Bizi Takip Edin

Avrupa

Avrupa’nın Palantir bağımlılığı

Yayınlanma

Başta Almanya ve Fransa olmak üzere AB ülkeleri Palantir ürünlerine alternatif arayışları yoğunlaştırırken, şirketin “kola gibi bağımlılık yarattığı” da söyleniyor.

POLITICO’ya göre geçen ay Alman ve Fransız güvenlik yetkilileri “Avrupa egemen dijital altyapısı” geliştirme planlarını açıkladıklarında, Atlantik’in her iki yakasındaki teknoloji ve savunma sektörü uzmanları bunun gerçekte Palantir’e karşı bir hamle olduğunda hemfikirdi.

Avrupa genelinde, giderek artan sayıda hükümet yetkilisinin, yerel polislik ve küresel istihbarattan ulusal savunma ve sağlık sistemlerine kadar hükümetin en hassas alanlarının bazılarına çok derinlemesine yerleşmiş olduğuna inandığı ABD merkezli veri analizi şirketine alternatifler aranıyor.

Oysa, Avrupa’nın daha fazla dijital egemenlik elde etmek amacıyla Palantir ile ilişkilerini kesmesini son derece zorlaştıracak olan, tam da bu şirketin günlük iş akışlarındaki hayati işlevleri ve büyük ölçüde rakipsiz veri uzmanlığı.

Fransız dijital egemenlik savunucusu Philippe Latombe, bağımlılık yapması açısından Palantir’i “Coca-Cola’daki şeker”e benzetirken, “Palantir, muazzam miktarda veriyi büyük bir hassasiyetle işleyebiliyor ve sahip olduğu deneyim sayesinde, birçok müşteriyle algoritmalarını geliştirip çeşitli kullanım senaryolarına uyarlama fırsatı buldu,” diyor.

Yine de, Palantir’den kurtulma çabası kıtanın dört bir yanına yayılıyor: Pedro Sánchez hükümetinin devlet destekli şirketlere Palantir’in gelecekteki kamu ihale sözleşmelerinden dışlanmasını talimat verdiği Madrid’den, Fransa’nın iç istihbarat servisi DGSI’nın Palantir yerine Fransız şirketi ChapsVision’ı tercih etmesine kadar.

İngiltere’de ise bir sonraki sınav Şubat 2027’de gerçekleşebilir. O tarihte Andy Burnham liderliğindeki yeni İşçi Partisi hükümeti, Palantir ile imzalanan 330 milyon sterlinlik Ulusal Sağlık Hizmeti Federatif Veri Platformu sözleşmesini feshetme kararı almak zorunda kalacak.

Palantir, Avrupa’da da yayılıyor

Geçen ay Fransız ve Alman istihbarat teşkilatlarının ChapsVision’ı tercih etme kararı, Palantir yönetimi için çifte darbe oldu.

CEO Alex Karp, şirketinin ürünlerinden ani bir şekilde uzaklaşılmasına tepki gösterdi ve Avrupalı rakipler konusunda endişeli olmadığını açıkladı.

Karp, “Neyin işe yaramadığının bir örneği var. Adı da Avrupa,” dedi.

ChapsVision’ın CEO’su Olivier Dellenbach, POLITICO’ya verdiği demeçte, şirketinin Avrupa’da kendi ifadesiyle “Palantir’e karşı içgüdüsel bir reddetme”den faydalandığını söyledi.

Fakat Dellenbach, ChapsVision’ın sadece bir “anti-Palantir” alternatifi olarak görülmesini istemediğini de vurguladı.

Ona göre, hükümetler bunu bir sanayi politikasına dönüştürmedikçe dijital egemenlik boş bir slogan olarak kalacak. Dellenbach, “Daha fazla kamu ihalesine ihtiyacımız var,” dedi.

Fransız havacılık ve savunma şirketi Thales tarafından geliştirilen çözümün mimarlarından biri olan Patrick Moreau’ya göre, Belçika, Almanya, Lüksemburg, Romanya, Hollanda ve Kanada, Fransız Ordusu’nun Artemis AI sistemine şimdiden ilgi gösterdi.

Moreau, “Hepsi, Palantir’in kara kutusunun aksine, NATO standartlarıyla uyumlu, egemen bir çözüm seçebilmek istiyor,” dedi.

Fakat şimdilik, ulusal alternatifler isteyen yetkililer bile, Avrupa’daki ikame pazarının hâlâ parçalanmış durumda olduğunu ve Avrupalı şirketlerin henüz Palantir’in ölçeğine ve başarı geçmişine yetişemediğini kabul ediyor.

NATO komutanı: Avrupa’nın Palantir’e alternatifi yok

NATO’nun Dönüşümden Sorumlu Müttefik Başkomutanı Amiral Pierre Vandier, geçtiğimiz aylarda POLITICO’ya verdiği demeçte, ittifakın Palantir’in savaş alanı yapay zeka teknolojisine karşı geçerli bir alternatifi olmadığını belirtti.

Açıkça konuşabilmek için isminin açıklanmamasını isteyen bir başka NATO yetkilisi ise, Palantir’in sisteminin, hedefleri tespit etmeye yardımcı olmak, hedefi vurmak için hangi silahın kullanılacağı konusunda tavsiyede bulunmak, ne kadar mühimmat gerektiği konusunda bilgi vermek ve stokları yenilemek için otomatik olarak sipariş vermek üzere, yığınla uydu görüntüsünü tarama konusunda eşsiz bir kapasiteye sahip olduğunu söyledi.

Vandier, mayıs ayında yaptığı açıklamada, “Bildiğim kadarıyla, bugün Palantir’in gerçek bir rakibi yok,” demişti.

Yabancı askeri bağımlılıklar üzerine bir rapor kaleme alan Fransız milletvekili Aurélien Saintoul, POLITICO’ya verdiği demeçte, “Peter Thiel, özgürlüğün savunulmasının mutlaka demokrasi gerektirmediğini açıklıyor. O, teknik araçları açıkça kendi siyasi projesine hizmet ettiriyor ve burada teknofaşistlerden bahsediyoruz,” diye konuştu.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir Palantir sözcüsü, bu tür suçlamaları “saçma” olarak nitelendirerek, şirket hakkında benzer nitelemelerin yakın zamanda Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından da yapıldığını belirtti.

Sözcü, Ukrayna ordusuna destek sağlamak için devam eden çalışmalara atıfta bulunarak şöyle konuştu:

“Hangi tarafta olduğumuzu ve kimin yanında durduğumuzu biliyoruz. Kuruluşumuzdan bu yana, mahremiyetin ve sivil özgürlüklerin korunması, hem kamu hem de özel sektör kurumlarında çalışmalarımızı yürütme biçimimizin temelini oluşturmuştur. Batılı siyasetçiler, gerçek düşmanın kim olduğu konusunda derinlemesine düşünmeli ve Kremlin’in kuklası haline gelmemelidir.”

Şirketin Avrupalı eleştirmenlerinin çoğu, Palantir meselesinin siyasi ideolojiden çok daha fazla teknolojik egemenlikle ilgili olduğunu savunuyor.

Şirketi Avrupa güvenlik yapılarının en hassas alanlarından bazılarının dışına çıkarmak, daha fazla teknolojik bağımsızlık elde etmek için bir yol haritası sunacak.

Bunun yerine, Avrupa’daki hükümetler yazılım çözümleri sunan bir şirketten kurtulamazlarsa, bu durum, bulut altyapısı ve donanım sağlayan ABD’li teknoloji devlerine olan bağımlılığı azaltma umutlarının ne kadar gerçek dışı olduğunu ortaya koyacak.

Palantir’in Avrupa’daki varlığı, yapay zeka alanında yaşanan mevcut patlamadan çok önce kurulmuştu.

Şirketin büyümesinin en belirgin özelliği, ihtiyaç duyan hükümetlere değerini kanıtlamak için hiçbir krizi boşa harcamamış olmasıydı.

Örneğin Fransa’da, Palantir, Kasım 2015’teki Paris saldırılarının ardından, güvenlik birimlerinin böyle bir trajedinin yaşanmasına nasıl izin verdikleri konusunda kamuoyunda yükselen şiddetli tepkilere yanıt vermek için çabalarken ülkeye girdi.

Yurtiçi istihbarat teşkilatı, 2016 yılında bu veri analizi deviyle bir sözleşme imzaladı.

Benzer bir süreç Almanya’da da yaşandı. Palantir’in ilk büyük ölçekli uygulaması, orta Almanya’daki Hessen eyaletinin başkenti Frankfurt’ta gerçekleşti.

Burada polis teşkilatı 2017 yılında Palantir’in Gotham ürününü satın aldı ve bunu hessenDATA adı altında kullanıma sundu.

Bu sistem, polis memurlarının dağınık bilgileri suçların çözülmesine yardımcı olacak ipuçlarına dönüştürmeleri için hayati bir araç oldu.

Almanya, Palantir yazılımının kullanılıp kullanılmayacağı konusunda hâlâ derin bir bölünme yaşıyor.

Ulusal düzeyde, İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, Palantir’in kullanımının genişletilmesi için baskı yaptı ve federal düzeyde daha yaygın kullanıma zemin hazırlayabilecek bir yasa tasarısı sundu. 

Fakat bu girişim, koalisyon ortağı Sosyal Demokratlar’ın yanı sıra üst düzey güvenlik yetkililerinin de muhalefetiyle karşılaştı.

Aynı “krizden sözleşmeye” modeli, Covid-19 salgını sırasında Birleşik Krallık’ta da görüldü.

Palantir’in Birleşik Krallık sorumlusu Louis Mosley’e göre, Palantir’in Ulusal Sağlık Servisi (NHS) ile ilişkisi, kriz sırasında verilerin toplanmasına yardımcı olması karşılığında sembolik olarak 1 sterlin ücret ödenmesiyle başladı.

AB’nin polis teşkilatı olan Europol, 2016’dan 2021’e kadar Palantir’in Gotham platformunu kullandıktan sonra nihayetinde bu platformdan vazgeçti.

Bir Europol yetkilisine göre, Palantir ile ilgili sorun ideolojik olmaktan çok pratik nitelikte. Yetkili, platformun pahalı olduğunu, egemenlikle ilgili endişeleri gündeme getirdiğini ve müşterileri güncellemeler konusunda Palantir’e bağımlı bıraktığını belirtti. 

Fakat asıl soru, her kurumun tam kapsamlı Palantir sistemine ihtiyaç duyup duymadığı:

“[Palantir] çok büyük miktarda veriye sahip olduğunuzda ve her şeyi birbirine bağlamak istediğinizde gerçekten çok iyi. Ama bizim durumumuzda durum böyle değil. Çoğu durumda alternatifler yeterince yakın. Eğer bunu kullansaydık, verimliliğimizin önemli ölçüde artacağından emin değilim.”

Palantir’in Avrupa’daki stratejisinin bir parçası, müşteri olarak kazanmayı hedeflediği kurumlardan eski yetkilileri işe almak.

OpenDemocracy, Palantir’in Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı’ndan dört eski yetkiliyi, 240 milyon sterlinlik Savunma Bakanlığı ihalesini kazanmadan önce işe aldığını bildirdi.

Ayrıca, Palantir şu anda kıtada savunma alanında yeni iş fırsatları arıyor. 1 Temmuz’da, ilk olarak Pentagon tarafından kullanılan Palantir’in Maven Akıllı Sistemi, NATO’da tam olarak faaliyete geçti.

Bu, sistemin gizli ağda çalışmak üzere güvenlik izni aldığı anlamına geliyor.

NATO’nun açıklamasına göre, bu platform İttifak genelindeki komuta ve kontrol sistemlerini birbirine bağlıyor.

Palantir’in Birleşik Krallık şube başkanı Louis Mosley, “Bunun Avrupa savunması için çok önemli bir dönüm noktası olduğunu düşünüyorum,” dedi.

Ne var ki, Palantir’in Avrupa üzerindeki etkisi, hükümet binalarının veya askeri kışlaların kapılarında bitmiyor. Etkisi, kıtanın endüstriyel mücevherlerinden bazılarına da uzanıyor.

Airbus, 2015 yılında Palantir ile anlaşma imzalayarak Palantir’in Foundry platformunu havacılık veri platformunun omurgası haline getirdi.

Otomobil üreticisi BMW, enerji şirketi British Petroleum ve medya yayıncısı Axel Springer de iş verimliliklerini artırmak için Foundry’yi kullanıyor.

Avrupa, Palantir’in hakimiyetini gevşetmeyi başarsa bile, şirketin en yeni yapay zeka büyük dil modelleri üzerine kurulu iş modeli giderek daha da güçleniyor gibi görünüyor.

30 Haziran’da Amazon Web Services, yeni bir “Forward Deployed Engineering” organizasyonuna 1 milyar dolar yatırım yapacağını açıkladı.

Bu kapsamda, mühendis ekiplerini müşterilerin genel merkezlerine yerleştirerek onlarla birlikte yapay zeka sistemleri geliştirecek.

Birkaç gün sonra Microsoft, 6.000 mühendis ve sektör uzmanını müşteri kuruluşlarına yerleştirmek üzere 2,5 milyar dolarlık bir yatırım duyurdu.

Her iki girişim de, sadece yazılım satmakla kalmayıp mühendisleri alıcının operasyonunun içine yerleştirmeyi amaçlayan Palantir’in öncü modelini takip ediyor.

Hem ürünlerinin gücü hem de uygulandıkları hassas alanlar, Palantir’i Avrupa’nın egemenlik konusunda en mükemmel test örneği haline getiriyor.

Hükümetler ve şirketler, verileri kararlara dönüştürmeye yardımcı olan bir yazılım katmanını değiştirebilirlerse, dijital egemenliklerini bir ölçüde geri kazanmak için bir yol haritasına sahip olabilirler.

Bunu başaramazlarsa, ABD’li teknoloji devlerinin yeni nesil yapay zeka araçlarından vazgeçmek daha da zor hale gelebilir.

Avrupa Parlamentosu Savunma Komitesi üyesi Alman Yeşiller Partisi milletvekili Hannah Neumann şöyle diyor:

“Avrupa’nın kamu kurumları, belirsiz bir siyasi dünya görüşüne sahip küçük bir ABD’li teknoloji milyarderleri çevresi tarafından geliştirilen yazılımlara bağımlı hale gelemez. Bu, demokratik devletin bir kısmını ne seçmenlere ne de parlamentoya hesap veren özel bir istihbarat servisine dış kaynak olarak devretmek gibi olur.”

Avrupa

Almanya, Rusya’ya karşı binlerce yeni füze almaya hazırlanıyor

Yayınlanma

Bloomberg’ün haberine göre Almanya, Tomahawk sevkiyatında yaşanan gecikmeler üzerine savunma cephaneliğini binlerce hassas vuruş füzesiyle takviye etmeyi planlıyor. Berlin, Amerikan girişimi Covenant’tan 1,12 milyar doları aşan Anthem füzeleri almanın yanı sıra Ukrayna, Hollanda ve İngiltere ortaklı projeleri değerlendiriyor.

Almanya, savunma cephaneliğini genişletmek amacıyla binlerce hassas vuruş füzesi satın almayı planlıyor.

Almanya ordusunun envanterinde şu anda yalnızca havadan fırlatılan ve yaklaşık 500 kilometre gibi görece kısa bir menzile sahip olan Taurus seyir füzeleri yer alıyor.

Bloomberg’ün konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberinde, Berlin’in Amerikan Raytheon üretimi BGM-109 Tomahawk füzeleri ile Typhon fırlatma sistemlerini tedarik etme planının ise gecikmelerle karşılaştığı belirtildi.

Bu tablonun ardından Almanya Savunma Bakanlığı, çok sayıda üreticiyle binlerce hassas vuruş füzesi almak üzere görüşmelere başladı.

Berlin’in benimsediği strateji, görece düşük maliyetli füzeleri yüksek adetlerle temin ederek nicelik üstünlüğü kurmayı ve olası bir hasmın hava savunma sistemlerini doygunluğa ulaştırarak felce uğratmayı amaçlıyor.

Görüşme yürütülen taraflardan birini Amerikan savunma girişimi Covenant oluşturuyor.

Almanya, bu şirketten 1,12 milyar doları aşan bir maliyetle karadan fırlatılan binlerce Anthem seyir füzesi almayı değerlendiriyor.

Covenant şirketi ABD kökenli olmasına karşın projenin Avrupa ile doğrudan bağı sürüyor. Girişim, bu yıl Almanya’nın Leipzig kentinde bir fabrika açtı.

Fabrikadaki ilk füzelerin 2027 yılının başında üretim bandından çıkması hedefleniyor.

Gelecek yılın sonuna kadar bin adet üretmeyi planlayan şirket, bağımsız Avrupa tedarik zincirlerinden faydalanarak 2028 yılına gelindiğinde yıllık 5 bin füzelik azami kapasiteye ulaşmayı amaçlıyor.

Berlin tek bir tedarikçiye bağlı kalmamak için alternatifleri inceliyor

Berlin yönetimi tek bir şirkete bağımlı kalmaktan kaçınmak için farklı seçenekleri de gündemde tutuyor.

Bu kapsamda Ukrayna ile Bars seyir füzelerinin ortak üretimi ve satın alınması yönünde temaslar yürütülüyor.

Hollanda merkezli Destinus SA şirketinin geliştirdiği Ruta füzeleri de incelenen seçenekler arasında yer alıyor.

Almanya ve İngiltere ortak girişimi olan Hypersonica ile de yüksek hızlı HS1 füzelerinin geliştirilmesi konusu ele alınıyor.

Avrupa ülkeleri, Ukrayna’daki çatışmaların başlamasının ardından geniş kapsamlı bir yeniden silahlanma sürecine girdi.

Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev ise mayıs ayında yaptığı açıklamada Almanya’nın Rusya ile askeri bir karşı karşıya gelişe hazırlandığını öne sürmüştü.

Neçayev, Almanya’nın Ukrayna’daki çatışmalara taraf olmama yönündeki resmi beyanlarına rağmen askeri harcamalarını artırdığını, ordu mevcudunu büyüttüğünü ve silahlanma adımlarını hızlandırdığını savundu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avusturya, dört Rus diplomatı sınır dışı etti

Yayınlanma

Avusturya, üçü büyükelçilikte biri AGİT temsilciliğinde görevli dört Rus diplomatı casusluk şüphesiyle sınır dışı etti. Karara tepki gösteren Rusya Dışişleri Bakanlığı misillemenin kaçınılmaz olduğunu duyururken Viyana’nın 2022’den bu yana sınır dışı ettiği Rus görevli sayısı en az 18’e ulaştı.

Avusturya, dört Rus diplomatı “istenmeyen kişi” ilan ederek sınır dışı etti. Diplomatlardan üçü Viyana’daki Rusya Büyükelçiliğinde görev yaparken biri ülkenin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Daimi Temsilciliğinde yer alıyordu.

Gelişmeyi cuma günü ilk olarak Avusturya dergisi Profil duyurdu; kamu yayıncısı ORF ve Die Presse gazetesi de Dışişleri Bakanlığına dayandırdıkları haberlerle bilgiyi teyit etti.

Bakanlık açıklamasında kararın güvenlik birimlerinden gelen veriler doğrultusunda alındığı belirtildi. Açıklamada, dört Rus görevlinin diplomatik statüleriyle bağdaşmayan faaliyetler yürüttüğü kaydedildi.

Moskova ise karara gecikmeden karşılık verileceğini duyurdu. Rusya Dışişleri Bakanlığı, Avusturya’nın bu adımına yönelik tepkinin “kaçınılmaz olarak geleceğini” açıkladı.

Avusturya Dışişleri Bakanlığı verilerine göre Viyana’daki Rusya Büyükelçiliğinde toplam 48 diplomat görev yapıyor. 23 Rus vatandaşı da ülkenin AGİT Daimi Temsilciliğinde yer alıyor.

Profil: Rus diplomatlar casuslukla suçlanıyor

Profil dergisi, sınır dışı edilen dört Rus diplomatın casusluk şüphesiyle hedef alındığını aktardı.

Bu isimlerin, araştırmacı yayın organı Agentstvo’nun ağustos başında yayımladığı ve istihbarat servisleriyle bağlantılı olabileceği öne sürülen 21 kişilik diplomat listesinde yer alıp almadığı ise henüz netleşmedi.

Profil, Avusturya Savunma Bakanlığının ağustos ayı ortasında askerlere olası Rus ajan devşirme girişimlerine karşı uyarı yazısı gönderdiğini ve şüpheli temasların bildirilmesini istediğini kaydetti.

Avusturya makamlarının gündemine giren bir diğer başlık ise Viyana sakinlerinin Rusya Büyükelçiliği çatısından gelen seslere yönelik şikayetleri oldu.

İngiliz The Financial Times gazetesi mart ayında kaynaklarına dayandırdığı haberinde, çatıdaki “anten ormanı” aracılığıyla NATO ve diğer uluslararası kuruluşların haberleşmelerinin dinlendiğini öne sürmüştü. Viyana yönetimi bu iddialar üzerine mayıs ayında üç Rus diplomatı sınır dışı etmişti.

Avusturya Dışişleri Bakanlığı eylül ayı ortasında yerel haber ajansı APA’ya yaptığı açıklamada, Rusya Büyükelçiliği temsilcilerinin çatıdaki havalandırma pervanelerinin arızalandığını savunarak gürültü için özür dilediğini bildirmişti.

Şubat 2022’de Ukrayna’da başlayan savaştan bu yana Avusturya, son kararla birlikte Rus temsilciliklerindeki en az 18 personeli sınır dışı etmiş oldu.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Sırbistan’da öğrenci mitinginde yüzbinlerce kişi bir araya geldi

Yayınlanma

Sırbistan’da öğrencilerin öncülüğündeki hareketin son mitingi için perşembe günü yüz binlerce kişi Belgrad’ın merkezinde bir araya geldi.

25 Ekim’de yapılacak erken parlamento seçimleri öncesinde yapılan mitingin organizatörleri, mitinge en az 200.000 kişinin katıldığını belirtti.

Hareket, Aleksandar Vučić ve Sırp İlerleme Partisi’nin (SNS) 14 yıllık iktidarını sona erdirmeyi ve yaklaşık iki yıldır süren hükümet karşıtı protestoları bir seçim zaferine dönüştürmeyi hedefliyor.

Protesto hareketi, Kasım 2024’te kuzeydeki Novi Sad kentinde bir tren istasyonu kanopisinin çökmesi sonucu 16 kişinin hayatını kaybetmesi ve bunun ülke genelinde öğrenciler öncülüğünde kitlesel yolsuzluk karşıtı protestolara yol açmasının ardından ortaya çıktı.

Göstericiler, felaketin sorumlusu olarak hükümetin yolsuzluğunu gösterdi fakat henüz kimse cezai olarak sorumlu tutulmadı.

Öğrenci Listesi’nden birçok aday kalabalığa hitap etti. Aralarında, yargı ve savcılığın siyasi baskı ve kişisel çıkarların etkisinden arındırılması çağrısında bulunan tanınmış Sırp aktör Tihomir Stanić de vardı.

Stanić, “Hepimiz kanun önünde eşit olmamaktan bıktık. Sırbistan özgürlüğü, adaleti ve hesap verebilirliği hak ediyor,” dedi.

Miting, son iki yıldır öğrenci hareketinin harekete geçirdiği çok sayıda genç de dahil olmak üzere her yaştan insanı bir araya getirdi.

Belgrad’dan 26 yaşındaki Nađa, başından beri öğrencileri desteklediğini ve adalet ve daha iyi bir gelecek için mücadele eden insanların yanında yer almaktan gurur duyduğunu söyledi.

Rapporteur’e verdiği demeçte, “Öğrenci Listesi’nin seçimi kazanmasını bekliyorum fakat iktidar yetkililerinin sonuçları sorgulamak ve itibarsızlaştırmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarına inanıyorum,” dedi.

Mitinge, siyasi değişim ve çocukları için daha iyi bir gelecek umduğunu belirten daha yaşlı destekçiler de katıldı.

61 yaşındaki Dragana, Rapporteur’e, “Umarım yeni hükümet, çocuklarımızın Sırbistan’ı terk etmek zorunda kalmadan geleceklerini kurabilecekleri bir ülke yaratır,” dedi.

Seçimler, Vučić’in iktidar partisinin yıllarca kendisiyle kıyaslanabilecek kadar güçlü bir seçim rakibiyle karşılaşmadığı 2012’de SNS’nin iktidara gelmesinden bu yana Sırbistan’da görülen en belirsiz seçimler olarak değerlendiriliyor.

Seçim kampanyası neredeyse bir referandum havasına büründü. Oylama, genel olarak SNS’nin iktidarının devamı ile siyasi değişim umudu arasında bir seçim olarak görülüyor.

Anketler, iktidar koalisyonu ile Öğrenci Listesi arasında başa baş bir yarışa işaret ediyor. Salı günü yayınlanan son ankete göre, kararını vermiş seçmenler arasında SNS liderliğindeki koalisyon %42,9, Öğrenci Listesi ise %42 oy oranına sahip.

Avrupa Parlamentosu heyeti de dahil olmak üzere uluslararası gözlemciler, seçimleri izleyecek.

Seçimlerin nasıl yürütüleceği, seçim koşulları, demokratik standartlar ve hukukun üstünlüğü konusundaki süregelen endişeler nedeniyle, uzun süredir durma noktasına gelen Sırbistan’ın AB üyelik süreci üzerinde önemli etkiler yaratabilir.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English