Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran Dışişleri: Bu mutabakat İran halkının efsanevi direnişinin ürünüdür

Yayınlanma

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, İran ile ABD arasında savaşı sonlandıracak mutabakat zaptının ekonomik ve askeri detaylarını paylaşarak, cuma günü İsviçre’de imzalanması planlanan mutabakatın ardından yaptırımların kaldırılması ve nükleer programa ilişkin müzakerelerin başlayacağını bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında, İran ile ABD arasında savaşı sona erdirecek bir mutabakat zaptının imzalanacağını duyurdu.

ISNA ajansının aktardığına göre yerli ve yabancı gazetecilerin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda konuşan Bekai, bu mutabakatı “çok önemli bir gelişme” olarak nitelendirdi.

Sözcü Bekai, sürecin arka planına ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:

“Bu mutabakat, İranlıların, her türlü maddi imkana sahip iki şerir aktörün saldırganlığına karşı sergilediği efsanevi duruş ve direnişin ürünüdür. Bu 110 gün boyunca hem askeri hem de diplomatik alanda vatan savunucularının arkasında duran halkımızın tüm kesimlerine teşekkür ediyor, şehit liderimiz başta olmak üzere bu savaşın tüm şehitlerinin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. İran’ı savunma ve halkımızın çıkarlarını koruma yolunda hiçbir çabayı esirgemeyeceğimize söz veriyoruz.”

Sözcü, 12 gün süren savaşta yaşananları unutmayacaklarını belirterek, “Siyonist rejim ve ABD’nin bu savaşta İran’a ve İran halkına karşı işlediği cinayetleri, nükleer tesislere yönelik saldırılarını, askeri komutanlarımızın ve vatandaşlarımızın şehit edilmesini unutmayacağız. Maalesef uluslararası toplum ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı bu sınavdan başarıyla geçemedi” dedi.

İsviçre’de imzalanacak mutabakat zaptının detayları ve İran adına imzayı kimin atacağı yönündeki soruya yanıt veren Bekai, “Bu konunun ayrıntılarını çok yakında kamuoyuyla paylaşacağız. Bugün veya yarın bu konuda kesin kararlar verilerek gerekli bilgilendirme yapılacaktır” diye konuştu.

“İsviçre seyahatinden önce bazı bölge ülkelerini ve komşularımızı ziyaret edeceğiz”

Batı medyasında yer alan, cuma günü Cenevre’de yapılacak görüşmeler öncesinde Katar’ın başkenti Doha’da ön görüşmeler gerçekleştirileceği yönündeki iddiaları değerlendiren Bekai, bölgesel temasların gündemde olduğunu doğruladı. Bekai, “Cenevre toplantısından önce bölge ülkelerine bir seyahat gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. Bu program kesinleşir kesinleşmez detayları ilan edeceğiz. İsviçre seyahatinden önce bazı bölge ülkelerini ve komşularımızı ziyaret edeceğiz” açıklamasında bulundu.

Lübnan’da savaşın sona erdirilmesine yönelik İslamabad mutabakatı ve eş zamanlı olarak İsrail’in Lübnan’a düzenlediği saldırılar hakkında konuşan Bekai, bir Hizbullah komutanının ve sivillerin hayatını kaybettiği saldırıyı “alçakça bir cinayet” olarak niteledi. Bekai, şöyle devam etti:

“Uzlaşma çabalarının zirveye ulaştığı bir dönemde, Siyonist rejimin cinayetlerini tekrarlayarak Dahiye’de sivil yerleşim alanına terör saldırısı düzenlediğine ve Lübnan vatandaşlarını şehit ettiğine şahit olduk. Ancak Lübnan’daki bu terör eylemi, İran’ın, direniş cephesinin ve Lübnan’ın ulusal çıkarlarının azami düzeyde korunması için bir fırsata dönüştü. İran ve dostları, bu habis saldırıların çıkarlarımıza odaklanmamızı engellemesine izin vermedi; aksine bu cinayet, direniş cephesinin Siyonist rejime karşı daha da kenetlenmesini ve güçlenmesini sağladı.”

Savaşın sona ermesiyle ilgili Lübnan’ın konumuna da değinen Bekai, “Lübnan ve bu ülkedeki savaşın sonlandırılması, savaşı bitiren mutabakatın ayrılmaz bir parçasıdır. Savaşın sona ermesi ve Lübnan’daki ateşkes, 19 Ferverdin (8 Nisan) tarihli ateşkesin bir parçasıydı. Gelecekte de gelişmeleri yakından izleyecek ve karşı tarafın taahhütlerini yerine getirmesini sağlamak için tüm araçlarımızı kullanacağız” dedi. Mutabakat metninde Lübnan isminin üç kez geçtiğini belirten Bekai, metinde “Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sonlandırılması” ve “Lübnan’ın egemenliği ile toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi” ifadelerinin yer aldığını vurguladı.

“İran halkına karşı işlenen cinayetleri ne bağışlarız ne de unuturuz”

Savaş sürecinde ABD ve İsrail’in işlediği suçların hukuki takibi ve şehitlerin kanının yerde kalmaması konusundaki soruyu yanıtlayan Bekai, “Şehitlerimizin kanının davasını gütmek bizim için daimi bir konudur. İran halkına karşı işlenen cinayetleri ne bağışlarız ne de unuturuz. Dışişleri Bakanlığı olarak bu cinayetlerin belgelenmesi ve uluslararası platformlarda anlatılması için tüm diplomatik ve hukuki araçları kullanmaya devam edeceğiz. Savaşın sona ermesi için uzlaşıya varılması, bu suçları unutacağımız anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.

İran halkının ABD’ye yönelik derin güvensizliğine dikkat çeken Sözcü, şunları kaydetti:

“Karşı tarafın İran medeniyetini yok etme iddiasında olduğu, altyapımızı hedef aldığı ve halkımız hakkında en kötü ifadeleri kullandığı 100 günlük zorlu bir sürecin ardından, dün gece tüm cephelerde savaşı sonlandıracak mutabakatı nihayete erdirdik. Ancak İranlıların ABD’ye karşı duyduğu derin şüphe, 1953 yılından bu yana devam eden Amerikan şeraretleri nedeniyle son derece köklüdür. Dolayısıyla ABD’nin İranlıların güvenini kazanmak için önünde çok uzun bir yol var. Bu mutabakat, sadece gerilimi azaltma ve savaşı sonlandırma yönünde atılmış bir adımdır.”

“Cuma gününden sonraki gün engelsiz şekilde petrol ve petrokimya satışı yapabilmeliyiz”

Mutabakatın ekonomik boyutlarına, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasına ve tazminat konularına değinen Bekai, ABD tarafının bu konularda taahhütleri olduğunu belirtti:

“Dondurulmuş varlıklarımızın serbest bırakılması ve savaş hasarının tazmin edilmesi bizim için son derece önemlidir. Bu kaynaklara erişim bizim hakkımızdır ve mutabakat kapsamında gerekli önlemler alınmıştır. Ayrıca ABD tarafı, birincil ve ikincil yaptırımların yanı sıra BM Güvenlik Konseyi yaptırımları ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu kararlarını kaldırmakla yükümlüdür. Bu konular, imzanın ertesi günü başlayacak ve 60 gün içinde karara bağlanacak olan nükleer müzakerelerin temelini oluşturacaktır.”

Bekai, petrol satışı üzerindeki engellerin kalkması gerektiğini belirterek, “Anlaşmanın imzalanacağı cuma gününden hemen sonra petrol, petrol ürünleri ve petrokimya satışımız önündeki engeller kalkmalıdır. İran, cuma gününden sonraki gün hiçbir engelle karşılaşmadan petrol ve petrokimya ürünlerinin satışını gerçekleştirebilmelidir” dedi.

“Karşı tarafın adımlarına paralel olarak Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişi sağlayacağız”

Hürmüz Boğazı’nın yönetimi ve ABD Başkanı’nın “İran’ın boğazdan geçen gemilerden harç almayacağı” yönündeki açıklamalarını değerlendiren Bekai, boğazın İran için kritik önemde olduğunu vurguladı:

“Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik tedbirlerimiz tamamen uluslararası hukuka uygundur. İran ve Umman, kıyıdaş devletler olarak boğazda güvenli geçişi sağlamak için gerekli adımları atacaktır. Mutabakat metni uyarınca, karşı tarafın adımlarına paralel olarak belirli bir süre boyunca Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişi sağlayacağız. Bu konudaki egemenlik hakkımız tamamen korunmaktadır. Biz geçiş ücreti alma peşinde değiliz; ancak sunacağımız seyrüsefer, çevre koruma ve sigorta gibi hizmetlerin karşılığı olan maliyetler hesaplanarak tahsil edilecektir.”

İsrail’in anlaşmayı sabote etme riskine ilişkin soruyu yanıtlayan Bekai, “Siyonist rejimin bölgede barış istemediği açıktır. Ancak bizim için önemli olan ABD’nin taahhütlerine sadık kalmasıdır. Bölge halkı, Siyonist rejimin ABD’nin onayı olmadan adım atmayacağını bilir. Bu nedenle, bölgedeki diğer aktörlerin veya ABD müttefiklerinin yapacağı herhangi bir ihlalden doğrudan ABD sorumlu olacaktır” dedi.

Donald Trump’ın “İran’ın zenginleştirilmiş nükleer malzemelerini operasyonla toplama” yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Bekai, “Bir kez denediler ve sonucu gördüler. Eğer akılları varsa bunu tekrarlamazlar” ifadesini kullandı.

Nükleer konunun detaylarının mutabakat zaptında yer almadığını belirten Sözcü, “Mutabakatta nükleer konunun ayrıntılarına girmedik. İmza sonrasındaki 60 günlük sürede nükleer haklarımız, zenginleştirme faaliyetleri ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokları konuları karşılıklı olarak müzakere edilecektir” diyerek sözlerini tamamladı.

Ortadoğu

Suriyeli yetkililer: Türk heyeti İsrail saldırılarından saatler önce Suriye hava üssünü ziyaret etti

Yayınlanma

Suriyeli yetkililer, bir Türk heyetinin İsrail hava saldırılarının hedef aldığı kuzey Suriye’deki bir hava üssünü saldırıdan bir gün önce ziyaret ettiğini söyledi.

İsrail saldırıları salı günü erken saatlerde, heyetin ayrılmasından birkaç saat sonra Ebu Duhur üssünü vurdu. Saldırıda hasar meydana geldi ancak can kaybı yaşanmadı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi yaptığı açıklamada, Suriye’nin Türk askerlerinin buraya konuşlanmasına izin vererek üzerinde mutabık kalınan “güvenlik konularındaki statükoyu” “ihlal etmenin eşiğine geldiği” gerekçesiyle üssün hedef alındığını iddia etti.

Kamuoyuna açıklama yapma yetkileri bulunmadığı için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla AP’ye konuşan iki Suriyeli yetkili, Türk heyetinin pazartesi günü kuzeybatıdaki İdlib vilayetinde bulunan hava üssünü ziyaret ederek tesiste devam eden rehabilitasyon çalışmalarını incelediğini söyledi.

Türk ve Suriyeli yetkililer, İsrail saldırısını kınadı. Türkiye’deki ABD Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye Özel Temsilcisi olan Tom Barrack ile bir dizi Arap ülkesi de saldırıyı kınadı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Netanyahu’nun “İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan hukuka aykırı hava saldırılarını meşrulaştırmayı amaçlayan dayanaksız iddialarda” bulunduğu belirtildi. Açıklamada, Netanyahu’nun “İsrail’deki seçimler öncesinde bölgede yayılmacı ve istikrarsızlaştırıcı politikalar izlemeyi” amaçladığı vurgulandı.

Açıklamada, Türkiye’nin “Suriye’de barış, istikrar ve refahın tesis edilmesi amacıyla Suriye Hükümeti ile meşru bir zeminde işbirliğini kararlılıkla sürdüreceği ve Suriye’nin istikrarsızlaştırılmasına asla izin vermeyeceği” ifade edildi.

Ebu Duhur hava üssü, İdlib, Halep ve Hama vilayetlerinin sınırlarına yakın stratejik bir noktada bulunuyor. Aralık 2024’te muhaliflerin saldırısıyla iktidardan devrilen eski Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad döneminde MiG-23 ve MiG-21 savaş uçakları ile L-39 uçakları bu üsten faaliyet gösteriyordu.

Türkiye, Suriyeli personeli eğiterek, ayrıca ekipman ve lojistik destek sağlayarak Suriye’nin silahlı kuvvetlerini yeniden inşa etme çabalarına destek veriyor. İki ülke geçen yıl askerî işbirliğini resmîleştiren bir anlaşma imzaladı.

Bu yılın başlarında Suriyeli askerler Türkiye’de düzenlenen askerî tatbikatlara da katıldı.

Türk yetkililer, Ankara’nın Suriye’nin güvenliğini kendi güvenliğinden ayrı görmediğini defalarca dile getirdi.

İsrail, Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye genelinde yüzlerce hava saldırısı düzenledi ve ağırlıklı olarak Suriye ordusuna ait askerî varlıkları imha etti. İsrail ordusu ayrıca Suriye’nin güneyinde Birleşmiş Milletler tarafından denetlenen tampon bölgenin kontrolünü ele geçirdi ve buradaki işgalini sürdürüyor.

Yakın zamanda Suudi Arabistan ve Pakistan ile de bir savunma paktı imzalayan NATO üyesi Türkiye, İsrail’in Suriye’deki saldırılarına askerî karşılık vereceğine dair herhangi bir işaret vermedi. Ancak olay, zaten gergin olan Türkiye-İsrail ilişkileri üzerindeki baskıyı daha da artırdı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Filistin kökenli ABD’li, İsrailli yerleşimciler tarafından kuşatılan evine ABD bayrağı astı

Yayınlanma

Bir Filistinli-Amerikalı, Yahudi yerleşimciler tarafından kuşatılan evine ABD bayrağı astı.

Bu arada ABD, dünya çapında kınamaya yol açan bu kuşatmaya yönelik eleştirilerini yineledi.

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus yakınlarındaki Kusra’da bulunan üç evden birinin sahibi olan Luay Ebu Ridi, yerleşimciler tarafından kuşatıldıktan ve bir haftadan fazla bir süredir gıda ve diğer ihtiyaç malzemelerinin girişinin engellenmesinden sonra, pazartesi günü ikinci vatanı Ohio’dan geri döndü.

Salı günü evinin önünde ABD bayrağını dalgalandıran Ebu Ridi, ABD Büyükelçiliği’nden bu konuyu gündemde tutmasını istediğini belirtti.

Ebu Ridi, evinin içinde AFP muhabirlerine yaptığı açıklamada, “Bu, ABD’deki tüm Amerikalılara, Batı Şeria’da neler olup bittiğini, yerleşimcilerin Batı Şeria’daki kendi evimi ele geçirmeye çalışarak bizi nasıl kuşattığını görmeleri için gönderdiğim bir mesaj,” dedi.

ABD’nin baskısı altında, İsrail ordusu geçen hafta yerleşimcileri uzaklaştırma emri verdiğini açıklamıştı.

ABD, Batı Şeria’daki yerleşimci terörünü kınadı

Askerler yerleşimcilerin çadırını kaldırdı ve bir İsrailliyi gözaltına aldı; fakat yerleşimciler yaya olarak ya da araçlarla defalarca geri döndü.

Ebu Ridi, “Askerler evime serbestçe giriyorlar ama hiçbir şey yapmıyorlar. Hatta yerleşimcilerle el sıkışıyorlar. Sanki arkadaşlar gibiler,” dedi.

Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimciler, son aylarda Filistinli sakinlere, genellikle mülklerini ele geçirmek amacıyla, giderek artan bir şekilde tacizde bulunuyor ve saldırıyor.

Binyamin Netanyahu’nun hükümeti, 27 Ekim’de yapılacak seçimler öncesinde Yahudi sağının desteklediği yerleşim yerlerinin oylarını almak istiyor.

Uzun süredir yerleşimcileri destekleyen evanjelik papaz ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Kusra kuşatmasıyla ilgili nadir görülen bir eleştiride bulunarak İsrail’den müdahale etmesini istedi.

Salı günü İsrail televizyonunda yayınlanan röportajlarda Huckabee, ABD’nin kendi vatandaşlarını korumaya kararlı olduğunu belirtti.

Huckabee, Kanal 13’e verdiği demeçte, “Terörist faaliyetlerde bulunan kişilere –bu terimi kullanacağım– ağır sonuçlar uygulanmasını istiyoruz,” dedi.

Büyükelçi olmadan önce “Filistinli” terimini reddetmiş olan Huckabee, “Bu, evlerinin sahibi olan ve korkusuzca ailelerini yetiştirme hakkına sahip Filistinli aileler için adil değil,” dedi.

Aşırılıkçı yerleşimcilerle ilgili olarak Huckabee, “Eğer bu küçük azınlık, davalarına bir iyilik yaptıklarını düşünüyorsa, korkunç bir hata yapıyorlar,” ifadelerini kullandı.

Uluslararası hukuka göre yasadışı sayılan yerleşim yerlerinde, üç milyon Filistinlinin arasında yaklaşık 500.000 İsrailli yaşıyor.

İsrail, 1967 Altı Gün Savaşı’ndan bu yana Batı Şeria’yı işgal altında tutuyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

BAE, İran ile tüm ticareti durdurdu

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), salı günü Tahran’ın Körfez ülkesine doğru iki balistik füze fırlattığını açıklamasının ardından İran ile ticari ve iktisadi ilişkilerini askıya aldı.

BAE Savunma Bakanlığı, hava savunma sistemlerinin İran’dan kendi topraklarına doğru fırlatılan iki balistik füzeyi tespit ettiğini belirtti.

Bu olay, mayıs ayından bu yana Tahran’ın Körfez ülkesine yönelik ilk doğrudan saldırısı olarak değerlendiriliyor.

Olay, BAE’de ikamet edenlere acil durum telefon uyarısı gönderilmesine neden oldu.

Savunma Bakanlığı, değerlendirmelerin füzelerin deniz trafiğini hedef aldığını gösterdiğini belirtirken, füzelerden birinin BAE karasuları dışındaki denize, diğerinin ise karasuları içine düştüğünü de ekledi.

BAE Dışişleri Bakanlığı daha sonra, “bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliği zedeleyen bölgesel gerginlikler ışığında, İran ile tüm ticaret, ticari ilişkiler ve finansal işlemlerin bir sonraki duyuruya kadar durdurulduğunu” açıkladı.

İran, füze saldırılarıyla herhangi bir ilgisi olduğunu reddetti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, bu iddianın “iyi komşuluk ilkesine aykırı olduğunu ve bölge ülkeleri arasında güveni güçlendirmeye yönelik devam eden çabaları baltaladığını” söyledi.

Füze saldırıları, BAE ve Tahran’ın iki ülke arasındaki gerginliği azaltmaya çalıştıkları bir dönemin ardından gerçekleşti.

Tahran’ın askeri misillemelerinin büyük kısmı, İran’ın ABD-İsrail saldırılarına zemin hazırladıkları iddiasıyla suçladığı komşu Körfez ülkelerini hedef aldı.

BAE, İran’ın ABD’nin Körfez müttefiklerine yönelik saldırılarının en ağır yükünü üstlendi ve yaklaşık 3.000 füze ve insansız hava aracı saldırısına maruz kaldı.

BAE, Körfez komşuları arasında Tahran’a karşı en şahin tutumu sergileyerek İran’a karşı onlarca saldırıyla karşılık verdi. 

Fakat haziran ayında Washington ile Tahran arasında imzalanan mutabakat metninin ardından BAE ile İran arasındaki gerginlikler azaldı.

Anlaşmanın temmuz başında bozulmaya başlamasının ardından İran, saldırılarını çoğunlukla Bahreyn, Kuveyt ve Ürdün’e yöneltti.

Son aylarda BAE, İran ile diplomatik ve iktisadi kanalları yeniden faaliyete geçirirken, İsrail ve ABD ile askeri bağlarını da güçlendirdi.

Salı günü gerçekleşen füze saldırıları, BAE’ye geri dönen normalleşme havasını bozma tehdidi oluşturuyor.

Dubai’nin finans bölgesi yeniden bankacılarla dolmaya başlamışken, emirlik ile İran limanları arasında bazı ticari faaliyetler yeniden başlamıştı.

Ayrıca, BAE’ye yönelik bazı İran uçuşları da sessizce yeniden başlamıştı.

BAE yetkilileri ayrıca, savaş başladığında ülke dışında bulunan ve BAE’de ikamet izni bulunan yaklaşık 20.000 İranlının ülkeye dönüşüne izin vermeye başlamıştı.

BAE yetkilileri, ülkenin daha geniş çaplı bir bölgesel savaşa daha fazla sürüklenmekten kaçınmak istediğini defalarca vurguladı.

Ne var ki BAE ile İran arasındaki gerilimi azaltmaya yönelik çabalar, son haftalarda artan bir baskı altındadır.

BAE, bu ay İran’ı Hürmüz Boğazı’nda Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi’ne ait gemilere saldırmakla suçladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English