Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Trump’tan Lübnan açıklaması: ‘Suriye devreye girmeli’

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’in Lübnan’da herkesi öldürmeden hedefine ulaşamaması halinde bu görevi Suriye’nin üstlenmesi gerektiğini söyledi. Trump, Netanyahu yönetiminin dizginlenememesi durumunda Suriye’nin ABD ile ortaklık içinde Hizbullah’la mücadele edebileceğini belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’nın Evian-les-Bains kentinde düzenlenen G7 Zirvesi marjında Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad ile salı günü gerçekleştirdiği ikili görüşmede Lübnan’daki duruma ilişkin açıklamalarda bulundu.

Trump, “Eğer İsrail diğer herkesi öldürmeden bu işi yapamıyorsa, işi Suriye yapmalı” dedi.

Lübnan’daki savaşı küçük bir çatışma olarak gördüğünü belirten Trump, Başbakan Binyamin Netanyahu yönetimindeki İsrail’in dizginlenememesi halinde, Suriye’nin ABD ile ortaklık kurarak Hizbullah’ın üzerine gidebileceği bir alan yaratılabileceğini ifade etti.

İsrail’in Hizbullah ile çok uzun süredir savaştığını ve çok fazla insanın hayatını kaybettiğini dile getiren ABD Başkanı, “Birini aradığınız her seferinde bir apartmanı yıkmak zorunda değilsiniz, çünkü o apartmanlarda çok sayıda insan var ve size hepsinin Hizbullah üyesi olmadığını söyleyebilirim” diye konuştu.

Trump Suriye Cumhurbaşkanı Şara’yı övdü

İsrail’e Hizbullah meselesini Suriye’nin halletmesine izin vermesini önerdiğini kaydeden Trump, “Dürüst olmak gerekirse, bu işi onların çok daha iyi yapacağını düşünüyorum” dedi.

Açıklamasında Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’dan övgüyle bahseden Trump, “Ülkeyi çok hızlı bir şekilde bir araya getirdi, çok yetenekli ve benim için çok iyi bir lider. Kendisinden talep ettiğim her şeyi korudu” ifadelerini kullandı.

Netanyahu ile ilişkilerinde bir kırgınlık yaşayıp yaşamadığı sorulan Trump, “Hayır, harika bir ilişkimiz var” yanıtını verdi.

İsrail Başbakanı’na yönelik eleştirilerini sürdüren Trump, “Dronlarla ilgili çok küçük ve önemsiz bir mesele yüzünden gerçekleştirdiği saldırı hoşuma gitmedi. O saldırıyı gördüm, bombanın nereye düştüğünü gördüm. Bu çok acımasızcaydı, çok fazlaydı. Bazen aşırıya kaçabiliyorsunuz. Ancak genel olarak çok etkili bir ilişkimiz oldu” dedi.

ABD’nin ve kendisinin İsrail için önemine dikkat çeken Trump, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“ABD olmasaydı İsrail olmazdı. Ben olmasaydım İsrail olmazdı, çünkü başka hiçbir başkan benim yaptıklarımı yapmaya cesaret edemedi. Bibi ile harika bir ilişkim vardı ancak şimdi Bibi’nin Lübnan konusunda daha sorumlu davranması gerekiyor.”

Ortadoğu

İran Dışişleri: Ukrayna’nın saldırısı karşılıksız kalmayacak

Yayınlanma

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği basın toplantısında Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde bir İran gemisine yönelik saldırısını sert bir dille kınayarak bu eylemin yanıtsız kalmayacağını bildirdi. ABD ve bazı bölge ülkelerinin saldırılardaki rolüne değinen Bekai, uluslararası hukuk ihlallerine ve Hürmüz Boğazı’ndaki son duruma ilişkin resmi değerlendirmelerde bulundu.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, başkent Tahran’da düzenlediği haftalık basın toplantısında gündemdeki iç ve dış gelişmelere dair kritik açıklamalar yaptı.

Konuşmasına İsrail ve ABD’nin askeri saldırılarında hayatını kaybeden Minablı çocukların cenaze törenini hatırlatarak başlayan Bekai, Batılı ülkelerin insan hakları konusundaki çifte standartlı tutumunu sert dille eleştirdi.

IRNA ajansının aktardığına göre Sözcü Bekai, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ile Fransız hükümetine doğrudan seslendi.

Bekai, “İran’daki insan hakları konusunda endişelenen ve her fırsatta ülkemize karşı yaptırım kararları alan Kaja Kallas’a soruyorum: Bu toprağın çocukları, bu masum insanlar insan hakları kapsamına girmiyor mu? Geçtiğimiz günlerde diplomat kılığına girip müdahaleci eylemler yürüten görevlilerine yanıt verdiğimiz için sivil toplumu destekleme iddiasıyla ortaya çıkan Fransa hükümetine soruyorum; siz hangi sivil toplumdan bahsediyorsunuz?” ifadelerini kullandı.

“Ukrayna’nın eylemi tehlikeli bir maceradır ve cevapsız kalmayacaktır”

Ukrayna ordusunun Hazar Denizi’nde bir İran gemisini hedef almasına ilişkin soruları yanıtlayan Bekai, Kiev yönetimini ve onu destekleyen Batılı güçleri uyardı. Saldırı sonucu ölen ve yaralanan İran vatandaşlarının olduğunu belirten Bekai, Ukrayna Maslahatgüzarı’nın bakanlığa çağrıldığını aktardı.

Bekai, Kiev yönetiminin tutumunu Birinci Dünya Savaşı öncesindeki anarşist eylemlere benzeterek şöyle konuştu: “Ukrayna Devlet Başkanı’nın sergilediği tutum, uluslararası denklemdeki yetersiz ağırlığını hissettirmek için tehlikeli gösteriler yapan anarşistleri andırıyor. Bu tür gösterişçi adımların sonuçları öngörülemez olur ve tüm bölgeyi etkiler. Ukrayna yönetimi 4 yıldan bu yana ülkesini küresel güçlerin jeopolitik çekişme sahasına çevirdi. Biz başından beri Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmada taraf olmadığımızı vurguladık. Ukrayna’nın gemimize yönelik saldırısı tamamen hukuk dışı, Birleşmiş Milletler Şartı’na aykırı ve tehlikeli bir maceradır. Bu eylem tarafımızdan kesinlikle cevapsız kalmayacaktır. Hazar Denizi’ne kıyıdaş ülkelerin de bu durumdan ciddi rahatsızlık duyduğunu biliyoruz.”

“ABD savaşın ve barışın zamanını belirleyen taraf olamaz”

ABD ile İran arasındaki gerilime ve olası ateşkes tekliflerine değinen Sözcü Bekai, Washington yönetiminin askeri stratejisinin başarısızlığa uğradığını söyledi. Bekai, “İran’ı 3 gün içinde çökerteceklerini ve teslim alacaklarını sananlar, 5 ayın sonunda kendi yarattıkları bataklığa saplandı. Washington’ın savaş ve barışın zamanını belirlemesine asla izin vermedik ve vermeyeceğiz. Ulusal çıkarlarımız ve güvenliğimiz neyi gerektiriyorsa savunmamızı o yönde sürdürürüz. Diplomasiyi de ulusal çıkarlarımızı korumak adına bir araç olarak değerlendiririz” dedi.

Fars Körfezi İşbirliği Konseyi ve ABD Dışişleri Bakanı’nın ortak açıklamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bekai, bölge ülkelerinin tutumunu değerlendirdi. Bekai, “İran’a yönelik askeri saldırılardan ABD’yi sorumlu tutuyoruz. Ancak bazı bölge ülkelerinin kendi topraklarını saldırgan taraflara açmasını ve askeri eylemlere doğrudan katılmasını görmezden gelemeyiz. Bölge ülkeleriyle hiçbir düşmanlığımız yok, aksine ortak bağlarımız var. Buna karşın bu ülkelerin ABD ile ortak bildiri yayımlayarak savunma kabiliyetlerimizi hedef alması yıkıcı bir yaklaşımdır” mesajını verdi.

“Nükleer enerjiden barışçıl yararlanma tüm ülkelerin hakkıdır”

ABD’nin Suudi Arabistan ile yürüttüğü nükleer teknoloji pazarlıklarına ve İbrahimi Anlaşmaları sürecine ilişkin soruları yanıtlayan Bekai, Washington’ın çifte standart uyguladığını belirtti.

Bekai, “İsrail rejiminin bölge ülkelerinin yerli teknoloji geliştirmesine karşı çıktığı bilinen bir gerçektir. Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması uyarınca barışçıl nükleer enerji kullanmak tüm taraf ülkelerin hakkıdır. ABD’nin İran’ın yasal haklarına karşı çıkıp başka ülkelerle bu tür pazarlıklar yürütmesini küresel kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz” açıklamasını yaptı.

“Bulgaristan karar vericileri bu tehlikeli kararın hesabını vermelidir”

Bulgaristan parlamentosunun ABD Hava Kuvvetleri’ne ait yakıt ikmal uçaklarının Sofya’daki üslere konuşlandırılmasına onay vermesini değerlendiren Dışişleri Sözcüsü, Sofya yönetiminin uluslararası hukuku ihlal ettiğini bildirdi.

Bekai, “Bulgaristan halkının ve parlamenterlerinin büyük kısmının bu karara karşı olduğunu biliyoruz. Bulgaristan topraklarının İran’a yönelik saldırılarda ABD uçaklarına yakıt ikmali için kullandırılması Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 3314 sayılı kararı uyarınca bir saldırı eylemine ortaklıktır. Bulgar yetkililer bu tehlikeli kararın sorumluluğunu taşımak zorundadır” değerlendirmesini yaptı.

“Fransız diplomatlar toplumla temas bahanesiyle müdahalede bulundu”

Tahran’daki yabancı misyonların faaliyetleri ve Fransa ile yaşanan diplomatik gerilime dair haberleri yorumlayan Bekai, elçiliklerin kapanacağı yönündeki iddiaların psikolojik savaşın bir parçası olduğunu vurguladı.

Fransa Büyükelçisi’nin Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldığını doğrulayan Bekai, “Fransız makamlarının suçluluk psikolojisiyle hareket etmesi tanıdık bir durumdur. Diplomatik statü kılıfı altında ülkemizin iç işlerine karışan diplomatları sebebiyle İran’dan özür dilemesi gereken taraf Paris yönetimidir. Diplomatik İlişkiler Hakkındaki 1961 Viyana Sözleşmesi’ni ihlal ederek sivil toplum bahanesiyle müdahale eden bu kişilerin faaliyetlerine son verilmesini Fransız elçisine net şekilde ilettik” şeklinde konuştu.

“Irak ile sınır güvenliği ve terörle mücadele konularını görüştük”

Irak Başbakanı’nın Tahran ziyaretine ve güvenlik görüşmelerine değinen Bekai, ABD’den Irak aracılığıyla mesaj getirildiği iddialarını yalanladı. Irak Hükümeti’nin de bu iddiaları reddettiğini hatırlatan Bekai, “Ziyarette Irak merkezi hükümeti ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile sınır güvenliği, terör örgütleriyle mücadele ve ortak güvenlik anlaşmasının uygulanması konularında mutabık kaldık” ifadelerini kullandı.

Kuveyt’in tutumuna dair soruları da yanıtlayan Dışişleri Sözcüsü, “Kuveytli yetkililerin saldırılara katılmadıklarına dair açıklamalarını olumlu karşılıyoruz ancak bunu sahada görmemiz gerekiyor. ABD’nin Kuveyt’teki askeri üsleri İran’a yönelik eylemlerde kullanmaya devam etmesi kabul edilemez” uyarısında bulundu.

“İngiltere’nin tutumu uluslararası hukukun ihlalidir”

İngiltere’nin yeni hükümetinin ABD’ye üslerini İran’a yönelik operasyonlarda 40 gün boyunca kullanma izni vermesini eleştiren Bekai, Londra yönetiminin saldırganlığa ortak olduğunu belirtti.

Bekai, “İngiltere Başbakanı’nın ABD uçaklarına üslerini açtığını itiraf etmesi, uluslararası suç ortaklığının açık belgesidir. Bu durum Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2. maddesinin 4. fıkrasına aykırıdır. Hürmüz Boğazı’nda uluslararası koalisyon kurma girişimleri durumu daha da karmaşıklaştırır. Londra yönetimi samimiyse, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının tek sebebinin ABD’nin 28 Şubat tarihinde başlattığı saldırılar olduğunu kabul etmelidir” değerlendirmesini yaptı.

İngiltere’nin Devrim Muhafızları Ordusu’nu ulusal güvenlik tehdidi listesine almasına da değinen Sözcü, “Devrim Muhafızları devletimizin ve Silahlı Kuvvetlerimizin resmi bir parçasıdır. Bölgede terörle mücadele eden bir kuruma karşı alınan bu siyasi karar tamamen hukuk dışıdır ve Londra bunun sonuçlarıyla yüzleşecektir” dedi.

“ABD müzakere edilen mutabakatın tamamını ihlal etti”

İslamabad Mutabakatı ve Umman ile yürütülen görüşmeler hakkında detaylı bilgi veren Bekai, Washington’ın taahhütlerine sadık kalmadığını açıkladı.

İslamabad Mutabakatı’nın 5. maddesini okuyan Bekai, şu ayrıntıları paylaştı: “Mutabakatın 5. maddesi uyarınca İran, 60 gün süreyle ticaret gemilerinin emniyetli geçişini sağlamak amacıyla gerekli düzenlemeleri yapmayı ve 30 gün içinde teknik engeller ile mayınları temizlemeyi taahhüt etmişti. Ancak ABD, imzanın üzerinden henüz 22 gün geçmişken ve 30 günlük süre dolmamışken saldırılarını başlattı. ABD ve bazı bölge ülkeleri ticaret gemilerini kuzeydeki güvenli rotadan güneydeki tehlikeli rotaya yönlendirerek kışkırtıcılık yaptı. Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri bandıralı gemilerin sinyal vericilerini kapatıp güney rotasına girmesi tesadüf değildir. ABD ticaret gemilerini askeri sevkıyat için kalkan olarak kullandı. Bu ihlaller nedeniyle mutabakatın uygulanmasını durdurduk.”

Bekai, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğine ilişkin görüşmelerin ise yalnızca kıyı komşusu Umman ile ikili düzeyde yürütüldüğünü, bu temasların ABD ile hiçbir ilgisinin olmadığını vurguladı.

“ABD ile şu anda herhangi bir müzakeremiz yoktur”

Basında çıkan doğrudan müzakere ve 10 günlük ateşkes iddialarını kesin dille yalanlayan Bekai, krizin baş sorumlusunun Washington olduğunu yineledi.

Sözcü Bekai, “İran’ın ABD’den doğrudan müzakere talep ettiği yönündeki haberler tamamen psikolojik kurgudur. Aracı ülkeler üzerinden mevcut gerilime dair mesajlar gelebilir ancak ABD ile yürütülen hiçbir doğrudan müzakere yoktur. Donald Trump’ın mühimmat eksikliği sebebiyle saldırıları ertelediği yönündeki haberler ABD’nin sorumsuz yönetim anlayışını gösteriyor. Sahadaki göreceli sakinlik füze ve hava savunma kuvvetlerimizin caydırıcılığından kaynaklanıyor” açıklamasını yaptı.

Lübnan’daki gelişmelere ve Hizbullah’ın silah bırakması yönündeki baskılara da değinen Bekai, “Lübnan halkının ve direniş güçlerinin vatanlarını işgale karşı nasıl savunacağı tamamen kendi kararlarıdır. Baskı ve güçten başka dil anlamayan bir rejime karşı silahsız kalınamayacağını tarih göstermiştir” dedi.

“Düşmanın kötülüğü yüzünden kendimizi suçlamamalıyız”

ABD’nin son günlerde sivil altyapıları hedef aldığına dikkat çeken Bekai, Şelemçe sınır kapısındaki Erbain ziyaretçilerine ve Meşhed güzergahına düzenlenen saldırıları savaş suçu olarak niteledi.

İç kamuoyunda ve basında Dışişleri Bakanlığı ile Bakan Abbas Arakçi’ye yöneltilen eleştirilere yanıt veren Bekai, sözlerini şöyle tamamladı: “Diplomasi alanında alınan tüm kararlar, devletin üst kademelerindeki yetkili kurulların ortak kararı ve uzlaşısıyla hayata geçirilmiştir. Hiçbir adım kendiliğinden veya müstakil olarak atılmamıştır. Düşmanın sözünden dönmesi ve saldırganlaşması sebebiyle içeride birbirimizi suçlamamalıyız. Dışişleri Bakanlığı ulusal çıkarları ve güvenliği korumak adına devlet kararlarını uygulamaya devam edecektir.”

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez, İran savaşı konusunda bölündü

Yayınlanma

Körfez ülkelerinde, Hürmüz Boğazı’nı açık tutma konusunda ortak bir hedef olsa da, bu hedefe ulaşma konusundaki farklı öncelikler ilerleme kaydetmeyi zorlaştırıyor

POLITICO’da yer alan habere göre bu durum, kimin su yolu üzerinden nakliyeye alternatifleri olduğu, kimin altyapısının İran’ınkiyle en çok iç içe olduğu ve kriz sırasında hangi ülkenin ekonomisinin en çok zarar gördüğüne dayanan bir dizi çelişen menfaati de içeriyor.

Bir Iraklı yetkili, “[Arap ülkeleri] Mesajlarını koordine etmek için Kongre ve Dışişleri Bakanlığı’nı ziyaret etmek üzere birlikte çalışıyorlar. Fakat aynı görüşte değiller,” dedi.

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK – Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan, Umman) 1981’de İran-Irak Savaşı’nın gölgesinde kuruldu ve mevcut çatışmaya girerken zaten aralarında anlaşmazlıklar vardı. İran Savaşı, bu anlaşmazlıkları ön plana çıkarıyor.

İlk Trump yönetimi döneminde Dışişleri Bakanlığı’nda Orta Doğu işlerinden sorumlu olan David Schenker, “Aşmaları gereken pek çok sorun var ve savaş, Körfez’deki mevcut bölünmeleri daha da şiddetlendirdi,” dedi.

Son aylarda iç bölünmelerin en belirgin işaretlerinden biri, BAE’nin nisan ayında Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) kartelinden çekilmesiydi. Bu karar, en azından kısmen İran savaşı konusundaki görüş ayrılıklarıyla ilgiliydi.

Körfez dışındaki bir Arap ülkesinden bir diplomat, BAE’nin çekilmesinin “diğer ülkeleri, özellikle de Suudi Arabistan’ı gerçekten öfkelendirdiğini” savundu ve “Körfez artık eskisi gibi olmayacak. KİK işlevsiz hale geldi,” dedi.

İran’ın komşuları arasındaki ayrılıklar, savaşa yönelik herhangi bir diplomatik çözümün bulunmasını veya Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik çabaları önemli ölçüde zorlaştırıyor.

Bazıları İran’a karşı daha sert bir tutum sergilemek isterken, diğerleri boğazın açılmasına öncelik verilmesini istiyor.

İlk Trump yönetimi döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Yemen ve Umman direktörlüğü görevini yürüten Allison Minor, “Savaşı sona erdirebileceklerini sanmıyorum ama savaşın sonuçlarını yönetme konusunda daha verimli olabilirler,” dedi.

Minor, Körfez ülkelerinin, Hürmüz Boğazı’nı izlemek için Avrupa ülkeleriyle işbirliği yapabileceğini ve Pekin’i, İran’ı su yolunu açmaya zorlamak için sahip olduğu nüfuzu sessizce kullanmaya ikna etmeye yardımcı olabileceğini belirtti.

Son iki haftadır devam eden ABD bombardımanı, Körfez ülkelerinin işbirliği yapmanın bir yolunu bulması için aciliyet yaratıyor.

İran, Bahreyn, Kuveyt ve Ürdün’e yönelik saldırılarla misilleme yaptı ve Yemen’deki Husi direnişi, Kızıldeniz’de Suudi tankerlerine saldırdı.

Cuma günü itibarıyla, Suudi Arabistan’ın liderliğindeki koalisyon, misilleme olarak Husilere ait hedefleri vurduğunu açıkladı.

Daha önce Bahreyn’de ABD Beşinci Filosuna komuta etmiş olan emekli Donanma Koramiral John “Fozzie” Miller, güçlü ve birleşik bir Körfez İşbirliği Konseyi’nin gelen saldırıları birlikte daha iyi püskürtebileceğini ve muhtemelen gelecekteki ateşkes görüşmelerinde daha fazla söz sahibi olabileceğini söyledi.

Miller, “Onlar, bu sorunun kendilerine yük kalmayacak şekilde çözülmesi gerektiğini görüyorlar,” dedi.

KİK’in gücü sorulduğunda, Beyaz Saray sözcüsü Olivia Wales, “ABD, tüm KİK  ülkeleriyle mükemmel ilişkiler sürdürmektedir ve Başkan Trump, bu ülkelerin liderlerinin her biriyle güçlü ortaklıklar kurmuştur,” dedi.

Bahreyn yaptığı açıklamada, “KİK devletlerinin güvenliği bölünmez bir bütündür; birine yönelik tehdit, hepsine yönelik bir tehdittir. Bu ortak anlayış, koordinasyonumuzun temelini oluşturmaktadır,” dedi.

ABD’nin eski Suudi Arabistan Büyükelçisi Michael Ratney, “Ummanlılar İran’a karşı en uzlaşmacı tutumu sergilediler. Katarlılar biraz daha az uzlaşmacıydı ama yine de diyalog kurmaya ve arabuluculuk yapmaya devam ettiler. BAE, sert bir şekilde müdahil olmaya en hazır olan ülkeydi. Suudi Arabistan ise ortada kaldı,” dedi.

Umman başlangıçta İran’la boğazda geçiş ücreti alınması konusunda bir anlaşma müzakere ediyor gibi görünüyordu fakat Trump bu girişimi mayıs ayında durdurdu.

Başkan gazetecilere, “Umman da diğer herkes gibi davranacak, yoksa onları havaya uçurmak zorunda kalacağız,” diye konuşmuştu.

Öte yandan, BAE ve Suudi Arabistan’ın her ikisinin de İran’a hava saldırıları ve insansız hava aracı saldırıları düzenlediği bildirildi.

Ayrıca BAE’nin İsrail ile savunma ilişkilerini derinleştirdiği ileri sürüldü.

Körfez ülkelerinin farklı öncelikleri, kısmen farklı kırılganlıklarından kaynaklanıyor. Suudi Arabistan, BAE ve Umman, petrol ve gaz ihracatında Hürmüz Boğazı’nı kullanmadan da yol alabilirken Katar, Kuveyt ve Bahreyn bunu yapamıyor.

Üst düzey bir Cumhuriyetçi danışman, geçtiğimiz günlerde Körfez ülkeleri ve Ürdün’ün katıldığı Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi yuvarlak masa toplantısına katıldı.

Gizli bir toplantıyı anlatmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan danışman, ülkelerin hepsinin İran’ın hedefi olmaktan endişe duyduğunu ve ek silah sevkiyatı talep ettiğini söyledi.

Fakat danışman, “Bazıları ABD’nin misyonuyla diğerlerine göre daha fazla aynı görüşteydi,” dedi.

Savaş konusundaki anlaşmazlık, tarihsel yaraların bol olduğu bir ortamda ortaya çıktı. Geçen yılın sonlarında, BAE’den gelen bir silah sevkiyatının ülkeye ulaşmasının ardından Suudi Arabistan Yemen’i bombalamıştı.

Ratney’e göre, 15 Haziran’da ABD ve İran’ın imzaladığı mutabakat zaptı, bölge ülkelerini yeni bir şekilde bir araya getirmiş gibi görünüyordu.

Ratney, “Bir noktada, çeşitli savaş hedeflerinin gerçekleşmeyeceği sonucuna vardıkları için hepsi sadece petrol ve gazın akışının devam etmesini istiyordu,” dedi.

Fakat Minor, bölgenin topyekûn bir savaşa doğru daha da kayarken güvensizliğin hâlâ yüksek olduğunu belirtti.

Biden ve Trump yönetimleri adına İran ile müzakereler yürüten Nate Swanson, “KİK’te bir birlik yok. En iyi ihtimalle koordinasyon sağlanabilir,” dedi.

İlk Trump yönetimi döneminde Pentagon’a küresel savunma stratejisi konusunda danışmanlık yapan Matthew Kroenig’e göre, durumun daha da karmaşık hale gelmesinin bir nedeni de ABD’nin bölgedeki ülkelerle nasıl ilişki kurulacağı konusunda bölünmüş olması.

Buna göre Beyaz Saray ile Pentagon arasında bir anlaşmazlık var. Pentagon, “sonsuz bir savaşa” girilmesine daha şiddetle karşıydı. Onların mantığına göre, “zararımızı sınırlayıp bölgedeki ülkelerin bu sorunu kendileri halletmesine izin vermek kötü bir sonuç olmaz.”

Pentagon bu nitelemeyi “yanlış” olarak nitelendirirken, Beyaz Saray ise yönetimin Trump’ın kararlarını uygulamaya “uyum sağladığını” belirtti.

Körfez ülkeleri, en azından müzakere masasında yer almak için ısrar ediyor. KİK’in haziran ayında Bahreyn’de düzenlenen konsey toplantısında Dışişleri Bakanı Marco Rubio’yu ağırlamasının ardından, Genel Sekreter Casim Muhammed el-Budeyvi bu hususu vurguladı.

El-Budeyvi, “Toplantı sırasında, KİK ülkelerinin çıkarlarını korumak için gelecekteki her türlü mutabakat veya düzenlemenin bu ülkelerin taleplerini içermesi gerektiği vurgulandı,” dedi. Fakat bu yorumu, toplantıya ilişkin ABD Dışişleri Bakanlığı özetinde yer almadı.

Körfez ülkeleri ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın güvenilir bir şekilde açık olmadığı yeni bir gerçekliğe uyum sağlamak için yeni altyapı inşa etmeye çalışıyor.

BAE, Hint Okyanusu’ndaki liman kenti Fuceyre’ye yeni bir boru hattı inşa ediyor. Kuveyt’in devlet şirketi KPC, ham petrolünü ve petrol ürünlerini bu ülkelerin boru hatları üzerinden taşımak için Suudi Arabistan ve BAE ile görüşmeler yürütüyor.

Fakat savaş sona erdirilmezse, bu yeni projelerin herhangi biri İran’ın saldırılarına maruz kalacak.

Perşembe günü Husilerin Suudi tankerlerine düzenlediği saldırı, Riyad’ın halihazırda Hürmüz Boğazı’ndan petrol sevkiyatını başka yönlere aktarmak için kullandığı karayolu boru hattının güvenilirliğine gölge düşürdü.

Savaşın sona ereceğine dair bir işaret görünmüyor. Beyaz Saray sözcüsü Wales, “Başkan aksini kararlaştırana kadar bu yıkıcı saldırılar devam edecek,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Kızıldeniz’de daralan koridor Suudi petrol ihracatını zorluyor

Yayınlanma

ABD ile İran arasındaki savaş ve Yemenli Husilerin tehditleri, Suudi Arabistan’ın küresel pazarlara yönelik petrol sevkiyatını Süveyş Kanalı üzerinden geçen dar bir rotaya bağladı. Wall Street Journal’ın haberine göre Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ardından Kızıldeniz limanlarına yönlendirilen sevkiyatlar, Babülmendep Boğazı’ndaki Husi saldırıları nedeniyle daha uzun ve maliyetli yollara kaydı.

ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş ve Yemenli Husilerin eylemleri, Suudi Arabistan’ın küresel pazarlara yönelik petrol sevkiyatını Süveyş Kanalı üzerinden geçen “dar” bir rotaya bağladı.

The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre, yaşanan gelişmeler küresel petrol tedarik zincirini yeni bir baskı altına soktu.

Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının ardından Suudi Arabistan, ihracatını Kızıldeniz kıyısındaki terminallerine yönlendirmiş ve buradan Babülmendep Boğazı üzerinden Asyalı alıcılara ulaştırmaya başlamıştı. Ancak son günlerde Husilerin Suudi gemilerini hedef alan saldırıları bu güzergahı tehlikeye soktu.

Haberde, bu durumun petrolü Süveyş Kanalı üzerinden veya Afrika’nın etrafını dolaşan daha uzun ve pahalı rotalardan göndermeyi zorunlu kıldığı aktarıldı.

Tesislerde geçiş yoğunluğu artıyor

Gemi takip ve analiz şirketi Vortexa verilerine dayandırılan habere göre, Suudi petrolü taşıyan en az dört tanker Babülmendep Boğazı’ndan geri dönerek kuzeye, Süveyş’e doğru yöneldi. Suudi Arabistan ayrıca Mısır’ın Akdeniz kıyısındaki limanlarından yüklenecek petrol partilerinin satışını artırmaya başladı.

Temmuz ayının ilk üç haftasında Süveyş Kanalı üzerinden yapılan deniz yolu petrol transit geçişi son 2,5 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Kanala paralel uzanan Sumed boru hattı üzerinden yapılan sevkiyatlar ise bir önceki aya kıyasla yüzde 50 artış gösterdi.

Arap Yarımadası’nın güneybatı ucu ile Afrika’nın kuzeydoğusu arasında yer alan Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz’i Umman Denizi’ndeki Aden Körfezi’ne bağlayan stratejik bir deniz yolu konumunda.

Dünya deniz yolu petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 12’si ve küresel sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ticaretinin yüzde 8’i bu boğazdan geçiyor.

Savaşın başlamasının ardından Suudi Arabistan, Doğu-Batı boru hattı üzerinden gerçekleştirdiği pompalama miktarını günlük 4,9 milyon varile çıkararak normal seviyesinin beş katına ulaştırdı.

Bu miktar, küresel arzın yaklaşık yüzde 5’ine karşılık geliyor. Haberde, bu hacmin yaklaşık günlük 3,5 milyon varillik kısmının Babülmendep Boğazı’ndan geçtiği kaydedildi.

Süveyş Kanalı teknik kapasite sınırlarına dayanıyor

Süveyş Kanalı mevcut rotanın yerini tamamen doldurma imkanına sahip değil. Suezmax tipi tankerler yaklaşık 1 milyon varil taşıyabilirken, çok büyük ham petrol taşıyıcıları (VLCC) 2 milyon varile kadar yük alabiliyor.

Ancak VLCC tipi tankerler tam yüklü durumdayken su çekimi derinliği nedeniyle Süveyş Kanalı’ndan geçemiyor. Bu durumdaki bir tanker, yükünün yaklaşık yarısını Süveyş Körfezi’nde boşaltmak zorunda kalıyor.

Boşaltılan petrol Mısır üzerinden Akdeniz’e uzanan Sumed boru hattıyla taşınıyor. WSJ, Asya’ya giden kargolar için bu sürecin teslimat süresine 20 ila 30 günlük bir gecikme ekleyebileceğini bildirdi.

Yemenli Husiler 20 Temmuz’da Suudi Arabistan’a karşı “kısasa kısas” ilkesi çerçevesinde deniz ablukası uyguladıklarını duyurdu.

Husiler bu kararı, ülkelerinin kaynaklarının yağmalandığı, port ve havalimanlarının kapatıldığı “yaklaşık 12 yıldır süren adaletsiz ve baskıcı kuşatmaya” bir yanıt olarak niteledi.

Bu gelişmenin öncesinde, 2022 yılından bu yana yürürlükte olan ateşkes bozulmuş ve Husiler, Suudi hava kuvvetlerinin Sana Havalimanı’na düzenlediği saldırıya karşılık Abha Havalimanı’nı hedef almıştı.

WSJ mart ayında yayımladığı bir başka haberde, Suudi Arabistan ve ABD’nin Husilerin İran’ın yanında savaşa girmesini engellemeye çalıştığını yazmıştı.

New America isimli düşünce kuruluşunda araştırmacı olan Adam Baron, Husilerin savaşa dahil olması halinde Süveyş Kanalı ile Mısır’ın çatışmanın içine çekileceğini ve Suudi Arabistan’ın da bu duruma daha çok yaklaşacağını ifade etmişti.

Aynı dönemde Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı’nın kapanması üzerine depolama tesislerinin dolmasıyla birlikte petrol üretimini azaltmaya başlamıştı.

Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan Saudi Aramco şirketi, tedarikte yaşanan zorluklar nedeniyle nadir görülen bir adımla bir dizi ihale yoluyla petrol satışı teklifinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English