Bizi Takip Edin

Amerika

Palantir CEO’su Karp’tan Silikon Vadisi’ne: Silah başına!

Yayınlanma

Donald Trump ve Elon Musk’ın federal devlete attığı kesiklerin bir sonraki hedefinin Savunma Bakanlığı (Pentagon) olması bekleniyor. Amerikan ordusunun müdahaleci bir dış politika yönelimi ile dünyanın dört bir yanındaki varlığı ve Pentagon ihalelerinde büyük yer kaplayan silah şirketlerinin hantallığı, “Trumpizmin” ve Trump’ın yanında yer alan Silikon Vadisi çetesinin birincil önceliği haline gelmiş durumda.

Pentagon’a yönelik Musk-Trump-Hegseth planlarına daha sonra geleceğiz ama, öncesinde Silikon Vadisi’ne bir bakış atmamız gerekiyor. Gerekiyor, çünkü tam da Trump’lı ikinci dönemin başlangıcında, Vadi’nin en karanlık şirketlerinden Palantir’in reklam faaliyeti olarak görebileceğimiz bir kitap piyasaya sürülüyor ve hem kitabın yazarı, hem de şirketin CEO’su Alex Karp, teknoloji destekli Yeni Sağ’ın ABD, Pentagon ve dünyaya ilişkin vizyonunu ortaya koyuyor.

Alex Karp ve Nicholas W. Zamiska imzalı The Technological Republic: Hard Power, Soft Belief, and the Future of the West [Teknolojik Cumhuriyet: Sert Güç, Yumuşak İnanç ve Batı’nın Geleceği] başlıklı iddialı kitap henüz elimize geçmedi; fakat hem Karp’ın kitabın tanıtımı için verdiği mülakatlar, hem kitap üzerine yazılan yazılar, hem de teknoloji meftunu Yeni Sağcı-liberteryen düşüncenin geçmişine dair bildiklerimiz (örneğin Palantir’in kurucularından Peter Thiel’in fikirleri) yorum yapmayı mümkün kılıyor.

Örneğin Wall Street Journal’dan (WSJ) Erich Schwartzel, Karp’la mülakatını, milyarderin Heidegger’in ünlü kulübesini andıran “mağara benzeri” bir kulübede yapıyordu.

Schwartzel, sahneyi şöyle betimliyor: “Kulübenin özellikleri, Batı’yı kurtarma arayışındaki bir milyarderin ilgi alanlarını çok iyi yansıtıyordu. Pencereler Amerikan bayrağı motifli perdelerle süslenmişti. Tamamlanmış ve yarı tamamlanmış Rubik Küpleri sehpaların üzerine dağılmıştı.”

Karp, “Silahlarımı görmek ister misiniz?” diye soruyor. Schwartzel’in aktardığına göre Karp’ın hobilerinden biri, hedefleri bir ateşli silahın normal parametrelerinin dışında kalan uzun menzilli atışlar. “Mükemmel atış için bir araya gelen pratik ve içgüdünün karışımını göstermek için bir duruş sergiledi,” diye anlatıyor muhabir.

Karşımızda dört dörtlük bir zengin Yeni Sağcı profili var. ABD ordusu ve istihbarat kurumlarıyla çalışmasıyla tanınan veri analiz firması Palantir’i yirmi yılı aşkın süredir yöneten Karp, milyarlarını Amerikan devletine borçlu. Piyasa değeri 260 milyar dolardan fazla olan Palantir’in gizli faaliyetleri hakkında bildiklerimiz, bilmediklerimize göre devede kulak.

Palantir ne işe yarıyor? 2003 yılında Stanford Hukuk’tan sınıf arkadaşı Thiel ile birlikte Palantir’i kuran Karp, temel olarak Thiel’in diğer şirketlerinden biri olan PayPal’un, görünüşte ilgisiz nakit ödemeleri tespit ederek Rus kara para aklamasını belirlemek için kullandığı bir programı kullandı.

Adını Yüzüklerin Efendisi serisindeki “görme taşı”ndan alan Palantir, kuruluşundan itibaren devlete ve özel şirketlere verileri elemek ve bilinmeyen kalıpları ortaya çıkarmak için tasarlandı.

Şirketin ilk çalışmaları bir Irak köyüne yapılan bir dizi saldırının izini sürmüş ve Dalai Lama’ya karşı yürütülen bir siber ağa sızma kampanyasını tespit etmişti. Palantir yazılımı sayesinde ABD ordusu Afganistan’da yol kenarına yerleştirilen bombaların nasıl yerleştirildiklerine dair kalıpları keşfederek bunları bulup ortadan kaldırabildi.

Karp, ne iş yaptıkları sorusuna genellikle “bunun gizli bilgi olduğu” şeklinde cevap veriyor. WSJ’ye verdiği demeçte, “Çoğu insan için çok seksi değildik ve az sayıda insan için kontrol edilemez derecede seksiydik,” diyor.

Şirketin müşterileri arasında Pentagon’un, İç Güvenlik Bakanlığının, CIA’in, Deniz Piyadeleri’nin, Hava Kuvvetleri’nin yanı sıra Amazon, Airbus ve Merck gibi “sivil” şirketlerin de bulunduğunu hatırlatalım.

WSJ muhabiri de son yıllarda Silikon Vadisi’nden pek çok “filozof-kral” çıktığına işaret ediyor; Elon Musk, Mark Zockerberg, Thiel bunlardan yalnızca bazıları. Karp bunlar arasında kameraların ışıklarından uzak durması ile tanınan birisi.

Ama bu, belki de “gizemin” bir parçası. Palantir’in para basan sözleşmelerine başkanlık eden Karp, bir yandan da Silikon Vadisi’ni, “Batı’nın medeniyetler çatışmasını kazanmasına” yardım etmeye çağırıyor.

Karp’ın kitabı, teknoloji endüstrisini “Amerika ve müttefiklerine yardım etme” geçmişini terk ettiği için hedef alıyor. Musk’ın, Hegseth’in ve Trump’ın fikirlerini tekrar eder şekilde, sektördeki son yirmi yılın “devasa bir israf” anlamına geldiğini ileri sürüyor.

WSJ muhabiri kitaptan aktarıyor: Kendisi ve Palantir’deki arkadaşları, Kandahar’da yol kenarındaki bombaları tespit ederek Amerikan askerlerinin hayatlarını kurtarmaya çalışırken, Kuzey Kaliforniya’daki akranları, onlarca yıllık barışın etkisiyle üniversite eğitimi almış akıllı telefon kullanıcılarının yamaç paraşütü dersleri için kupon alabilmelerini ve FarmVille oynayabilmelerini sağlıyor. Karp, isyan ediyor.

Bloomberg’de kitabı değerlendiren John Ganz da benzer bir temaya işaret ediyor. Kitap özetle, “Bir noktada Silikon Vadisi yolunu kaybetti,” diyor. ABD hükümeti ve özel sektör arasında “yenilikçi yeni teknolojiler geliştirmek için cesur bir ortaklık” olarak başlayan süreç, son 50 yılda tüketicilere ve pazara hitap etmek için yozlaşmış durumdadır. Vadi, sosyal medya platformları, e-ticaret siteleri ve yemek dağıtım programları inşa etti, fakat ya ilke ya da çıkar nedeniyle, babası ABD Savunma Bakanlığının düzgün yeni silahlar inşa etmesine yardımcı olmadı.

Karp’ın yeni kitabı tek bir cümleyle özetlenebilecekse, diyor Schwartzel, o cümle şu olabilir: “Silikon Vadisi’nin harika çocukları; onların servetleri, iş imparatorlukları ve daha da temelde tüm benlik duyguları, çoğu durumda yükselişlerini mümkün kılan ulus sayesinde var oldu.”

Karp, sektörün bu borcu ödeme zamanının geldiğine inanıyor. Silikon Vadisi’ni Amerikan devleti ile birleşmeye çağırıyor.

Yazarlar bize artık “mirasyedi çocuğun eve dönme zamanının geldiğini” söylüyor. Tüketimcilik, barış dönemi ve kolay yaşama adanmışlıkları ile “yumuşayan” Silikon Vadisi çalışanları, artık kendilerini Amerikan milliyetçiliğinin “kolektif projesine” ve Batı adı verilen “medeniyet projesinin” savunmasına yeniden adamalıdırlar.

Bloomberg yazarı bu noktada kitaptan bir alıntı yapıyor. Yeni Sağ tekno-liberteryen milyarderlerin zihin dünyası özetleniyor. Onlara göre “otoriter” rejimlerde zenginlerin kaderi devlet ve toplumla iç içe geçtiği için, “ülkelerin geleceğinde söz sahibi olan bir sahip gibi” davranırlar, insanların ihtiyaç ve taleplerine “daha duyarlı” davranabilirler. Yazarlar, bunu tipik bir mülk sahibi refleksiyle açıklama eğilimindeler: “İş dünyasında ve siyasette hepimiz, her zaman, isyan tehdidine karşı pazarlık yapıyoruz.”

Peki Batı değerlerinin savunulması neyi gerektiriyor? Silikon Vadisi’ne şu rol düşüyor: “Bir sahiplik toplumu, teknolojiden gelen fakat hükümeti yeniden şekillendirme potansiyeline sahip bir kurucu kültürü, kendi başarısında payı olmayan hiç kimseye liderlik emanet edilmemesi.”

Kitap, “Silikon Vadisinin temel anlayışı sadece en iyi ve en parlak olanları işe almak değil, onlara bu şekilde davranmak, yaratmaları için esneklik, özgürlük ve alan sağlamaktır,” diyor. Kar taneleri, biricik mühendisler, liberteryen düşünce sayesinde devlete egemen oluyorlar. En azından murat edilen bu.

Sadece bu da değil. Karp ve Zamiska’nın anlatımına göre, bu özel azınlık ulusal konulara ve sorunlara “acımasızca pragmatik” bir mühendislik zihniyeti uygulayacak. Peki ulusal sorun ve projelerin neler olduğuna kim karar verecek? Elbette bunların farkında olan Silikon Vadisi’nin biricik mühendisleri.

Bloomberg’in aktardığına göre yazarların tasavvurundaki “cumhuriyetin” sadece iki organı var gibi görünüyor: “yurttaşlık ritüelleri” ve “ortak mitoloji” ile desteklenen bir “kolektif kimlik” ile birbirine bağlanacak olan elitler ve kitle.

Bugün ifade edildiği şekliyle kamuoyu ve demokratik iradeye duyulan endişe “sembolizm”, “konformizm”, “performans” ve “sosyal hesaplama” olarak reddediliyor. Bunun yerine, teknolojik cumhuriyetin lider kadrosu “ilerlemelerin ve sonuçların gayretli takibine” dayanıyor.

Argümanlar, Peter Thiel’in demokrasi hakkındaki fikirleriyle uyumlu görünüyor. Thiel 2009 yılında yazdığı “Bir Liberteryenin Eğitimi” başlıklı makalesinde, “Artık özgürlük ve demokrasinin uyumlu olduğuna inanmıyorum,” diye yazmıştı. Demokratik bir prosedür olarak seçimler, Thiel için bir anlam ifade etmiyordu. Thiel ve arkadaşları, bu memnuniyetsizliklerini, “düzenleyici devlet” fikrine düşmanlıkla birleştiriyor ve “siyasetin her türlüsüne”, adeta Schmittyen bir tiksintiyle, meydan okuyorlardı.

Dolayısıyla, kitabın çelişkilerle dolu olması şaşırtıcı değil. Hesap vermeyen “teknokratlardan” yakınıyor ama halkın ya da politikacıların müdahalesinden korunan Silikon Vadisi mühendisleri tarafından yönetilmeyi öneriyor. Federal bürokrasinin abartısını eleştiriyor, fakat ondan daha az hesap verir olmayan bir yönetim biçimini savunuyor. 20. yüzyılvari faşizmlere benzer şekilde sanatsal-estetik özgürlüğün hizmete koşulmasını savunuyor ama bunu tek bir amaca, ulus-devletin askeri hakimiyetine bağlıyor. Bloomberg yazarının deyişiyle, “politikacıların ve memurların yerini STEM asker-şairlerinin almasını” öneriyor.

Bloomberg yazarı bunu Weimar dönemindeki “gerici modernizm”e benzetiyor ve benzerlikleri sıralıyor: Kaybedilen ulusal büyüklüğe duyulan nostalji, devlet yönetimi ve endüstriyel üretim lehine piyasaların ve süfli tüketiciliğin küçümsenmesi, teknolojik olarak gelişmiş silahlara duyulan romantik saplantı, mühendisin bu karanlık Ütopya’nın ruhani lider sınıfı olarak neredeyse tanrılaştırılması…

Palantir CEO’sunun kitabına tanıtım yazan isimlerden, bu fikirlerin marjinal Yeni Sağcı manyaklardan ibaret olmadığını da anlıyoruz: Eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, General James N. Mattis ve JPMorgan CEO’su Jamie Dimon gibi kişiler.

Yazarların görmek istedikleri devlet ve şirket gücü ile “mühendislik dehasının” işbirliği ve en sevdikleri benzetme de atom bombasını üreten “Manhattan Projesi.” Karp, ABD’nin yapay zeka için de buna benzer bir proje yapması gerektiğini ve bunun da büyük bir sermaye yatırımı gerektirdiğini düşünüyor.

Ve Palantir CEO’su, Trump ve Musk’ın federal devlete yönelik saldırılarından memnun, bunları birkaç yıl öncesinden “tahmin ettiklerini” söylüyor.

“Tahmin” demek pek mütevazı kaçıyor. Palantir, Trump yönetimi ile birlikte gücüne güç katması beklenen, hatta katmaya başlayan şirketlerden biri. Şirketin hisse fiyatı Trump’ın seçilmesinden önceki günden bu yana %180’den fazla arttı. Palantir’in yapay zeka işindeki büyüme ve yeni yönetimin Lockheed Martin gibi eski savaş grupları yerine Palantir gibi yeni firmaları tercih edeceği beklentisi, rüzgarı kuvvetlendiriyor.

Karp, belki de Yeni Sağ-liberteryen Silikon Vadisi çetesinin, kendisinden öncekilerden farkını özetliyor: Bu ayın başlarında yatırımcılarla yaptığı bir görüşmesinde, Palantir’in ABD silahlı kuvvetleri ve müttefikleri için veri yığınlarını analiz ederek “Amerika’yı daha ölümcül hale getirdiğini” ve düşmanlarının hareketlerini tahmin etmelerine, koordinatlarını belirlemelerine “ve bazen onları öldürmelerine” yardımcı olduğunu söylüyor. Karp, yaptıklarından gurur duyuyor, eski savaş ağaları gibi perde arkasından yönetmeye değil, doğrudan devlet olmaya talip oluyor. En azından açık sözlü.

Nitekim birkaç Palantir eski çalışanı, yakın zamanda Trump yönetiminde görev alarak şirketin devletle bağlarını daha da derinleştirdi. Şirket de tersine, 2023-2024 yılları arasında Temsilciler Meclisi Çin Komünist Partisi Komitesine başkanlık eden ve Amerika’daki Çin etkisine karşı daha sert tepkiler verilmesi çağrısında bulunan eski Wisconsin Kongre Üyesi Mike Gallagher gibi isimleri işe aldı. Gallagher şimdi Palantir’in savunma işlerinin başında.

Karp, potansiyel yatırımcılara Palantir’den hisse almanın, “Batı liberal demokrasisini ve stratejik müttefiklerini desteklemeyi” misyon edinen bir şirketi desteklemek anlamına geldiğini söylüyordu. Silikon Vadisi’nin görece küçük ama teknoloji ile semirmiş şirketlerinin “know-how”ını başta ABD olmak üzere, Batılı devletlere sunma garantisi veriyordu.

2022 yılında Rus tankları Ukrayna’ya girerken, savaşta nükleer tırmanmaya karşı uyarıda bulunuyor ama “kötü zamanların Palantir için iyi olduğunu” kabul ediyordu.

WSJ’nin aktardığına göre Karp, kitabın ana temalarının çoğunu yıllardır savunuyordu, fakat birkaç gelişme onu hepsini bir araya getirmeye itti:  Hamas öncülüğünde başlatılan Aksa Tufanı operasyonu, kendisini daha yüksek sesle konuşmaya itmişti. Saldırı haberinin yayılmasından sonraki saatlerde Karp, “ülkenin tepkisini koordine etmeye yardımcı olmak” için Palantir çalışanlarını İsrail’de görevlendirmişti.

Dünyada yeni bir döneme girdiğimizi savunan Karp, yatırımcıların Palantir’e olan ilgisini artıran yapay zeka sistemlerinin, yeteneklerin seviyesini yükselteceğini ve herkesi “benzersiz, yaratıcı bir şeyler yapmaya” zorlayacağını ileri sürüyor.

Bu da bizi, Trump-Musk-Hegseth üçlüsünün Pentagon planlarına getiriyor. Bu konuyu dizinin daha sonraki bölümlerinde ele alacağız.

Amerika

Demokratlar 2028 takviminde anlaşamazken Rubio Vance ile farkı kapattı

Yayınlanma

ABD’de 2028 başkanlık seçimleri öncesinde Demokrat Parti ön seçim takvimi konusunda derin anlaşmazlıklar yaşarken anketler aday listesinin şekillendiğini gösteriyor. Cumhuriyetçi kanatta ise İran savaşı ve başarısız barış görüşmelerinin gölgesinde Başkan Yardımcısı Vance oy kaybederken Dışişleri Bakanı Rubio aradaki farkı kapattı.

Demokratlar 2028 başkanlık ön seçim takviminin sırası ve takvim hakkındaki kararın ne zaman alınacağı konusunda uzlaşamıyor.

Partinin önümüzdeki ay Teksas eyaletindeki Austin’de yapacağı ulusal toplantıda takvimi kesinleştirerek eyaletlere ve potansiyel adaylara öngörülebilirlik sağlama fikri ile bu tartışmayı ara seçimlerin sonrasına bırakma seçeneği arasında bölünüyor.

Kararın ertelenmesini savunanlar, bu yılki ön seçimlerde su yüzüne çıkan anlaşmazlıklar ortamında parti içi birliği tehdit edecek kırgınlıkların önüne geçmeyi hedefliyor.

Tartışmanın merkezinde Siyah seçmenlerin parti içindeki gücü ve bu kesime gösterilen öncelik yer alıyor. Mevcut plana göre Mart 2028’deki Süper Salı öncesinde Güney, Orta Batı, Kuzeydoğu ve Batı bölgelerinde birer ön seçim yapılması ve delegelerin dağıtımı öncesinde seçmenlerin görüşünün alınması öngörülüyor.

Ancak Nevada ve buradaki İspanyol kökenli seçmenlerin Güney Karolina’nın önüne alınması durumunda Siyah seçmenlerin göz ardı edildiği hissine kapılabileceği değerlendiriliyor. Öte yandan Virginia eyaleti de Güney Karolina’nın geleneksel “Güney’deki ilk ön seçim” konumunu ele geçirmeye çalışıyor.

Parti yönetimi takvim konusunda karar veremezken seçmen adımlarını atmayı sürdürüyor. Emerson College tarafından yapılan yeni anket, ilk dönemde önde görünen Kaliforniya Valisi Gavin Newsom’ın kan kaybetmeye devam ettiğini, Pensilvanya Valisi Josh Shapiro ve Kentucky Valisi Andy Beshear’ın ise oy oranlarını artırdığını ortaya koyuyor.

Anketin dikkat çeken bulgusu ise eski Ulaştırma Bakanı Pete Buttigieg’in Newsom’ın önüne geçerek liderliğe yükselmesi oldu. Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez ise partisinin aşırı sol kanadındaki en güçlü aday konumu koruyor.

Emerson College anketinde yer verilmeyen ancak New Hampshire Üniversitesi tarafından yapılan son Granite State Poll anketinde üçüncü sırada yer alan Arizona Senatörü Mark Kelly, potansiyel bir başkanlık kampanyası için büyük miktarda fon topladı.

Kelly bu ankette Ocasio-Cortez ve Buttigieg’in ardından üçüncü sıraya yerleşerek Newsom’ı geride bıraktı. Kelly’nin partideki kimliği, eski Temsilciler Meclisi Üyesi olan eşi Gabby Giffords ile kurduğu ortaklığa dayanıyor.

Senato oturumlarında Trump yönetimi yetkililerine yönelttiği eleştiriler ve konuşma videolarıyla internet ortamında öne çıkan Georgia Senatörü Jon Ossoff ise New Hampshire’daki Demokrat seçmenler arasında yüzde 2 oy oranında kaldı.

New York Times’ın potansiyel adaylar listesinde yer alan isimlerin yanı sıra eyalet yasaları gereği ilk ön seçimi düzenlemek zorunda olan New Hampshire’ın konumu öne çıkıyor.

Demokratların seçmen yapısı çoğunlukla beyaz olan bu eyaleti geriye itme çabalarına rağmen New Hampshire ilk sırada kalmayı sürdürüyor. 2024 yılında Başkan Joe Biden yarışmayacağını açıklayıp ardından yarışa dahil olmak zorunda kalmıştı.

Cumhuriyetçilerde Vance kan kaybediyor, Rubio yükselişte

Cumhuriyetçi Parti tarafında ise takvim daha net bir tablo sunuyor. Sıralamanın Iowa, New Hampshire, Nevada ve Güney Karolina şeklinde olması bekleniyor.

Cumhuriyetçi aday adayı tablosunda Başkan Yardımcısı JD Vance’in anketlerdeki üstünlüğü eriyor. Şubat ayında New Hampshire’da yüzde 53 oy oranına sahip olan Vance’in en yakın rakibi Dışişleri Bakanı Marco Rubio yüzde 7 seviyesindeydi. Beş ay sonra yapılan son ölçümlerde Rubio oy oranını yüzde 26’ya çıkarırken Vance yüzde 35’e geriledi.

Emerson’ın ulusal anketinde Rubio aradaki farkı kapatmayı başardı. Şubat ayında Vance’in 32 puan gerisinde (yüzde 52’ye karşı yüzde 20) yer alan Rubio, son ankette oy oranını yüzde 36’ya çıkararak Vance’in (yüzde 35) önüne geçti.

Vance’in anketlerdeki gerileyişinin temel nedeni olarak ABD’nin İran ile yürüttüğü savaş gösteriliyor. Yönetimin savaşı yürütme biçimi, Cumhuriyetçi seçmenler de dahil olmak üzere kamuoyunda tepki topluyor.

Başkan Donald Trump’ın Vance’i başarısızlıkla sonuçlanan barış görüşmelerinin temsilcisi konumuna getirmesi, Başkan Yardımcısı’nın seçmen nezdindeki konumunu olumsuz etkiledi.

Savaşa karşı çıkan Cumhuriyetçiler Vance’in süreci sonlandıramamış olmasından rahatsızlık duyarken, askeri harekatın tamamlanmasını savunan kesimler Vance’i bu hedefi zayıflatmakla suçluyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Meta, veri merkezi finansmanında daha yüksek borçlanma maliyetleri ile karşı karşıya

Yayınlanma

Tahvil yatırımcıları, Meta tarafından desteklenen ve değeri 12 milyar dolar olan en son veri merkezi anlaşmasında, sadece dokuz ay önce elde edilen koşullara kıyasla önemli ölçüde daha yüksek getiriler bekliyor.

Konuya yakın kaynakların Financial Times’a (FT) aktardığına göre, Teksas’ın El Paso kentinde yer alan yaklaşık bir gigawatt kapasiteli veri merkezi projesi, BlackRock’a ait bir özel amaçlı araç aracılığıyla tahvil satışı yapmaya hazırlanıyor ve ilk görüşmelerde yüzde 7’nin üzerinde getiri teklif ediliyor.

Bazı yatırımcılar, geçen ekim ayında rekor kıran bir kurumsal tahvil satışıyla 27 milyar dolar toplayan Meta’nın önceki “Hyperion” veri merkezi anlaşmasına kıyasla yaklaşık 0,4 puanlık bir risk primi talep ediyor.

Kaynaklar, fiyat görüşmelerinin henüz erken aşamalarda olduğunu ve anlaşmanın önümüzdeki Pazartesi günü resmi olarak başlatıldığında bu rakamların değişebileceğini de ekledi.

Yatırım notu yüksek tahvillere odaklanan bir kredi yatırımcısı, “On milyarlarca dolarlık tahvil sattığınızda, maliyetlerdeki 0,1 puanlık bir artış bile her yıl on milyonlarca dolarlık ek faiz giderine yol açar. Bu, yüksek notlu piyasada çok önemli bir husustur,” dedi.

Artan borç maliyetleri, son aylarda büyük teknoloji şirketlerinin öncülüğünde yaşanan borçlanma çılgınlığının ardından, kredi verenlerin yapay zeka alanındaki artan maruziyetlerine karşı giderek artan temkinli tavrını yansıtıyor.

Bu durum, hisse senedi yatırımcılarının sektördeki patlamanın sürdürülebilirliği konusunda endişelenmesi nedeniyle yapay zeka ile bağlantılı hisse senetlerinde yaşanan yoğun satış dalgasıyla eş zamanlı olarak ortaya çıkıyor.

Veri merkezleri borçluluğu gitgide artıyor

Louisiana’daki Meta’nın “Hyperion” projesine bağlı, Beignet Investor adlı bir özel amaçlı şirket (SPV) aracılığıyla satılan tahviller perşembe günü dolar başına yaklaşık 96 sentten işlem görüyordu.

Yeni borç, Sopaipilla Investor adlı bir araç tarafından satılacak. Sopaipilla, Teksas projesinde yüzde 80 hisseye sahip olacak; kalan yüzde 20 ise Meta’ya ait olacak.

S&P analisti Viviane Gosselin, “Bu, önceki anlaşmanın neredeyse birebir aynısı,” dedi.

Teknoloji şirketleri, yapay zeka yarışında sermaye toplarken bilançolarını temiz tutmanın yollarını aradıkça, şirketin kendisi yerine bir proje kuruluşu aracılığıyla borçlanma giderek daha popüler hale geldi.

Geçen ay, Anthropic, grafik işlem birimlerinin kiralanması ve Broadcom’un garantisiyle desteklenen bir finansman paketi aracılığıyla 35 milyar dolar borç aldı.

2048’de vadesi dolacak olan Sopaipilla tahvili, 2028’de başlayacak Meta’nın 20 yıllık kira ödemeleriyle teminat altına alındı.

S&P Global’e göre, Meta’nın her dört yılda bir dört yenileme opsiyonu bulunmakla birlikte, kira sözleşmesini erken feshetmesi durumunda yüksek bir fesih bedeli ödemek zorunda kalacak ve bu da kredi verenlere daha güçlü bir koruma sağlayacak.

Meta ayrıca, başlangıç bütçesinin yüzde 105’ini aşan her türlü maliyet fazlasını karşılayarak inşaat risklerini üstleniyor.

Falat fiziki varlıklar üzerinde doğrudan bir rehin bulunmuyor. Derecelendirme kuruluşu bir raporunda, şantiyede projeyi 18 aydan fazla geciktirecek ciddi bir kaza meydana gelmesi durumunda Meta’nın herhangi bir ceza ödemeden kira sözleşmesini feshedebileceğini belirtti.

S&P, tahvillere Meta’nın AA- notunun bir basamak altında olan A+ notunu verdi.

Gosselin, “Bizim açımızdan bu çok sağlam bir yapı,” dedi.

Fitch ve KBRA ise anlaşmaya, Meta’nın kurumsal notuyla aynı olan AA- notunu verdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Amerikalıların yüzde 36’sı Çin’i yapay zekada ABD’den önde görüyor

Yayınlanma

Pew Araştırma Merkezinin anketine katılan ABD’lilerin yüzde 36’sı Çin’in yapay zeka geliştirmede ABD’den daha ileride olduğuna inanıyor. Yalnızca yüzde 12’lik kesim ABD’nin ileride olduğunu düşünürken bu veriler, Trump yönetiminin Çinli Moonshot AI şirketine yönelttiği fikri mülkiyet hırsızlığı suçlamalarının ardından yayımlandı.

Pew Araştırma Merkezi tarafından yapılan yeni bir anket, ABD’deki katılımcıların çoğunluğunun yapay zeka geliştirme konusunda Çin’in ABD’den daha ileride olduğuna inandığını ortaya koydu.

Çıkan sonuçlar, Trump yönetimi yetkililerinin Çin merkezli bir girişimi fikri mülkiyet çalmakla suçladığı bir döneme denk geldi.

Ankete katılanların yüzde 36’sı Çin’in yapay zeka alanında ABD’den daha gelişmiş olduğunu ifade ederken aksi yönde görüş bildirenlerin, yani ABD’nin daha ileride olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 12 seviyesinde kaldı.

Katılımcıların üçte biri bu konuda emin olmadığını söylerken yüzde 18’lik bir kesim ise iki ülkenin eşit derecede gelişmiş olduğunu beyan etti.

Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikaları Ofisi Başkanı Michael Kratsios, çarşamba günü yaptığı açıklamada, yönetimin elinde Çin merkezli Moonshot AI şirketinin son modeli Kimi K3’ü geliştirmek için Anthropic firmasına ait Fable modelini damıttığına (distillation) dair bilgiler bulunduğunu kaydetti.

Çinli firmanın geçen hafta kullanıma sunduğu model; Anthropic’in Claude Fable 5 ve OpenAI’ın GPT-5.6 Sol gibi modellerinin kodlama alanındaki liderliğini tehdit ediyor.

Büyük ve daha yetenekli bir modeldeki bilginin daha küçük bir modele aktarılması tekniği şeklinde tanımlanan damıtma işlemine dair Kratsios, sosyal medya üzerinden şu açıklamayı yaptı:

“Bunu yapmak için ABD modellerine karşı büyük ölçekli damıtma yürütecek gelişmiş bir dahili platform geliştirdiler ve bu sayede tespit edilmekten kaçınmak amacıyla birden fazla erişim yöntemi arasında hızla geçiş yapabildiler.”

ABD Yapay Zeka Standartları ve İnovasyon Merkezi ile İngiltere’deki muadili tarafından yürütülen Kimi K3 testleri, modelin performans açısından önde gelen Amerikan öncü modellerinin “belirgin şekilde” altında kaldığını tespit etti.

Hızla ilerleyen sektörde ABD ile Çin’in yapay zeka alanında birbirine ne kadar yakın veya uzak olduğu konusunda tam bir fikir birliği yer almıyor.

Teknoloji uzmanları, The Hill gazetesine yaptıkları değerlendirmede Moonshot şirketinin Kimi K3’ü geliştirmesinin iki ülke arasındaki farkın küçük olduğunu gösterdiğini aktardı.

Çin Dışişleri Bakanlığından tepki

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, ABD hükümetinin Moonshot şirketine yönelik suçlamalarının ortasında çarşamba günü yaptığı açıklamada, ülkesinin “ticaret ve teknoloji meselelerinin siyasileştirilmesine ve araçsallaştırılmasına karşı çıktığını” vurguladı.

Lin, gazetecilere yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Çin’de yapay zekanın gelişimi, bilim ve teknolojideki daha büyük bir özgüvenden ve güçten kaynaklanmakta, Çin’in kapsamlı istişare ile ortak fayda için ortak katkı vizyonundan beslenmektedir.”

Pew anketinde yer alan, ABD’nin yapay zeka alanında liderlik etmesi gerekip gerekmediğine ilişkin soruya katılımcıların yüzde 43’ü bunun son derece veya çok önemli olduğunu yanıtını verdi.

Katılımcıların üçte birinden biraz fazlası bunu kısmen önemli gördüğünü belirtirken yüzde 22’lik kesim ise çok önemli olmadığını veya hiç önem taşımadığını düşündüğünü kaydetti.

Pew Araştırma Merkezi, araştırmayı 22-28 Haziran tarihleri arasında 3 bin 488 Amerikalı yetişkinle görüşerek gerçekleştirdi. Anketin hata payı 1,8 yüzde puan olarak açıklandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English