Bizi Takip Edin

Amerika

Palantir CEO’su Karp: Putin yanlısı AfD’ye oy vermezdim

Yayınlanma

Palantir’in tartışmalı kurucusu ve CEO’su Alex Karp, Almanya’da AfD’nin neden yükseldiğini anladığını ama “Rusya yanlısı” bu partiye Almanya’da yaşasa oy vermeyeceğimi söyledi.

Ünlü Alman medya grubu Axel Springer’in yönetim kurulu başkanı Mathias Döpfner’in programına konuk olan Karp, Ukrayna savaşından yapay zekaya, Palantir’in gözetleme teknolojisinden Alman siyasetine birçok konuda görüşlerini açıkladı.

2003 yılında bir partide tanıştıklarında Karp’ın “ilginç bir solcu entelektüel” olarak görüldüğünü anlatan Döpfner, yıllar içinde nasıl “radikal sağın karanlık figürü” olarak dönüştüğünü sorduğunda Karp, bu imajın doğru olmadığı, “sıradan insanlarla karşılaştığında çoğunlukla destek gördüğü” cevabını veriyor.

Karp, “Silikon Vadisi’ndeki her yatırımcı, bizimki gibi bir hayran kitlesine sahip olmak için sağ kolunu keser. Muhtemelen sol kolunu da,” diyor.

Palantir’in ürünlerinin, özellikle de veri analizi ve soruşturma yazılımı “Gotham”ın “terör saldırılarını” önleyerek ve Ukrayna’nın savunmasında merkezi bir rol oynayarak tarihe geçtiğini savunan CEO, Avrupa ile Amerika arasında kültürel bir fark olduğunu da savunuyor:

“ABD’de yeni bir teknoloji söz konusu olduğunda, ilk olarak o teknolojinin arkasındaki kişiyi sempatik bulup bulmadığımız sorulmaz. Bunun yerine asıl önemli olan şudur: Teknoloji çalışıyor mu? Daha mı iyi? Şirketleri daha başarılı hale getiriyor mu? Oysa Avrupa’da bu sorular genellikle hiç sorulmuyor bile. Ya da en azından doğru şekilde sorulmuyor. Çünkü bu sorular ciddiye alınsaydı, teknolojik altyapının önemli bir kısmının öngörülebilir bir gelecekte Amerika Birleşik Devletleri’nden gelmek zorunda kalacağına dair rahatsız edici bir sonuca varılabilirdi.”

Palantir’in özellikle “siyasi ve medya elitinin bazı kesimleri” tarafından reddedildiğini kabul eden Karp, Almanların büyük çoğunluğunun ise sadece Palantir’in ürünlerinin işe yarayıp yaramadığını bilmek istediğini savunuyor.

Şirketinin, bu ölçekte dünyadaki tek endüstriyel “uygulama katmanına” sahip olduğunu savunan Karp, bu katmanın, verilerin büyük dil modelleri sağlayıcıları tarafından ele geçirilmesini veya kötüye kullanılmasını engellediğini öne sürüyor.

Karp’a göre asıl ironi ise, “Avrupa’da veri koruma adına teknik açıdan büyük ölçüde bilgisiz bürokratların, bu veri korumasını ilk etapta mümkün kılan şirketle mücadele etmeleri.”

Avrupa’da teknolojik yetkinlik eksikliği bulunduğunu ve asıl sorunun da bu olduğunu ileri süren Palantir kurucusu, “Palantir, iktisadi açıdan Avrupa pazarına ihtiyaç duymuyor. Fakat Avrupa benim için çok önemli. Bu yüzden bu tartışma ilgimi çekiyor,” diyor.

Avrupa ve ABD’nin özgürlük anlayışlarını kıyaslayan Karo, ABD’de hakları öncelikle devlete karşı savunma hakları olarak anladıklarını; Avrupa’nın ise iktisadi hakları da daha fazla göz önünde bulundurduğunu söylüyor.

Kendini hâlâ “ilerici” olarak tanımladığını söyleyen CEO, kendi “ilericilik” anlayışını, “Kişisel olarak sevmesem bile insanların haklarını savunurum,” diye tanımlıyor.

Trump’ın Silikon Vadisi’ndeki adamı Thiel’in antidemokratik distopyası

Palantir’in diğer kurucusu Peter Thiel’in sık sık “anti-demokrat” ya da “dindar bir fanatik” olarak tasvir edilmesini de “skandal” olarak nitelendiren Karp, arkadaşı hakkında şunları söylüyor:

“Onu Stanford’da birlikte geçirdiğimiz zamanlardan beri tanıyorum. O zamanlar da siyasi sağda aykırı biriydi ama kesinlikle demokrasinin düşmanı değildi. Peter hakkında anlatılanlar, objektif bir incelemeye çoğu zaman dayanamaz. Aynısı Palantir için de geçerli. Bu yüzden, insanların neden yine de bu hikayelere inanmak istediği sorusunu çok daha ilginç buluyorum. Burada, çok Amerikan bir siyasi kutuplaşma biçiminin Alman gelenekleriyle karıştığı izlenimine kapılıyorum. Sonuçta ortaya çıkan şey artık bir Alman tartışması değil, ithal edilmiş bir Amerikan kültür savaşı mantığı. Oysa Almanya tarihsel olarak bambaşka bir soru sorardı: ‘Bu kişiyi seviyor muyuz?’ değil, ‘Ondan hiçbir şey öğrenmemek gibi bir lüksümüz var mı?’”

Almanya’nın “bugün aslında dünyanın en güçlü ikinci teknoloji sektörüne” sahip olması gerektiğini savunan Karp, “Oysa Almanya bu ligde artık neredeyse hiç yer almıyor. Almanya’nın borsaya kote edilmiş en büyük şirketi Siemens. Palantir’in bugünkü değeri ise Siemens’inkinden açık ara daha yüksek. Hatta şu anda Palantir’in değerinin hâlâ düşük olduğunu düşünüyorum,” diyor.

Alman iç siyasetine ilişkin soruları da yanıtlayan Karp, bu ülkedeki “radikal partilerin yükselişinin tamamen öngörülebilir” olduğunu savunuyor.

Almanya gibi geniş çaplı bir göçü, “halkı bu sürece dahil etmeden ve sonuçları açıkça tartışmadan” kabul edenlerin sonuçlara şaşırmaması gerektiğini vurgulayan Palantir CEO’su, Avrupa’da ve özellikle Almanya’da, “bariz gerçekler hakkında açıkça konuşamama konusunda inanılmaz derecede zor ve acı verici bir yetersizlik” bulunduğuna işaret ediyor.

Döpfner, bu noktada araya giriyor ve Karp’ın, “sorusunu geçiştirdiğini” öne sürerek ısrar ediyor: “AfD hakkında ne düşünüyorsun? Palantir, Ukrayna’ya Rusya’ya karşı savaşında yardım ediyor. Buna karşılık AfD, Ukrayna’yı Rusya ile müzakereye zorlamayı defalarca talep ediyor. Partinin önde gelen temsilcileri, fail ve mağdur rollerini tersine çeviriyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsun? Bu soruyu bu kadar açık bir şekilde soruyorum çünkü bazıları Peter Thiel’in ya da senin AfD’ye bir tür yakınlık içinde olduğunu ima ediyor.”

Peter Thiel, Almanya-Avusturya siyaseti ile güçlü bağlara sahip

Bu soru üzerine Karp, AfD’nin neden başarılı olduğunu anladığını, fakat bunun onları destekleyeceği anlamına gelmediğini vurguluyor.

CEO, “Alman vatandaşı olsaydım, onlara oy vermezdim. Putin’e anlayış gösteren ya da Çin Komünist Partisi’ne sempati besleyen bir partiyi desteklemekle hiç ilgilenmiyorum,” diyor.

Birçok insanın protesto amacıyla AfD’ye oy verdiğini, artık yerleşik partilerin göç gibi sorunları ciddiye alıp çözmek istediğine inanmadıklarını “ve tam da bu durumun onları AfD’ye ittiğini” düşünüyor.

“Almanya’yı gerçekten önemseyen insanlar”ın yıllardır bu gelişmeye dikkat çektiğine ve “sık sık kamuoyu önünde itibarsızlaştırıldığını” işaret eden Karp, Döpfner’e yönelik olarak, “Sen bunun iyi bir örneğisin. Benim izlenimime göre, birçok toplumsal konuda merkez solun biraz solundasın. Temelde, birçok Amerikalı tarafından muhtemelen klasik liberal ya da hatta hafif solcu olarak sınıflandırılırdın. Yine de Almanya’da düzenli olarak saldırıya uğruyorsun. Oysa sen AfD’ye karşı kararlı bir şekilde mücadele ediyorsun. Putin’e karşı hiçbir sempatin yok. Tam tersine. İkimiz de biliyoruz ki Rusya, Batı için doğrudan bir tehdit oluşturuyor,” diyor.

Döpfner ile birlikte “demokrasiyi, Batı’yı ve Ukrayna’ya desteği” savunduklarını hatırlatan Karp, Döpfner’in, “Ben de AfD’nin başarısını zayıf bir siyasi merkezin sonucu olarak görüyorum. Yine de bu partiyi bir alternatif olarak görmüyorum. Partinin büyük bir kısmı Rus yanlısı, anti-Amerikan ve anti-kapitalist tutumlar sergiliyor,” sözlerine, “Buna büyük ölçüde katılıyorum,” cevabını veriyor.

Palantir CEO’su Karp, Almanya’yı eleştirdi

Öte yandan Karp’a göre birçok insan, “partinin genel programı nedeniyle değil, yerleşik partiler tarafından artık ciddiye alınmadıklarını hissettikleri için” bu partiye oy veriyor.

Karp, yapay zekanın “hem fırsat, hem tehdit” olduğunu kabul ediyor. Öte yandan Avrupa’da yapay zeka tartışıldığında, genellikle ABD’de çoktan karara bağlanmış konuların gündeme geldiğine dikkat çeken Karp, “Sanki Avrupa, yapay zekanın ‘hafif’ bir versiyonundan bahsediyor gibi. Almanya, yapay zeka yardımıyla sanayisini yeniden şekillendirmeli. Otomotiv endüstrisi, kimya sektörü, pratikte tüm kilit sektörler köklü bir dönüşümün eşiğinde. Aynı zamanda, işgücü azalıyor, enerji maliyetleri yüksek seviyede kalıyor ve uluslararası rekabet giderek sertleşiyor. Buna tek ciddi cevap var: Yapay Zeka,” diyor.

Alman Şansölyesinin kamuoyuna “Almanya bir krizin içindedir” demediği sürece hiçbir şeyin değişmeyeceğini ileri süren Palantir’in kurucusu, “Almanya’nın daha önce başarılı bir şekilde bir şeyler kurmuş insanlara ihtiyacı var: bir Tobias Lütke’ye, bir Philipp Schindler’e, bir Peter Thiel’e. Daha önce hiç küresel bir teknoloji şirketi kurmamış kişilerle bu görev çözülemez,” iddiasında bulunuyor:

“Almanya, bu tür girişimcileri geri kazanmak ve onlara gerekli özgürlüğü sağlamak için elinden geleni yapmalıdır. Teknoloji şirketleri dört günlük çalışma haftasıyla ortaya çıkmaz. Yıllar boyunca neredeyse fanatik bir adanmışlıkla çalışan insanlar sayesinde ortaya çıkarlar. Günün her saati. Ve elbette, işler yolunda gitmediğinde ekiplerin değiştirilebilmesi de buna dahil. Bu, işçi haklarını temelden sorguladığım anlamına gelmez. Tam tersine. Fakat yapay zeka alanında çalışan bir üst düzey mühendis, birçok geleneksel endüstri mesleğinden farklı bir iş hukuku çerçevesine ihtiyaç duyar. Ayrıca özel bir ekonomi bölgesi oluştururdum. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail veya Çin’dekiyle aynı rekabet koşullarının geçerli olduğu bir bölge. Çünkü küresel teknoloji rekabeti bugün tam da bu bölgelerde yaşanıyor.”

Yapay zekanın riskler barındırdığını kabul eden Karp, buna rağmen asıl tehlikenin yapay zekanın varlığında değil, “demokratik toplumların korku nedeniyle onun sunduğu imkânlardan yararlanmamalarında” yattığını öne sürüyor.

Yapay zekanın çoğu insanın yaşam standardını yükselteceğine emin olduğunu söyleyen CEO, aynı zamanda, bu teknolojileri geliştiren ve kontrol edenlerin, “bugün olduklarından on, yirmi ya da yüz kat daha zengin hale gelebileceğine” da işaret ediyor.

Palantir CEO’su Karp’tan Silikon Vadisi’ne: Silah başına!

Geçmişteki sanayi devrimlerinin girişimcileri zengin ettiğini hatırlatan Karp, “Fakat eşitsizlikler, toplumun kabul edebileceği bir çerçeve içinde kaldı. Bugün ise servet uçurumu, pek çok insanın hayal bile edemeyeceği bir boyuta ulaşıyor,” diyor.

Toplumların, “kabul etmek istediğimizden çok daha uzun zamandır bölünmüş durumda” olduğunu savunan Karp, “Bu toplumsal mesafeye bir de eşi benzeri görülmemiş bir servet yoğunlaşması eklendiğinde, siyasi bir patlama ortamı ortaya çıkıyor. Birçok insan, gereksiz hale gelmekten korkuyor,” önermesinde bulunuyor.

Döpfner: Jeopolitik konusuna gelelim. Teknolojik bir silahlanma yarışı yaşıyoruz. Bir tarafta Amerika ve ideal olarak Avrupa var. Diğer tarafta ise Çin, Rusya, İran ve diğer otoriter devletler. Bu yarış nasıl gelişecek?

Karp, Batı dünyasının “ahlaki standartlarının”, Çin, Rusya, İran ve “diğer otoriter devletler” karşısında bir rekabet avantajı olacağına inandığını kaydediyor.

Ukrayna’nın askeri açıdan bu kadar başarılı olmasının nedenlerinden birinin de Palantir’in verileri korumasına ve dijital egemenliği güçlendirmesine bağlayan Karp şöyle devam ediyor:

“Teknoloji, boşlukta gelişmez. Gerçek operasyon koşullarında deneyim kazananlar bir avantaj elde eder. Bu nedenle Çin’in sözde avantajlarını kısmen dezavantaj olarak görüyorum. Sık sık Çin’in çok daha büyük veri hacmine sahip olduğu iddia edilir. Önemli olan verinin miktarı değil, onunla ne yapılabileceği.”

On yıl sonra teknolojik açıdan ABD’nin mi yoksa Çin’in mi önde olacağı sorusunun bugünden yanıtlanamayacağını savunan Karp, eğer Batı’nın “rekabet gücü için acilen ihtiyaç duyulan” teknolojiler engellenirse, bundan Rusya, Çin ve İran’ın “hemen faydalanacağına” işaret ediyor.

Palantir, “karanlık manifesto” yayınladı

“Palantir’e karşı yürütülen her kampanyanın” rakipleri tarafından yönlendirildiğini iddia etmediğini savunan Karp, “Fakat elbette otoriter devletler tam da bu tür tartışmaları etkilemeye çalışıyor,” iddiasında bulunuyor.

Çin’in büyük fırsatları olduğunu kabul eden Karp, bununla birlikte en büyük sorunun Pekin’de değil, “Avrupa ve Amerika’nın siyasi olarak hareket kabiliyetini koruyup koruyamayacağında” yattığını düşünüyor.

“Özgürlük ve hukukun üstünlüğünün artık sadece birer anı olduğu toplumlarda uyanmamak için tüm gücümüzle mücadele etmeliyiz,” diyen Karp, “en iyilerin başarılı olabileceği bir toplum” diliyor.

Mümkün olduğunca çok insanın eşit fırsatlara sahip olduğu, fakat sonucun “yetenek, disiplin, çaba –ve evet, bir ölçüde de şansa– bağlı olduğu bir toplum” hayal ediyor ve konuşmasını şöyle bitiriyor:

“Hukukun üstünlüğünün herkes için geçerli olduğu bir toplum. İfade özgürlüğünün, bir görüşün bize hoş gelip gelmemesine bağlı olmadığı bir toplum. Kişisel olarak hoşlanmadığımız kişiler için bile veri korumanın geçerli olduğu bir toplum. Devlet iktidarının sınırlı kaldığı bir toplum. İnsanların yaratıcı olabildiği ve başarıları için ödüllendirildiği bir toplum. Aynı zamanda, toplumsal uyumun korunabilmesi için yeterli sayıda insanın bu refahtan pay alması gerekir. Ama beni endişelendiren şey şu: Günümüzde kendini ilerici olarak gören pek çok insan, tam da bu düzene karşı mücadele ediyor. İnsanları kökenleri veya kimlikleri üzerinden tanımlıyorlar. Özgürlüğü artık evrensel bir ilke olarak değil, bir ayrıcalık olarak ele alıyorlar. Palantir ve ben tam da buna karşı çalışıyoruz. İnsanlara verileri üzerinde daha fazla egemenlik hakkı vererek. Ve Ukrayna, İsrail veya Amerika Birleşik Devletleri gibi demokrasilerin otoriter rakiplere karşı kendilerini savunmalarına destek olarak.”

Amerika

Büyük Teknoloji, 300 milyar dolarlık borcu bilanço dışı tutmaya çalışıyor

Yayınlanma

Büyük teknoloji şirketleri, yapay zeka veri merkezleri ve çipleri için borçları desteklemek amacıyla garantilerin kullanımını hızla genişletiyor.

Şirketler, bir yıldan kısa bir sürede 300 milyar dolara varan taahhütlerde bulunurken, bu riskin çok az bir kısmını bilançolarında gösteriyorlar.

Geçen sonbaharda Meta tarafından devasa bir veri merkezi projesinde ilk kez kullanılan ve “kalıntı değer garantileri” [residual value guarantees] olarak adlandırılan bu uygulamalar, Broadcom tarafından Anthropic’e yönelik çip finansman anlaşmasının bir parçası olarak ve Nvidia tarafından da OpenAI’a ve çiplerini satın alan diğer müşterilere destek sağlamak amacıyla benimsenmiştir.

Teknoloji şirketlerinin yongalar veya veri merkezleri için minimum bir gelecek değeri garanti ettiği bu düzenlemeler, yapay zeka altyapısı patlamasını hızlandırmak amacıyla Büyük Teknoloji şirketleri tarafından benimsenen ve giderek artan yaratıcı finansman yapıları arasına katılıyor.

Financial Times’ın (FT) bir analizine göre, teknoloji devleri yalnızca son 12 ayda bu garantiler kapsamında 300 milyar dolara varan taahhütlerde bulundu.

Bankacılar bu garantileri “bilanço açısından verimli” olarak tanımlıyor. Bu garantiler genellikle teknoloji şirketlerinin kendileri tarafından değil, altyapıya sahip özel amaçlı araçlar (SPV’ler) tarafından ihraç edilen borçları destekliyor.

Bu da teknoloji gruplarının yükümlülükleri tam olarak bilançolarına kaydetmeye gerek kalmadan finansal güçlerini bu anlaşmalara aktarmalarına olanak tanıyor.

Veri merkezleri borçluluğu gitgide artıyor

Garantilerin artması, Büyük Teknoloji şirketlerinin yapay zeka alanındaki trilyonlarca dolarlık yatırımının, hayal kırıklığı yaratan kullanım oranları, bilgi işlem gücünde arz fazlası ya da teknoloji etrafında sürdürülebilir iş modelleri oluşturulamaması nedeniyle karşılığını vermemesi durumunda, bir risk katmanı daha ekliyor.

Kredi derecelendirme kuruluşu KBRA’nın kıdemli direktörü Doug Colandrea, “Geçtiğimiz yıl bilanço dışı risklerde önemli bir artış yaşandı. Bu durum, kredi risk profillerine çok yüksek derecede bir karmaşıklık katıyor,” dedi.

Yapay zeka harcama planları nakit akışlarını aşmaya başladıkça, teknoloji şirketleri yatırım notlarını korumak ve düşük maliyetli kurumsal borç kaynaklarına erişimlerini sürdürmek amacıyla bilançolarını yönetmeye daha fazla odaklanmaya başladı.

Genel olarak, Morgan Stanley analistleri yedi hiper ölçekli şirket ve çip üreticisinin bilanço dışı taahhütleri ve kredi desteğinin toplamının 3,1 trilyon doları aştığını hesapladı.

CIBC Private Wealth US’in sabit getirili menkul kıymetler başkanı Tim Musial, “Herkes hesaplama gücünü elde etmek için bir yarış içinde olduğu için tüm bu gelecekteki taahhütler konusunda endişe var,” dedi.

Kredi verenler için, Büyük Teknoloji şirketlerinin sunduğu kalıntı değer garantileri, yapay zeka veri merkezlerini ve çipleri finanse etmek için on milyarlarca dolar ayırırken mevcut teknolojinin hızla eskimesi konusundaki endişeleri hafifletmeye yardımcı oluyor.

Teknoloji şirketleri, bu varlıkların bir gün satılması veya yeniden kiralanması gerektiğinde ve garantili asgari değerin altında bir fiyat elde edilmesi durumunda, belirlenen eksiklikleri karşılamayı kabul ediyor.

Konuya yakın kaynaklara göre, bu şirketlerin yapay zeka finansmanına girişi, bu garantilerle projeler için daha ucuz finansman imkânı sağladı.

Bu garantilerin fiyatı genellikle garantörün kendi borcuna göre sadece 100 ila 150 baz puanlık bir prim olarak belirleniyor.

Broadcom, bu yıl bu garantileri benimseyen ilk yonga üreticisi oldu ve Haziran ayında, çipleri Anthropic’e kiralayacak bir SPV’ye 1 GW’lık çip satmak üzere 29 milyar dolarlık risk üstlendi.

Bu garanti, Broadcom ve Google’ın yapay zeka laboratuvarına yonga tedarik etmek üzere oluşturdukları karmaşık bir tedarikçi finansman programının bir parçası.

Broadcom’un son çeyrek raporuna göre, bu kredi desteğinin şirketin kendi bilançosu üzerinde çok az etkisi olduğu görüldü.

Konuya yakın kaynaklar, yonga üreticisinin muhtemelen gelecek yıl planladığı çip teslimatlarının bir kısmını finanse etmek için garantiler sunacağını belirtti.

Bu teslimatlar arasında Anthropic için 5 GW’lık ek yonga ve OpenAI için 1,3 GW’lık özel üretim çipler yer alıyor.

Büyük Teknoloji’nin 3 trilyon dolarlık AI kumarı

Şirket, yatırımcılara “önde gelen öncü yapay zeka laboratuvarlarının güçlü kârlılık eğilimi ve temel varlıkların sürdürülebilir değeri” nedeniyle bu tür garantilerin devreye girme olasılığının düşük olduğunu bildirdi.

Geçen ay Broadcom’un rakibi Nvidia, benzer bir tedarikçi finansman programını duyurmuştu.

Çip üreticisi, Goldman Sachs ve bir grup Wall Street yatırımcısı tarafından hazırlanan anlaşmalar için yüzde 25’e varan kalıntı değer desteği sunabileceğini belirtti.

Bu anlaşmaların amacı, Nvidia tabanlı yapay zeka altyapısı için toplu olarak 500 milyar dolarlık sermaye toplamak.

Nvidia ayrıca, OpenAI için Ohio’da devasa bir veri merkezi kampüsü inşa eden SoftBank iştiraki SB Energy’ye 105 milyar dolarlık teminat sağladı.

Şirket, OpenAI’ın kira sözleşmeleri 2028’de yürürlüğe girene kadar bilançosunda herhangi bir yükümlülük kaydetmeyecek; o zaman bile garanti yapısı, bilançosundaki yükü sınırlayacak.

Buna karşılık, kampüs 20 yıl boyunca yalnızca Nvidia donanımlarını kullanacak.

Morgan Stanley ve Goldman Sachs’taki bankacılar, bu anlaşmaların oluşturulmasında kilit rol oynadılar.

Morgan Stanley’de yapılandırılmış ürünler sermaye piyasaları başkanı Richard Myers şunları söyledi:

“[Kalıntı değer garantileri] varlığın rekabetçi bir satış süreci yoluyla nakde çevrilmesini gerektiren net bir sözleşme mekanizmasına sahip ve bu varlık değeri daha sonra garanti kapsamındaki herhangi bir riskle mahsup edilir.”

Bu yapı, yapay zeka altyapısına ilk kez bu şirket tarafından uygulanmıştı.

Garantör, yalnızca satış fiyatı ile garantili değer arasındaki farkı karşıladığından, kalıntı değer garantileri “tipik bir ödeme garantisine kıyasla bilançoda daha verimli bir muamele görüyor.”

Meta, yapay zeka finansmanı için bu yapıyı benimseyen ilk teknoloji grubu oldu.

Şirket, Louisiana’da 2 GW kapasiteli Hyperion veri merkezini geliştirmek üzere Blue Owl ile kurduğu ortak girişimi desteklemek amacıyla 28 milyar dolarlık kalıntı değer garantisi sağladı.

4 milyon fit kare (yaklaşık 371 bin metrekare) alana yayılan projenin 2030 yılına kadar faaliyete geçmesi bekleniyor ve yaklaşık 1,5 milyon haneye elektrik sağlayacak kadar enerji üretecek.

Bu garantiler, sonuçta veri merkezi için Meta’nın kendi tahvillerinden 150 baz puan farkla 27 milyar dolarlık borç sağlanmasına yardımcı oldu.

Bu süreçte Meta’nın bilançosunda kayda değer bir risk kaydı oluşmadı.

Teknoloji grubu, Temmuz ayında El Paso’da inşa edilen 1 GW’lık bir veri merkezini desteklemek için benzer bir yapıdan yararlandı.

Garantiler çoğunlukla bilanço dışı olsa da, kredi derecelendirme kuruluşları, bunları yansıtmak için teknoloji gruplarının kaldıraç rakamlarında düzeltmeler yaptıklarını belirtiyorlar.

S&P’deki analistler, garantili değerin, veri merkezi veya yongaların zorlu bir satış durumunda elde edeceği gelirle ilgili kendi tahminlerini aşan tutarı hesaplara eklediklerini söylüyorlar.

Okumaya Devam Et

Amerika

Paramount, Warner Bros anlaşmasını bitirmeye yakın

Yayınlanma

Paramount, Warner Bros. Discovery’ye yönelik 111 milyar dolarlık devralma teklifinin önündeki engeli aşmak için önemli bir adım attı.

Şirketin sahipleri, 12 Demokrat eyalet başsavcısından oluşan bir koalisyona bir dizi taviz verdi.

Kaliforniya Başsavcısı Rob Bonta Pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında, “Bu uzlaşma, söz konusu birleşmeye verilen bir destek oyu değil,” dedi ve iki şirketin birleşmesi gerektiğini düşünmediğini ekledi.

Fakat Bonta, uzlaşmanın “rekabeti ve tüketicileri koruyan güçlü bir çözüm” olduğunu belirtti ve “Daha fazla yapım, burada, ülkemizde daha fazla iş demektir,” dedi.

Anlaşma ayrıca, birleşmiş şirketin televizyon haberciliği devleri olan CBS ve CNN’i, haber odası kararlarına yönelik kurumsal müdahalelerden korumayı amaçlayan bir kurul oluşturulmasını da öngörüyor; bu, birçok eyalet başsavcısının talebiydi.

Bonta, bir denetçinin Paramount’un şartlara uyumunu izleyeceğini belirtti. Şirketin bu şartlara uymaması halinde eyaletlerin konuyu mahkemeye taşıyacağını da sözlerine ekledi.

Eyaletlerin açtığı dava ve Amerika Yazarlar Birliği’nin (WGA) benzer davası, Paramount’un Warner’ı devralma yolundaki son engellerdi.

Anlaşma, hâlâ bir yargıcın onayına tabi olmakla birlikte, Paramount’u en azından şimdilik Warner Bros. Studios ve Paramount Pictures’ı ayrı ayrı işletmeye mecbur kılacak.

İki şirket birlikte, iki yıl boyunca yılda en az 30 film, sonraki üç yıl boyunca ise yılda 32 film yayınlayacak; aksi takdirde para cezasına çarptırılacak.

Ayrıca, ABD’de film çekmek için yıllık 300 milyon dolar daha harcayacaklar.

Paramount CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkanı David Ellison şunları söyledi:

“Hedefimiz her zaman daha güçlü bir Hollywood inşa etmek olmuştur; daha fazla hikayenin anlatıldığı, tüketiciler için daha fazla seçenek sunan ve rekabetin daha güçlü olduğu bir Hollywood. Bu vizyon, dünya çapında yaklaşık 70 yargı bölgesindeki rekabet otoritelerinin oybirliğiyle onaylanmasıyla doğrulandı; bu otoriteler, anlaşmanın rekabeti, tüketicileri ve çalışanları destekleyici olduğu konusunda hemfikirdi. Eyalet başsavcılarının ve WGA’nın endişelerini gidermiş bulunmaktayız; bu birleşme için tam onay aldık ve bu taahhütleri hayata geçirmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.”

Ellison ailesi ile Başkan Donald Trump yakın bağlara sahip.

David Ellison, Paramount’u bir yıldan biraz fazla bir süre önce satın aldı. Bu anlaşma için Federal İletişim Komisyonu Başkanı Brendan Carr’ın onayını almak üzere bazı adımlar attı. 

Ardından, Bari Weiss’i CBS News’un genel yayın yönetmeni olarak işe aldı. Merkez sağ görüşlü haber sitesi The Free Press’in kurucusu olan Weiss, ana akım basının başkana karşı aşırı derecede refleksif bir eleştiri tutumu sergilediğini savunuyor.

Weiss, birkaç CBS kıdemli çalışanını işten çıkardı ve kendi seçtiği kişileri atadı.

Hem Paramount’un satın alınması hem de Warner’ı satın alma anlaşması, Ellison’ın babası ve Trump’ın mali destekçisi ve danışmanı olan Oracle’ın kurucu ortağı Larry Ellison’ın servetine dayanıyor.

Trump, TikTok’un Çinli sahibinden ayrılması sırasında, Ellison’ın ABD’deki TikTok’un kontrol hissesine sahip olmasını sağladı.

Hem CBS News’in durumu hem de Ellison ailesinin Trump ile olan bağları göz önüne alındığında, eyalet başsavcıları bunun CNN’in haber içeriğinin tarafsızlığını nasıl etkileyebileceği konusunda endişelerini dile getirdiler.

Paramount’un Warner’ı satın alması, iki ikonik film stüdyosunu, CBS ve CNN’i, çok sayıda kablolu kanalı, Paramount Plus ve HBOMax yayın platformlarını ve DC Comics, Harry Potter ve Star Trek gibi büyük serileri bir araya getirecek.

Ellison, Paramount’un dijital devler Netflix, Amazon ve Apple’ın yanı sıra Disney ile rekabet edebilmek için büyümesi gerektiğini savunuyor.

Eyalet başsavcıları devreye girerek, benzer rakiplerin birleşmesinin eğlence sektöründe kitlesel işten çıkarmalara, daha az film çekilmesine, sinema salonlarına daha yüksek ücretler uygulanmasına ve sinemaseverler için bilet fiyatlarının artmasına yol açabileceği endişesini gerekçe göstererek antitröst davası açtılar.

18 Eylül’de FCC, anlaşmayı finanse etmek için devasa bir yabancı sermaye girişini onayladı. 

Birleşen şirketin hisselerinin %49,5’i, Suudi Arabistan, Katar ve Abu Dabi’nin varlık fonları da dahil olmak üzere yabancı sermayeye ait olacak.

Ayrıca kurum, bu oranın %100’e kadar çıkabileceğine hükmetti. Paramount, sahip olacağı hisselerin oy hakkı olmayan sessiz hisselerden oluşacağına dair söz verdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Palantir CEO’su Karp, yapay zeka için devletleştirme istedi

Yayınlanma

Palantir CEO’su Alex Karp, yapay zeka laboratuvarlarının devletleştirilmesi çağrısında bulundu.

Karp, “sorumsuzca” hareket eden yapay zeka geliştiricilerine hem hukuki hem de cezai sorumluluklar yüklenmesi gerektiğini vurguladı.

Geçen perşembe günü CNBC’ye verdiği demeçte Karp, politika yapıcıların bu teknolojiye ilişkin “makul kılavuz ilkeler” belirlemesi gerektiğini söyledi.

Karp, “İlk savunma hattı, kendi eylemlerinizden sorumlu olmanızdır,” dedi.

Hükümetlerin devletleştirmeyi gerekli gördüklerine inandığını belirten Karp, bunun yapılmaması halinde AI şirketlerinin her müşterisinin yasal işlem başlatabileceğini ifade etti ve “Bu konuyu ciddiye almalıyız,” diye ekledi.

Karp’ın açıklamaları, araştırmacıların bu teknolojinin varoluşsal ve toplumsal tehlikeler oluşturduğuna dair uyarılarının giderek artması karşısında, politika yapıcıların ve teknoloji yöneticilerinin gelişmiş yapay zeka sistemlerini nasıl yönetecekleri konusunda çabaladıkları bir dönemde geldi.

Huang: Yapay zekayı sosyal medya gibi düzenlemeyin

Anthropic CEO’su Dario Amodei, öncü yapay zeka geliştirme çalışmalarının hızının yavaşlatılması çağrısında bulunmuştu.

OpenAI CEO’su Sam Altman ile SpaceX ve Tesla CEO’su Elon Musk da bu görüşe katıldıklarını belirttiler.

Başkan Donald Trump ise bu endişeleri reddetti ve sosyal medya hesaplarında yapay zeka risklerini defalarca “aldatmaca” olarak nitelendirdi.

Nvidia CEO’su Jensen Huang ve Meta Platforms CEO’su Mark Zuckerberg, yapay zeka geliştirme konusunda Trump’ın daha hoşgörülü tutumuna katıldıklarını açıkladılar.

Zuckerberg “uyum konusuna odaklanamayan yapay zeka laboratuvarlarının geride kalacağını” söyledi.

OpenAI, geçen çarşamba günü yaptığı açıklamada, son altı ayda meydana gelen “beklenmedik veya endişe verici” altı model davranışı örneğini ortaya koydu.

Bu açıklama, Hugging Face sızıntısının ardından geldi. Bu olay, Amodei’nin yapay zeka geliştirme hızını yavaşlatma argümanının bir parçası olarak bu olayı örnek göstermesine neden olmuştu.

Trump, yapay zekada “yavaşlama” çağrılarını reddetti

OpenAI CFO’su Sarah Friar, güvenlik endişeleri gerektirirse şirketin yapay zeka geliştirme çalışmalarını yavaşlatacağını belirtti.

Friar, “Eğer bu, sınırları yeniden belirlememiz ve hızımızı düşürmemiz anlamına geliyorsa, elbette araştırmacılarımızı dinleyip bunu yapacağız,” dedi.

Bu arada OpenAI, Anthropic ve Google DeepMind, birkaç haftadır güvenlik koordinasyonu görüşmeleri yürütüyor.

Tartışma, Kongre’ye de sıçradı. Connecticut eyaletinden Demokrat Senatör Richard Blumenthal, ülkenin “kontrolü tamamen kaybetmenin eşiğinde” olduğunu belirterek, yapay zeka modellerinin kullanıma sunulmadan önce bağımsız bir incelemeye tabi tutulması gerektiğini vurguladı.

Temsilciler Meclisi’nde, yapay zeka geliştiricilerini sistemlerine acil durum kapatma özellikleri eklemeye zorlayacak bir yasa tasarısı da sunuldu.

Fakat benzer öneriler Senato’da muhalefetle karşılaştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English