Amerika
Palantir CEO’su Karp’tan Silikon Vadisi’ne: Silah başına!

Donald Trump ve Elon Musk’ın federal devlete attığı kesiklerin bir sonraki hedefinin Savunma Bakanlığı (Pentagon) olması bekleniyor. Amerikan ordusunun müdahaleci bir dış politika yönelimi ile dünyanın dört bir yanındaki varlığı ve Pentagon ihalelerinde büyük yer kaplayan silah şirketlerinin hantallığı, “Trumpizmin” ve Trump’ın yanında yer alan Silikon Vadisi çetesinin birincil önceliği haline gelmiş durumda.
Pentagon’a yönelik Musk-Trump-Hegseth planlarına daha sonra geleceğiz ama, öncesinde Silikon Vadisi’ne bir bakış atmamız gerekiyor. Gerekiyor, çünkü tam da Trump’lı ikinci dönemin başlangıcında, Vadi’nin en karanlık şirketlerinden Palantir’in reklam faaliyeti olarak görebileceğimiz bir kitap piyasaya sürülüyor ve hem kitabın yazarı, hem de şirketin CEO’su Alex Karp, teknoloji destekli Yeni Sağ’ın ABD, Pentagon ve dünyaya ilişkin vizyonunu ortaya koyuyor.
Alex Karp ve Nicholas W. Zamiska imzalı The Technological Republic: Hard Power, Soft Belief, and the Future of the West [Teknolojik Cumhuriyet: Sert Güç, Yumuşak İnanç ve Batı’nın Geleceği] başlıklı iddialı kitap henüz elimize geçmedi; fakat hem Karp’ın kitabın tanıtımı için verdiği mülakatlar, hem kitap üzerine yazılan yazılar, hem de teknoloji meftunu Yeni Sağcı-liberteryen düşüncenin geçmişine dair bildiklerimiz (örneğin Palantir’in kurucularından Peter Thiel’in fikirleri) yorum yapmayı mümkün kılıyor.
Örneğin Wall Street Journal’dan (WSJ) Erich Schwartzel, Karp’la mülakatını, milyarderin Heidegger’in ünlü kulübesini andıran “mağara benzeri” bir kulübede yapıyordu.
Schwartzel, sahneyi şöyle betimliyor: “Kulübenin özellikleri, Batı’yı kurtarma arayışındaki bir milyarderin ilgi alanlarını çok iyi yansıtıyordu. Pencereler Amerikan bayrağı motifli perdelerle süslenmişti. Tamamlanmış ve yarı tamamlanmış Rubik Küpleri sehpaların üzerine dağılmıştı.”
Karp, “Silahlarımı görmek ister misiniz?” diye soruyor. Schwartzel’in aktardığına göre Karp’ın hobilerinden biri, hedefleri bir ateşli silahın normal parametrelerinin dışında kalan uzun menzilli atışlar. “Mükemmel atış için bir araya gelen pratik ve içgüdünün karışımını göstermek için bir duruş sergiledi,” diye anlatıyor muhabir.
Karşımızda dört dörtlük bir zengin Yeni Sağcı profili var. ABD ordusu ve istihbarat kurumlarıyla çalışmasıyla tanınan veri analiz firması Palantir’i yirmi yılı aşkın süredir yöneten Karp, milyarlarını Amerikan devletine borçlu. Piyasa değeri 260 milyar dolardan fazla olan Palantir’in gizli faaliyetleri hakkında bildiklerimiz, bilmediklerimize göre devede kulak.
Palantir ne işe yarıyor? 2003 yılında Stanford Hukuk’tan sınıf arkadaşı Thiel ile birlikte Palantir’i kuran Karp, temel olarak Thiel’in diğer şirketlerinden biri olan PayPal’un, görünüşte ilgisiz nakit ödemeleri tespit ederek Rus kara para aklamasını belirlemek için kullandığı bir programı kullandı.
Adını Yüzüklerin Efendisi serisindeki “görme taşı”ndan alan Palantir, kuruluşundan itibaren devlete ve özel şirketlere verileri elemek ve bilinmeyen kalıpları ortaya çıkarmak için tasarlandı.
Şirketin ilk çalışmaları bir Irak köyüne yapılan bir dizi saldırının izini sürmüş ve Dalai Lama’ya karşı yürütülen bir siber ağa sızma kampanyasını tespit etmişti. Palantir yazılımı sayesinde ABD ordusu Afganistan’da yol kenarına yerleştirilen bombaların nasıl yerleştirildiklerine dair kalıpları keşfederek bunları bulup ortadan kaldırabildi.
Karp, ne iş yaptıkları sorusuna genellikle “bunun gizli bilgi olduğu” şeklinde cevap veriyor. WSJ’ye verdiği demeçte, “Çoğu insan için çok seksi değildik ve az sayıda insan için kontrol edilemez derecede seksiydik,” diyor.
Şirketin müşterileri arasında Pentagon’un, İç Güvenlik Bakanlığının, CIA’in, Deniz Piyadeleri’nin, Hava Kuvvetleri’nin yanı sıra Amazon, Airbus ve Merck gibi “sivil” şirketlerin de bulunduğunu hatırlatalım.
WSJ muhabiri de son yıllarda Silikon Vadisi’nden pek çok “filozof-kral” çıktığına işaret ediyor; Elon Musk, Mark Zockerberg, Thiel bunlardan yalnızca bazıları. Karp bunlar arasında kameraların ışıklarından uzak durması ile tanınan birisi.
Ama bu, belki de “gizemin” bir parçası. Palantir’in para basan sözleşmelerine başkanlık eden Karp, bir yandan da Silikon Vadisi’ni, “Batı’nın medeniyetler çatışmasını kazanmasına” yardım etmeye çağırıyor.
Karp’ın kitabı, teknoloji endüstrisini “Amerika ve müttefiklerine yardım etme” geçmişini terk ettiği için hedef alıyor. Musk’ın, Hegseth’in ve Trump’ın fikirlerini tekrar eder şekilde, sektördeki son yirmi yılın “devasa bir israf” anlamına geldiğini ileri sürüyor.
WSJ muhabiri kitaptan aktarıyor: Kendisi ve Palantir’deki arkadaşları, Kandahar’da yol kenarındaki bombaları tespit ederek Amerikan askerlerinin hayatlarını kurtarmaya çalışırken, Kuzey Kaliforniya’daki akranları, onlarca yıllık barışın etkisiyle üniversite eğitimi almış akıllı telefon kullanıcılarının yamaç paraşütü dersleri için kupon alabilmelerini ve FarmVille oynayabilmelerini sağlıyor. Karp, isyan ediyor.
Bloomberg’de kitabı değerlendiren John Ganz da benzer bir temaya işaret ediyor. Kitap özetle, “Bir noktada Silikon Vadisi yolunu kaybetti,” diyor. ABD hükümeti ve özel sektör arasında “yenilikçi yeni teknolojiler geliştirmek için cesur bir ortaklık” olarak başlayan süreç, son 50 yılda tüketicilere ve pazara hitap etmek için yozlaşmış durumdadır. Vadi, sosyal medya platformları, e-ticaret siteleri ve yemek dağıtım programları inşa etti, fakat ya ilke ya da çıkar nedeniyle, babası ABD Savunma Bakanlığının düzgün yeni silahlar inşa etmesine yardımcı olmadı.
Karp’ın yeni kitabı tek bir cümleyle özetlenebilecekse, diyor Schwartzel, o cümle şu olabilir: “Silikon Vadisi’nin harika çocukları; onların servetleri, iş imparatorlukları ve daha da temelde tüm benlik duyguları, çoğu durumda yükselişlerini mümkün kılan ulus sayesinde var oldu.”
Karp, sektörün bu borcu ödeme zamanının geldiğine inanıyor. Silikon Vadisi’ni Amerikan devleti ile birleşmeye çağırıyor.
Yazarlar bize artık “mirasyedi çocuğun eve dönme zamanının geldiğini” söylüyor. Tüketimcilik, barış dönemi ve kolay yaşama adanmışlıkları ile “yumuşayan” Silikon Vadisi çalışanları, artık kendilerini Amerikan milliyetçiliğinin “kolektif projesine” ve Batı adı verilen “medeniyet projesinin” savunmasına yeniden adamalıdırlar.
Bloomberg yazarı bu noktada kitaptan bir alıntı yapıyor. Yeni Sağ tekno-liberteryen milyarderlerin zihin dünyası özetleniyor. Onlara göre “otoriter” rejimlerde zenginlerin kaderi devlet ve toplumla iç içe geçtiği için, “ülkelerin geleceğinde söz sahibi olan bir sahip gibi” davranırlar, insanların ihtiyaç ve taleplerine “daha duyarlı” davranabilirler. Yazarlar, bunu tipik bir mülk sahibi refleksiyle açıklama eğilimindeler: “İş dünyasında ve siyasette hepimiz, her zaman, isyan tehdidine karşı pazarlık yapıyoruz.”
Peki Batı değerlerinin savunulması neyi gerektiriyor? Silikon Vadisi’ne şu rol düşüyor: “Bir sahiplik toplumu, teknolojiden gelen fakat hükümeti yeniden şekillendirme potansiyeline sahip bir kurucu kültürü, kendi başarısında payı olmayan hiç kimseye liderlik emanet edilmemesi.”
Kitap, “Silikon Vadisinin temel anlayışı sadece en iyi ve en parlak olanları işe almak değil, onlara bu şekilde davranmak, yaratmaları için esneklik, özgürlük ve alan sağlamaktır,” diyor. Kar taneleri, biricik mühendisler, liberteryen düşünce sayesinde devlete egemen oluyorlar. En azından murat edilen bu.
Sadece bu da değil. Karp ve Zamiska’nın anlatımına göre, bu özel azınlık ulusal konulara ve sorunlara “acımasızca pragmatik” bir mühendislik zihniyeti uygulayacak. Peki ulusal sorun ve projelerin neler olduğuna kim karar verecek? Elbette bunların farkında olan Silikon Vadisi’nin biricik mühendisleri.
Bloomberg’in aktardığına göre yazarların tasavvurundaki “cumhuriyetin” sadece iki organı var gibi görünüyor: “yurttaşlık ritüelleri” ve “ortak mitoloji” ile desteklenen bir “kolektif kimlik” ile birbirine bağlanacak olan elitler ve kitle.
Bugün ifade edildiği şekliyle kamuoyu ve demokratik iradeye duyulan endişe “sembolizm”, “konformizm”, “performans” ve “sosyal hesaplama” olarak reddediliyor. Bunun yerine, teknolojik cumhuriyetin lider kadrosu “ilerlemelerin ve sonuçların gayretli takibine” dayanıyor.
Argümanlar, Peter Thiel’in demokrasi hakkındaki fikirleriyle uyumlu görünüyor. Thiel 2009 yılında yazdığı “Bir Liberteryenin Eğitimi” başlıklı makalesinde, “Artık özgürlük ve demokrasinin uyumlu olduğuna inanmıyorum,” diye yazmıştı. Demokratik bir prosedür olarak seçimler, Thiel için bir anlam ifade etmiyordu. Thiel ve arkadaşları, bu memnuniyetsizliklerini, “düzenleyici devlet” fikrine düşmanlıkla birleştiriyor ve “siyasetin her türlüsüne”, adeta Schmittyen bir tiksintiyle, meydan okuyorlardı.
Dolayısıyla, kitabın çelişkilerle dolu olması şaşırtıcı değil. Hesap vermeyen “teknokratlardan” yakınıyor ama halkın ya da politikacıların müdahalesinden korunan Silikon Vadisi mühendisleri tarafından yönetilmeyi öneriyor. Federal bürokrasinin abartısını eleştiriyor, fakat ondan daha az hesap verir olmayan bir yönetim biçimini savunuyor. 20. yüzyılvari faşizmlere benzer şekilde sanatsal-estetik özgürlüğün hizmete koşulmasını savunuyor ama bunu tek bir amaca, ulus-devletin askeri hakimiyetine bağlıyor. Bloomberg yazarının deyişiyle, “politikacıların ve memurların yerini STEM asker-şairlerinin almasını” öneriyor.
Bloomberg yazarı bunu Weimar dönemindeki “gerici modernizm”e benzetiyor ve benzerlikleri sıralıyor: Kaybedilen ulusal büyüklüğe duyulan nostalji, devlet yönetimi ve endüstriyel üretim lehine piyasaların ve süfli tüketiciliğin küçümsenmesi, teknolojik olarak gelişmiş silahlara duyulan romantik saplantı, mühendisin bu karanlık Ütopya’nın ruhani lider sınıfı olarak neredeyse tanrılaştırılması…
Palantir CEO’sunun kitabına tanıtım yazan isimlerden, bu fikirlerin marjinal Yeni Sağcı manyaklardan ibaret olmadığını da anlıyoruz: Eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, General James N. Mattis ve JPMorgan CEO’su Jamie Dimon gibi kişiler.
Yazarların görmek istedikleri devlet ve şirket gücü ile “mühendislik dehasının” işbirliği ve en sevdikleri benzetme de atom bombasını üreten “Manhattan Projesi.” Karp, ABD’nin yapay zeka için de buna benzer bir proje yapması gerektiğini ve bunun da büyük bir sermaye yatırımı gerektirdiğini düşünüyor.
Ve Palantir CEO’su, Trump ve Musk’ın federal devlete yönelik saldırılarından memnun, bunları birkaç yıl öncesinden “tahmin ettiklerini” söylüyor.
“Tahmin” demek pek mütevazı kaçıyor. Palantir, Trump yönetimi ile birlikte gücüne güç katması beklenen, hatta katmaya başlayan şirketlerden biri. Şirketin hisse fiyatı Trump’ın seçilmesinden önceki günden bu yana %180’den fazla arttı. Palantir’in yapay zeka işindeki büyüme ve yeni yönetimin Lockheed Martin gibi eski savaş grupları yerine Palantir gibi yeni firmaları tercih edeceği beklentisi, rüzgarı kuvvetlendiriyor.
Karp, belki de Yeni Sağ-liberteryen Silikon Vadisi çetesinin, kendisinden öncekilerden farkını özetliyor: Bu ayın başlarında yatırımcılarla yaptığı bir görüşmesinde, Palantir’in ABD silahlı kuvvetleri ve müttefikleri için veri yığınlarını analiz ederek “Amerika’yı daha ölümcül hale getirdiğini” ve düşmanlarının hareketlerini tahmin etmelerine, koordinatlarını belirlemelerine “ve bazen onları öldürmelerine” yardımcı olduğunu söylüyor. Karp, yaptıklarından gurur duyuyor, eski savaş ağaları gibi perde arkasından yönetmeye değil, doğrudan devlet olmaya talip oluyor. En azından açık sözlü.
Nitekim birkaç Palantir eski çalışanı, yakın zamanda Trump yönetiminde görev alarak şirketin devletle bağlarını daha da derinleştirdi. Şirket de tersine, 2023-2024 yılları arasında Temsilciler Meclisi Çin Komünist Partisi Komitesine başkanlık eden ve Amerika’daki Çin etkisine karşı daha sert tepkiler verilmesi çağrısında bulunan eski Wisconsin Kongre Üyesi Mike Gallagher gibi isimleri işe aldı. Gallagher şimdi Palantir’in savunma işlerinin başında.
Karp, potansiyel yatırımcılara Palantir’den hisse almanın, “Batı liberal demokrasisini ve stratejik müttefiklerini desteklemeyi” misyon edinen bir şirketi desteklemek anlamına geldiğini söylüyordu. Silikon Vadisi’nin görece küçük ama teknoloji ile semirmiş şirketlerinin “know-how”ını başta ABD olmak üzere, Batılı devletlere sunma garantisi veriyordu.
2022 yılında Rus tankları Ukrayna’ya girerken, savaşta nükleer tırmanmaya karşı uyarıda bulunuyor ama “kötü zamanların Palantir için iyi olduğunu” kabul ediyordu.
WSJ’nin aktardığına göre Karp, kitabın ana temalarının çoğunu yıllardır savunuyordu, fakat birkaç gelişme onu hepsini bir araya getirmeye itti: Hamas öncülüğünde başlatılan Aksa Tufanı operasyonu, kendisini daha yüksek sesle konuşmaya itmişti. Saldırı haberinin yayılmasından sonraki saatlerde Karp, “ülkenin tepkisini koordine etmeye yardımcı olmak” için Palantir çalışanlarını İsrail’de görevlendirmişti.
Dünyada yeni bir döneme girdiğimizi savunan Karp, yatırımcıların Palantir’e olan ilgisini artıran yapay zeka sistemlerinin, yeteneklerin seviyesini yükselteceğini ve herkesi “benzersiz, yaratıcı bir şeyler yapmaya” zorlayacağını ileri sürüyor.
Bu da bizi, Trump-Musk-Hegseth üçlüsünün Pentagon planlarına getiriyor. Bu konuyu dizinin daha sonraki bölümlerinde ele alacağız.
Amerika
Beyaz Saray basın yasağını kaldırdı: CNN ve Politico yerleşkede

ABD’de federal mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı üzerine, Donald Trump’ın erişimini engellediği CNN, MS NOW ve Politico muhabirleri Beyaz Saray’a yeniden kabul edildi. Yargıç Timothy Kelly, gazetecilerin savunma hakkı verilmeden kartlarının iptal edildiğine hükmetti. Kararın hemen ardından yaşanan kısa süreli giriş krizini avukatların acil başvurusu çözdü.
ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen hafta Beyaz Saray’a girişlerini yasakladığı CNN, MS NOW ve Politico muhabirleri, federal mahkeme kararının ardından perşembe günü yerleşkeye yeniden girdi.
CNN televizyonunun haberine göre Yargıç Timothy Kelly, medya kuruluşlarının açtığı davada çarşamba gecesi acil duruşma düzenledi.
Trump’ın göreve getirdiği Yargıç Kelly, yönetimin yasak kararını kaldırmasına ve gazetecilerin basın kartlarının derhal iade edilmesine hükmetti.
Medya kuruluşları, Trump yönetiminin getirdiği yasağın anayasal güvence altındaki adil yargılanma ve ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini savundu.
Kararında davacıların iddialarına değinen Kelly, “Davalı taraf, davacıların kalıcı basın kartları iptal edilmeden önce kendilerine herhangi bir bildirim yapılmadığını ve dinlenme fırsatı tanınmadığını inkar etmiyor” dedi.
Yargıç kararına rağmen muhabirler ve foto muhabirleri perşembe sabahının ilk saatlerinde içeri alınmadı.
Üç medya kuruluşunun avukatı Theodore Boutrous, yönetimin mahkeme kararını açıkça ihlal ettiğini belirterek Yargıç Kelly’ye acil dilekçe verdi.
Boutrous başvurusunda, “Zaman daralıyor. CNN bu akşam Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Beyaz Saray ziyaretinde televizyon havuzunu yönetmek üzere görevlendirilmiş durumda” ifadesini kullandı.
Hukuki temasların ardından Beyaz Saray basın operasyonları direktörü mahkemeye resmi bir bilgilendirme sundu.
Bilgilendirme yazısında, erişimin yeniden sağlanmasına ilişkin talimatın yerel saatle 07.10’da ulaştığı, işlemlerin 07.25’te başladığı ve Gizli Servis’in saat 09.07’de kartları sisteme tanımladığı aktarıldı. Basın ekibi el konulan kartları saat 09.55’te Gizli Servis’e teslim etti; kartlar öğleden hemen sonra ilgili muhabirlere dağıtıldı.
Donald Trump, geçen hafta bu kuruluşları “yalan haber” üretmekle suçlayarak yerleşkeye girişlerini durdurmuştu.
ABD Adalet Bakanlığı ise söz konusu haberlerin ulusal güvenliği tehlikeye attığını öne sürdü. Basın özgürlüğü örgütleri ve siyasi analistler karara tepki gösterdi.
Yargıç Kelly’nin verdiği geçici karar 14 gün boyunca geçerliliğini koruyor. Trump yönetiminin karara itiraz edip etmeyeceği henüz netlik kazanmadı. Beyaz Saray ve Trump mahkeme kararı hakkında resmi bir açıklama yapmadı.
Trump bu haftanın başlarında sosyal medyada paylaştığı mesajda, temyize gitme olasılığına değinerek şu ifadelere yer vermişti:
“Neredeyse kesinlikle, her zaman olduğu gibi temyize gideceğiz. Çünkü sadece olumsuz yazan, kaynağı belirsiz sahte ve karalayıcı haberlerle ulusal güvenliğimizi ihlal eden yalan haber çalışanları ve yayınları, dünyanın en önemli makamına girme hakkına sahip olmamalıdır.”
Medya kuruluşları, Pentagon’un yeni kurallarını imzalamayı reddediyor
Amerika
ABD, büyümede G7 ülkelerinin çok önünde

ABD ekonomisinin, iç politikalarının dünyanın büyük bir kısmında sıkıntılara yol açması nedeniyle, bu yıl diğer tüm büyük gelişmiş ekonomilerden çok daha hızlı büyümesi bekleniyor.
Axios’a göre küresel ekonomi, arka arkaya gelen şoklara karşı şaşırtıcı derecede dirençli olduğunu kanıtladı.
ABD, bu genel tablo içinde öne çıkıyor. Yapay zeka yatırımlarındaki patlama, ülkenin diğer ekonomilere kıyasla çok daha hızlı büyümesine yardımcı oluyor.
Fakat bu istisnai durumun bir bedeli var: Daha kalıcı bir enflasyon ve bunu dizginlemek için faiz oranlarının daha uzun süre yüksek seviyelerde kalması gerekebilir.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), ABD ekonomisinin bu yıl %2,2 oranında büyüyeceğini öngörüyor.
Bu oran, Avro bölgesi, Almanya ve Birleşik Krallık için tahmin edilen büyüme hızının yaklaşık iki katı. Japonya’da (%0,8) ve Kanada’da (%0,9) büyümenin daha da zayıf olması bekleniyor.
Bu büyüme farkının önümüzdeki yıl da devam etmesi bekleniyor. 2027’de ABD’nin büyüme oranının %2,1 olarak gerçekleşirken, dünyanın geri kalanındaki diğer büyük gelişmiş ekonomilerin çoğunda büyüme oranının yaklaşık %1 seviyesinde kalacağı tahmin ediliyor.
OECD, Haziran ayından bu yana ABD konusunda daha iyimser bir tavır sergilemeye başladı ve 2026 yılı için büyüme tahminini 0,2 puan, 2027 yılı için ise 0,3 puan yukarı çekti.
Bu durum, genel olarak küresel ekonomi, Avro bölgesi, Kanada, Birleşik Krallık ve Japonya için gelecek yılın büyüme tahminlerinin aşağıya doğru revize edilmesiyle tezat oluşturuyor.
OECD baş ekonomisti Stefano Scarpetta bu sabah gazetecilere şunları söyledi:
“En büyük risk hâlâ Orta Doğu’daki çatışmanın gidişatı ve bunun enerji piyasası üzerindeki etkisidir. Fakat bir dizi başka risk de bulunuyor, bunlardan bazıları Haziran ayı tahminlerine kıyasla biraz daha belirgin hale gelmiş görünüyor.”
Scarpetta, devlet tahvili getirilerindeki artışa, yapay zeka yatırım patlamasının beraberinde getirdiği risklere ve aşırı hava koşullarının gıda fiyatlarını yukarı çekme olasılığına dikkat çekti.
OECD’ye göre, yapay zeka (AI) alanındaki patlama, ABD ekonomisine diğer birçok ekonomide bulunmayan güçlü bir şok emici sağladı.
Yapay zeka yatırımları ve üretimindeki hızlı büyüme, Orta Doğu’daki çatışmanın yol açtığı iktisadi darbeyi “kısmen dengeledi.”
Veri merkezi ve teknoloji harcamaları, ABD’nin büyümesini doğrudan destekledi.
Enflasyon görünümü ise birkaç ay öncesine kıyasla daha inatçı bir hal alıyor.
OECD, ABD’deki genel enflasyonun bu yılki %3,6 seviyesinden gelecek yıl %2,6’ya düşmesini bekliyor.
Fakat 2027 yılına ilişkin bu tahmin, Haziran ayında öngördüğü rakamdan yarım puan daha yüksek.
ABD’de çekirdek enflasyonun bu yıl %3,3 olacağı tahmin ediliyor. Bu oran, önde gelen gelişmiş ekonomiler arasında en yüksek oranlardan biri ve gelecek yıl %2,5’e gerileyeceği öngörülüyor.
Bu inatçı seyir, OECD’nin bu yıl Federal Rezerv’in bir faiz artışı daha yapmasını ve faiz oranlarının 2027 sonuna kadar %4–%4,25 aralığında kalmasını beklemesinin nedenini açıklıyor.
Öte yandan ABD’deki büyümeyi hızlandıran yapay zeka patlaması, kendi makroekonomik olumsuz etkilerini de beraberinde getirmeye başlıyor.
OECD’ye göre, uzun vadeli borçlanma maliyetleri çoğu büyük bu ekonomide en az 15 yılın en yüksek seviyesinde.
Örgüt, yapay zeka şirketlerinin yoğun borçlanmasının getiri oranlarını yukarı çekmeye katkıda bulunduğunu, bunun da ekonomi genelinde maliyetleri artırabileceğini ve yapay zeka kârlarının beklentileri karşılayamaması durumunda piyasaları savunmasız bırakabileceğini savunuyor.
Amerika, küresel iktisadi ortamın daha zorlu hale gelmesine katkıda bulundu.
Kendi ekonomisi şu ana kadar diğer ülkelerin neredeyse tamamından daha iyi bir performans sergilese de bu dayanıklılık, ortadan kaldırılması hâlâ zor olan bir enflasyon sorunuyla birlikte geliyor.
Amerika
Altman ve Amodei, BMGK’ya seslendi

OpenAI’den Sam Altman ve Anthropic’ten Dario Amodei, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yapay zeka güvenliği konusunda ayrı ayrı brifingler verdi.
Altman, BMGK’ya yaptığı açıklamada, “Önümüzde bir seçim var. Yapay zeka, ya yaratıcılık ve keşiflerin yeni bir Rönesansı gibi olabilir ya da kargaşa ve karışıklığın hakim olduğu yeni bir sanayi devrimi gibi olabilir,” dedi.
Altman ve Amodei, şirketlerinin ürünlerinin güvenliği konusunda giderek artan bir incelemeyle karşı karşıya kalırken konuşma yaptı.
Yapay zeka konusundaki kamuoyu endişesi, bu ayın başlarında Anthropic araştırmacılarının, bu teknolojinin on yıl içinde insanlığı yok edebileceği yönündeki uyarıları üzerine arttı.
Altman ve Amodei de dahil olmak üzere yapay zeka şirketlerinin liderleri, o zamandan beri yapay zeka alanındaki ilerlemenin yavaşlatılması ve teknolojinin güvenlik standartları konusunda daha fazla uluslararası işbirliği yapılması çağrısında bulunuyorlar.
BMGK’da yaklaşık 10 dakika konuşan Altman, yapay zekanın üretkenliğe sağladığı faydaları vurgularken, aynı zamanda bu teknolojinin kötüye kullanılma olasılığına da dikkat çekti.
OpenAI CEO’su, hükümetlerin bir araya gelerek, insanların bu teknolojiyi “kendilerine dayatılan bir şey” olarak algıladıkları bir gelecek yerine, yapay zekanın “demokratik kurumlar tarafından yönlendirildiği” bir gelecek inşa etmelerini savundu.
Altman şöyle konuştu:
“Yapay zekanın demokratik olması için, en önemli kararlar yalnızca San Francisco’daki laboratuvarlar tarafından alınamaz. Bu kararlar, demokratik süreçler aracılığıyla ve hizmet ettikleri halka karşı sorumlu hükümetler tarafından şekillendirilmelidir.”
OpenAI CEO’sunun konuşması, şirketinin bazı lobi faaliyetleriyle ve şirket başkanı Greg Brockman’ın ABD’deki siyasi eylem komitesiyle (PAC) tezat oluşturuyor.
Yapay zeka yanlısı “Leading the Future PAC”, yapay zeka sektörüne yönelik daha sıkı regülasyonları destekleyen adayları hedef alarak 100 milyon dolardan fazla kaynak topladı ve milyonlarca dolar harcadı.
Altman’ın konuşması, Anthropic araştırmacılarının yapay zekanın varoluşsal riskine ilişkin bazı endişelerine de değindi ve konseyi “kıyametçiliğe” kapılmamaları konusunda uyardı.
Altman, güvenlik tartışmasında bunun yerine üç ilkeye dayandırılması gereken bir “orta yol” olduğunu savundu: Yapay zeka sistemleri insan kontrolü altında kalmalı; yapay zeka, doktorların hastaları tedavi etmesine yardımcı olmaktan girişimcileri desteklemeye kadar insanlara fayda sağlamalı; ve teknoloji “insanları bireysel olarak güçlendirmeli.”
Video görüşmesi yoluyla konseye hitap eden Amodei, 12 Eylül tarihli bir blog yazısında dile getirdiği ve küresel işbirliğinin artırılması ile yapay zekanın denetlenmesi çağrısında bulunduğu birçok noktayı tekrarladı.
Amodei, yapay zekanın biyolojik silah geliştirmede kullanılmasının yasaklanması ve yeni yapay zeka modellerinin test edilmesine yönelik küresel standartlar dahil olmak üzere çeşitli uluslararası anlaşma biçimlerini savundu.
Altman, konuşmasında bu ay manşetlere taşınan varoluşsal risk uyarılarına değinmekten kaçınırken, Amodei, geliştiricilerin yapay zeka üzerindeki kontrolünü kaybetmesi konusundaki endişelerini yineledi ve aynı zamanda şirketini güvenlik konusunda sektör lideri olarak tanıttı.
Amodei, “Kötü yönetilirse, yapay zekanın insanlık için bir risk oluşturabileceğine bile inanıyorum. Anthropic olarak, bu riskleri önleme konusunda sektördeki en iyi sicile sahip olduğumuza inanıyoruz,” dedi.
OpenAI’nin ezeli rakibi Anthropic’teki araştırmacıların, bu teknolojinin birkaç yıl içinde insanlığı yok edebileceği uyarısında bulunmasının ardından, yapay zeka düzenlemeleri siyasi gündemde ön plana çıktı.
Bu endişeler, yapay zeka topluluğunun bazı kesimlerinde sıkça dile getirilen bir konu. Bu kesimler, teknolojinin biyolojik silahların geliştirilmesine yardımcı olmaktan finansal bir felakete yol açmaya kadar çeşitli nedenlerle yıkıma yol açabileceğinden korkuyor.
Daha önce Amodei, yapay zeka geliştirme sürecinin yavaşlatılması çağrısında bulunmuş ve bu çağrı OpenAI, Google ve Elon Musk tarafından desteklenmişti.
Hem Amodei hem de Altman, uzun süredir kendilerini yapay zekanın koruyucuları olarak konumlandırıyor ve teknolojinin kamuoyunda nasıl algılanacağını şekillendirmeye çalışıyor.
Şirketleri de yapay zeka yarışında liderlik için rekabet halinde: Her ikisi de, şirketlerin değerini 1,5 trilyon doların üzerine çıkaracak ve potansiyel olarak rekor kıracak halka arzları hedefliyor.
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Rusya2 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Avrupa2 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Rusya2 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Asya2 hafta önceSingapur, bürokraside “liyakat” için siyasetçilere milyonlar ödüyor
Asya2 hafta önce“İran ABD üssünü vurmadan önce Çin’den uydu görüntüsü aldı”










