Amerika
Palantir CEO’su Karp: Putin yanlısı AfD’ye oy vermezdim

Palantir’in tartışmalı kurucusu ve CEO’su Alex Karp, Almanya’da AfD’nin neden yükseldiğini anladığını ama “Rusya yanlısı” bu partiye Almanya’da yaşasa oy vermeyeceğimi söyledi.
Ünlü Alman medya grubu Axel Springer’in yönetim kurulu başkanı Mathias Döpfner’in programına konuk olan Karp, Ukrayna savaşından yapay zekaya, Palantir’in gözetleme teknolojisinden Alman siyasetine birçok konuda görüşlerini açıkladı.
2003 yılında bir partide tanıştıklarında Karp’ın “ilginç bir solcu entelektüel” olarak görüldüğünü anlatan Döpfner, yıllar içinde nasıl “radikal sağın karanlık figürü” olarak dönüştüğünü sorduğunda Karp, bu imajın doğru olmadığı, “sıradan insanlarla karşılaştığında çoğunlukla destek gördüğü” cevabını veriyor.
Karp, “Silikon Vadisi’ndeki her yatırımcı, bizimki gibi bir hayran kitlesine sahip olmak için sağ kolunu keser. Muhtemelen sol kolunu da,” diyor.
Palantir’in ürünlerinin, özellikle de veri analizi ve soruşturma yazılımı “Gotham”ın “terör saldırılarını” önleyerek ve Ukrayna’nın savunmasında merkezi bir rol oynayarak tarihe geçtiğini savunan CEO, Avrupa ile Amerika arasında kültürel bir fark olduğunu da savunuyor:
“ABD’de yeni bir teknoloji söz konusu olduğunda, ilk olarak o teknolojinin arkasındaki kişiyi sempatik bulup bulmadığımız sorulmaz. Bunun yerine asıl önemli olan şudur: Teknoloji çalışıyor mu? Daha mı iyi? Şirketleri daha başarılı hale getiriyor mu? Oysa Avrupa’da bu sorular genellikle hiç sorulmuyor bile. Ya da en azından doğru şekilde sorulmuyor. Çünkü bu sorular ciddiye alınsaydı, teknolojik altyapının önemli bir kısmının öngörülebilir bir gelecekte Amerika Birleşik Devletleri’nden gelmek zorunda kalacağına dair rahatsız edici bir sonuca varılabilirdi.”
Palantir’in özellikle “siyasi ve medya elitinin bazı kesimleri” tarafından reddedildiğini kabul eden Karp, Almanların büyük çoğunluğunun ise sadece Palantir’in ürünlerinin işe yarayıp yaramadığını bilmek istediğini savunuyor.
Şirketinin, bu ölçekte dünyadaki tek endüstriyel “uygulama katmanına” sahip olduğunu savunan Karp, bu katmanın, verilerin büyük dil modelleri sağlayıcıları tarafından ele geçirilmesini veya kötüye kullanılmasını engellediğini öne sürüyor.
Karp’a göre asıl ironi ise, “Avrupa’da veri koruma adına teknik açıdan büyük ölçüde bilgisiz bürokratların, bu veri korumasını ilk etapta mümkün kılan şirketle mücadele etmeleri.”
Avrupa’da teknolojik yetkinlik eksikliği bulunduğunu ve asıl sorunun da bu olduğunu ileri süren Palantir kurucusu, “Palantir, iktisadi açıdan Avrupa pazarına ihtiyaç duymuyor. Fakat Avrupa benim için çok önemli. Bu yüzden bu tartışma ilgimi çekiyor,” diyor.
Avrupa ve ABD’nin özgürlük anlayışlarını kıyaslayan Karo, ABD’de hakları öncelikle devlete karşı savunma hakları olarak anladıklarını; Avrupa’nın ise iktisadi hakları da daha fazla göz önünde bulundurduğunu söylüyor.
Kendini hâlâ “ilerici” olarak tanımladığını söyleyen CEO, kendi “ilericilik” anlayışını, “Kişisel olarak sevmesem bile insanların haklarını savunurum,” diye tanımlıyor.
Trump’ın Silikon Vadisi’ndeki adamı Thiel’in antidemokratik distopyası
Palantir’in diğer kurucusu Peter Thiel’in sık sık “anti-demokrat” ya da “dindar bir fanatik” olarak tasvir edilmesini de “skandal” olarak nitelendiren Karp, arkadaşı hakkında şunları söylüyor:
“Onu Stanford’da birlikte geçirdiğimiz zamanlardan beri tanıyorum. O zamanlar da siyasi sağda aykırı biriydi ama kesinlikle demokrasinin düşmanı değildi. Peter hakkında anlatılanlar, objektif bir incelemeye çoğu zaman dayanamaz. Aynısı Palantir için de geçerli. Bu yüzden, insanların neden yine de bu hikayelere inanmak istediği sorusunu çok daha ilginç buluyorum. Burada, çok Amerikan bir siyasi kutuplaşma biçiminin Alman gelenekleriyle karıştığı izlenimine kapılıyorum. Sonuçta ortaya çıkan şey artık bir Alman tartışması değil, ithal edilmiş bir Amerikan kültür savaşı mantığı. Oysa Almanya tarihsel olarak bambaşka bir soru sorardı: ‘Bu kişiyi seviyor muyuz?’ değil, ‘Ondan hiçbir şey öğrenmemek gibi bir lüksümüz var mı?’”
Almanya’nın “bugün aslında dünyanın en güçlü ikinci teknoloji sektörüne” sahip olması gerektiğini savunan Karp, “Oysa Almanya bu ligde artık neredeyse hiç yer almıyor. Almanya’nın borsaya kote edilmiş en büyük şirketi Siemens. Palantir’in bugünkü değeri ise Siemens’inkinden açık ara daha yüksek. Hatta şu anda Palantir’in değerinin hâlâ düşük olduğunu düşünüyorum,” diyor.
Alman iç siyasetine ilişkin soruları da yanıtlayan Karp, bu ülkedeki “radikal partilerin yükselişinin tamamen öngörülebilir” olduğunu savunuyor.
Almanya gibi geniş çaplı bir göçü, “halkı bu sürece dahil etmeden ve sonuçları açıkça tartışmadan” kabul edenlerin sonuçlara şaşırmaması gerektiğini vurgulayan Palantir CEO’su, Avrupa’da ve özellikle Almanya’da, “bariz gerçekler hakkında açıkça konuşamama konusunda inanılmaz derecede zor ve acı verici bir yetersizlik” bulunduğuna işaret ediyor.
Döpfner, bu noktada araya giriyor ve Karp’ın, “sorusunu geçiştirdiğini” öne sürerek ısrar ediyor: “AfD hakkında ne düşünüyorsun? Palantir, Ukrayna’ya Rusya’ya karşı savaşında yardım ediyor. Buna karşılık AfD, Ukrayna’yı Rusya ile müzakereye zorlamayı defalarca talep ediyor. Partinin önde gelen temsilcileri, fail ve mağdur rollerini tersine çeviriyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsun? Bu soruyu bu kadar açık bir şekilde soruyorum çünkü bazıları Peter Thiel’in ya da senin AfD’ye bir tür yakınlık içinde olduğunu ima ediyor.”
Peter Thiel, Almanya-Avusturya siyaseti ile güçlü bağlara sahip
Bu soru üzerine Karp, AfD’nin neden başarılı olduğunu anladığını, fakat bunun onları destekleyeceği anlamına gelmediğini vurguluyor.
CEO, “Alman vatandaşı olsaydım, onlara oy vermezdim. Putin’e anlayış gösteren ya da Çin Komünist Partisi’ne sempati besleyen bir partiyi desteklemekle hiç ilgilenmiyorum,” diyor.
Birçok insanın protesto amacıyla AfD’ye oy verdiğini, artık yerleşik partilerin göç gibi sorunları ciddiye alıp çözmek istediğine inanmadıklarını “ve tam da bu durumun onları AfD’ye ittiğini” düşünüyor.
“Almanya’yı gerçekten önemseyen insanlar”ın yıllardır bu gelişmeye dikkat çektiğine ve “sık sık kamuoyu önünde itibarsızlaştırıldığını” işaret eden Karp, Döpfner’e yönelik olarak, “Sen bunun iyi bir örneğisin. Benim izlenimime göre, birçok toplumsal konuda merkez solun biraz solundasın. Temelde, birçok Amerikalı tarafından muhtemelen klasik liberal ya da hatta hafif solcu olarak sınıflandırılırdın. Yine de Almanya’da düzenli olarak saldırıya uğruyorsun. Oysa sen AfD’ye karşı kararlı bir şekilde mücadele ediyorsun. Putin’e karşı hiçbir sempatin yok. Tam tersine. İkimiz de biliyoruz ki Rusya, Batı için doğrudan bir tehdit oluşturuyor,” diyor.
Döpfner ile birlikte “demokrasiyi, Batı’yı ve Ukrayna’ya desteği” savunduklarını hatırlatan Karp, Döpfner’in, “Ben de AfD’nin başarısını zayıf bir siyasi merkezin sonucu olarak görüyorum. Yine de bu partiyi bir alternatif olarak görmüyorum. Partinin büyük bir kısmı Rus yanlısı, anti-Amerikan ve anti-kapitalist tutumlar sergiliyor,” sözlerine, “Buna büyük ölçüde katılıyorum,” cevabını veriyor.
Öte yandan Karp’a göre birçok insan, “partinin genel programı nedeniyle değil, yerleşik partiler tarafından artık ciddiye alınmadıklarını hissettikleri için” bu partiye oy veriyor.
Karp, yapay zekanın “hem fırsat, hem tehdit” olduğunu kabul ediyor. Öte yandan Avrupa’da yapay zeka tartışıldığında, genellikle ABD’de çoktan karara bağlanmış konuların gündeme geldiğine dikkat çeken Karp, “Sanki Avrupa, yapay zekanın ‘hafif’ bir versiyonundan bahsediyor gibi. Almanya, yapay zeka yardımıyla sanayisini yeniden şekillendirmeli. Otomotiv endüstrisi, kimya sektörü, pratikte tüm kilit sektörler köklü bir dönüşümün eşiğinde. Aynı zamanda, işgücü azalıyor, enerji maliyetleri yüksek seviyede kalıyor ve uluslararası rekabet giderek sertleşiyor. Buna tek ciddi cevap var: Yapay Zeka,” diyor.
Alman Şansölyesinin kamuoyuna “Almanya bir krizin içindedir” demediği sürece hiçbir şeyin değişmeyeceğini ileri süren Palantir’in kurucusu, “Almanya’nın daha önce başarılı bir şekilde bir şeyler kurmuş insanlara ihtiyacı var: bir Tobias Lütke’ye, bir Philipp Schindler’e, bir Peter Thiel’e. Daha önce hiç küresel bir teknoloji şirketi kurmamış kişilerle bu görev çözülemez,” iddiasında bulunuyor:
“Almanya, bu tür girişimcileri geri kazanmak ve onlara gerekli özgürlüğü sağlamak için elinden geleni yapmalıdır. Teknoloji şirketleri dört günlük çalışma haftasıyla ortaya çıkmaz. Yıllar boyunca neredeyse fanatik bir adanmışlıkla çalışan insanlar sayesinde ortaya çıkarlar. Günün her saati. Ve elbette, işler yolunda gitmediğinde ekiplerin değiştirilebilmesi de buna dahil. Bu, işçi haklarını temelden sorguladığım anlamına gelmez. Tam tersine. Fakat yapay zeka alanında çalışan bir üst düzey mühendis, birçok geleneksel endüstri mesleğinden farklı bir iş hukuku çerçevesine ihtiyaç duyar. Ayrıca özel bir ekonomi bölgesi oluştururdum. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail veya Çin’dekiyle aynı rekabet koşullarının geçerli olduğu bir bölge. Çünkü küresel teknoloji rekabeti bugün tam da bu bölgelerde yaşanıyor.”
Yapay zekanın riskler barındırdığını kabul eden Karp, buna rağmen asıl tehlikenin yapay zekanın varlığında değil, “demokratik toplumların korku nedeniyle onun sunduğu imkânlardan yararlanmamalarında” yattığını öne sürüyor.
Yapay zekanın çoğu insanın yaşam standardını yükselteceğine emin olduğunu söyleyen CEO, aynı zamanda, bu teknolojileri geliştiren ve kontrol edenlerin, “bugün olduklarından on, yirmi ya da yüz kat daha zengin hale gelebileceğine” da işaret ediyor.
Geçmişteki sanayi devrimlerinin girişimcileri zengin ettiğini hatırlatan Karp, “Fakat eşitsizlikler, toplumun kabul edebileceği bir çerçeve içinde kaldı. Bugün ise servet uçurumu, pek çok insanın hayal bile edemeyeceği bir boyuta ulaşıyor,” diyor.
Toplumların, “kabul etmek istediğimizden çok daha uzun zamandır bölünmüş durumda” olduğunu savunan Karp, “Bu toplumsal mesafeye bir de eşi benzeri görülmemiş bir servet yoğunlaşması eklendiğinde, siyasi bir patlama ortamı ortaya çıkıyor. Birçok insan, gereksiz hale gelmekten korkuyor,” önermesinde bulunuyor.
Döpfner: Jeopolitik konusuna gelelim. Teknolojik bir silahlanma yarışı yaşıyoruz. Bir tarafta Amerika ve ideal olarak Avrupa var. Diğer tarafta ise Çin, Rusya, İran ve diğer otoriter devletler. Bu yarış nasıl gelişecek?
Karp, Batı dünyasının “ahlaki standartlarının”, Çin, Rusya, İran ve “diğer otoriter devletler” karşısında bir rekabet avantajı olacağına inandığını kaydediyor.
Ukrayna’nın askeri açıdan bu kadar başarılı olmasının nedenlerinden birinin de Palantir’in verileri korumasına ve dijital egemenliği güçlendirmesine bağlayan Karp şöyle devam ediyor:
“Teknoloji, boşlukta gelişmez. Gerçek operasyon koşullarında deneyim kazananlar bir avantaj elde eder. Bu nedenle Çin’in sözde avantajlarını kısmen dezavantaj olarak görüyorum. Sık sık Çin’in çok daha büyük veri hacmine sahip olduğu iddia edilir. Önemli olan verinin miktarı değil, onunla ne yapılabileceği.”
On yıl sonra teknolojik açıdan ABD’nin mi yoksa Çin’in mi önde olacağı sorusunun bugünden yanıtlanamayacağını savunan Karp, eğer Batı’nın “rekabet gücü için acilen ihtiyaç duyulan” teknolojiler engellenirse, bundan Rusya, Çin ve İran’ın “hemen faydalanacağına” işaret ediyor.
“Palantir’e karşı yürütülen her kampanyanın” rakipleri tarafından yönlendirildiğini iddia etmediğini savunan Karp, “Fakat elbette otoriter devletler tam da bu tür tartışmaları etkilemeye çalışıyor,” iddiasında bulunuyor.
Çin’in büyük fırsatları olduğunu kabul eden Karp, bununla birlikte en büyük sorunun Pekin’de değil, “Avrupa ve Amerika’nın siyasi olarak hareket kabiliyetini koruyup koruyamayacağında” yattığını düşünüyor.
“Özgürlük ve hukukun üstünlüğünün artık sadece birer anı olduğu toplumlarda uyanmamak için tüm gücümüzle mücadele etmeliyiz,” diyen Karp, “en iyilerin başarılı olabileceği bir toplum” diliyor.
Mümkün olduğunca çok insanın eşit fırsatlara sahip olduğu, fakat sonucun “yetenek, disiplin, çaba –ve evet, bir ölçüde de şansa– bağlı olduğu bir toplum” hayal ediyor ve konuşmasını şöyle bitiriyor:
“Hukukun üstünlüğünün herkes için geçerli olduğu bir toplum. İfade özgürlüğünün, bir görüşün bize hoş gelip gelmemesine bağlı olmadığı bir toplum. Kişisel olarak hoşlanmadığımız kişiler için bile veri korumanın geçerli olduğu bir toplum. Devlet iktidarının sınırlı kaldığı bir toplum. İnsanların yaratıcı olabildiği ve başarıları için ödüllendirildiği bir toplum. Aynı zamanda, toplumsal uyumun korunabilmesi için yeterli sayıda insanın bu refahtan pay alması gerekir. Ama beni endişelendiren şey şu: Günümüzde kendini ilerici olarak gören pek çok insan, tam da bu düzene karşı mücadele ediyor. İnsanları kökenleri veya kimlikleri üzerinden tanımlıyorlar. Özgürlüğü artık evrensel bir ilke olarak değil, bir ayrıcalık olarak ele alıyorlar. Palantir ve ben tam da buna karşı çalışıyoruz. İnsanlara verileri üzerinde daha fazla egemenlik hakkı vererek. Ve Ukrayna, İsrail veya Amerika Birleşik Devletleri gibi demokrasilerin otoriter rakiplere karşı kendilerini savunmalarına destek olarak.”
Amerika
Yapay zeka sadece en zengin yüzde 1’lik kesime yaradı

ABD’de yapay zeka yatırımlarının tetiklediği piyasa rallisi hanehalkı servetini 26 trilyon dolar artırırken bu gelirden yalnızca en zengin yüzde 1’lik kesim faydalandı. Nüfusun en yoksul yarısı toplam servet büyümesinden 500 milyar dolardan daha az pay alabildi.
ABD, yapay zekanın gelişimiyle bağlantılı geniş çaplı bir teknoloji devrimi yaşıyor.
Reuters’ın haberine göre bu alana yapılan yatırımlar, geçmişteki telekomünikasyon atılımının yanı sıra demir yolu ve kara yolu inşasına ayrılan harcamaları geride bırakabilir.
Yapay zeka alanındaki ilerleme borsada hızlı yükseliş sağlarken hanehalkı servetini de artırdı.
Ancak bu süreçten asıl kazancı en varlıklı kesim sağladı; Amerikalıların çoğunluğu ise yüksek hayat pahalılığıyla karşılaşmaya devam ediyor.
ABD Merkez Bankası (Fed) verilerine göre, Joe Biden’ın başkanlık döneminin sonundan 2026 ortasına kadar Amerikan hanehalklarının toplam serveti yüzde 16,5, yani yaklaşık 26 trilyon dolar yükseldi.
Buna rağmen ülke genelindeki toplam servet payını sadece en zengin yüzde 1’lik kesim artırabildi; nüfusun geri kalan yüzde 99’luk diliminin payı ise daraldı.
Amerikan hanelerinin en az gelirli yarısı, bu 26 trilyon dolarlık artıştan 500 milyar dolardan daha az pay alabildi. En alt gruptaki artış oranı yaklaşık yüzde 10 düzeyinde kaldı.
Tüketiciler harcamalarını kısıyor
Diğer yandan Reuters ajansı, tüketici harcamalarının nominal olarak artmayı sürdürdüğünü ancak bu artışın önemli bölümünü enflasyonun erittiğini vurguluyor.
Fiyat artışları hesaba katıldığında Amerikalıların harcama temposu koronavirüs pandemisi öncesindeki düzeyde seyrediyor.
Ağustos ayında The Washington Post’un yayımladığı haberde, Amerikalıların daha sık indirim aradığı, ucuz gıdaya yöneldiği, restoranlara daha seyrek gittiği ve pahalı hizmetleri kullanmaktan vazgeçtiği aktarılmıştı.
Moody’s Analytics Başekonomisti Mark Zandi, borsa kazanımlarından faydalanan varlıklı Amerikalıların tüketim harcamaları verilerini büyük ölçüde yukarıda tuttuğunu kaydetti.
Fiyatlar üzerindeki ek baskıyı gümrük tarifeleri, İran ile yaşanan gerilim kaynaklı enerji maliyetleri ve yapay zeka sektöründeki yatırım yoğunluğu oluşturuyor.
Özellikle benzin ve sığır eti fiyatları belirgin biçimde arttı. Konut piyasasındaki erişilebilirlik sorunu da sürüyor.
Konut kredisi faizleri son bir yılda bir yüzde puanından fazla yükselerek ailelerin gayrimenkul edinmesini daha da zorlaştırdı.
Fed politika faizini artırdı
Süren enflasyon ortamında Fed, Temmuz 2023’ten bu yana ilk kez 16 Eylül’de politika faizini 25 baz puan artırarak yıllık yüzde 3,75 ila yüzde 4 aralığına çekti.
Fed Başkanı Kevin Warsh, bu adımı enflasyonu yüzde 2 hedefine geri döndürme zorunluluğuyla açıkladı.
Merkez Bankası ayrıca 2026 sonu enflasyon beklentisini yüzde 3,6’dan yüzde 3,7’ye revize etti.
ABD Başkanı Donald Trump, 2024 seçim kampanyasında enflasyonu dizginleme ve fiyatları düşürme taahhüdünde bulunmuştu. Ancak ikinci başkanlık döneminde hayat pahalılığı tırmanmaya devam etti.
Bu tablo da kasım ayındaki Kongre ara seçimleri öncesinde seçmenlerin ekonomi yönetiminden duyduğu hoşnutsuzluğu açıklamaya yetiyor.
İktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Amerika
ABD Enerji Bakanlığı’ndan Orta Atlantik bölgesinde acil şebeke kararı

ABD Enerji Bakanlığı, Orta Atlantik bölgesinde artan talep ve planlı hat bakımları nedeniyle oluşabilecek elektrik kesintisi riskine karşı acil durum kararı yayımladı. Bölgesel şebeke işletmecisi PJM’e yedek üretim kapasitelerini devreye alma izni verilirken ülke genelinde 35 gigavatı aşkın kullanılmayan yedek kaynak bulunuyor.
ABD Enerji Bakanlığı, ülkenin Orta Atlantik bölgesindeki elektrik şebekesinde baş göstermesi beklenen aşırı yüklenme ve elektrik kesintisi riskine karşı acil durum kararı aldı.
Bakanlığın internet sitesinde yayımlanan talimata göre önlemler 13 Ekim 2026 ile 16 Ekim 2026 tarihleri arasında yürürlükte kalacak.
Karar, sonbahar bakım mevsimi nedeniyle üretim tesislerinde uygulanan planlı duruşlar, iletim hatlarındaki planlı kesintiler ve beklenen yüksek talep koşulları altında alındı.
Enerji Bakanlığı, bölgesel şebeke işletmecisi PJM Interconnection şirketinin 11 Ekim 2026 tarihinde ilettiği başvuru üzerine harekete geçti.
Bölgesel işletmeciye yedek kapasiteyi devreye alma yetkisi verildi
Bakanlık kararı kapsamında PJM Interconnection şirketine, şebeke güvenliğini korumak amacıyla belirlenen üretim ünitelerini devreye sokma ve çalıştırma yetkisi tanındı.
Şirket, nihai çare olarak Enerji Acil Durum Uyarısı (EEA) 3 ilan edilmeden önce veya uyarı yürürlükteyken yedek üretim kaynaklarını da kullanabilecek.
Şirkete ayrıca talimatı uygulamak üzere iletim hattı sahipleri ve elektrik dağıtım şirketlerine çağrı yapma hakkı verildi.
ABD Enerji Bakanı Chris Wright, kararın bölgede yaşayan milyonlarca aile ve işletmenin elektriğe kesintisiz ulaşmasını amaçladığını belirtti.
Wright, “Bu karar, ihtiyaç duyulduğunda yedek kaynaklar da dahil olmak üzere ek elektrik üretimini erişilebilir kılarak Orta Atlantik genelindeki milyonlarca Amerikalı aile ve işletmenin uygun fiyatlı, güvenilir ve emniyetli elektriğe erişmesini sağlayacak” dedi.
Bakan Wright önceki yönetimin enerji politikalarını eleştirdi
Bakan Wright, önceki yönetimin enerji kapasitesini azaltmaya yönelik politikalarının şebekeyi elektrik kesintilerine karşı daha savunmasız hale getirdiğini savundu.
Sistemin “güneşin parlamadığı ya da rüzgarın esmediği dönemlerde” daha kırılgan olduğunu kaydeden Wright, mevcut yönetimin elektrik kesintilerini engellemek adına eldeki bütün imkanları kullanacağını ifade etti.
Enerji Bakanlığı verilerine göre ABD genelinde 35 gigavatın üzerinde kullanılmayan yedek üretim kapasitesi yer alıyor.
Bakanlık benzer bir acil durum kararını daha önce 17-18 Eylül tarihlerinde, sıcak hava dalgası ve iletim hatlarındaki planlı kesintiler nedeniyle devreye sokmuştu.
Enerji Bakanlığı ayrıca ağustos ayında PJM şirketine Maryland eyaletinin Anne Arundel bölgesindeki Wagner elektrik santralinin 4 numaralı ünitesini elektrik talebini karşılamak üzere çalıştırma izni verdi.
Wagner santraline ilişkin acil önlem kararı 20 Ağustos ile 17 Kasım tarihleri arasını kapsıyor.
Amerika
Elon Musk, ABD seçimleri için kesenin ağzını açtı

Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçi Parti bağlantılı komitelere son üç ayda 276 milyon dolar bağışladı. Son aktarımla siyasi harcamaları 366 milyon dolara ulaşan teknoloji milyarderi, daha önce siyasete ayırdığı bütçeyi kısacağını açıklamıştı.
Dünyanın en zengin ismi Elon Musk, ABD’de yaklaşan ara seçimler öncesinde Cumhuriyetçi partilileri destekleyen siyasi eylem komitelerine ve muhafazakar kuruluşlara son üç ayda 276 milyon dolar bağışladı.
Tesla ve SpaceX’in üst yöneticisi olan Musk’ın ara seçim sürecindeki toplam bağış tutarı, son aktarımla 366 milyon dolara ulaştı.
İlk olarak The New York Times gazetesinin duyurduğu meblağlar, Musk’ın kurduğu America PAC sözcüsü tarafından The Hill’e doğrulandı. Yapılan bu son harcamalar, Musk’ı 2026 ara seçimlerinin bilinen en büyük bağışçısı konumuna getirdi.
Musk’ın temmuz ile eylül ayları arasındaki mali desteklerinin büyük bölümü Kongre yarışlarına yöneldi.
ABD’li milyarder, Cumhuriyetçi Senato adaylarını destekleyen “Senate Leadership Fund” adlı süper PAC’e 158 milyon dolar, Temsilciler Meclisindeki Cumhuriyetçilere kaynak sağlayan “Congressional Leadership Fund” komitesine ise 20 milyon dolar aktardı.
Milyonlarca dolarlık kaynak farklı komitelere paylaştırıldı
Kendisinin 2024 seçim sürecinde kurduğu America PAC’e söz konusu dönemde 76 milyon doları aşkın kaynak sağlayan Musk, eyalet düzeyindeki yarışları da finanse etti.
Teksas’tan Senato adayı olan Cumhuriyetçi Ken Paxton’ı destekleyen Lone Star Liberty PAC komitesine 10 milyon dolar aktaran iş insanı, Cumhuriyetçi Valiler Birliğine 10 milyon dolar, Cumhuriyetçi Başsavcılar Birliğine ise 2 milyon dolar verdi.
America PAC Sözcüsü Andrew Romeo, The New York Times’a yaptığı ve The Hill’in teyit ettiği açıklamada, Demokratların başkent Washington’da kontrolü ele geçirmesi ve kritik eyalet yarışlarını kazanması durumunda ülkenin sınırları korunamayan bir yapıya dönüşme riskiyle karşılaşacağını öne sürdü.
Romeo, söz konusu yatırımların Cumhuriyetçi mekanizmanın mesajlarını seçmene iletmesini sağladığını belirtti.
Geri adım söylemine rağmen sahadaki harcamalar sürüyor
Siyasete uzun yıllar mesafeli kalan Musk, 2024 seçimlerinde Donald Trump için yüz milyonlarca dolar harcayarak bu alana girdi.
Seçim kampanyalarında Trump’a eşlik eden Musk, daha sonra federal hükümetteki istihdam ve bütçe kısıntılarıyla tartışma yaratan Hükümet Verimliliği Departmanının (DOGE) başına geçti.
Mayıs 2025’in sonlarında Beyaz Saray’daki görevinden ayrılan Musk, Trump ile kamuoyuna yansıyan bir gerginlik yaşamasının ardından siyasette aylarca sessiz kaldı.
Geçen mayıs ayında siyasi harcamalarını ciddi oranda kısacağını duyuran Musk, temmuzda The Economist’e verdiği mülakatta siyasete gereğinden fazla dahil olduğunu ve ölçüyü kaçırdığını ifade etti.
Bu açıklamalara rağmen Musk, temmuz ayında America PAC’e 2026 ara seçimlerinde muhafazakar seçmenlerin sandığa gitmesini hedefleyen yeni bir saha çalışması için 100 milyon ile 120 milyon dolar arasında harcama yetkisi vererek siyasi faaliyetlerini sürdürdü.
Kamuoyundaki tartışmanın ardından Trump ile ilişkilerini yeniden düzelten Musk, mayıs ayında ABD Başkanı’nın Çin’e gerçekleştirdiği resmi ziyarete katıldı ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in geçen ay Washington’a yaptığı ziyarette de yer aldı.
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını5 gün önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Görüş7 gün önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı









