Ortadoğu
İran Dışişleri: Bu mutabakat İran halkının efsanevi direnişinin ürünüdür

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, İran ile ABD arasında savaşı sonlandıracak mutabakat zaptının ekonomik ve askeri detaylarını paylaşarak, cuma günü İsviçre’de imzalanması planlanan mutabakatın ardından yaptırımların kaldırılması ve nükleer programa ilişkin müzakerelerin başlayacağını bildirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, düzenlediği haftalık basın toplantısında, İran ile ABD arasında savaşı sona erdirecek bir mutabakat zaptının imzalanacağını duyurdu.
ISNA ajansının aktardığına göre yerli ve yabancı gazetecilerin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda konuşan Bekai, bu mutabakatı “çok önemli bir gelişme” olarak nitelendirdi.
Sözcü Bekai, sürecin arka planına ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:
“Bu mutabakat, İranlıların, her türlü maddi imkana sahip iki şerir aktörün saldırganlığına karşı sergilediği efsanevi duruş ve direnişin ürünüdür. Bu 110 gün boyunca hem askeri hem de diplomatik alanda vatan savunucularının arkasında duran halkımızın tüm kesimlerine teşekkür ediyor, şehit liderimiz başta olmak üzere bu savaşın tüm şehitlerinin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. İran’ı savunma ve halkımızın çıkarlarını koruma yolunda hiçbir çabayı esirgemeyeceğimize söz veriyoruz.”
Sözcü, 12 gün süren savaşta yaşananları unutmayacaklarını belirterek, “Siyonist rejim ve ABD’nin bu savaşta İran’a ve İran halkına karşı işlediği cinayetleri, nükleer tesislere yönelik saldırılarını, askeri komutanlarımızın ve vatandaşlarımızın şehit edilmesini unutmayacağız. Maalesef uluslararası toplum ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı bu sınavdan başarıyla geçemedi” dedi.
İsviçre’de imzalanacak mutabakat zaptının detayları ve İran adına imzayı kimin atacağı yönündeki soruya yanıt veren Bekai, “Bu konunun ayrıntılarını çok yakında kamuoyuyla paylaşacağız. Bugün veya yarın bu konuda kesin kararlar verilerek gerekli bilgilendirme yapılacaktır” diye konuştu.
“İsviçre seyahatinden önce bazı bölge ülkelerini ve komşularımızı ziyaret edeceğiz”
Batı medyasında yer alan, cuma günü Cenevre’de yapılacak görüşmeler öncesinde Katar’ın başkenti Doha’da ön görüşmeler gerçekleştirileceği yönündeki iddiaları değerlendiren Bekai, bölgesel temasların gündemde olduğunu doğruladı. Bekai, “Cenevre toplantısından önce bölge ülkelerine bir seyahat gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. Bu program kesinleşir kesinleşmez detayları ilan edeceğiz. İsviçre seyahatinden önce bazı bölge ülkelerini ve komşularımızı ziyaret edeceğiz” açıklamasında bulundu.
Lübnan’da savaşın sona erdirilmesine yönelik İslamabad mutabakatı ve eş zamanlı olarak İsrail’in Lübnan’a düzenlediği saldırılar hakkında konuşan Bekai, bir Hizbullah komutanının ve sivillerin hayatını kaybettiği saldırıyı “alçakça bir cinayet” olarak niteledi. Bekai, şöyle devam etti:
“Uzlaşma çabalarının zirveye ulaştığı bir dönemde, Siyonist rejimin cinayetlerini tekrarlayarak Dahiye’de sivil yerleşim alanına terör saldırısı düzenlediğine ve Lübnan vatandaşlarını şehit ettiğine şahit olduk. Ancak Lübnan’daki bu terör eylemi, İran’ın, direniş cephesinin ve Lübnan’ın ulusal çıkarlarının azami düzeyde korunması için bir fırsata dönüştü. İran ve dostları, bu habis saldırıların çıkarlarımıza odaklanmamızı engellemesine izin vermedi; aksine bu cinayet, direniş cephesinin Siyonist rejime karşı daha da kenetlenmesini ve güçlenmesini sağladı.”
Savaşın sona ermesiyle ilgili Lübnan’ın konumuna da değinen Bekai, “Lübnan ve bu ülkedeki savaşın sonlandırılması, savaşı bitiren mutabakatın ayrılmaz bir parçasıdır. Savaşın sona ermesi ve Lübnan’daki ateşkes, 19 Ferverdin (8 Nisan) tarihli ateşkesin bir parçasıydı. Gelecekte de gelişmeleri yakından izleyecek ve karşı tarafın taahhütlerini yerine getirmesini sağlamak için tüm araçlarımızı kullanacağız” dedi. Mutabakat metninde Lübnan isminin üç kez geçtiğini belirten Bekai, metinde “Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın sonlandırılması” ve “Lübnan’ın egemenliği ile toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi” ifadelerinin yer aldığını vurguladı.
“İran halkına karşı işlenen cinayetleri ne bağışlarız ne de unuturuz”
Savaş sürecinde ABD ve İsrail’in işlediği suçların hukuki takibi ve şehitlerin kanının yerde kalmaması konusundaki soruyu yanıtlayan Bekai, “Şehitlerimizin kanının davasını gütmek bizim için daimi bir konudur. İran halkına karşı işlenen cinayetleri ne bağışlarız ne de unuturuz. Dışişleri Bakanlığı olarak bu cinayetlerin belgelenmesi ve uluslararası platformlarda anlatılması için tüm diplomatik ve hukuki araçları kullanmaya devam edeceğiz. Savaşın sona ermesi için uzlaşıya varılması, bu suçları unutacağımız anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.
İran halkının ABD’ye yönelik derin güvensizliğine dikkat çeken Sözcü, şunları kaydetti:
“Karşı tarafın İran medeniyetini yok etme iddiasında olduğu, altyapımızı hedef aldığı ve halkımız hakkında en kötü ifadeleri kullandığı 100 günlük zorlu bir sürecin ardından, dün gece tüm cephelerde savaşı sonlandıracak mutabakatı nihayete erdirdik. Ancak İranlıların ABD’ye karşı duyduğu derin şüphe, 1953 yılından bu yana devam eden Amerikan şeraretleri nedeniyle son derece köklüdür. Dolayısıyla ABD’nin İranlıların güvenini kazanmak için önünde çok uzun bir yol var. Bu mutabakat, sadece gerilimi azaltma ve savaşı sonlandırma yönünde atılmış bir adımdır.”
“Cuma gününden sonraki gün engelsiz şekilde petrol ve petrokimya satışı yapabilmeliyiz”
Mutabakatın ekonomik boyutlarına, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasına ve tazminat konularına değinen Bekai, ABD tarafının bu konularda taahhütleri olduğunu belirtti:
“Dondurulmuş varlıklarımızın serbest bırakılması ve savaş hasarının tazmin edilmesi bizim için son derece önemlidir. Bu kaynaklara erişim bizim hakkımızdır ve mutabakat kapsamında gerekli önlemler alınmıştır. Ayrıca ABD tarafı, birincil ve ikincil yaptırımların yanı sıra BM Güvenlik Konseyi yaptırımları ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu kararlarını kaldırmakla yükümlüdür. Bu konular, imzanın ertesi günü başlayacak ve 60 gün içinde karara bağlanacak olan nükleer müzakerelerin temelini oluşturacaktır.”
Bekai, petrol satışı üzerindeki engellerin kalkması gerektiğini belirterek, “Anlaşmanın imzalanacağı cuma gününden hemen sonra petrol, petrol ürünleri ve petrokimya satışımız önündeki engeller kalkmalıdır. İran, cuma gününden sonraki gün hiçbir engelle karşılaşmadan petrol ve petrokimya ürünlerinin satışını gerçekleştirebilmelidir” dedi.
“Karşı tarafın adımlarına paralel olarak Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişi sağlayacağız”
Hürmüz Boğazı’nın yönetimi ve ABD Başkanı’nın “İran’ın boğazdan geçen gemilerden harç almayacağı” yönündeki açıklamalarını değerlendiren Bekai, boğazın İran için kritik önemde olduğunu vurguladı:
“Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik tedbirlerimiz tamamen uluslararası hukuka uygundur. İran ve Umman, kıyıdaş devletler olarak boğazda güvenli geçişi sağlamak için gerekli adımları atacaktır. Mutabakat metni uyarınca, karşı tarafın adımlarına paralel olarak belirli bir süre boyunca Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişi sağlayacağız. Bu konudaki egemenlik hakkımız tamamen korunmaktadır. Biz geçiş ücreti alma peşinde değiliz; ancak sunacağımız seyrüsefer, çevre koruma ve sigorta gibi hizmetlerin karşılığı olan maliyetler hesaplanarak tahsil edilecektir.”
İsrail’in anlaşmayı sabote etme riskine ilişkin soruyu yanıtlayan Bekai, “Siyonist rejimin bölgede barış istemediği açıktır. Ancak bizim için önemli olan ABD’nin taahhütlerine sadık kalmasıdır. Bölge halkı, Siyonist rejimin ABD’nin onayı olmadan adım atmayacağını bilir. Bu nedenle, bölgedeki diğer aktörlerin veya ABD müttefiklerinin yapacağı herhangi bir ihlalden doğrudan ABD sorumlu olacaktır” dedi.
Donald Trump’ın “İran’ın zenginleştirilmiş nükleer malzemelerini operasyonla toplama” yönündeki açıklamalarını da değerlendiren Bekai, “Bir kez denediler ve sonucu gördüler. Eğer akılları varsa bunu tekrarlamazlar” ifadesini kullandı.
Nükleer konunun detaylarının mutabakat zaptında yer almadığını belirten Sözcü, “Mutabakatta nükleer konunun ayrıntılarına girmedik. İmza sonrasındaki 60 günlük sürede nükleer haklarımız, zenginleştirme faaliyetleri ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokları konuları karşılıklı olarak müzakere edilecektir” diyerek sözlerini tamamladı.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Ortadoğu
Musk, Pentagon için “savaş danışmanlığı” yapacak

Dünyanın en zengin adamı Elon Musk, savaşın geleceğine odaklanan ve “Project Meridian” olarak bilinen bir Pentagon girişiminin eş direktörlüğünü üstlendi.
Musk’ın yeni görevini ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth duyurdu.
Savaşların eninde sonunda otonom insansız hava araçlarıyla yapılacağına dair inancını uzun süredir dile getiren Musk, savunma alanında faaliyet gösteren startup Anduril’in kurucusu Palmer Luckey ve eski Temsilciler Meclisi Başkanı Newt Gingrich ile birlikte eş direktör olarak projeye danışmanlık yapacak.
Hegseth, Pentagon’da yayınladığı bir notta, grubun “geleceğin savaş alanlarını inceleyeceğini” ve “savaşçıların bu ortamlarda üstünlük sağlamak için hangi silah ve teknolojileri kullanmaları gerektiğini belirleyeceğini” belirtti.
Hegseth, Quantico Deniz Piyade Üssü’nde yaptığı “Kuvvetlerin Durumu” konuşmasında şunları söyledi:
“Gelecekteki çatışmaları en iyi öngörenler yalnızca Pentagon’da bulunmuyor. Hem soruları sormayı hem de bunlara cevap vermeyi kendimize yüklerken, bariz önyargılar ve riskler söz konusudur.”
Hegseth, bu girişimin derhal başlayacağını ve konuşmasının ardından güvenli bir mekânda Musk, Luckey ve Gingrich ile bir araya geleceğini söyledi.
Meridian Projesi, “savaşların, alanların ve teknolojilerin gidişatını acımasızca haritalandırmak” için 120 gün süreye sahip olacak ve bu süreç, bulgularının kamuoyuna duyurulması ve gizli bir ek ile sonuçlanacak.
Hegseth, “Yeryüzünün altından Ay’ın ötesine” uzanan kapsamlı bir görev tanımını açıkladı.
Grup, yeni askeri stratejiler veya politikalar geliştirmek yerine, “ele geçirmemiz gereken alanları ve ustalaşmamız gereken yetenekleri” belirlemeye çalışacak ve gelecek nesil Amerikan askerlerinin ihtiyaç duyabileceği silah ve sistemleri “keşfetmeye, geliştirmeye ve sahaya sürmeye” odaklanacak.
Grubun, Ocak ayı sonuna kadar kendisine öneriler içeren bir rapor sunması bekleniyor.
Musk, 2024 yılında “Gelecekteki savaşlar tamamen insansız hava araçları ve hipersonik füzelerle ilgili olacak,” demişti. Bu, son yıllarda yaptığı benzer açıklamalardan sadece biriydi.
Hükümet Verimliliği Departmanı’ndaki (DOGE) denetim görevi kargaşayla sona eren ve Başkan Donald Trump’ın harcama tasarısı nedeniyle Trump ile bir anlaşmazlığa dönüşen Musk için, bu paneldeki görev, herhangi bir sıfatla hükümete resmi şekilde geri dönüşünü işaret ediyor.
Musk ve Trump sonunda barıştılar ve Musk, bu hafta Beyaz Saray’da diğer teknoloji liderleriyle birlikte yapay zeka güvenliği konulu bir toplantıya katıldı.
Meridian, Hegseth’in duyurduğu, ordunun otonom savaş ve hızla gelişen teknolojiler etrafında yeniden yapılandırılmasına yönelik daha geniş kapsamlı bir girişimin parçası.
Hegseth, müşterek kuvvetler genelinde otonom ve robotik yetenekleri yaygınlaştırmak üzere, kendi ifadesiyle “hizmet kolu benzeri yetkiler”e sahip yeni bir dört yıldızlı muharebe komutanlığı olan Otonom Savaş Komutanlığı’nın (AUTOWARCOM) kurulduğunu duyurdu.
Savaş Bakanlığı ayrıca, Hegseth’in “yeni nesil otonom savaşçılar” olarak adlandırdığı kişiler için özel kariyer yolları oluşturmak üzere, tüm askeri birimlerde yeni mesleki çerçeveleri aşamalı olarak uygulamaya başlayacak.
“Otonom Savaş Komutanlığı’nı on yıl önce düşünmüş olmalıydık,” diyen Hegseth, Meridian’ın, ordunun geride kalmadan bir sonraki teknolojik dönüşümü öngörebilecek kadar ileriye bakmayı amaçladığını açıkladı.
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak












