Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Reuters: ABD Hürmüz Boğazı’nda gizli petrol transferi yapıyor

Yayınlanma

ABD ordusunun, Basra Körfezi’nden Hürmüz Boğazı yoluyla petrol sevkiyatının kesintisiz sürmesini sağlamak amacıyla mayıs başından bu yana gizli bir operasyon yürüttüğü bildirildi. Reuters ajansının uydu görüntülerine ve kaynaklarına dayandırdığı haberde, operasyonda insansız hava araçları, deniz insansız araçları ve helikopterler eşliğinde gemiden gemiye petrol transferi yapıldığı ve şu ana kadar en az 92 kargo gemisinin bu sürece katıldığı belirtildi.

ABD’nin, Basra Körfezi’nden petrol sevkiyatının kesintisiz devam etmesi amacıyla Hürmüz Boğazı’nda gizli bir operasyon yürüttüğü bildirildi.

Reuters ajansının kaynaklarına ve elde ettiği uydu görüntülerine dayandırdığı habere göre, ABD Silahlı Kuvvetleri, insansız hava araçları (İHA), insansız deniz araçları ve helikopterler kullanarak tankerlere gizlice eskortluk ediyor ve gemiden gemiye petrol transferi gerçekleştiriyor.

Operasyonun başladığı günden bu yana sürece en az 92 kargo gemisinin katıldığı belirtiliyor.

Kaynaklar, söz konusu planın tamamen ve sürekli olarak ABD ordusunun kontrolü altında yürütüldüğünü aktardı. Aktarılan bilgilere göre tankerler, Hürmüz Boğazı’na ulaşmadan önce belirlenen bir toplanma noktasına geliyor.

Buradan, aralarında yaklaşık 3 ila 4 kilometre mesafe kalacak şekilde farklı zamanlarda hareket ediyorlar. Sefer sırasında tankerlerin transponderleri kapatılıyor ve ışıkları söndürülüyor.

ABD Silahlı Kuvvetleri ise önceden belirlenmiş rota noktaları üzerinden tankerlerin ilerleyişini takip ediyor.

Tankerler, Hürmüz Boğazı’nı geçip İran’ın kendi kontrolünde olduğunu ilan ettiği bölgenin hemen dışına ulaştığında, petrol transferine başlamak üzere alıcı gemilere yanaşıyor.

Bu transfer işleminin 24 ila 40 saat sürdüğü, ardından boşalan tankerlerin boğaz üzerinden geri döndüğü kaydedildi. Reuters, bu yöntemin İran’ın yaptırımları baypas etmek için kullandığı şemaya benzediğine dikkat çekti.

Petrol transferi iki farklı bölgede yapılıyor

Süreç hakkında bilgi sahibi kaynaklar, gemiden gemiye petrol transferinin mayıs ayının ilk günlerinde başladığını ve iki farklı noktada yürütüldüğünü bildirdi.

Bu noktalardan birinin Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Füceyre açıklarında, diğerinin ise Umman’ın Sohar Limanı yakınlarında olduğu belirtildi.

Reuters, 11 Haziran tarihli uydu görüntülerinde her iki bölgede de aynı anda petrol transferi yapan 17 çift geminin tespit edildiğini yazdı.

Kaynaklar, İran tarafından 8 Haziran akşamı düşürülen ve Washington’ın misilleme saldırılarına yol açan ABD Hava Kuvvetleri’ne ait Apache tipi helikopterin de bu gizli görevde yer aldığını öne sürdü.

Olayın yaşandığı gün çekilen uydu görüntülerinde, Sohar açıklarında yan yana duran altı çift tanker olduğu görüldü. Konuya ilişkin görüşü sorulan ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ise ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) unsurlarının, açık denizde gemiden gemiye petrol transferi operasyonlarına koruma sağlama faaliyetlerinde hiçbir şekilde yer almadığını savundu.

Reuters tarafından incelenen gemi belgelerine göre, operasyonda taşınan petrolün önemli bir kısmını BAE menşeli ihracat oluşturuyor.

Kaynaklar, Kuveyt devletine ait Kuwait Oil Tanker Company firmasının da bu transferlerde aktif olarak yer aldığını ekledi.

BAE hükümeti, BAE devlet petrol şirketi ADNOC ve Kuwait Oil Tanker Company, konuyla alakalı henüz açıklama yapmadı.

Bloomberg ajansı da 3 Haziran’da yayımladığı haberde, Washington’ın Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat edilmesini öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi askıya almasının ardından, ABD Donanması’nın gemilerin boğazdan geçişine sessizce yardımcı olmaya devam ettiğini ancak bu faaliyetleri duyurmamaya çalıştığını yazmıştı.

İran merkezli Mehr haber ajansı, 10 Haziran’da Devrim Muhafızları Ordusu’nun İran’ın Cem şehri semalarında ABD’ye ait bir MQ-9 Reaper tipi insansız hava aracını düşürdüğünü duyurmuştu.

Aynı günün akşamında ABD Başkanı Donald Trump, müzakerelerdeki yetersiz ilerleme ve 8 Haziran akşamı Umman açıklarında düşürülen Apache helikopteri nedeniyle İran’a yönelik bombardımanları yeniden başlatmaya hazırlandığını açıklamıştı.

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ise 11 Haziran’da yaptığı açıklamada, ABD ordusunun, Başkan Donald Trump’ın talimatıyla İran’daki bazı hedeflere yönelik “meşru müdafaa amacıyla ek saldırılar” düzenlemeye başladığını bildirmişti.

Washington daha sonra yeni saldırılar düzenlemekten vazgeçmiş, Trump ise 15 Haziran’da ABD ile İran arasında bir barış anlaşması imzalandığını duyurmuştu.

Trump, Hürmüz Boğazı’nın halihazırda deniz trafiğine kısmen açıldığını ve 19 Haziran’da tamamen açılacağını ilan etmişti.

Ortadoğu

Demokrat Partili Emanuel, Tel Aviv’de Netanyahu hükümetini “şoke etti”

Yayınlanma

Obama yönetimi döneminde Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü olarak görev yapmış Rahm Emanuel, Tel Aviv’de İsrail hükümetine yönelik sert mesajlar verdi.

2028 seçimlerinde Demokratların başkan adayları arasında da adı geçen Emanuel’e göre İsrail, Amerika’yı müttefiki olarak korumak istiyorsa değişmek zorunda.

Emanuel, Tel Aviv Üniversitesinde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Şüphesiz ki ittifak bir dönüm noktasında. Eski haliyle ayakta kalamaz ya da varlığını sürdüremez. Bağlarımızın gücünü korumak için önemli değişikliklere ve yeni bir yöne ihtiyacımız var.”

Emanuel’e göre sorun, Başbakan Binyamin Netanyahu yönetimindeki İsrail’in “modern bir Sparta” haline gelmiş olması: Yani, “Filistinlileri ayakları altında ezmekten başka bir alternatif görmeyen, militarist ve yayılmacı bir devlet.”

Emanuel’e göre böyle bir ülke, ABD’den aldığı “koşulsuz desteği” hak etmiyor; hatta bu, “jeopolitik açıdan bir alkoliğe votka vermekle eşdeğer”:

“Koşulsuz destek, Gazze’deki masum Filistinlilere gıda ve tıbbi yardım sağlamayı reddetmenize olanak tanıdı; bu da dünyanın, İsraillilerin sadece Filistinlileri öldürmekle kalmayıp, onların ölümüne, yok edilmesine ve acı çekmesine tamamen kayıtsız kaldıkları sonucuna varmasına neden oldu.”

Demokrat Partili, bunun yerine, ABD’nin İsrail’i “daha iyi bir versiyonu olmaya zorlaması” gerektiğini söyledi.

Netanyahu’yu savaşı sona erdirmek için diplomatik çabaları ilerletme konusunda yeterince adım atmadığı için eleştiren Emanuel, “İsrail’e verilen destek dünya çapında hızla azalıyor” diye belirtti ve şöyle devam etti:

“Avrupa’yı kaybettiniz. Bilim insanlarınız uluslararası araştırma ağlarından dışlanma riskiyle karşı karşıya. Sanatçılarınız ve akademisyenleriniz sergilere ve konferanslara kabul edilmiyor.”

AP’nin aktardığına göre konuşmasından önce verdiği bir röportajda Emanuel, İsrail’in 7 Ekim 2023’te Hamas’ın saldırısına karşı sürdürdüğü askeri tepkinin, “Filistinlilerin hayatına karşı pervasız ve umursamaz bir tutum sergilediğini; sadece askeri harekâtın değil, gıda ve ilacı askeri hedeflerinize ulaşmak için bir araç olarak kullanmanın da” olduğunu söyledi.

Bazı insan hakları örgütleri tarafından yöneltilen ve İsrail ile ABD hükümetleri tarafından reddedilen “İsrail’in soykırım işlediği” iddiası sorulduğunda Emanuel, bu sorunun Ukrayna ve Sudan’daki çatışmalar da incelenmeden tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi:

“Bu tartışmayı yapmaya hazırım ama bunun siyasallaştırılmaması gerektiğini ve böylece soykırım kavramının etkisinin sulandırılmaması gerektiğini düşünüyorum.”

Bu, işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik terörizmi mümkün kılan İsrailli siyasi ve iş dünyası liderlerine yaptırım uygulamak, İsrail’e verilen ABD askeri yardımını sonlandırmak ve diğer Arap ülkelerinin desteğine dayalı olarak Filistinlilerle barış müzakereleri için yeni bir çerçeve oluşturmak anlamına geliyor.

Barack Obama ve Joe Biden, çeşitli konularda Netanyahu ile çatışmış olsalar da, her ikisi de bu anlaşmazlıkları çoğunlukla özel tutmaya çalışmış ve İsrail’in yanlış davranışlarını cezalandırmaya yönelik kamuoyuna açık adımlarını nispeten sınırlı tutmuşlardı.

Birçok yönetim Filistin devleti kurulmasını talep edip Batı Şeria’daki yeni yerleşim yerlerine karşı çıkmış olsa da, İsrailli liderlere yaptırım uygulamak ve askeri yardımı kesmek tamamen gündem dışı kalmıştı.

Emanuel’in bu konuşması Demokratların içine doğru yapılmış gibi görünüyor, çünkü eski Beyaz Saray yöneticisi aslında Filistinlilerin acılarını pek de önemseyen biri değil: Obama’nın danışmanı Ben Rhodes, anı kitabı The World as It Is’de, Emanuel’in yönetim içi tartışmalarda Filistinlilere yönelik endişelerini defalarca alay konusu yaptığını hatırlatıyor.

Emanuel, Rhodes’a “Hamas” lakabını takmış ve danışmanı, “çocuğumun İsrail’de lanet olası bar mitzvah törenini yapmasını imkansız hale getirmekle” suçlamış.

Emanuel gibi Yahudi bir Demokrat’ın artık bir zamanlar marjinal kabul edilen söylem ve politikalara rahatça uyum sağlaması, Demokratlar arasında eski İsrail yanlısı konsensüsün artık tamamen ortadan kalktığının bir göstergesi olarak görülüyor.

Nitekim eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Emanuel’in konuşmasını kendi X hesabından övgüyle paylaştı.

Vox’un aktardığına göre bu yılın neredeyse tamamında Rahm Emanuel, Demokrat ön seçimlerinde “merkez kanadı” ele geçirmek için kendini konumlandırdı.

Birbiri ardına verdiği röportajlarda, partinin popüler olmayan trans konularına, polisin bütçesinin kesilmesine ve kapitalizmin ortadan kaldırılmasına takıntılı solcu aktivistlerin aşırı etkisine kapıldığını savundu.

Emanuel bunun yerine, partinin “orta sınıf değerlerine” ve “iktisadi meselelere” yeniden odaklanması gerektiğini savunuyor. Yani sosyal meselelerin önceliğinin azaltılması, sınır denetimlerinin güçlendirilmesi ve refah devletinin genişletilmesi.

Geçmişte, bu tür bir merkezci aday neredeyse istisnasız olarak İsrail yanlısı bir tutum sergilerdi: koşulsuz askeri yardım ve diplomatik destek.

Demokrat başkanlar, Temsilciler Meclisi başkanları ve Senato çoğunluk liderleri, AIPAC’ın yıllık konferansına düzenli olarak katılırlardı ve bu da İsrail yanlısı lobinin tutumuyla aynı çizgide olduklarını gösterirdi.

Bu eski yaklaşım kamuoyunu yansıtıyordu. Çoğu Amerikalı, ABD-İsrail ittifakını geniş ölçüde destekliyordu ve bu durum on yıllardır böyleydi.

Siyasetin “ortadaki seçmeni” kazanmaya odaklanması gerektiği şeklindeki temel merkezci eğilim, İsrail’in lehine işliyordu.

Bu da hem Obama’nın hem de Biden’ın, görev süreleri boyunca Netanyahu’ya yönelik hayal kırıklıklarını ve politika konusundaki çatışmalarını olabildiğince gizli tutmalarına yol açtı.

Fakat Gazze savaşının sonucu her şeyi değiştirdi. Şubat ayında, Gallup’un yıllık anketi, anket tarihindeki ilk kez daha fazla Amerikalının Filistinlilere sempati duyduğunu ortaya koydu.

Daha yeni bir Pew anketi, Amerikalıların yüzde 62’sinin İsrail hükümetine karşı olumsuz bir bakış açısına sahip olduğunu gösterdi.

Bu yeni Amerikan düşmanlığı ezici bir çoğunlukla Demokratlar tarafından besleniyor. Pew verilerine göre Demokratların yalnızca yüzde 16’sı İsrail hükümetine karşı olumlu bir bakış açısı sergiliyor.

Vox’a göre “tam bir merkezci” olan Emanuel, eskiden Demokratlar arasında “aşırı sol”un pozisyonu olarak görülen (yani Amerika’nın nüfuzunu kullanarak İsrail’i daha iyiye doğru değişmeye zorlaması gerektiği yönündeki) görüşün artık merkezin pozisyonu olduğuna karar vermiş gibi görünüyor.

Bu, parti içindeki eski İsrail yanlısı konsensüsün ölmekte olduğunun ve onun yerine yeni bir şeyin ortaya çıktığının en son işareti.

Emanuel’in bu sözleri, bir zamanlar ABD Temsilciler Meclisi’nin ilk Yahudi başkanı olma hedefleri olan Emanuel’i “kendinden nefret eden bir Yahudi” olarak nitelendirmesiyle tanınan Netanyahu’dan benzer şekilde sert bir tepkiye yol açabilir.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Lübnan’da kontrolün devredileceği ilk pilot bölge devreye giriyor

Yayınlanma

İsrail ordusunun Lübnan’da işgal ettiği bölgelerdeki kontrolün devredilmesini öngörek ilk “pilot bölge” uygulaması önümüzdeki günlerde başlıyor. CNN’e konuşan ABD’li bir yetkili, Washington’ın Lübnan hükümetinin bu bölgelerde egemenliğini yeniden kurması için uluslararası ortaklarla çalışacağını bildirdi.

İsrail kuvvetleri tarafından işgal edilen Lübnan topraklarındaki kontrolün devredilmesini öngören ilk “pilot bölge” uygulaması önümüzdeki günlerde hayata geçiriliyor.

CNN televizyonunun Amerikalı bir yetkiliye dayandırdığı habere göre, bu adımın ardından yeni bölgelerin devreye alınması planlanıyor.

Kanala konuşan kaynak, “Şu anda sonraki pilot bölgeler üzerinde çalışmalar ve planlamalar yürütülüyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), sürecin ilerletilmesi için her iki ülkeyle koordinasyonu sağlamaktadır” dedi.

Washington yönetiminin ayrıca, Lübnan hükümetinin bu bölgelerde ve ülkenin tamamında egemenliğini etkin bir şekilde yeniden kurmasına yardımcı olmak amacıyla yakın zamanda uluslararası ortaklarla çalışmaya başlayacağı aktarıldı.

Roma’da kapalı kapılar ardında teknik müzakereler yapılacak

Yetkili, gelecek hafta Roma’da düzenlenecek görüşmelerin basına ve kamuoyuna kapalı formatta gerçekleştirileceğini belirtti.

Bu toplantıların, hükümetlerin ilgili konuları çerçeve anlaşmasının tüm maddeleri üzerinde çalışacak teknik heyetlere devretmesine olanak tanıyacağını ifade etti.

Söz konusu 14 maddelik belge, haziran ayının sonunda Washington’da İsrailli ve Lübnanlı yetkililer arasında ABD arabuluculuğunda gerçekleştirilen son müzakere turunun ardından uzlaşıyla kabul edilmişti.

Müzakerelerin gidişatı hakkında bilgi sahibi diplomatik bir kaynak ise Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un, ülkesinin İsrail ile müzakerelere devam etmesini, İsrail askeri güçlerinin Lübnan’ın güney bölgelerinden çekilmeye başlaması şartına bağladığını aktardı.

Öte yandan, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, İsrail askerlerinin Lübnan’ın güneyinden geniş kapsamlı olarak geri çekilmesi fikrine karşı çıktı. Katz, “Lübnan’a girmek için kimseden izin istemedik, orada kalmak için de kimseden izin alacak değiliz” şeklinde konuştu.

Daha önce Fox News kanalına açıklamalarda bulunan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise Lübnan’daki bazı Hristiyan köylerinin sakinlerinin, İsrail’in koruması altında kalmak istedikleri için yerleşim yerlerinin İsrail tarafından ilhak edilmesini talep ettiğini ileri sürmüştü.

Netanyahu ayrıca, Lübnan halkının Hizbullah’tan kurtulmak istediğini savundu.

İsrail ve Lübnan, 26 Haziran tarihinde ABD’nin arabuluculuğunda, çatışmaların aşamalı olarak çözülmesini ve İsrail birliklerinin Lübnan topraklarından kısmi olarak çekilmesini öngören bir çerçeve anlaşması imzalamıştı.

Başbakan Netanyahu, ilk aşamada İsrail’in Lübnan’ın güneyinde, Litani Nehri’nin kuzeyinde ve güneyinde yer alan iki bölgeden askerlerini çekeceğini açıklamıştı. Ancak belgenin imzalanmasından 24 saatten kısa bir süre sonra İsrail, Lübnan’ın güney kesimine hava saldırısı düzenlemişti.

Hizbullah lideri Naim Kasım ise söz konusu anlaşmayı reddederek belgeyi “teslimiyet” olarak nitelendirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Gazze’ye 20 bin kişilik güç planı 10 askerle başlıyor

Yayınlanma

The Wall Street Journal’a göre ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’ye 20 bin kişilik uluslararası güç yerleştirme planı, ilk aşamada yalnızca 10 ila 20 askerin gönderilmesiyle başlayacak. Haziranda faaliyete geçmesi öngörülen misyonu İsrail ile İran arasındaki savaş ve Lübnan’daki çatışmalar geciktirdi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’nde savaş sonrası düzen için öngördüğü 20 bin kişilik uluslararası güç planının ilk aşamasında yalnızca 10 ila 20 asker gönderilmeye hazırlanılıyor.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) bir ABD’li askeri yetkili ile proje hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayandırdığı habere göre ilk grup Faslı askerlerden oluşacak.

Uluslararası gücün haziranda göreve başlaması planlanıyordu. Ancak ilk aşamada yaklaşık 10 Fas askeri İsrail’e gidecek. Askerler önce Gazze sınırı yakınında eğitim alacak, daha sonra bölgede operasyona başlayacak. İlerleyen dönemde başka ülkelerin birliklerinin de misyona katılması öngörülüyor.

WSJ, planın uygulanmasındaki gecikmeyi Orta Doğu’da güvenlik koşullarının ağırlaşmasına bağladı. İsrail ile İran arasındaki savaş ve Lübnan’daki çatışmalar takvimi etkiledi.

Eski ABD Savunma Bakan Yardımcısı Vekili’nin Orta Doğu’dan sorumlu yardımcısı Daniel Shapiro, İran’la çatışmanın yalnızca misyon hazırlıklarını geciktirmediğini, bazı ülkelerin Gazze’ye asker gönderme isteğini de azalttığını söyledi.

Arnavutluk, Kazakistan, Kosova ve Fas’ın uluslararası misyona katılım anlaşmalarını imzalamaya yakın olduğu belirtiliyor.

Daha önce Gazze’ye birkaç bin asker göndermeyi değerlendiren Endonezya ise Orta Doğu’daki istikrarsızlığı gerekçe göstererek martta görüşmeleri askıya aldı.

ABD ve İsrail uluslararası güç seçeneğini 2023’te ele aldı

ABD ile İsrail, Gazze’de uluslararası güç konuşlandırılması fikrini 2023 sonbaharında, savaş sonrasında bölgenin nasıl yönetileceğine ilişkin olası seçeneklerden biri olarak görüşmeye başladı.

ABD, Katar, Mısır ve Türkiye, Ekim 2025’te İsrail ile Hamas arasındaki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan anlaşmayı arabulucu olarak imzaladı.

ABD’nin çözüm planına dayanan anlaşma; ateşkes, rehinelerin serbest bırakılması, İsrail askerlerinin aşamalı olarak çekilmesi, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze’ye uluslararası istikrar güçlerinin yerleştirilmesini öngörüyordu.

Trump, Ocak 2026’da anlaşmanın uygulanmasını, Gazze’deki geçiş yönetiminin çalışmalarını ve bölgenin yeniden inşasını denetlemek üzere uluslararası “Barış Konseyi”nin kurulduğunu duyurdu.

Ancak planın uygulanmasında çeşitli sorunlar ortaya çıktı. İsrail askerlerini çekme sürecini tamamlamadı, Hamas silahsızlanmayı görüşmeyi reddetti. ABD’nin girişimiyle oluşturulan Barış Konseyi de finansman sağlama ve uluslararası misyonu konuşlandırma konusunda güçlüklerle karşılaştı.

Barış Konseyi, haziran sonu ile temmuz başında Kıbrıs’ta çalışma toplantısı düzenledi.

Toplantının resmi sonuçları açıklanmadı. Konsey buna karşın, çatışmalar sona erdikten sonra Gazze’de güvenliği sağlaması planlanan uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması için hazırlıklara başlandığını bildirdi.

İsrail 2005’te Gazze’den asker ve yerleşimcileri çekti

Gazze Şeridi 1967’den itibaren İsrail’in kontrolü altında kaldı. İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), Birinci İntifada’nın ardından 1993’te Oslo Anlaşmaları’nı imzaladı.

Anlaşmalar kapsamında FKÖ silahlı mücadeleden vazgeçerken İsrail tarafı Filistin topraklarında bağımsız devlet kurulmasını kabul etti. Ancak bağımsız Filistin devleti kurulmadı.

İsrail, İkinci İntifada’nın ardından 2005’te Gazze üzerindeki kontrolünden çekildi ve bölgedeki 9 bin asker ile yerleşimciyi tahliye etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English