Amerika
Palantir CEO’su Karp: Putin yanlısı AfD’ye oy vermezdim

Palantir’in tartışmalı kurucusu ve CEO’su Alex Karp, Almanya’da AfD’nin neden yükseldiğini anladığını ama “Rusya yanlısı” bu partiye Almanya’da yaşasa oy vermeyeceğimi söyledi.
Ünlü Alman medya grubu Axel Springer’in yönetim kurulu başkanı Mathias Döpfner’in programına konuk olan Karp, Ukrayna savaşından yapay zekaya, Palantir’in gözetleme teknolojisinden Alman siyasetine birçok konuda görüşlerini açıkladı.
2003 yılında bir partide tanıştıklarında Karp’ın “ilginç bir solcu entelektüel” olarak görüldüğünü anlatan Döpfner, yıllar içinde nasıl “radikal sağın karanlık figürü” olarak dönüştüğünü sorduğunda Karp, bu imajın doğru olmadığı, “sıradan insanlarla karşılaştığında çoğunlukla destek gördüğü” cevabını veriyor.
Karp, “Silikon Vadisi’ndeki her yatırımcı, bizimki gibi bir hayran kitlesine sahip olmak için sağ kolunu keser. Muhtemelen sol kolunu da,” diyor.
Palantir’in ürünlerinin, özellikle de veri analizi ve soruşturma yazılımı “Gotham”ın “terör saldırılarını” önleyerek ve Ukrayna’nın savunmasında merkezi bir rol oynayarak tarihe geçtiğini savunan CEO, Avrupa ile Amerika arasında kültürel bir fark olduğunu da savunuyor:
“ABD’de yeni bir teknoloji söz konusu olduğunda, ilk olarak o teknolojinin arkasındaki kişiyi sempatik bulup bulmadığımız sorulmaz. Bunun yerine asıl önemli olan şudur: Teknoloji çalışıyor mu? Daha mı iyi? Şirketleri daha başarılı hale getiriyor mu? Oysa Avrupa’da bu sorular genellikle hiç sorulmuyor bile. Ya da en azından doğru şekilde sorulmuyor. Çünkü bu sorular ciddiye alınsaydı, teknolojik altyapının önemli bir kısmının öngörülebilir bir gelecekte Amerika Birleşik Devletleri’nden gelmek zorunda kalacağına dair rahatsız edici bir sonuca varılabilirdi.”
Palantir’in özellikle “siyasi ve medya elitinin bazı kesimleri” tarafından reddedildiğini kabul eden Karp, Almanların büyük çoğunluğunun ise sadece Palantir’in ürünlerinin işe yarayıp yaramadığını bilmek istediğini savunuyor.
Şirketinin, bu ölçekte dünyadaki tek endüstriyel “uygulama katmanına” sahip olduğunu savunan Karp, bu katmanın, verilerin büyük dil modelleri sağlayıcıları tarafından ele geçirilmesini veya kötüye kullanılmasını engellediğini öne sürüyor.
Karp’a göre asıl ironi ise, “Avrupa’da veri koruma adına teknik açıdan büyük ölçüde bilgisiz bürokratların, bu veri korumasını ilk etapta mümkün kılan şirketle mücadele etmeleri.”
Avrupa’da teknolojik yetkinlik eksikliği bulunduğunu ve asıl sorunun da bu olduğunu ileri süren Palantir kurucusu, “Palantir, iktisadi açıdan Avrupa pazarına ihtiyaç duymuyor. Fakat Avrupa benim için çok önemli. Bu yüzden bu tartışma ilgimi çekiyor,” diyor.
Avrupa ve ABD’nin özgürlük anlayışlarını kıyaslayan Karo, ABD’de hakları öncelikle devlete karşı savunma hakları olarak anladıklarını; Avrupa’nın ise iktisadi hakları da daha fazla göz önünde bulundurduğunu söylüyor.
Kendini hâlâ “ilerici” olarak tanımladığını söyleyen CEO, kendi “ilericilik” anlayışını, “Kişisel olarak sevmesem bile insanların haklarını savunurum,” diye tanımlıyor.
Trump’ın Silikon Vadisi’ndeki adamı Thiel’in antidemokratik distopyası
Palantir’in diğer kurucusu Peter Thiel’in sık sık “anti-demokrat” ya da “dindar bir fanatik” olarak tasvir edilmesini de “skandal” olarak nitelendiren Karp, arkadaşı hakkında şunları söylüyor:
“Onu Stanford’da birlikte geçirdiğimiz zamanlardan beri tanıyorum. O zamanlar da siyasi sağda aykırı biriydi ama kesinlikle demokrasinin düşmanı değildi. Peter hakkında anlatılanlar, objektif bir incelemeye çoğu zaman dayanamaz. Aynısı Palantir için de geçerli. Bu yüzden, insanların neden yine de bu hikayelere inanmak istediği sorusunu çok daha ilginç buluyorum. Burada, çok Amerikan bir siyasi kutuplaşma biçiminin Alman gelenekleriyle karıştığı izlenimine kapılıyorum. Sonuçta ortaya çıkan şey artık bir Alman tartışması değil, ithal edilmiş bir Amerikan kültür savaşı mantığı. Oysa Almanya tarihsel olarak bambaşka bir soru sorardı: ‘Bu kişiyi seviyor muyuz?’ değil, ‘Ondan hiçbir şey öğrenmemek gibi bir lüksümüz var mı?’”
Almanya’nın “bugün aslında dünyanın en güçlü ikinci teknoloji sektörüne” sahip olması gerektiğini savunan Karp, “Oysa Almanya bu ligde artık neredeyse hiç yer almıyor. Almanya’nın borsaya kote edilmiş en büyük şirketi Siemens. Palantir’in bugünkü değeri ise Siemens’inkinden açık ara daha yüksek. Hatta şu anda Palantir’in değerinin hâlâ düşük olduğunu düşünüyorum,” diyor.
Alman iç siyasetine ilişkin soruları da yanıtlayan Karp, bu ülkedeki “radikal partilerin yükselişinin tamamen öngörülebilir” olduğunu savunuyor.
Almanya gibi geniş çaplı bir göçü, “halkı bu sürece dahil etmeden ve sonuçları açıkça tartışmadan” kabul edenlerin sonuçlara şaşırmaması gerektiğini vurgulayan Palantir CEO’su, Avrupa’da ve özellikle Almanya’da, “bariz gerçekler hakkında açıkça konuşamama konusunda inanılmaz derecede zor ve acı verici bir yetersizlik” bulunduğuna işaret ediyor.
Döpfner, bu noktada araya giriyor ve Karp’ın, “sorusunu geçiştirdiğini” öne sürerek ısrar ediyor: “AfD hakkında ne düşünüyorsun? Palantir, Ukrayna’ya Rusya’ya karşı savaşında yardım ediyor. Buna karşılık AfD, Ukrayna’yı Rusya ile müzakereye zorlamayı defalarca talep ediyor. Partinin önde gelen temsilcileri, fail ve mağdur rollerini tersine çeviriyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsun? Bu soruyu bu kadar açık bir şekilde soruyorum çünkü bazıları Peter Thiel’in ya da senin AfD’ye bir tür yakınlık içinde olduğunu ima ediyor.”
Peter Thiel, Almanya-Avusturya siyaseti ile güçlü bağlara sahip
Bu soru üzerine Karp, AfD’nin neden başarılı olduğunu anladığını, fakat bunun onları destekleyeceği anlamına gelmediğini vurguluyor.
CEO, “Alman vatandaşı olsaydım, onlara oy vermezdim. Putin’e anlayış gösteren ya da Çin Komünist Partisi’ne sempati besleyen bir partiyi desteklemekle hiç ilgilenmiyorum,” diyor.
Birçok insanın protesto amacıyla AfD’ye oy verdiğini, artık yerleşik partilerin göç gibi sorunları ciddiye alıp çözmek istediğine inanmadıklarını “ve tam da bu durumun onları AfD’ye ittiğini” düşünüyor.
“Almanya’yı gerçekten önemseyen insanlar”ın yıllardır bu gelişmeye dikkat çektiğine ve “sık sık kamuoyu önünde itibarsızlaştırıldığını” işaret eden Karp, Döpfner’e yönelik olarak, “Sen bunun iyi bir örneğisin. Benim izlenimime göre, birçok toplumsal konuda merkez solun biraz solundasın. Temelde, birçok Amerikalı tarafından muhtemelen klasik liberal ya da hatta hafif solcu olarak sınıflandırılırdın. Yine de Almanya’da düzenli olarak saldırıya uğruyorsun. Oysa sen AfD’ye karşı kararlı bir şekilde mücadele ediyorsun. Putin’e karşı hiçbir sempatin yok. Tam tersine. İkimiz de biliyoruz ki Rusya, Batı için doğrudan bir tehdit oluşturuyor,” diyor.
Döpfner ile birlikte “demokrasiyi, Batı’yı ve Ukrayna’ya desteği” savunduklarını hatırlatan Karp, Döpfner’in, “Ben de AfD’nin başarısını zayıf bir siyasi merkezin sonucu olarak görüyorum. Yine de bu partiyi bir alternatif olarak görmüyorum. Partinin büyük bir kısmı Rus yanlısı, anti-Amerikan ve anti-kapitalist tutumlar sergiliyor,” sözlerine, “Buna büyük ölçüde katılıyorum,” cevabını veriyor.
Öte yandan Karp’a göre birçok insan, “partinin genel programı nedeniyle değil, yerleşik partiler tarafından artık ciddiye alınmadıklarını hissettikleri için” bu partiye oy veriyor.
Karp, yapay zekanın “hem fırsat, hem tehdit” olduğunu kabul ediyor. Öte yandan Avrupa’da yapay zeka tartışıldığında, genellikle ABD’de çoktan karara bağlanmış konuların gündeme geldiğine dikkat çeken Karp, “Sanki Avrupa, yapay zekanın ‘hafif’ bir versiyonundan bahsediyor gibi. Almanya, yapay zeka yardımıyla sanayisini yeniden şekillendirmeli. Otomotiv endüstrisi, kimya sektörü, pratikte tüm kilit sektörler köklü bir dönüşümün eşiğinde. Aynı zamanda, işgücü azalıyor, enerji maliyetleri yüksek seviyede kalıyor ve uluslararası rekabet giderek sertleşiyor. Buna tek ciddi cevap var: Yapay Zeka,” diyor.
Alman Şansölyesinin kamuoyuna “Almanya bir krizin içindedir” demediği sürece hiçbir şeyin değişmeyeceğini ileri süren Palantir’in kurucusu, “Almanya’nın daha önce başarılı bir şekilde bir şeyler kurmuş insanlara ihtiyacı var: bir Tobias Lütke’ye, bir Philipp Schindler’e, bir Peter Thiel’e. Daha önce hiç küresel bir teknoloji şirketi kurmamış kişilerle bu görev çözülemez,” iddiasında bulunuyor:
“Almanya, bu tür girişimcileri geri kazanmak ve onlara gerekli özgürlüğü sağlamak için elinden geleni yapmalıdır. Teknoloji şirketleri dört günlük çalışma haftasıyla ortaya çıkmaz. Yıllar boyunca neredeyse fanatik bir adanmışlıkla çalışan insanlar sayesinde ortaya çıkarlar. Günün her saati. Ve elbette, işler yolunda gitmediğinde ekiplerin değiştirilebilmesi de buna dahil. Bu, işçi haklarını temelden sorguladığım anlamına gelmez. Tam tersine. Fakat yapay zeka alanında çalışan bir üst düzey mühendis, birçok geleneksel endüstri mesleğinden farklı bir iş hukuku çerçevesine ihtiyaç duyar. Ayrıca özel bir ekonomi bölgesi oluştururdum. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail veya Çin’dekiyle aynı rekabet koşullarının geçerli olduğu bir bölge. Çünkü küresel teknoloji rekabeti bugün tam da bu bölgelerde yaşanıyor.”
Yapay zekanın riskler barındırdığını kabul eden Karp, buna rağmen asıl tehlikenin yapay zekanın varlığında değil, “demokratik toplumların korku nedeniyle onun sunduğu imkânlardan yararlanmamalarında” yattığını öne sürüyor.
Yapay zekanın çoğu insanın yaşam standardını yükselteceğine emin olduğunu söyleyen CEO, aynı zamanda, bu teknolojileri geliştiren ve kontrol edenlerin, “bugün olduklarından on, yirmi ya da yüz kat daha zengin hale gelebileceğine” da işaret ediyor.
Geçmişteki sanayi devrimlerinin girişimcileri zengin ettiğini hatırlatan Karp, “Fakat eşitsizlikler, toplumun kabul edebileceği bir çerçeve içinde kaldı. Bugün ise servet uçurumu, pek çok insanın hayal bile edemeyeceği bir boyuta ulaşıyor,” diyor.
Toplumların, “kabul etmek istediğimizden çok daha uzun zamandır bölünmüş durumda” olduğunu savunan Karp, “Bu toplumsal mesafeye bir de eşi benzeri görülmemiş bir servet yoğunlaşması eklendiğinde, siyasi bir patlama ortamı ortaya çıkıyor. Birçok insan, gereksiz hale gelmekten korkuyor,” önermesinde bulunuyor.
Döpfner: Jeopolitik konusuna gelelim. Teknolojik bir silahlanma yarışı yaşıyoruz. Bir tarafta Amerika ve ideal olarak Avrupa var. Diğer tarafta ise Çin, Rusya, İran ve diğer otoriter devletler. Bu yarış nasıl gelişecek?
Karp, Batı dünyasının “ahlaki standartlarının”, Çin, Rusya, İran ve “diğer otoriter devletler” karşısında bir rekabet avantajı olacağına inandığını kaydediyor.
Ukrayna’nın askeri açıdan bu kadar başarılı olmasının nedenlerinden birinin de Palantir’in verileri korumasına ve dijital egemenliği güçlendirmesine bağlayan Karp şöyle devam ediyor:
“Teknoloji, boşlukta gelişmez. Gerçek operasyon koşullarında deneyim kazananlar bir avantaj elde eder. Bu nedenle Çin’in sözde avantajlarını kısmen dezavantaj olarak görüyorum. Sık sık Çin’in çok daha büyük veri hacmine sahip olduğu iddia edilir. Önemli olan verinin miktarı değil, onunla ne yapılabileceği.”
On yıl sonra teknolojik açıdan ABD’nin mi yoksa Çin’in mi önde olacağı sorusunun bugünden yanıtlanamayacağını savunan Karp, eğer Batı’nın “rekabet gücü için acilen ihtiyaç duyulan” teknolojiler engellenirse, bundan Rusya, Çin ve İran’ın “hemen faydalanacağına” işaret ediyor.
“Palantir’e karşı yürütülen her kampanyanın” rakipleri tarafından yönlendirildiğini iddia etmediğini savunan Karp, “Fakat elbette otoriter devletler tam da bu tür tartışmaları etkilemeye çalışıyor,” iddiasında bulunuyor.
Çin’in büyük fırsatları olduğunu kabul eden Karp, bununla birlikte en büyük sorunun Pekin’de değil, “Avrupa ve Amerika’nın siyasi olarak hareket kabiliyetini koruyup koruyamayacağında” yattığını düşünüyor.
“Özgürlük ve hukukun üstünlüğünün artık sadece birer anı olduğu toplumlarda uyanmamak için tüm gücümüzle mücadele etmeliyiz,” diyen Karp, “en iyilerin başarılı olabileceği bir toplum” diliyor.
Mümkün olduğunca çok insanın eşit fırsatlara sahip olduğu, fakat sonucun “yetenek, disiplin, çaba –ve evet, bir ölçüde de şansa– bağlı olduğu bir toplum” hayal ediyor ve konuşmasını şöyle bitiriyor:
“Hukukun üstünlüğünün herkes için geçerli olduğu bir toplum. İfade özgürlüğünün, bir görüşün bize hoş gelip gelmemesine bağlı olmadığı bir toplum. Kişisel olarak hoşlanmadığımız kişiler için bile veri korumanın geçerli olduğu bir toplum. Devlet iktidarının sınırlı kaldığı bir toplum. İnsanların yaratıcı olabildiği ve başarıları için ödüllendirildiği bir toplum. Aynı zamanda, toplumsal uyumun korunabilmesi için yeterli sayıda insanın bu refahtan pay alması gerekir. Ama beni endişelendiren şey şu: Günümüzde kendini ilerici olarak gören pek çok insan, tam da bu düzene karşı mücadele ediyor. İnsanları kökenleri veya kimlikleri üzerinden tanımlıyorlar. Özgürlüğü artık evrensel bir ilke olarak değil, bir ayrıcalık olarak ele alıyorlar. Palantir ve ben tam da buna karşı çalışıyoruz. İnsanlara verileri üzerinde daha fazla egemenlik hakkı vererek. Ve Ukrayna, İsrail veya Amerika Birleşik Devletleri gibi demokrasilerin otoriter rakiplere karşı kendilerini savunmalarına destek olarak.”
Amerika
ABD Senatosu’ndaki “YOLO grubu” Trump’ın atama kararlarını zora sokuyor

ABD Senatosunda haziran ayındaki ön seçimleri kaybeden veya emeklilik kararı alan Cumhuriyetçi senatörlerin oluşturduğu “YOLO grubu” (Yalnızca Bir Kez Yaşarsın), önümüzdeki haftalarda Trump yönetiminin üst düzey adaylarının kaderini belirleyecek. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri Direktörlüğüne aday gösterilen Erica Schwartz ile Adalet Bakanı adayı Todd Blanche, komisyon oturumlarında kendi partilerinden senatörlerin sert sorularıyla karşılaştı.
ABD’de Donald Trump yönetiminin en çok tartışılan bazı adayları, önümüzdeki haftalarda Senato komisyonlarında yapılacak kritik oylamalarda görev sürelerinin sonuna gelen Cumhuriyetçi senatörlerin bağımsızlık ve denetim iradesini test edecek.
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) direktör adayı Erica Schwartz ile Adalet Bakanı adayı Todd Blanche, geride kalan hafta düzenlenen onay oturumlarında soğuk bir kabulle karşılaştı.
Bu direnç, kendi partilerinde gayriresmi olarak “YOLO (Yalnızca bir kez yaşarsın) grubu” diye adlandırılan senatörlerden geldi.
Grubun üyeleri arasında haziran ayındaki ön seçimlerde Başkan Trump’ın desteklediği rakiplerine kaybeden Cumhuriyetçi Senatörler John Cornyn ve Bill Cassidy ile geçen yıl emekli olacağını duyuran Senatör Thom Tillis yer alıyor.
Komisyonlardaki dengeler açısından kritik öneme sahip bu isimlerden Cassidy, Schwartz’ın adaylığını inceleyen komisyonun başkanlığını yürütürken; Cornyn ve Tillis ise Blanche’ın adaylığını karara bağlayacak komisyonda kararsız oyları elinde tutuyor.
Kabine düzeyindeki diğer iki aday olan Çalışma Bakanı adayı Keith Sonderling ve Ulusal İstihbarat Direktörü adayı Jay Clayton da geçen hafta komisyonların önüne çıktı. Bu isimlerin adaylıklarının da önümüzdeki günlerde oylanması bekleniyor.
Seçim yenilgileri ve emeklilik kararları sonrası daha özgürce konuşmaya başlayan senatörler, Trump ile Senato Cumhuriyetçileri arasında yaz başında tırmanan gerilimin ardından ilk kez bu kadar çok sayıda önemli adayı sorguluyor.
Cassidy, Cornyn ve Tillis; Trump’ın tartışmalı adımlarına karşı bir barikat oluşturan ılımlı Cumhuriyetçi Senatörler Lisa Murkowski ve Susan Collins ile ortak hareket ediyor.
“Sadece emir alan bir direktör istemiyoruz”
Geçmişte yönetimin sağlık politikalarına eleştiriler yönelten ancak geçen yıl aşı karşıtı söylemlerine yönelik endişelerine rağmen Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.’ın onaylanması yönünde oy veren Senatör Cassidy, tıp doktoru kimliğiyle bu kez daha seçici davranıyor.
Eski bir cerrah yardımcısı ve hekim olan Schwartz, CDC liderliği için ana akım bir isim olarak görülse de Cassidy’nin, adayın aşı güvenliği konusunda Trump veya Kennedy’ye boyun eğmeyip bağımsız kalacağına dair verdiği yanıtlardan tatmin olmadığı görüldü.
Oturum esnasında tepkisini dile getiren Cassidy, “CDC direktörü olup sadece emirleri yerine getirebilirsiniz. Ancak bizim, aşılara olan inancı sarsan çılgınca ve aptalca iddialara karşı gerçekten dik duracak bir CDC direktörüne ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.
Demokratların tamamının beklendiği gibi aşı kararına karşı oy kullanması durumunda, komisyondan tek bir Cumhuriyetçi üyenin “hayır” oyu vermesi Schwartz’ın adaylığının genel kurula sunulmasını engellemeye yetiyor. Cassidy ise oyunun yönüne dair henüz renk vermedi.
Benzer şekilde, Adalet Bakanı adayı Todd Blanche için Yargı Komisyonunda düzenlenen iki günlük oturumlar da Cornyn ve Tillis’i ikna etmekte yetersiz kaldı. Blanche’ın adaylığının komisyonda bloke edilmesi için de yine tek bir Cumhuriyetçi üyenin ret oyu yeterli bulunuyor.
“Mağdur fonu” tartışması
Trump’ın eski kişisel avukatı olan Blanche, Demokratların sert muhalefetinin yanı sıra kendi partisinden de ciddi çekincelerle karşı karşıya.
Cornyn ve Tillis, Blanche’ın vekil adalet bakanı olarak son aylardaki bazı uygulamalarından rahatsızlık duyduklarını belirtti. İki senatör, Blanche’a verecekleri desteğin, devlet mekanizmalarının kendilerine karşı “silah olarak kullanıldığını” iddia eden kişilere yönelik kurulması planlanan yasal savunma fonunun tamamen iptal edilmesine bağlı olduğunu vurguluyor.
Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında büyük tartışma yaratan bu fon projesi, mayıs ayında göçmenlik yasası fon paketinin geçmesini de engellemişti.
Blanche, söz konusu fon projesinin “bittiğini” ve yeniden canlandırılamayacağını söylese de bu güvenceyi henüz yazılı olarak sunmadı. Senatör Cornyn, Blanche’ın bu konudaki sözlü açıklamalarının ikna edici olmadığını belirterek çarşamba günü oturum çıkışında gazetecilere, “Argüman bu fonun öldüğü yönündeydi ancak kendisi aslında ölmediğini doğrulamış oldu” dedi ve oyuna dair kararını henüz vermediğini ekledi.
Blanche’ın adaylığına genel olarak olumlu bakan Tillis ise duruşmayı, Adalet Bakanlığının Jeffrey Epstein dosyalarını ele alış biçimini sorgulamak için kullandı.
Tillis, Blanche’ın bakanlıktan randevu talep eden ancak yanıt alamayan bazı Epstein kurbanlarıyla görüşmemesi halinde adaylığına onay vermeyeceğini beyan etti.
Bu uyarının ardından Blanche, perşembe öğleden sonra kurbanlarla bir araya gelse de görüşme mağdurları memnun etmedi. Kurbanlardan Annie Farmer, yaptığı açıklamada Blanche’ı “hırpalayıcı, tepeden bakan ve kasıtlı olarak net yanıtlar vermekten kaçınan” biri olarak tanımladı.
Blanche ise mağdurlara, kamuoyu önünde yaptığı gibi adalet arayışları için FBI’a başvurmalarını tavsiye ettiğini söyledi.
Tillis, Blanche’a bu görüşmeyi gerçekleştirdiği için teşekkür etmekle birlikte, iki hafta içinde yapılması planlanan oylamadaki tavrını açıklamadı.
Seçim güvenliği çıkmazı
Ulusal İstihbarat Direktörü adayı Jay Clayton’ın önünde ise daha az engelli bir yol uzanıyor. Ancak ABD istihbarat servislerinin yabancı tehditleri yurt dışında izlemesine olanak tanıyan gözetleme yasasının (FISA) Clayton yönetiminde yeniden yürürlüğe girip girmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Geçen ay süresi dolan yasanın uzatılması çabaları, Trump’ın istihbarat topluluğunun başına geçici olarak Bill Pulte’u atamasıyla Senatoda kesintiye uğramıştı.
Pulte, Federal Konut Finansmanı Ajansı direktörüyken Trump’ın siyasi rakiplerini soruşturmak için konut kredisi kayıtlarını kullandığı iddiaları nedeniyle hem Demokratlar hem de bazı Cumhuriyetçiler arasında tartışmalı bir figür olarak görülüyor.
Senatörler, New York’ta eski Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro gibi profili yüksek sanıkları ve terör zanlılarını yargılamış olan Clayton’a karşı daha sıcak yaklaşıyor.
Ancak Trump yönetiminin seçim güvenliği odaklı ajandası, Clayton’ın varlığına rağmen FISA yasasının yenilenmesini zorlaştırabilir.
Oturumda Demokrat senatörler, Clayton’ı 2020 başkanlık seçimlerini Trump’ın değil Joe Biden’ın kazandığını açıkça kabul etmediği için eleştirdi. Eski Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard’ın, Georgia eyaletinin Fulton ilçesindeki seçim ofislerine düzenlenen FBI baskınlarında yer alması da tartışma konusu oldu.
Clayton bu baskınlar hakkında detaylı bilgisi olmadığını iddia edince Senato İstihbarat Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Mark Warner duruma tepki göstererek, “Size güveniyorum ve sizi tanıyorum; fakat Direktör Gabbard’ın Fulton’daki yerel seçim faaliyetlerine müdahalesinden ve bunun yarattığı büyük endişeden haberiniz olmadığını düşünmek inandırıcılık sınırlarını zorluyor” dedi.
İstihbarat Komisyonu, pazartesi akşamı Clayton’ın adaylığını oylayacak. FISA konusu oturumda doğrudan gündeme gelmemiş olsa da senatörler, Pulte’un yerine Clayton’ın getirilmesinin yasanın uzatılması sürecini yeniden başlatabileceğine dair umut taşıyor.
Amerika
Amerikan bankaları kâr rekorları kırdı

ABD’deki en büyük beş banka, yapay zeka patlaması ve İran ile savaşın yol açtığı piyasa dalgalanmaları sayesinde rekor kâr rakamları açıkladı.
JPMorgan, Bank of America, Goldman Sachs, Wells Fargo ve Citigroup geçen hafta açıklanan verilere göre ikinci çeyrekte toplam 49 milyar dolarlık kâr elde ettiler.
SpaceX’in 85 milyar dolarlık halka arzı, iyimser perakende yatırımcıları akın akın çekti ve işin içinde olan bankalara yaklaşık 500 milyon dolar kazandırdı.
Hürmüz Boğazı’nın tekrar tekrar açılıp kapanması etrafındaki piyasa dalgalanmaları ve yapay zekanın ya daha parlak bir geleceği ya da dünyanın sonunu temsil ettiği yönündeki tartışmalar da bankaların gelirlerini artırdı.
Birleşme ve satın almaların yoğun olduğu dönemlerde yatırım bankacılığından elde edilen çok daha yüksek ücretler ile altyapılarını geliştiren yapay zeka şirketleriyle yapılan anlaşmalardan gelen gelirler de arttı.
Öte yandan JPMorgan Chase CEO’su Jamie Dimon, bankanın kazanç açıklamasında heyecanı biraz dizginledi.
Dimon, ABD ekonomisinin “dayanıklılığını” överek iş koşullarının neredeyse “olabileceği en iyi durumda” olduğunu belirtse de, aynı zamanda uyarıda bulundu:
“Jeopolitik gerilimler ve savaşlar, inatçı enflasyon, büyük küresel mali açıklar ve yüksek varlık fiyatları dahil olmak üzere birçok risk, tektonik plakalar gibi yüzeyin altında kayıyor.”
Dimon, “Bu güçlerin nihayetinde nasıl sonuçlanacağını öngöremiyoruz,” diye ekledi.
Goldman Sachs’ın kazanç açıklamasında ise CEO David Solomon, yapay zeka altyapı yatırımları nedeniyle bankacılık sektörünün “yapay zeka sermaye harcamaları süper döngüsünün ortasında” olduğunu belirtti.
Ayrıca yakında gerçekleşecek yapay zeka halka arzları da var: Anthropic’in halka arzı Goldman ve Morgan Stanley tarafından yönetilecek; OpenAI ise hangi bankaların sürece dahil olacağına henüz karar vermiş değil.
Amerika
AIPAC, İsrail yardımında fire veren Demokratları sildi

ABD’deki en güçlü İsrail lobisi AIPAC, bu hafta İsrail’e yönelik askeri yardımın kesilmesi yönünde oy kullanan Temsilciler Meclisi üyesi 10’dan fazla Demokrat vekilin internet sitesindeki bağış butonlarını kaldırdı. Siyasi eylem komitesi portalında “İsrail’in yanında duranlar” listesinde yer alan Kongre üyelerine yönelik çevrimiçi destek kanalları cuma günü itibarıyla kapatıldı.
Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesinin (AIPAC) seçim finansmanı kanadı, bu hafta İsrail’e yönelik askeri yardımın kesilmesi yönünde oy kullanan Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat vekillere yönelik internet üzerinden yapılan bağışları sınırlandırdı.
Bu hamle, Demokrat Parti ile nüfuzlu İsrail lobisi arasında var olan görüş ayrılıklarının son halkasını oluşturdu.
Cuma günü öğleden sonra itibarıyla AIPAC siyasi eylem komitesinin internet portalında, “İsrail’in yanında duran” mevcut Kongre üyelerinin listelendiği sayfada yer alan 10’dan fazla Demokrat vekilin yanındaki bağış butonları kaldırıldı.
Portalda bağış butonları devre dışı bırakılan isimler arasında Temsilciler Meclisindeki iki numaralı Demokrat konumundaki Massachusetts Temsilcisi Katherine Clark, parti yönetiminde yer alan bir diğer isim olan Colorado Temsilcisi Joe Neguse ve oylamanın ardından AIPAC fonlarını reddettiğini açıklayan New York Temsilcisi Pat Ryan da yer alıyor.
AIPAC Sözcüsü Deryn Sousa konuya dair Politico’ya yaptığı açıklamada, “AIPAC üyeleri, ilkeli bir duruş sergileyen temsilcilerine derinden minnettardır ve bu duruşu sergilemeyenlerden ötürü hayal kırıklığı yaşamaktadır” ifadelerini kullandı.
Yaşanan bu gelişme, AIPAC ile Temsilciler Meclisi Demokratları arasındaki siyasi ilişkilerde yaşanan büyük eksen kaymasının yeni bir kanıtı olarak değerlendiriliyor.
Kongre ara seçimleri öncesinde, sol kanatta yer alan çok sayıda ilerici aday, AIPAC’ten mali destek almalarını eleştirdikleri rakiplerini ön seçimlerde mağlup etmişti. Bu durum, Demokratlar arasında İsrail yanlısı lobiyle ilişki kurmanın siyasi açıdan zarar verici olduğu kanaatini güçlendirdi.
İnternet Arşivi (Internet Archive) verilerine göre, söz konusu bağış butonları en son 6 Temmuz tarihinde aktif olarak görünüyordu.
O dönemde portalda eski Meclis Başkanı California Temsilcisi Nancy Pelosi’ye yönelik övgü dolu ifadeler de yer alıyordu. Portalda 6 Temmuz’da yer alan ve Pelosi’nin yeniden aday olmayacağını hatırlatan notun altında, “Kongre Üyesi Pelosi’ye, ABD-İsrail ilişkilerine verdiği destekten ötürü teşekkür ederiz” ifadesi yazılıydı.
Cuma günü itibarıyla bu teşekkür yazısının yanı sıra Pelosi’nin California’dan meslektaşı olan Demokrat Temsilci Julia Brownley’e yönelik teşekkür ifadesinin de siteden kaldırıldığı görüldü.
Çarşamba günü, 100’den fazla Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi, Dışişleri Bakanlığı bütçe tasarısına eklenmesi öngörülen ve ABD’nin İsrail’e yönelik askeri yardımını kesmeyi amaçlayan bir değişiklik önergesine lehte oy kullanmıştı. Bu da partinin Yahudi devletine yönelik bir dönem sarsılmaz olarak görülen desteğinde büyük bir kırılma olarak kayda geçti.
Önergeye destek veren vekillerin büyük bir kısmı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Gazze’deki savaşı yürütme biçimine yönelik rahatsızlıklarını gerekçe gösterdi.
Değişiklik önergesi, aralarında Azınlık Lideri New York Temsilcisi Hakeem Jeffries’in de olduğu 98 Demokrat vekilin karşı oy kullanmasıyla reddedildi.
Demokrat Temsilci Pat Ryan, çarşamba günü X hesabından yaptığı paylaşımda, AIPAC gibi grupların gelecekteki seçim kampanyalarına destek vermemesini beklediğini belirterek “Açıkçası onların desteğini zaten istemiyorum” dedi.
Ryan, paylaşımında ayrıca “Yozlaşmış ve giderek daha tehlikeli hale gelen Netanyahu rejimine karşı durmayı reddeden katı yaklaşımların siyasetimizde yeri yoktur” ifadesine yer verdi.
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?








