Avrupa
Polonya’dan AB’nin dijital hizmetler yasasına veto

Polonya Cumhurbaşkanı Nawrocki, ABD Başkanı Trump ile müttefik bir tutum sergileyerek, AB’nin Dijital Hizmetler Yasası’nın ülkede uygulanmasını öngören düzenlemeyi veto etti. “İdari sansür” uyarısında bulunan ve düzenlemeyi George Orwell’in 1984 romanındaki “Hakikat Bakanlığı”na benzeten Nawrocki, hükümetin internet üzerindeki yetkisinin sınırlandırılmasını talep etti.
Polonya’nın milliyetçi Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ABD Başkanı Donald Trump ile müttefik bir tutum sergileyerek, Amerikan yönetiminin tepkiyle karşıladığı Avrupa Birliği’nin (AB) sosyal medya yasasının yürürlüğe girmesini veto etti.
Trump ve üst düzey yetkilileri, Elon Musk’ın sahibi olduğu X, Facebook ve Instagram gibi dev platformları içerik denetimine zorlayan AB Dijital Hizmetler Yasası’nı (DSA), sağ görüşlülere yönelik “Orwellvari” bir sansür biçimi olarak nitelendiriyor.
Cumhurbaşkanlığı vetosu, Varşova’daki ulusal düzenleyici kurumların DSA’yı uygulamasını engellerken, Nawrocki’yi AB yanlısı merkezci Başbakan Donald Tusk ile karşı karşıya getirdi.
Polonya’da DSA’yı hayata geçirecek yasa, Tusk’ın parlamentodaki çoğunluğu tarafından kabul edilmişti.
“İnternette neyin serbest olduğuna memurlar karar veremez”
Politico’nun haberine göre Nawrocki, yasanın vatandaşları, özellikle de reşit olmayanları koruma amacının meşru olduğunu kabul etmekle birlikte, Polonya’daki düzenlemenin hükümet yetkililerine çevrimiçi içerik üzerinde aşırı yetki vereceğini ve bunun “idari sansür” ile sonuçlanacağını savundu.
Nawrocki yaptığı açıklamada, ABD’nin yasaya yönelik tutumunu yankılayarak şu ifadeleri kullandı: “Şunu açıkça belirtmek isterim: İnternette neye izin verileceğine hükümete bağlı bir memurun karar verdiği durum, George Orwell’in 1984 romanındaki Hakikat Bakanlığı’nın inşasına benzemektedir.”
Yetkililerin neyin hakikat neyin dezenformasyon olduğuna karar vermesine izin vermenin ifade özgürlüğünü “adım adım” aşındıracağı uyarısında bulunan Nawrocki, çocukları korurken çevrimiçi söylemle ilgili anlaşmazlıkların bağımsız mahkemelerce çözülmesini güvence altına alacak revize edilmiş bir tasarı çağrısında bulundu.
“Cumhurbaşkanı çevrimiçi güvenliği veto etti”
Başbakan Yardımcısı ve Dijital İşler Bakanı Krzysztof Gawkowski, Cumhurbaşkanı’nı çevrimiçi güvenliği baltalamak ve dijital platformların tarafını tutmakla suçlayarak Nawrocki’nin tutumunu reddetti.
Cuma öğleden sonra düzenlenen basın brifinginde konuşan Gawkowski, “Cumhurbaşkanı çevrimiçi güvenliği veto etti” dedi ve yasanın çocukları istismarcılardan, aileleri dezenformasyondan ve kullanıcıları şeffaf olmayan algoritmalardan koruyacağını savundu.
Bakan ayrıca, tasarının çevrimiçi içerik konusunda karar vermek için memurlara değil, açıkça olağan mahkemelere dayandığını belirterek Nawrocki’nin Orwell benzetmelerini geri çevirdi.
Gawkowski, Polonya’nın şu anda AB içinde DSA’nın etkin bir şekilde uygulanmasını sağlayan ulusal mevzuata sahip olmayan az sayıda ülkeden biri olduğunu belirtti ve hükümetin yeni kurallar için çalışmaya devam edeceği taahhüdünü verdi.
Brüksel ile Washington arasında teknoloji gerilimi
Bu siyasi çatışma, sosyal medya yasasının uygulanmasının AB-ABD ilişkilerinde bir gerilim noktası haline geldiği dönemde yaşanıyor.
Brüksel, yasayı ihlal ettiği gerekçesiyle Elon Musk’ın X platformuna 120 milyon avro para cezası kesmiş, bu durum Washington’dan tepki gelmesine neden olmuştu.
Trump yönetimi, teknoloji yasasının mimarlarından eski AB Komisyonu Üyesi Thierry Breton ve dört dezenformasyon uzmanına seyahat yasağı getirmişti.
DSA, şirketlerin küresel cirosunun yüzde 6’sına varan para cezaları ve son çare olarak platformların geçici olarak yasaklanması gibi yaptırımlar öngörüyor.
Hafta başında Avrupa Komisyonu, X kullanıcılarının talepleri üzerine rızaya dayalı olmayan cinsel içerikli görseller üretmeye başlaması üzerine, X’in yapay zeka hizmeti Grok’a yönelik soruşturmasını genişletti.
AB Komisyonu’ndan ihlal prosedürü hatırlatması
Avrupa Komisyonu’nun dijital sözcüsü Thomas Regnier, AB yürütme organının ulusal yasama süreçleri hakkında yorum yapmayacağını belirtti.
Regnier, “Polonya’daki kullanıcıların, içeriklerinin silinmesi veya hesaplarının askıya alınması durumunda platformlara itiraz edebilmek gibi DSA haklarından yararlanabilmeleri için, DSA’nın ulusal hukuka aktarılması şarttır” diye konuştu.
Sözcü, Mayıs 2025’te Dijital Hizmetler Koordinatörü’nün atanmaması ve yetkilendirilmemesi nedeniyle Polonya aleyhine Adalet Divanı’na başvurulduğunu ve ihlal prosedürünün devam ettiğini hatırlattı.
Gawkowski, hükümetin veto edilen yasa tasarısıyla ilgili bir sonraki adımına dair hızlı bir karar vereceğini söylese de, parlamentoya yeniden sunulması halinde yeni tasarının içeriğine dair ayrıntı vermekten kaçındı.
Tusk’ın dört partili koalisyonu, parlamentoda Nawrocki’nin vetolarını aşacak yeterli çoğunluğa sahip değil. Gelecek yıl yeniden seçime gidecek hükümet için bu durum, kilit yasal düzenlemeler üzerinde siyasi bir kilitlenme yaratmış durumda.
Nawrocki ise müttefiki olduğu Hukuk ve Adalet (PiS) partisinin, 2023’te Tusk’a karşı kaybettiği iktidarı geri almasına yardımcı olmayı hedefliyor.
Silikon Vadisi, Trump’ın desteğiyle AB teknoloji kurallarına karşı savaşıyor
Avrupa
Ukrayna’ya bütçe desteği çıkmadı: AB kredileri öne çekmeye yanaşmıyor

Avrupa Birliği, artan askeri harcamalar nedeniyle ek bütçe desteği isteyen Ukrayna’nın talebini geri çevirerek Kiev’i diğer müttefiklere yönlendirdi. Ukrayna tarafı 27 milyar euroluk yeni finansman açığı bildirirken Brüksel kredilerin öne çekilmesinin 2027 yılında dengeleri bozacağı görüşünde.
Avrupa Birliği (AB), artan askeri harcamalar nedeniyle bütçesinde 27 milyar euroluk ayeni bir açıkla karşılaşan Ukrayna’nın ek finansman talebini geri çevirdi.
Bloomberg’in konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre Brüksel, kredilerin öne çekilerek erken ödenmesinin 2027 yılında mali sorunlar yaratacağını belirterek Kiev yönetimini Kanada, Norveç ve Japonya gibi diğer ortaklara yönlendirdi.
Ukrayna yönetimi, tırmanan savaş maliyetleri sebebiyle 27 milyar euro (yaklaşık 30,4 milyar dolar) düzeyinde ek finansman açığı oluştuğunu bildirmiş ve AB’den kredi dilimlerinin serbest bırakılmasını hızlandırmasını istemişti.
Habere göre AB yetkilileri, 2027 yılı için planlanan kredi paketinden 45 milyar euroluk kısmı süratle tahsis etmeyi planlıyor; fakat bu aktarım en erken gelecek yılın başında yapılabilecek.
Birlik bünyesinde Ukrayna’nın ek bütçe ve savunma ihtiyaçlarının tespitine yönelik çalışmaların da eş zamanlı yürütülmesi öngörülüyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen arasında geçen hafta yapılan görüşmede finansman başlığının gerginliğe yol açtığı aktarıldı.
Von der Leyen, temasın ardından yaptığı açıklamada Ukrayna’ya ek savunma desteği sağlanacağını teyit ederken bütçe yardımlarının devamının Ukrayna Parlamentosu’ndaki reform sürecine bağlı olduğunu kaydetti.
Von der Leyen, AB’nin elinde yıl sonuna kadar kullanılabilecek 37 milyar euro kaldığını dile getirdi.
Ukrayna Başbakanı Sergey Koretskiy eylül ayında yaptığı değerlendirmede kamu maliyesinin durumunu kritik seviyeye yakın olarak nitelendirmişti.
Ukrayna Maliye Bakanlığı, 2026 ile 2029 yılları arasında yaklaşık 146 milyar dolarlık dış finansmana ihtiyaç duyulacağını hesaplıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ise Ukrayna’nın 2029 yılına kadar 54 milyar dolara varan finansman açığıyla karşı karşıya kalacağını öngörüyor.
Buna karşılık AB Komisyonu’nun Ekonomiden Sorumlu Üyesi Valdis Dombrovskis, Ukrayna’nın 2026 yılı bütçe ihtiyaçlarının büyük ölçüde güvence altına alındığını savundu.
Dombrovskis, sahadaki gereksinimin Kiev’in iddia ettiği kadar acil olmayabileceğini belirterek Avrupa Komisyonu ile IMF’nin 27 milyar dolarlık açık hesabını henüz teyit etmediğini bildirdi.
Avrupa
AB’ye geri dönüş Londra’ya serbest ticaret anlaşmalarını feda ettirebilir

İngiltere’de yeni Başbakan Andy Burnham’ın AB’ye geri dönüş olasılığını gündeme alması, İşçi Partili eski hükümet yetkililerinin maliyet uyarılarına yol açtı. Bloomberg’ün haberinde, Margaret Thatcher döneminde kazanılan bütçe indiriminin kalkması halinde Londra’nın yıllık 5 milyar sterlin ek harcamayla karşılaşacağı ve Brexit sonrası imzalanan üçüncü ülke anlaşmalarının iptal edileceği kaydedildi.
İngiltere’nin Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olarak geri dönmesi durumunda, ülkenin her yıl yaklaşık 5 milyar sterlin (6,6 milyar dolar) ek harcama yapmak zorunda kalabileceği belirtildi.
Bloomberg’in eski Başbakan Keir Starmer yönetiminde görev almış İşçi Partili yetkililere dayandırdığı habere göre, olası bir geri dönüş Londra açısından ciddi bir mali yük ve ticari tavizler getirecek.
Söz konusu maliyet artışının temel nedenlerinden birini, eski Başbakan Margaret Thatcher döneminde elde edilen bütçe indiriminin kaldırılma ihtimali oluşturuyor.
İngiltere’nin ortak AB bütçesine yaptığı net katkıyı yüzde 66 oranında düşüren bu mekanizmanın yürürlükten kalkması, Starmer’ın eski çalışma arkadaşlarına göre İngiliz ekonomisine doğrudan ek yük getirecek.
Yetkililer mali faturaya karşılık Brüksel’in bazı başlıklarda taviz verebileceğini dile getiriyor.
Bu kapsamda AB yönetiminin, İngiltere’yi Schengen Bölgesi’ne katılmaya ya da euro para birimine geçmeye zorlamayabileceği değerlendiriliyor.
Buna karşın üyeliğe dönüş doğrudan mali harcamaların ötesinde kapsamlı ticari zorunlulukları da beraberinde getirecek.
Haberde, Londra’nın AB’den ayrıldıktan sonra üçüncü ülkelerle imzaladığı bütün bağımsız ticaret anlaşmalarını iptal etmek zorunda kalacağına dikkat çekildi.
Temmuz ayı sonunda başbakanlık görevinden ayrıldığını duyuran Keir Starmer’ın yerine geçen yeni Başbakan Andy Burnham, bir sonraki genel seçimlerde İngiltere’nin birliğe geri dönüşü için kampanya başlatabileceğini açıklamıştı.
Yıl sonunda düzenlenmesi planlanan zirvede ele alacağı üç seçeneği paylaşan Burnham; tam üyelik, AB tek pazarına erişim ve gümrük birliğine katılım başlıklarını değerlendireceğini bildirdi.
Starmer da başbakanlığı öncesinde Brexit sürecine destek vermemiş, ayrılık koşullarının yumuşatılmasını savunarak sürecin iptalini de seçenekler arasına alan ikinci bir teyit referandumu düzenlenmesi için çaba göstermişti.
İngiltere’de 23 Haziran 2016 tarihinde yapılan referandumda seçmenlerin yüzde 51,9’u birlikten ayrılma yönünde oy kullanmıştı.
Ülke, 47 yıllık üyeliğin ardından 31 Ocak 2020’de AB’den resmen ayrıldı. Londra, üyelik sürecinde çeşitli ayrıcalıklar ve istisnalar içeren özel bir statüye sahipti.
Avrupa
Hamburg Limanı, NATO askeri lojistiği için modernize edilecek

Almanya, Hamburg Limanı’nı hem ekonomik rekabet gücünü artırmak hem de NATO’nun savunma lojistiğine hizmet etmek amacıyla genişletmeye hazırlanıyor. Federal hükümetin 2028 yılından itibaren kaynak aktaracağı projeyle rıhtımlar yenilenecek, gemi dönüş alanı 600 metreye çıkarılacak.
Almanya’nın en büyük limanı konumundaki Hamburg Limanı, hem ülke ekonomisini canlandırma hem de NATO’nun askeri lojistik ihtiyaçlarını karşılama hedefiyle kapsamlı bir yenileme sürecine giriyor.
Bild gazetesinin haberine göre limanın, 2028 yılından itibaren özel bir federal fondan mali destek alması planlanıyor.
Hamburg liman sahalarının devlet teşvik haritasına dahil edilmesine ilişkin resmi kararın bu yılın sonuna kadar çıkması bekleniyor.
Projeyle birlikte rıhtım duvarlarının yenilenmesi, eskiyen vinçlerin modern alternatifleriyle değiştirilmesi ve bağlantı yollarının geliştirilmesi hedefleniyor.
Yatırımların temel amacını, limanın Avrupa’nın önde gelen lojistik merkezleri arasındaki konumunu yeniden güçlendirmek oluşturuyor.
Liman altyapısında sivil ve askeri hedefleri birleştiren “çift kullanım” yaklaşımı öne çıkıyor.
Plan çerçevesinde inşa edilecek altyapı, standart konteyner trafiğini hızlandırmanın yanı sıra olası bir kriz anında NATO’ya ait ağır askeri teçhizat ve zırhlı araçların sevkiyatına da kesintisiz lojistik zemin hazırlayacak.
Gazetenin aktardığı ayrıntılara göre 2030’lu yıllara kadar gemi manevra alanının çapının 600 metreye çıkarılması öngörülüyor. Bu genişletme adımı, yeni nesil mega konteyner gemilerinin limana güvenli şekilde yanaşabilmesini sağlayacak.
Liman idaresi, yılın başında kaydedilen yük trafiğindeki gerileme ve pazar payı kaybının ardından toparlanma işaretleri görüldüğünü bildirdi.
İyileşme sürecinde, liman işletmecisi HHLA şirketinin bir buçuk yıldır kilit hissedarları arasında yer alan dünyanın en büyük deniz taşımacılığı firması MSC belirleyici rol oynuyor.
Şirket, HHLA terminalleri üzerinden gerçekleştirdiği elleçleme hacmini artırma taahhüdünde bulundu.
Hamburg eyalet yönetimi ise büyük taşımacılık şirketlerine bağımlılığı dengelemek adına yük trafiğini çeşitlendirme arayışını sürdürüyor.
Hamburg Ekonomi Senatörü Melanie Leonhard, kentin Avrupa, Güney Amerika ve Hindistan ile ticari bağlarını genişletmeyi hedeflediklerini açıkladı.
Almanya’nın liman hamlesi, savunma harcamalarındaki genel artış eğilimiyle eşzamanlı ilerliyor.
2025 yılında Avrupa’da savunmaya en fazla bütçe ayıran ülke olan Almanya’nın, ordunun imkanlarını geliştirerek 2030’a kadar kıtanın önde gelen askeri gücüne dönüşebileceği belirtiliyor.
ABD merkezli Foreign Affairs dergisi şubat ayındaki değerlendirmesinde, Berlin’in bu askeri yükselişinin Avrupa’yı güçlendirmek yerine kıta içinde yeni bölünmelere yol açabileceği uyarısına yer vermişti.
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak










