Bizi Takip Edin

Ortadoğu

BAE ile İsrail arasında 1,3 milyar dolarlık gizli İHA pazarlığı sızdı

Yayınlanma

İsrailli silah üreticisi Elbit Systems yöneticilerinin kişisel e-posta hesaplarından sızdırılan belgeler, Birleşik Arap Emirlikleri ile yürütülen gizli silah pazarlıklarını gün yüzüne çıkardı. Yemen’deki Ensarullah hareketinin 2022’de Abu Dabi’yi vurmasının ardından hızlanan görüşmelerde, 45 Hermes-900 İHA’sını da içeren 1,3 milyar dolarlık dev bir paket masaya geldi. Sızdırılan arşivler kişisel Gmail hesaplarından ele geçirilirken, satışların tamamlandığını gösteren nihai bir belgeye ulaşılamadı.

İsrail’in en büyük silah üreticisi Elbit Systems’ın Birleşik Arap Emirlikleri’yle (BAE) yürüttüğü gizli silah görüşmelerinin ayrıntıları, şirketin üst düzey yöneticilerine ait kişisel e-posta hesaplarından sızdırıldı.

İlk olarak 22 Temmuz’da Drop Site News tarafından yayımlanan ve ardından Haaretz’in kendi kaynaklarıyla teyit ettiği belgeler; 2021-2023 yılları arasında BAE’ye gözetleme İHA’ları, sinyal istihbaratı, elektronik harp sistemleri ve kamikaze dron satışı için kapsamlı görüşmeler yapıldığını ortaya koydu.

Yazışmaların, Elbit’in İHA İnsansız Hava Araçları Sistemleri Birimi Başkan Yardımcısı Vered Haimovitz’in kişisel Gmail hesabından ele geçirildiği bildirildi. Belgeler, İran istihbaratıyla bağlantılı Hanzala adlı korsan grubu tarafından yayımlandı. Arşivde Haimovitz’in kişisel mesajlarının yanı sıra Elbit yöneticilerinin özel e-posta hesaplarından gönderilen şirket içi yazışmalar, mali teklifler ve BAE ordusuna ait olduğu belirtilen talep listeleri yer alıyor.

Haaretz, en az iki üst düzey Elbit yöneticisinin hassas askeri belgeleri şirketin güvenli e-posta sistemi yerine kişisel hesaplarından paylaştığını tespit etti. Drop Site ise e-posta imzalarını teknik yöntemlerle doğruladığını ve belgelerde yer alan kamuya açık olmayan iletişim bilgilerini kontrol ettiğini açıkladı. Ancak sızdırılan arşivde nihai satın alma emri veya teslimat belgesi bulunmuyor; bu nedenle görüşülen projelerin hangilerinin imzalandığı henüz bilinmiyor.

Husi saldırısı sonrasında acil operasyonel ihtiyaç

Yemen’deki Ensarullah hareketi (Husiler), 17 Ocak 2022’de Abu Dabi’deki petrol tesisleri ve havalimanını füze ve İHA’larla vurdu. Üç kişinin öldüğü ve altı kişinin yaralandığı bu saldırıdan bir hafta sonra BAE, Abu Dabi’yi hedef alan iki balistik füzenin engellendiğini duyurdu.

Saldırılardan yaklaşık iki ay sonra Elbit yazışmalarında BAE’nin İHA talebi “acil operasyonel ihtiyaç” başlığı altında tanımlanmaya başladı. Hazırlanan teklif, BAE sınırları dışındaki hareketliliğin izlenmesini ve ülkeye yönelen füze ile İHA saldırılarının erkenden tespit edilmesini amaçlıyordu.

Haaretz’in aktardığına göre BAE ilk aşamada altı Hermes-900 İHA’sı talep etti. Mart 2022 sonunda hazırlanan ayrıntılı teklifte, her biri üç hava aracından oluşan iki Hermes-900 sistemi yer aldı. Pakette altı gündüz ve gece görüş sensörü, geniş alanları yüksek çözünürlükle izleyebilen SkEye sistemleri, cep telefonu haberleşmesini dinleme donanımları, elektronik harp sistemleri, İHA’ları müdahale ve sinyal karıştırmaya karşı koruyan LightSpear sistemleri ile iki yer kontrol istasyonu bulunuyordu.

SkEye sistemi, on kameradan oluşan yapısıyla geniş bir alanı farklı açılardan gerçek zamanlı olarak kaydedebiliyor. Görüntülerin geriye doğru taranmasına imkan veren bu teknoloji, belirli bir aracın veya kişinin önceki hareketlerinin adım adım takip edilmesini sağlıyor.

Görüşmeler 45 İHA’lık pakete ve 1,3 milyar dolara ulaştı

İki Hermes-900 sisteminden oluşan ilk teklif Haaretz’e göre 180 milyon dolar değerindeydi. Drop Site’ın incelediği belgelerde ise temel paketin 154 milyon dolar, ek donanım ve seçeneklerle birlikte toplam değerin 225 milyon dolar olduğu belirtiliyor.

İlerleyen yazışmalar, BAE’nin projeyi 15 sisteme çıkarmak istediğini gösteriyor. Her sistemde üç hava aracı yer alması halinde paket 45 Hermes-900 İHA’sını kapsayacaktı. Haaretz, bu ölçekteki bir satışın yaklaşık 1,3 milyar dolar değerinde olacağını hesapladı.

Elbit yöneticilerinin Mart 2022’deki yazışmalarında, anlaşmanın birkaç hafta içinde imzalanabileceği ve BAE tarafının yoğun baskı kurduğu ifade ediliyor. Teknik şartnamelerin, mali teklifin ve sözleşme taslağının BAE’ye gönderildiği kaydedilse de belgeler nihai imzanın atıldığını doğrulalamıyor.

İsrail’den kısıtlı ihracat izni

Sızdırılan 2021 tarihli bir tutanak, Elbit yöneticileri ile İsrail Savunma Bakanlığı yetkilileri arasındaki silah satışı görüşmelerini ortaya koyuyor. Haaretz’e göre Elbit’e, BAE’ye saldırı kabiliyeti bulunmayan ve yalnızca istihbarat toplayan sınırlı bir Hermes-900 modeli satması için izin verildi. Oysa İsrail ordusu aynı İHA’yı saldırı görevlerinde de kullanıyor.

Belgelerde ayrıca 60 kilometre menzilli SkyStriker dolaşan mühimmatının satışı da gündeme geldi. Hedef üzerinde dolaştıktan sonra üzerine dalarak patlayan SkyStriker, bir saldırı İHA’sı olarak görev yapıyor. Yazışmalarda sığınakları delmek üzere tasarlanan bir tonluk MPR-2000 bombalarının satışı da yer alıyor.

BAE ordusuna ait “Hava Platformlu Sinyal İstihbaratı İhtiyaç Listesi” başlıklı dosyada ise ikisi insanlı, ikisi insansız dört istihbarat hava aracı talep ediliyor. BAE tarafı cep telefonu ve uydu iletişiminin izlenmesini, siber gözetleme yapılmasını ve lazer ya da yüksek güçlü mikrodalga teknolojileriyle elektronik saldırı düzenlenmesini istedi. İlk teslimatların 42 ay içinde yapılması öngörülürken Elbit’in sunduğu cevap seçeneklerinin satışa dönüşüp dönüşmediği netleşmedi.

Hermes-650 tanıtılmadan BAE’ye sunuldu

Sızıntı, Elbit’in yeni nesil Hermes-650 İHA’sını kamuoyuna tanıtmadan yaklaşık bir yıl önce BAE’ye pazarladığını gösterdi. Mart 2023 tarihli sunumda modelin sinyal istihbaratı ve elektronik harp donanımları taşıyabileceği belirtildi. Elbit bu ürünü ancak bir yıl sonra Singapur’daki savunma fuarında sergiledi.

Sunumda Hermes-650’nin SkyStriker mühimmatı ve Aeronautics şirketinin Orbiter serisi İHA’larıyla birlikte çalışabileceği ifade ediliyor. Haaretz, bu bilginin söz konusu sistemlerin daha önce BAE’ye satılmış olabileceğine işaret ettiğini aktardı. Teklif ayrıca BAE’de motor ve parçaların üretilmesi ile yerel montaj yapılmasını da kapsıyordu.

Elbit’in BAE ile yaptığı ve kamuoyuna açıkladığı tek resmi sözleşme Ocak 2022’deki 53 milyon dolarlık anlaşmaydı. Bu kapsamda Airbus A330 tanker uçaklarına elektronik harp sistemleri sağlandı. Şirket Kasım 2025’te ismi açıklanmayan bir müşteriye 2,3 milyar dolarlık satış yapacağını duyururken, Intelligence Online bu müşterinin BAE olduğunu ileri sürdü ancak taraflar bunu doğrulamadı.

İsrail’in savunma ihracatı 2025’te 19 milyar dolarla rekor kırarken, bunun 3 milyar doları İbrahim Anlaşmaları’nı imzalayan ülkelere yapıldı. 2021’den bu yana bu ülkelere yapılan toplam satış 9 milyar dolara yaklaşırken en büyük alıcılar Fas ve BAE oldu.

2026’daki İran savaşı sırasında İsrail, BAE’ye Demir Kubbe bataryaları ile personel gönderdi. Financial Times İsrail’in BAE’ye lazerli önleme sistemi verdiğini yazarken, BAE uçaklarının da İsrail’e gece uçuşları yaptığı bildirildi. BAE daha önce de İsrail menşeili SPYDER ve Barak hava savunma sistemlerini bünyesine katmıştı.

Elbit Systems, Haaretz ve Drop Site’a yaptığı açıklamada ticari konularda yorum yapmadığını belirterek, belgelerdeki bilgilerin faaliyetlerinin gerçek durumunu yansıtmadığını savundu ancak hangi bilgilerin yanlış olduğunu açıklamadı.

Ortadoğu

Huckabee, “Barış Kurulu” planlarını uygulanabilir bulmuyor

Yayınlanma

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, daha fazla Amerikan desteği olmadan “Barış Kurulu”nun Gazze planını hayata geçirip getiremeyeceğini sorguladı.

POLITICO’nun eline geçen ve büyükelçiliğin perşembe günü Dışişleri Bakanlığı yönetimine gönderdiği bir telgraf, Huckabee tarafından imzalanmış.

Telgraf, söz konusu kuruluşun yanı sıra Kudüs’teki ABD Büyükelçiliği’nin de Gazze’yi silahsızlandırma ve yeniden inşa etme planlarını ilerletmek için yeterli personele sahip olmadığına dair endişeleri dile getiriyor.

Telgrafta belirtildiği üzere, Huckabee’nin soruları, ABD, İsrail ve uluslararası ortaklar arasında koordinasyonu sağlamak üzere kurulan ana merkez olan Uluslararası Gazze Destek Merkezi’nin (IGSC), Pentagon’un önümüzdeki yıl boyunca planlandığı gibi personelini azaltmasının ardından faaliyetlerini sürdürüp sürdüremeyeceğine odaklanıyor.

Telgrafta, mevcut planın bu görevlerin siviller tarafından üstlenilmesi olduğu belirtiliyor ve şöyle devam ediliyor:

“Kudüs Büyükelçiliği şu anda bu görevleri üstlenecek kadroya sahip değil fakat ihtiyaç duyulacak insan, mali ve lojistik kaynaklar konusunda bir fikir sahibi olursa bu mümkün olabilir. Barış Kurulu (BoP) personel sayısını artırmak için çalışıyor, ancak IGSC’deki tüm işlevleri yerine getirme kabiliyeti hâlâ belirsiz.”

Ateşkes anlaşmasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen İsrail’in saldırıları devam ediyor ve Filistinlilerin çoğunluğu hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Daha iki hafta önce Huckabee, Fox News’e verdiği demeçte Barış Kurulu’nun “kademeli olarak ilerleyebileceğini ama herhangi bir yavaşlamanın tek nedeninin Hamas olduğunu” ileri sürmüştü.

Elçi, Hamas’ın silahsızlanma taahhüdünü yerine getirmediğini belirtmişti.

ABD’nin liderliğinde ve İsrail’de bulunan Uluslararası Gazze Destek Merkezi’nin, Barış Kurulu’nun Gazze Şeridi’ne konuşlandırmayı planladığı Uluslararası İstikrar Gücü’nde kilit bir rol oynaması bekleniyor.

“Hassas ama gizli olmayan” olarak işaretlenen telgrafta Huckabee, koordinasyon merkezindeki çalışmaları yöneten sivillerin, İsrail ordusuyla “özellikle istihbarat paylaşımı konusunda” koordinasyon dinamiklerini “karmaşık hale getirebileceğini” savundu.

“DoW’nin [Pentagon] varlığını azaltmasıyla birlikte roller ve sorumluluklar Dışişleri Bakanlığı ve Barış Kurulu’na nasıl devredilecek?” diye soran ve Dışişleri Bakanlığı’ndan bu soruya yanıt vermesini isteyen elçi şöyle devam etti: “IGSC’nin kritik iş akışlarını nasıl devam ettireceğiz ve bu geçiş başlamadan önce hangi koşulların karşılanması gerekiyor?”

Huckabee ayrıca, Barış Kurulu’nun 11 Ekim’de IGSC’nin finansmanını devralmasının ardından merkezin yeniden yapılandırıldığını da belirtti  Barış Kurulu ise bu yeniden yapılandırmayı doğrulamadı.

Merkez, geçen yıl ABD Merkez Komutanlığı tarafından Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi olarak faaliyete geçirilmiş ve daha sonra yeniden adlandırılmıştı.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, söz konusu telgraf hakkında bilgisi olmadığını ve “Gazze’de insani yardım, güvenlik, yönetişim, hukukun üstünlüğü, altyapı geliştirme ve yeniden yapılanmanın iyileştirilmesi için geliştirilen son derece ayrıntılı planlara güven duyduğunu” belirtti ve “Mevcut kapasitelerimiz ve sistemlerimiz güçlü ve uygulamaya hazır,” dedi.

Telgrafta ayrıca, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere kurulan ve “Gazze İdaresi Ulusal Komitesi” (NCAG) olarak adlandırılan Filistinli teknokratik yapının, Gazze Şeridi’ndeki yeniden inşa çalışmalarındaki gecikmeler nedeniyle zayıflayabileceği belirtiliyor.

Huckabee, “İnsani yardım, NCAG ve idarenin öncelikleri doğrultusunda artırılmalıdır. Ayrıca, gerilemeyi önlemek ve NCAG’nin güvenilirliğini göstermek için uzun vadeli yeniden inşa çabalarını tamamlayıcı nitelikte olmalıdır,” diye yazdı ve ABD’nin yabancı bağışçılara “insani ihtiyaçları karşılamak için üzerlerine düşen payı yerine getirmeleri” konusunda baskı yapacağını ekledi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Almanya, Lübnan’da Hizbullah karşıtı misyona hazırlanıyor

Yayınlanma

Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr), AB kararı doğrultusunda Lübnan’da Hizbullah karşıtı bir yurtdışı görevi üstlenmeye hazırlanıyor.

German Foreign Policy’nin aktardığı diplomatlara göre Almanya, AB dışişleri bakanlarının geçen hafta karar verdiği, ülkede planlanan AB müdahalesine büyük olasılıkla katılacak.

Bu müdahalenin, yıl sonunda görevini tamamlayacak olan BM gücü UNIFIL’in yerini alması amaçlanıyor.

Bundeswehr, 2006 yılından bu yana UNIFIL’in bir parçası ve bu görevde deniz birimleriyle yer alıyor.

Gelecekteki AB misyonunun amacı, Lübnan’daki Hizbullah’ın etkisini sistematik olarak azaltmak ve “son derece tehlikeli bir güvenlik boşluğunun” oluşmasını önlemek için Lübnan silahlı kuvvetlerini ve iç güvenlik aygıtını güçlendirmek.

Bu amaçla, misyonun hem askeri hem de sivil bir bileşeni olacak. Özellikle Fransa, uzmanların değerlendirmesine göre, eski himaye bölgesinde daha fazla nüfuz kaybını önlemek ve Orta Doğu’daki konumunu güçlendirmek amacıyla, bir süredir bu misyonu şiddetle savunuyor.

Planlanan AB misyonu, aynı zamanda gelecekte İsrail birliklerinin Lübnan’da “şahitler olmadan” istedikleri gibi hareket etmelerini engellemeyi de amaçlıyor.

Bundeswehr’in katılımı halinde, İsrail silahlı kuvvetleriyle karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olacak.

UNIFIL sona yaklaşıyor

Lübnan’daki BM barış gücü misyonu (Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü, UNIFIL), Mart 1978’de İsrail’in o dönemde ülkeye yaptığı işgale yanıt olarak kuruldu.

Misyon, İsrail’in geri çekilmesini izlemek ve Lübnan’ın bölge üzerindeki kontrolünü sağlamaya yardımcı olmak amacıyla güney Lübnan’a barış gücü birliklerinin konuşlandırılmasını öngörüyordu.

UNIFIL’in görev tanımı, 2006 Lübnan Savaşı’nın ardından genişletildi. BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı Kararı uyarınca, görev tanımı artık Hizbullah’a silah sevkiyatını önleme hedefini de içeriyordu.

Ayrıca BM barış gücü askerleri, Lübnan hükümetiyle işbirliği içinde, Hizbullah’ın ülkenin güneyinde silah depolayamamasını ve İsrail topraklarına saldırı düzenleyememesini sağlamakla görevlendirildi. Bu çaba başarısızlıkla sonuçlandı. 

Fakat uzmanlar, UNIFIL’in defalarca küçük çaplı çatışmaları kontrol altına almayı ve kontrolsüz tırmanışları önlemeyi başardığını belirtiyor.

Gazze işgalinin başlamasından bu yana İsrail, BM misyonunu sona erdirmek için elinden gelen her şeyi yaptı. İsrail birlikleri UNIFIL mevzilerini defalarca saldırdı.

Sonunda, 28 Ağustos 2025 tarihinde, ABD’nin baskısı altında BM Güvenlik Konseyi, UNIFIL birliklerinin 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren ülkeden çekilmesi gerektiğine karar verdi. Bu tarih hâlâ geçerli.

Alman donanmasının UNIFIL’deki faaliyetleri

2006 yılından bu yana Bundeswehr, öncelikle Hizbullah’a silah sevkiyatını önlemek amacıyla Lübnan’ın deniz sınırını kapatmakla görevli UNIFIL Deniz Görev Gücü’ne katılıyor.

Ayrıca, İsrail silahlı kuvvetlerinin o zamandan beri büyük ölçüde tahrip ettiği, Lübnan’ın güney kıyısındaki bir kasaba olan Nakura’daki UNIFIL karargahına personel sağladı.

Buna ek olarak, Bundeswehr’e göre Alman donanması, “genel denizcilik ve seyir” konularına odaklanarak Lübnan donanması personeline ikili bir çerçeve içinde eğitim verdi.

Son olarak, Lübnan deniz kuvvetlerine maddi destek sağladı ve bu kuvvetlerin donanımını modernize etti. Örneğin, toplam dokuz adet kıyı radar istasyonunun inşasına destek verdi. 

Bildirildiğine göre bu istasyonlar şu anda “Lübnan sularının gerçek zamanlı görüntüsünü sunuyor” ve böylece izinsiz silah sevkiyatlarının tespit edilmesine yardımcı oluyor.

Buna ek olarak devriye botları da Almanya tarafından temin edildi.

Almanya Federal Meclisi (Bundestag), UNIFIL görev süresini en son 6 Mayıs 2026 tarihinde uzattı.

Bu görev, hâlâ en fazla 300 askerin konuşlandırılmasını içeriyor ve 31 Aralık’ta sona eriyor.

Görev, 1 Ocak 2027’den itibaren kademeli olarak sonlandırılmak durumunda ve bu amaçla en fazla 80 Alman askeri personeli Lübnan’da kalmaya devam edebilir.

Fransa, Lübnan’ı kaybetmek istemiyor

Bir süredir, özellikle Fransa tarafından bir takip misyonu üzerinde çalışılıyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 25 Haziran’da Fransa’nın güneyindeki Antibes’te düzenlenen bir toplantıda, UNIFIL’in çekilmesinin ardından Lübnan’da faaliyete geçecek ve ülkenin “egemenliğini ve silahlı kuvvetlerini güçlendirecek” bir koalisyon planladıklarını açıkladılar.

Bunun amacı, Lübnan topraklarının “bölgesel gerginliğin alevlenme noktası” haline gelmesini veya “son derece tehlikeli bir güvenlik boşluğu” oluşmasını önlemek.

Fakat liderler, koalisyonun tam olarak nasıl bir yapı alacağının o sırada henüz belirsiz olduğunu da belirttiler.

Uzmanlar daha önce, 1920’den 1943’e kadar Lübnan’da manda gücü olan ve sonrasında da başlangıçta ülkede hâlâ oldukça güçlü bir konuma sahip olan Fransa’nın, uzun süredir üzerinde önemli bir etki kurduğu UNIFIL’in sona ermesini, Beyrut’taki konumuna büyük zarar verecek bir gelişme olarak değerlendirdiğini belirtmişti.

Lübnanlı gazeteci Suheyb Cevher, Haziran ayında Al Jazeera’ya verdiği demeçte, Fransa’nın şu anda, özellikle de ABD’nin Lübnan’ın iç işlerine giderek daha sert bir şekilde müdahale etmesi ışığında, ülkedeki konumunu yeniden tesis etmenin yollarını aradığını belirtmişti.

AB misyonu UNIFIL’in yerini alabilir

Fransa’nın oluşumunda önemli bir rol oynadığı planlanan AB misyonu, önümüzdeki yılın başlarında başlaması planlanıyor ve ilk etapta üç yıllık bir görev süresine sahip.

Avrupa Komisyonu’na göre, misyonun temel amacı, Hizbullah’a karşı Lübnan’ın “istikrarını, egemenliğini [ve] devlet kurumlarını” desteklemek.

Misyon, özellikle Lübnan silahlı kuvvetlerini ve iç güvenlik kurumlarını güçlendirmeyi hedefliyor. Bu amaçla, “birbirini tamamlayıcı görevler üstlenecek” askeri ve sivil iki ayak planlanıyor.

Avrupa Komisyonu’na göre askeri ayak, örneğin “sınır gözetimi ve kontrolü, istihbarat, gözetleme ve keşif, insan kaçakçılığıyla mücadele ve operasyonel koordinasyon” alanlarında danışmanlık desteği ve eğitimi içeriyor.

Yurtiçi kolluk kuvvetleri, siber suçlar ve insan kaçakçılığıyla mücadele gibi alanlarda ve ayrıca liman güvenliği yönetimi konusunda –özellikle Beyrut Limanı’nda– eğitilecek.

Şu an için AB misyonunun planlanan personel sayısının yaklaşık 160 olduğu belirtiliyor. Fransa ve İtalya’nın önemli bir rol oynayacağı söyleniyor. Ayrıca, Almanya’nın katılımı da kesin olarak planlanıyor.

AB, İsrail’le askeri olarak karşı karşıya mı gelecek?

Falat misyon, yalnızca Hizbullah’a yönelik değil.

Lübnan hükümeti, örgütün silahsızlandırılması için uğraşıyor. Örneğin geçen hafta, Lübnan yetkilileri 250 kilogram TNT ve 250 kilogram C4 patlayıcı taşıyan bir aracı ele geçirdi. Aracın Hizbullah’a ait olduğunu öne sürülüyor.

Hizbullah’ın silahsızlandırılması, gelecekte AB tarafından desteklenecek. Bununla birlikte, AB misyonunun bir diğer amacı da, UNIFIL’in çekilmesinden sonra İsrail silahlı kuvvetlerinin Lübnan’da tamamen serbest hareket etmesini ve gözlemcilerin uyardığı gibi “şahit olmadan istediklerini yapabilmelerini” engellemek.

Buna karşı, AB üye devletlerinden askerlerin görevlendirilmesi planlanıyor.

Almanya’nın misyona katılması halinde, bu durum Alman askeri personeli için de geçerli olacak.

Bu da Bundeswehr’i İsrail silahlı kuvvetleriyle karşı karşıya getirecek. Bu durum, şimdiye kadar hiç görülmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Mélenchon ve “yeni Fransa”, Le Pen ve “düzen”e karşı

Yayınlanma

Bu ay Fransa’da yaşanan ayaklanmaların ardından Fransa, Jean-Luc Mélenchon ve “yeni Fransa” projesi ile Marine Le Pen ve “kanun ve düzen” arasında ikiye bölünmüş durumda.

Öğrencilerin isyanı ile birlikte tetiklenen ulusal kimlik meselesi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin merkezine yerleşti.

“İşte Mélenchon’un ‘yeni Fransa’sı,” diyen Ulusal Birlik (RN) lideri Jordan Bardella ve Kimlik ve Özgürlük (ID) partisinin lideri Marion Maréchal Le Pen, şiddet görüntülerini bu ifadeyle birleştirdi.

Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) liderinin son dönemdeki birçok konuşmasına göre, “yeni Fransa”, göç, kadın hakları, değişen aile yapısı, sosyal hareketlilik ve genç nesillerin siyasi talepleri sayesinde olumlu yönde dönüşmüş bir ülke anlamına geliyor.

Mélenchon, seçmenlerin gelecek yıl kendisini cumhurbaşkanı olarak seçmesi halinde bu iyimser vizyonun gerçeğe dönüşebileceğini savunuyor.

İki Fransa hafta sonu karşı karşıya gelecek

Fakat Nisan 2027 seçimleri yaklaşırken, Mélenchon’un “yeni Fransa” vizyonu, Fransız kimliği konusundaki temel bir ayrılığı özetlediği için Marine Le Pen’in partisi RN için tekrar eden bir hedef haline geldi.

Le Pen’in partisi, yeniden canlandırılmış milliyetçi bir geçmişe duyulan nostaljiden beslenirken, Mélenchon’un “yeni Fransa” vizyonu eski düzenle kopmayı öngörüyor.

Bu iki vizyon, bu hafta sonu tam anlamıyla çatışacak gibi görünüyor. Le Pen, Orléans’ta 10.000 destekçinin katılımıyla bir toplantı düzenleyecek ve RN yetkililerinin belirttiğine göre bu toplantı otorite, Fransız kimliği ve kamu düzeni konularına odaklanacak.

Mélenchon’un partisi LFI’nın ise, Le Pen’in milliyetçi bir sembol olarak gördüğü eski Fransız kasabası Jeanne d’Arc’ta, diğer sol güçler ve sendikalarla birlikte RN’ye karşı düzenlenecek gösterilere katılması bekleniyor.

Mélenchon: Biz unutulmuşların, aşağılanmışların sesiyiz

“Yeni Fransa”da Sartre esintileri: Özcülüğe karşı değişim

LFI “yeni Fransa” kavramını eleştirilere karşı savunurken, bunun filozof Jean Paul Sartre’ı biraz okumadan ve solun uzun ideolojik savaşlarının biriktirdiği mirası anlamadan kavranamayacağını ileri sürüyor.

Sartre perspektifinden “yeni Fransa” sabit, özcü bir kimlik değil, değişken ve akışkan bir durum.

“Biz buyuz” demek yerine, bu bakış açısı “yaşadığımız şey budur” temeline dayanır ve güvencesiz işçiler, kadınlar, Fransız kökenli olmayanlar ve genç seçmenlerin karşı karşıya kaldığı farklı gerçeklikleri betimler.

Buna göre onların deneyimleri, ne sağın ne de solun geleneksel ulusal temsillerine uyar.

Mélenchon, kadınları “yeni Fransa”nın yüzü olarak tanımlıyor. Buna karma aileler, gençler, LGBT hakları, uzun mesafe işe gidip gelenler ve ataları yabancı ülkelerde doğmuş Fransızlar da dahil.

Sağdan salvolar, soldan eleştiriler

Bu ifadeyi yıllardır kullansa da bazı anketçilerin belirttiği gibi, kimlik siyaseti kampanyalarında daha büyük bir yer edinmeye başladıkça bu ifade giderek daha öne çıktı.

Siyasi yelpazenin her kesiminden eleştirmenler için “yeni Fransa”, “eski Fransa”nın bir kenara atıldığını ima ediyor.

Örneğin Muhafazakâr Bruno Retailleau bunu “Fransa’nın sonu” olarak nitelendiriyor.

Eski LFI müttefiki François Ruffin ise Mélenchon’u soldan eleştiriyor. Ruffin’e göre LFI lideri, işçi sınıfı kasabaları ve sanayisizleşmiş bölgeleri feda ederek, sınıfsal temelli bir siyasi cazibeyi, çeşitli kentsel seçmenlere yönelik bir cazibeyle değiştiriyor.

Diğerleri ise bunu, her türlü kültürel ayrım çizgisi boyunca kutuplaşmaya yol açmak için uydurulmuş bir slogan olarak görmezden geliyor.

Mélenchon Mayıs ayında, Fransa belediye seçimleri öncesinde bu kavramı yaygınlaştırırken, “Yeni Fransa, Fransa’nın bir kısmının diğerine karşı olması değildir; bu, tüm Fransa’dır,” dedi.

Bir ay sonra, mitinglerinde “On est chez nous!” ya da “Burası bizim evimiz!” sloganını attıklarını söyledi.

Rapporteur’e göre genellikle aşırı sağcı toplantılarla ve “Fransa bizimdir” varyantıyla ilişkilendirilen bu slogan, iki kampın gerçekte ne için mücadele ettiğini ifade etmenin daha basit bir yolu: Fransız kimliğini kim tanımlayacak ve Fransa’da kim evinde hissedecek?

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English