Avrupa
SPD’li Fiedler’den AfD için “truva atı” uyarısı

Almanya’da iktidar ortağı Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Sebastian Fiedler, Alternatif Almanya Partisinin Saksonya-Anhalt eyaletinde İçişleri Bakanlığını alması durumunda gizli bilgilere erişiminin önceden kısıtlanmasını istedi. Bloomberg’in aktardığı habere göre hükümet, 6 Eylül’deki seçimlerde mutlak çoğunluğu hedefleyen partinin istihbarat verilerine ulaşmasını engellemek için mevcut yasal çerçeveyi kullanmayı değerlendiriyor.
Almanya’da iktidar ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) Milletvekili Sebastian Fiedler, sağcı Alternatif Almanya (AfD) partisinin Saksonya-Anhalt eyaletinde yönetime gelmesi halinde güvenlik bürokrasisinde yaşanabilecek risklere karşı uyarıda bulundu.
Bloomberg’in haberine göre Fiedler, AfD’li bir siyasetçinin Saksonya-Anhalt İçişleri Bakanlığı görevine gelmesini bir “truva atının” kaleye sızmasına benzetti.
Fiedler, mevcut yasal düzenlemelerin, herhangi bir hukuki değişiklik yapılmaksızın gizli ve hassas bilgilere erişimi kısıtlamaya zaten imkan tanıdığını belirterek bu mekanizmaların şimdiden devreye sokulması çağrısı yaptı.
Bloomberg’in aktardığı bilgilere göre AfD, 6 Eylül tarihinde Saksonya-Anhalt eyaletinde gerçekleştirilecek parlamento seçimlerinde mutlak çoğunluğu elde etmeyi hedefliyor.
Federal hükümet yetkilileri, AfD’nin bu bölgede seçimi kazanması durumunda eyalet düzeyindeki iç istihbarat ve terörle mücadele yapılarını kontrol altına almasından endişe duyuyor.
Bu durumun, federal ve eyalet istihbarat birimleri arasındaki gizli bilgi paylaşım mekanizmalarını riske atacağı öngörülüyor.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius da daha önce yaptığı açıklamada, bazı AfD üyelerinin Rusya ile bağlantılarına işaret ederek, hükümetin bu parti temsilcilerinin gizli belgelere ulaşmasını engelleme yollarını incelediğini doğrulamıştı.
AfD Genel Başkan Yardımcısı Stefan Brandner ise söz konusu suçlamaları “akıl dışı” olarak nitelendirerek reddetti. Brandner, partisinin yasalara tamamen uygun şekilde hareket ettiğini vurgularken, bu tür kısıtlama tartışmalarının sadece AfD’nin iktidara gelmesini engelleme çabası olduğunu savundu.
Politico dergisinin Mart ayı sonunda Avrupalı diplomatlara ve Alman milletvekillerine dayandırdığı haberinde de AfD’nin Avrupa Birliği’ne (AB) ait gizli belgelere erişiminin, Brüksel’deki iç yazışmaların Rusya veya Çin’in eline geçmesi riskini doğurduğu belirtilmişti.
Haberde, özellikle AB büyükelçilerinin toplantı tutanakları ile Ukrayna’ya yönelik finansal yardımlara dair verileri içeren ve Almanya’nın da kullandığı “EuDoX” veri tabanındaki hassas belgelerin sızdırılabileceği yönündeki kaygılar öne çıkmıştı.
Federal Meclis AB İşleri Komisyonu Başkanı Anton Hofreiter, veri sızıntısı şüphelerinin arkasında haklı gerekçeler olduğunu ifade etmişti.
Brüksel’deki diplomatik kaynaklar, gizli verileri korumak amacıyla ek tedbirler aldıklarını ancak AfD temsilcilerinin yasal yetkileri nedeniyle hassas materyallere ulaşabilmesinin güvenlik önlemlerinde ciddi bir açık oluşturduğunu kaydetti.
Politico, konuya dair AB nezdinde henüz resmi bir soruşturma veya kurumsal bir görüşme yürütülmediğini aktarırken, AfD yönetimi bu iddiaları “mesnetsiz suçlamalar” olarak nitelendirerek yorum yapmaktan kaçınmıştı.
Mart ayının başında AfD Eş Genel Başkanı Alice Weidel, Rusya ile doğalgaz ve petrol sevkiyatının yeniden başlatılması yönünde müzakerelerin yapılması gerektiğini dile getirmiş ve partisinin Moskova’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasına dair tutumunu yinelemişti.
Parti temsilcileri, daha önceki süreçlerde de Rusya karşıtı ekonomik kısıtlamaları eleştirerek ticari ilişkilerin onarılmasını talep etmişti.
Avrupa
Kuzey ülkelerinin Moskova temasları AB liderlerini böldü

Avrupalı liderlerin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile temas kurma yarışına girmesi, AB başkentleri arasındaki görüş ayrılıklarını tırmandırdı. Finlandiya ve Norveç liderlerinin koordinasyonsuz telefon diplomasisi İskandinavya’da tepki çekerken, Paris diyaloğu savunuyor; Berlin ve Londra ise daha mesafeli duruyor.
Avrupalı liderlerin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile temas kurma yarışına girmesi ve bazı ülkelerin bağımsız adımlar atması, Avrupa Birliği içinde derin görüş ayrılıklarını gün yüzüne çıkardı.
The Guardian gazetesinin aktardığına göre, Putin’in Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ile yaptığı telefon görüşmelerinin ardından baş gösteren gerginlik, Avrupa’nın Moskova ile ortak bir iletişim kanalı kurma çabalarını zora sokan çatlakları görünür kıldı.
Gazete, hükümetlerin yalnızca Rus liderle diyaloğun gerekliliği konusunda değil, Avrupa adına masaya kimin oturacağı hususunda da uzlaşamadığını yazdı.
Finlandiya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Rusya Programı Direktörü Arkadiy Moşes, “Tek ve yekpare bir blok gibi görünmek yerine, karşımızda bir bölünme tablosu görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Moşes, durumu “Kuzey coğrafyasının ölçülerine göre mesele oldukça ciddi” sözleriyle nitelendirdi.
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Stubb ile Støre’nin girişimini hedef alarak görüşmenin diğer Avrupa ülkeleriyle koordine edilmediğini savundu.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da telefon trafiği hakkında önceden bilgilendirilmediğini belirterek rahatsızlığını dile getirdi.
The Guardian’a ismini vermeden konuşan üst düzey bir Avrupalı diplomat, “Genel çerçevede Putin ile konuşmamız gerektiği konusunda bir mutabakat var, ancak temas kurma girişimleri tam bir kargaşayı andırmaya başladı” dedi.
Gazete, Moskova ile köprü kurmaya çalışan birden fazla Avrupalı aktör olduğuna işaret etti.
Bu yıl İngiliz, Fransız ve Alman büyükelçileri Rus yetkililerle temaslar yürütürken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un diplomatik danışmanı Moskova’yı ziyaret etti; Avrupa Birliği Konseyi Başkanı António Costa’nın ofisi de Kremlin ile doğrudan iletişimi sürdürdü.
Ukrayna’daki askeri harekatın başlamasından bu yana Putin ile telefon temasını sürdüren Lüksemburg Dışişleri Bakanı Xavier Bettel, bağımsız diplomatik girişimleri sebebiyle Avrupalı mevkidaşlarının tepkisiyle karşılaştığını açıkladı.
Bettel, bazı liderlerin bu tür müzakereleri yalnızca Fransa, Almanya veya ABD gibi büyük güçlerin yürütmesi gerektiğine inandığını ifade etti.
Geçmişte 2013 ile 2023 yılları arasında Lüksemburg Başbakanı olarak görev yapan Bettel, mayıs ayında yaptığı açıklamada “Bazı meslektaşlarım bana ‘Lüksemburg Başbakanı kim oluyor da Rusya Devlet Başkanı ve Ukrayna Devlet Başkanı ile konuşabiliyor? Siz küçücük bir ülkesiniz’ diyordu” ifadelerini kullandı.
AB ülkeleri Ukrayna’ya verilen destekte genel olarak birlik sergilese de Rusya ile diyaloğun yeniden başlatılması noktasında farklı kutuplara ayrılıyor.
Fransa, Putin ile iletişim kanalının açık tutulmasını savunurken, Almanya ve İngiltere çok daha temkinli bir hat çiziyor.
Baltık ülkeleri ile AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise en üst düzeyde yürütülecek görüşmelerin Moskova’dan taviz koparmadan üzerindeki baskıyı hafifletebileceğinden endişe ediyor.
Rusya yönetimi ise Kiev’e sağlanan askeri yardımların çatışmayı uzatmaktan başka bir işe yaramadığını savunarak bu sevkiyatlara karşı çıkıyor.
Kremlin Danışmanı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine AB liderlerinden gelen olumsuz tepkileri beklemediklerini belirtti.
Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşme konusunda ortak bir tutum bulunmadığını vurgulayan Uşakov, orada bir uyumsuzluk olduğunu dile getirdi.
Uşakov, “Biz kendi adımıza böyle bir tepki beklemiyorduk; çünkü bu görüşmenin en azından önde gelen Avrupa troykasıyla koordine edildiğini düşünüyorduk” dedi.
Kremlin Danışmanı, Avrupalı liderlerle gelecekteki temaslara ilişkin henüz somut bir takvim olmadığını da aktardı.
Uşakov, “Liderler Putin’i aramak isterse onun her zaman telefona bakacağına dair bir mutabakat vardı; Putin imkan ve vakit olduğunda ahizeyi daima kaldırır, yöneltilen bütün sorulara her zaman nazik ve ayrıntılı cevap verir” diye konuştu.
Avrupa
CDU, öğrenci eylemlerine karşı ordunun kullanılmasını istedi

Almanya’da zorunlu askerliğin yeniden getirilmesine karşı okul grevleri sürerken, CDU’dan öğrenci eylemlerine karşı ordunun kullanılması çağrısı geldi.
Ülkede bir sonraki ülke çapındaki okul grevi 20 Kasım’da yapılacak. Önceki okul grevleri gibi, bu grev de öncelikle açıkça ufukta beliren zorunlu askerlik hizmetinin yeniden getirilmesine karşı yönelik.
Ayrıca bu cumartesi günü (31 Ekim) için, lise ve üniversite öğrencilerinden oluşan koalisyonlar, Fransız öğrenci protestolarını örnek alan ama Almanya’daki kitlesel militarizasyona karşı çıkmak için daha da ileri giden yeni protestolar çağrısında bulunuyorlar.
Şu ana kadar, bir düzineden biraz az şehirde protestolar duyuruldu ve bu protestolar da artan devlet baskısı tehdidi altında.
Örneğin Hamburg’da bir polis sözcüsü “çok güçlü bir polis varlığı” olacağını, eylemcilere karşı İHA’ların da kullanılacağını duyurdu.
CDU’nun gençlik örgütü Junge Union’un (JU) Berlin-Mitte şubesi ise bir adım daha ileri giderek, lise ve üniversite öğrencilerinin gösterilerine karşı önlem olarak, “liberal düzenimizi savunmak için Bundeswehr’in [Alman Silahlı Kuvvetleri] devreye sokulmasını” talep etti.
Ayrıca Fransa’da Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) örneğinde olduğu gibi, muhafazakâr kesim içinde siyasi partilerin yasaklanmasıyla ilgili tartışmalar şu anda devam ediyor.
Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, yıllar önce CSU Genel Sekreteri olarak görev yaptığı dönemde Die Linke’nin (Sol Parti) yasaklanması olasılığını gündeme getirmişti.
Alman medyasının etkili gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung (faz) da kısa süre önce bu konuyu gündeme getirdi.
Gazete bir başyazısında açıkça şu soruyu sordu: “Neden Die Linke’yi yasaklamayalım?”
Bu durumun arka planında, Die Linke’nin Berlin Senato seçimlerindeki zaferi yatıyor. Parti çok güçlenirse, yasaklama tehlikesi baş gösteriyor.
Yazar Jasper von Altenbockum’a göre, CDU’nun AfD’ye karşı uyguladığı “güvenlik duvarı” stratejisini SPD ve Yeşiller Sol’a karşı yapmadığı için, bu parti Berlin’de istediği gibi davranabiliyor.
Partinin Berlin’deki baş adayı Elif Eralp için, “sol ve İslamcı teröre sempati besleyen, organize suçlulara ‘saygı’ duyan, göçmen ve radikal sol antisemitizmi besleyen ve kamulaştırma şeklinde antikapitalizmi uygulamak isteyen bir hareketin öncüsü” diyen yazar, şöyle devam etti:
“Sol Parti’nin retoriğine, taktiklerine ve ideolojisine, AfD’deki aşırılıkçılığa uygulanan standartların aynısı uygulanacak olsaydı, o zaman partinin yasaklanması tartışması gündeme gelirdi ve Sol Parti’nin siyasetçileri, ‘at nalı’nın diğer ucundakilerle aynı muameleye maruz kalırlardı. Ama durum hiç de öyle değil: Sol Parti’nin siyasetçileri sabah programlarının vazgeçilmez unsurları; Sol Parti’nin siyasetçileri, kimin kendisine demokrat diyebileceğini, kimin diyemeyeceğini belirliyor.”
SPD ve Yeşiller’in Berlin’de, CDU’nun Saksonya-Anhalt, Thüringen veya Saksonya’da karşı karşıya olduğu durumun aynısıyla karşı karşıya olduğunu savunan faz yazarı, Hristiyan Demokratların bir karşı strateji geliştirememesi durumunda, ya Berlin’de bir “kırmızı-yeşil” koalisyonuna ya da AfD’ye doğru bir oy kaymasına rıza göstermek zorunda kalacağını öne sürüyor.
Avrupa
Seçimi kaybeden Vučić’e Novi Sad faciası için sorgu talebi

Sırbistan’da erken genel seçimleri Öğrenci Listesi hareketinin kazanmasının ardından, 16 kişinin öldüğü Novi Sad tren garı faciası ve demiryolu projesindeki olası yolsuzluk soruşturması kapsamında eski Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in sorgulanması istendi.
Sırbistan’da Öğrenci Listesi hareketinin genel seçimleri kazanmasının ardından, eski Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in Novi Sad tren garındaki sundurma çökmesiyle ilgili sorgulanması yönünde talepler yükseldi.
Vučić’in istifası sonrasında Cumhurbaşkanı Vekili olarak görev yapan ve onun kurduğu Sırp İlerleme Partisi’nin (SNS) başkanlık divanı üyesi olan Ana Brnabić, bu çağrıları “cadı avı” diye niteledi.
Brnabić, asıl hedefin eski cumhurbaşkanını siyaset sahnesinden silmek olduğunu savundu. Bu çıkıştan kısa süre sonra Vučić de SNS meclis grubunun adını geçici olarak “Teröre Karşı Sırbistan” şeklinde değiştireceklerini duyurdu.
Tartışmayı ateşleyen yazı, seçimlerden üç gün bile geçmeden, 28 Ekim sabahı Forbes Serbia’da yayımlandı.
İvan Radak imzalı ve “Reddedilemeyecek teklif: Savcılar sundurma çökmesiyle ilgili neden Vučić’i sorgulamalı” başlıklı makalede, eski cumhurbaşkanının hem çökme soruşturmasında hem de Macaristan yönündeki demiryolu hattının modernizasyonunda olası yolsuzluk incelemesinde ifade vermesi gerektiği savunuluyor.
Dergi bu iddiasını yayımlanmış belgelere, basındaki haberlere ve soruşturma komisyonunun bulgularına dayandırıyor.
Forbes Serbia’nın değerlendirmesine göre bu veriler, Vučić’in projenin gidişatından haberdar olduğuna ve kabine üyelerinin de bilgilendirildiğine işaret ediyor.
Soruşturma komisyonu üyeleri Vesna Rakić-Vodinelić ile Jovan Rajić de eski cumhurbaşkanının özellikle organize suçlarla mücadele savcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında sorgulanması gerektiği görüşünde.
Brnabić ve Vučić’ten “devrimci terör” suçlaması geldi
Forbes Serbia’daki yazıyı X hesabından yorumlayan Ana Brnabić, muhalifleri sert sözlerle hedef aldı.
Brnabić paylaşımında, “Devrimci terör vaat ettiler ve devrimci terör görüyoruz. Seçim kampanyası sırasında Aleksandar Vučić’in konuşmasına izin vermediler. Seçim yasakları döneminde ise ülke yasalarına uyduğumuz için ne onun ne de içimizden birinin cevap veremeyeceğini bilerek kendisine saldırdılar, onun ve ailesinin hakkında yalanlar yaydılar. Şimdi, seçim zaferlerinden 72 saat bile geçmeden, Aleksandar Vučić’i tutuklatmak amacıyla ‘cadı avı’ başlattılar” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Vekili, eski cumhurbaşkanının sorgulanması için öne sürülen gerekçeleri de sorguladı.
“Bir düşünün; ülkenin cumhurbaşkanı en büyük ulusal projelerden birinin yürütülmesi hakkında bilgilendirilmiş ve onlara göre bu durum, Novi Sad’daki sundurma çökmesiyle bağlantılı olarak onu şüpheli yapıp sorguya çağırmak için yeterli bir gerekçe oluşturuyor?!” diye yazdı.
Projeyi denetleyen ve ek kontroller yapmadan onaylayan uzman komisyonu üyelerinin sorumluluğunun neden gündeme gelmediğini soran Brnabić, 2004 yılında Fransa’daki Charles de Gaulle Havalimanı’nda terminal çatısının bir kısmının çökmesini örnek gösterdi.
Dört kişinin öldüğü o faciadan sonra Fransız savcıların Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ı baş şüpheli sıfatıyla sorgulayıp sorgulamayacağını sordu. Brnabić, “Burada amaç adaleti sağlamak değil, Aleksandar Vučić’i susturmak ve ortadan kaldırmaktır” dedi.
Vučić ise Brnabić’in açıklamasından hemen sonra partisinin meclis grubundaki isim değişikliğini ilan etti ve bu kararı ülkede yaşanan “devrimci teröre” bağladı.
Eski cumhurbaşkanı; Informer televizyonuna yapılan baskının ardından medyanın baskı altına alındığını, Kutsal Cuma günündeki dini törenlerin engellendiğini ve Novi Sad’daki lisenin müdürü Radivoje Stojković’in gözaltına alındığını belirterek muhaliflerini şiddet uygulamakla suçladı.
Şiddet olarak nitelediği bu olaylar sürdükçe meclis grubunun “Teröre Karşı Sırbistan” adını koruyacağını söyledi.
Euronews’ün aktardığına göre Vučić, “Her halükarda güçlü, ateşli ama adil, sorumlu ve ciddi bir muhalefet olacağız. Onların yaptığı gibi mecliste kadınları döveceksek, onlara maytap ve sis bombası atacaksak, bunu asla yapmayacağız” diye konuştu.
Novi Sad faciasından erken seçime uzanan kriz
Sırbistan’da siyasi dengeleri değiştiren süreç, 1 Kasım 2024 sabahı Novi Sad tren garında binanın bir bölümünün çökmesiyle başladı.
Blic gazetesinin verilerine göre çöken yapı 60 yılı aşkın geçmişe sahipti.
İlk aşamada 15 kişinin hayatını kaybettiği açıklanmıştı. Ancak yaralılardan 2006 doğumlu bir hastanın daha sonra Sırbistan Askeri Tıp Akademisi’nde yaşamını yitirmesiyle can kaybı 16’ya yükseldi.
Facianın ardından başlayan hükümet karşıtı kitlesel protestolar 2025 baharında da sürdü ve 15 Mart’ta Belgrad’ın merkezinde toplanan göstericiler, Cumhurbaşkanı Vučić’e yönelik taleplerini “Onun işi bitti!” yazılı pankartlarla dile getirdi.
Ülke genelindeki bu gösterilerin sonucunda muhalif sivil hareket Öğrenci Listesi doğdu.
Uzun süreli kitlesel eylemlerin tetiklediği siyasi kriz, eylül ayında Vučić’in parlamentoyu feshedip istifa etmesiyle erken seçime taşındı.
Seçime “sıradan bir vatandaş olarak” katılmak için görevini bıraktığını söyleyen Vučić, aynı ay iktidardaki Sırp İlerleme Partisi’nin resmi başbakan adayı gösterildi.
25 Ekim’de yapılan erken genel seçimlerde, Seçim Komisyonu’nun 8 bin 155 sandıktan çıkan sonuçlara göre Öğrenci Listesi yüzde 52,73 oy alırken, Vučić’in Birleşik Sırbistan koalisyonu yüzde 39,15’te kaldı.
Kesin sonuçlar açıklanmadan yenilgiyi kabul eden Vučić, “Bu seçimleri kaybettiğimiz ortada. Öğrenci Listesi kazandı” dedi. Rakiplerinin başarısını Avrupa ülkelerinin ve Amerikan “derin devletinin” desteğine bağlayan eski cumhurbaşkanı, siyasi mücadeleyi sürdüreceğine söz verdi.
Ayrıca, kazanan hareketin temsilcileri tam tersini söylese de yeni yönetimin Mart veya Nisan 2027’ye kadar Rusya’ya yaptırım uygulayacağını ileri sürdü.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi5 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi7 gün önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını1 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Ortadoğu2 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi









