Görüş

Rusya ekonomisinin dönüşümü, 2025 – 3

Yayınlanma

Ücret ve istihdam (2)

2019’dan sonra ücret dilimlerin ekonominin genelinde ve başlıca sektörlerinde istihdam payındaki ve ortalama reel ücretlerindeki dinamikleri göstermek de aynı ölçüde önemli, çünkü ancak böylelikle dilimlerin toplam ücret ödemelerinden aldığı payla ilgili daha nesnel bir yorum yapabiliriz. Aşağıdaki grafiklerde ücret dilimleri 2025 fiyatlarına göre reel ücretler olarak sınıflandırıldı; dolayısıyla ücret artışları da enflasyon karşısında erimeyen reel ücret artışlarını gösteriyor. Yatay eksen ücret dilimleri, sol dikey eksen yüzdelik paylar, sağ dikey eksen ise reel ücretler. İlk grafik ekonominin genel durumunu yansıtıyor.

Demek ki, 2021 sonrası en yüksek gelir diliminin istihdamdaki payında yüzde 5’e yakın bir daralma var. En alt gelir diliminin payında bir değişiklik yok. İkinci gruptaki artış yüzde 3’e yakın; orta dilimlerde bu oran yüzde 5’e yaklaşıyor. Dokuzuncu dilim de tıpkı birincisi gibi sabit görünüyor. Öte yandan bütün dilimlerin ücretlerinde reel anlamda yüzde 20—30 arasında bir artış var. Grafikte belirtilmemiş olsa bile 2025 itibariyle en alt dilim ortalamada asgari ücretin 1,10, en üst dilim ise 14 katı ücret alıyor. 2—9’uncu gruplar asgari ücretin 1,70 katıyla 6,70 katı arasında doğrusal dağılıyor. Birinci ve sonuncu dilimler arasındaki ücret farkı 2009’da 14,7 kattan 2025’te 12,7 kata düşmüş.

Rusya ekonomisinin dönüşümü, 2025 – 2

Ücret eşitsizliği Gini katsayısında da görülebilir. Rosstat verilerine göre Rusya’da Gini katsayısı 2009’da 0,421’di, 2022’de 0,398’e kadar düştü, ancak 2024’te gene 0,408’e yükseldi. Ne var ki bu veriler bütün hanehalkı gelirlerini esas alıyor. Bense sadece ücretlerle ilgili daha farklı bir hesap yöntemi kullandım. Bulduğum bu sonuçlar Dünya Bankası ve Dünya Sağlık Örgütü ölçümleriyle neredeyse tamamen örtüşüyor. Buna göre 2009’da 0,381 olan Gini katsayısı 2025’te 0,356’ya düşmüştü. Bu dönemdeki en düşük oran ise 2023’te 0,355 şeklinde ölçülüyor. (Yeri gelmişken, Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’nin Gini katsayısı 2022’de 0,445’ti. Bu katsayı ABD’de 0,418.)

Bütün bunlara dayanarak beş temel çıkarım yapılabilir. Birincisi, tıpkı toplam ücret artışının resmedildiği grafikte görüldüğü gibi, bu artışın tepede belirlenmiş bir iktisat siyaseti olduğu anlaşılıyor. 3—8’inci gruplar arasındaki diğerlerinden daha yüksek artış eğilimi toplam işgücü açığının olduğu kadar esasen emek üretkenliği (yani aynı zamanda uzman eleman) ihtiyacının artmakta olduğuna yorulmalı. İkincisi, böyle bir siyaset ister istemez mutlak artıdeğer oranını düşüreceği için sektörlerde tepkiyle karşılanacak ve tersine çevrilmeye çalışılacaktır. Özellikle diğerlerine sunduğu kredinin karşılığını derhal almak isteyen finans sektörünün ve ona doğrudan bağımlı olan imalat sektörünün buna direnmesi beklenir. Üçüncüsü, bununla birlikte uzman eleman ihtiyacı sermayenin organik bileşiminde de artış meydana geldiğini gösterir; dolayısıyla bu durum devam ettiği sürece yüksek ücret dilimlerinde reel ücretlerin yükselme eğilimi sürecektir. Dördüncüsü, sermayenin organik bileşiminin artması ancak yeterli sermaye birikimine sahip olan veya aşağı yukarı aynı anlama gelmek üzere banka kredisi musluklarını daha kolay açabilen işletmelerde sözkonusu olmalı, bunlar da esas itibariyle devlet işletmeleri ve büyük burjuvaziye ait dev işletmelerdir. Ancak birinci bölümde gördük ki, küçük ve özellikle ortaburjuvazi, en çok imalat ve startuplar bu olanaklara az çok sahiptir, ancak diğerleri kâr oranını korumak için düşük ücret veya ücretleri düşük göstererek kamu ödemelerini kısmaya çalışacaktır. Ve son olarak beşincisi, özellikle en üst dilimin (yani gerçekte burjuvazinin) yarattığı ücret eşitsizliğini gidermek için siyasi irade konulduğu da anlaşılıyor. Bu eşitsizlik devam ediyor olsa bile 2019’dan sonra yüzde 16’ya yakın düştü.

Emek üretkenliği meselesi özel bir önem taşıyor, bu görece kısa yazının kapsamı dışında bırakmak daha doğru alacak. Emek üretkenliği ve yüksek ücretlerle teşvik siyaseti sosyalizm teorilerinde çok ayrıntılı şekilde tartışılmış ve Sovyetler Birliği’nin çöküşünün başlıca nedenlerinden biri sayıldığı için çağdaş Rusya’da da ekonomi gündeminden hiç çıkmamıştır. Ücret dilimleri arasında uzmanlığa (çıktı miktarına veya toplam kârlılığa) göre büyük farklar üretkenlik teşvikinin başlıca yoludur. Eğer yöneticilerin doğrudan doğruya büyük burjuvazinin bileşeni olarak aldığı muazzam paraları dışında tutarsak, çalışanların ücret dilimleri arasındaki katlanan farklar uygulamasına her halükârda devam edilecektir; bu bilinçli bir ücret siyasetidir. Aynı şekilde, 10’uncu ücret diliminin payının artış oranındaki düzenli azalma, bu dilimin en tepesinin gerçekte işgücü değil aslında burjuvazinin fiili kâr ödemeleri olmasından kaynaklanır.

İstihdam, ücret dilimleri ve ücret artış oranları ilişkisini sektörel seviyede burada ele almayacağım. Ancak ekonominin genelinde 2—8’inci ücret dilimlerindeki yüzde 30 artış oranının aslında bu alt sektörlerde çok daha yüksek olduğunu belirtmek gerek. Mesela zaten bütün diğer sektörlerden daha yüksek ücret alan mineral alanında bu dilimlerdeki artış oranı yüzde 30’un altındadır. Kamu; elektrik, gaz, su; sağlık ve eğitimde yüzde 20 seviyesinde, hatta daha azdır (bu durum kârsız çalışan kamu işletmelerinde istihdam kaybının da başlıca nedenidir); buna karşılık tarımda yüzde 50, imalatta 40, inşaatta 45, ulaştırmada 35, iletişimde yüzde 65 artış gözlenir.

Kamu sektörü üzerinde özel olarak durmak gerekli. Birincisi, bu sektörde uzman işgücü ihtiyacı çok daha az, dolayısıyla istihdam yığılmasının alt ücret dilimlerinde olması anlaşılır. Bununla birlikte gene bu alt dilimlerde ücret artış oranı diğer kamu yoğunluklu sektörlerin üzerinde. Bu durum, genel ücret artışının kitlelerin siyasi konsolidasyonu amacı güttüğünü de gösterir. Başka deyişle kârlılığı olmayan veya çok düşük kârla çalışan verimsiz sektörlerde bile ücret artış oranlarının yüksek olması, emekçilerin artan refahtan aldığı payı artırmaya yöneliktir ve bu siyasi bir tercihtir.

İkincisi ve daha önemlisi şu: kamu sektörü kamu güvenliğini, yani en genelde kolluk ve özel olarak orduyu da kapsıyor. Yani kamu ödemelerinin çok önemli bir kısmının Savunma Bakanlığı’nın sözleşmeli personel ödemeleri olması gerekli. Üstelik bunlar çok yüksek ödemeler. Fikir vermesi için dolar cinsinden yazmak anlamlı olabilir. Çatışma alanında görev alan sözleşmeli personele aylık en az 2.500 dolar ödeniyor; bu aylık ödemelerin miktarı 5.000 doları bulabiliyor. Sözleşmenin imzalanmasıyla birlikte federal hükümet tarafından tek seferlik 18 bin dolar, bölge (cumhuriyet, oblast, kray, vb.) hükümetleri tarafından da 10–30 bin dolar arası ödeniyor. Sözleşmeli personele büyüklüğü bölgeye göre değişen miktarlarda arazi tahsis ediliyor, 125 bin dolara kadar borçları siliniyor ve çatışmadaki başarılarına göre (esir, ganimet, arazi, vb.) ek prim ödemeleri yapılıyor (örneğin Leopard tankı ele geçiren personele 12 bin dolar ödeniyordu). Ve en önemlisi, bu insanların önemli bir bölümü cepheden döndükten sonra gelecekteki devlet yöneticileri olarak eğitiliyor ve istihdam ediliyor.

Ancak bunların hepsi de sektörel istihdam ve ücret kayıtlarına girmeyen gri alanda. Bu nereden belli? Birincisi, 2021—2025 döneminde kamu sektörü yeni işgücü almak şöyle dursun 90 binden çok işgücünü kaybetmiş. İkincisi, 2025’te kamu sektöründe 2.000 dolar ve üzeri ücret alanların sayısı sadece 107.310. Bunların içinde sivil ve askeri bürokrasiden en üst düzey federal ve bölgesel yöneticiler de var. Oysa bu yılın ilk yarısı itibariyle Savunma Bakanlığı’nda 450 bin kadar sözleşmeli personel kayıtlıydı. Demek ki bu sektörün istihdam verileri, keza birinci noktada söylediklerim de sadece cephe gerisinde memur yahut rütbe ödemelerini kapsıyor. Dolayısıyla genel ücret tablosunda muazzam ücretler ödenen bu 450 bine yakın sözleşmeli askeri personelin görünmeyişi, gerçek ortalama reel ücretlerin daha da yüksek olduğuna yorulmalı.

Rusya ekonomisinin dönüşümü, 2025 – 1

Çok Okunanlar

Exit mobile version