Bizi Takip Edin

Asya

Japonya ve Filipinler’in deniz sınırı görüşmeleri Çin’i neden öfkelendirdi?

Yayınlanma

Tokyo ve Manila’nın, Japonya ile Filipinler arasındaki münhasır ekonomik bölgelerin (MEB) ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlayacaklarını açıklamasının ardından, Tayvan’ın doğusundaki sular yeni bir gerilim noktası hâline geldi.

Batı Pasifik Okyanusu’nda yeni bir gerilim noktası ortaya çıkarken, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesi bekleniyor.

Pazartesi günü Çin Sahil Güvenliği bölgede kolluk devriyeleri gerçekleştirdi ve Pekin’in hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk kapsamında kendi MEB ve kıta sahanlığı haklarını koruma iddiasını uygulamaya koydu.

Tayvan Sahil Güvenliği, pazartesi günü saat 11.00 sularında ana adanın güneydoğu kıyısından yaklaşık 64 km açıkta yer alan Orchid Adası’nın yaklaşık 51 ila 52 deniz mili güneydoğusunda tespit edilen iki Çin gemisini izlediğini ve takip ettiğini açıkladı.

South China Morning Post, Japonya ile Filipinler arasındaki sınır görüşmeleri ve bunların uluslararası hukuk ile jeopolitik açısından sonuçları hakkında bilinmesi gerekenleri derledi:

Tokyo ve Manila neden sınırlandırma görüşmeleri istiyor?

Japonya ve Filipinler’in ortak kara sınırı yok. Ancak kıyı devletleri olarak, kıyılarından itibaren 200 deniz mili —370 km ya da 230 mil— genişliğinde bir münhasır ekonomik bölge ilan etme hakkına sahipler.

Okinawa Adası’nın yaklaşık 400 km güneybatısındaki Yaeyama Adaları ile Filipinler’in en kuzeyindeki Mavulis Adası esas alınarak ölçüm yapıldığında, iki ülkenin MEB’leri Batı Pasifik Okyanusu’nda birbirine temas ediyor; hatta örtüşüyor.

Ayrıca bu alan, Çin’e bağlı olan ve Pekin’in egemenliği için ‘kırmızı çizgi’ olarak gördüğü ve gerekirse güç kullanarak yeniden birleştirmeyi hedeflediği Tayvan adasının 200 deniz millik MEB’iyle de örtüşüyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri Japonya ile Filipinler dâhil çoğu ülke, Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor ve Çin’e bağlı olduğunu Birleşmiş Milletler kararıyla kabul ediyor. Ancak Washington, Tayvan’ı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak adaya silah tedarik etmeyi taahhüt ediyor ve müttefiklerini de buna teşvik ediyor.

Görüşmeler hakkında ne biliyoruz?

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ve Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr., perşembe günü Tokyo’da gerçekleştirdikleri zirvenin ardından yayımlanan ortak açıklamaya göre, “münhasır ekonomik bölgenin ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlamayı” kabul etti.

Açıklamada, bu kararın “uluslararası hukuka, özellikle Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin —UNCLOS— ilgili hükümlerine uygun olarak ve bölgedeki hukuki kesinliği artırmak amacıyla ilgili uluslararası içtihatlar rehberliğinde” alındığı belirtildi.

Ancak iki taraf, müzakerelerin kesin coğrafi kapsamını açıklamadı. Bu da, eğer Pekin ya da Taipei tarafından talep edilen alanları kesecek şekilde ikili bir hat çizerlerse, söz konusu sınırın dışarıda bırakılan hak sahiplerine karşı hukuken ileri sürülemeyeceği anlamına geliyor.

Buna bir örnek, Doğu Çin Denizi’nde Pekin’in kıta sahanlığı iddialarını devre dışı bırakan 1974 tarihli Japonya-Güney Kore ortak kalkınma anlaşmasıdır. Pekin, bu anlaşmayı derhâl tamamen yasadışı ve geçersiz ilan etmişti; bu tutumunu bugün de sürdürüyor.

Tokyo ve Manila sınırlandırmadan ne elde eder?

UNCLOS’a göre bir kıyı devleti, 200 deniz millik MEB’i içinde tüm doğal kaynakları araştırma, işletme ve yönetme konusunda münhasır haklara sahiptir. Bu haklar, deniz yatağı ve deniz altı toprağındaki petrol, doğal gaz ve diğer mineralleri kapsar ve kıta sahanlığı haklarıyla büyük ölçüde örtüşür.

Uluslararası hukuk ayrıca bir kıyı devletine, MEB içinde tüm yapay tesislerin inşasını ve işletilmesini, ayrıca deniz bilimsel araştırmalarını yetkilendirme, düzenleme ve denetleme yönünde yürütme yetkileri tanır.

Hainan Adası merkezli Güney Çin Denizi Çalışmaları Ulusal Enstitüsü’ndeki Uluslararası ve Bölgesel Meseleler Araştırma Merkezi Direktörü Ding Duo, Tokyo ve Manila’nın deniz sınırı görüşmelerinin kapsadığı alanlarda güvenlik işbirliğini artırmayı ve ortak kaynak geliştirme faaliyetleri yürütmeyi de hedefleyebileceğini söyledi.

Dikkat çekici biçimde, Yaeyama Adaları Japonya’nın en güneybatıdaki takımadalarını oluşturuyor ve Çin’in Batı Pasifik’e askerî erişimini kısıtlamayı amaçlayan, Doğu Asya kıyı şeridi boyunca uzanan takımadalar dizisi olarak bilinen “birinci ada zinciri” üzerinde yer alıyor.

Ding, “Sınırlandırma aynı zamanda Çin’in birinci ada zinciri içindeki operasyon alanını daraltmayı da hedefleyebilir” dedi.

Pekin ve Taipei nasıl tepki verdi?

Pekin, cuma günü müzakereleri “tamamen yasadışı ve hükümsüz” olarak kınadı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Pekin’in iki hükümete protesto girişiminde bulunduğunu söyledi.

Pazartesi günü yaptığı açıklamada Çin Sahil Güvenliği Sözcüsü Jiang Lue, sahil güvenliğin ilgili sulardaki kontrol ve yönetimini güçlendirmeye devam edeceğini ve “Çin’in toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak” için somut önlemler alacağını belirtti.

Salı sabahı düzenlenen olağan basın toplantısında Tayvan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hsiao Kuang-wei, Japonya ve Filipinler’den açıklamalarında bahsettikleri deniz sınırı belirleme sürecine ilişkin ayrıntı vermelerini istediklerini söyledi.

Japonya ve Filipinler’in müzakere ettiği suların Tayvan’ın sularıyla önemli ölçüde örtüştüğünü dikkate alan bakanlık, iki ülkeyi süreç boyunca bu gerçeği göz önünde bulundurmaya çağırdı.

Hsiao, Tokyo ve Manila’nın Tayvan’ın hak ve çıkarlarını dışlamaması ya da ihlal etmemesi gerektiğini belirterek, Tayvan ile istişarelerde bulunmaları gerektiğini söyledi.

Çin’deki gözlemciler, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesini beklediklerini ifade etti.

Çin’in en üst düzey devlet bağlantılı düşünce kuruluşu olan Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde araştırmacı Yang Xiao, “Onlar [Japonya ve Filipinler] üç taraflı örtüşen bir bölgede müzakere ettiklerine göre, biz de Tayvan’ın doğusundaki sular üzerindeki yetki alanımızı ilerletmek için daha ileri adımlar atabiliriz” dedi.

Devlet yayıncısı CCTV ile bağlantılı bir sosyal medya hesabı olan Yuyuan Tantian’ın aktardığına göre Yang, “Karşı taraf pervasız ve yıkıcı adımlar atacağına göre, biz de kaçınılmaz olarak yeni karşı önlemler devreye sokacağız” ifadelerini kullandı.

Asya

Güney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı

Yayınlanma

Güney Kore, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin iki Kuzey Koreli esirin teslimini açıklaması üzerine Kiev Büyükelçisini geri çağırma kararı aldı. Seul gizlilik kuralının ihlal edildiğini savunurken Kiev yönetimi esirlerin teslimini iyi niyet adımı olarak nitelendiriyor.

Güney Kore, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e teslim edildiğini kamuoyuna açıklamasının ardından Kiev’deki büyükelçisini geri çağırma kararı aldı.

Yonhap ajansının aktardığı karara rağmen Seul yönetiminin Kiev ile diplomatik temasları sürdüreceği ve mevcut anlaşmazlığı çözmeyi hedeflediği belirtildi.

İki ülke arasındaki gerginlik, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada esir takasına dair bilgileri paylaşmasıyla başladı.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Kiev yönetimini gizlilik anlaşmasını çiğnemekle suçlayarak bilginin ifşa edilmesinin esirlerin ailelerinin güvenliğini ve Kore Yarımadası’ndaki istikrarı tehlikeye attığını vurguladı.

2 Ekim’de açıklama yapan Lee, anlaşma ihlalinin kabul edilmemesi ve özür dilenmemesi halinde ek adımlar atılacağı uyarısında bulunurken, gizlilik şartını başlangıçta bizzat Ukrayna’nın talep ettiğini ifade etti.

Seul özrü yetersiz buldu, Kiev iyi niyet vurgusu yaptı

Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Hyun, parlamentodaki oturumda büyükelçinin geri çağrılması da dahil olmak üzere çeşitli tedbirlerin değerlendirildiğini dile getirdi.

NewsPim ajansının haberine göre Cho, Ukrayna tarafından bir özür iletildiğini doğruladı ancak bu adımın Seul’ün beklentilerini karşılamadığını kaydetti.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heorhii Tykhyi ise 7 Ekim’de yaptığı açıklamada, yaşanan krizi esir teslimine ilişkin gizlilik mutabakatının farklı yorumlanmasına bağladı.

Detayların önceden kararlaştırıldığını belirten Tykhyi, tartışmanın patlak vermesiyle kapalı kanallardan kamuoyuna kapalı müzakerelere başladıklarını aktardı.

Tykhyi, teslim talebinin esirleri kendi vatandaşı kabul eden Seul’den geldiğini bildirdi.

Güney Kore tarafının bu talebi, cumhuriyet sınırlarının tüm yarımadayı kapsadığını öngören anayasa maddesine dayandırdığını kaydeden sözcü, askerlerin teslim edilmesini Kiev’in iyi niyet göstergesi olarak nitelendirdi.

Kuzey Kore askerlerinin Kursk’taki varlığı

Kuzey Koreli askerler, Ukrayna ordusunun Ağustos 2024 başında girdiği Rusya’nın Kursk bölgesindeki çatışmalarda yer almıştı. Rusya ile Kuzey Kore aynı yıl Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalamıştı.

Rusya Genelkurmay Başkanlığı, bölgenin 2025 baharında Ukrayna güçlerinden tamamen temizlendiğini duyururken Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov, Kuzey Kore birliklerinin Rus askerleriyle birlikte direnç ve kahramanlık sergilediğini öne sürdü.

Nisan ayında Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, Devlet Duması Başkanı Vyaçeslav Volodin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Pyongyang’da Kursk bölgesindeki çatışmalara katılan Koreli askerler anısına açılan müze kompleksinin törenine katıldı.

Okumaya Devam Et

Asya

Endonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi

Yayınlanma

Endonezya’nın yeni iş yasası sonrası sendikalar temel düzenlemeleri “zafer” olarak nitelendirirken, yatırımcılar “belirsizlik” ve artan risklere dikkat çekiyor.

Endonezya parlamentosunun salı günü kabul ettiği yeni iş yasası, ülkedeki işçi örgütlerinin takdirini kazanırken, artan istihdam maliyetleri iş dünyasında kaygıya yol açtı.

Temsilciler Meclisi, işçilerin korunmasına yönelik yasa tasarısını oybirliğiyle kabul etti. Yasa, tartışmalı 2020 tarihli “istihdam yaratma omnibus yasası” kapsamında kaldırılan bazı düzenlemeleri yeniden yürürlüğe sokuyor. Bunlar arasında hangi tür işlerin taşerona verilebileceğine ilişkin sınırlamalar ile şirketlerin çalışanları işten çıkarmadan önce yerine getirmesi gereken prosedürler de bulunuyor.

Çalışma Bakanı Yassierli, yeni yasanın belirli süreli iş sözleşmeleri için azami süreyi dört yıl olarak belirlediğini ve teknoloji şirketlerindeki gig ekonomisi çalışanlarını tek taraflı işten çıkarmalara karşı korumayı amaçlayan hükümler getirdiğini söyledi. Yassierli, salı günkü parlamento oturumunda tasarının temel maddelerini açıkladı.

Yassierli, “[Yasa], istihdamın tüm alanlarında fırsat eşitliğini ve eşit muameleyi güvence altına alarak işçi haklarının korunmasını güçlendiriyor,” dedi.

Yasanın nihai metni henüz kamuoyuna açıklanmadı ancak işçi örgütleri kabul edilmesini memnuniyetle karşıladı.

Tüm Endonezya İşçileri Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Andi Gani, yasanın işçilere daha güçlü güvenceler sağladığını belirterek, personel temin şirketlerinin taşeron işçileri daimi çalışan statüsüne geçirmesine yönelik zorunlulukları, kıdem tazminatı güvence fonunun oluşturulmasını ve ücret hesaplamalarındaki iyileştirmeleri örnek gösterdi.

Gani gazetecilere yaptığı açıklamada, “İşverenler artık işçileri keyfi olarak işten çıkaramayacak,” dedi. “Parlamentoya ve hükümete sunduğumuz taslağın yüzde 90’ı işçilerin korunması yasasına dahil edildi” diye ekledi.

Endonezya İşçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Said Iqbal da yeni yasanın, omnibus yasasındaki ve daha önce yürürlükte olan 2003 tarihli işgücü yasasındaki hükümlere kıyasla işçilere çok daha güçlü koruma sağladığını söyledi.

Endonezya İşçileri Derneği ise yeni yasayı işçi hakları açısından bir “zafer” olarak nitelendirdi. Dernek Başkanı Mirah Sumirat yaptığı açıklamada, “Bugün müteşekkiriz ancak eleştirel tutumumuzu kaybetmeyeceğiz,” dedi. “Bütün hükümleri tek tek inceleyecek ve uygulama yönetmeliklerinin tamamını denetleyeceğiz” diye vurguladı.

Yeni yasa, Devlet Başkanı Prabowo Subianto’nun halk desteğinin hızla düştüğü bir dönemde yürürlüğe giriyor. Son birkaç ay içinde yayımlanan iki kamuoyu araştırması, kamuoyunda tepki çeken politikalar ve ekonomiye yönelik olumsuz algılar nedeniyle devlet başkanının onay oranlarının gerilediğini gösterdi. Temsilciler Meclisi’ndeki partilerin neredeyse tamamı iktidar koalisyonunda yer alıyor.

Ancak iş dünyası yasal değişiklikler konusunda kaygılı.

Endonezya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Erwin Aksa, yeni düzenlemelerin eski Devlet Başkanı Joko Widodo döneminde çıkarılan ve genel olarak iş dünyası dostu kabul edilen 2020 tarihli omnibus yasasının sağladığı esnekliğin bir bölümünü ortadan kaldırdığını söyledi.

Aksa, işgücü maliyetleri ile işe alım esnekliğinin yatırımcıların dikkate aldığı unsurlar arasında olduğunu ve şirketlerin yükümlülükleri konusunda kesinliğe ihtiyaç duyduğunu belirtti.

“İşgücü düzenlemeleri çok hızlı değişirse ya da uygulama yönetmelikleri belirsizlik yaratırsa, yatırımcılar bu riskleri hesaplarına dahil eder,” diyen Aksa, uygulamaya ilişkin teknik yönergelerin hazırlanmasında hükümet, işçiler ve işverenler arasında daha iyi bir diyalog kurulması çağrısında bulundu.

Aksa, “Şirketlerin maliyet yapılarını, iş sözleşmelerini ve işgücü planlamalarını uyarlayabilmeleri için yeterli geçiş süreleri de tanınmalı,” dedi.

Endonezya Tekstil Derneği İcra Direktörü Danang Girindrawardana ise yeni yasanın işletmeler açısından riskleri artırabileceği uyarısında bulundu. Girindrawardana, eski yasaya kıyasla idari ihlaller için cezai yaptırım öngören çok daha fazla hüküm bulunduğuna dikkat çekti.

Girindrawardana, “Aşırı katı düzenlemeler şirketleri insan emeği kullanımını azaltmaya ve teknolojiye yönelmeye teşvik edebilir,” dedi. “Önümüzdeki bir ila iki yıl içinde pek çok fabrika kesinlikle çökecek; üstelik piyasa koşullarının da yeterince iyileşmesi beklenmiyor” diye ekledi.

Stratejik danışmanlık şirketi FGS Global’in Direktör Yardımcısı Dedi Dinarto, daha yüksek kıdem tazminatı maliyetleri ve işten çıkarmalara getirilen daha sıkı kısıtlamaların, özellikle emek yoğun sektörlerde işverenleri işe alım ve genişleme konusunda daha temkinli davranmaya yöneltebileceğini söyledi.

Endonezya Amerikan Ticaret Odası Genel Müdürü Donna Priadi de dijital platformlarda çalışan gig ekonomisi çalışanlarının işçi statüsünde değerlendirilip değerlendirilmemesi gibi yeni yasanın birçok boyutunun daha fazla tartışılması gerektiğini söyledi.

Örneğin Singapur merkezli Grab ve Endonezyalı rakibi Gojek gibi araç çağırma şirketleri, sürücülerini “ortak” olarak tanımlıyor. Şirketler yeni yasayı incelemekte olduklarını açıkladı.

Priadi, birçok işletmenin henüz yasanın bir kopyasını bile almadığını ve yasanın nasıl uygulanacağı konusunda endişeli olduklarını söyledi. Endonezya’ya yatırım yapan ABD şirketlerinin, her iki tarafın da kazanacağı bir çözüm bulunması amacıyla hükümetle görüşmelerini sürdüreceğini belirtti. Priadi gazetecilere yaptığı açıklamada, “Hükümleri sindirmek ve işletmeler üzerindeki etkilerini hesaplamak için zamana ihtiyacımız var,” dedi.

Yogyakarta’daki Gadjah Mada Üniversitesi’nde iş hukuku öğretim görevlisi olan Nabiyla Risfa ise kayıt dışı çalışanların yeni yasayla birlikte “daha açık ve belirgin bir koruma” kazandığını, ancak uygulamaya ilişkin ayrıntıların “halen belirsiz” olduğunu söyledi.

İşçi hakları alanında faaliyet gösteren BPJS Watch kuruluşundan savunucu Timboel Siregar da yasanın yatırımlar üzerindeki etkisinin başka önlemlere bağlı olacağını belirtti. Siregar, daha güçlü işçi korumalarının verimliliği ve işletmelerin sürekliliğini desteklemek için daha basit yatırım prosedürleri ve daha güçlü hukuki öngörülebilirlikle birlikte uygulanması gerektiğini savundu.

Siregar, “İşletmeleri yatırım yapmaya teşvik etmek için yolsuzluk, yasa dışı harç ve ödemeler ile bürokratik engeller de ele alınmalı,” dedi.

Okumaya Devam Et

Asya

Hindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor

Yayınlanma

Hindistan’da Seçim Komisyonunun yürüttüğü liste güncellemesiyle 130 milyondan fazla seçmenin kaydı düşürüldü. Milyonlarca kişinin itirazı sonuçlanmazken, aralarında 20 milyon vefat ve 90 milyon adres değişikliği gerekçeli silme kararının bulunduğu uygulama geniş çaplı protestolara yol açtı.

Hindistan’da Seçim Komisyonunun yürüttüğü kapsamlı seçmen kütüğü güncellemesi kapsamında 130 milyondan fazla kişinin kaydı silindi.

Yaklaşık 1 milyar kayıtlı seçmenin oy hakkını korumak için vatandaşlık ve kimlik belgeleri sunmaya zorlandığı süreç, ülke genelinde kitlesel protestolara ve Seçim Komisyonu Başkanı Gyanesh Kumar’ın istifası yönünde çağrılara yol açtı.

Muhalefet partileri, insan hakları savunucuları ve analistler, Başbakan Narendra Modi liderliğindeki Hindu milliyetçisi Bharatiya Janata Partisinin (BJP) bağımsız kurumları kendi siyasi üstünlüğünü kalıcı kılmak amacıyla kullandığını savunuyor.

Sayıca Meksika nüfusunu aşan seçmen kaydının silinmesi, ülke genelinde yaklaşık 200 milyonluk nüfusa sahip Müslüman azınlığın siyasal haklarını hedef aldığı gerekçesiyle tepki çekiyor.

Milyonlarca itiraz karara bağlanmayı bekliyor

“Özel Yoğun Revizyon” (SIR) adı verilen uygulama kapsamında yetkililer, mükerrer, sahte veya şartları taşımayan kayıtları temizlemeyi amaçladıklarını öne sürüyor.

Ancak eski seçim yetkilileri ve uzmanlar, önceki dönemlerde görevlilerin kapı kapı dolaşarak seçmen kütüğünün kapsayıcılığını korumaya çalıştığını, mevcut sistemde ise ispat yükümlülüğünün tamamen vatandaşa yüklendiğini belirtiyor.

Eski Seçim Komiseri Ashok Lavasa, kurumsal yaklaşımın seçmenleri listeye dahil etmekten çıkarak onları en küçük bahaneyle sistem dışına itmeye dönüştüğünü kaydetti.

Lavasa, isimlerdeki yazım hataları veya eski arşivlerdeki kâtip yanlışlıkları gibi teknik ayrıntıların algoritmalar tarafından “mantıksal uyumsuzluk” olarak işaretlendiğini ve yurttaşların mağdur edildiğini dile getirdi.

Süreçte 20 milyondan fazla kişinin “vefat ettiği”, 90 milyon kişinin ise “adreste bulunmadığı veya taşındığı” gerekçesiyle kaydı düşürüldü.

Silinme kararına karşı resmi itirazda bulunan milyonlarca yurttaşın başvurusu inceleme aşamasında bekletilirken, hayatta olduğu halde ölü kaydı düşülen bazı seçmenler de haklarını geri almaya çalışıyor.

Eski Hindistan Başsavcısı ve eski Yüksek Mahkeme Yargıcı Rohinton Nariman, oy hakkının büyük bir tehlike altında olduğunu vurguladı.

Müslüman nüfus ve yoksul kesimler hedefte

Yönetici partinin stratejisine aşina iki üst düzey yetkili, The New York Times’a yaptıkları açıklamada, sürecin siyasi ve ideolojik hedefler taşıdığını aktardı.

Yetkililerden biri, yerel parti teşkilatlarının itiraz formları aracılığıyla muhalif görülen isimleri sistemden sildirmeye çalıştığını ifade etti.

İkinci yetkili ise 2019 yılındaki vatandaşlık testlerinde çok sayıda Hindunun belgesiz çıkması üzerine durdurulan girişimin, şimdi Seçim Komisyonu eliyle Müslümanları siyaset dışına itmek amacıyla yürütüldüğünü söyledi.

BJP yetkilileri süreci Bangladeşli “sızmaları” temizleme argümanıyla savunurken, partinin sözcüsü Pratyush Kanth siyasi partilerin geçmişte mükerrer ve sahte kayıtların temizlenmesini talep ettiğini, yapılan işlemin şüpheli gösterilmemesi gerektiğini öne sürdü.

Buna karşılık ülkedeki kayıt sisteminin yetersizliği nedeniyle doğum belgesi dahi bulunmayan yoksul vatandaşlar, oy merkezleri ile günlük çalışma mesaileri arasında seçim yapmak zorunda kalıyor.

BJP yöneticileri ayrıca kaydı silinen kişilerin vatandaşlara sağlanan sosyal yardımlardan mahrum bırakılacağını ilan etti.

Güneydeki Karnataka eyaletinde tek bir günde verilen yaklaşık 2 bin silme başvurusunun neredeyse yarısının yalnızca beş kişi tarafından yapıldığı ve hedef alınan isimlerin ezici çoğunluğunun Müslüman olduğu belirlendi.

Batı Bengal seçimleri tartışmaları büyüttü

Seçim kütüğü revizyonunun sonuçları eyalet düzeyinde belirleyici hale geldi.

BJP’nin onlarca yıldır parlamento çoğunluğunu elde edemediği Batı Bengal’de, yaklaşık 9 milyon seçmenin kaydının silinmesinin ardından mayıs ayında yapılan seçimleri ilk kez iktidar partisi kazandı.

Yüksek Mahkemenin itirazlar sonuçlanmadan seçimlerin yapılmasına izin vermesi tepkileri artırdı.

Mahkeme tarafından görevlendirilen yetkililer 1,6 milyon seçmenin listeye geri alınmasını onaylasa da Seçim Komisyonu bu karara itiraz ederek yurttaşların kaydını engelledi.

Muhalefet partileri, silinen seçmen sayısının BJP’nin kazandığı 207 sandalyenin 82’sindeki zafer farkından daha yüksek olduğuna dikkat çekerek mahkemeye başvurdu.

Seçim Komisyonu bünyesindeki üç komiserden ikisinin de bu engelleme girişimine kurum içinde itiraz ettiği bildirildi.

Modi hükümeti, 2023 yılında seçim komiserlerini atayan kurulun yapısını iktidar lehine değiştirmiş ve komiserlere yasal dokunulmazlık tanıyan yasayı kabul etmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English