Avrupa
Alman barış hareketinde İsrail bölünmesi

Alman Barış Derneği – Birleşik Savaş Karşıtları (DFG-VK) bünyesindeki “Gençlik Ağı”, ana dernekten ayrıldığını ilan etti ve İsrail yanlısı “Antimilitarist Eylem Ağı” (A2N) olarak yeniden kuruldu.
junge Welt’in (jW) aktardığına göre ayrılık, Berlin, Stuttgart, Leipzig ve Dresden’de ülke çapında bir yoğun bir reklam kampanyasıyla duyuruldu.
Barış Derneği’nden ayrılanlar, 40’tan fazla otobüs durağındaki reklam vitrinlerine posterler astı. Posterlerde, “Antisemitizm mi? DFG-VK için sorun değil!” yazıyordu ve yeni “Eylem Ağı”nın web sitesine atıfta bulunuluyordu.
“Eylem Ağı”nın cumartesi günü Indymedia’da yayınladığı yazılara göre, ayrılmanın ana nedeni Ağustos 2025’te Berlin eyalet yürütme kurulunun görevden alınmasıydı.
Bu, Şubat 2025’te “gençlik ağı” ile birlikte düzenlenen bir mitingin ardından gerçekleşti. Etkinlik, barış hareketi içindeki “antisemitizm” ve “İsrail nefreti”ne karşıydı.
Etkinliğin nedeni ise, DFG-VK’nın “Adil Barış” ittifakına katılımıydı. Eyalet yürütme komitesine göre, bu ittifak “Gazze’deki durum” için “Hamas’ın sorumluluğunu” görmezden gelmişti. Eyalet komitesinin eylül ayında Jüdische Allgemeine ile yaptığı röportajda “soykırım” yerine “Gazze’deki durum”demesi tepki çekmişti.
Federal yönetim daha sonra bu davranışı derneğe zarar veren bir davranış olarak eleştirdi ve yürütme komitesini ihraç etti.
Yeni kurulan ağın üyeleri cumartesi günü verdikleri röportajda “Bu bizim için yeterli” diye yazdılar ve DFG-VK içinde “özgürleştirici barış çalışması”nın mümkün olmadığını ileri sürdüler.
“Antisemitizm, ırkçılık veya cinsiyetçiliğe katlanmak zorunda kalmadan” militarizasyona karşı durmak istediklerini belirten yeni grubun üyeleri, verdikleri röportajlarda, “kişisel saldırılar ve iktidar mücadeleleri” ile karakterize edilen iç tartışmaları da anlatıyorlar.
Yazarlar, “yaşlı erkeklerin hakim olduğu bir örgüt”teki cinsiyetçi yapılar hakkında iddialarda bulurken, “antisemitik” anlatıların, en azından Gazze’deki soykırımın başlamasının ardından yapılan tartışmalarda, “defalarca sorgulanmadan kabul gördüğünü” öne sürüyorlar.
Eski gençlik derneği, örnek olarak 2024 Federal Kongresini gösteriyor. Bu kongrede, İsrail’in Lübnan’daki çağrı cihazı saldırısı, 3.000’den fazla kişinin yaralandığı ve 12 sivilin öldürüldüğü bir “terör saldırısı” olarak tanımlanmıştı.
Yeni dernek, “antisemitik gösterilere” katıldığı ve “Putin sempatizanlarıyla” işbirliği yaptığı iddia edilen bir örgütten açıkça uzaklaşmak istiyor.
Barış Derneği bu suçlamaları reddediyor ve junge Welt’e, antisemitizme ve antisemitik aktörlerle işbirliğine karşı açıkça tavır aldığı geçmişteki birkaç çağrıyı hatırlatıyor.
“Eylem Ağı” ayrıca, geleneksel derneğin yıllardır “yaşlanma” sorunuyla mücadele ettiğini iddia ediyor. “Gençlik ağı”na göre, Barış Derneği’ndeki ortalama yaş 65’in üzerinde.
Son yıllarda, özellikle “gençlik ağı” medya etkisi yüksek eylemlerle dikkat çekti: Gaziler Günü’ne karşı protestolar, Alman Silahlı Kuvvetleri’ne karşı “adbusting” (reklam bombardımanı) eylemleri, Zugspitze dağında “Silahlanmak yerine kurtarın” pankartı ve Gazze’den İsrailli savaş esirlerinin geri dönüşünü talep eden “Onları eve getirin” posterleriyle mitingler.
Genç aktivistler, bu tür eylemleri yeni, bağımsız ağda sürdürmek istiyorlar. Planlar arasında ülke çapında bir dergi, ağ oluşturma toplantıları ve “saçma sapan olmayan askerlik danışmanlığı” yer alıyor.
DFG-VK’nın siyasi direktörü Michael Schulze von Glaßer, junge Welt’e verdiği demeçte, gençlik ağının bölünmesinin genç üyelerin DFG-VK’dan ayrılmasına yol açacağı iddialarını reddetti.
“Gençlik ağı şu anda Berlin’e odaklanmış [durumda], küçük ve yeni genç üyelere pek açık değil” diyen Schulze, bunun “şu anda ayrılan gençlerin olduğunu bilmediğinden” de anlaşılabileceğini ekledi.
Aksine, Schulze, derneğin şu anda “askerlik karşıtı okul grevi ittifaklarına verdiği destek” ve “vicdani ret danışmanlığı” nedeniyle barış toplumunun farkına varan gençlerin akınına uğradığını savunuyor.
Direktör, “Diğer genç üyeler de birkaç haftadır yeni, açık bir gençlik yapısı kurmak için çalışıyorlar. Bu nedenle bu konuda geleceğe iyimser bakıyoruz,” diyor.
Avrupa
Dört Avrupa ülkesi vatandaşlık kurallarını sıkılaştırıyor

Avrupa ülkeleri vatandaşlık alma şartlarını ardı ardına zorlaştırırken, Norveç hükümeti de asgari ikamet süresini 3 yıldan 7 yıla çıkarmayı teklif etti. Finlandiya, İsveç ve Portekiz’in ardından kuralları sıkılaştırmaya hazırlanan ülkede dil yeterliliği sınırının da yükseltilmesi öngörülüyor.
Avrupa ülkeleri vatandaşlık alma kurallarını ardı ardına sıkılaştırıyor. Son olarak Norveç hükümeti, vatandaşlık alabilmek için gereken asgari ikamet süresini 3 yıldan 7 yıla çıkarmayı öngören bir yasa teklifi hazırladı.
Vatandaşlık yasasında yapılması planlanan değişiklikler, ülkenin Çalışma ve Sosyal Kapsayıcılık Bakanlığı tarafından sunuldu.
Tasarıya göre, Norveç’te doğan vatansız kişiler veya ülkeye çocuk yaşta gelenler için en az 5 yıl ikamet etme şartı aranacak.
Ayrıca, Norveç vatandaşlarıyla evli olan veya ortak yaşayan yabancıların da ikamet sürelerinin artırılması planlanıyor.
Dil gereksinimlerinin de zorlaştırılacağı taslak kapsamında, sözlü Norveççe yeterlilik seviyesinin A2’den B1’e çıkarılması öngörülüyor. Yeni düzenlemeler 18 ila 67 yaş arasındaki başvuru sahiplerini kapsayacak.
Çalışma ve Sosyal Kapsayıcılık Bakanı Kjersti Stenseng konuyla ilgili açıklamasında, “Norveç vatandaşlığı almak ve buna sahip olmak bir ayrıcalık olmalıdır” ifadesini kullandı.
Hükümet, prosedürlerin basitleştirilmesiyle birlikte şartların zorlaştırılmasının, ülkede biriken çok sayıdaki işleme alınmamış dosya yükünü azaltacağını ve başvuru değerlendirme sürelerini kısaltacağını öngörüyor.
Norveç, vatandaşlık kurallarını revize edeceğini açıklayan son Avrupa ülkesi oldu.
Finlandiya’da 1 Ekim 2024 itibarıyla vatandaşlık için gereken asgari ikamet süresi 5 yıldan 8 yıla çıkarıldı.
Ülkede ayrıca 2027 yılının başından itibaren 18 ila 64 yaş arasındaki başvuru sahipleri için zorunlu vatandaşlık sınavı getirilmesi planlanıyor.
Finlandiya İçişleri Bakanı Mari Rantanen, “Vatandaşlık sınavının getirilmesi, vatandaşlık alma şartlarını zorlaştıracak kapsamlı reformun son parçasıdır” dedi.
İsveç’te de ilgili reform onaylandı. Haziran 2026’dan itibaren vatandaşlık için gereken temel ikamet süresi 5 yıldan 8 yıla yükseltilecek. Yetkililer, başvuru sahipleri için finansal bağımsızlık şartı getirirken güvenlik soruşturmalarının kapsamını da genişletiyor.
Göç Bakanı Johan Forssell değişikliklerin gerekçesini açıklarken, “Tek bir kelime bile İsveççe bilmeden, İsveç toplumu hakkında hiçbir şey öğrenmeden ve hatta kendi gelir kaynağına sahip olmadan, ülkede 5 yıl yaşadıktan sonra vatandaş olmak mümkündü” ifadelerini kullandı.
En radikal değişiklikler ise Portekiz’de gerçekleştirildi. Portekiz Cumhurbaşkanı Antonio Jose Seguro, vatandaşlık almak için gereken asgari ikamet süresini 5 yıldan 10 yıla çıkaran yasayı imzaladı.
Avrupa Birliği ve Portekizce Konuşan Ülkeler Topluluğu vatandaşları için ise bu süre 7 yıl olarak belirlendi.
Süre hesabı artık başvuru tarihinden değil, oturum izninin alındığı tarihten itibaren başlatılacak. Yeni kurallar göçmen çocuklarını da etkileyecek.
Daha önce ebeveynlerinin oturum izni olması halinde doğumdan bir yıl sonra vatandaşlık alabilen çocuklar için artık ebeveynlerden en az birinin ülkede en az 5 yıl yasal olarak ikamet etmesi şartı aranacak.
Yasa ayrıca Portekiz tarihi, kültürü, değerleri ve toplumsal yapısına yönelik zorunlu bir sınavı da yürürlüğe koyuyor.
Avrupa Birliği genelinde de göç politikaları sıkılaşıyor. Avrupa Parlamentosu, 17 Haziran’da kabul ettiği düzenlemeyle, AB’de sığınma talebi reddedilen ancak kendi ülkelerine geri gönderilemeyen düzensiz göçmenlerin üçüncü ülkelere sınır dışı edilmesini onayladı.
Yeni AB düzenlemesi, birlik sınırları dışında göçmen gözaltı merkezlerinin kurulmasına izin veriyor. Bu kapsamda Afrika ülkelerinin de seçenekler arasında tartışıldığı belirtiliyor.
Avrupa
İngiltere’de Burnham adım adım başbakanlığa yürüyor

Andy Burnham, Wes Streeting’in de destek vermesiyle istifa eden Başbakan Starmer’ın koltuğuna oturmaya bir adım daha yaklaştı.
Geçen hafta Makerfield ara seçimlerini kazanmasının ardından milletvekili seçilen eski Büyük Manchester Belediye Başkanı Burnham, X’te İşçi Partisi liderliğine aday olduğunu ilan etti.
Paylaştığı gönderide Burnham, Starmer’ın istifa edeceğini duyurmasının “bir geçiş sürecinin başlangıcını işaret ettiğini ve bu sürecin düzenli ve sorumlu bir şekilde yürütülmesinin önemli olduğunu” belirterek, “Bu sürecin bir parçası olarak adaylığımı koyacağım,” diye ekledi.
Burnham yaptığı açıklamada, Starmer’a “böylesine zorlu bir dönemde gösterdiği liderlik ve özveri” için teşekkür etti.
Sözlerine şöyle devam etti:
“Ülke istikrar, ciddiyet ve en önemli meselelere odaklanmaya devam edilmesini bekliyor; işte tam da bunu elde edecek. İlerlerken önceliğimiz, ülkeyi hepimizin istediği noktaya geri getirmek için birlikte çalışmak olmalıdır. Halk, iktisadi büyüme, yaşam maliyeti, kamu hizmetleri, konut ve gelecek nesil için fırsatlar konusunda ilerleme görmek istiyor. Siyasi değişim, insanların yaşamlarını iyileştirme sorumluluğundan asla uzaklaştırmamalıdır. İşçi Hareketi, her zaman güven ve kararlılıkla geleceğe baktığında en güçlü halini almıştır. Bundan sonra da bunu yapacağız ve bu geçiş sürecinin partimiz ve ülkemiz için olumlu bir yenilenme süreci olmasını sağlayacağız.”
Birkaç dakika sonra, geçen ay Starmer hükümetinden istifa eden eski sağlık bakanı Streeting, X’te bir paylaşımda, Burnham’ın “kapsayıcı bir parti” kurmayı umduğunu ve İşçi Partisi liderliği için yarışmayacağını kendisine ilettiğini belirtti.
Streeting, bunun için gerekli olan 81 milletvekili sayısına (parlamento grubunun %20’si) sahip olup olmadığı konusunda bazı şüpheler olsa da, liderlik yarışına gireceğine dair defalarca söz vermişti.
Açıklamasında Starmer’ı da öven Streeting, Burnham’ın Makerfield’daki zaferinin “bölünme ve nefrete karşı birlik ve umudun zaferi” olduğunu söyledi.
“Ülkenin her köşesinde milliyetçilere karşı mücadelemizi kaybediyorduk” diyerek hükümetten istifa ettiğini belirten Streeting, sonraki haftaları ülkeyi değiştirmek için planlar hazırlamakla geçirdiğini söyledi.
Streeting sözlerine şöyle devam etti:
“Son günlerde Andy ile uzun uzun konuştuktan sonra, bu fikirlerin onun liderliği altında yer bulacağına; siyasi geleneklerimizin en iyi yanlarından beslenen kapsayıcı bir parti kurmaya kararlı olduğuna; ve milliyetçilik güçlerine karşı hayatımızın mücadelesini kazanabileceğine ikna oldum. Yaz boyunca küçük farklılıkları abartarak zaman geçirebiliriz ya da kolları sıvayıp, partimizin ve ülkemizin ihtiyaç duyduğu değişimi gerçekleştirmesi için ona yardım edebiliriz. Benim yaptığım seçim budur ve umarım herkes de Andy’yi destekler.”
Bu gelişme, Starmer’ın milletvekilleri ve bakanlarından gelen artan baskıya boyun eğip genel seçimlerde ezici bir zafer kazandıktan iki yıldan az bir süre sonra istifa etmek için hızlı bir takvim belirleyeceğini açıklamasının ardından geldi.
Starmer, İşçi Partisi’nin iktidardaki ulusal yürütme komitesinden, adaylıkların 9 Temmuz’da açılacağı bir yarış için bir takvim belirlemesini isteyeceğini söyledi.
İşçi Partisi üyelerinin oy kullanacağı bir yarış olması halinde, bu süreç parlamento yaz tatili sırasında tamamlanacak ve Starmer o zamana kadar görevde kalacak.
Fakat Streeting’in aday olmama kararıyla Burnham rakipsiz olarak aday olacak gibi görünüyor ve böylece Avam Kamarası’nın 16 Temmuz’da tatile girmesiyle birlikte görevi devralabilir.
Başka bir bakanın da yarışa girmesi mümkün; bazı İşçi Partisi milletvekilleri, bir yarışın Burnham’ın fikir ve planlarına karşı çıkılmasına yardımcı olacağına inanıyor.
Fakat pek çok kişi, taç giyme töreninin, 10 yıl içinde Birleşik Krallık’ın yedinci başbakanının göreve başlamasından önce yaşanacak kargaşayı ve kaos hissini en aza indireceğine inanıyor.
Avrupa
İki Avrupa Parlamentosu üyesine ırkçı ifadeler nedeniyle disiplin soruşturması talebi

Avrupa Parlamentosundaki sığınmacıların sınır dışı edilmesine yönelik yasa tasarısı oylamasının ardından iki milletvekili hakkında ırkçı ifadeler kullandıkları gerekçesiyle disiplin işlemi talep edildi. Irak asıllı İsveçli milletvekili Abir el-Sahlani’nin kendisini güvende hissetmediğini açıklaması üzerine Danimarkalı ve Finli meslektaşlarından gelen tepkiler parlamentoda tartışmaya yol açtı.
Avrupa Parlamentosunda (AP), sığınmacıların sınır dışı edilmesini düzenleyen yasa tasarısı oylamasının ardından tartışma çıktı.
Politico’nun haberine göre, Avrupa Muhafazakarları ve Reformistleri (ECR) grubuna üye iki milletvekilinin, meslektaşlarına yönelik ırkçı ifadeleri nedeniyle disiplin sorumluluğuyla karşı karşıya kalabileceği bildirildi.
Gerginlik, Irak doğumlu İsveçli Milletvekili Abir el-Sahlani’nin oylama sonrasında AP çatısı altında “kendisini hiç bu kadar güvensiz hissetmediğini” açıklamasıyla başladı.
Bu açıklamaya tepki gösteren Finli Milletvekili Sebastian Tynkkynen, el-Sahlani’nin konuşmasını “biraz daha ağla” ifadesiyle video olarak paylaşırken, Danimarkalı Milletvekili Kristoffer Storm ise sosyal medyada el-Sahlani’ye “evine dönmesi” yönünde paylaşımda bulundu.
Gelişmeler üzerine Renew Europe grubu başkanı Valérie Hayer, AP Başkanı Roberta Metsola’ya başvurarak her iki milletvekiline karşı önlem alınmasını talep etti. Hayer, milletvekillerinin cezalandırılmamasının cezasızlık algısına yol açabileceğini belirtti.
El-Sahlani, Politico’ya yaptığı açıklamada, Storm’un ifadelerini ırkçı bir söylem olarak değerlendirdiğini aktardı. Suçlamaları reddeden Storm ise “evine git” ifadesiyle ülkeyi terk etmesini değil, yalnızca duygusal konuşmasının ardından toplantı salonundan çıkıp sakinleşmesini kastettiğini savundu.
Tynkkynen ise konuya ilişkin soruları yanıtsız bıraktı.
AP Başkanı Roberta Metsola’nın sözcüsü, konunun halihazırda incelendiğini ve kararın Metsola tarafından verileceğini bildirdi.
Haziran ayı başında AP ve Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin müzakerecileri, sığınmacıların birlik dışına gönderilmesine yönelik yeni kurallar üzerinde anlaşmaya varmıştı.
Kabul edilen belge, sığınma hakkı alamayan kişilerin AB dışındaki özel merkezlere gönderilmesine olanak tanıyor.
Bağımsız araştırma kuruluşu RFBerlin bünyesindeki Göç Araştırmaları ve Analiz Merkezi verilerine göre, AB genelindeki göçmen sayısı 2025 yılı itibarıyla 64,2 milyon kişiye ulaştı.
Son 15 yılda yüzde 60’tan fazla artış gösteren bu nüfus, AB toplam nüfusunun yüzde 14,2’sini oluşturuyor.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya7 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya2 hafta önceKuzey Kore, yaptırımlara rağmen özel tüketim, inşaat ve teknoloji hamlesi yapıyor
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe











