Bizi Takip Edin

Diplomasi

Schiller Enstitüsü forumundan uyarı: İran savaşı nükleer hesaplaşma riski taşıyor

Yayınlanma

Schiller Enstitüsü bünyesindeki Uluslararası Barış Koalisyonu, küresel gerilimin tırmandığı bir dönemde düzenlediği forumda, İran’a yönelik savaşın nükleer bir felaketi tetikleyebileceği ve uluslararası hukuk düzenini tamamen çökertebileceği uyarısında bulundu.

Schiller Enstitüsü’nün Uluslararası Barış Koalisyonu (IPC), cuma günü Güneybatı Asya’da derinleşen çatışmaların gölgesinde 145. haftalık toplantısını gerçekleştirdi. Katılımcılar, İran’ı hedef alan savaşın küresel çapta bir cepheleşmeye yol açabileceği ve uluslararası düzeni istikrarsızlaştırabileceğine dair endişelerini dile getirdi.

“Düşünülemez Olanı Durdurmak İçin Kararlı Olun!” başlıklı çevrimiçi forumun konuşmacıları arasında Schiller Enstitüsü kurucusu Helga Zepp-LaRouche, İran’ın Meksika Büyükelçisi Mohammad Hassan Pasande, eski Guyana Devlet Başkanı Donald Ramotar, Katolik rahibi ve barış aktivisti Harry Bury ile çok sayıda analist ve aktivist yer aldı. Tartışmalar, katılımcıların “son onlarca yılın en tehlikeli krizlerinden biri” olarak nitelediği çatışmanın jeopolitik ve insani sonuçları üzerinde yoğunlaştı.

Etkinliğin moderatörlüğünü üstlenen Schiller Enstitüsü organizatörü Anastasia Battle, oturumu Uluslararası Barış Koalisyonu’nun kuruluş amacını hatırlatarak açtı. Battle, forumun dünyada gerçek barışı tesis etmek amacıyla farklı felsefe, din, milliyet ve kültürlerden insanları bir araya getiren uluslararası bir barış hareketi oluşturmak için kurulduğunu belirtti.

Farklı görüşler arasında diyalog kurulması gerektiğini vurgulayan Battle, “Eğer bunu gerçekten başaracaksak, kendi aramızda bir diyalog süreci yürütmeli, faaliyetlerimizi koordine etmeli ve ‘dost düşmanlarımız’ dahil tüm dostlarımızla birlikte daha yüce bir hakikate ulaşmalıyız” dedi.

“İran’a karşı savaşta üçüncü haftaya giriyoruz”

Stratejik tartışmanın açılışını yapan Zepp-LaRouche, devam eden çatışmaları küresel politikada tehlikeli bir dönüm noktası olarak tanımladı.

“İran’a karşı savaşta şu an üçüncü haftaya giriyoruz” diyen Zepp-LaRouche, yaşananları “kışkırtılmamış bir saldırı savaşı” olarak niteledi.

Zepp-LaRouche’a göre Tahran’da rejim değişikliği hedefi açıkça başarısız oldu: “İran’da rejim değişikliği hedefine ulaşılamadığı ortada. Görünürde bir zafer yok.”

Askeri harekatın başarılı olma ihtimalinin düşük olduğunu önceden bildiren istihbarat değerlendirmelerine dikkat çeken Zepp-LaRouche, “ABD’de 28 Şubat’tan bir hafta önce yayımlanan gizli bir ulusal istihbarat raporunda, geniş çaplı bir saldırının bile İran’da rejim değişikliğine yol açmayacağı belirtilmişti” ifadesini kullandı.

Bu uyarılara rağmen saldırı kararının Washington’daki kilit isimler tarafından zorlandığını kaydeden Zepp-LaRouche; ABD Başkanı Donald Trump’ın Pete Hegseth, Marco Rubio, Steve Witkoff ve Jared Kushner gibi danışmanları tarafından ikna edildiğine dair işaretler verdiğini belirtti.

Rubio’nun saldırıyı “tamamen tuhaf bir mantıkla” kamuoyu önünde savunduğunu ekleyen Zepp-LaRouche, Rubio’nun “İsrail’in İran’a saldırmaya hazırlandığı ve Tahran’ın buna karşılık vereceği, bu nedenle ABD’nin önleyici bir saldırı yapması gerektiği” yönündeki argümanını aktardı.

Zepp-LaRouche, “Peki durum ne? Sonuç olarak tam bir stratejik kargaşanın içindeyiz” dedi.

“Uluslararası hukukun yok sayıldığı bir hukuksuzluğa sürükleniyoruz”

Zepp-LaRouche, çatışmanın uluslararası normlardaki geniş çaplı aşınmayı yansıttığı uyarısında bulundu.

“Bu kesinlikle yeni bir evre” diyen Zepp-LaRouche, devletlerin seçilmiş liderlerinin kaçırılma veya suikast yoluyla hedef alınarak ortadan kaldırılmasını, bir “hukuksuzluk batağına saplanma” işareti olarak değerlendirdi.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırıldığı iddiası ve İran’ın dini liderine yönelik suikast gibi olayların uluslararası hukuk düzeninin çöküşünü simgelediğini ifade eden Zepp-LaRouche, “Uluslararası hukukun resmen yok sayıldığı bir hukuksuzluğa sürükleniyoruz” diye konuştu.

Zepp-LaRouche ayrıca, stratejik bombardımanların hedeflerine ulaşamaması durumunda askeri faaliyetlerin hızla şiddetlenebileceği uyarısında bulundu. Atlantic Council danışmanı Harlan Ullman’ın, tarihte bombardıman yoluyla teslimiyetin yalnızca nükleer silahlarla sağlandığını öne süren makalesine atıf yaptı.

Zepp-LaRouche, “Ullman, stratejik bombardımanın tarih boyunca Hiroşima ve Nagazaki dışında amacına hiç ulaşmadığını yazdı. Dolayısıyla, eğer Trump İran’ı teslim olmaya zorlamak istiyorsa, bu ‘şok ve dehşeti’ ancak nükleer silahlar yaratabilir” dedi.

Bunun sonuçlarının felaket olacağını vurgulayan Zepp-LaRouche, “Bu durum göz açıp kapayıncaya kadar bir şiddet sarmalına yol açabilir. İnsan neslinin tükenme tehlikesi daha önce hiç bu kadar büyük olmamıştı” uyarısında bulundu.

“Bu savaş diplomasiye bir ihanet”

İran’ın Meksika Büyükelçisi Mohammad Hassan Pasande, foruma yaptığı açıklamada, Tahran’ın bu çatışmayı hem yasa dışı hem de haksız bulduğunu belirtti.

Pasande, “28 Şubat’tan bu yana İran, adaletsiz ve eşitsiz bir savaşın kurbanı oldu. Bu savaş pek çok insani sınırı aştı” diye konuştu.

Saldırının müzakereler sürerken gerçekleştiğini kaydeden Pasande, bu durumu “diplomasiye bir ihanet” olarak nitelendirdi ve “İkinci kez müzakerelerin tam ortasında saldırıya uğradık” dedi.

Askeri harekatın İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası sistemin temellerini sarstığını savunan Pasande, “Bu durum Birleşmiş Milletler Şartı ile alay etmektir. BM Şartı, anlamsız savaşları önlemek için on milyonlarca insanın ölümünün ardından kaleme alınmıştı” dedi.

Diplomasi ve çok taraflılığın yerini “kaba kuvvet ve gücün” aldığını belirten Pasande, katılımcılara “Çok taraflılığın yerini tek taraflılık aldı” mesajını verdi.

“İran bir direniş kalesi haline geldi”

Pasande, çatışmanın sonucunun küresel güç dengesini şekillendirebileceği uyarısında bulundu.

“Bugün İran bir direniş kalesi haline gelmiştir” diyen Pasande, “Eğer İran da düşerse, dayatmaya ve tek taraflılığa karşı direniş domino taşları gibi yıkılacaktır” ifadesini kullandı.

İran’ın yenilmesi durumunda diğer ülkelerin de benzer baskılarla karşılaşabileceğine dikkat çeken Pasande, “İran’dan sonra sıranın kime geleceği belli değil; Meksika mı yoksa Çin mi?” diye sordu.

Askeri saldırganlık karşısında sessiz kalmanın uluslararası toplumu tehlikeye atacağını savunan Pasande, “Bu saldırganlık karşısında sessiz kalmak, dünya halkları için hayatı daha da zorlaştıracaktır” dedi.

Pasande ayrıca, İran’a karşı yürütülen hasmane algı çalışmalarının hakimiyetini de eleştirerek, “F-35 ve B-2 savaş uçaklarının kurbanı olmadan önce, kurgulanan anlatıların kurbanı olmuştuk” diye konuştu.

“İran Ortadoğu’nun bekası için savaşıyor”

Eski Guyana Devlet Başkanı Donald Ramotar, İran ile dayanışma içinde olduğunu belirterek, ülkenin saldırılar karşısındaki direncini övdü.

Ramotar, “İran halkına, bu kışkırtılmamış saldırı karşısında gösterdikleri kararlılık ve cesarete ne kadar hayran olduğumuzu söylemek isterim” dedi.

General Kasım Süleymani suikastı ve İranlı bilim insanlarının öldürülmesi de dahil olmak üzere İran liderliğine yönelik daha önceki saldırıları hatırlatan Ramotar, “Liderliğine bu kadar sık saldırı düzenlenen başka bir ülke düşünemiyorum” ifadesini kullandı.

Ramotar, daha geniş jeopolitik hedefin Ortadoğu’nun kontrolü olduğunu savundu: “İran, İsrail’in tüm Ortadoğu’yu kontrol etmesinin önündeki ana engel olarak görülüyor. Aynı zamanda ABD’nin bölgedeki kaynakları kontrol etmesinin önündeki temel engel olarak değerlendiriliyor.”

Bu nedenle İran’ın mücadelesinin daha geniş bir anlam taşıdığını belirten Ramotar, “İran sadece kendi bekası için değil, tüm Ortadoğu halklarının mücadelesi için bir savaş veriyor” dedi.

“Barışın karşılığı şiddet değildir”

Katolik rahibi ve uzun süredir barış aktivisti olan Harry Bury, krizi ahlaki ve dini bir çerçeveye oturttu.

Bury, “İran’ın başına gelenler kalbimizi parçalıyor. İsrail ve ABD’nin İran’a saldırması sadece çılgınlık değil, aynı zamanda ahlaksızlıktır” dedi.

Hristiyan öğretilerine dayanarak, askeri gücün barış getiremeyeceği fikrini reddeden Bury, “Barışın cevabı şiddet değildir. Şiddet bir sevgi eylemi değil, bir intikam eylemi olmuştur” şeklinde konuştu.

İsa’nın öğretilerinden alıntı yapan Bury, “Düşmanlarımızı sevmeliyiz. Onları bombalamak, iyilik yapmanın bir yolu değildir” diye ekledi.

Bury, katılımcıları Schiller Enstitüsü tarafından desteklenen ve dini liderleri müdahale etmeye çağıran Papa 14. Leo’ya hitaben yazılmış açık mektubun da dahil olduğu barış girişimine destek vermeye çağırdı.

“Dünya çok taraflılığa dönmeli”

Kapanış konuşmasında Büyükelçi Pasande, dünyanın 20. yüzyılda küresel savaşa yol açan hataları tekrarlama riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.

Pasande, “Tek taraflılık güçlendiğinde, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından önce neler olduğunu hatırlarız. Nazizm ve faşizm ortaya çıkmış, yaklaşık 80 milyon insan hayatını kaybetmişti” dedi.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tesis edilen ilkelerin bugün tehdit altında olduğunu savunan Pasande, “Bugün Birleşmiş Milletler Şartı’na yazılan normlara saygı gösterilmediğini görüyoruz” ifadesini kullandı.

Çatışma sırasında kültürel mirasa ve sivil altyapıya yönelik saldırılarla ilgili endişelerini de dile getiren Pasande, “Siviller neden petrol tesislerine yapılan saldırılar yüzünden zehirli hava solumak zorunda kalsın? Tüm insanlığa ait olan tarihi alanlara neden saldırılıyor?” diye sordu.

Son tahlilde barışın yeniden tesis edilmesinin, uluslararası sistemin işbirliği etrafında yeniden inşasına bağlı olduğunu belirten Pasande, “Bugün dünyada kaybolan şey barıştır. Tanrı bizi çatışma içinde olalım ve birbirimizi öldürelim diye yaratmadı” dedi.

Pasande sözlerini, “Çok taraflılığa dönersek, herkes için daha olumlu ve faydalı bir dünya bulacağız” diyerek noktaladı.

Diplomasi

İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Yayınlanma

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.

Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.

Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.

Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.

Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.

Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”

Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.

İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.

Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.

Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.

Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.

Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.

İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.

Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.

Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.

Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.

Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.

Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.

Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Yayınlanma

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.

ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.

Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.

Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.

Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.

Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.

Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.

Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.

Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.

2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.

ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.

Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.

Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.

Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Yayınlanma

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.

The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.

Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.

Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.

Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.

Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.

WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.

WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.

Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.

WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.

14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.

Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.

Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.

Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.

Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü

Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.

Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.

Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.

Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.

Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.

Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.

Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.

Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.

Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English