Bizi Takip Edin

Amerika

SpaceX’in piyasa değeri halka arzdan iki gün sonra 2,5 trilyon doları aştı

Yayınlanma

Elon Musk’ın havacılık ve uzay şirketi SpaceX, NASDAQ borsasındaki ikinci işlem gününde 2,5 trilyon dolar piyasa değerini geride bıraktı. Tarihin en büyük halka arzını gerçekleştiren şirket, toplamda 85,7 milyar dolar fon sağladı.

Elon Musk’ın havacılık ve uzay şirketi SpaceX’in hisseleri, ABD merkezli teknoloji borsası NASDAQ’ta işlem görmeye başlamasının ikinci gününde büyük bir artış kaydetti.

Şirketin toplam piyasa değeri, iki günlük işlem sürecinin ardından 2,5 trilyon dolar sınırını aştı.

ABD borsalarında 12 Haziran’da işlem görmeye başlayan SpaceX (SPCX) hisseleri, 15 Haziran Pazartesi günü yüzde 19,6 oranında değer kazanarak hisse başına 192,42 dolara ulaştı.

Türkiye saatiyle 22:58 verilerine göre yaşanan bu yükseliş, şirketin piyasa değerini ikinci işlem gününde 2,5 trilyon doların üzerine taşıdı. SpaceX, ilk halka arzına (IPO) 1,75 milyar dolar değerleme ile çıkmıştı.

Tarihin en büyük halka arzı olarak kayıtlara geçen süreçte SpaceX, başlangıçta 75 billion dolar kaynak sağladı.

Ardından konsorsiyum üyelerinin ek satış mekanizması kapsamında 83,3 milyon hisselik alım opsiyonunu kullanmasıyla birlikte toplam sağlanan fon miktarı 85,7 milyar dolara yükseldi.

Halka arzda hisse başına fiyatı 135 dolar olarak belirlenen SpaceX, işlem gördüğü ilk günde yüzde 19 değer kazanarak seansı 161 doların hemen altında tamamlamış ve ilk günden 2,1 trilyon dolar piyasa değerine ulaşmıştı.

Bloomberg’in nisan ayındaki haberinde, SpaceX’in halka arz sürecinde 2 trilyon doların üzerinde bir değerleme hedeflediği aktarılmıştı.

Ancak ajansın verilerine göre şirket, danışmanlar ve yatırımcılarla yaptığı görüşmelerin ardından bu beklentisini daha makul bir seviyeye çekmişti.

Şirketin kurucusu Elon Musk, halka arz öncesinde Tesla hisselerinin borsaya girdiği günden bu yana yaklaşık bin kat değer kazandığını hatırlatarak yatırımcıların SpaceX’ten de benzer bir performans beklediğini belirtmişti.

Şirketin bu başarıyı tekrarlaması durumunda piyasa değerinin 1,75 kentilyona (katrilyon) ulaşabileceği hesaplanıyor.

Halka arz öncesinde gelecek planlarını paylaşan SpaceX, sadece uzay fırlatışları ve uydu interneti Starlink alanında değil; yapay zeka odaklı yörünge veri merkezleri, Ay üzerinde endüstriyel altyapı, asteroitlerde madencilik ve Mars’ta yerleşim birimleri kurulması gibi alanlarda da gelişim potansiyeli gördüğünü açıklamıştı.

Yatırımlar ve finansal göstergeler zarar getirmeye devam ediyor

SpaceX, 2025 yılında 18,7 milyar dolar gelir elde ederken, yılı 4,9 milyar dolar net zararla kapattı. 2026 yılının ocak-mart dönemindeki üç aylık süreçte ise şirketin zararı 4,3 milyar dolara ulaştı.

Şirket yönetimi önümüzdeki yıllarda kar elde etmeyi beklemediklerini beyan ediyor. Mevcut durumda Starlink operasyonları kar ve nakit akışı üretirken; roket birimi, Starship projesi ve bünyeye dahil edilen xAI girişimi çok ciddi miktarda yatırım gerektiriyor.

SpaceX’in halka arzı, kurucusu Elon Musk’ı dünya tarihinin ilk trilyoneri yaptı. Bloomberg Musk’ın servetini 1,05 trilyon dolar, Forbes ise 1,1 trilyon dolar olarak tahmin ediyor.

Bloomberg’in aktardığına göre halka arz için başvuran yatırımcılar arasında Suudi Arabistan ve Kuveyt devlet fonları da yer aldı.

Yatırım platformu Hill.com‘un 12 Haziran tarihli verilerine göre, halka arz süreci 4 bin 400’den fazla mevcut ve eski SpaceX çalışanını milyoner yaparken, yaklaşık 400 kişi ise 100 milyon dolar ve üzerinde bir servete kavuştu.

SpaceX’in en büyük hissedarı konumundaki Elon Musk, şirkette yönetim kurulu başkanlığı, genel müdürlük (CEO) ve baş teknoloji sorumlusu (CTO) görevlerini bir arada yürütüyor.

Forbes verilerine göre Musk, şirkette 4,8 milyar adet hisseye sahip olmasının yanı sıra, kullanım fiyatı hisse başına 8,4 dolar olan 350 milyon adet hisse senedi opsiyonunu da elinde bulunduruyor.

Amerika

ABD’de enflasyon hesaplama yöntemi değiştirildi

Yayınlanma

Federal Rezerv’in (Fed) başlıca enflasyon göstergesi olarak kullandığı metodolojide yapılan değişiklikler, bu yılın ilerleyen dönemlerinde rakamların birkaç birim daha iyi görünmesini sağlayacak gibi görünüyor.

Bu değişiklikler teknik açıdan tamamen meşru gibi görünüyor ve Kişisel Tüketim Harcamaları (PCE) Fiyat Endeksi’nin zaman içinde genel fiyat dinamiklerini daha iyi yansıtmasını sağlaması hedefleniyor.

Fakat Axios’a göre istatistik kurumlarının bağımsızlığının saldırı altında olduğu ve Fed’in beş yıldır enflasyon hedefini aşmış olduğu bu gergin dönemde, bu durum pek de iyi bir izlenim bırakmıyor.

PCE enflasyon göstergesini hesaplayan Ekonomik Analiz Bürosu, geçen ayın sonlarında üç alt kategoride fiyat değişikliklerinin hesaplanma yöntemine ilişkin değişiklikleri duyurdu.

Portföy yönetimi ve yatırım danışmanlığı hizmetleri, bilgisayar yazılımı ve aksesuarları ile hukuk hizmetleri için fiyat hesaplamalarında değişiklik yapılacak.

Bu değişiklikler, 30 Eylül’de yayınlanacak veri revizyonlarına dahil edilecek.

Analistler, bu değişikliklerin enflasyon rakamlarını nasıl etkileyeceğini modellemeye devam ediyorlar.

Genel kanı, bu değişikliklerin çekirdek PCE enflasyonunu yaklaşık 0,2 puan düşüreceği yönünde.

Çekirdek PCE enflasyonu, mayıs ayında sona eren 12 aylık dönemde %3,4 olarak gerçekleşti ve Mart 2021’den bu yana her ay Fed’in %2’lik hedefinin üzerinde seyrediyor.

Axios’a göre bu değişikliklerin arkasında bazı sağlam teknik nedenler yatıyor. Örneğin, mevcut portföy yönetimi ücret ölçütü, temel fiyatlar ve enflasyon eğilimlerini yansıtmaktan ziyade, genellikle sadece borsanın son dönemdeki performansını yansıtma eğiliminde.

Örneğin, bir kişi sabit %1 portföy yönetimi ücreti ödüyorsa ve portföyü %20 değer kazanırsa, bu durum varlık yönetimi hizmetlerinde %20’lik bir fiyat artışı olarak kaydediliyor.

Eski Fed guvernörü Stephen Miran, aralık ayında yaptığı bir konuşmada, “Tüketilen hizmet miktarındaki artış olarak kaydedilmesi gereken şey, bunun yerine fiyat artışı olarak kaydediliyor,” demişti.

Miran, Fed’in iktisatçıları Alessandro Barbarino ve Anthony M. Diercks ile birlikte, mayıs ayında yayınlanan bir makalede bilgisayar yazılımı ve aksesuarlarının ölçümündeki eksiklikleri ortaya koydu.

Söz konusu sorunlar arasında taşınabilir bellek cihazlarının, video oyunlarının ve diğer teknoloji ürünlerinin nasıl sayıldığı yer alıyor.

Öte yandan son teknik değişiklikleri, bunların ortaya çıktığı genel bağlamdan ayırmak zor.

Bir yıldan daha kısa bir süre önce, Başkan Donald Trump, zayıf bir istihdam raporunun ardından Çalışma İstatistikleri Bürosu başkanını görevden almıştı ve onun yerine atadığı ilk aday, yeterince nitelikli olmadığı gerekçesiyle geniş çapta eleştirilmişti.

Senato’da adaylığı halen değerlendirilmekte olan Brett Matsumoto ise daha geniş bir destek topladı.

Trump’ın Fed’den faiz indirimi talepleri göz önüne alındığında, enflasyon verilerini daha iyi gösterecek değişikliklerin zamanlaması, teknik gerekçeler mantıklı olsa bile komplo teorisyenlerine malzeme sunuyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’li bankalar kart komisyonu sınırını aşmak için toplandı

Yayınlanma

ABD’nin en büyük bankaları, kart komisyonlarındaki yasal sınırlamaları aşmak amacıyla finansal teknoloji şirketi Fiserv’e ait bir ağı satın almak üzere ön görüşmeler gerçekleştirdi. Düzenleyici kurumların ve yasaların baskısından çekinen bankaların bu adımı, ödeme sistemleri sektöründe büyük bir değişimin işareti olarak değerlendiriliyor.

ABD bankacılık sektörünün en büyük oyuncuları arasında yer alan JPMorgan Chase, Bank of America, Wells Fargo ve PNC, devlet tarafından uygulanan debit kartı komisyon sınırlarını aşmak amacıyla finansal teknoloji firması Fiserv bünyesindeki bir ağı satın almak üzere ön görüşmeler gerçekleştirdi.

The Wall Street Journal gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı habere göre, taraflar arasında ön temaslar kuruldu.

Görüşmelere katılan kaynaklar, bazı bankaların bu satın almanın gerçekleşme ihtimalini şimdiden düşük bulması nedeniyle anlaşmanın henüz kesinleşmediğini aktardı.

Kaynaklar, bankacılık yetkililerinin böyle bir hamlenin kanun yapıcılar, düzenleyici kurumlar ve perakendeciler nezdinde ters tepki yaratmasından endişe duyduğunu ifade etti.

Söz konusu satın alma girişiminin henüz başlangıç aşamasında kalması bile bankaların ödeme sistemleri alanında rekabet avantajı elde etme arayışının ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

Ödeme sektörü, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin kripto para birimlerini ve diğer yeni teknolojileri teşvik eden politikaları eşliğinde yapısal bir değişimden geçiyor.

ABD mevzuatında yer alan ve Dodd-Frank Finansal Reform Yasası’nın bir parçası olan Durbin Düzenlemesi, büyük bankaların harici ağlar üzerinden yapılan debit kartı işlemlerinde üye iş yerlerinden tahsil edebileceği komisyon oranlarına katı sınırlar getiriyor.

Ancak yasal çerçeveye göre, işlemlerin gerçekleştirildiği ağın doğrudan bankanın mülkiyetinde olması durumunda bu komisyon sınırlaması uygulanmıyor. Dev bankaların Fiserv ağına ilgi göstermesinin temelinde bu yasal istisnanın yattığı belirtiliyor.

Finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler de bu olası ortaklığı tetikleyen unsurlar arasında bulunuyor.

Hedefteki finansal teknoloji şirketi Fiserv’ün hisselerinin geçen yıla kıyasla yaklaşık yüzde 70 değer kaybetmesi, şirketi büyük bankalar için uygun maliyetli bir devralma hedefi haline getiriyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Brezilya, ABD’den işgal girişimi bekliyor

Yayınlanma

Brezilya Dışişleri Bakanı Mauro Vieira, ABD’nin Brezilyalı suç örgütlerini yabancı terör örgütü olarak tanımasının ardından ülkede askeri güç kullanma olasılığının bulunduğunu bildirdi. Kararın organize suçla mücadeleye katkı sağlamayacağını belirten Brezilya hükümeti, ABD’nin bölgedeki askeri müdahalelerine yönelik endişelerini dile getirdi.

Brezilya Dışişleri Bakanlığı, Washington yönetiminin ülkedeki organize suç örgütlerini yabancı terör örgütü olarak tanımasının ardından ABD’nin Brezilya topraklarında askeri güç kullanma olasılığının bulunduğunu açıkladı.

CNN Brasil’in milletvekillerinin soru önergelerine verilen resmi yanıta dayandırdığı habere göre, Brezilya Dışişleri Bakanı Mauro Vieira tarafından imzalanan belgede, “Birleşik Devletler’in Brezilya topraklarında askeri güç kullanma olasılığı bulunmaktadır” ifadesi yer aldı.

Milletvekillerinin soru önergeleri, ABD’nin Brezilya merkezli Primeiro Comando da Capital (PCC) ve Comando Vermelho (CV) adlı suç gruplarını yabancı terör örgütü ilan etme kararıyla ilişkili süreci kapsıyor.

ABD’de 11 Eylül 2001 terör saldırılarının ardından dönemin Başkanı George W. Bush tarafından çıkarılan kararnameye dayanan yabancı terör örgütü statüsü, ABD Kongresinin onayını gerektirmiyor. Bu statü, ilgili yapıların ABD kişi veya kuruluşlarının kontrolü altındaki tüm varlıklarının ve çıkarlarının dondurulmasını öngörüyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, mayıs ayında konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “CV ve PCC, Brezilya’daki en vahşi suç örgütlerinden ikisidir. Birlikte binlerce üyeyi yönetiyor; Brezilyalı polis memurlarına, devlet görevlilerine ve sivillere yönelik acımasız saldırılar düzenliyorlar. Etkileri ve yasa dışı ağları Brezilya sınırlarının çok ötesine, tüm bölgemize ve ülkemize kadar uzanmaktadır” dedi.

Rubio, Beyaz Saray’ın ABD’yi ve ulusal güvenlik çıkarlarını korumak için “mevcut tüm araçları” kullanmaya devam edeceğini vurguladı.

Brezilya Dışişleri Bakanlığı belgesinde ise ABD’nin bu sınıflandırmasının organize suçla mücadelede iki ülke arasındaki uluslararası işbirliğine somut bir fayda sağlamayacağı kaydedildi.

Bakanlık, diplomatik kanallar aracılığıyla Brezilya hükümetinin kamu güvenliğine ve organize suçla mücadeleye verdiği önceliği göstermeye çalıştığını, bu mücadelede uluslararası işbirliğinin gerekliliğini vurguladığını aktardı.

Öte yandan bölgedeki güvenlik hareketliliği, ocak ayı başında ABD özel kuvvetlerinin Karakas’ta düzenlediği operasyonla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini kaçırmasıyla yeni bir aşamaya ulaştı.

Yaklaşık 2 saat 20 dakika süren operasyonun ardından Maduro çifti uyuşturucu terörizmi, uyuşturucu kaçakçılığı ve yasa dışı silah bulundurmakla suçlandı. Karakas yönetimi yaşananları askeri saldırganlık olarak nitelendirirken operasyon sırasında ve sonrasındaki süreçte 100 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

ABD’de ocak ve mart aylarında hakim karşısına çıkarılan Maduro ise hakkındaki suçlamaları reddetti.

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, The New York Times gazetesi için kaleme aldığı makalede, Maduro’nun yakalanmasının ABD’nin Güney Amerika ülkelerine yönelik ilk askeri saldırısı olduğunu belirtti.

Lula, “Bu tür uygulamaların Latin Amerika ve Karayipler’e yayılması özellikle endişe verici. 200 yılı aşkın bağımsızlık tarihinde, Amerikan askerleri geçmişte bölgeye müdahale etmiş olsa da Güney Amerika ilk kez Birleşik Devletler’in doğrudan askeri saldırısına maruz kaldı” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English