Ortadoğu
ABD, Hürmüz Boğazı için VIP geçiş planını tartışıyor

Politico’nun haberine göre ABD’li yetkililer, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğini yeniden başlatmak için askeri eskortlu ücretli VIP geçiş formülünü görüşüyor. Bölgede yüzlerce gemi beklemeye devam ederken, bu adımın Avrupalı müttefikleri de deniz güvenliği konusunda sorumluluk almaya teşvik etmesi amaçlanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump yönetiminden yetkililer, Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiğini yeniden başlatmak amacıyla, askeri eskort ve hızlandırılmış geçiş imkanı sunan ücretli “VIP geçiş kartı” seçeneğini tartışmaya başladı.
Politico’nun görüşmelere yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre, tarafların yakın zamanda bir barış anlaşmasına varılacağını duyurmasına rağmen Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş krizi henüz aşılamadı.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynak, yürütülen müzakerelere ilişkin, “ABD’ye ödenecek bir ücret karşılığında, eskort eşliğinde hızlandırılmış geçiş formülü üzerinde duruluyor. Bu, gemiler için bir nevi VIP geçiş kartı olacak. Temel fikir, askeri eskort eşliğinde gerçekleştirilebilecek bu hızlı işlemler için ücret alınmasıdır” ifadelerini kullandı.
Kaynaklar, tankerlerden ücret alınması fikrinin aynı zamanda Fransa’da düzenlenecek G7 zirvesi öncesinde bir müzakere taktiği olarak kullanıldığını ve Avrupalı müttefiklerin bölgedeki gelişmelere daha aktif katılımını sağlamayı amaçladığını belirtti.
Eski bir hükümet yetkilisi, bu ücretlendirme fikrinin amacını şu sözlerle açıkladı:
“Bu fikir tamamen Fransa, İngiltere ve diğer ülkelerin Basra Körfezi’ne girerek deniz güvenliği sorumluluğunu üstlenmelerine zemin hazırlamayı amaçlıyor. Böylece İranlıların anlaşmadan caymasını ve Hürmüz Boğazı’nı uzun vadeli bir şantaj aracı olarak kullanmasını engelleyecek ek bir caydırıcılık unsuru oluşturulması hedefleniyor.”
Beyaz Saray’da tartışılan diğer alternatifler arasında, ABD’li sigorta şirketlerini bu deniz yolunu kullanan gemilere güvence sağlamaya zorlamak amacıyla Savunma Üretim Yasası’nın devreye sokulması da yer alıyor.
Trump yönetimi mart ayında armatörlere 20 milyar dolarlık bir “siyasi sigorta” teklif etmişti. Ancak Politico, İran’ın füzeler, insansız hava araçları ve küçük teknelerle milyonlarca dolar değerindeki kargolara zarar verdiği sularda mülklerini riske atmak istemeyen armatörlerin bu teklife ilgi göstermediğini aktardı.
Kaynaklar, tartışılan fikirlerden henüz hiçbirinin onaylanmadığını kaydetti. ABD ve İran arasındaki uzlaşıya rağmen boğazdaki trafiğin neredeyse tamamen durma noktasına geldiğini belirten Politico, Kpler verilerine göre şu anda Basra Körfezi’nde, Hürmüz Boğazı’nın hemen dışında, 220’si tanker olmak üzere yaklaşık 500 geminin beklediğini bildirdi.
ABD ve İran, Pakistan’ın ara buluculuğunda yürütülen müzakerelerin ardından 14 Haziran’da barış anlaşmasına varıldığını duyurmuştu.
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, anlaşmanın imza töreninin 19 Haziran’da İsviçre’de yapılmasının beklendiğini açıklamıştı.
İsrail televizyonu Kanal 12 ve Al Arabiya tarafından 16 Haziran’da yayımlanan mutabakat zaptı taslaklarında Hürmüz Boğazı’na ilişkin maddeler yer alıyor.
Kanal 12’nin yayımladığı taslakta, “İran, ticari gemilerin Hürmüz Boğazı’nden güvenli geçişini sağlamak için gerekli düzenlemeleri yapacak ve 60 gün boyunca herhangi bir ücret talep etmeyecektir” ifadesi yer alıyor.
Al Arabiya’nın sürümünde ise “İran, 30 gün içinde mayın temizleme çalışmaları dahil olmak üzere ticari gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişini sağlayacaktır” deniliyor.
Ayrıca Kanal 12’nin aktardığı taslağa göre, İran ve Umman, Körfez ülkelerinin katılımıyla “deniz taşımacılığı ve liman hizmetlerine ilişkin düzenlemeleri” belirlemek üzere müzakereler yürütmeyi taahhüt ediyor.
Barış anlaşmasının duyurulmasının ardından ABD Başkanı Donald Trump, tankerlerin Hürmüz Boğazı’ndan ayrılmaya başladığını açıklamıştı.
Trump, 15 Haziran’da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Tamamen güvenli, emniyetli ve sorunsuz olan güney ‘otobanında’ ilerliyorlar. Başka geçiş güzergahları da var!!!” ifadelerini kullanmıştı.
Diğer yandan Reuters’a konuşan kaynaklar, geçiş anlaşması imzalansa bile Hürmüz Boğazı’ndaki mayın temizleme çalışmalarının, normal deniz trafiğine dönülmesini birkaç hafta geciktirebileceğini belirtti.
NBC ve ABC kanalları ise mayıs ayının sonunda yayımladıkları haberlerde, ABD ordusunun İran ile savaşın başlangıcından bu yana Hürmüz Boğazı’ndaki İran mayınlarının yerini tespit edemediğini kaydetmişti.
Ortadoğu
Demokrat Partili Emanuel, Tel Aviv’de Netanyahu hükümetini “şoke etti”

Obama yönetimi döneminde Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü olarak görev yapmış Rahm Emanuel, Tel Aviv’de İsrail hükümetine yönelik sert mesajlar verdi.
2028 seçimlerinde Demokratların başkan adayları arasında da adı geçen Emanuel’e göre İsrail, Amerika’yı müttefiki olarak korumak istiyorsa değişmek zorunda.
Emanuel, Tel Aviv Üniversitesinde yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Şüphesiz ki ittifak bir dönüm noktasında. Eski haliyle ayakta kalamaz ya da varlığını sürdüremez. Bağlarımızın gücünü korumak için önemli değişikliklere ve yeni bir yöne ihtiyacımız var.”
Emanuel’e göre sorun, Başbakan Binyamin Netanyahu yönetimindeki İsrail’in “modern bir Sparta” haline gelmiş olması: Yani, “Filistinlileri ayakları altında ezmekten başka bir alternatif görmeyen, militarist ve yayılmacı bir devlet.”
Emanuel’e göre böyle bir ülke, ABD’den aldığı “koşulsuz desteği” hak etmiyor; hatta bu, “jeopolitik açıdan bir alkoliğe votka vermekle eşdeğer”:
“Koşulsuz destek, Gazze’deki masum Filistinlilere gıda ve tıbbi yardım sağlamayı reddetmenize olanak tanıdı; bu da dünyanın, İsraillilerin sadece Filistinlileri öldürmekle kalmayıp, onların ölümüne, yok edilmesine ve acı çekmesine tamamen kayıtsız kaldıkları sonucuna varmasına neden oldu.”
Demokrat Partili, bunun yerine, ABD’nin İsrail’i “daha iyi bir versiyonu olmaya zorlaması” gerektiğini söyledi.
Netanyahu’yu savaşı sona erdirmek için diplomatik çabaları ilerletme konusunda yeterince adım atmadığı için eleştiren Emanuel, “İsrail’e verilen destek dünya çapında hızla azalıyor” diye belirtti ve şöyle devam etti:
“Avrupa’yı kaybettiniz. Bilim insanlarınız uluslararası araştırma ağlarından dışlanma riskiyle karşı karşıya. Sanatçılarınız ve akademisyenleriniz sergilere ve konferanslara kabul edilmiyor.”
AP’nin aktardığına göre konuşmasından önce verdiği bir röportajda Emanuel, İsrail’in 7 Ekim 2023’te Hamas’ın saldırısına karşı sürdürdüğü askeri tepkinin, “Filistinlilerin hayatına karşı pervasız ve umursamaz bir tutum sergilediğini; sadece askeri harekâtın değil, gıda ve ilacı askeri hedeflerinize ulaşmak için bir araç olarak kullanmanın da” olduğunu söyledi.
Bazı insan hakları örgütleri tarafından yöneltilen ve İsrail ile ABD hükümetleri tarafından reddedilen “İsrail’in soykırım işlediği” iddiası sorulduğunda Emanuel, bu sorunun Ukrayna ve Sudan’daki çatışmalar da incelenmeden tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi:
“Bu tartışmayı yapmaya hazırım ama bunun siyasallaştırılmaması gerektiğini ve böylece soykırım kavramının etkisinin sulandırılmaması gerektiğini düşünüyorum.”
Bu, işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik terörizmi mümkün kılan İsrailli siyasi ve iş dünyası liderlerine yaptırım uygulamak, İsrail’e verilen ABD askeri yardımını sonlandırmak ve diğer Arap ülkelerinin desteğine dayalı olarak Filistinlilerle barış müzakereleri için yeni bir çerçeve oluşturmak anlamına geliyor.
Barack Obama ve Joe Biden, çeşitli konularda Netanyahu ile çatışmış olsalar da, her ikisi de bu anlaşmazlıkları çoğunlukla özel tutmaya çalışmış ve İsrail’in yanlış davranışlarını cezalandırmaya yönelik kamuoyuna açık adımlarını nispeten sınırlı tutmuşlardı.
Birçok yönetim Filistin devleti kurulmasını talep edip Batı Şeria’daki yeni yerleşim yerlerine karşı çıkmış olsa da, İsrailli liderlere yaptırım uygulamak ve askeri yardımı kesmek tamamen gündem dışı kalmıştı.
Emanuel’in bu konuşması Demokratların içine doğru yapılmış gibi görünüyor, çünkü eski Beyaz Saray yöneticisi aslında Filistinlilerin acılarını pek de önemseyen biri değil: Obama’nın danışmanı Ben Rhodes, anı kitabı The World as It Is’de, Emanuel’in yönetim içi tartışmalarda Filistinlilere yönelik endişelerini defalarca alay konusu yaptığını hatırlatıyor.
Emanuel, Rhodes’a “Hamas” lakabını takmış ve danışmanı, “çocuğumun İsrail’de lanet olası bar mitzvah törenini yapmasını imkansız hale getirmekle” suçlamış.
Emanuel gibi Yahudi bir Demokrat’ın artık bir zamanlar marjinal kabul edilen söylem ve politikalara rahatça uyum sağlaması, Demokratlar arasında eski İsrail yanlısı konsensüsün artık tamamen ortadan kalktığının bir göstergesi olarak görülüyor.
Nitekim eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Emanuel’in konuşmasını kendi X hesabından övgüyle paylaştı.
Vox’un aktardığına göre bu yılın neredeyse tamamında Rahm Emanuel, Demokrat ön seçimlerinde “merkez kanadı” ele geçirmek için kendini konumlandırdı.
Birbiri ardına verdiği röportajlarda, partinin popüler olmayan trans konularına, polisin bütçesinin kesilmesine ve kapitalizmin ortadan kaldırılmasına takıntılı solcu aktivistlerin aşırı etkisine kapıldığını savundu.
Emanuel bunun yerine, partinin “orta sınıf değerlerine” ve “iktisadi meselelere” yeniden odaklanması gerektiğini savunuyor. Yani sosyal meselelerin önceliğinin azaltılması, sınır denetimlerinin güçlendirilmesi ve refah devletinin genişletilmesi.
Geçmişte, bu tür bir merkezci aday neredeyse istisnasız olarak İsrail yanlısı bir tutum sergilerdi: koşulsuz askeri yardım ve diplomatik destek.
Demokrat başkanlar, Temsilciler Meclisi başkanları ve Senato çoğunluk liderleri, AIPAC’ın yıllık konferansına düzenli olarak katılırlardı ve bu da İsrail yanlısı lobinin tutumuyla aynı çizgide olduklarını gösterirdi.
Bu eski yaklaşım kamuoyunu yansıtıyordu. Çoğu Amerikalı, ABD-İsrail ittifakını geniş ölçüde destekliyordu ve bu durum on yıllardır böyleydi.
Siyasetin “ortadaki seçmeni” kazanmaya odaklanması gerektiği şeklindeki temel merkezci eğilim, İsrail’in lehine işliyordu.
Bu da hem Obama’nın hem de Biden’ın, görev süreleri boyunca Netanyahu’ya yönelik hayal kırıklıklarını ve politika konusundaki çatışmalarını olabildiğince gizli tutmalarına yol açtı.
Fakat Gazze savaşının sonucu her şeyi değiştirdi. Şubat ayında, Gallup’un yıllık anketi, anket tarihindeki ilk kez daha fazla Amerikalının Filistinlilere sempati duyduğunu ortaya koydu.
Daha yeni bir Pew anketi, Amerikalıların yüzde 62’sinin İsrail hükümetine karşı olumsuz bir bakış açısına sahip olduğunu gösterdi.
Bu yeni Amerikan düşmanlığı ezici bir çoğunlukla Demokratlar tarafından besleniyor. Pew verilerine göre Demokratların yalnızca yüzde 16’sı İsrail hükümetine karşı olumlu bir bakış açısı sergiliyor.
Vox’a göre “tam bir merkezci” olan Emanuel, eskiden Demokratlar arasında “aşırı sol”un pozisyonu olarak görülen (yani Amerika’nın nüfuzunu kullanarak İsrail’i daha iyiye doğru değişmeye zorlaması gerektiği yönündeki) görüşün artık merkezin pozisyonu olduğuna karar vermiş gibi görünüyor.
Bu, parti içindeki eski İsrail yanlısı konsensüsün ölmekte olduğunun ve onun yerine yeni bir şeyin ortaya çıktığının en son işareti.
Emanuel’in bu sözleri, bir zamanlar ABD Temsilciler Meclisi’nin ilk Yahudi başkanı olma hedefleri olan Emanuel’i “kendinden nefret eden bir Yahudi” olarak nitelendirmesiyle tanınan Netanyahu’dan benzer şekilde sert bir tepkiye yol açabilir.
Ortadoğu
Lübnan’da kontrolün devredileceği ilk pilot bölge devreye giriyor

İsrail ordusunun Lübnan’da işgal ettiği bölgelerdeki kontrolün devredilmesini öngörek ilk “pilot bölge” uygulaması önümüzdeki günlerde başlıyor. CNN’e konuşan ABD’li bir yetkili, Washington’ın Lübnan hükümetinin bu bölgelerde egemenliğini yeniden kurması için uluslararası ortaklarla çalışacağını bildirdi.
İsrail kuvvetleri tarafından işgal edilen Lübnan topraklarındaki kontrolün devredilmesini öngören ilk “pilot bölge” uygulaması önümüzdeki günlerde hayata geçiriliyor.
CNN televizyonunun Amerikalı bir yetkiliye dayandırdığı habere göre, bu adımın ardından yeni bölgelerin devreye alınması planlanıyor.
Kanala konuşan kaynak, “Şu anda sonraki pilot bölgeler üzerinde çalışmalar ve planlamalar yürütülüyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), sürecin ilerletilmesi için her iki ülkeyle koordinasyonu sağlamaktadır” dedi.
Washington yönetiminin ayrıca, Lübnan hükümetinin bu bölgelerde ve ülkenin tamamında egemenliğini etkin bir şekilde yeniden kurmasına yardımcı olmak amacıyla yakın zamanda uluslararası ortaklarla çalışmaya başlayacağı aktarıldı.
Roma’da kapalı kapılar ardında teknik müzakereler yapılacak
Yetkili, gelecek hafta Roma’da düzenlenecek görüşmelerin basına ve kamuoyuna kapalı formatta gerçekleştirileceğini belirtti.
Bu toplantıların, hükümetlerin ilgili konuları çerçeve anlaşmasının tüm maddeleri üzerinde çalışacak teknik heyetlere devretmesine olanak tanıyacağını ifade etti.
Söz konusu 14 maddelik belge, haziran ayının sonunda Washington’da İsrailli ve Lübnanlı yetkililer arasında ABD arabuluculuğunda gerçekleştirilen son müzakere turunun ardından uzlaşıyla kabul edilmişti.
Müzakerelerin gidişatı hakkında bilgi sahibi diplomatik bir kaynak ise Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un, ülkesinin İsrail ile müzakerelere devam etmesini, İsrail askeri güçlerinin Lübnan’ın güney bölgelerinden çekilmeye başlaması şartına bağladığını aktardı.
Öte yandan, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, İsrail askerlerinin Lübnan’ın güneyinden geniş kapsamlı olarak geri çekilmesi fikrine karşı çıktı. Katz, “Lübnan’a girmek için kimseden izin istemedik, orada kalmak için de kimseden izin alacak değiliz” şeklinde konuştu.
Daha önce Fox News kanalına açıklamalarda bulunan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise Lübnan’daki bazı Hristiyan köylerinin sakinlerinin, İsrail’in koruması altında kalmak istedikleri için yerleşim yerlerinin İsrail tarafından ilhak edilmesini talep ettiğini ileri sürmüştü.
Netanyahu ayrıca, Lübnan halkının Hizbullah’tan kurtulmak istediğini savundu.
İsrail ve Lübnan, 26 Haziran tarihinde ABD’nin arabuluculuğunda, çatışmaların aşamalı olarak çözülmesini ve İsrail birliklerinin Lübnan topraklarından kısmi olarak çekilmesini öngören bir çerçeve anlaşması imzalamıştı.
Başbakan Netanyahu, ilk aşamada İsrail’in Lübnan’ın güneyinde, Litani Nehri’nin kuzeyinde ve güneyinde yer alan iki bölgeden askerlerini çekeceğini açıklamıştı. Ancak belgenin imzalanmasından 24 saatten kısa bir süre sonra İsrail, Lübnan’ın güney kesimine hava saldırısı düzenlemişti.
Hizbullah lideri Naim Kasım ise söz konusu anlaşmayı reddederek belgeyi “teslimiyet” olarak nitelendirmişti.
Ortadoğu
Gazze’ye 20 bin kişilik güç planı 10 askerle başlıyor

The Wall Street Journal’a göre ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’ye 20 bin kişilik uluslararası güç yerleştirme planı, ilk aşamada yalnızca 10 ila 20 askerin gönderilmesiyle başlayacak. Haziranda faaliyete geçmesi öngörülen misyonu İsrail ile İran arasındaki savaş ve Lübnan’daki çatışmalar geciktirdi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’nde savaş sonrası düzen için öngördüğü 20 bin kişilik uluslararası güç planının ilk aşamasında yalnızca 10 ila 20 asker gönderilmeye hazırlanılıyor.
The Wall Street Journal’ın (WSJ) bir ABD’li askeri yetkili ile proje hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayandırdığı habere göre ilk grup Faslı askerlerden oluşacak.
Uluslararası gücün haziranda göreve başlaması planlanıyordu. Ancak ilk aşamada yaklaşık 10 Fas askeri İsrail’e gidecek. Askerler önce Gazze sınırı yakınında eğitim alacak, daha sonra bölgede operasyona başlayacak. İlerleyen dönemde başka ülkelerin birliklerinin de misyona katılması öngörülüyor.
WSJ, planın uygulanmasındaki gecikmeyi Orta Doğu’da güvenlik koşullarının ağırlaşmasına bağladı. İsrail ile İran arasındaki savaş ve Lübnan’daki çatışmalar takvimi etkiledi.
Eski ABD Savunma Bakan Yardımcısı Vekili’nin Orta Doğu’dan sorumlu yardımcısı Daniel Shapiro, İran’la çatışmanın yalnızca misyon hazırlıklarını geciktirmediğini, bazı ülkelerin Gazze’ye asker gönderme isteğini de azalttığını söyledi.
Arnavutluk, Kazakistan, Kosova ve Fas’ın uluslararası misyona katılım anlaşmalarını imzalamaya yakın olduğu belirtiliyor.
Daha önce Gazze’ye birkaç bin asker göndermeyi değerlendiren Endonezya ise Orta Doğu’daki istikrarsızlığı gerekçe göstererek martta görüşmeleri askıya aldı.
ABD ve İsrail uluslararası güç seçeneğini 2023’te ele aldı
ABD ile İsrail, Gazze’de uluslararası güç konuşlandırılması fikrini 2023 sonbaharında, savaş sonrasında bölgenin nasıl yönetileceğine ilişkin olası seçeneklerden biri olarak görüşmeye başladı.
ABD, Katar, Mısır ve Türkiye, Ekim 2025’te İsrail ile Hamas arasındaki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan anlaşmayı arabulucu olarak imzaladı.
ABD’nin çözüm planına dayanan anlaşma; ateşkes, rehinelerin serbest bırakılması, İsrail askerlerinin aşamalı olarak çekilmesi, Hamas’ın silahsızlandırılması ve Gazze’ye uluslararası istikrar güçlerinin yerleştirilmesini öngörüyordu.
Trump, Ocak 2026’da anlaşmanın uygulanmasını, Gazze’deki geçiş yönetiminin çalışmalarını ve bölgenin yeniden inşasını denetlemek üzere uluslararası “Barış Konseyi”nin kurulduğunu duyurdu.
Ancak planın uygulanmasında çeşitli sorunlar ortaya çıktı. İsrail askerlerini çekme sürecini tamamlamadı, Hamas silahsızlanmayı görüşmeyi reddetti. ABD’nin girişimiyle oluşturulan Barış Konseyi de finansman sağlama ve uluslararası misyonu konuşlandırma konusunda güçlüklerle karşılaştı.
Barış Konseyi, haziran sonu ile temmuz başında Kıbrıs’ta çalışma toplantısı düzenledi.
Toplantının resmi sonuçları açıklanmadı. Konsey buna karşın, çatışmalar sona erdikten sonra Gazze’de güvenliği sağlaması planlanan uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması için hazırlıklara başlandığını bildirdi.
İsrail 2005’te Gazze’den asker ve yerleşimcileri çekti
Gazze Şeridi 1967’den itibaren İsrail’in kontrolü altında kaldı. İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), Birinci İntifada’nın ardından 1993’te Oslo Anlaşmaları’nı imzaladı.
Anlaşmalar kapsamında FKÖ silahlı mücadeleden vazgeçerken İsrail tarafı Filistin topraklarında bağımsız devlet kurulmasını kabul etti. Ancak bağımsız Filistin devleti kurulmadı.
İsrail, İkinci İntifada’nın ardından 2005’te Gazze üzerindeki kontrolünden çekildi ve bölgedeki 9 bin asker ile yerleşimciyi tahliye etti.
Söyleşi2 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi2 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Görüş6 gün önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika2 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby








