Avrupa
Alman şirketlerinin Çin’deki satışları azalıyor

Alman Şansölyesi Friedrich Merz bugün (24 Şubat) Çin’e giderken, Alman şirketlerinin Çin’deki satışlarında yaşanan büyük kayıp ekonomi yönetimini düşündürüyor.
Handelsblatt’ın hesaplamalarına göre Çin’de düzenli olarak gelirlerini bildiren 15 DAX şirketi ile Çin’de önemli işleri olan diğer on iki MDAX ve SDAX şirketi arasında, toplam satışların payı dört yıl içinde yüzde 18,6’dan yüzde 14,9’a düştü.
Şanghay’daki yönetim danışmanlığı şirketi EY’nin ortağı Titus von dem Bongart, “Alman şirketleri için yıllardır gördüğümüz, yıllık çift haneli büyüme oranlarıyla Çin’deki patlama sona erdi. Öngörülebilir gelecekte çoğu sektör için bu durumun geri dönmesi de olası görünmüyor,” dedi.
Düşüşler özellikle otomobil üreticileri arasında belirgin. Volkswagen, en iyi yılı olan 2020’de araçlarının yüzde 42’sini Çin’de satarken, 2025 yılında bu rakam yüzde 30 oldu.
Durgunluk, sanayi ve ticareti de etkiliyor. Adidas’ta satış payı beş yıl içinde yüzde 23,6’dan yüzde 14,8’e, Siemens’te yüzde 13,2’den yüzde 9,1’e ve hızla büyüyen enerji santrali üreticisi Siemens Energy’de yüzde 6,1’den yüzde 3,7’ye düştü.
Handelsblatt’a göre bunun nedenleri, kapasite fazlası ve bununla birlikte gelen şiddetli rekabet. Bu durum, yüksek kaliteli tedarikçileri bile fiyatlarını düşürmeye veya pazar paylarından vazgeçmeye zorluyor.
Özellikle Alman otomobil üreticileri arasında gelirlerin azalmasının yanı sıra, kâr ve marjların azalması dagözlemleniyor.
Alman Ekonomi Enstitüsü’nün (IW) Çin uzmanı Jürgen Matthes, Alman şirketlerine “diğer pazarlara çok daha fazla odaklanmalarını”, riskleri dağıtmalarını ve tek bir ülkeye bağımlı hale gelmemelerini tavsiye ediyor.
2020/21 yılına gelindiğinde, Çin’de Alman ürünlerine olan talep hızla artmış ve satış rakamları tavan yapmıştı.
90’lı yılların sonunda iseDAX şirketleri satışlarının yüzde 55’ini “durgun ve doymuş” Avrupa pazarında gerçekleştiriyordu. Geleceğin en önemli pazarı olan Çin’de faaliyet gösteren az sayıdaki şirket 100 milyar avro civarında bir ciro ve yaklaşık yüzde onluk bir gelir payı elde ediyordu. Fakat bunun neredeyse yarısı VW Grubu’na aitti.
Çin’in Batıya açıldığı 1989 yılına kıyasla, bu yüzde 1000’lik bir artış anlamına geliyordu. 1980’lerin sonunda, DAX’ta işlem gören şirketler satışlarının yüzde 1’inden azını Çin’de gerçekleştiriyordu.
Sadece VW değil, BASF ve Siemens gibi ihracat gücü yüksek sanayi grupları da Çin’deki varlıklarını genişletmeye devam etti ve hızlı satış artışlarıyla ödüllendirildi.
Buna en büyük katkıyı üç büyük otomobil üreticisi sağladı: Beş yıl önce, BMW, Mercedes ve VW, dünya çapında üretilen her üç otomobilden birini Çin’de satıyordu ve 2020 mali yılında VW, %42,2 pazar payıyla neredeyse her iki araçtan birini bu ülkede satmıştı.
O dönemde CEO olan Herbert Diess, her fırsatta bu ülkenin ne kadar önemli olduğunu vurguluyordu.
Örneğin Pekin’de gazetecilere verdiği demeçte, “Önümüzdeki on yıllarda otomotiv endüstrisinin güç merkezi Çin olacak. Volkswagen’in geleceği Çin pazarında belirlenecek,” diyordu.
Fakat son yıllarda, VW’nin konsolide kârı, özellikle Çin’deki zayıf satışlar nedeniyle eridi. BMW ve Mercedes’in kârları da dahil olmak üzere, bu ülkedeki kârlar azalıyor, çünkü yerli şirketler e-mobiliteye daha hızlı odaklandılar ve Çin’deki satın alma davranışları önemli ölçüde değişti.
Fakat Çin’deki patlama, başından itibaren büyük bir sorun barındırıyordu: Ülkeyi açtıktan sonra, Pekin yönetimi, neredeyse tüm sektörlerdeki yabancı üreticileri Çinli şirketlerle ortak girişimler kurarak üretim yapmaya zorladı.
IW uzmanı Matthes, “Birçok şirket naif davrandı ve teknik bilgilerini fazlasıyla paylaştı, oysa Çin’in tam da bunu istediği biliniyordu,” diyor.
Şirketler, istenmeyen teknoloji transferine rağmen liderliklerini sonsuza kadar koruyabileceklerine inanarak bunu yaptılar.
Matthes, “Özellikle bazı Alman halka açık şirketler için kısa vadeli kârlar, uzun vadeli risklerden daha önemliydi. Şimdi ise birçok şirket yöneticisi, öncüllerinin stratejisinin kendilerine geri döndüğünü fark ediyor,” diyor.
Bununla birlikte, Alman şirketleri Çin’e odaklanmaya devam ediyor. Gelişmekte olan pazarlarda uzmanlaşmış bir yönetim danışmanlığı şirketi olan EAC’den Daniel Berger, “Pazar potansiyeli hâlâ var. Çin, küresel pazarda önemli bir yerini korumaya devam ediyor,” diyor.
Mart ayında kimya devi BASF, Çin’in Guangdong kentinde, son on yılda 8,7 milyar avro maliyetle inşa edilen bir Verbund tesisinde tam kapasite üretime başlayacak ve burada temel kimyasallar ve teknik plastikler üretecek.
Sektör kapasite fazlası sorunuyla boğuşurken ve Çin temel kimyasalların ithalatçısından ihracatçısına dönüşürken, BASF planından vazgeçmiyor, çünkü Çin dünyanın en büyük ve en hızlı büyüyen pazarı.
Alman sanayisinde Çin “bozulmasının” tek bir istisnası var: Yarı iletken uzmanları. Elektromobilite, enerji endüstrisi, makine mühendisliği ve neredeyse tüm endüstri dallarında Çin için yabancı çipler vazgeçilmez.
Ülke için, Alman üreticilerin ürünleri de dahil olmak üzere, acil olarak ihtiyaç duyduğu ürünleri üreten kilit bir stratejik sektör.
Örneğin yarı iletken üreticisi Infineon’un Çin’deki satış payı son üç yılda yüzde 32’den yüzde 38’e yükselirken, SDax’ta işlem gören Siltronic’in payı son olarak yüzde 36 oldu.
EAC uzmanı Berger’e göre, bu iki şirketin Çin’de şimdiye kadar daha dayanıklı olduğunu kanıtlamış olması, bu stratejik yerleşimle bağlantılı.
Berger, “Yine de burada da dikkatli olmakta fayda var: Çin kendi teknolojik kapasitesini genişlettikçe, zamanla baskı artabilir” uyarısında bulunuyor.
Nitekim yarı iletken zinciri Aixtron’daki düşüş de dramatik boyutlarda. şirket, 2021 mali yılında ürünlerinin yüzde 57’sini hâlâ Çin ve Tayvan’da satıyordu. Başka hiçbir DAX ve MDAX şirketi bu iki ülkeye bu kadar bağımlı değildi.
Üç yıl içinde satış payı yüzde 29,6’ya geriledi. Bunun nedeni, Pekin’in yarı iletken şirketlerinin ekipmanlarının en az yüzde 50’sinin Çinli üreticilerden temin edilmesi yönündeki yeni şartı.
Bu durum, yerli rakiplere öncelik tanıyor ve Aixtron gibi yabancı üreticileri geri plana itiyor.
Otomotiv endüstrisi de dahil olmak üzere daha önce “boom” yaşayan birçok endüstride, bugün artık yabancı şirketlere ihtiyaç duyulmuyor.
Schaeffler ve Dürr gibi spor malzemeleri tedarikçileri, Çin’deki satış paylarının yıllardır azaldığını görüyor.
Puma’da bu pay, 2021’deki %15,1’den geçen mali yılda %6,8’e düşerek yarıdan fazla azalmış durumda.
Çin’in payı gerilerken Avrupa ve Amerika’nın payı artıyor
Çin yerine, diğer bölgeler Alman şirketleri için önem kazanıyor.
Avrupa ve Amerika, geçtiğimiz mali yılda 112 milyar avro net kâr beklenen 40 DAX şirketinin, zayıf iç ekonomi ve Çin’deki zayıflıklara rağmen, önceki rekor kâr yılı olan 2021’e göre sadece %10’un biraz altında bir kâr elde etmesine önemli ölçüde katkıda bulunuyor.
Avrupa, beş yıl önce payı %45’in altına düşmüşken, 40 DAX şirketinin toplam gelirinin neredeyse %50’sini oluşturuyor.
ABD’de şirketler son yıllarda varlıklarını sürekli olarak artırdı: 40 DAX şirketi, toplam satışlarının %23’ünü ABD’de gerçekleştiriyor. Bu, şimdiye kadarki en yüksek rakam ve on yıl öncesine göre neredeyse beş puanlık bir artış.
Bu, ABD’yi Alman şirketleri için en büyük tek pazar haline getiriyor ve kendi iç pazarını, yani %21’in biraz altındaki payını geride bırakıyor.
Yeni ABD gümrük vergileri ihracata yönelik şirketleri zorlasa da, şirketleri yerel satış yapmak ve böylece ticaret kısıtlamalarını aşmak için ABD’deki üretimlerini genişletmeye de yönlendiriyor.
Bu pazar çok önemli. 2000 yılından bu yana Almanya’nın gayri safi yurtiçi hasılası yaklaşık %30 artarken, ABD’deki büyüme bunun iki katından fazla oldu.
Bu durumdan en çok, Deutsche Telekom, MTU, SAP ve Siemens gibi ABD’de güçlü bir iş hacmine sahip DAX şirketleri yararlandı.
Avrupa
Alman hükümetinden emeklilik sisteminde kapsamlı reform taahhüdü

Alman Şansölyesi Friedrich Merz, ideolojik açıdan bölünmüş koalisyonunu, yılın ikinci yarısında Almanya’nın emeklilik sisteminde kapsamlı bir reform yapmaya ikna edeceğine söz verdi.
“Hızlı hareket etmeliyiz, çünkü karşı karşıya olduğumuz sorunlar ertelenemez,” diyen Merz, akademisyenler ve milletvekillerinden oluşan bir uzman komisyonunun, Almanya’nın emeklilik sistemini reform etmek için 33 öneri sunmasının ardından Berlin’de gazetecilere konuştu.
Merz şunları söyledi:
“Aslında çoktan geç kalmış durumdayız. Bunların hepsini yıllar, hatta on yıllar önce halletmiş olmalıydık… Şimdi bu süreci çok hızlı bir şekilde başlatmak ve yılın ikinci yarısında bu reformu hayata geçirmek için gerekli kararları almak istiyorum.”
Merz’in hızla uygulamaya koyacağına söz verdiği 33 öneri arasında, İsveç sistemini örnek alan zorunlu sermaye fonlu emeklilik tasarruf planı ve emeklilik yaşı ile ortalama yaşam süresi arasında bir bağlantı kurulması yer alıyor.
Bu bağlantı uyarınca emeklilik yaşı, 2032’den itibaren her on yılda yaklaşık altı ay artacak.
Raporda yer alan bir özet, “Emeklilik yaşı en erken 2092’den itibaren 70 olacak” ifadesini içeriyor.
Bu reform, Merz ve hükümetin liderlerinin önümüzdeki haftalarda üzerinde anlaşmaya varmayı taahhüt ettikleri, vergi politikası, emeklilik ve uzun süreli bakım sigortasını kapsayan bir dizi acil ve uzun süredir ertelenen önlemden biridir.
Amaç, ana muhalefet partisi Almanya için Alternatif’e (AfD) verilen desteğin artmaya devam etmesi karşısında, popüler olmayan ve zaman zaman iç çekişmelerin yaşandığı koalisyonun hâlâ yönetme kapasitesine sahip olduğunu göstermek.
Merz’in partisi CDU ile koalisyon ortağı SPD’nin liderlerinden Bärbel Bas da komisyonun önerilerinin hızlı bir şekilde uygulanacağına söz verdi.
Bas, önerilerin kapsamlı bir paket oluşturduğunu ve ideolojik tercihlere göre tek tek önlemlerin seçilemeyeceğini savundu.
“Burada şunu açıkça belirtmek istiyorum: Bu paketi uygulamak istiyorum,” diyen ve aynı zamanda çalışma bakanı olarak bu konudan sorumlu olan Bas, Merz’in yanında yaptığı açıklamada şunları ekledi:
“Bunu gerçekleştirmek için, kendi saflarımızdaki parlamento gruplarının desteğini almamız kesinlikle gerekecek. Bu önemli çünkü sonuçta paketin Alman Federal Meclisi tarafından onaylanması gerekiyor.”
Avrupa
AB, Ukrayna ve Moldova müzakere süreçlerini ayırma aşamasında

Avrupa Birliği, üyelik şartlarını yerine getirme hızlarındaki farklılıklar nedeniyle, ilk müzakere faslının açılmasının ardından Ukrayna ve Moldova’nın katılım süreçlerini ayırmaya hazırlanıyor. Euronews’in haberine göre, Brüksel’deki AB yetkilileri iki ülkenin müzakere yollarının ayrılmasını kaçınılmaz bir süreç olarak değerlendiriyor.
Daha önce Ukrayna ve Moldova’nın Avrupa Birliği’ne üyelik başvurularını birlikte ele alan AB makamları, ilk müzakere faslının açılmasının ardından iki ülkenin katılım süreçlerini ayırmak için zemin hazırlamaya başladı.
Euronews’in haberine göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Moldova Zirvesi’nin sonunda birliğin üst yönetimi bu ayrışmanın yakın zamanda kaçınılmaz hale gelebileceğine işaret etti.
Zirvede konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “İlk küme açıldıktan sonra, her aday ülke kendi sürecinden sorumludur. Çünkü hangi aday ülkeden bahsettiğimize bağlı olarak farklı reformların gerçekleştirilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ise Moldova hükümetinin reformları çok hızlı bir şekilde onaylamasını takdirle karşıladığını belirterek, bu hızın korunması halinde Moldova’nın kalan beş fasıl grubunun önündeki engelleri de hızla kaldırabileceğini öngördü.
Costa ayrıca, “Genişleme, en önemli jeopolitik yatırımdır” şeklinde konuştu.
AB katılım süreci, altı tematik küme altında toplanan 33 fasıldan oluşuyor. Moldova ve Ukrayna haziran ayında, yargı reformu, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yolsuzlukla mücadele gibi konuları kapsayan “Temeller” adlı ilk fasıl grubunu açmış bulunuyor.
Sürece çok dar bir çerçeveden bakılmaması gerektiğini belirten von der Leyen, bir aday ülkenin Moldova gibi çalışması durumunda ilerlemeyi hak ettiğini vurguladı.
Von der Leyen, “Liyakata dayalı süreç, yavaşlama anlamına gelmez, adalet anlamına gelir” diyerek, ülkenin taahhütlerini yerine getirmesi durumunda AB’nin de kendi üzerine düşeni yapması gerektiğini ekledi.
Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu ise düzenlediği basın toplantısında, kalan beş fasıl grubunun gecikmeksizin hemen açılması gerektiğini ifade ederek, “Biz hazır olduğumuz sürece bunun gerçekleşeceğinden eminim” dedi.
Euronews’e göre, Moldova’nın AB’ye katılım süreci Ukrayna’nın gölgesinde kalmaya devam ediyor ve daha az tartışma yaratıyor. AB liderler zirvesinde Macaristan’ın yeni başbakanı Peter Magyar, Ukrayna için tüm müzakere fasıllarının en kısa sürede açılması ifadesine karşı çıkarken, Moldova için benzer bir çekince dile getirmedi.
Brüksel’deki kaynaklar, iki ülkenin yollarının ayrılmasının an meselesi olduğunu belirtiyor. Birçok yetkili, barış dönemindeki bir ülke ile çatışma halindeki bir ülke arasında yanlış bir eşdeğerlik kurulmaması adına Moldova’nın Ukrayna’ya bağlı tutulmasını adaletsiz buluyor.
Diğer yandan, Ukrayna için bu ayrışmanın son derece hassas bir konu olduğu ve Brüksel’in, Kiev’in geride kaldığı, Kişinev’in ise öne geçtiği bir tablodan kaçınmaya çalıştığı kaydediliyor.
AB Moldova Delegasyonu tarafından aktarılan açıklamada von der Leyen, “Moldova’nın yeri Avrupa Birliği’dir. Halkının cesareti, kararlılığı ve özverisi ülkeyi her geçen gün birliğimize daha da yakınlaştırıyor. Avrupa; reformlar, fırsatlar ve barış, özgürlük, demokrasi ve refah içinde ortak bir gelecek için Moldova’yı destekliyor” dedi.
Ukrayna ve Moldova, Rusya’nın askeri operasyonunun başlamasının ardından, sırasıyla Şubat ve Mart 2022 tarihlerinde AB üyeliği için başvuruda bulunmuş, ardından Gürcistan da katılım talebini iletmişti.
Kiev yönetimi, AB üyeliğini devletin temel hedeflerinden biri olarak nitelendirerek 2027 yılına kadar hızlandırılmış bir katılımla birliğe girmeyi talep ediyordu. AB yetkilileri ise Kiev’in 36 aşamalı zorlu katılım sürecindeki yükümlülükleri henüz tamamlamamış olması sebebiyle 2027 hedefini imkansız görüyor.
Ukrayna Başbakan Yardımcısı Yuliya Sviridenko, mart ayında ülkesinin katılım için nihai şartları aldığını açıklamıştı.
AB tarafı ise Ukrayna ile üyelik konferansı öncesinde, ülkenin entegrasyon kararlılığını ve zorlu koşullara rağmen kaydettiği önemli ilerlemeyi takdir ettiğini belirtmişti.
Avrupa
Çin’in madencilikteki ihracat kontrolleri, AB’nin yeniden silahlanmasını zora sokuyor

AB’nin savunma kapasitesini artırma planları, Çin’in kritik hammaddelere uyguladığı ihracat kontrolleri ve satış kısıtlamaları nedeniyle aksıyor.
Bu durum karşısında AB liderleri, ülkeleri tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesini hızlandırmaya çağırıyor.
Nikkei Asia’nın aktardığına göre Avrupa Komisyonu, geçen hafta Çin’in adını açıkça belirtmemekle birlikte, iktisadi dengesizlikleri gidermek amacıyla bloktaki şirketlerin tedarikçi yelpazesini genişletmelerini zorunlu kılacak yeni bir yasa önerisi sunacağını açıkladı.
Ukrayna savaşı ve Washington’un güvenlik garantilerine ilişkin artan belirsizlik, Avrupa’daki hükümetleri askeri harcamaları ve üretimi artırmaya itti.
Öte yandan AB’nin dışişleri, güvenlik ve savunma politikası analizinden sorumlu kurumu olan AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün (EUISS) politika analisti Joris Teer’in mayıs ayında yayınladığı bir rapora göre, AB tarafından kritik olarak sınıflandırılan 34 malzemeden 17’sinde, küresel madencilik veya arıtma faaliyetlerinin en az %70’i Çin’e ait. Bu 34 malzemeden 8’i Çin’in ihracat kontrollerine tabi.
Teer, “Çin, Avrupa’nın yeniden silahlanma çabalarının altını oyma sürecinde. Çin, sadece bu silahı devreye sokarak zaten etkisini artırmış ve istediği herhangi bir anda arzı kısıtlama kapasitesini ve istekliliğini göstermiştir,” diye yazdı.
Avrupa Havacılık, Güvenlik ve Savunma Sanayileri Birliği de jeopolitik gelişmelerin ve kritik hammaddeler için küresel rekabetin yoğunlaşmasının, Avrupa’nın tedarik zincirlerini güçlendirme ihtiyacını giderek daha da vurguladığını belirtti.
Bu kuruluş, İngiltere’den BAE Systems, Fransa’dan Thales ve Almanya’dan Rheinmetall dahil olmak üzere 4.000’den fazla şirketi temsil ediyor.
Avrupalı savunma üreticileri, dikey entegrasyon, geri dönüşüm, çeşitlendirme ve stoklama gibi çeşitli stratejiler izliyor.
Rheinmetall, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada “herhangi bir bağımlılığı olmadığını” ve “kritik mineraller konusunda iyi hazırlandığını” belirtti.
Bir sözcü, “Rheinmetall, birkaç yıl yetecek kadar önemli hammadde stokladı. Grup genelinde hammadde tüketimini merkezi olarak ve hassas bir şekilde izleyip kontrol etmemizi sağlayan BT sistemlerini hayata geçirdik,” dedi.
Fakat analistler, sadece stoklamanın yeterli olmayacağı konusunda uyarıyor. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü araştırmacısı Maria Shagina, “Stoklama, ani kesintilere karşı önemli bir tampon görevi görür fakat tek başına uzun vadede yapısal hasarı azaltması olası değildir,” dedi.
Shagina, Pekin’in kontrolündeki kritik minerallerin hacmini veya çeşitliliğini alternatif kaynaklarla ikame etmenin yıllar alacağını belirtti.
2024 yılında AB, bu tür mineraller için yerel tedarik zincirlerini yeniden kurmayı amaçlayan Avrupa Kritik Hammadde Yasası’nı yürürlüğe koydu.
Yasa, yerli maden çıkarma, işleme ve geri dönüşüm için 2030 hedefleri belirlerken, herhangi bir üçüncü ülke tedarikçisine olan bağımlılığı %65 ile sınırlandırıyor.
Stratejik projeleri hızlandırmak amacıyla geçen yıl 3 milyar avro (3,5 milyar dolar) tutarında bir fon oluşturuldu.
Ne var ki Avrupa Sayıştayı, 2030 hedeflerinin bağlayıcı olmadığını ve AB’nin bu hedeflere ulaşmaktan hâlâ çok uzak olduğunu belirtiyor.
Sektör grupları, politika tutarsızlıklarının ilerlemeyi daha da yavaşlatabileceğini söylüyor.
Jet motorları, gelişmiş bataryalar ve savunma alaşımları için hayati öneme sahip bir sektörü temsil eden Kobalt Enstitüsü, kimyasallarla ilgili önerilen AB kurallarının sektörü çökertme riski taşıdığını belirtti.
Londra merkezli enstitünün hükümet ve kamu ilişkileri başkanı Michael Blakeney, “Avrupa bir ayağı içeride, bir ayağı dışarıda. Doğru şeyleri söylüyor, ancak yaptıkları tutarsız,” dedi.
Avrupa’nın bu çabaları, kritik mineral tedarik zincirlerini güvence altına almak için ABD’nin izlediği agresif yaklaşımla aynı zamana denk geliyor.
Shagina şunları söylüyor:
“ABD, kapasiteyi güvence altına almak ve geliştirmek için daha fazla sermaye yatırıyor, daha büyük finansal riskler alıyor ve bazı durumlarda hisse satın alıyor. Buna karşılık, Avrupa genel olarak daha temkinli davranıyor… bu da kritik mineraller için rekabet ederken [Avrupa’yı] nispeten dezavantajlı bir konuma sokuyor.”
Nisan ayında AB, kritik mineral tedarikini koordine etmek üzere ABD ile bir anlaşma imzaladı. Anlaşmanın bloğun stratejik özerkliğini zayıflatabileceği endişesiyle başlangıçta direnç gösterilse de, üye devletler haziran ayı başlarında Komisyona, yatırım ve ihracat kontrol politikalarını koordine eden ABD öncülüğündeki “Pax Silica” girişimine katılma yetkisi verdi.
Teer, Avrupa’yı, devlet desteği, asgari fiyatlar ve tedarik kurallarıyla desteklenerek Çin dışındaki kritik mineral üretimini finansal açıdan sürdürülebilir hale getirmek için devam eden ABD-AB-Japonya müzakerelerini daha geniş bir koalisyonun “çekirdeği” olarak kullanmaya çağırdı:
“Özellikle Malezya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Brezilya ve Endonezya gibi hammadde üreticileri veya maden yataklarına sahip ülkeler ile Hindistan gibi geniş nitelikli işgücü potansiyeline sahip ülkeler büyük önem taşıyor.”
Teer, Çin’in daha fazla kısıtlama getirmesini engellemek için AB’nin, blok dışındaki ülkelerin iktisadi baskısına yanıt olarak gümrük vergileri ve kısıtlamalar uygulamasına olanak tanıyan zorlama önleme aracını da devreye sokması gerektiğini belirtti.
Avrupa Komisyonu sözcüsü, bloğun “AB’nin kritik hammaddelere bağımlılığıyla ilgili riskleri uzun zamandır farkında olduğunu” belirtti.
Sözcü, “Hedef açık: Endüstriyel ve savunma kapasitemizi artırırken, aksaklıkları erken öngörmek ve AB’nin kırılganlıklarını azaltmak,” dedi.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya7 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Diplomasi2 hafta önceSpaceX’in halka arzı Avrupa’dan sermaye kaçışına neden olabilir









