Diplomasi

Schiller Enstitüsü forumundan uyarı: İran savaşı nükleer hesaplaşma riski taşıyor

Yayınlanma

Schiller Enstitüsü bünyesindeki Uluslararası Barış Koalisyonu, küresel gerilimin tırmandığı bir dönemde düzenlediği forumda, İran’a yönelik savaşın nükleer bir felaketi tetikleyebileceği ve uluslararası hukuk düzenini tamamen çökertebileceği uyarısında bulundu.

Schiller Enstitüsü’nün Uluslararası Barış Koalisyonu (IPC), cuma günü Güneybatı Asya’da derinleşen çatışmaların gölgesinde 145. haftalık toplantısını gerçekleştirdi. Katılımcılar, İran’ı hedef alan savaşın küresel çapta bir cepheleşmeye yol açabileceği ve uluslararası düzeni istikrarsızlaştırabileceğine dair endişelerini dile getirdi.

“Düşünülemez Olanı Durdurmak İçin Kararlı Olun!” başlıklı çevrimiçi forumun konuşmacıları arasında Schiller Enstitüsü kurucusu Helga Zepp-LaRouche, İran’ın Meksika Büyükelçisi Mohammad Hassan Pasande, eski Guyana Devlet Başkanı Donald Ramotar, Katolik rahibi ve barış aktivisti Harry Bury ile çok sayıda analist ve aktivist yer aldı. Tartışmalar, katılımcıların “son onlarca yılın en tehlikeli krizlerinden biri” olarak nitelediği çatışmanın jeopolitik ve insani sonuçları üzerinde yoğunlaştı.

Etkinliğin moderatörlüğünü üstlenen Schiller Enstitüsü organizatörü Anastasia Battle, oturumu Uluslararası Barış Koalisyonu’nun kuruluş amacını hatırlatarak açtı. Battle, forumun dünyada gerçek barışı tesis etmek amacıyla farklı felsefe, din, milliyet ve kültürlerden insanları bir araya getiren uluslararası bir barış hareketi oluşturmak için kurulduğunu belirtti.

Farklı görüşler arasında diyalog kurulması gerektiğini vurgulayan Battle, “Eğer bunu gerçekten başaracaksak, kendi aramızda bir diyalog süreci yürütmeli, faaliyetlerimizi koordine etmeli ve ‘dost düşmanlarımız’ dahil tüm dostlarımızla birlikte daha yüce bir hakikate ulaşmalıyız” dedi.

“İran’a karşı savaşta üçüncü haftaya giriyoruz”

Stratejik tartışmanın açılışını yapan Zepp-LaRouche, devam eden çatışmaları küresel politikada tehlikeli bir dönüm noktası olarak tanımladı.

“İran’a karşı savaşta şu an üçüncü haftaya giriyoruz” diyen Zepp-LaRouche, yaşananları “kışkırtılmamış bir saldırı savaşı” olarak niteledi.

Zepp-LaRouche’a göre Tahran’da rejim değişikliği hedefi açıkça başarısız oldu: “İran’da rejim değişikliği hedefine ulaşılamadığı ortada. Görünürde bir zafer yok.”

Askeri harekatın başarılı olma ihtimalinin düşük olduğunu önceden bildiren istihbarat değerlendirmelerine dikkat çeken Zepp-LaRouche, “ABD’de 28 Şubat’tan bir hafta önce yayımlanan gizli bir ulusal istihbarat raporunda, geniş çaplı bir saldırının bile İran’da rejim değişikliğine yol açmayacağı belirtilmişti” ifadesini kullandı.

Bu uyarılara rağmen saldırı kararının Washington’daki kilit isimler tarafından zorlandığını kaydeden Zepp-LaRouche; ABD Başkanı Donald Trump’ın Pete Hegseth, Marco Rubio, Steve Witkoff ve Jared Kushner gibi danışmanları tarafından ikna edildiğine dair işaretler verdiğini belirtti.

Rubio’nun saldırıyı “tamamen tuhaf bir mantıkla” kamuoyu önünde savunduğunu ekleyen Zepp-LaRouche, Rubio’nun “İsrail’in İran’a saldırmaya hazırlandığı ve Tahran’ın buna karşılık vereceği, bu nedenle ABD’nin önleyici bir saldırı yapması gerektiği” yönündeki argümanını aktardı.

Zepp-LaRouche, “Peki durum ne? Sonuç olarak tam bir stratejik kargaşanın içindeyiz” dedi.

“Uluslararası hukukun yok sayıldığı bir hukuksuzluğa sürükleniyoruz”

Zepp-LaRouche, çatışmanın uluslararası normlardaki geniş çaplı aşınmayı yansıttığı uyarısında bulundu.

“Bu kesinlikle yeni bir evre” diyen Zepp-LaRouche, devletlerin seçilmiş liderlerinin kaçırılma veya suikast yoluyla hedef alınarak ortadan kaldırılmasını, bir “hukuksuzluk batağına saplanma” işareti olarak değerlendirdi.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırıldığı iddiası ve İran’ın dini liderine yönelik suikast gibi olayların uluslararası hukuk düzeninin çöküşünü simgelediğini ifade eden Zepp-LaRouche, “Uluslararası hukukun resmen yok sayıldığı bir hukuksuzluğa sürükleniyoruz” diye konuştu.

Zepp-LaRouche ayrıca, stratejik bombardımanların hedeflerine ulaşamaması durumunda askeri faaliyetlerin hızla şiddetlenebileceği uyarısında bulundu. Atlantic Council danışmanı Harlan Ullman’ın, tarihte bombardıman yoluyla teslimiyetin yalnızca nükleer silahlarla sağlandığını öne süren makalesine atıf yaptı.

Zepp-LaRouche, “Ullman, stratejik bombardımanın tarih boyunca Hiroşima ve Nagazaki dışında amacına hiç ulaşmadığını yazdı. Dolayısıyla, eğer Trump İran’ı teslim olmaya zorlamak istiyorsa, bu ‘şok ve dehşeti’ ancak nükleer silahlar yaratabilir” dedi.

Bunun sonuçlarının felaket olacağını vurgulayan Zepp-LaRouche, “Bu durum göz açıp kapayıncaya kadar bir şiddet sarmalına yol açabilir. İnsan neslinin tükenme tehlikesi daha önce hiç bu kadar büyük olmamıştı” uyarısında bulundu.

“Bu savaş diplomasiye bir ihanet”

İran’ın Meksika Büyükelçisi Mohammad Hassan Pasande, foruma yaptığı açıklamada, Tahran’ın bu çatışmayı hem yasa dışı hem de haksız bulduğunu belirtti.

Pasande, “28 Şubat’tan bu yana İran, adaletsiz ve eşitsiz bir savaşın kurbanı oldu. Bu savaş pek çok insani sınırı aştı” diye konuştu.

Saldırının müzakereler sürerken gerçekleştiğini kaydeden Pasande, bu durumu “diplomasiye bir ihanet” olarak nitelendirdi ve “İkinci kez müzakerelerin tam ortasında saldırıya uğradık” dedi.

Askeri harekatın İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası sistemin temellerini sarstığını savunan Pasande, “Bu durum Birleşmiş Milletler Şartı ile alay etmektir. BM Şartı, anlamsız savaşları önlemek için on milyonlarca insanın ölümünün ardından kaleme alınmıştı” dedi.

Diplomasi ve çok taraflılığın yerini “kaba kuvvet ve gücün” aldığını belirten Pasande, katılımcılara “Çok taraflılığın yerini tek taraflılık aldı” mesajını verdi.

“İran bir direniş kalesi haline geldi”

Pasande, çatışmanın sonucunun küresel güç dengesini şekillendirebileceği uyarısında bulundu.

“Bugün İran bir direniş kalesi haline gelmiştir” diyen Pasande, “Eğer İran da düşerse, dayatmaya ve tek taraflılığa karşı direniş domino taşları gibi yıkılacaktır” ifadesini kullandı.

İran’ın yenilmesi durumunda diğer ülkelerin de benzer baskılarla karşılaşabileceğine dikkat çeken Pasande, “İran’dan sonra sıranın kime geleceği belli değil; Meksika mı yoksa Çin mi?” diye sordu.

Askeri saldırganlık karşısında sessiz kalmanın uluslararası toplumu tehlikeye atacağını savunan Pasande, “Bu saldırganlık karşısında sessiz kalmak, dünya halkları için hayatı daha da zorlaştıracaktır” dedi.

Pasande ayrıca, İran’a karşı yürütülen hasmane algı çalışmalarının hakimiyetini de eleştirerek, “F-35 ve B-2 savaş uçaklarının kurbanı olmadan önce, kurgulanan anlatıların kurbanı olmuştuk” diye konuştu.

“İran Ortadoğu’nun bekası için savaşıyor”

Eski Guyana Devlet Başkanı Donald Ramotar, İran ile dayanışma içinde olduğunu belirterek, ülkenin saldırılar karşısındaki direncini övdü.

Ramotar, “İran halkına, bu kışkırtılmamış saldırı karşısında gösterdikleri kararlılık ve cesarete ne kadar hayran olduğumuzu söylemek isterim” dedi.

General Kasım Süleymani suikastı ve İranlı bilim insanlarının öldürülmesi de dahil olmak üzere İran liderliğine yönelik daha önceki saldırıları hatırlatan Ramotar, “Liderliğine bu kadar sık saldırı düzenlenen başka bir ülke düşünemiyorum” ifadesini kullandı.

Ramotar, daha geniş jeopolitik hedefin Ortadoğu’nun kontrolü olduğunu savundu: “İran, İsrail’in tüm Ortadoğu’yu kontrol etmesinin önündeki ana engel olarak görülüyor. Aynı zamanda ABD’nin bölgedeki kaynakları kontrol etmesinin önündeki temel engel olarak değerlendiriliyor.”

Bu nedenle İran’ın mücadelesinin daha geniş bir anlam taşıdığını belirten Ramotar, “İran sadece kendi bekası için değil, tüm Ortadoğu halklarının mücadelesi için bir savaş veriyor” dedi.

“Barışın karşılığı şiddet değildir”

Katolik rahibi ve uzun süredir barış aktivisti olan Harry Bury, krizi ahlaki ve dini bir çerçeveye oturttu.

Bury, “İran’ın başına gelenler kalbimizi parçalıyor. İsrail ve ABD’nin İran’a saldırması sadece çılgınlık değil, aynı zamanda ahlaksızlıktır” dedi.

Hristiyan öğretilerine dayanarak, askeri gücün barış getiremeyeceği fikrini reddeden Bury, “Barışın cevabı şiddet değildir. Şiddet bir sevgi eylemi değil, bir intikam eylemi olmuştur” şeklinde konuştu.

İsa’nın öğretilerinden alıntı yapan Bury, “Düşmanlarımızı sevmeliyiz. Onları bombalamak, iyilik yapmanın bir yolu değildir” diye ekledi.

Bury, katılımcıları Schiller Enstitüsü tarafından desteklenen ve dini liderleri müdahale etmeye çağıran Papa 14. Leo’ya hitaben yazılmış açık mektubun da dahil olduğu barış girişimine destek vermeye çağırdı.

“Dünya çok taraflılığa dönmeli”

Kapanış konuşmasında Büyükelçi Pasande, dünyanın 20. yüzyılda küresel savaşa yol açan hataları tekrarlama riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.

Pasande, “Tek taraflılık güçlendiğinde, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından önce neler olduğunu hatırlarız. Nazizm ve faşizm ortaya çıkmış, yaklaşık 80 milyon insan hayatını kaybetmişti” dedi.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tesis edilen ilkelerin bugün tehdit altında olduğunu savunan Pasande, “Bugün Birleşmiş Milletler Şartı’na yazılan normlara saygı gösterilmediğini görüyoruz” ifadesini kullandı.

Çatışma sırasında kültürel mirasa ve sivil altyapıya yönelik saldırılarla ilgili endişelerini de dile getiren Pasande, “Siviller neden petrol tesislerine yapılan saldırılar yüzünden zehirli hava solumak zorunda kalsın? Tüm insanlığa ait olan tarihi alanlara neden saldırılıyor?” diye sordu.

Son tahlilde barışın yeniden tesis edilmesinin, uluslararası sistemin işbirliği etrafında yeniden inşasına bağlı olduğunu belirten Pasande, “Bugün dünyada kaybolan şey barıştır. Tanrı bizi çatışma içinde olalım ve birbirimizi öldürelim diye yaratmadı” dedi.

Pasande sözlerini, “Çok taraflılığa dönersek, herkes için daha olumlu ve faydalı bir dünya bulacağız” diyerek noktaladı.

Çok Okunanlar

Exit mobile version