Avrupa
AB, Trump’ın Ukrayna görüşmelerini tek başına yürütmesinden endişeli

Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri, ABD Başkanı Trump’ın Ukrayna’daki çatışmanın çözüm sürecini yeniden kendi kontrolüne almasından ve AB ülkelerini devre dışı bırakarak Rusya ile doğrudan müzakerelere başlamasından endişe duyuyor. Politico’nun Avrupalı yetkililere dayandırdığı habere göre, Fransa’daki G7 Zirvesi ve Trump’ın son telefon diplomasi trafiği bu kaygıları artırdı.
Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’daki çatışmanın çözüm sürecini yeniden bizzat kendi kontrolü altına almasından ve Avrupa Birliği ülkelerinin aktif katılımı olmadan Rusya ile müzakerelere başlamasından endişe ediyor.
Politico’nun Avrupalı yetkililere dayandırdığı haberine göre, Avrupa liderlerinin bu konudaki endişeleri, İran ile varılan anlaşmanın tamamlanmasının ardından daha da güçlendi.
Politico, Trump’ın artık yeniden Ukrayna meselesine odaklanmak istediğini belirtiyor. ABD Başkanı, Fransa’da düzenlenen G7 Zirvesi sırasında, Ukrayna’daki çatışmanın çözümüne yönelik çabaları yoğunlaştırmayı umduğunu ifade etmişti.
Politico’ya konuşan Avrupa diplomatik çevrelerindeki kaynaklar, Washington’ın Moskova ile müzakere sürecini tek başına yürütmeye çalışabileceğini, bunun da Avrupa ülkelerinin Ukrayna konusunda ortak bir tutum oluşturma üzerindeki etkisini zayıflatabileceğini düşünüyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ise barışçıl bir çözüme ulaşılması için ABD’nin katılımının vazgeçilmez bir koşul olduğunu defalarca dile getirmişti.
G7 Zirvesi’nde Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesi ve genişletilmesi çağrısında bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Birliği’nin Kiev’in bu yıl ve önümüzdeki yıl için mali ihtiyaçlarının yaklaşık üçte ikisini şimdiden karşıladığını belirtti ve ortaklardan ek katkı beklediklerini kaydetti.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da çözüm için yapılacak gelecekteki müzakerelerin Ukrayna ve Rusya’nın yanı sıra Avrupa ile ABD temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilmesi gerektiğini beyan etti.
Politico’nun aktardığına göre, Avrupa ülkeleri ile Trump yönetimi arasında Moskova ile yapılacak müzakerelere yönelik yaklaşımlar konusunda görüş ayrılıkları devam ediyor.
AB, Rusya’ya yönelik yaptırımların sıkılaştırılmasını ve Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesini savunurken, Washington’ın bu konulardaki tutumu daha az netlik taşıyor.
Avrupa tarafı ayrıca, Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Zelenski ile yaptığı son telefon görüşmelerinden de endişe duyuyor; zira bu görüşmelerin ardından ABD lideri, barış sürecinde ilerleme kaydedilmesi için fırsatlar gördüğünü açıklamıştı.
Avrupalı ve Ukraynalı temsilciler, ABD’yi ortak bir müzakere hattına bağlı kalmaya ve Kiev’in toprak tavizi vermesini öngörebilecek kararlara izin vermemeye ikna etmeyi umuyor.
Haziran ayı başında Zelenski, Putin’e açık bir mektup göndererek çatışmayı sonlandırmak için doğrudan ikili diyalog başlatılmasını teklif etmişti.
Zelenski, iki ülke liderinin İsviçre, Türkiye ya da Arap dünyasındaki ülkelerden biri gibi tarafsız bir platformda müzakere yürütebileceğini belirtmişti. Rus lider ise Zelenski’nin mektubunun “saygısızlık unsurları” içerdiğini savunmuş ve yazarla yapılması öngörülen görüşmeye ilişkin soruya, “Şimdilik bir anlam görmüyorum” yanıtını vermişti.
Rusya Devlet Başkanı, Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF) kapsamında gazetecilerle yaptığı görüşmede, bir barış anlaşması imzalanması durumunda Rusya’nın, Ukrayna’nın başında barış anlaşması imzalamaya yetkili, meşru bir lider görmek isteyeceğini vurgulamıştı.
Bu açıklamadan iki gün önce, Putin ile Trump arasında yaklaşık bir saat süren bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmişti.
Bu görüşmede ABD Başkanı, barışçıl bir çözüme ulaşılması için Ukrayna ve Avrupa ülkelerini etkilemeye hazır olduğunu ifade etmişti.
Putin ise Trump’a, Zelenski’nin görüşmek istemesi halinde kendisini Moskova’da beklediklerini teyit etmişti.
Trump, Putin ile yaptığı bu görüşmenin ardından Ukrayna lideriyle de yaklaşık 30 dakika süren bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiş ve her iki görüşmeyi de “çok iyi” olarak nitelendirmişti.
Fransa’da 15-17 Haziran tarihleri arasında düzenlenen G7 Zirvesi’nde katılımcılar, Ukrayna’daki çözüm sürecine yönelik ortak bir yaklaşım geliştirmeye odaklanmayı planlıyor.
Zirveye üye ülkelerin liderlerinin yanı sıra Zelenski de davet edildi. Ukrayna Devlet Başkanı daha önce yaptığı açıklamada, zirvede ABD ve Fransa cumhurbaşkanlarının da bulunacak olması nedeniyle Putin ile bu etkinlikte bir araya gelmeye hazır olduğunu belirtmişti.
Bu gelişmeler yaşanırken Rusya tarafı, ABD Başkanı’nın temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın ülkeye gelmesini bekliyor.
Temsilcilerin Moskova ziyaretinin amaçlarına ilişkin detaylar henüz açıklanmadı ancak Amerikan özel temsilcilerinin daha önceki ziyaretleri stratejik istikrar ve Ukrayna’daki çözüm konularının ele alınmasıyla ilişkiliydi.
Witkoff ve Kushner, bir hafta önce de Zelenski ile telefon görüşmesi gerçekleştirmişti.
Avrupa
AfD-CDU işbirliği: Nazi kurbanları için “tökezleme taşı” yapılmayacak

Doğu Almanya’daki Heidenau kasabasında Nazilerin kurbanlarına adanmış “tökezleme taşı” anıtları AfD-CDU işbirliği ile yasaklandı.
Tartışmanın odağında, Heidenau belediye meclisi tarafından 25 Eylül’de kabul edilen ve “Stolperstein” adı verilen bu tür anıtların kaldırımlara yerleştirilmesini “saygısızlık” olarak nitelendirerek durdurmayı ve bunun yerine kasabanın Kuzey Mezarlığı’nın kullanılmasını öngören bir önerge yer alıyor.
Yere gömülü, üzerine yazıt işlenmiş küçük pirinç “tökezleme taşları”, yayaların durup eski sakinlerin kaderini düşünmelerini sağlamayı amaçlıyor.
Projenin web sitesine göre, şu anda Avrupa genelinde, çoğunluğu Almanya’da olmak üzere 1.860 belediyede 116.000 adet bu tür taş bulunuyor.
Heidenau’daki anıt taşlarının yerleştirilmesini engelleme girişimi, Hıristiyan Demokratlar (CDU) ile Almanya için Alternatif (AfD) partisi tarafından ortaklaşa desteklendi.
Kasabanın şu anki belediye başkanı Conny Örtel, bağımsız bir politikacı.
AfD, genel olarak Almanya’nın Holokost anma kültürüne karşı çıkmasıyla tanınıyor. Komşu Thüringen eyaletinde partiye liderlik eden Björn Höcke, bir keresinde Berlin’deki Holokost anıtını, Alman gururunu zedeleyen bir “utanç anıtı” olarak nitelendirmişti.
Öte yandan, azınlıkta da olsa bazı Yahudiler, anıtların üzerine basılabileceği ve yapraklar ya da çöplerle kaplanabileceği yerlere dikilmesinin saygısızlık olduğunu öne sürerek anıtlara karşı çıkıyor. Bu kişiler, taşların ayrıca vandalizmin hedefi olduğunu da belirtiyor.
Ne var ki, Münih’te taşların yerleştirilmesine başarıyla karşı çıkan Charlotte Knobloch’a göre Heidenau’daki önerge kurbanlar için değil; daha ziyade Almanya’nın anma kültürünü bastırmak için “AfD’li aşırılıkçıların şeffaf bir manevrası.”
Holokosttan sağ kurtulan Knobloch, “Heidenau’da şu anda olduğu gibi, anma yerlerini şehir siluetinden kaldırmak kesinlikle yanlış bir yaklaşım,” dedi.
Saksonya eyaletindeki Heidenau, projeye karşı harekete geçen ilk kasaba değil. Bavyera’daki Münih şehri, Knobloch’un yanında yer alarak, kamusal alanlarda bu taşların yerleştirilmesine izin vermemeyi 2004 yılında oylamıştı.
Kuzey Ren-Vestfalya’daki Pulheim şehrinde proje 2011’de engellenmişti ama belediye sonunda kararını değiştirdi ve 2022’de ilk yerleştirmelerin yapılmasına izin verdi.
Stolpersteinlerin ilginç bir yönü, hem ulusal gururu zedelediğini düşünen Almanya’nın sağcıları hem de kurbanların anısını yeterince yüceltmediğini düşünen bir Yahudi azınlık tarafından karşı çıkılması.
Belediye meclisinin bu kararı, AfD’nin ülke çapındaki seçimlerde destek kazanmaya devam ettiği bir dönemde geldi.
Partinin Heidenau’daki projenin yasaklanmasına verdiği destek, Holokost’un resmi kamu anma etkinliklerinin bastırılmasına yönelik olası adımlara ilişkin endişeleri tetikledi.
Cuma günü basına yaptığı açıklamada Knobloch, CDU’nun bu hamleyi “desteklemeye yanaşmasına” “dehşete düştüğünü” ekledi ve “Demokratik merkez, bu konuda kendine geri dönmeli ve daha iyi bir çözüm bulmalı,” dedi.
Avrupa
İngiltere, demiryolu işletmecisi Avanti West Coast’u kamulaştıracak

İngiltere hükümeti, ülkenin en büyük demiryolu işletmecilerinden Avanti West Coast şirketini Mart 2027’de kamulaştıracağını duyurdu. Karar, yüksek bilet fiyatları, gecikmeler ve ülke ortalamasının iki katına çıkan sefer iptallerinin ardından geldi. Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, kamu denetimiyle güvenilir bir demiryolu ağı inşa etmeyi hedeflediklerini açıkladı.
İngiltere hükümeti, ülkenin en büyük demiryolu işletmecilerinden Avanti West Coast şirketini Mart 2027’de kamulaştıracak.
Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, X sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, “Avanti West Coast şirketinin demiryolu taşımacılığı hizmetlerini ilk fırsatta kamulaştıracağımızı yarın konferansta duyuracağım. Birleşik Krallık’ın güvenebileceği bir demiryolu inşa ediyoruz” dedi.
Alexander, The Times gazetesine verdiği mülakatta da Londra ile Manchester arasındaki hattaki hizmet kalitesinin uzun süredir memnuniyetsizlik yarattığına dikkat çekti. Bakan Alexander, şirketin kamu mülkiyetine geçmesiyle yolcuların “farkı hissetmeye başlayacaklarını” söyledi.
Avanti West Coast, Londra, Birmingham, İngiltere’nin kuzeybatısı ve Glasgow arasındaki ana güzergahta sefer düzenleyen, ülkenin en büyük şehirlerarası taşımacılık şirketleri arasında yer alıyor.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham da Avanti West Coast şirketini güvenilmezlik, sefer iptalleri ve yüksek bilet fiyatları nedeniyle defalarca eleştirdi.
The Times gazetesinin haberine göre hükümet, sözleşme süresinin sona ermesiyle şirketi Mart ayında kamu mülkiyetine geçirmeyi planlıyor.
Avanti West Coast, bu yaz İngiltere genelinde sefer iptal oranı en yüksek şirket oldu. Şirketin iptal oranı, ülke ortalamasının iki katına ulaştı.
Birleşik Krallık’ın en yoğun demiryolu hattında zamanında varış oranları da geriledi.
Beş yıl önce trenlerin yaklaşık yüzde 60’ı varış noktasına vaktinde ulaşıyordu.
Şirket bir yıl içinde rötarlar nedeniyle yapılan 1,4 milyondan fazla tazminat başvurusunu onayladı. Bu sayı, 2019 yılına kıyasla yaklaşık 1 milyon artış gösterdi.
İngiliz demiryolları büyük oranda 1990’lı yılların ortalarında özelleştirildi. Yolcular, o tarihten bu yana hizmet kalitesinin düştüğünü, bilet fiyatlarının ise yükseldiğini savunuyor.
Bu olumsuz değişimler, Birleşik Krallık hükümetini yeniden kamulaştırma adımlarını başlatmaya sevk etti.
Kamulaştırma süreci fiilen başlamış durumda. 2024 yılı itibarıyla altı yolcu taşımacılığı imtiyazı kamu mülkiyetine geçmiş vaziyette.
Avrupa
ASML uyardı: İhracat kısıtlamaları Çin’i güçlü bir rakibe dönüştürür

ASML Genel Müdürü Christophe Fouquet, Batı’nın ihracat kısıtlamalarının Çin’i kendi yerli teknolojisini üretmeye teşvik ederek güçlü bir rakip yaratacağını söyledi. Hollandalı şirketin yöneticisi, ABD’nin Avrupa’ya gelişmiş sistemlerin sevkiyatını durdurması yönünde baskı kurduğu bir dönemde aşırı kısıtlamaların hedeflenenin aksi sonuçlar doğuracağını savundu.
Batılı ülkelerin uygulamaya koyduğu ihracat kısıtlamaları, hedeflenenin tam aksine sonuçlar doğurabilir ve gerekli ürünlere erişimi kesilen müşterileri kendi teknolojilerini geliştirerek Batı’ya rakip olmaya zorlayabilir.
Financial Times gazetesine konuşan Hollandalı çip ekipmanı üreticisi ASML’nin Genel Müdürü Christophe Fouquet, ABD’nin şirketin Çin’e yönelik sevkiyatlarını sınırlandırması için Avrupa üzerinde kurduğu baskıya dikkat çekti.
Bu baskı, silikon plakalar üzerine en hassas ve karmaşık devreleri basmak amacıyla 13,5 nanometre dalga boyuna sahip aşırı ultraviyole ışık kullanan EUV litografi teknolojisine dönük ihracat kontrollerini de kapsıyor. Bu gelişmiş mikroelektronik pazarında ASML yalnızca Amerikan şirketlerinin gerisinde kalıyor.
Fouquet açıklamasında, “Belirli teknolojilerin meşru ve somut gerekçelerle sınırlandırılabileceğini anlıyoruz; ancak aşırıya kaçarsak ulaşmak istediğimiz hedefin tam zıddı sonuçlarla karşılaşırız” dedi.
ASML yöneticisine göre bu tür engeller Çin için bir yenilik motivasyonuna dönüşüyor:
“Aşırı kısıtlamalar çaresizlik doğurur. Çaresizlik ise insanların kendi geliştirdikleri sistemleri hızlandırmaları ve nihayetinde güçlü birer rakip haline gelmeleri yönünde muazzam bir iştah yaratır.”
Yarı iletken imalatında kullanılan litografi sistemlerinin üretiminde uzmanlaşan ASML Holding, Avrupa’nın en değerli halka açık şirketi konumunda.
Piyasa değeri yaklaşık 588 milyar euro seviyesinde olan ASML’yi, 217,4 milyar euroluk piyasa değeriyle Siemens takip ediyor.
Şirket, yapay zeka çiplerine yönelik ekipman talebinin artmasıyla 2026 yılında Avrupa’nın zirvesine yerleşti.
ABD Başkanı Donald Trump ise ülkesinin yapay zeka alanında Çin’in 1 ila 1,5 yıl önünde olduğunu savunuyor.
Trump, “Muhtemelen Çin’in bir ya da bir buçuk yıl ilerisindeyiz. Üçüncü sırada kimse yok. Yalnızca biz ve Çin varız. Oldukça geniş bir farkla lider durumdayız” ifadelerini kullandı.
Yapay zeka yarışını kazanan tarafın küresel arenada belirleyici üstünlük elde edeceğini dile getiren Trump, Anthropic yöneticisi Dario Amodei ve OpenAI CEO’su Sam Altman gibi sektör liderlerinin teknolojinin hızlı gelişimine dair risk uyarılarının kendisini “endişelendirmediğini” söyledi.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD ziyareti ve Trump ile temaslarının ardından Beyaz Saray, Washington ve Pekin’in “süper zeka” kaynaklı tehditleri ele almak üzere özel bir iletişim kanalı kuracağını duyurdu.
Asya2 hafta önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Milanovic: Küresel neoliberalizm bitti, yeni bir evreye geçtik
Amerika2 hafta önceBannon ile Sanders, yapay zekaya karşı bir araya geliyor
Rusya2 hafta önceFransa, Rus milyarder Usmanov için AB yaptırımlarının kalkmasını istedi
Avrupa2 hafta önceWolfgang Streeck: Oyun zamanı sona erdi, durum ciddi
Rusya2 hafta önceRusya, Ermenistan’a doğalgaz iletimini 10 gün süreyle askıya alıyor
Asya2 hafta önceSingapur, bürokraside “liyakat” için siyasetçilere milyonlar ödüyor
Rusya2 hafta önceWSJ: Rusya ucuz silah üretiminde ABD ve Ukrayna’yı geride bıraktı










