Diplomasi
Schiller Enstitüsü forumundan uyarı: İran savaşı nükleer hesaplaşma riski taşıyor

Schiller Enstitüsü bünyesindeki Uluslararası Barış Koalisyonu, küresel gerilimin tırmandığı bir dönemde düzenlediği forumda, İran’a yönelik savaşın nükleer bir felaketi tetikleyebileceği ve uluslararası hukuk düzenini tamamen çökertebileceği uyarısında bulundu.
Schiller Enstitüsü’nün Uluslararası Barış Koalisyonu (IPC), cuma günü Güneybatı Asya’da derinleşen çatışmaların gölgesinde 145. haftalık toplantısını gerçekleştirdi. Katılımcılar, İran’ı hedef alan savaşın küresel çapta bir cepheleşmeye yol açabileceği ve uluslararası düzeni istikrarsızlaştırabileceğine dair endişelerini dile getirdi.
“Düşünülemez Olanı Durdurmak İçin Kararlı Olun!” başlıklı çevrimiçi forumun konuşmacıları arasında Schiller Enstitüsü kurucusu Helga Zepp-LaRouche, İran’ın Meksika Büyükelçisi Mohammad Hassan Pasande, eski Guyana Devlet Başkanı Donald Ramotar, Katolik rahibi ve barış aktivisti Harry Bury ile çok sayıda analist ve aktivist yer aldı. Tartışmalar, katılımcıların “son onlarca yılın en tehlikeli krizlerinden biri” olarak nitelediği çatışmanın jeopolitik ve insani sonuçları üzerinde yoğunlaştı.
Etkinliğin moderatörlüğünü üstlenen Schiller Enstitüsü organizatörü Anastasia Battle, oturumu Uluslararası Barış Koalisyonu’nun kuruluş amacını hatırlatarak açtı. Battle, forumun dünyada gerçek barışı tesis etmek amacıyla farklı felsefe, din, milliyet ve kültürlerden insanları bir araya getiren uluslararası bir barış hareketi oluşturmak için kurulduğunu belirtti.
Farklı görüşler arasında diyalog kurulması gerektiğini vurgulayan Battle, “Eğer bunu gerçekten başaracaksak, kendi aramızda bir diyalog süreci yürütmeli, faaliyetlerimizi koordine etmeli ve ‘dost düşmanlarımız’ dahil tüm dostlarımızla birlikte daha yüce bir hakikate ulaşmalıyız” dedi.
“İran’a karşı savaşta üçüncü haftaya giriyoruz”
Stratejik tartışmanın açılışını yapan Zepp-LaRouche, devam eden çatışmaları küresel politikada tehlikeli bir dönüm noktası olarak tanımladı.
“İran’a karşı savaşta şu an üçüncü haftaya giriyoruz” diyen Zepp-LaRouche, yaşananları “kışkırtılmamış bir saldırı savaşı” olarak niteledi.
Zepp-LaRouche’a göre Tahran’da rejim değişikliği hedefi açıkça başarısız oldu: “İran’da rejim değişikliği hedefine ulaşılamadığı ortada. Görünürde bir zafer yok.”
Askeri harekatın başarılı olma ihtimalinin düşük olduğunu önceden bildiren istihbarat değerlendirmelerine dikkat çeken Zepp-LaRouche, “ABD’de 28 Şubat’tan bir hafta önce yayımlanan gizli bir ulusal istihbarat raporunda, geniş çaplı bir saldırının bile İran’da rejim değişikliğine yol açmayacağı belirtilmişti” ifadesini kullandı.
Bu uyarılara rağmen saldırı kararının Washington’daki kilit isimler tarafından zorlandığını kaydeden Zepp-LaRouche; ABD Başkanı Donald Trump’ın Pete Hegseth, Marco Rubio, Steve Witkoff ve Jared Kushner gibi danışmanları tarafından ikna edildiğine dair işaretler verdiğini belirtti.
Rubio’nun saldırıyı “tamamen tuhaf bir mantıkla” kamuoyu önünde savunduğunu ekleyen Zepp-LaRouche, Rubio’nun “İsrail’in İran’a saldırmaya hazırlandığı ve Tahran’ın buna karşılık vereceği, bu nedenle ABD’nin önleyici bir saldırı yapması gerektiği” yönündeki argümanını aktardı.
Zepp-LaRouche, “Peki durum ne? Sonuç olarak tam bir stratejik kargaşanın içindeyiz” dedi.
“Uluslararası hukukun yok sayıldığı bir hukuksuzluğa sürükleniyoruz”
Zepp-LaRouche, çatışmanın uluslararası normlardaki geniş çaplı aşınmayı yansıttığı uyarısında bulundu.
“Bu kesinlikle yeni bir evre” diyen Zepp-LaRouche, devletlerin seçilmiş liderlerinin kaçırılma veya suikast yoluyla hedef alınarak ortadan kaldırılmasını, bir “hukuksuzluk batağına saplanma” işareti olarak değerlendirdi.
Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırıldığı iddiası ve İran’ın dini liderine yönelik suikast gibi olayların uluslararası hukuk düzeninin çöküşünü simgelediğini ifade eden Zepp-LaRouche, “Uluslararası hukukun resmen yok sayıldığı bir hukuksuzluğa sürükleniyoruz” diye konuştu.
Zepp-LaRouche ayrıca, stratejik bombardımanların hedeflerine ulaşamaması durumunda askeri faaliyetlerin hızla şiddetlenebileceği uyarısında bulundu. Atlantic Council danışmanı Harlan Ullman’ın, tarihte bombardıman yoluyla teslimiyetin yalnızca nükleer silahlarla sağlandığını öne süren makalesine atıf yaptı.
Zepp-LaRouche, “Ullman, stratejik bombardımanın tarih boyunca Hiroşima ve Nagazaki dışında amacına hiç ulaşmadığını yazdı. Dolayısıyla, eğer Trump İran’ı teslim olmaya zorlamak istiyorsa, bu ‘şok ve dehşeti’ ancak nükleer silahlar yaratabilir” dedi.
Bunun sonuçlarının felaket olacağını vurgulayan Zepp-LaRouche, “Bu durum göz açıp kapayıncaya kadar bir şiddet sarmalına yol açabilir. İnsan neslinin tükenme tehlikesi daha önce hiç bu kadar büyük olmamıştı” uyarısında bulundu.
“Bu savaş diplomasiye bir ihanet”
İran’ın Meksika Büyükelçisi Mohammad Hassan Pasande, foruma yaptığı açıklamada, Tahran’ın bu çatışmayı hem yasa dışı hem de haksız bulduğunu belirtti.
Pasande, “28 Şubat’tan bu yana İran, adaletsiz ve eşitsiz bir savaşın kurbanı oldu. Bu savaş pek çok insani sınırı aştı” diye konuştu.
Saldırının müzakereler sürerken gerçekleştiğini kaydeden Pasande, bu durumu “diplomasiye bir ihanet” olarak nitelendirdi ve “İkinci kez müzakerelerin tam ortasında saldırıya uğradık” dedi.
Askeri harekatın İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası sistemin temellerini sarstığını savunan Pasande, “Bu durum Birleşmiş Milletler Şartı ile alay etmektir. BM Şartı, anlamsız savaşları önlemek için on milyonlarca insanın ölümünün ardından kaleme alınmıştı” dedi.
Diplomasi ve çok taraflılığın yerini “kaba kuvvet ve gücün” aldığını belirten Pasande, katılımcılara “Çok taraflılığın yerini tek taraflılık aldı” mesajını verdi.
“İran bir direniş kalesi haline geldi”
Pasande, çatışmanın sonucunun küresel güç dengesini şekillendirebileceği uyarısında bulundu.
“Bugün İran bir direniş kalesi haline gelmiştir” diyen Pasande, “Eğer İran da düşerse, dayatmaya ve tek taraflılığa karşı direniş domino taşları gibi yıkılacaktır” ifadesini kullandı.
İran’ın yenilmesi durumunda diğer ülkelerin de benzer baskılarla karşılaşabileceğine dikkat çeken Pasande, “İran’dan sonra sıranın kime geleceği belli değil; Meksika mı yoksa Çin mi?” diye sordu.
Askeri saldırganlık karşısında sessiz kalmanın uluslararası toplumu tehlikeye atacağını savunan Pasande, “Bu saldırganlık karşısında sessiz kalmak, dünya halkları için hayatı daha da zorlaştıracaktır” dedi.
Pasande ayrıca, İran’a karşı yürütülen hasmane algı çalışmalarının hakimiyetini de eleştirerek, “F-35 ve B-2 savaş uçaklarının kurbanı olmadan önce, kurgulanan anlatıların kurbanı olmuştuk” diye konuştu.
“İran Ortadoğu’nun bekası için savaşıyor”
Eski Guyana Devlet Başkanı Donald Ramotar, İran ile dayanışma içinde olduğunu belirterek, ülkenin saldırılar karşısındaki direncini övdü.
Ramotar, “İran halkına, bu kışkırtılmamış saldırı karşısında gösterdikleri kararlılık ve cesarete ne kadar hayran olduğumuzu söylemek isterim” dedi.
General Kasım Süleymani suikastı ve İranlı bilim insanlarının öldürülmesi de dahil olmak üzere İran liderliğine yönelik daha önceki saldırıları hatırlatan Ramotar, “Liderliğine bu kadar sık saldırı düzenlenen başka bir ülke düşünemiyorum” ifadesini kullandı.
Ramotar, daha geniş jeopolitik hedefin Ortadoğu’nun kontrolü olduğunu savundu: “İran, İsrail’in tüm Ortadoğu’yu kontrol etmesinin önündeki ana engel olarak görülüyor. Aynı zamanda ABD’nin bölgedeki kaynakları kontrol etmesinin önündeki temel engel olarak değerlendiriliyor.”
Bu nedenle İran’ın mücadelesinin daha geniş bir anlam taşıdığını belirten Ramotar, “İran sadece kendi bekası için değil, tüm Ortadoğu halklarının mücadelesi için bir savaş veriyor” dedi.
“Barışın karşılığı şiddet değildir”
Katolik rahibi ve uzun süredir barış aktivisti olan Harry Bury, krizi ahlaki ve dini bir çerçeveye oturttu.
Bury, “İran’ın başına gelenler kalbimizi parçalıyor. İsrail ve ABD’nin İran’a saldırması sadece çılgınlık değil, aynı zamanda ahlaksızlıktır” dedi.
Hristiyan öğretilerine dayanarak, askeri gücün barış getiremeyeceği fikrini reddeden Bury, “Barışın cevabı şiddet değildir. Şiddet bir sevgi eylemi değil, bir intikam eylemi olmuştur” şeklinde konuştu.
İsa’nın öğretilerinden alıntı yapan Bury, “Düşmanlarımızı sevmeliyiz. Onları bombalamak, iyilik yapmanın bir yolu değildir” diye ekledi.
Bury, katılımcıları Schiller Enstitüsü tarafından desteklenen ve dini liderleri müdahale etmeye çağıran Papa 14. Leo’ya hitaben yazılmış açık mektubun da dahil olduğu barış girişimine destek vermeye çağırdı.
“Dünya çok taraflılığa dönmeli”
Kapanış konuşmasında Büyükelçi Pasande, dünyanın 20. yüzyılda küresel savaşa yol açan hataları tekrarlama riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.
Pasande, “Tek taraflılık güçlendiğinde, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından önce neler olduğunu hatırlarız. Nazizm ve faşizm ortaya çıkmış, yaklaşık 80 milyon insan hayatını kaybetmişti” dedi.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tesis edilen ilkelerin bugün tehdit altında olduğunu savunan Pasande, “Bugün Birleşmiş Milletler Şartı’na yazılan normlara saygı gösterilmediğini görüyoruz” ifadesini kullandı.
Çatışma sırasında kültürel mirasa ve sivil altyapıya yönelik saldırılarla ilgili endişelerini de dile getiren Pasande, “Siviller neden petrol tesislerine yapılan saldırılar yüzünden zehirli hava solumak zorunda kalsın? Tüm insanlığa ait olan tarihi alanlara neden saldırılıyor?” diye sordu.
Son tahlilde barışın yeniden tesis edilmesinin, uluslararası sistemin işbirliği etrafında yeniden inşasına bağlı olduğunu belirten Pasande, “Bugün dünyada kaybolan şey barıştır. Tanrı bizi çatışma içinde olalım ve birbirimizi öldürelim diye yaratmadı” dedi.
Pasande sözlerini, “Çok taraflılığa dönersek, herkes için daha olumlu ve faydalı bir dünya bulacağız” diyerek noktaladı.
Diplomasi
BP net kârını Ortadoğu’daki savaşla ikiye katladı

İngiliz enerji devi BP, Ortadoğu’daki savaşın petrol ve doğalgaz piyasalarını sarsmasıyla ikinci çeyrek net kârını iki katından fazla artırdı. Şirket, nisan-haziran döneminde 3,91 milyar dolar net kâr elde ederken Kuzey Denizi’ndeki varlıklarını ve ABD’deki biyogaz işini satmayı planladığını duyurdu. ABD-İran savaşıyla fosil yakıt fiyatlarının yükselmesi, Batılı beş büyük enerji devinin toplam kârını 47 milyar dolara yaklaştırdı.
İngiliz enerji devi BP, nisan-haziran dönemini kapsayan ikinci çeyrekte net kârını iki katından fazla artırarak 3,91 milyar dolara çıkardığını duyurdu.
Şirket, geçen yılın aynı döneminde 1,62 milyar dolar net kâr açıklamıştı. Fosil yakıt fiyatlarının yıllık bazda keskin yükseliş kaydetmesi, BP’nin mali sonuçlarına doğrudan yansıdı.
ABD ile İran arasındaki savaşın etkisiyle kazançlarını katlayan Batılı en büyük beş enerji şirketi BP, Chevron, ExxonMobil, Shell ve TotalEnergies, ikinci çeyrekte toplam yaklaşık 47 milyar dolar net kâr bildirdi.
Nisan ayında göreve gelen BP Üst Yöneticisi (CEO) Meg O’Neill, bilanço açıklamasında son finansal dönemin “küresel enerji piyasasındaki en çalkantılı dönemlerden biri olarak kaydedildiğini” belirtti.
Dünya genelindeki enerji devleri, Ortadoğu’daki savaşa dair son haberlerle petrol ve doğalgaz vadeli işlem sözleşmelerinin sert dalgalanmalar yaşamasından ve ticaret hacimlerinden yüksek kazanç sağlıyor.
Küresel fosil yakıt arzındaki aksamalarla birlikte BP’nin toplam geliri ikinci çeyrekte geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 47 artarak 70 milyar dolara ulaştı.
Performansı son yıllarda rakiplerinin gerisinde kalan BP, O’Neill’ın atanması öncesinde temiz enerji yatırımlarında kesintiye gitmiş ve daha kârlı olan petrol ile doğalgaz faaliyetlerine yeniden ağırlık vermeye başlamıştı.
Ancak şirket, İngiltere’deki Kuzey Denizi operasyonlarını bu geleceğin parçası olarak görmüyor. Cuma günü yapılan duyuruda, Kuzey Denizi’ndeki işlerin satılmasının planlandığı bildirilmişti.
O’Neill, bilançoyla birlikte yaptığı açıklamada, “Potansiyelimizin tamamını kullanamıyoruz. Son birkaç yıldaki performansımız, hissedarlarımızın beklentilerini bir kenara bırakın, kendi beklentilerimizi bile karşılamadı” ifadelerini kullandı.
Salı günü çeyreklik temettü ödemesini yüzde 4 artıracağını duyuran BP’nin hisseleri, bilanço açıklamasının ardından Londra piyasasındaki ilk işlemlerde yüzde 0,5 değer kazandı.
Şirket, belirli kalemleri dışarıda bırakan temel kâr göstergesinin de beklentileri aşarak iki katından fazla artışla 5,7 milyar dolara yükseldiğini kaydetti.
Bilanço yapısını güçlendirme konusunda iyi bir ilerleme kaydettiklerini belirten O’Neill, şu bilgileri verdi:
“Son haftalarda Almanya’daki Gelsenkirchen rafinerimizi sattık, Avusturya’daki perakende işimizi satmak için anlaşmaya vardık ve İngiltere’deki Kuzey Denizi faaliyetlerimizi satma niyetimizi duyurduk. Bugün ise ABD’deki biyogaz şirketimiz Archaea’yı satma niyetimizi açıklıyoruz.”
O’Neill, şirketi son dönemde yaşanan iç çalkantılardan uzaklaştırmayı da hedefliyor.
BP, nisan ayındaki yıllık genel kurul toplantısında yatırımcıların iklim raporlama gerekliliklerini azaltacak karar tasarısını reddetmesiyle hissedar tepkisiyle karşılaşmıştı.
Bu gelişmeden bir ay sonra şirket, kurumsal yönetim standartları, denetim ve yürütülen faaliyetlere ilişkin “ciddi endişeleri” gerekçe göstererek BP Yönetim Kurulu Başkanı Albert Manifold’u beklenmedik şekilde görevden aldı. Manifold ise hakkındaki suçlamaları reddetti.
ExxonMobil’de 23 yıl görev yapan ve daha önce Avustralyalı Woodside Energy grubunu yöneten Amerikalı O’Neill, BP’nin 117 yıllık tarihinde dışarıdan atanan ilk CEO oldu.
O’Neill, görevde iki yıldan az bir süre kaldıktan sonra istifa eden Murray Auchincloss’un yerini almıştı.
Diplomasi
AstraZeneca-Bristol Myers birleşme görüşmeleri şaşkınlık yarattı

AstraZeneca hisseleri, şirketin Bristol Myers Squibb ile olası bir birleşme konusunda görüşmeler yaptığına dair haberlerin ardından %7’ye varan bir düşüş yaşadı.
Analistler, bu anlaşmanın ilaç sektörünün en güçlü büyüme hikayelerinden biri için şaşırtıcı bir stratejik hamle olacağını belirtti.
Anlaşma gerçekleşirse, şirketlerin toplam değeri yaklaşık 400 milyar dolara ulaşabilir ve bu, tarihteki en büyük ilaç sektörü birleşmeleri arasında yer alabilir.
Görüşmelerin ayrıntıları henüz netleşmemiş ve kaynaklar Financial Times’a (FT) bir anlaşmanın “asla gerçekleşmeyebileceğini” belirtmiş olsa da, analistler, güçlü ilaç geliştirme portföyü sayesinde CEO Pascal Soriot yönetiminde piyasa değeri hızla artan AstraZeneca’nın neden böyle bir işlemi peşinde olduğunu sorguladılar.
Londra Borsası’nda işlem gören AstraZeneca hisseleri son olarak %4,7 düşüşle işlem gördü ve büyük ölçüde yatay seyreden İngiltere’nin önemli endeksi FTSE 100 üzerinde baskı yarattı.
Bristol Myers hisseleri ise ABD piyasa açılış öncesi işlemlerde %6 değer kazandı.
Pazartesi günkü işlem seansına girerken, AstraZeneca’nın piyasa değeri 264 milyar dolardı.
Bu rakam, şirketin sağlam bir yeni ilaç portföyü geliştirmesiyle birlikte, son on yılda ve CEO Pascal Soriot’un 2012’de göreve gelmesinden bu yana istikrarlı bir şekilde yükseldi.
Şirket, geçen yılki 58,7 milyar dolardan 2030 yılına kadar 80 milyar dolarlık satış hedefliyor.
Bristol Myers’ın piyasa değeri yaklaşık 133 milyar dolar ve şirket birçok ilacın tekel hakkını kaybetme riskiyle karşı karşıya.
Patentlerin süresi doldukça ve kan inceltici Eliquis ile kanser ilacı Opdivo gibi en çok satan ilaçlar jenerik ilaçlarla rekabet etmeye başladıkça, şirketin büyüme oranının gelecek yıldan itibaren düşüş göstermesi bekleniyor.
Analistler, hem haberin kendisi hem de zamanlaması karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi.
Jefferies analistleri pazartesi sabahı yaptıkları açıklamada şunları söyledi:
“AZ’nin büyüme ve inovasyon profilinin gücü göz önüne alındığında, biraz şaşkın durumdayız. Elbette finansal değer artışı iyi görünebilir ve belki de daha fazla nakit akışı, daha fazla Ar-Ge’ye olanak sağlayabilir. Fakat finansal mühendisliğe ihtiyaç duymayan bir şirket varsa, o da AZ’dir.”
RBC Capital Markets analistleri, Bristol Myers’ın yeni kan inceltici ilacı milvexian için önemli klinik deneme sonuçlarının açıklanmasının yaklaştığını ve şizofreni ilacı Cobenfy’nin kullanım alanının genişletilmesinin de iki şirket arasındaki ürün yelpazesi sinerjisini belirsiz hale getirdiğini belirtti.
Birleşme görüşmelerinin ardındaki gerekçelerden biri, AstraZeneca’nın bu yılın başlarında önceki ADR programının yerine New York Borsası’nda doğrudan halka arz işlemini tamamlamasının ardından, kilit öneme sahip ABD pazarına daha fazla yaklaşma yönündeki stratejik isteği olabilir.
AstraZeneca’nın 2026 yılının ilk yarısındaki toplam satışlarının %42’sini ABD satışları oluşturdu ve şirket, büyüme hedeflerini gerçekleştirmek için açıkça ABD pazarını hedefliyor.
Öte yandan, New Jersey’nin Princeton kentinde bulunan Bristol Myers Squibb, son çeyrekte gelirlerinin %69’unu ABD pazarından elde etti.
Jefferies, odak noktasının muhtemelen daha da büyük bir onkoloji devi oluşturma potansiyeli üzerinde olacağını ve AstraZeneca ile Bristol Myers’ın birleşik kanser ilacı portföyünün sektördeki en geniş portföy olmasının, potansiyel olarak antitröst incelemesine yol açabileceğini belirtti.
Şirketlerin onkoloji, kardiyovasküler hastalıklar ve immünoloji alanlarında çakışmalar olsa da, ürün geliştirme programları büyük ölçüde birbirini tamamlayıcı nitelikte.
AstraZeneca katı tümörlerde daha güçlüyken, Bristol Myers Squibb ise kan kanserleri ve hücre tedavilerine daha fazla odaklanıyor.
Citi analistleri, birleşme görüşmeleriyle ilgili haberlerin doğru olması halinde, AstraZeneca’nın “sınıfının en iyisi” ürün yelpazesi göz önüne alındığında bunun bir “sürpriz” olacağını belirtti.
Bununla birlikte AstraZeneca, bir kalp hastalığı ilacına yönelik geç aşama klinik denemenin bu ayın başlarında hedefine ulaşamaması nedeniyle nadir görülen bir aksilik yaşadı.
Sonuçlar açıklanmadan önce yönetimin sergilediği güven göz önüne alındığında, bu durum yönetimin güvenilirliği konusunda bazı soru işaretleri doğurdu.
Buna rağmen çoğu analist, 80 milyar dolarlık satış hedefinin on yılın sonuna kadar ulaşılabilir olduğunu düşünmeye devam ediyor.
Diplomasi
Zelenskiy büyükelçilere talimatı verdi: Herkes ülkeye silah getirecek

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, diplomatik misyon şefleriyle yaptığı yıllık toplantıda büyükelçilerin performansının artık sağladıkları askeri ve finansal desteğe göre ölçüleceğini açıkladı. Büyükelçilere bulundukları ülkelerden silah ve hava savunma füzesi temin etme talimatı veren Zelenskiy, Avrupa ortaklığıyla yürütülen FREYJA füze projesinin ve Drone Deal girişiminin yeni ayrıntılarını paylaştı
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ülkenin dış diplomatik misyon şefleriyle gerçekleştirdiği yıllık toplantıda diplomasi anlayışında radikal bir değişime gidildiğini duyurdu.
Euractiv’in haberine göre Zelenskiy, büyükelçilerin başarısını belirleyen temel ölçütün bundan böyle Ukrayna’ya sağladıkları silah miktarı olacağını açıkladı.
Büyükelçilere protokol işlemlerini bir kenara bırakıp somut askeri yardıma odaklanmaları talimatını veren Zelenskiy, her diplomatın görev yaptığı ülkeden silah getirmesi ve hava savunma füzelerinin nereden tedarik edilebileceğini tam olarak bilmesi gerektiğini vurguladı.
Zelenskiy, büyükelçiliklerin performans göstergelerinin askeri teslimatlar ve finansal destek ekseninde yeniden yazılması çağrısında bulundu.
Askeri teçhizat ve savunma teknolojisi tedarikinin yalnızca askeri ateşelerin görevi olmadığını belirten Zelenskiy, bu sürecin doğrudan büyükelçilerin kendi diplomatik sorumluluğu haline geldiğini ifade etti.
Zelenskiy, diplomatik başarının düzenlenen toplantı sayıları veya sosyal medyadaki beğeni oranlarıyla değil; temin edilen silahlar, finansal kaynaklar ve alınan siyasi kararlarla ölçüleceğinin altını çizdi.
Konuşmasında Ukrayna’nın planlanan Avrupa anti-balistik füze projesi FREYJA hakkında da yeni ayrıntılar paylaşan Zelenskiy, bu çalışmayı ülkenin en iddialı fikirlerinden biri olarak tanımladı.
Tasarlanan girişim kapsamında Ukrayna, önleyici füze ile fırlatma sistemlerini üretecek; Avrupalı ortaklar ise radar, sensör ve diğer kritik teknolojileri sağlayacak.
Zelenskiy, şimdiden 10 ülkenin ve 12 savunma şirketinin katıldığı projenin yeni ortaklara açık kalmayı sürdürdüğünü kaydetti.
Kiev yönetiminin Drone Deal (İHA Anlaşması) girişimini de hızlandırdığını aktaran Ukrayna lideri, şu ana kadar dokuz ülkeyle anlaşma imzalandığını, 15 ülkeyle ise müzakerelerin devam ettiğini açıkladı.
Zelenskiy, oluşturulan bu çerçevenin Ukrayna savunma sanayisine her yıl düzenli finansman sağlayacağını, partner ülkelerin ise Ukrayna’nın muharebe sahasında test edilmiş teknolojilerine erişim elde ederek kendi güvenliklerini güçlendireceğini belirtti.
Güvenlik bürokrasisinde yeni atamalar
Zelenskiy, kabinede gerçekleştirdiği son revizyonun ardından güvenlik bürokrasisine yapılan iki yeni atamayı da duyurdu.
Eski Savunma Bakanı Rustem Umerov’un Ukrayna Dış İstihbarat Servisinin başına getirildiğini açıklayan Zelenskiy, bu görevlendirmenin diplomasiyi, savunma işbirliğini ve kilit ortaklarla yürütülen müzakereleri daha iyi koordine etmeyi sağlayacağını ifade etti.
Ukrayna Devlet Başkanı, İgor Klimenko’yu ise Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyinin yeni sekreteri olarak atadı. Konseyin, yaklaşan kış mevsimi öncesinde Ukrayna’nın direnç kabiliyetini koordine etmede daha büyük bir rol oynaması bekleniyor.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı









