Bizi Takip Edin

Diplomasi

AI çılgınlığı gelişmekte olan ülkeleri borç batağına sürükleyebilir

Yayınlanma

Yeni bir Dünya Bankası raporu, yapay zekanın (AI) küresel ekonomiyi yeniden şekillendirmeye başladığı bir dönemde gelişmekte olan ülkelerin büyük bir kısmı için uyarılarda bulundu.

COVID-19 salgını, Ukrayna savaşı ve şimdi de İran savaşı gibi bir dizi sarsıntı, dünyanın en yoksul ülkelerini özellikle sert bir şekilde sarstı.

Bu ülkeler, AI kaynaklı verimlilik ve harcama süper döngüsünden yararlanmak için yeterince hazırlıklı olmama riskiyle karşı karşıya.

Dünyanın en yoksul ülkeleri, bu döneme borç yükü, zayıf yatırımlar ve yıllardır durgunlaşmış kalkınma ile girecek ve bu kazanımlardan pay alabilmek için gerekli altyapı ve becerileri geliştirme kapasiteleri çok sınırlı olacak.

Daha kısa vadede, Dünya Bankası küresel büyüme tahminini 2025’teki %2,9’dan bu yıl %2,5’e düşürdü.

Rapor ayrıca İran savaşının dalga etkileri finansal piyasaları bozacak kadar uzun sürerse büyümenin %1,3’e gerileyebileceğini belirtti.

Dünya Bankası baş ekonomisti Indermit Gill, kurumun küresel görünüm raporunda, “2020’lerin ilk yarısı artık geride kaldı ve bu on yılın çoktan kaybedilmiş olması muhtemel. Fakat 2030’lar henüz kaybedilmiş değil,” diye yazdı.

Gill şöyle devam etti:

“Şu anda bir araya gelen iktisadi güçler… önümüzdeki on yılda dönüştürücü bir ilerlemeyi tetikleyecek kadar güçlü.”

Ne var ki Gill, gelişmekte olan ekonomilerin bu teknolojiden yararlanmak için gerekli koşullara sahip olmaması halinde “yapay zeka devriminin zengin ve yoksul ülkeler arasındaki uçurumu daraltmak yerine daha da genişletebileceği” uyarısında bulundu.

Bankanın iktisatçıları, birçok gelişmekte olan ekonominin AI teknolojisinden tam olarak yararlanmak için gerekli olan bilgi işlem altyapısı, teknik uzmanlık ve yerel dilde verilere sahip olmadığını belirtti.

Raporda şöyle deniyor:

“Gelişmekte olan ekonomiler, küresel veri merkezi kapasitesinin dörtte birinden azını oluşturuyor. Dünyanın en yoksul 24 ekonomisi ise bu kapasitenin yüzde 1’inin onda birinden azını oluşturuyor.”

Bankanın tahminine göre, gelişmekte olan ve yeni ortaya çıkan piyasalardaki büyüme bu yıl %3,6’ya gerileyecek ve kişi başına gelir artışı, pandemiden bu yana en düşük seviyeye inecek.

Grubun uzun vadeli tahminine göre ise yapay zeka, temiz enerji yatırımları ve daha sıkı bölgesel ticaret bağlarıyla birlikte, nihayetinde bu gidişatı tersine çevirebilir, verimliliği artırabilir ve 1970’lerden bu yana en refah dolu on yılın zeminini hazırlayabilir.

Dünya Bankası, tekrarlanan şokların gelişmekte olan ülkelerin büyük bir kısmına şimdiden on yıllık bir ilerleme kaybına mal olduğunu savunuyor.

2030’lu yıllara ilişkin iyimser tahminleri, 2020’li yıllardaki krizlerle zayıflayan ülkelerin, bir sonraki büyüme dönemini şekillendirecek gibi görünen teknolojilere ve yatırımlara hâlâ hazırlanabilmeleri durumunda gerçekleşebilir.

Diplomasi

NATO üyeleri, ABD’li şirketlerle bir dizi füze anlaşması imzalayacak

Yayınlanma

Bugün düzenlenecek NATO Savunma Sanayii Forumu’nda imzalanması planlanan bir dizi anlaşma, ABD tasarımı silah sistemlerinin bir kısmının üretim ve bakımını Avrupa’ya kaydıracak.

POLITICO’nun elde ettiği planlama belgelerine göre bu anlaşmalar, ABD’li şirketlerin iş hacmini artırmanın yanı sıra, Avrupa’nın kilit silah sistemlerine daha fazla erişimini sağlamayı da amaçlıyor.

Paket, FIM-92 Stinger kısa menzilli hava savunma füzeleri ile ilgili Avrupa’daki üretim faaliyetlerini, Raytheon’un AIM-120C-8 AMRAAM füzelerinin Avrupa’daki üretimini genişletmeye yönelik bir fizibilite çalışmasını ve Patriot hava savunma sistemlerinde kullanılan PAC-3 önleme füzeleri için bir Avrupa bakım tesisini içeriyor.

Her bir girişimde yer alan ülkeler farklılık gösteriyor. Belgelere göre, Stinger füzeleri konusunda Almanya ve Hollanda, NATO Destek Ortaklığı Komitesi ve ABD ile işbirliği yaparak, RTX tarafından üretilen omuzdan ateşlenen füzeler için Avrupa’da üretim kapasitesi oluşturacak.

Anlaşma kapsamında ABD, nihai satışları kontrol etmesine olanak tanıyan yabancı askeri satış şartlarını korurken, Avrupa’da üretime izin verecek.

AMRAAM girişimi kapsamında Belçika, Kanada, Finlandiya, Almanya, Hollanda ve Norveç yer alırken, bir ülkenin daha katılımı henüz kesinleşmedi.

Amaç henüz bir üretim sözleşmesi değil, Avrupa’da AIM-120C-8 füzesinin üretimini genişletmeye yönelik bir fizibilite çalışması için niyet beyanı.

ABD’nin NATO serzenişlerinin kısa tarihi

Bir ABD’li yetkilinin katılımcı ülkeleri imzaya davet etmesi beklenirken, üst düzey bir Alman silahlanma yetkilisinin de kısa bir açıklama yapması planlanıyor.

Almanya, Hollanda, Polonya, İsveç ve ABD’nin ayrıca Lockheed Martin ile Avrupa’da bir PAC-3 bakım tesisi kurulmasına yönelik başka bir niyet beyanını imzalaması bekleniyor.

Bir başka girişim ise Lockheed Martin-Rheinmetall ile bağlantılı Kara Kuvvetleri Taktik Füze Sistemi (ATACMS) üretimini kapsıyor.

Belgelerde bu konunun bir imza töreni değil, fotoğraf çekimi fırsatı olarak tanımlandığı belirtiliyor fakat Washington’un zirve sırasında bir bildiri yayınlama imkânı gördüğü de not ediliyor.

300 kilometre menzile sahip ATACMS, Ukrayna’daki savaşta hayati bir rol oynadı.

POLITICO’ya göre bu duyurular, müttefiklerin füze savunma stoklarını hızla yeniden oluşturma çabalarını vurguluyor.

Bu stoklar, ABD’nin İran’la savaşı sırasında ciddi şekilde tükendi ve Ukrayna’nın da acil olarak ihtiyaç duyduğu stoklar.

Füze paketi, bugünkü sektör forumunda da ele alınması beklenen, “Tedarik Koalisyonları” adlı daha geniş kapsamlı ABD öncülüğündeki bir girişimin bir parçası.

Zirve programında Belçika, Kanada, Almanya, İspanya, Estonya, Finlandiya, İtalya, Hollanda, Norveç, İsveç, Birleşik Krallık ve ABD’nin yanı sıra Kongsberg, Raytheon ve Boeing gibi savunma şirketlerinin isimleri de yer alıyor.

POLITICO’nun elde ettiği bu girişime ilişkin ayrı bir değerlendirmede, Washington’un bu projeyi, çok sayıda AB girişiminin “gölgesinde” Avrupa savunma pazarında kilit bir ortak olarak konumlanmak için kullandığı belirtiliyor.

Brüksel, savunma finansmanında giderek artan bir rol oynuyor ve Amerikan şirketleri, pazara erişimlerini kısıtlayabilecek “Avrupa’dan Satın Al” hükümlerinden endişe duyuyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Avrupa’nın gündeminde ABD’siz NATO var

Yayınlanma

Ankara’daki NATO zirvesi öncesinde Avrupalı yetkililer, ittifakın ABD katılımı olmadan nasıl ayakta kalabileceğini ve savunma mekanizmasını nasıl kurabileceğini tartışıyor. İttifak içinde, NATO’nun geleceğini kurtarmanın tek yolunun ABD’ye olan bağımlılığı azaltmak olduğu görüşü ağırlık kazanıyor.

Ankara’da yapılacak NATO zirvesi öncesinde Avrupalı yetkililer ve siyasetçiler, ittifakın ABD’nin katılımı olmadan nasıl varlığını sürdürebileceğini ve savunmasını nasıl inşa edebileceğini ele alıyor.

Avrupalı yetkililer arasında, NATO’nun hayatta kalabilmesinin tek yolunun ABD’ye olan bağımlılığın azaltılması ve ittifakın “Avrupalılaştırılması” olduğu fikri giderek daha fazla kabul görüyor.

The Financial Times gazetesinin NATO yetkililerine ve Avrupalı siyasetçilere dayandırdığı haberine göre, ittifakın geleceğine ilişkin tartışmalar siyasi liderlikten savaş doktrinine kadar pek çok alanı kapsıyor.

Fransız yetkililerden oluşan bir kaynak, Grönland’ın NATO’nun Avrupalılaştırılmasını gündeminin merkezine koyduğunu, İran konusunun ise bu süreci arka plana ittiğini belirtti. Fransız kaynak, gelinen noktada bu dönüşümün NATO’yu kurtarmanın tek yolu haline geldiğini vurguladı.

Aynı yetkili, askeri planlamadaki değişimi şu sözlerle aktardı:

“Daha az Amerika demek, sadece yardıma gelen daha az asker veya tank anlamına gelmiyor. Bu durum, Amerikalılar gibi savaşmak zorunda kalmadığımızda nasıl savaşacağımız sorusunu beraberinde getiriyor.”

NATO üyeleri Trump’ı Rusya’ya baskıyı artırmaya ikna etmeye çalışacak

Üst düzey bir İngiliz yetkili de ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin askerleri hızla geri çekme arayışının olağanüstü tehlikeli bir süreç başlattığını ifade etti.

İngiliz yetkili, ABD’nin askeri yönteminin devasa bir güç kullanımına dayandığını, Avrupalıların ise daha farklı hareket ederek karşı tarafa ikilemler yaratacak ve bir tür “kirpi savunması” oluşturacak stratejiler geliştirmesi gerekeceğini kaydetti.

NATO’nun Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Komutan Yardımcısı Johnny Stringer, ittifakın askeri doktrininin yaklaşık 1991 yılında, yani Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra durduğunu ve o zamandan beri neredeyse hiç değişmediğini kabul etti.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, The Wall Street Journal gazetesine verdiği demeçte, ittifakın önündeki en büyük iki engelin, Ukrayna’daki çatışmalar nedeniyle aşırı yüklenen savunma sanayisi kapasitesi ile yeni askerlerin askere alınması ve eğitilmesindeki yetersizlikler olduğunu belirtti.

ABD dışındaki NATO üyeleri geçen yıl askeri harcamalarını yüzde 20 artırarak 574 milyar dolara yükseltti. Almanya, askeri bütçesini yüzde 24 artışla 114 milyar dolara çıkarırken, 2029 yılına kadar bu harcamaları 2024 seviyesinin yaklaşık üç katına, yani 180 milyar dolara ulaştırmayı planlıyor.

Haberde, bu bütçe artış hızının, halihazırda yaklaşık 300 milyar dolarlık siparişi bulunan ABD’li savunma yüklenicilerinin üretim kapasitesini aşma riski taşıdığı ifade edildi.

Rutte, tahsis edilen fonların fiilen kullanılabilmesi konusunda sınır noktasına yaklaşıldığını belirtti.

NATO üyesi ülkelerin temsilciler geçen yıl, askeri harcamaları 2035 yılına kadar gayri safi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 5’ine ulaştırma hedefinde uzlaşmıştı.

ABD Başkanı Trump, Avrupalı müttefiklerini askeri harcamaları bu seviyeye çıkarmaya zorlamıştı. Cumhuriyetçi lider, Avrupa ülkelerinin tamamının savunma harcamalarını GSYH’nin yüzde 5’ine çıkarmamasından şikayetçi olmuş ve bunu ABD’nin NATO’dan çıkmayı değerlendirmesinin nedenlerinden biri olarak göstermişti.

Trump, ikinci gerekçe olarak müttefiklerin İran’a yönelik askeri faaliyetlerde ABD’ye yardım etmek istememesini sunmuş, ittifakı ABD olmadan bir “kağıttan kaplan” olarak nitelendirmişti.

ABD’nin NATO serzenişlerinin kısa tarihi

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump’ın öfkesi Ankara’daki NATO zirvesi öncesi ABD’yi kaygılandırıyor

Yayınlanma

CNN’e konuşan ABD’li yetkililer, Başkan Donald Trump’ın ittifak üyelerine yönelik hoşnutsuzluğu nedeniyle Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesinin sorunsuz geçeceğine dair şüphe taşıyor.

ABD’li hükümet yetkilileri, Başkan Donald Trump’ın sergilediği olumsuz tutum nedeniyle Türkiye’nin başkenti Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesinin pürüzsüz geçeceğinden şüphe duyuyor.

CNN televizyonunun konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Washington bürokrasisinde zirveye yönelik ciddi endişeler hakim.

Yetkililerin taşıdığı bu kaygılar, Trump’ın İran ile yaşanan askeri çatışmada ittifakın kendilerine destek vermediği yönündeki şikayetlerinden kaynaklanıyor.

ABD Başkanı’nın hem özel görüşmelerinde hem de kamuoyu önünde dile getirdiği bu eleştirilere Avrupa liderleri tepki gösteriyor.

Avrupalı liderler, savaşa girilmeden önce kendilerine danışılmadığını vurgulayarak Trump’ın suçlamalarını reddediyor.

CNN’in aktardığı bilgilere göre Trump, haziran ayında NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmede, Ankara’daki zirveye yalnızca dönem başkanlığını üstlenen ve arkadaşı olarak gördüğü Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan vesilesiyle katılacağını belirtti.

Geçen yıl Lahey’de düzenlenen zirveden Avrupalı liderleri överek ve kolektif savunma taahhüdünü yineleyerek ayrılan Trump’ın bu yıl benzer bir uzlaşı sergilemeyeceğine inanılıyor.

Avrupalı yetkililer arasında zirvenin olumlu sonuçlanacağına dair umutların tükendiği ifade ediliyor.

ABD’nin NATO serzenişlerinin kısa tarihi

Zirve öncesindeki bir diğer gerilim başlığı ise Trump’ın Grönland’ı satın alma planlarından vazgeçmemiş olması. Üst düzey bir ABD’li yetkili, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Şu an için bulduğumuz tek çözüm, Grönland’ın Birleşik Devletler tarafından satın alınması ancak bu sorunları çözmek için diğer seçenekleri incelemeyi de sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

NATO üyesi ülkelerin ve ortak devletlerin devlet ile hükümet başkanlarını bir araya getirecek olan zirve, 7 ile 8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek.

Kritik buluşma, ABD’nin Avrupa güvenliğindeki rolünün yoğun şekilde tartışıldığı bir dönemde yapılıyor. Trump, haziran ayında Mark Rutte ile düzenlediği ortak basın toplantısında, İran ile yaşanan çatışmada Washington’ın yanında durmayan bazı müttefikleri nedeniyle hayal kırıklığı yaşadığını belirtmişti.

ABD Başkanı, müttefiklerin bu tutumu sebebiyle daha önce ABD’nin NATO’dan ayrılabileceği imasında bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English