Amerika
Palantir CEO’su Karp’tan Silikon Vadisi’ne: Silah başına!

Donald Trump ve Elon Musk’ın federal devlete attığı kesiklerin bir sonraki hedefinin Savunma Bakanlığı (Pentagon) olması bekleniyor. Amerikan ordusunun müdahaleci bir dış politika yönelimi ile dünyanın dört bir yanındaki varlığı ve Pentagon ihalelerinde büyük yer kaplayan silah şirketlerinin hantallığı, “Trumpizmin” ve Trump’ın yanında yer alan Silikon Vadisi çetesinin birincil önceliği haline gelmiş durumda.
Pentagon’a yönelik Musk-Trump-Hegseth planlarına daha sonra geleceğiz ama, öncesinde Silikon Vadisi’ne bir bakış atmamız gerekiyor. Gerekiyor, çünkü tam da Trump’lı ikinci dönemin başlangıcında, Vadi’nin en karanlık şirketlerinden Palantir’in reklam faaliyeti olarak görebileceğimiz bir kitap piyasaya sürülüyor ve hem kitabın yazarı, hem de şirketin CEO’su Alex Karp, teknoloji destekli Yeni Sağ’ın ABD, Pentagon ve dünyaya ilişkin vizyonunu ortaya koyuyor.
Alex Karp ve Nicholas W. Zamiska imzalı The Technological Republic: Hard Power, Soft Belief, and the Future of the West [Teknolojik Cumhuriyet: Sert Güç, Yumuşak İnanç ve Batı’nın Geleceği] başlıklı iddialı kitap henüz elimize geçmedi; fakat hem Karp’ın kitabın tanıtımı için verdiği mülakatlar, hem kitap üzerine yazılan yazılar, hem de teknoloji meftunu Yeni Sağcı-liberteryen düşüncenin geçmişine dair bildiklerimiz (örneğin Palantir’in kurucularından Peter Thiel’in fikirleri) yorum yapmayı mümkün kılıyor.
Örneğin Wall Street Journal’dan (WSJ) Erich Schwartzel, Karp’la mülakatını, milyarderin Heidegger’in ünlü kulübesini andıran “mağara benzeri” bir kulübede yapıyordu.
Schwartzel, sahneyi şöyle betimliyor: “Kulübenin özellikleri, Batı’yı kurtarma arayışındaki bir milyarderin ilgi alanlarını çok iyi yansıtıyordu. Pencereler Amerikan bayrağı motifli perdelerle süslenmişti. Tamamlanmış ve yarı tamamlanmış Rubik Küpleri sehpaların üzerine dağılmıştı.”
Karp, “Silahlarımı görmek ister misiniz?” diye soruyor. Schwartzel’in aktardığına göre Karp’ın hobilerinden biri, hedefleri bir ateşli silahın normal parametrelerinin dışında kalan uzun menzilli atışlar. “Mükemmel atış için bir araya gelen pratik ve içgüdünün karışımını göstermek için bir duruş sergiledi,” diye anlatıyor muhabir.
Karşımızda dört dörtlük bir zengin Yeni Sağcı profili var. ABD ordusu ve istihbarat kurumlarıyla çalışmasıyla tanınan veri analiz firması Palantir’i yirmi yılı aşkın süredir yöneten Karp, milyarlarını Amerikan devletine borçlu. Piyasa değeri 260 milyar dolardan fazla olan Palantir’in gizli faaliyetleri hakkında bildiklerimiz, bilmediklerimize göre devede kulak.
Palantir ne işe yarıyor? 2003 yılında Stanford Hukuk’tan sınıf arkadaşı Thiel ile birlikte Palantir’i kuran Karp, temel olarak Thiel’in diğer şirketlerinden biri olan PayPal’un, görünüşte ilgisiz nakit ödemeleri tespit ederek Rus kara para aklamasını belirlemek için kullandığı bir programı kullandı.
Adını Yüzüklerin Efendisi serisindeki “görme taşı”ndan alan Palantir, kuruluşundan itibaren devlete ve özel şirketlere verileri elemek ve bilinmeyen kalıpları ortaya çıkarmak için tasarlandı.
Şirketin ilk çalışmaları bir Irak köyüne yapılan bir dizi saldırının izini sürmüş ve Dalai Lama’ya karşı yürütülen bir siber ağa sızma kampanyasını tespit etmişti. Palantir yazılımı sayesinde ABD ordusu Afganistan’da yol kenarına yerleştirilen bombaların nasıl yerleştirildiklerine dair kalıpları keşfederek bunları bulup ortadan kaldırabildi.
Karp, ne iş yaptıkları sorusuna genellikle “bunun gizli bilgi olduğu” şeklinde cevap veriyor. WSJ’ye verdiği demeçte, “Çoğu insan için çok seksi değildik ve az sayıda insan için kontrol edilemez derecede seksiydik,” diyor.
Şirketin müşterileri arasında Pentagon’un, İç Güvenlik Bakanlığının, CIA’in, Deniz Piyadeleri’nin, Hava Kuvvetleri’nin yanı sıra Amazon, Airbus ve Merck gibi “sivil” şirketlerin de bulunduğunu hatırlatalım.
WSJ muhabiri de son yıllarda Silikon Vadisi’nden pek çok “filozof-kral” çıktığına işaret ediyor; Elon Musk, Mark Zockerberg, Thiel bunlardan yalnızca bazıları. Karp bunlar arasında kameraların ışıklarından uzak durması ile tanınan birisi.
Ama bu, belki de “gizemin” bir parçası. Palantir’in para basan sözleşmelerine başkanlık eden Karp, bir yandan da Silikon Vadisi’ni, “Batı’nın medeniyetler çatışmasını kazanmasına” yardım etmeye çağırıyor.
Karp’ın kitabı, teknoloji endüstrisini “Amerika ve müttefiklerine yardım etme” geçmişini terk ettiği için hedef alıyor. Musk’ın, Hegseth’in ve Trump’ın fikirlerini tekrar eder şekilde, sektördeki son yirmi yılın “devasa bir israf” anlamına geldiğini ileri sürüyor.
WSJ muhabiri kitaptan aktarıyor: Kendisi ve Palantir’deki arkadaşları, Kandahar’da yol kenarındaki bombaları tespit ederek Amerikan askerlerinin hayatlarını kurtarmaya çalışırken, Kuzey Kaliforniya’daki akranları, onlarca yıllık barışın etkisiyle üniversite eğitimi almış akıllı telefon kullanıcılarının yamaç paraşütü dersleri için kupon alabilmelerini ve FarmVille oynayabilmelerini sağlıyor. Karp, isyan ediyor.
Bloomberg’de kitabı değerlendiren John Ganz da benzer bir temaya işaret ediyor. Kitap özetle, “Bir noktada Silikon Vadisi yolunu kaybetti,” diyor. ABD hükümeti ve özel sektör arasında “yenilikçi yeni teknolojiler geliştirmek için cesur bir ortaklık” olarak başlayan süreç, son 50 yılda tüketicilere ve pazara hitap etmek için yozlaşmış durumdadır. Vadi, sosyal medya platformları, e-ticaret siteleri ve yemek dağıtım programları inşa etti, fakat ya ilke ya da çıkar nedeniyle, babası ABD Savunma Bakanlığının düzgün yeni silahlar inşa etmesine yardımcı olmadı.
Karp’ın yeni kitabı tek bir cümleyle özetlenebilecekse, diyor Schwartzel, o cümle şu olabilir: “Silikon Vadisi’nin harika çocukları; onların servetleri, iş imparatorlukları ve daha da temelde tüm benlik duyguları, çoğu durumda yükselişlerini mümkün kılan ulus sayesinde var oldu.”
Karp, sektörün bu borcu ödeme zamanının geldiğine inanıyor. Silikon Vadisi’ni Amerikan devleti ile birleşmeye çağırıyor.
Yazarlar bize artık “mirasyedi çocuğun eve dönme zamanının geldiğini” söylüyor. Tüketimcilik, barış dönemi ve kolay yaşama adanmışlıkları ile “yumuşayan” Silikon Vadisi çalışanları, artık kendilerini Amerikan milliyetçiliğinin “kolektif projesine” ve Batı adı verilen “medeniyet projesinin” savunmasına yeniden adamalıdırlar.
Bloomberg yazarı bu noktada kitaptan bir alıntı yapıyor. Yeni Sağ tekno-liberteryen milyarderlerin zihin dünyası özetleniyor. Onlara göre “otoriter” rejimlerde zenginlerin kaderi devlet ve toplumla iç içe geçtiği için, “ülkelerin geleceğinde söz sahibi olan bir sahip gibi” davranırlar, insanların ihtiyaç ve taleplerine “daha duyarlı” davranabilirler. Yazarlar, bunu tipik bir mülk sahibi refleksiyle açıklama eğilimindeler: “İş dünyasında ve siyasette hepimiz, her zaman, isyan tehdidine karşı pazarlık yapıyoruz.”
Peki Batı değerlerinin savunulması neyi gerektiriyor? Silikon Vadisi’ne şu rol düşüyor: “Bir sahiplik toplumu, teknolojiden gelen fakat hükümeti yeniden şekillendirme potansiyeline sahip bir kurucu kültürü, kendi başarısında payı olmayan hiç kimseye liderlik emanet edilmemesi.”
Kitap, “Silikon Vadisinin temel anlayışı sadece en iyi ve en parlak olanları işe almak değil, onlara bu şekilde davranmak, yaratmaları için esneklik, özgürlük ve alan sağlamaktır,” diyor. Kar taneleri, biricik mühendisler, liberteryen düşünce sayesinde devlete egemen oluyorlar. En azından murat edilen bu.
Sadece bu da değil. Karp ve Zamiska’nın anlatımına göre, bu özel azınlık ulusal konulara ve sorunlara “acımasızca pragmatik” bir mühendislik zihniyeti uygulayacak. Peki ulusal sorun ve projelerin neler olduğuna kim karar verecek? Elbette bunların farkında olan Silikon Vadisi’nin biricik mühendisleri.
Bloomberg’in aktardığına göre yazarların tasavvurundaki “cumhuriyetin” sadece iki organı var gibi görünüyor: “yurttaşlık ritüelleri” ve “ortak mitoloji” ile desteklenen bir “kolektif kimlik” ile birbirine bağlanacak olan elitler ve kitle.
Bugün ifade edildiği şekliyle kamuoyu ve demokratik iradeye duyulan endişe “sembolizm”, “konformizm”, “performans” ve “sosyal hesaplama” olarak reddediliyor. Bunun yerine, teknolojik cumhuriyetin lider kadrosu “ilerlemelerin ve sonuçların gayretli takibine” dayanıyor.
Argümanlar, Peter Thiel’in demokrasi hakkındaki fikirleriyle uyumlu görünüyor. Thiel 2009 yılında yazdığı “Bir Liberteryenin Eğitimi” başlıklı makalesinde, “Artık özgürlük ve demokrasinin uyumlu olduğuna inanmıyorum,” diye yazmıştı. Demokratik bir prosedür olarak seçimler, Thiel için bir anlam ifade etmiyordu. Thiel ve arkadaşları, bu memnuniyetsizliklerini, “düzenleyici devlet” fikrine düşmanlıkla birleştiriyor ve “siyasetin her türlüsüne”, adeta Schmittyen bir tiksintiyle, meydan okuyorlardı.
Dolayısıyla, kitabın çelişkilerle dolu olması şaşırtıcı değil. Hesap vermeyen “teknokratlardan” yakınıyor ama halkın ya da politikacıların müdahalesinden korunan Silikon Vadisi mühendisleri tarafından yönetilmeyi öneriyor. Federal bürokrasinin abartısını eleştiriyor, fakat ondan daha az hesap verir olmayan bir yönetim biçimini savunuyor. 20. yüzyılvari faşizmlere benzer şekilde sanatsal-estetik özgürlüğün hizmete koşulmasını savunuyor ama bunu tek bir amaca, ulus-devletin askeri hakimiyetine bağlıyor. Bloomberg yazarının deyişiyle, “politikacıların ve memurların yerini STEM asker-şairlerinin almasını” öneriyor.
Bloomberg yazarı bunu Weimar dönemindeki “gerici modernizm”e benzetiyor ve benzerlikleri sıralıyor: Kaybedilen ulusal büyüklüğe duyulan nostalji, devlet yönetimi ve endüstriyel üretim lehine piyasaların ve süfli tüketiciliğin küçümsenmesi, teknolojik olarak gelişmiş silahlara duyulan romantik saplantı, mühendisin bu karanlık Ütopya’nın ruhani lider sınıfı olarak neredeyse tanrılaştırılması…
Palantir CEO’sunun kitabına tanıtım yazan isimlerden, bu fikirlerin marjinal Yeni Sağcı manyaklardan ibaret olmadığını da anlıyoruz: Eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, General James N. Mattis ve JPMorgan CEO’su Jamie Dimon gibi kişiler.
Yazarların görmek istedikleri devlet ve şirket gücü ile “mühendislik dehasının” işbirliği ve en sevdikleri benzetme de atom bombasını üreten “Manhattan Projesi.” Karp, ABD’nin yapay zeka için de buna benzer bir proje yapması gerektiğini ve bunun da büyük bir sermaye yatırımı gerektirdiğini düşünüyor.
Ve Palantir CEO’su, Trump ve Musk’ın federal devlete yönelik saldırılarından memnun, bunları birkaç yıl öncesinden “tahmin ettiklerini” söylüyor.
“Tahmin” demek pek mütevazı kaçıyor. Palantir, Trump yönetimi ile birlikte gücüne güç katması beklenen, hatta katmaya başlayan şirketlerden biri. Şirketin hisse fiyatı Trump’ın seçilmesinden önceki günden bu yana %180’den fazla arttı. Palantir’in yapay zeka işindeki büyüme ve yeni yönetimin Lockheed Martin gibi eski savaş grupları yerine Palantir gibi yeni firmaları tercih edeceği beklentisi, rüzgarı kuvvetlendiriyor.
Karp, belki de Yeni Sağ-liberteryen Silikon Vadisi çetesinin, kendisinden öncekilerden farkını özetliyor: Bu ayın başlarında yatırımcılarla yaptığı bir görüşmesinde, Palantir’in ABD silahlı kuvvetleri ve müttefikleri için veri yığınlarını analiz ederek “Amerika’yı daha ölümcül hale getirdiğini” ve düşmanlarının hareketlerini tahmin etmelerine, koordinatlarını belirlemelerine “ve bazen onları öldürmelerine” yardımcı olduğunu söylüyor. Karp, yaptıklarından gurur duyuyor, eski savaş ağaları gibi perde arkasından yönetmeye değil, doğrudan devlet olmaya talip oluyor. En azından açık sözlü.
Nitekim birkaç Palantir eski çalışanı, yakın zamanda Trump yönetiminde görev alarak şirketin devletle bağlarını daha da derinleştirdi. Şirket de tersine, 2023-2024 yılları arasında Temsilciler Meclisi Çin Komünist Partisi Komitesine başkanlık eden ve Amerika’daki Çin etkisine karşı daha sert tepkiler verilmesi çağrısında bulunan eski Wisconsin Kongre Üyesi Mike Gallagher gibi isimleri işe aldı. Gallagher şimdi Palantir’in savunma işlerinin başında.
Karp, potansiyel yatırımcılara Palantir’den hisse almanın, “Batı liberal demokrasisini ve stratejik müttefiklerini desteklemeyi” misyon edinen bir şirketi desteklemek anlamına geldiğini söylüyordu. Silikon Vadisi’nin görece küçük ama teknoloji ile semirmiş şirketlerinin “know-how”ını başta ABD olmak üzere, Batılı devletlere sunma garantisi veriyordu.
2022 yılında Rus tankları Ukrayna’ya girerken, savaşta nükleer tırmanmaya karşı uyarıda bulunuyor ama “kötü zamanların Palantir için iyi olduğunu” kabul ediyordu.
WSJ’nin aktardığına göre Karp, kitabın ana temalarının çoğunu yıllardır savunuyordu, fakat birkaç gelişme onu hepsini bir araya getirmeye itti: Hamas öncülüğünde başlatılan Aksa Tufanı operasyonu, kendisini daha yüksek sesle konuşmaya itmişti. Saldırı haberinin yayılmasından sonraki saatlerde Karp, “ülkenin tepkisini koordine etmeye yardımcı olmak” için Palantir çalışanlarını İsrail’de görevlendirmişti.
Dünyada yeni bir döneme girdiğimizi savunan Karp, yatırımcıların Palantir’e olan ilgisini artıran yapay zeka sistemlerinin, yeteneklerin seviyesini yükselteceğini ve herkesi “benzersiz, yaratıcı bir şeyler yapmaya” zorlayacağını ileri sürüyor.
Bu da bizi, Trump-Musk-Hegseth üçlüsünün Pentagon planlarına getiriyor. Bu konuyu dizinin daha sonraki bölümlerinde ele alacağız.
Amerika
ABD’de tüketim harcamaları azaldı

Geçen ay ABD perakende satışları beklentilerin çok altında kaldı ve %0,6 oranında geriledi.
Bu, dokuz aydır görülen ilk düşüş ve Mayıs 2025’ten bu yana kaydedilen en büyük gerileme.
ABD Ticaret Bakanlığı’nın perakende satış raporu enflasyona göre düzeltilmedi. Dolayısıyla geçen ay olduğu gibi benzin fiyatları düştüğünde, genel satış rakamları da düşer.
Ne var ki bu, düşüşü açıklamak için yeterli değil; çünkü bu faktör hesaba katıldığında bile temmuz ayında satışlar yine de azaldı.
Çevrimiçi alışveriş devi Amazon, bu yıl devasa Prime Day indirim etkinliğini temmuz ayından haziran ayına kaydırdı.
Walmart+ ve Target Circle de haziran ayında üyelere özel indirim etkinlikleri düzenledi.
Wall Street Journal’a göre, mağazasız perakendecilerin (çoğunlukla çevrimiçi mağazalar) satışları haziran ayında %7,7 arttı. Temmuz ayında ise bu rakam %2,2 azaldı.
Enflasyona göre ayarlanmamış temmuz ayı fiyatları, benzin istasyonlarındaki satış düşüşünden etkilendi.
Yakıt fiyatları, ayın ilerleyen günlerinde Hürmüz Boğazı’nda ABD ile İran arasında bir çıkmaza girildiğine dair işaretlerin artmaya başlamasına kadar düşük seviyelerde kaldı. Rapora göre, benzin istasyonlarındaki satışlar geçen ay %0,9 oranında düştü.
Otomobil kulübü AAA’ya göre, benzin fiyatları temmuz ayının son haftasından bu yana yükseliyor ve bir ay önceki 3,85 dolardan bir gecede tekrar artarak galon başına 4,08 dolara çıktı.
Bu rakam, Amerikalıların geçen yılın bu döneminde ödediği fiyattan galon başına 92 sent daha fazla.
Otomobil ve yedek parça satıcılarının satışları, otomobil üreticilerinin promosyon teşviklerinin de etkisiyle haziran ayında kaydedilen %1,9’luk artıştan sonra %1,8’lik bir düşüş yaşadı. Elektronik ve beyaz eşya satışları %0,5 azaldı.
Kısacası, tüketiciler Haziran ayında yüksek meblağlarda kadar alışveriş yaptılar, ardından temmuz ayında, özellikle de Dünya Kupası kutlamaları sona erdiğinde, hareketsiz kaldılar.
Bunun yanı sıra başka gelişmeler de var: Michigan Üniversitesi’nin aylık tüketici anketinin ön sonuçlarına göre, tüketici güveni bu ay yaklaşık %8 oranında düştü.
Dün açıklanan anket sonuçları, tüketicilerin yüksek enflasyonun satın alma güçlerini azaltmaya devam edebileceğinden endişe duyduklarını gösteriyor.
Ayrıca, ABD’de geçen ay beklenmedik bir şekilde 23.000 istihdam kaybedildi ve pandemi dönemi hariç tutulduğunda işgücüne katılım oranı 50 yılın en düşük seviyesinde bulunuyor.
Ek olarak, enflasyon geçen ay düşmüş olsa da yıllık oran hâlâ %3,4 civarında seyrediyor; bu rakam, Fed’in %2’lik hedefinin oldukça üzerinde.
Önümüzdeki haftalarda iktisadi veriler bu şekilde seyretmeye devam ederse, Kevin Warsh ve Federal Rezerv’in diğer üyeleri, eylül ayında yapılacak bir sonraki toplantıda faiz oranlarını muhtemelen sabit tutacaklar.
Amerika
ABD ile Brezilya arasındaki gerilim yükseliyor

İki ülke arasındaki diplomatik gerilim had safhadayken, ABD hükümeti Brezilya Yüksek Mahkemesi yargıcına yönelik yeni yaptırımları gündemine aldı.
Konuya yakın kaynakların Financial Times’a (FT) aktardığına göre, Trump yönetimi, geçen yıl insan hakları gerekçesiyle yaptırım uyguladığı ama daha sonra bu kararı geri aldığı Yargıç Alexandre de Moraes’e karşı yeni önlemler almayı değerlendiriyor.
Washington’un bu yargıca yeniden odaklanması, Latin Amerika’nın en büyük ülkesinde yaklaşan seçimlerin üzerine gölge düşüren ticaret ve siyaset alanlarındaki Brezilya ile arasındaki uçurumu daha da genişletebilir.
De Moraes, bir yıldan biraz fazla bir süre önce Küresel Magnitsky Yasası kapsamında yaptırımlara maruz kalmış ve ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından, Brezilya’nın eski başkanı Jair Bolsonaro’ya yönelik olanlar da dahil olmak üzere “baskıcı bir sansür kampanyası, insan haklarını ihlal eden keyfi gözaltılar ve siyasallaştırılmış kovuşturmalar” ile suçlanmıştı.
Donald Trump’ın müttefiki olan Bolsonaro, darbe planlamak suçundan geçen yıl 27 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
Öte yandan yargıç, eşi ve ailesine ait bir şirkete yönelik yaptırımlar, Trump ile Brezilyalı mevkidaşı Luiz Inácio Lula da Silva arasında yapılan bir görüşme ve telefon görüşmelerinin ardından aralık ayında kaldırıldı.
Konuya yakın ve isminin açıklanmamasını isteyen bir kaynağa göre, ABD’nin de Moraes’e olan ilgisi, kısmen Brezilya’da basın özgürlüğü konusunda tartışma başlatan bir dava nedeniyle yeniden canlandı.
Yargıç, bir Yüksek Mahkeme yargıcı ve ailesiyle ilgili basın haberlerine yönelik soruşturma kapsamında bir gazeteciye ve iki kaynağa yönelik polis baskınlarına izin verdi.
De Moraes, söz konusu bilgilerin yasadışı yollarla elde edilip ifşa edildiğini ve bu durumun yargıcın ailesinin güvenliğini tehlikeye attığını savundu.
Yargıç, birkaç yıl önce Elon Musk ile kamuoyu önünde çatışması ve milyarderin X platformunu Brezilya’da kısa süreliğine engellemesi sonrasında küresel bir ün kazandı.
Destekçileri, onun “Brezilya demokrasisini yanlış bilgi dalgasına karşı korumaya yardımcı olduğunu” söylüyor.
Fakat Trump yönetimi de dahil olmak üzere eleştirmenler, onu ifade özgürlüğü haklarını ihlal eden biri olarak görüyor.
ABD hükümetinin düşüncesine aşina bir kişi, “O, başkanın destekçilerinin peşine düştü. Sadece Elon Musk değil, Brezilya’daki MAGA taraftarlarının da. Brezilya ile iyi ilişkiler kurmak istesek bile, bu adamın bir düşman olduğu açık,” dedi.
Magnitsky yaptırımlarının yeniden uygulanmasının “değerlendirme aşamasında” olduğunu belirten başka bir kişi, bu yaptırımların ABD’de bulunan varlıkların dondurulmasını ve hedef alınan kişilerle iş yapan Amerikan şirketleri ile bireylerine yasak getirilmesini içerdiğini söyledi.
Bir kararın alınıp alınmayacağı veya ne zaman alınacağı net olmasa da, bu tür herhangi bir adım, Amerika kıtasının en kalabalık iki ülkesi arasında tırmanan misilleme sarmalını daha da şiddetlendirecek.
Gerginlikler, bir yıldan fazla bir süre önce Trump’ın Brezilya’ya yüzde 50’lik ticaret gümrük vergisi uygulayarak Bolsonaro aleyhindeki kovuşturmanın düşürülmesini talep etmesiyle patlak vermişti.
Bu gümrük vergisi daha sonra ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edildi.
O zamandan beri yaşanan kısa süreli gerginlik azalması sona erdi ve ABD, temmuz ayında birçok Brezilya ürününe yüzde 25’lik ithalat vergisi uyguladı.
Brezilya, ekim ayında yapılacak seçimlere müdahale endişesiyle geçen ay iki Trump elçisinin ülkeye girişini reddetti. Washington ise bu iddiaları kabul etmiyor.
Dördüncü başkanlık dönemi için yeniden seçilmeye çalışan Lula, ABD’nin hapisteki eski liderin oğlu olan baş rakibi Senatör Flávio Bolsonaro’yu desteklemek için harekete geçebileceğini öne sürdü.
80 yaşındaki başkan, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile de kamuoyu önünde sert sözler alışverişinde bulundu.
Binlerce destekçisi, pazar günü São Paulo’nun sanayi banliyösü São Bernardo do Campo’daki bir stadyumda düzenlenen resmi seçim kampanyası açılışında Lula’yı karşıladı.
Lula, 1970’lerin sonlarında metal işçileri grevlerine öncülük eden bir sendikacı olarak bu bölgede ün kazanmıştı.
Burada yaptığı konuşmada Lula, “Kendileri gibi birinin, kendilerinden farklı birinden daha fazla şey yapabileceğine inanan bu ülkenin çalışan erkek ve kadınlarına teşekkür ediyorum. Hayatta olduğum sürece mücadeleyi bırakmayacağım ve sağın [galip gelmesine] izin vermeyeceğim,” dedi.
Amerika
ABD’de yedi eyalet su planında anlaşamayınca federal yönetim devreye girdi

ABD federal yetkilileri, Colorado Nehri’ne bağımlı yedi eyaletin yeni bir su paylaşım planı üzerinde uzlaşamaması üzerine koruma önlemlerini devreye soktu. The Wall Street Journal’ın haberine göre, yaklaşık 40 milyon kişiye ve 2 milyon hektarı aşkın tarım arazisine su sağlayan nehir havzasındaki rezervler, kuraklık ve aşırı tüketim sebebiyle kritik seviyelere geriledi.
ABD federal yetkilileri, yedi eyaletin yeni bir su paylaşım planı üzerinde uzlaşmaya varamaması üzerine Colorado Nehri’ni korumaya yönelik önlemleri uygulamaya koydu.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre, yaklaşık 40 milyon kişiye ve 2 milyon hektarı aşkın tarım arazisine su sağlayan nehirdeki su rezervleri, kuraklık ve aşırı tüketim nedeniyle tükeniyor.
ABD Islah Bürosu, nisan ayında Colorado Nehri üzerinde, Utah ile Arizona eyaletlerinin sınırında yer alan yapay su havzası Powell Gölü’ndeki su seviyesini yükseltmeyi hedefleyen tedbirleri açıkladı.
Federal kurumlar nehrin yukarısındaki bir rezervuardan göle acil su tahliyesi başlattı ve gölden yapılan planlı su çıkışlarını yüzde 20 oranında azalttı.
Gazetenin aktardığı tahminlere göre bu adım, su seviyesinin hidroelektrik santralinin çalışması için gereken asgari sınırın üzerinde mart ayına kadar tutulmasına olanak tanıyacak; ancak sorun devam ediyor.
Aşağı havza eyaletlerine yüzde 40’lık su kesintisi gündemde
Federal büro, Colorado Nehri’nin suyuna bağımlı yedi eyaletin yeni bir su kullanım planı üzerinde anlaşamaması nedeniyle sürece müdahale etme kararı aldı.
Son 25 yılda aşağı havza eyaletleri olan Arizona, Kaliforniya ve Nevada, yukarı havza eyaletleri Colorado, Utah, Wyoming ve New Mexico’ya kıyasla yaklaşık iki kat daha fazla su tüketti. Tüketimin son yıllarda belirgin biçimde azaltılmasına karşın bu düşüş yeterli olmadı.
Federal yetkililerin yeni planına göre, aşağı havzadaki eyaletlerin su tüketimini belirlenen normlara kıyasla yüzde 40 oranında azaltması gerekebilir.
Eyalet temsilcileri bu plana tepki gösterirken WSJ, yeni önlemlerden ilk olarak ve en çok Arizona’nın etkileneceğini kaydetti.
Kayalık Dağlar’daki kar örtüsünün rekor düzeyde düşük kalması sebebiyle Powell Gölü’ne gelen su akışı belirgin ölçüde geriledi. Bölgedeki kuraklık 2000 yılından bu yana aralıksız sürüyor.
Powell ve Mead göllerindeki su rezervleri de erimeye devam ederken, iki gölün toplam hacmi temmuz ayında 1957 yılından bu yana görülen en düşük seviyeye indi.
Dünya Basını2 hafta önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
Ortadoğu1 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını6 gün önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi
Asya2 hafta önceAlibaba 2,4 trilyon parametreli yapay zeka modeli Qwen3.8-Max’i tanıttı
Dünya Basını2 hafta önceYen müdahalesinin asıl mesajı: Doların rezerv para statüsü artık eskisi kadar güçlü değil
Görüş1 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Rusya2 hafta önceRusya’nın buğday ihracatı temmuzda yüzde 17,7 geriledi










