Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.

Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.

Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.

Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.

Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.

Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.

İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.

NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.

Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.

Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.

Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi

Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.

El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.

İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.

Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.

Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.

İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi

Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.

Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.

Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.

Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.

Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.

Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.

Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.

Tampon bölge modeli

Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.

El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.

Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.

Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.

Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.

Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.

Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English