Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman şirketlerinin Çin’deki satışları azalıyor

Yayınlanma

Alman Şansölyesi Friedrich Merz bugün (24 Şubat) Çin’e giderken, Alman şirketlerinin Çin’deki satışlarında yaşanan büyük kayıp ekonomi yönetimini düşündürüyor.

Handelsblatt’ın hesaplamalarına göre Çin’de düzenli olarak gelirlerini bildiren 15 DAX şirketi ile Çin’de önemli işleri olan diğer on iki MDAX ve SDAX şirketi arasında, toplam satışların payı dört yıl içinde yüzde 18,6’dan yüzde 14,9’a düştü.

Şanghay’daki yönetim danışmanlığı şirketi EY’nin ortağı Titus von dem Bongart, “Alman şirketleri için yıllardır gördüğümüz, yıllık çift haneli büyüme oranlarıyla Çin’deki patlama sona erdi. Öngörülebilir gelecekte çoğu sektör için bu durumun geri dönmesi de olası görünmüyor,” dedi.

Düşüşler özellikle otomobil üreticileri arasında belirgin. Volkswagen, en iyi yılı olan 2020’de araçlarının yüzde 42’sini Çin’de satarken, 2025 yılında bu rakam yüzde 30 oldu.

Durgunluk, sanayi ve ticareti de etkiliyor. Adidas’ta satış payı beş yıl içinde yüzde 23,6’dan yüzde 14,8’e, Siemens’te yüzde 13,2’den yüzde 9,1’e ve hızla büyüyen enerji santrali üreticisi Siemens Energy’de yüzde 6,1’den yüzde 3,7’ye düştü.

Handelsblatt’a göre bunun nedenleri, kapasite fazlası ve bununla birlikte gelen şiddetli rekabet. Bu durum, yüksek kaliteli tedarikçileri bile fiyatlarını düşürmeye veya pazar paylarından vazgeçmeye zorluyor.

Özellikle Alman otomobil üreticileri arasında gelirlerin azalmasının yanı sıra, kâr ve marjların azalması dagözlemleniyor.

Alman Ekonomi Enstitüsü’nün (IW) Çin uzmanı Jürgen Matthes, Alman şirketlerine “diğer pazarlara çok daha fazla odaklanmalarını”, riskleri dağıtmalarını ve tek bir ülkeye bağımlı hale gelmemelerini tavsiye ediyor.

2020/21 yılına gelindiğinde, Çin’de Alman ürünlerine olan talep hızla artmış ve satış rakamları tavan yapmıştı.

90’lı yılların sonunda iseDAX şirketleri satışlarının yüzde 55’ini “durgun ve doymuş” Avrupa pazarında gerçekleştiriyordu. Geleceğin en önemli pazarı olan Çin’de faaliyet gösteren az sayıdaki şirket 100 milyar avro civarında bir ciro ve yaklaşık yüzde onluk bir gelir payı elde ediyordu. Fakat bunun neredeyse yarısı VW Grubu’na aitti.

Çin’in Batıya açıldığı 1989 yılına kıyasla, bu yüzde 1000’lik bir artış anlamına geliyordu. 1980’lerin sonunda, DAX’ta işlem gören şirketler satışlarının yüzde 1’inden azını Çin’de gerçekleştiriyordu.

Sadece VW değil, BASF ve Siemens gibi ihracat gücü yüksek sanayi grupları da Çin’deki varlıklarını genişletmeye devam etti ve hızlı satış artışlarıyla ödüllendirildi.

Buna en büyük katkıyı üç büyük otomobil üreticisi sağladı: Beş yıl önce, BMW, Mercedes ve VW, dünya çapında üretilen her üç otomobilden birini Çin’de satıyordu ve 2020 mali yılında VW, %42,2 pazar payıyla neredeyse her iki araçtan birini bu ülkede satmıştı.

O dönemde CEO olan Herbert Diess, her fırsatta bu ülkenin ne kadar önemli olduğunu vurguluyordu.

Örneğin Pekin’de gazetecilere verdiği demeçte, “Önümüzdeki on yıllarda otomotiv endüstrisinin güç merkezi Çin olacak. Volkswagen’in geleceği Çin pazarında belirlenecek,” diyordu.

Fakat son yıllarda, VW’nin konsolide kârı, özellikle Çin’deki zayıf satışlar nedeniyle eridi. BMW ve Mercedes’in kârları da dahil olmak üzere, bu ülkedeki kârlar azalıyor, çünkü yerli şirketler e-mobiliteye daha hızlı odaklandılar ve Çin’deki satın alma davranışları önemli ölçüde değişti.

Fakat Çin’deki patlama, başından itibaren büyük bir sorun barındırıyordu: Ülkeyi açtıktan sonra, Pekin yönetimi, neredeyse tüm sektörlerdeki yabancı üreticileri Çinli şirketlerle ortak girişimler kurarak üretim yapmaya zorladı.

IW uzmanı Matthes, “Birçok şirket naif davrandı ve teknik bilgilerini fazlasıyla paylaştı, oysa Çin’in tam da bunu istediği biliniyordu,” diyor.

Şirketler, istenmeyen teknoloji transferine rağmen liderliklerini sonsuza kadar koruyabileceklerine inanarak bunu yaptılar.

Matthes, “Özellikle bazı Alman halka açık şirketler için kısa vadeli kârlar, uzun vadeli risklerden daha önemliydi. Şimdi ise birçok şirket yöneticisi, öncüllerinin stratejisinin kendilerine geri döndüğünü fark ediyor,” diyor.

Bununla birlikte, Alman şirketleri Çin’e odaklanmaya devam ediyor. Gelişmekte olan pazarlarda uzmanlaşmış bir yönetim danışmanlığı şirketi olan EAC’den Daniel Berger, “Pazar potansiyeli hâlâ var. Çin, küresel pazarda önemli bir yerini korumaya devam ediyor,” diyor.

Mart ayında kimya devi BASF, Çin’in Guangdong kentinde, son on yılda 8,7 milyar avro maliyetle inşa edilen bir Verbund tesisinde tam kapasite üretime başlayacak ve burada temel kimyasallar ve teknik plastikler üretecek.

Sektör kapasite fazlası sorunuyla boğuşurken ve Çin temel kimyasalların ithalatçısından ihracatçısına dönüşürken, BASF planından vazgeçmiyor, çünkü Çin dünyanın en büyük ve en hızlı büyüyen pazarı.

Alman sanayisinde Çin “bozulmasının” tek bir istisnası var: Yarı iletken uzmanları. Elektromobilite, enerji endüstrisi, makine mühendisliği ve neredeyse tüm endüstri dallarında Çin için yabancı çipler vazgeçilmez.

Ülke için, Alman üreticilerin ürünleri de dahil olmak üzere, acil olarak ihtiyaç duyduğu ürünleri üreten kilit bir stratejik sektör.

Örneğin yarı iletken üreticisi Infineon’un Çin’deki satış payı son üç yılda yüzde 32’den yüzde 38’e yükselirken, SDax’ta işlem gören Siltronic’in payı son olarak yüzde 36 oldu.

EAC uzmanı Berger’e göre, bu iki şirketin Çin’de şimdiye kadar daha dayanıklı olduğunu kanıtlamış olması, bu stratejik yerleşimle bağlantılı.

Berger, “Yine de burada da dikkatli olmakta fayda var: Çin kendi teknolojik kapasitesini genişlettikçe, zamanla baskı artabilir” uyarısında bulunuyor.

Nitekim yarı iletken zinciri Aixtron’daki düşüş de dramatik boyutlarda. şirket, 2021 mali yılında ürünlerinin yüzde 57’sini hâlâ Çin ve Tayvan’da satıyordu. Başka hiçbir DAX ve MDAX şirketi bu iki ülkeye bu kadar bağımlı değildi.

Üç yıl içinde satış payı yüzde 29,6’ya geriledi. Bunun nedeni, Pekin’in yarı iletken şirketlerinin ekipmanlarının en az yüzde 50’sinin Çinli üreticilerden temin edilmesi yönündeki yeni şartı.

Bu durum, yerli rakiplere öncelik tanıyor ve Aixtron gibi yabancı üreticileri geri plana itiyor.

Otomotiv endüstrisi de dahil olmak üzere daha önce “boom” yaşayan birçok endüstride, bugün artık yabancı şirketlere ihtiyaç duyulmuyor.

Schaeffler ve Dürr gibi spor malzemeleri tedarikçileri, Çin’deki satış paylarının yıllardır azaldığını görüyor.

Puma’da bu pay, 2021’deki %15,1’den geçen mali yılda %6,8’e düşerek yarıdan fazla azalmış durumda.

Çin’in payı gerilerken Avrupa ve Amerika’nın payı artıyor

Çin yerine, diğer bölgeler Alman şirketleri için önem kazanıyor.

Avrupa ve Amerika, geçtiğimiz mali yılda 112 milyar avro net kâr beklenen 40 DAX şirketinin, zayıf iç ekonomi ve Çin’deki zayıflıklara rağmen, önceki rekor kâr yılı olan 2021’e göre sadece %10’un biraz altında bir kâr elde etmesine önemli ölçüde katkıda bulunuyor.

Avrupa, beş yıl önce payı %45’in altına düşmüşken, 40 DAX şirketinin toplam gelirinin neredeyse %50’sini oluşturuyor.

ABD’de şirketler son yıllarda varlıklarını sürekli olarak artırdı: 40 DAX şirketi, toplam satışlarının %23’ünü ABD’de gerçekleştiriyor. Bu, şimdiye kadarki en yüksek rakam ve on yıl öncesine göre neredeyse beş puanlık bir artış.

Bu, ABD’yi Alman şirketleri için en büyük tek pazar haline getiriyor ve kendi iç pazarını, yani %21’in biraz altındaki payını geride bırakıyor.

Yeni ABD gümrük vergileri ihracata yönelik şirketleri zorlasa da, şirketleri yerel satış yapmak ve böylece ticaret kısıtlamalarını aşmak için ABD’deki üretimlerini genişletmeye de yönlendiriyor.

Bu pazar çok önemli. 2000 yılından bu yana Almanya’nın gayri safi yurtiçi hasılası yaklaşık %30 artarken, ABD’deki büyüme bunun iki katından fazla oldu.

Bu durumdan en çok, Deutsche Telekom, MTU, SAP ve Siemens gibi ABD’de güçlü bir iş hacmine sahip DAX şirketleri yararlandı.

Avrupa

Polonya kendi uydu ağını kurarak Musk’a bağımlılığı bitirmeyi hedefliyor

Yayınlanma

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Starlink benzeri yerli bir uydu iletişim ağı kuracağını açıkladı. 34. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (MSPO) kapsamında konuşan Tusk, Polonya ve Avrupa’nın güvenliğinin “tek bir kişinin hevesine bağlı kalamayacağını” vurguladı.

Tusk, Polonya haber platformu Wiadomosci’nin aktardığı konuşmasında projenin ciddiyetine dikkat çekti: “Evet, bu bir meydan okuma, bir hayal; ancak kesinlikle boş bir heves değil. Bugün başlattığımız bu sürecin nihai hedefinin Polonya’nın kendi Starlink sistemi olabileceğini ve olacağını ifade ettik.”

Polonya’nın uzay alanında sahiden kayda değer bir ortak olduğunu belirten Tusk, bu girişimin yalnızca milli bir tatmin meselesi taşımadığını dile getirdi. Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Açık konuşayım: Polonya’nın ve Avrupa’nın güvenliği tek bir kişinin hevesine bırakılamaz. Kendi uydu iletişim sistemimiz olmadan tam bir güvenlikten söz edemeyiz.”

Donald Tusk, yıl sonuna kadar Polonya’nın uzaydan birkaç dakika içinde görüntü aktarabilen dokuz uyduya sahip olacağını kaydetti.

Tusk, savunma fuarında uydu projesinin yanı sıra yeni ağır piyade muharebe aracının adını da duyurdu. “Ayı” (Niedźwiedź) ismi verilen araç, mevcut Borsuk modelinden 12 ton daha ağır bir yapıyla üretildi. Aracın yüksek hareket kabiliyetini koruduğu ve mürettebat korumasını önceliklendirdiği bildirildi.

Polonya basınından Rzeczpospolita gazetesi, ağustos ayında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin uydu interneti hizmet koşullarını değiştirdiğini yazmıştı.

Yeni kuralların Polonya’yı Avrupa mobil kapsama bölgesinden çıkarması, Polonyalı kullanıcılar açısından maliyet artışı riskini beraberinde getirdi.

Gelişmeler üzerine Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, sosyal medya üzerinden SpaceX’in sahibi Elon Musk’a yönelik bir uyarıda bulundu. Sikorski mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bak Elon Musk, Polonyalı Starlink kullanıcılarına yönelik ayrımcılığı durdur; aksi takdirde hizmetlerin karşılığında sana ödediğimiz yıllık 50 milyon doları yeniden değerlendirebiliriz.”

Ukrayna ordusu, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasından bu yana cephede Starlink uydu terminallerini yoğun biçimde kullanıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sağlanan Starlink hizmetinin faturasını Polonya Dijitalleşme Bakanlığı karşılıyor.

Geçen yılın mart ayında Musk, Starlink erişiminin kesilmesi halinde Ukrayna’nın cephe hattının çökeceğini ileri sürmüştü. Musk yaptığı paylaşımda, “Benim Starlink sistemim Ukrayna ordusunun omurgasını oluşturuyor. Sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” demişti.

Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski ise Musk’ın bu sözlerine karşılık, Ukrayna’daki Starlink bağlantısının masraflarını karşıladıklarını, böyle bir senaryoda yıllık 50 milyon dolar harcayan Polonya’nın farklı hizmet sağlayıcılarına yönelmek zorunda kalacağını belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Leipzig’deki İHA olayında tanık ifadeleri resmi iddialarla çelişiyor

Yayınlanma

Leipzig/Halle Havalimanı’nda geçen ay düşürülen insansız hava aracına ilişkin çalışan ifadeleri, Almanya’nın Rusya’yı suçlayan resmi anlatımıyla ve basına yansıyan patlayıcı görüntüleriyle uyuşmuyor. Görgü tanığı personel, kargo alanına inen sıradan bir tüketici cihazının elle yakalandığını, patlayıcı taşımadığını ve hemen peşinden özel ekiplerin olağandışı bir hızla sahaya ulaştığını savunuyor.

Almanya basını ile NATO müttefiklerinin yayın organlarında yer alan ve Leipzig Havalimanı sahasına geçen ay Rus ajanları tarafından yerleştirildiği iddia edilen patlayıcı düzeneğe ait fotoğrafların gerçek olmadığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıktı.

Ukraynalı araştırmacı gazeteci Anatoliy Şariy, havalimanı çalışanlarının tanıklıklarına dayandırdığı anlatımında, yayımlanan görsellerin olay yerindeki ilk manzarayla örtüşmediğini, söz konusu hava aracının ise fotoğraf ve video çekimi amacıyla üretilmiş, piyasada kolayca erişilebilen küçük ve ucuz bir tüketici cihazı olduğunu kaydetti.

Şariy’nin 6 Eylül tarihinde X platformunda paylaştığı ayrıntılı aktarım, insansız hava aracının ele geçirilişine ve sonrasındaki resmi müdahaleye bizzat tanıklık eden havalimanı personeline dayanıyor.

Anlatılanlara göre çalışanlardan biri, böylesi bir cihazın kayda değer ilave bir yük taşıyabileceğinden dahi şüphe duyuyor.

Berlin yönetimi ise Leipzig’deki hadiseden doğrudan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 Eylül günü yaptığı açıklamada Rusya’yı işaret ederek şunları söyledi:

“Leipzig’deki saldırı girişimiyle Rus yönetimi, zaten ağır baskı altındaki ikili ilişkilerimize bilinçli şekilde daha büyük zararlar verme kararı almıştır. Federal İçişleri Bakanı’nın az önce dile getirdiği hükümet çizgisi geçerlidir. Almanya güvenliğini koruyor; güvensizlik yaymak isteyen karşı güçlere karşı kendini savunuyor. Federal Hükümet bu nedenle Leipzig’deki hibrit saldırının faili olarak Rusya’ya karşı gerekli adımları atıyor.”

Wadephul, Rusya’nın sergilediği tutumu Avrupa genelindeki eylemlerin bir halkası olarak niteledi:

“Rusya Federasyonu’nun az önce tarif edilen tehlikeli adımları; Avrupa’ya dönük istikrarsızlaştırma, dezenformasyon yayma, tehdit, sabotaj ve saldırganlık girişimlerinin uzun bir zincirini oluşturuyor. Ne yazık ki Almanya da bunun dışında kalmadı. Rus liderliği ülkemize açık bir husumetle yaklaşıyor.”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise aynı gün Rus basınına verdiği demeçte suçlamaları reddederek hadisenin bir kurgu olduğunu savundu. Putin, meselenin iç siyasetle ilişkili olduğunu öne sürdü:

“Bunun büyük ölçüde iç siyasi durumla ilgili olduğuna inanıyorum. Şansölye’nin siyasi pozisyonu karmaşık. Vatandaşları kendisine güvenmiyor. Bunun sebebi de açık; ulusal çıkarları savunmak yerine bunları heba ediyor. Belirgin ekonomik hatalar ortada: İşletmeler kapanıyor, insanlar işlerini kaybediyor, hayat standartları hızla geriliyor. Bu adımı neden attıkları meçhul. Sadece tek bir açıklamaları var: ‘Saldırgan Rusya’ya’ karşı durmak zorundalar. Kanıt mı istiyorsunuz? İşte oraya kendileri yerleştirdi.”

Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaja da değinen Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birkaç ay ya da bir yıl önce Alman makamlarının Kuzey Akım boru hattını patlatmakla Rusya’yı suçladığını herkese hatırlatmak isterim. Böylesine tuhaf bir fikir ortaya atmalarına gerçekten şaşırmıştım; zira biz Avrupa’ya gaz satmak istiyorduk. Bugün de gaz sağlamaya hazırız. Yapmaları gereken tek şey düğmeye basmak, bu kararı almak. Ancak ABD yaptırımları ve diğer her şey yüzünden buna cesaret edemiyorlar. Güzel, ama şimdi attıkları adımların ardındaki sebepleri açıklamak zorundalar. Düşen oy oranları ve Saksonya dahil yaklaşan seçimler göz önüne alındığında, Alman iktidar çevrelerinin siyasi geleceği tartışmalı hale geliyor. Bence açıklama tam olarak budur. Bunun yeni bir hata olduğunu ve Alman halkının menfaatleriyle çeliştiğini düşünüyorum.”

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 6 Eylül’de yaptığı değerlendirmede, Berlin yönetiminin suçlamalarını fiili bir savaş ilanı olarak gördüklerini dile getirdi. Vesti internet sitesinin aktardığına göre Lavrov şu ifadeleri kullandı:

“Leipzig, havalimanı. Orada bir insansız hava aracı buldular. Rus yapımı olduğunu söylediler, kimse araştırmaya dahi gerek duymadı. Bu durum, özünde gerçek bir savaşın başlangıcıdır. Başkonsolosluğu Bonn’dan çıkardılar, anlaşmayı feshettiklerini ilan ettiler. Berlin’deki Rus Evi kapatılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, daha doğrusu Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından önce de Almanların diplomatik temsilciliklerini kapattığını hatırlıyorum. Merz’in Almanya’yı yeniden Avrupa’nın lider askeri gücü yapma yönündeki tüm açıklamaları hayata geçiriliyor. Aslında bize savaş açıyor. Tarihin dersleri hiç alınmamış. Nazizmin metastazlarının yeniden yüzeye çıktığı görülüyor. Bu tehlikeli bir gelişme. Rus liderliğinin gereken sonuçları çıkaracağına inanıyorum.”

Moskova’dan yazan deneyimli gazeteci John Helmer’ın aktardığı kulis bilgilerine göre bazı Alman kaynaklar, Alman polis ve istihbaratınca izlenen, içine sızılmış yerel muhalif grupların ve aşırı sol yapıların bu olayda kullanılmış olabileceğine işaret ediyor.

Güvenlik birimlerinin hadiseden önceden haberdar olabileceğini öne süren kaynaklar, Kızıl Ordu Fraksiyonu çizgisindeki aşırı sol unsurların askeri üretime müdahale tatbikatları yaptığını savunuyor.

Aynı kaynaklar, Ukrayna tarafının sahip olduğu insansız hava aracı tecrübesiyle Rus parçalarından cihazlar üretip sahte bayrak operasyonu yürütebilecek yetenekte olduğunu ve Kuzey Akım soruşturmasında Almanya’da tutuklanan dalgıçların intikamını alma saikine sahip olabileceğini iddia ediyor.

Hadiseye ilişkin yeni tanıklıkları kamuoyuna taşıyan Ukraynalı gazeteci Anatoliy Şariy, 2012 yılından bu yana sürgünde yaşıyor ve uzun yıllardır çeşitli fiziki saldırıların hedefi durumunda.

Şariy’nin İngilizce kaleme aldığı ve havalimanı tanıklıklarına dayanan haberi şu detayları aktarıyor:

Leipzig/Halle Havalimanı sahası daha önce güvenlik ihlallerine sahne olmuştu. 1 Ağustos 2024 tarihinde “Letzte Generation” (Son Nesil) adlı çevre hareketine mensup yedi eylemci, dış güvenlik çitlerini üç ayrı noktadan keserek havalimanının kısıtlı bölgesine girmişti. Eylemcilerden beşi kendilerini taksi yollarına yapıştırmış, diğer iki kişi ise eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştı. Yaşanan bu olay, yabancı kişilerin gece vakti güvenlik çemberini aşarak uçuş operasyon sahasına erişebildiğini belgelemişti.

Şariy’ye konuşan çalışan, insansız hava aracı hadisesinin kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir seyir izlediğini aktarıyor. Olay, gece saatlerinde DHL uçaklarının bakımının yapıldığı ve Antonov uçaklarının konuşlandığı “Vorfeld 2” bölgesinde, bir kargo uçağının yükleme aşamasında meydana geldi. Havalimanı personeli daha önce de tesis çevresinde uçan cihazlara rastlıyordu. Havalimanı sınırından geçen S8a karayolunun yakınında bir acil çıkış kapısı ile pisti rahat gören bir nokta bulunuyor. Gece saatlerinde havacılık meraklıları iniş ve kalkış yapan uçakları fotoğraflamak için bu alanda toplanıyor. Kaynak, geçmişte bu bölgede çok sayıda insansız hava aracının görüldüğünü, ancak bu araçların insanlara veya uçaklara bu denli yaklaşmadığını dile getiriyor.

Olay gecesi ise yükleme sürerken küçük bir hava aracı kargo uçağının etrafında dönmeye başladı ve bir personelin hemen yanında havada asılı kaldı. Görgü tanığı çalışanlar aygıtın nereden havalandığını göremedi. Cihaz yeterince alçaldığında personel müdahale ederek aracı eliyle yere bastırdı ve pervanelerine hasar vererek etkisiz hale getirdi. Ardından telsizle cihazın zaptedildiğini bildirdi.

Tanık çalışanın asıl dikkat çektiği nokta bundan sonraki süreç oldu. Telsiz anonsunun hemen ardından, yalnızca birkaç dakika içinde polis ekipleri, bomba imha uzmanları, itfaiye personeli, özel bomba imha robotu dahil ağır ekipmanlar ve televizyon ekipleri aprona ulaştı. Havalimanının Leipzig kent merkezine yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alması, personelin zihninde soru işaretleri doğurdu. Zira dışarıdan gelen kişilerin doğrudan piste girmesi mümkün değil; güvenlik kontrolünden geçip “Tagesausweis” (günlük giriş kartı) almaları gerekiyor. Kaynak, yalnızca bu onay prosedürünün bile ciddi vakit aldığını, dolayısıyla tam teçhizatlı özel ekiplerin ve kameramanların anonsun hemen peşinden alana ulaşmasının olağandışı bir hız taşıdığını belirtiyor.

Tanık, cihazda patlayıcı veya fünye bulunduğu yönündeki haberleri kesin bir dille reddediyor. Aracı eliyle düşüren personelin hiçbir patlayıcı madde ya da fünye görmediğini aktaran kaynak, basında Çek yapımı Semtex patlayıcı ile servis edilen fotoğrafların sahadaki ilk durumla uyuşmadığını ifade ediyor. İlgili çalışan, haberleri izledikten sonra olayın kamuoyuna sunuluş biçimine tepki gösterse de işini kaybetme endişesiyle sessiz kalıyor.

Olayın ardından havalimanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Daha önce uçak gözlemcilerinin beklediği S8a yolu üzerindeki acil çıkış kapısı çevresinde artık polis ekipleri 24 saat nöbet tutuyor.

Mevcut tablo, hadiseye dair birbiriyle taban tabana zıt iki anlatı ortaya koyuyor: Resmi makamların sunduğu, tehlikeli bir insansız hava aracının tespit edilip acil durum protokollerinin işletildiği anlatım ile sıradan bir sivil cihazın personelce düşürüldüğü ve hemen ardından önceden hazırlanmış izlenimi veren geniş çaplı bir güvenlik ve medya operasyonunun başlatıldığını savunan çalışan anlatımı.

Havalimanı personelinin ifadeleri olayın kesin olarak provokasyon olduğunu tek başına kanıtlamasa da yanıtlanması gereken somut sorular barındırıyor: Telsiz anonsu tam olarak saat kaçta yapıldı; polis, uzmanlar ve gazeteciler hangi saatte arandı; ekipler kısıtlı alana ne zaman ayak bastı; patlayıcıyı ilk kim, hangi aşamada tespit etti; patlayıcı madde düşürüldüğü an cihaza monteli halde miydi; aygıtı ilk hangi görevli inceledi; bomba uzmanları gelmeden önce çekilmiş fotoğraflar mevcut mu ve medya çalışanları aprona nasıl giriş sağladı?

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya’da Rus gazı kesintisinin bütçeye faturası 50 milyar euroyu aştı

Yayınlanma

Rusya’nın sevkiyatı kesmesinin ardından enerji piyasasını dengelemeye çalışan Almanya federal bütçesinden 50,4 milyar euro harcandı. Maliye Bakanlığı verilerine göre kişi başına 600 euroya ulaşan bu fatura, tavan fiyat uygulamasını ve acil yardım paketlerini kapsıyor.

Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını kesmesi, Almanya federal bütçesine 50 milyar euroyu aşkın mali yük getirdi.

Alman Bild gazetesinin haberine göre Maliye Bakanlığı, Yeşiller Partisi Federal Meclis Milletvekili Robin Wagener’in soru önergesine verdiği yanıtta krizin faturasını paylaştı.

Resmi belgedeki verilere göre krizin etkilerini sınırlamak için bütçeden 50,4 milyar euro harcandı. Enerji krizine karşı atılan acil yardım ve istikrar adımlarını kapsayan bu bütçe, gaz ve elektrik fiyatlarına tavan getirilmesini, Aralık ayı acil destek paketini ve diğer yardım ödemelerini finanse etti.

Gazete, söz konusu maliyetin kişi başına 600 euroya karşılık geldiğini aktardı.

Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin) enerji uzmanı Claudia Kemfert, harcamaların büyüklüğünü Almanya’nın Rus gazına duyduğu bağımlılıkla açıkladı.

Kemfert, “Almanya kendisini yaklaşık yüzde 55 oranında Rus gazına dayanan tehlikeli, tek taraflı bir bağımlılığa sürükledi. Rusya sevkiyatı durdurduğunda, bu fiyat şoku ülkeyi bilhassa sert vurdu” değerlendirmesinde bulundu.

Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Üyesi Veronika Grimm, 50 milyar euroluk rakamı “gerçekçi” olarak nitelendirdi ancak krizin fiili sonuçlarının çok daha ağır olduğunu vurguladı.

Grimm, devlet müdahalelerinin iflas dalgasını önlemek ve haneleri aşırı mali yükten korumak adına zorunlu olduğunu belirtti.

Bonn Üniversitesi uzmanı Frank Umbach da yeni sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri harcamaları ve yüksek enerji fiyatlarının getirdiği ek yükler hesaba katılmadığı için bütçeye yansıyan gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu kaydetti.

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, 9 Eylül’de yaptığı açıklamada Kuzey Akım boru hatlarının onarılmasını ve Rus gazına geri dönülmesini talep etti.

Aynı gün Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, “Rus gazı olmadan Alman sanayisi var olamaz” dedi.

2022 öncesinde Rusya, Almanya’nın ithal ettiği ham petrolün üçte birinden fazlasını ve tüketilen doğalgazın yarısından fazlasını sağlıyordu. Reuters ajansı, Almanya’nın Kuzey Akım boru hattının devre dışı kalmasının ardından toparlanmakta güçlük çektiğini yazdı.

İktidar koalisyonundaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş genel başkanı Lars Klingbeil ise geçen yıl Mart ayında yaptığı açıklamada, ülkenin Rus gazı olmadan yaşamaya alıştığını ve geçmişe dönmeyi düşünmediğini ifade etti.

Klingbeil, Ukrayna’daki çatışmalar sona erse dahi Berlin’in Rusya’dan enerji ithalatına bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.

Avrupa Birliği Konseyi açıklamasına göre AB, Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını 30 Eylül 2027, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını ise Ocak 2027 itibarıyla tamamen yasaklayacak; mevcut sözleşmeler için tanınan geçiş süreci de bu tarihlerde sona erecek.

Yasağa karşı çıkan Macaristan ve Slovakya, Rus yakıtını ithal etmeyi sürdürüyor ve her iki ülke kısıtlamaları iptal ettirmek üzere Avrupa Adalet Divanı’nda dava açtı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English