Bizi Takip Edin

Avrupa

Polonya’da Başbakan Tusk ile Cumhurbaşkanı Duda arasındaki husumet derinleşti

Yayınlanma

Polonya’nın yeni başbakanı Donald Tusk, geçen haftalarda hapse giren eski iktidar partisi Hukuk ve Adalet (PiS) üyesi iki siyasetçinin ikinci kez cumhurbaşkanlığı affıyle serbest kalmalarına rağmen yeniden yargılanabilecekleri uyarısında bulunarak Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ile aralarındaki husumeti derinleştirdi.

Duda’nın yeni af çıkarmasından ve eski İçişleri Bakanı Mariusz Kamiński ve yardımcısı Maciej Wąsik’in derhal serbest bırakılması çağrısında bulunmasından sonra Tusk, dün düzenlediği basın toplantısında “Sayın Kamiński ve Sayın Wąsik’in davası daha bitmedi,” diye konuştu.

İki siyasetinin akıbetine dair yaşanan tartışma, Tusk’ın genel seçimlerin ardından geçen ay göreve gelmesinden bu yana yaptığı reformlar ve PiS tarafından atananları görevden almasının yol açtığı siyasi ve hukuki mücadelenin parçası olarak öne çıkıyor.

AB yanlısı iktidar koalisyonu kurumlarda ‘temizliğe’ başladı

AB yanlısı Tusk, Brüksel tarafından hukukun üstünlüğünü aşındırmakla suçlanan sağcı milliyetçi PiS’in mahkemeleri, devlet medyasını ve diğer kurumları kendi yandaşlarıyla doldurmasının ardından ‘temizlik’ başlatmıştı.

Duda PiS’in desteğiyle cumhurbaşkanı oldu ve tutuklanan milletvekillerini savunması cumhurbaşkanlığı yetkilerinin sorgulanması ve anayasal kriz riskini artırdı.

Tusk, cumhurbaşkanının af hakkını kullanabileceğini kabul etmekle birlikte, Duda’nın bu örnekte ‘yetkilerini kötüye kullanan şahsiyetlerin aynı suçu işlemeye devam edebilecekleri’ bir durum yarattığını dile getirdi.

İkili kısa süre içinde hapisten çıksa bile ‘başka şeylerden de sorumlu tutulabilecekleri’ uyarısında bulunan Tusk, siyasetçilerin İsrail tarafından geliştirilen Pegasus casus yazılımının PiS muhaliflere kullanılmasında rol oynadıkları iddiasına işaret etti.

Pegasus, Kamiński’nin yönettiği yolsuzlukla mücadele bürosu tarafından satın alınmış, ancak PiS bunun sadece kolluk kuvvetleri ve ulusal güvenlik için kullanıldığını ve siyasi rakiplere karşı kullanılmadığını öne sürmüştü. Tusk’ın koalisyonu, hükümetin önceki PiS hükümetini halının altına süpürmekle suçladığı pek çok vakadan biri olan Pegasus casusluğunu araştırmak üzere özel bir parlamento komisyonu kuruyor.

Aralık ayında görevi kötüye kullanmaktan hüküm giyen ve parlamentodan men edilen iki siyasetçi, bu ayın başlarında Cumhurbaşkanlığı Sarayında polis tarafından gözaltına alınmıştı.

Duda, Tusk’ın başbakan olarak atanmasını geciktirmişti

Geçen yıl Duda, Tusk’ın başbakan olarak atanmasını geciktirmiş ve ardından Tusk’ın devlet medya şirketi TVP’yi elden geçirmesine bağlı olan bütçe tasarısını engellemek için veto yetkilerine başvurmuştu. Tusk’ın TVP’yi devralması, kanalın yayınlarının kesilmesini de içeriyordu.

Tusk, cumhurbaşkanının ikinci ve son dönemini tamamlayacağı 2025 yılındaki seçimlere kadar Duda ile birlikte çalışmak zorunda.

Devlet petrol şirketi Orlen’de yolsuzluk iddiaları

Tusk ve PiS’in selefleri arasındaki mücadelenin bir başka cephesinde Polonya’nın en büyük şirketi olan devlet kontrolündeki petrol üreticisi Orlen’de yapılması planlanan temizlik ve soruşturma süreciyle ilgili.

Orlen, 2022 yılında Lotos’u devralarak ülkenin enerji sektöründeki hakimiyetini pekiştirmişti. Polonya’nın dolandırıcılıkla mücadele bürosundan yetkililer, geçen hafta Orlen’in genel merkezine ve PiS tarafından atanan genel müdürü Daniel Obajtek’in ofisine baskın düzenlemişti.

Tusk, açıklamasında “Yakında kamuoyu, bazı hükümet temsilcilerinin ve Orlen yönetiminin eylemlerinin şok edici yönlerini de öğrenecek,” ifadelerini kullandı.

Avrupa

Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Yayınlanma

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.

Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.

Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.

Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.

Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.

İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).

Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.

BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.

Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.

Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.

Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.

Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.

Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.

Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.

Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

Yayınlanma

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.

Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.

Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.

Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.

Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.

Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.

Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Sağlık Forumu: AB hastaneleri savaşa hazır değil

Yayınlanma

Uzmanlar, Avrupa sağlık sistemlerinin giderek daha tehditkar hale gelen jeopolitik ortama uyum sağlaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.

Rapporteur’e göre siber saldırılardan dezenformasyona kadar uzanan yeni tehditlere ilişkin tartışmalar, bu hafta Avrupa Sağlık Forumu’nun düzenlendiği Avusturya’nın Bad Hofgastein kasabasının sakin atmosferiyle keskin bir tezat oluşturdu.

Avrupa Hastane ve Sağlık Federasyonu Başkanı Henriette Neumeyer, Ukrayna’daki savaşın, Avrupa’nın askeri krizlerden sadece dolaylı olarak, yani artan sağlık maliyetleri ve diğer ülkelerden gelen hastaların tedavisi yoluyla etkilenmediğini gösterdiğini söyledi.

Neumeyer, “Fakat ulusal düzeyde veya AB faaliyetleri bağlamında farklı senaryolara da hazırlıklı olmalıyız,” dedi.

Neumeyer, çatışmalarda sağlık tesislerine ve çalışanlarına yönelik saldırıları kınamanın yanı sıra, üye ülkeler arasında önemli eşitsizliklere dikkat çekti:

“Avrupa hastanelerinin hazırlık durumuna bakarsak, bazı zorluklarla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Araştırmalar, Almanya veya Hollanda gibi mali açıdan iyi donanımlı sistemlerde bile hazırlık konusunda eksiklikler olduğunu gösteriyor.”

Uzmanlar, sağlık sistemlerinin dayanıklılığının güçlendirilmesinin daha sağlam tedarik zincirleri, işgücü eksikliğini gidermeye yönelik önlemler ve ülkeler arasında daha yakın işbirliği gerektireceği konusunda hemfikirdi.

Son sekiz yılını Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Ukrayna temsilcisi olarak geçiren Jarno Habicht, “Sağlık saldırı altında” dedi ve şöyle devam etti:

“Bence en önemli şey, savaşın sağlık sistemini, insanların sağlığını ve tüm toplumu nasıl bir stres testine tabi tuttuğunu düşünmek.”

Habicht, Rapporteur’a verdiği demeçte, DSÖ’nün Ukrayna’da birinci basamak sağlık merkezleri, hastaneler ve ambulanslar da dahil olmak üzere sağlık hizmetlerine yönelik 3.500’e yakın saldırıyı izlediğini belirtti.

Ayrıca, son aylarda ilaç depolarının giderek artan bir hızla tahrip edilmesi nedeniyle tedarik hatlarında aksaklıklar yaşandığını da vurguladı.

Habiht, “2026 yazından bu yana yaşadığımız bu sürekli baskı ve sivil altyapıya yönelik saldırılar, insani ihtiyaçları artıracaktır,” diye uyardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English