Bizi Takip Edin

Diplomasi

Uzmanlar uyardı: ABD-İran savaşı, net bir sonu olmaksızın onlarca yıl sürecek istikrarsızlık riski taşıyor

Yayınlanma

Uluslararası ilişkiler uzmanlarından oluşan heyet, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri faaliyetine dair çarpıcı değerlendirme sundu. Uzmanlar, “yanlış gerekçelerle” başlatılan çatışmanın belirgin stratejik hedefi olmadığını ve küresel düzeni onlarca yıl boyunca yeniden şekillendirebilecek büyük güçleri kapsamlı çatışmaya sürükleyebileceğini belirtti.

Harici Medya’nın ev sahipliğinde düzenlenen “Kırılma Noktasındaki Ortadoğu: Gerilimi Yükseltme Senaryoları ve Gelecek Projeksiyonları” başlıklı panelde; Umman, ABD ve Almanya’dan üç analist, bölge halklarının seçmediği bir savaşın ortasında kalan bölge tablosunu çizdi. Analistler, hedefleri en yakın gözlemciler için bile belirsizliğini koruyan güçlerin yürüttüğü bu süreci mercek altına aldı.

Heyetin moderatörlüğünü, Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Yeni Dünya Araştırmaları Merkezi Direktörü Prof. Dr. Hasan Ünal üstlendi.

“Savaş kararı Tel Aviv ve Washington arasında alındı, bedelini biz ödüyoruz”

Waseda Üniversitesi Katar İslami Araştırmalar Kürsüsü Üyesi ve Ummanlı Abdullah Baaboud, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri perspektifinden sert eleştirilerde bulundu. İran’ın en yakın komşularından biri olan Umman’dan konuşan Baaboud, savaşın “komşu ülkeye karşı yasa dışı şekilde kararlaştırıldığını” ve uydurma gerekçelerle başlatıldığını ifade etti.

Baaboud, “Savaşa girmek için geçerli hiçbir mazeret yok. Dünyanın en güçlü ülkesi, Ortadoğu’nun bir diğer güçlü ülkesiyle savaşıyor. Her ikisi de nükleer güce sahip ve bu savaşı nükleer silahlar, rejim değişikliği, bölgesel politika veya füze teknolojisi gibi yanlış gerekçelerle komşu devlete karşı yürütüyorlar” diye konuştu.

Savaşın mimarlarının bile tutarlı hedefler ortaya koyamadığını belirten Baaboud, “Savaşı yaratan ve ona dahil olan insanlar bile savaş hedefleri ve nedenleri konusunda net değil” dedi.

Baaboud, çatışmalar başlamadan önce -tıpkı geçen yılki “On İki Gün Savaşı”nda olduğu gibi- Umman’ın Washington ve Tahran arasında yoğun arabuluculuk faaliyeti yürüttüğünü açıkladı. Baaboud’un aktardığına göre Umman Dışişleri Bakanı, İran’ın 2015’teki nükleer anlaşmanın ((Kapsamlı Ortak Eylem Planı – KOEP) ) “çok ötesine” geçerek ABD’nin neredeyse tüm taleplerini kabul ettiğine işaret etmişti. Tahran; zenginleştirme ve stoklama konusundaki şartları kabul etmiş, füze teknolojisi ile bölgesel politikaları görüşmeye hazır olduğunu bildirmişti. Karşılığında ise yaptırımların kaldırılacağına ve komşularıyla serbestçe ticaret yapabileceğine dair güvence istemişti.

Baaboud, “Bölgeyi yıkıcı savaştan kurtaracağımıza dair hepimiz çok umutluyduk. Şimdi neler olduğunu hepiniz biliyorsunuz” dedi. Sadece askeri tesislerin değil; sivil altyapıların, okulların ve lider isimlerin de hedef alındığı çatışma ortamını tarif eden Baaboud, İran’ın da buna karşılık ABD üslerine, İsrail’e ve Amerikan kuvvetlerine ev sahipliği yaptığından şüphelendiği Körfez ülkelerine misilleme yaptığını kaydetti. Baaboud, “Kendi seçmediğimiz bu savaşın kurbanı olduk” diye konuştu.

Geleceğe dair öngörülerini paylaşan Baaboud, çatışmanın Körfez’in Asya’ya yönelmesini hızlandıracağını belirtti. Baaboud, “Bölgedeki politikaları bizim için o kadar kafa karıştırıcı ki bizi Çin’e ve Asya’ya daha fazla itiyorlar” dedi. Savaşın, Gazze’deki “soykırım ve etnik temizliğin” hemen ardından gelmesinin ABD’ye olan güveni derinden sarstığını vurgulayan Baaboud, “Ciddi bir kırılma noktasındayız, işler değişiyor. Bu bir çılgınlık ve biz bu çılgınlığın bedelini çok ağır ödüyoruz” uyarısında bulundu.

“Başkan Trump’ı manipüle etmek o kadar zor değil”

Quincy Sorumlu Devlet Yönetimi Enstitüsü Ortadoğu Programı Başkan Yardımcısı Adam Weinstein, mevcut yangına yol açan politika hatalarının detaylı dökümünü sundu. Çatışmanın kökenlerini nükleer anlaşmanın bozulmasına dayandıran Weinstein, Obama yönetiminin bile bazı yaptırımları kaldırırken yenilerini ekleyerek anlaşmanın ruhuna zarar verdiğini kaydetti.

Weinstein, Washington’daki politika çevrelerinin uyarıları dikkate almamasını sert dille eleştirdi. Weinstein, “Bunun potansiyel savaşa zemin hazırladığı konusunda uyarıda bulunan azınlıktaki seslerden biriyseniz, mübalağa yapmakla veya felaket tellallığıyla suçlanarak kenara itiliyordunuz” dedi. Saldırılar başlamadan birkaç hafta önce bile Washington’daki genel havanın, Trump yönetiminin kısıtlı operasyonları “zorlayıcı müzakere taktiği” olarak yürütebileceği ancak asla tam ölçekli savaşa girişmeyeceği yönünde olduğunu belirtti.

İran’ın hesap hataları konusunda da açık konuşan Weinstein, merhum Dini Lider Ali Hamaney’in muhatap olduğu yönetimin doğasını yanlış değerlendirdiğini ifade etti. Weinstein, kışkırtıcı sosyal medya paylaşımlarının dengeyi müzakereden işgale kaydırabildiğine dikkat çekti.

İsrail’in rolüne de değinen Weinstein, “Birçok kişi İsraillilere gereğinden fazla pay biçiyor. İsraillilerin Trump’ı manipüle ettiğini veya onu bu rejim değişikliği savaşına ittiğini söylüyorlar. Oysa Başkan Trump’ı manipüle etmek o kadar da zor değil. Bunu ustalıkla başardıklarını düşünüyorum ama bu çok da zor bir iş değil” ifadelerini kullandı.

Weinstein, muhafazakâr çevrelerin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılmasını İran için bir model olarak gördüğünü ancak bu yaklaşımın hatalı olduğunu belirtti: “Sorun şu ki, İran bir Venezuela değil. İran rejimi bu ana ve lider kadrosunun tasfiyesine onlarca yıldır hazırlanıyor.”

Savaşın en büyük ironisini ise şöyle tarif etti: Ülke inşasına karşı seçim faaliyeti yürüten başkan, şimdi kendini kaçınılmaz olarak bu sürecin içinde buldu. Weinstein, “İran gibi büyük bir ülkenin başkentini ve hükümet tesislerini sebepsiz yere bombaladığınızda, isteseniz de istemeseniz de artık ülke inşası işine girmişsiniz demektir. Yeni bir nesiller boyu sürecek kriz yarattık” dedi.

“Tek kutuplu dünyanın sonu geldi; gerçekten sonu geldi”

Üçüncü panelist Alman analist Rahr, İran çatışmasını geniş jeopolitik çerçeveye oturttu. Savaşın nükleer güçler arasında daha geniş çatışma riski taşıdığı uyarısında bulunan Rahr; ABD, İsrail, Çin veya Rusya’nın dahil olduğu doğrudan veya dolaylı çatışmaların “en azından akla yatkın” olduğunu ifade etti.

Rahr, ABD’nin dile getirilmeyen stratejik hedeflerinden birinin Çin’i Ortadoğu’nun dışına itmek ve Basra Körfezi enerji kaynakları üzerindeki etkisini sınırlamak olduğunu belirtti. Avrupa konusunda ise karamsar bir tablo çizen Rahr, kıtanın “çok kutuplu dünyada özerk bir güç merkezi oluşturamayacak kadar zayıf ve bölünmüş” olduğunu kaydetti.

Rahr, Kuzey Avrupa ülkelerinin İran’a karşı savaşı “ticari bir hesapla” desteklediğini ifade etti: Ortadoğu’da Trump’a destek vererek karşılığında Ukrayna’da Rusya’ya karşı Amerikan desteğini almak. Avrupa’da hammadde sıkıntısı sanayisizleşmeyi tetiklerken, Amerikan enerji ve silah endüstrilerinin “benzeri görülmemiş bir patlama” yaşadığını belirtti.

“Pax Americana’yı yaşadık ve sonuca bakın”

Soru-cevap bölümünde Baaboud, Körfez güvenliğinin İngilizlerin çekilmesinden “Pax Americana” olarak adlandırdığı sürece kadar olan tarihsel seyrini özetledi. Baaboud, hem İran’ın hem de Suudi Arabistan’ın bu işlevi yerine getirmeyi bırakmasının ardından ABD’nin şimdi İsrail’i bölgesel güvenlik garantörü olarak konumlandırdığını ve bir “Büyük İsrail” projesinin “zorla kabul ettirilmeye çalışıldığını” belirtti.

Savaşın nasıl bitebileceği sorulan Weinstein ise temkinli bir öngörüde bulundu. Weinstein, “Tahminde bulunmam gerekirse savaşın bir tür çıkmazla veya yenilenmiş bir İran rejimiyle varılacak müzakere edilmiş çözümle sona ereceğini söyleyebilirim. Bu rejim insan hakları konusunda daha iyi olmayacaktır ancak savaşı durdurmak için Trump yönetimine birkaç taviz vermeye razı olabilir” dedi. Gelecek birkaç yıl içinde neler olacağını bildiğini söyleyen herkesin -ABD hükümetindekiler dahil- yalan söylediğini de sözlerine ekledi.

Rahr, Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu düzenin sona erdiğini ilan ederek tartışmayı kapattı: “Tek kutuplu dünya bitti. Gerçekten bitti. Artık yeni bir şeyin, muhtemelen yeni bir Yalta’nın inşa edilmesi gerekiyor. Boşluk henüz kimin tarafından doldurulacağını anlamadığım bir şeyle dolacak ama mutlaka dolacak.”

Diplomasi

Ukrayna, AB fonuyla Çin yapımı İHA parçaları alacak

Yayınlanma

Avrupa Birliği, Ukrayna’ya yönelik savunma sanayisi destek programı kapsamında Çin menşeili insansız hava aracı parçalarının satın alınması için istisna kararı aldı. Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre Kiev yönetimi, 6 milyar avro değerindeki bileşenlerin tedariki için gerekli onayı sağladı.

Ukrayna, Avrupa Birliği tarafından sağlanan mali destek dilimi kapsamındaki kaynakları kullanarak Çin menşeili insansız hava aracı bileşenleri satın alacak.

Financial Times gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre Kiev yönetimi, toplam değeri 6 milyar avro olan bileşenlerin tedarik edilebilmesi için özel bir muafiyet elde etmeyi başardı.

Bu karar, AB’nin Ukrayna’ya yönelik yardım programında silah ve askeri ekipman alımı için ayrılan 60 milyar avroluk bütçede uygulanan ilk istisna olma özelliğini taşıyor.

Haberde, alınan bu kararın, birliğin kendi sınai altyapısını güçlendirme yönündeki çabalarına rağmen AB savunma sanayisinde devam eden üretim sorunlarını açıkça ortaya koyduğu değerlendirmesi yapıldı.

Bunun yanı sıra söz konusu muafiyetin, tedarik zincirinde Çin’e olan bağımlılığı da gözler önüne serdiği kaydedildi.

Normal şartlarda Kiev’e tahsis edilen kredi koşullarına göre, birlik fonlarıyla satın alınan savunma sanayisi ürünlerinin Avrupa merkezli üreticilerden, onaylanmış ortak ülkelerden veya doğrudan Ukrayna’nın kendisinden tedarik edilmesi gerekiyor.

Mevcut yönetmelikler, yapılacak askeri alımların AB’nin güvenlik ve savunma çıkarlarıyla çelişmemesi şartını koşuyor.

Daha önce Euractiv haber portalı, üç Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberinde, Ukrayna’ya yönelik 90 milyar avroluk kredinin ilk diliminin savunma harcamaları için ayrılan yaklaşık 6 milyar avroluk kısmı kapsamayacağını, bu aşamada bütçe desteği olarak yalnızca 3,2 milyar avro aktarılacağını duyurmuştu.

AB ülkeleri, Kiev’e yönelik kredi paketini 22 Nisan tarihinde onaylamış, karar daha sonra Avrupa Konseyi tarafından da tescil edilmişti.

AB, kredinin onaylanmasıyla eş zamanlı olarak Rusya’ya yönelik 20’nci yaptırım paketini kabul etmişti. Rusya yönetimi ise bu kısıtlamaların etkisiz ve gayrimeşru olduğunu belirterek kararlara karşı çıkıyor.

Ukrayna merkezli Yevropeyska Pravda gazetesi, kredi fonlarının dağılımına ilişkin paylaştığı ayrıntılarda, AB’den gelecek 30 milyar avronun bütçe yardımına, 60 milyar avronun ise askeri harcamalara ayrılacağını yazmıştı.

Bu toplam miktar, Ukrayna’nın iki yıllık finansman ihtiyacının üçte ikisini karşılamayı hedefliyor. Kiev yönetimi askeri amaçlı fonları herhangi bir ek koşul olmadan alırken, bütçe finansmanını ise ancak taahhüt ettiği reformları gerçekleştirmesi karşılığında kullanabiliyor.

Yayına konuşan bir kaynak, bu şartların yeni talepler olmadığını, Kiev’in AB’ye katılım süreci de dahil olmak üzere daha önce üstlendiği yükümlülüklerden oluştuğunu belirtmişti.

Yevropeyska Pravda, ilk askeri yardım dilimi olan 6 milyar avronun doğrudan insansız hava araçlarının satın alınması ve üretimine harcanacağını aktarmıştı.

Bu fonun kullanımı karşılığında Ukrayna’nın Deutsche Bundesbank nezdinde bir hesap açması ve AB’ye harcamaları denetleme yetkisi vermesi gerekiyor. İlk ödemenin ise en geç Haziran 2026 tarihinde yapılması planlanıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ASML, yapay zeka talebiyle 2026 öngörülerini yükseltti

Yayınlanma

Dünyanın en büyük çip üretim ekipmanı tedarikçisi konumundaki Hollanda merkezli ASML, yapay zeka çiplerine yönelik güçlü talebin etkisiyle ikinci çeyrekte beklentilerin üzerinde finansal sonuçlar elde etti. Şirket, bu olumlu tablonun ardından 2026 yılına dair ciro tahminlerini yukarı yönlü güncellediğini ve önümüzdeki iki yılda üretim kapasitesini yüzde 30 artıracağını duyurdu.

Dünyanın en büyük mikroçip üretim ekipmanı tedarikçisi konumundaki Hollanda merkezli teknoloji şirketi ASML, yapay zeka çiplerine yönelik yoğun talebin ikinci çeyrek finansal sonuçlarını beklentilerin üzerine taşımasıyla 2026 yılına ilişkin mali öngörülerini yukarı yönlü revize etti ve üretim kapasitesini artırma kararı aldı.

Piyasa değeri bakımından Avrupa’nın en büyük şirketi olan ASML, daha önce 36 milyar ila 40 milyar avro olarak tahmin ettiği 2026 yılı tam yıl net ciro öngörüsünü, orta noktada yüzde 16’lık artışla 43 milyar ila 45 milyar avro seviyesine yükselttiğini açıkladı.

Londra Borsası Grubu (LSEG) verilerine göre, şirketin 30 Haziran’da sona eren üç aylık döneme ait ikinci çeyrek geliri, 8,80 milyar avroluk analist beklentilerini aşarak 9,33 milyar avroya ulaştı.

Şirketin bu dönemdeki net kârı da 2,62 milyar avroluk tahminlerin üzerinde gerçekleşerek 2,92 milyar avro oldu.

Yatırım kuruluşu Degroof Petercam’ın kıdemli hisse senedi analisti Michael Roeg, sonuçları değerlendirirken “Tüm kalemlerde beklentileri aşan olağanüstü sonuçlar açıklandı. Bu kadar yeni kapasiteyi nereden bulduklarını merak ediyorum” ifadesini kullandı.

Finansal tabloların açıklanmasının ardından ASML hisseleri Amsterdam borsasındaki ilk işlemlerde yüzde 5,7 değer kazandı.

Gelecek iki yıl için her yıl yüzde 30 kapasite artışı planlanıyor

Gelişmiş yarı iletkenlerin üretiminde kritik öneme sahip aşırı ultraviyole litografi (EUV) makinelerinin dünyadaki tek üreticisi olan şirket, yapay zeka kaynaklı talebi karşılamak için yarışıyor.

ASML’nin müşterileri arasında TSMC, Samsung, SK Hynix ve Micron gibi küresel çip üreticileri yer alıyor.

ASML Üst Yöneticisi (CEO) Christophe Fouquet, yapay zeka çiplerine yönelik talebin etkisiyle sipariş alımlarının “son derece güçlü” seyrettiğini vurguladı.

Fouquet yaptığı yazılı açıklamada, “Müşterilerimiz de kendi kapasite artırım planlarını hızlandırmaya devam ediyor. Bu durum ASML’ye uzun vadeli talep konusunda daha net bir görünürlük sağlıyor” dedi.

ASML yetkilileri, amiral gemisi niteliğindeki EUV sistemlerinin yanı sıra daha az gelişmiş çipler için gereken ve Çin’deki müşteriler tarafından da talep edilen derin ultraviyole (DUV) araçlarının üretim kapasitesini önümüzdeki iki yıl boyunca her yıl yüzde 30 artırmayı hedeflediklerini bildirdi.

Yatırım bankası JPMorgan analistleri ise bu sonuçların, ASML ile ABD’deki rakipleri arasındaki değerleme farkını kapatmaya yardımcı olacağını belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Düşüş beklentisinde olanların argümanı, şirketin kapasite sınırlarına ulaştığı veya büyüyemeyeceği yönündeydi. Ancak şirket, önümüzdeki iki yıl için neredeyse yüzde 30’luk bir büyüme patikasına işaret ediyor.”

Diğer taraftan CEO Fouquet, ABD’li yarı iletken üreticisi Intel’in, en gelişmiş “Panther Lake” çiplerinin bir kısmını üretmek için ASML’nin yeni “High-NA” (yüksek açıklıklı) EUV aracını kullanacağını duyurdu.

Bu adım, söz konusu teknolojinin ticari üretimde ilk kez kullanımı anlamına geliyor.

ABD kısıtlamalarına rağmen Çin’deki talep gücünü koruyor

ASML Finansal İşler Müdürü (CFO) Roger Dassen, Çinli müşterilerin bu yılki toplam satışlar içindeki payının yaklaşık yüzde 20 olacağı yönündeki tahminlerini yineledi.

Dassen, bu oranın geçmiş yıllara kıyasla yüzdesel bazda daha düşük olduğunu ancak şirketin toplam satış hacminin artması sebebiyle mutlak değer olarak yükseliş gösterdiğini belirtti.

Dassen yayınladığı video mesajda, “Çin pazarı, küresel ölçekte gözlemlediğimiz genel pazar hareketleriyle uyumlu bir seyir izliyor” dedi.

ASML, ABD öncülüğündeki ihracat kısıtlamaları nedeniyle Çin’e en gelişmiş EUV araçlarını ve en üst düzey DUV ekipmanlarını satamıyor.

Buna karşın şirket, Çinli müşterilere görece gelişmiş çipler üretebilen daha düşük segmentteki DUV makinelerinin satışını sürdürüyor.

Cfo Dassen, Çin iç pazarı için yapay zeka, bilgisayar ve akıllı telefonlarda kullanılan mantık (logic) çipleri üreten Çinli üreticilerden gelen talebin güçlü kalmaya devam ettiğini kaydetti.

Diğer yandan ABD’li siyasilerin, şirketin Çin’e yönelik satışlarını daha da sınırlandırabilecek bir yasa tasarısı üzerinde çalışması, ASML için ticari bir risk unsuru olmaya devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Rusya yaptırımlarında Raiffeisen çıkmazı yaşıyor

Yayınlanma

Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Avusturya merkezli Raiffeisen Bank International ile bağlantılı önlemleri içeren 21. yaptırım paketini, bankanın durumuna yönelik anlaşmazlıklar nedeniyle henüz nihai karara bağlayamadı. Avusturya, Rusya, ABD ve Avrupa Birliği arasındaki çok taraflı onay süreçleri nedeniyle Rusya pazarından çıkışı zorlaşan banka, ülkedeki faaliyetlerini ve uluslararası transferlerini büyük ölçüde sınırlandırdı.

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin, Rusya’ya yönelik uygulanması planlanan 21. yaptırım paketine Avusturya merkezli Raiffeisen Bank International (RBI) ile ilişkili önlemleri dahil etmeyi görüştüğü bildirildi.

Bloomberg’in konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, üye ülkeler RBI etrafındaki görüş ayrılıkları sebebiyle yeni kısıtlama paketini henüz nihai olarak onaylayamadı.

Raiffeisen Bankası basın servisinden Forbes’a yapılan açıklamada ise konunun Avusturyalı inşaat şirketi Strabag’ın hisse paketiyle ilgili yürütülen tartışmalardan ibaret olduğu kaydedildi.

RBI yönetiminin daha önce Ukrayna’daki çatışmanın hızla sona ereceğini ve Rusya’daki ticari faaliyetlerin eski haline döneceğini öngördüğünü aktaran Bloomberg, bankanın Rusya birimini satma girişimlerinin son yıllarda başarısızlıkla sonuçlandığını belirtti.

RBI yöneticileri, bu ilkbaharda yaptıkları açıklamada Rusya pazarından çıkış çabalarını “Sisyphos emeğine” benzetmişti.

Rusya makamlarının ise bankayı Avrupa ile para transferi gerçekleştirmek için kalan az sayıdaki kanaldan biri olarak görmesi nedeniyle pazardan ayrılmasına sıcak bakmadığı ifade ediliyor.

Bankanın ülkeden çıkışına yönelik olası bir anlaşma Avusturya, Rusya, ABD, AB ve doğrudan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in onayını gerektiriyor.

RBI Grubu Gözetim Kurulu Başkanı Erwin Hameseder, Rusya’daki ticari faaliyetlerin geliştirilmesine yönelik sınırlandırmaların sürdüğünü ve kredi verme işlemlerinin neredeyse tamamen durdurulduğunu kaydetti.

Raiffeisen Bankası ülkeden avro cinsinden giden ödemeleri kısıtladı, uluslararası işlemlerini azalttı ve yeni kredi dağıtımını askıya aldı. Bununla birlikte, Rusya’daki bazı büyük şirketlerin işlemlerini sürdürmesine izin veriliyor.

RBI bünyesindeki Rusya işletmesi, 2024 yılında elde ettiği 873 milyon avroluk kârın ardından, 2025 yılı sonuçlarına göre 86 milyon avro net zarar açıkladı.

Bankanın Rusya’dan çıkışının önündeki en büyük engellerden birini Avusturyalı inşaat şirketi Strabag’ın hisselerine ilişkin uyuşmazlık oluşturuyor.

RBI, 2023 yılında daha önce Oleg Deripaska ile bağlantılı olan Rasperia Trading şirketinden Strabag’ın yüzde 27,78 oranındaki hissesini 1,51 milyar avro karşılığında satın almayı planlamıştı.

Söz konusu satın alma işlemi, AB makamlarından gerekli izinlerin alınamaması ve ardından hem ABD hem de AB tarafından Rasperia şirketine yaptırım uygulanması sebebiyle iptal edildi.

Anlaşmanın suya düşmesinin ardından Rasperia, Rusya’da açtığı davayı kazanarak mahkemenin Raiffeisen Bankası’nı 2 milyar avro ile faizini ödemeye ve Strabag hisselerini devralmaya zorunlu tutmasını sağladı.

RBI ise bu kararın Avrupa yaptırım rejimi altında uygulanmasının imkansız olduğunu beyan etti.

AB kulislerinde, Strabag hisselerinin Rusya’daki kayıplarına karşılık tazminat olarak RBI’a devredilebilmesi amacıyla bu varlıklar üzerindeki yaptırımların kaldırılması olasılığının değerlendirildiği belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English