Bizi Takip Edin

Avrupa

Sol Parti’de “İsrail” tartışması büyüyor

Yayınlanma

Almanya’da Sol Parti’nin (Die Linke) ağır toplarından Gregor Gysi’nin, partide artan İsrail karşıtlığını “göçmenlerin varlığına” bağlaması büyük bir tartışmayı ateşledi.

2005-2015 yılları arasında Sol Parti’nin Bundestag liderliğini yapan Gysi, antisemitizm konulu bir röportajın ardından kendi saflarından şiddetli eleştirilere maruz kalıyor.

Eleştiriler, Gysi’nin bu ay Focus’un “Machtmenschen” adlı podcast’ine verdiği mülakattan kaynaklanıyor.

Partisi içinde İsrail karşıtı ve antisemitik eğilimlerin ne kadar yaygın olduğu sorulduğunda Gysi röportajda şöyle yanıt verdi:

“Şey, bu durum artık daha tehlikeli hale geldi çünkü göçmen kökenli çok daha fazla insan –belirli göçmen kökenlere sahip olanlar da dahil– partimize katıldı, ki bunu aslında çok memnuniyetle karşılıyorum. Fakat onlar İsrail hakkında yanlış görüşler getiriyorlar ve ben buna her zaman karşı çıkacağım; belirli bir sınır aşılmamalı.”

Gysi mülakatta, Hamas’ı “kurtuluş örgütü” olarak nitelendiren bir parti üyesinin yakın zamanda partiden ihraç edilmesi karşısında büyük bir rahatlama duyduğunu da sözlerine ekledi.

WELT’in araştırmasına göre, Gysi bu sözleri nedeniyle şu anda sert eleştirilere maruz kalıyor.

Habere göre, Kasım 2025’te resmi parti üyesi olarak tanınan Göçmen Solu Federal Çalışma Grubu (BAG Migrantische Linke), 78 yaşındaki Gysi’ye ve Ines Schwerdtner ile Jan van Aken’in liderliğindeki yönetim kuruluna iki sayfalık bir mektup göndermeyi planlıyor.

Baden-Württemberg’de Sol Parti’nin en üst düzey adayı Mersedeh Ghazaei ve yaklaşık 180 diğer üye de dahil olmak üzere çalışma grubunun federal sözcü konseyinin imzaladığı mektupta şöyle deniyor:

“Mülakatınızdaki bazı bölümler, ırkçı söylemleri yinelediği ve partimizin temel ilkeleriyle çeliştiği için son derece sorunlu. Göçmen kökenli üyeleri, sözde artan bir antisemitizm sorunuyla ilişkilendirmek kabul edilemez.”

Sol Parti’de “antisemitizm” istifası

Federal Çalışma Grubu, Gysi’nin, göçmen kökenli üyelerin sayısındaki artış nedeniyle durumun “daha tehlikeli” hale geldiği yönündeki sözlerinin, “ırkçı bir tehdit senaryosunu” yansıttığını savunuyor.

Mektupta, “Bu tür ifadeler, Müslüman ve Arap karşıtı duyguları pekiştiriyor ve ırkçılık karşıtı bir partide yeri yok,” deniyor.

Mektupta, imzacıların eski üst düzey siyasetçiye yönelik daha ciddi suçlamaları da yer alıyor: Gysi’nin mülakattaki söylemleri, “siyasi ve toplumsal alanda sağa doğru daha da kaymaya” katkıda bulunuyor; ayrıca onun “İsrail’i Yahudilerle eşdeğer tutması” iddiası “temelde antisemitik” olarak nitelendiriliyor.

Sol Parti Federal Çalışma Grubu ayrıca Gregor Gysi’yi “parti içi bölünmeye” katkıda bulunmakla suçluyor.

Mektupta, “Burada söylenebileceklerin sınırlarını, tanınmış ve uzun süredir görevde olan bazı parti yetkililerinin otoriter bir şekilde belirlediği izlenimi yaratılıyor” deniyor ve “Sözleriniz yapısal ırkçılığı ortadan kaldırmıyor, aksine hem parti içinde hem de kamusal alanda onu daha da şiddetlendiriyor ve pekiştiriyor,” iddiasında bulunuluyor.

İmza sahipleri, Gysi’nin göçmenler ve İsrail ile ilgili antisemitizm eleştirileri konusunda ona baskı yapmaya çalışıyor. “Bölünmeye karşı koymak” amacıyla, Federal Meclis’in kıdemli üyesinden Instagram hesabından ilgili röportaj videosunu “derhal” silmesi ve “göçmen kökenli üyelerin ayrım gözetmeksizin antisemitizmle ilişkilendirilmemesi gerektiğini” kamuoyuna açıkça belirtmesi isteniyor.

Buna ek olarak, eleştirenler “sözlerinizin yarattığı etki ve bunun sonucunda ortaya çıkan incinme nedeniyle partimizin göçmen ve genç üyelerine kamuoyuna açık bir özür dilenmesini” ve “sizin ve ekibinizin ırkçılıkla mücadele eğitimine derhal katılmasını” talep ediyorlar.

Mektup, BAG Migrantische Linke’nin yanı sıra, aralarında birkaç bölge başkanı, eyalet yürütme kurulu üyesi ve yerel konseylerin grup başkanlarının da bulunduğu kişiler tarafından imzalandı. Gysi’nin sözcüsü WELT’e, mektubun henüz Gysi’ye gönderilmediğini ve bu nedenle yorum yapamayacağını söyledi.

Alman barış hareketinde İsrail bölünmesi

Focus dergisine verdiği röportajda Gysi, “egemen ve güvenli bir İsrail’i” ve “aynı derecede egemen ve güvenli bir Filistin’i” güçlü bir şekilde desteklediğini vurgulamıştı.

Nasyonal Sosyalizme karşı komünist direnişte aktif rol alan ve daha sonra Alman Demokratik Cumhuriyeti’ndeki Sosyalist Birlik Partisi (SED) politikacısı olan babası Klaus Gysi, Yahudi’ydi.

Kasım 2025’te Gysi, eski Federal Meclis grup başkanı Dietmar Bartsch, Federal Meclis Başkan Yardımcısı Bodo Ramelow ve Federal Meclis’teki diğer 14 Sol Parti milletvekiliyle birlikte parti eşbaşkanları Schwerdtner ve van Aken’e bir mektup göndermişti.

Mektupta, Sol Gençlik’in İsrail karşıtı kararına atıfta bulunularak, “Görünüşe göre partimizde bir şeyler ters gitmiş,” deniliyordu.

Mektup, yönetim organlarını, “açıkça duyulabilir ve algılanabilir net sınırlar çizmeye” davet ediyordu.

“Solcu antisemitizm” tartışması, parti içinde uzun süredir tartışmalı bir konu. Şubat ayında, Thüringen eyalet disiplin kurulu, partinin gençlik kanadının ulusal sözcüsü Martha Chiara Wüthrich’in İsrail’in Gazze’deki savaşını “lanet olası bir Holokost” olarak nitelemesi üzerine, tüm parti görevlerinden aldığını ve üyeliğini iki yıl süreyle askıya aldığını duyurmuştu.

Pazar günü, Brandenburg’un antisemitizm komiseri Andreas Büttner, Aşağı Saksonya eyalet şubesinin hafta sonu “bugünkü haliyle Siyonizmi” reddettiğini belirten bir karar almasının ardından partiden istifa etti.

Avrupa

Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Yayınlanma

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.

Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.

The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.

Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.

Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.

Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.

Fransa’da okul boykotları yayılıyor

“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.

Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.

Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.

Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.

Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.

17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.

BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.

Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.

Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.

Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.

Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.

Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.

Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.

Bu kapsamda iki soru sorulacak:

  • Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
  • Beklentileriniz nelerdir?

Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.

Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Yayınlanma

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.

Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.

Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.

Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.

Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.

İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).

Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.

BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.

Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.

Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.

Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.

Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.

Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.

Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.

Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

Yayınlanma

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.

Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.

Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.

Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.

Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.

Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.

Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English