Dünya Basını

Prof. Sachs: Küresel ekonomi mutlak bir kırılmanın eşiğinde

Yayınlanma

Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi Direktörü Profesör Jeffrey Sachs, küresel ekonominin ABD’nin sürdürülemez hegemonya arayışı ve jeopolitik çatışmalar nedeniyle mutlak bir parçalanmanın eşiğinde olduğunu bildirdi. Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen’a değerlendirmelerde bulunan Sachs; Avrupa’nın Rusya ile bağlarını kopararak stratejik bir intihara sürüklendiğini, ABD’nin ise iktisadi rasyonaliteyi terk ederek ekonomiyi bir savaş enstrümanına dönüştürdüğünü kaydetti.

Dünyaca ünlü iktisatçı ve Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi Direktörü Profesör Jeffrey Sachs, Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen ile gerçekleştirdiği mülakatta, küresel ekonomi ve uluslararası ilişkilerin geleceğine dair karamsar bir tablo çizdi.

Sachs, halihazırda devam eden Rusya-Ukrayna savaşı, Ortadoğu’daki gerilimler ve ABD’nin Çin’e karşı yürüttüğü ekonomik savaşın, son on yıllarda inşa edilen küresel ekonomik entegrasyonu geri dönülemez bir şekilde parçaladığını vurguladı.

Küresel sistemin yapı taşlarını oluşturan deniz taşımacılığı koridorları, doğal kaynak erişimi ve teknoloji transferi gibi unsurların artık birer silah olarak kullanıldığını belirten Sachs, dünyanın büyük bir ekonomik çöküşün eşiğinde durduğunu ifade etti.

“Avrupa ekonomik olarak tamamen başıboş kalmış durumda”

Profesör Sachs, küresel ekonomideki en büyük yapısal hasarın Avrupa ve Rusya arasındaki bağların kopmasıyla yaşandığını kaydetti.

Avrupa’nın on yıllar boyunca en önemli enerji ve doğal kaynak tedarikçisi olan Rusya ile ilişkilerini sonlandırmasının, kıta ekonomisi için “kendi kendine zarar verme” niteliği taşıdığını dile getiren Sachs, bu durumun nesiller boyu onarılamayacak bir tahribat yarattığını söyledi.

Avrupa’nın bu süreçte en büyük kaybeden olduğunu vurgulayan Sachs, “Avrupa, ana doğal kaynak tedarikçisi olan Rusya ile bağlarını kopardı ve şu an elinde kalan tek şey istikrarsız, saldırgan ve küçümseyici bir tutum sergileyen Amerika Birleşik Devletleri’dir” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa’nın iktisadi bir akıntıya kapıldığını ve stratejik özerkliğini yitirdiğini belirten Sachs, ticaret ve yatırım ilişkilerinin artık bölgeselleştiğini ifade etti.

Asya ve Afrika içinde karşılıklı yatırımların güçlendiğine dikkat çeken profesör, Avrupa’nın ise bu yeni coğrafi gerçeklikte dışlandığını kaydetti. Sachs, bu eğilimin önümüzdeki aylarda veya haftalarda değişmeyecek kadar derin bir nitelik taşıdığını sözlerine ekledi.

“Küresel ekonomi mutlak bir kırılmanın eşiğinde duruyor”

Küresel dengelerin pamuk ipliğine bağlı olduğunu söyleyen Sachs, özellikle ABD’nin İran ile doğrudan bir savaşa girme riskinin yüzde 50 veya daha yüksek bir ihtimal olduğunu belirtti. Böyle bir çatışmanın sonuçlarının her koşulda yıkıcı olacağını ifade eden Sachs, “Bu kulağa melodramatik gelebilir ancak gerçektir; küresel ekonomi günlerle veya haftalarla ölçülebilecek bir zaman dilimi içinde dengede durmaya çalışıyor” uyarısında bulundu.

Washington yönetiminin kurumsal yapısını yitirdiğini ve İsrail’in “kontrolden çıkmış bir savaş devletine” dönüştüğünü dile getiren Sachs, ABD’nin artık sahip olmadığı bir üstünlüğü korumak adına rejim değişikliği operasyonlarına ve savaşlara başvurduğunu kaydetti.

Sachs, entegre bir dünya ekonomisinin parçalanmasının reel bir gerçeklik olduğunu ve yakın gelecekte eski haline dönmesinin beklenmediğini vurguladı.

Dijital ekonominin doğası gereği ABD’nin güvenlik gerekçeleriyle Çin’den kopuk, ABD merkezli bir blok oluşturmaya çalıştığını belirten Sachs, bu durumun küresel ticaret sistemini uzun yıllar boyunca felce uğratacağını bildirdi.

“Ekonomi artık refah için değil güç için yönetiliyor”

Jeffrey Sachs, mülakatta iktisat biliminin tarihsel gelişimi ile günümüzdeki sapmalar arasındaki uçuruma da değindi. Kırk altı yıldır uluslararası ticaret dersleri verdiğini hatırlatan Sachs, Adam Smith’in “Ulusların Zenginliği” eserinin 250. yıldönümünde, Smith’in ortaya koyduğu “karşılıklı fayda” ilkesinin yerini “kazan-kaybet” mantığına bıraktığını söyledi.

Smith’in açık ticaretin tüm uluslar için bir refah kaynağı olduğu yönündeki hümanist yaklaşımının Washington’daki stratejistler tarafından terk edildiğini belirten Sachs, “Ekonomi, uluslararası ilişkiler uzmanları tarafından ele geçirildi ve Amerikan hegemonyasını korumak için bir enstrüman haline getirildi” dedi.

Sachs, Biden yönetiminin Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ve Savaş Bakanlığı Müsteşarı Elbridge Colby gibi isimlerin, ekonomiyi sadece jeopolitik üstünlük kurma aracı olarak gördüklerini kaydetti. Bu yaklaşımın iktisadi açıdan “akıl dışı ve yıkıcı” olduğunu ifade eden profesör, küresel refahın temelini oluşturan serbest ticaret yapısının güvenlik gerekçeleriyle yerle bir edildiğini vurguladı.

Sachs, “Küreselleşme başarısız olmadı; aksine gelişmekte olan ülkeler için hızlı bir ilerleme sağladığı için başarılı oldu. Ancak bu başarı, ABD’nin küresel üretimdeki payını azalttığı için Washington’daki stratejistleri telaşlandırdı. Onlar Amerikan halkının refahını değil, Amerikan tahakkümünü korumak istiyorlar” ifadelerini kullandı.

“ABD bugün dünyanın en tehlikeli ülkesi haline geldi”

Profesör Sachs, ABD’nin küresel hakimiyet hırsı ile gerçeklik arasındaki uçurumun büyük bir tehlike yarattığını belirtti.

Washington’daki siyasi sınıfın yozlaşmış ve paradan güç alan bir yapıya büründüğünü belirten Sachs, bu kadroların hem Amerikan halkının gerçek sorunlarından hem de dünyanın değişen dinamiklerinden otuz yıl geride kaldığını söyledi.

Gallup verilerine atıfta bulunan Sachs, Amerikan halkının sadece beşte birinin ülkenin doğru yolda olduğuna inandığını, büyük çoğunluğun ise gidişattan memnuniyetsiz olduğunu hatırlattı.

ABD’nin kendi yanılsamalarını takip ederken dünyaya büyük zararlar verdiğini ifade eden Sachs, “Bir ülke elde edemeyeceği küresel hakimiyet hayalinin peşinden koştuğunda ve gerçeklikle arasındaki boşluğu hayalleriyle doldurmaya çalıştığında ortaya sadece yıkım çıkar” dedi.

Sachs, ABD’nin bu süreçte “küçük ortağı” olarak tanımladığı İsrail tarafından da kışkırtıldığını ve her iki ülkenin de rasyonel olmayan, tarihsel ve dini saplantılarla hareket ettiğini ileri sürdü.

“Asya bu sürecin tek ve nihai kazananı olacak”

Deniz yollarındaki seyrüsefer serbestisinin ve uluslararası hukuk ilkelerinin ABD tarafından bizzat ihlal edildiğini belirten Sachs, Trump’ın “gemilere el koyma ve kargoları yağmalama” söylemlerinin aslında Washington’da kapalı kapılar ardında konuşulan bir “korsanlık” zihniyetinin dışavurumu olduğunu kaydetti.

Venezuela, Küba ve İran’a yönelik ablukaların bu zihniyetin bir parçası olduğunu söyleyen Sachs, ancak bu yöntemin Asya’da işleyemeyeceğini vurguladı.

Sachs, ABD’nin askeri ve teknolojik üstünlüğünün artık eskisi kadar etkileyici olmadığını, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran’ın askeri kapasitelerinin yükseldiğini ifade etti.

ABD’nin pahalı ve hantal silah sistemlerinin günümüzün teknolojik harp gereklerine uygun olmadığını belirten profesör, “Asya’ya yaklaştıkça ABD’nin etkisi hızla azalıyor. Çin, devasa bir donanma ve yapay zeka destekli çok gelişmiş bir askeri yapı inşa ediyor. ABD’nin Asya’da artık hegemonya kurma şansı kalmadı” değerlendirmesinde bulundu.

Çin’in kendi bölgesinde, örneğin Tayvan konusunda bir hamle yapması durumunda ABD’nin buna karşılık verebilecek bir askeri kapasitesinin veya tedarik zinciri derinliğinin bulunmadığını söyleyen Sachs, Amerikan savunma sanayiinin de bu gerçekliği kabul ettiğini ancak çözüm üretmekten uzak olduğunu bildirdi.

Sachs, Avrupa’nın coğrafi gerçekleri ve değişen güç dengelerini anlayacak yeni bir siyasi girişim ortaya koymadığı sürece ekonomik ve stratejik olarak tamamen devre dışı kalacağını belirterek sözlerini tamamladı.

Jeffrey Sachs, mevcut Amerikan yönetiminin izlediği yolun rasyonel olmadığını ve dünyanın en tehlikeli aktörü haline geldiğini yineleyerek, küresel durumun önümüzdeki birkaç hafta içinde fiziksel altyapıların ağır hasar göreceği bir topyekun savaşla çok daha kötüleşebileceği uyarısını yaptı.

Profesör Sachs, hem Avrupa hem de ABD’deki siyasi elitlerin 34 yıl önce Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla oluşan “tek kutuplu dünya” illüzyonuna takılıp kaldıklarını, oysa o gün bile tam anlamıyla gerçek olmayan bu durumun bugün tamamen bir hayalden ibaret olduğunu ifade etti.

Çok Okunanlar

Exit mobile version