Bizi Takip Edin

Rusya

Patruşev: NATO gemilerini beklemeden düşmanın burnunun dibinde olmalıyız

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta gazetesine verdiği mülakatta İkinci Dünya Savaşı derslerinin unutulmasının Avrupa’yı yeni bir felakete sürüklediğini belirtti. Ukrayna’daki çatışmalardan Rusya’nın denizcilik stratejisine ve istihbarat geçmişine kadar pek çok konuda açıklamalarda bulunan Patruşev, ülkesinin küresel deniz gücü konumunu güçlendireceğini vurguladı.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta gazetesinden İvan Yegorov’a verdiği mülakatta, Avrupa siyasetçilerinin unuttuğu İkinci Dünya Savaşı derslerinden Rusya’nın küresel deniz gücü vizyonuna kadar stratejik konularda açıklamalarda bulundu.

Patruşev mülakatta ayrıca, Rusya Federal Güvenlik Servisi Direktörlüğü yaptığı döneme ait gizli kalmış operasyonel süreçleri ve ailesinin savaş yıllarındaki kişisel hatıralarını ilk kez paylaştı.

Büyük Anayurt Savaşı’nın başlangıcının 85. yıl dönümü öncesinde konuşan Patruşev, gelecek nesillerin savaş hafızasını koruma sorumluluğuna dikkati çekti.

Patruşev, “Büyük Anayurt Savaşı, ulusal tarihsel hafızamızın köşe taşı ve kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Rusya’da hangi milletten olursa olsun, savaşın anısını kutsal saymayan normal bir vatandaş düşünmek imkansızdır. Bu hafızayı korumak için tavizsiz bir şekilde mücadele etmek herkesin görevidir. Bu, bugün yeryüzünde çıkarılmaya çalışılan yeni savaşlara karşı en etkili panzehirdir” dedi.

Batı toplumlarının tarih bilgisizliğini eleştiren Patruşev, “Eğer Batı’da insanlar İkinci Dünya Savaşı tarihini yeterince derinlemesine bilselerdi ve Hitlerizmin vahşeti hakkındaki tüm gerçekleri öğrenselerdi, bugün neonazizmi destekleyen hükümetlerinden dehşet içinde uzaklaşırlardı” ifadelerini kullandı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da Nazilerle işbirliği yapanların oranının direnişçilerden kat kat fazla olduğunu belirten Patruşev, bunun tarihsel bir gerçek olduğunu söyledi.

Patruşev, “Bu bir iddia değil, Avrupalı tarihçilerin de kabul ettiği bir gerçektir. 40 milyonluk Fransa’da yaklaşık 3,5 milyon kişi işgalcilere hizmet etti. Altını çiziyorum; sadece sempati duymadılar, doğrudan aktif olarak hizmet ettiler. Buna karşılık Fransız direnişine katılanların sayısı ise yaklaşık 250 bin civarındaydı. Bu rakamlar karşılaştırılamaz bile. Nitekim Reichstag’ın son savunucuları Fransız SS askerleriydi” diye konuştu.

Fransa’nın savaşı kazanan devletler arasında yer almasını değerlendiren Patruşev, “Yine de Fransa, müttefiklerin anti-faşist hareketi ve bizzat Stalin’in General de Gaulle’e duyduğu kişisel saygı sayesinde savaşı kazanan devletler arasına girdi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde koltuk elde etti” dedi.

“Leningrad kuşatmasına katılanların torunları şimdi Kiev’e yardım ediyor”

İngilizlere ait Manş Denizi’ndeki Normandiya Adaları’nın Alman işgali dönemine değinen Patruşev, “Orada İngilizler ile Almanlar arasında öyle bir mutabakat sağlandı ki, İngiliz polisleri Alman askerleriyle birlikte devriye gezdi. Ancak adaların birçok sıradan sakini, İngiliz makamlarından daha cesur davranarak, Almanların zorunlu çalıştırma için getirdiği Sovyet esirlerini evlerinde sakladı” bilgisini verdi.

Tüm Avrupa’nın bilinçli olarak Sovyetler Birliği’ne karşı savaştığını vurgulayan Patruşev, şu ifadeleri kullandı:

“SS tümenlerinin neredeyse yarısı İtalya, Romanya, Macaristan, Finlandiya, Slovakya, Fransa, Hırvatistan, İspanya, Danimarka, Hollanda ve diğer ülkelerden gelen unsurlarla oluşturulmuştu. Benim memleketim olan Leningrad’ın kuşatmasında 11 devlet yer aldı. Almanlar ve Finlandiyalılarla birlikte İtalyanlar, Norveçliler, İspanyollar, Rumenler, Belçikalılar, Hollandalılar ve Baltık ülkelerinden gelenler Leningrad halkını yok etmeye çalıştı. Şimdi ise onların torunları, Kiev’in St. Petersburg’a insansız hava araçlarıyla saldırmasına ikiyüzlü bir şekilde yardım ediyor.”

Avrupa’daki tarafsız devletlerin statüsünü “sadece biçimsel” olarak nitelendiren Patruşev, “İsveçliler Almanlara stratejik hammadde ve sanayi ürünleri sağladı, Portekizliler tungsten sattı. İsviçre’nin tarafsızlığı ise bambaşka bir konudur. Toplama kamplarında öldürülen mahkumların ziynet eşyalarından ve altın dişlerinden eritilen altın külçeleri hala İsviçre bankalarının mahzenlerinde saklanıyor. İrlanda Başbakanı Eamon de Valera ise Mayıs 1945’te Alman büyükelçiliğine giderek Hitler’in ölümü nedeniyle taziyelerini sundu” dedi.

Finlandiya lideri Mannerheim ve Romanya Kralı Mihai’nin savaştan çekilme kararlarının tamamen zorunlu pragmatik adımlar olduğunu kaydeden Patruşev, “Mannerheim ve Mihai, Sovyet birlikleri ülkelerinin sınırlarına ulaştığında Sovyetler Birliği’nin safına geçmek için zorunlu kararlar aldılar. Finlandiyalılar bizim topraklarımızda Almanlardan daha kana susamış davrandılar. Buna rağmen Sovyetler Birliği büyüklük gösterdi; Finlandiya’daki siyasi rejim korundu, Romanya Kralı ise Sovyetler Birliği’nin en yüksek askeri nişanı olan Zafer Nişanı ile ödüllendirildi. Elbette bu liderlerin adımları samimi bir pişmanlık değildi, pragmatik kararlardı. Ancak yine de ülkelerini tamamen yıkımdan kurtarma yolunu seçtiklerini kabul etmek gerekir. Bugünün Avrupalılarının onlardan en azından sağduyu öğrenmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Nükleer pençeli kedinin bıyıklarını çekiştiren Baltık ülkelerini izliyorum”

Avrupa’da benzer sağduyulu liderlerin çıkıp çıkmayacağına yönelik soruya Patruşev, “Ya bu liderler bulunacak ya da Avrupa bir felakete sürüklenecek. Şimdilik olaylar ikinci senaryoya göre gelişiyor ve bazı Avrupa ülkeleri adeta yerinde duramıyor. Biraz kaba bir ifade olacak ama Baltık ülkelerindeki farelerin, nükleer pençeleri olan bir kedinin bıyıklarını çekiştirmesini izlediğimde tam olarak bu izlenime kapılıyorum” yanıtını verdi.

Litvanya yönetiminin Kaliningrad’a yönelik saldırgan açıklamalarını “patolojik olarak sorunlu insanların” işi olarak niteleyen Patruşev, “Litvanyalı politikacıların bu maceraya tüm Avrupa’yı sürüklemek istedikleri açık. Ancak bir saldırı durumunda, öncelikle Litvanya’nın barışçıl, tasasız yaşamının ve egemenliğinin sona ereceğini anlamıyor olamazlar. Yine de Vilnius yönetimi bile bile ateşe körükle gidiyor” uyarısında bulundu.

Litvanya’da çocukluk yıllarından kalan birçok arkadaşı olduğunu ve onlarla iletişimini sürdürdüğünü belirten Patruşev, “Arkadaşlarımla görüşüyoruz ve hepsi tek bir ağızdan, kendi hükümetlerinin ulusal çıkarları temsil etmediğini, aksine ülkeyi hızla Brüksel’in bir sömürgesi haline getirdiğini söylüyor” dedi.

Sıradan Avrupalıların Rusya’ya nefret beslemediğini ifade eden Patruşev, Baltık halklarına tarihi öğrenmeleri çağrısında bulundu.

Patruşev, “Avrupalılar, özellikle de İngilizler, ırkçılığın kurucularıdır. İlk ırkçılar, Baltık halklarını insan yerine koymayarak onlara karşı nefret uygulamaları yaptılar. Bugün bir şeylerin değiştiğini mi sanıyorsunuz? İngiltere’deki Eton Koleji mezunu biri, bir Eston veya Letonu asla kendisiyle eşit görmeyecektir” diye konuştu.

“Ukrayna’da neonazi işgali altındaki kardeşlerimizi kurtarıyoruz”

Avrupa’nın bugün de Ukraynalı neonaziler aracılığıyla Slav nüfusunu yok etme sürecine katıldığını belirten Patruşev, “Aslında Avrupalı neonaziler, Avrupa Birliği’nden bir nevi Dördüncü Reich yaratmak için her türlü çabayı gösteriyor” dedi.

Ukrayna’da Nazi işbirlikçilerinin elindeki çocukların hayatını kaybetmesinin Avrupalı destekçilerinin vicdanında bir leke olduğunu ifade etti.

Ukrayna halkının durumunun kritik bir sınırda olduğunu belirten Patruşev, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Özel askeri harekat kapsamında aynı zamanda Ukrayna halkının geleceği için de mücadele ediyoruz. Ukrayna nüfusu kelimenin tam anlamıyla hayatta kalma sınırına getirilmiştir. Ülkenin yarısı devasa bir kışlaya, diğer yarısı ise toplama kampına dönüştü. Nüfus 52 milyondan 22 milyona düştü. Ukraynalıların çoğunluğu savaşmak istemiyor ve Rusya’yı düşman olarak görmüyor ancak seslerini duyurma hakları yok. Londra ve Brüksel tarafından desteklenen neo-Nazi gruplar halkı korku içinde tutuyor ve Zelenskiy’i tamamen kontrol ediyor. Bugün Ukrayna’da neo-Nazi işgali altına giren kardeşlerimizi kurtarma misyonunu yerine getiriyoruz. Tabii ki Goebbels’in mirasçıları alışkanlık gereği her şeyi tersyüz ediyor ve Moskova’nın güya Ukrayna’yı işgal ettiğine dair masallar anlatıyor.”

Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa’yı işgal ettiği yönündeki suçlamaları reddeden Patruşev, SSCB’nin bölgeye barış ve istikrar getirdiğini, sosyalist bloktaki birçok ülkenin Sovyetler Birliği’nden daha yüksek refah seviyesinde yaşadığını ve Sovyet desteğiyle modern sanayilerini inşa ettiklerini belirtti.

Batı’nın Macaristan ve Çekoslovakya olaylarını hatırlatması üzerine Patruşev, “Sovyetler Birliği güce yalnızca teröre yanıt olarak başvurdu. Macaristan’da öfkeli kalabalıklar kendi vatandaşlarını sokaklarda parçalıyordu. Çekoslovakya’da ise sivil nüfus arasında herhangi bir can kaybının önüne geçildi. Buna karşılık, Sovyetler Birliği’nin Almanya’nın birleşmesine kan dökmeden ve hiçbir tazminat talep etmeden gönüllü olarak izin vermesi nedeniyle Batı’dan tek bir teşekkür bile işitmedim” dedi.

“NATO gemilerini beklemeden düşmanın burnunun dibinde olmalıyız”

Rusya’nın çok kutuplu dünyadaki konumunu değerlendiren Patruşev, “Dünyada, büyük deniz gücü sayısı kadar kutup olacaktır. Eğer Rusya’nın büyük bir güç olarak kalmasını ve gerçek bir güç merkezi olmasını istiyorsak, denizlerdeki konumumuzu güçlendirmeliyiz. Son yılların deneyimi, deniz ticaretinin ve deniz sınırlarımızın güvenliğinin ülkemizin refahı ve istikrarı için öncelikli şart olduğunu gösteriyor. Rusya’nın her zaman büyük bir deniz gücü olacağına inanıyorum” şeklinde konuştu.

Rusya’nın benzersiz coğrafi avantajlarına değinen Patruşev, “Rusya yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük ülkesidir. Ancak bu devasa toprakları denizlerde güçlü konumlar edinmeden, uzak deniz rotalarını geliştirmeden, güçlü kabotaj ve iç su yolu taşımacılığı sağlamadan geliştiremeyiz ve koruyamayız. Rusya aynı anda hem Atlantik’e hem Kuzey Kutbu’na hem de Pasifik Okyanusu’na bakıyor. Hazar Denizi ve bugün geliştirilmekte olan Kuzey-Güney koridoru üzerinden Hint Okyanusu’na da açılıyoruz. Bu benzersiz coğrafyaya dünyada başka hiçbir ülke sahip değil. Bu nedenle dört okyanus arasındaki deniz ticaretinde bir köprü olabiliriz ve olmalıyız” dedi.

Tarih boyunca denizlerin kontrolünün önemine değinen Patruşev, İkinci Dünya Savaşı sırasında Baltık ve Karadeniz filolarının abluka altına alındığını ancak denizcilerin fedakarlıkları sayesinde stratejik bir yenilgi yaşanmadığını hatırlattı.

Bugün Baltık Filosu’nun benzer bir tuzağa düşmesini engellemek için aktif bir strateji izlenmesi gerektiğini vurgulayan Patruşev, “Batılı stratejistler dünya savaşlarının deneyimini iyi analiz ettiler ve filomuzu yeniden üslerine sıkıştırmayı, onu abluka altına alarak kayıplarla bu ablukayı yarmaya zorlamayı umuyorlar. Bunun tekrarlanmasına izin verilemez. Baltık ve Karadeniz, deniz ticaretimizin ana hacmini sırtlıyor. Batı’nın sadece abluka değil, üslere yönelik önleyici saldırı senaryoları üzerinde de çalıştığına dair duyumlar alıyoruz. Bu yüzden donanmanın savaşa hazır olması, mayınlar, insansız araçlar ve siber saldırılar gibi tehditlerle mücadele edebilmesi son derece önemlidir. Limanlarımıza gelen bazı ticaret gemilerinin altına yerleştirilen mıknatıslı mayınları tespit edip etkisiz hale getiriyoruz. Bu mayınların Avrupa limanlarında takıldığına dair şüphelerimiz var” diye konuştu.

Kararlı bir denizcilik stratejisinin önemine işaret eden Patruşev, “Donanmamız eğitimi ve kararlılığı sayesinde inisiyatifi ele geçirmeli, iradesini karşı kıyılarda rakiplerine dayatmalıdır. Amiral Uşakov’un ünlü vasiyetini hatırlayın: ‘Düşmana yakın mesafe en iyi taktik yöntemdir.’ NATO gemilerinin, uçaklarının ve insansız araçlarının sınırlarımıza gelmesini beklememeliyiz. Aksine, kendimiz olası düşmanın burnunun dibinde bulunmalıyız. Donanmamızın Manş Denizi’nde, İngiltere kıyılarında ticaret gemilerine refakat etmesi buna iyi bir örnektir. O esnada hiçbir İngiliz gemisi veya uçağı konvoyumuzu engellemeye cesaret edemedi” ifadelerini kullandı.

Denizcilik alanındaki tarihi araştırmalara değinen Patruşev, Rusya’nın okyanuslardaki medeniyet misyonunu dünyaya anlatmak için çalışmalar yürüttüklerini, Devlet Başkanı’nın kararıyla Rusya Devlet Beşeri Bilimler Üniversitesi bünyesinde Denizcilik Beşeri Araştırmalar Merkezi kurduklarını açıkladı.

Kuzey Denizi Rotası’nın yüzyıllık bir emeğin ürünü olduğunu belirten Patruşev, kutup konvoylarında Sovyet halkına yardım ulaştıran yabancı denizcilerin hatırasına da saygı duyduklarını söyledi.

Patruşev, “2017 yılında İzlanda’da kutup konvoyları denizcileri anısına bir anıt açıldığında ailemiz davet edilmişti. Başkent Reykjavik’e giden kardeşim Viktor ve eşi Tatyana büyük bir saygıyla karşılandı. İzlanda başkentinin birkaç kilometre kuzeyinde, müttefiklerin konvoy oluşturduğu Kitoviy Fiyordu’nda Barış Umudu adında bir anıt bulunuyor” dedi.

Savaş yıllarının kendi ailesi için de derin izler bıraktığını anlatan Patruşev, Leningrad kuşatması sırasında kız kardeşi Larisa’nın henüz bebekken hayatını kaybettiğini paylaştı.

Annesi Antonina Nikolayevna’nın İkinci Dünya Savaşı ve Sovyet-Finlandiya Savaşı’nda hemşire olarak görev yaptığını, 23. Ordu hastanelerinde askerleri kurtararak ikinci derece Anayurt Savaşı Nişanı ve dört madalya aldığını belirtti.

Babası Platon İgnatyeviç’in ise Baltık ve Kuzey filolarında muhriplerde ve savaş gemilerinde subay olarak hizmet ettiğini, konvoy refakatlerine katıldığını, birinci derece Anayurt Savaşı Nişanı ve iki Kızıl Yıldız Nişanı aldığını kaydetti.

Babasının birinci derece yüzbaşı rütbesiyle emekli olduğunu, savaşın sonlarına doğru Alman torpiliyle batırılan Deyatelnıy muhribinden mucizevi şekilde kurtulduğunu belirten Patruşev, gemi inşa mühendisliği eğitimini de bu ailevi bağlar ve babasının etkisiyle seçtiğini ifade etti.

Leningrad Gemi İnşa Enstitüsü’ndeki eğitim kalitesinin dünya standartlarının üzerinde olduğunu belirten Patruşev, mezuniyetinin ardından Rusya Askeri İstihbarat Teşkilatı için projeler geliştiren bir özel tasarım bürosunda çalıştığını dile getirdi.

“Doksanlı yıllarda Rusya gerçekten de dağılmanın eşiğindeydi”

İstihbarat geçmişi ve 1990’lı yıllardaki görevlerine değinen Patruşev, o dönemin son derece karmaşık olduğunu belirterek, “Batı, ülkemizin yıkıntısı üzerinde ziyafet çekmeye hazırlanıyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’nın da çökeceğini düşünüyorlardı. Bunu uluslararası terör güçleriyle yapmaya karar verdiler. Görev yaptığım tüm makamlarda öncelikle bu tehditle mücadele etmek zorunda kaldım” dedi.

Batılı istihbarat servislerinin Rusya’nın her alanına pervasızca müdahale ettiğini vurgulayan Patruşev, şu ifadeleri kullandı:

“Binçe sivil toplum kuruluşunu, medyayı, kışkırtıcıları ve açık hainleri finanse ettiler; tarihi yeniden yazdılar, kardeş halkları, özellikle de Slavları karşı karşıya getirmeye çalıştılar. Sadece ülkeyi değil, tüm Rus dünyasını bölmeyi ve yok etmeyi hedeflediler. Rusya’yı korumak için gerçekten devasa çabalar sarf etmek zorunda kaldık. Doksanlı yıllarda Rusya gerçekten de dağılmanın eşiğindeydi.”

1999 yılında dönemin Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafından kendisine verilen Rusya Kahramanı unvanına da değinen Patruşev, “Bu yüksek ödülü, ülkemizin varlığını, devlet yapısını ve toprak bütünlüğünü korumak için binlerce meslektaşımın gösterdiği muazzam katkının bir kabulü olarak görüyorum” dedi.

Kuzey Kafkasya’daki terörle mücadele operasyonlarına değinen Patruşev, 1999 yılında bu mücadelenin aktif aşamaya geçtiğini ve Batı’nın o dönemde de Rusya’yı yıkmak isteyen teröristleri desteklediğini ifade etti.

Federal Güvenlik Servisi Direktörü olarak terörist eğitim kamplarının yerlerini, finansman kanallarını ve militanlara silah sağlayan onlarca Avrupalı istihbarat görevlisinin isimlerini anlık raporlarla aldığını aktardı.

2001 yılından itibaren terörle mücadele operasyonlarının tamamen Federal Güvenlik Servisi tarafından koordine edildiğini söyledi.

Gudermes’in teröristlerden temizlenmesi operasyonunu örnek gösteren Patruşev, “Asleri yetkililer o dönemde şehre doğrudan saldırmayı önermişti ancak sonuçta bizim planımız kabul edildi. Şehir tek bir mermi atılmadan teröristlerden temizlendi, çok sayıda can kaybının önüne geçildi ve şehir yıkımdan kurtarıldı” dedi.

Militanlar arasında yürütülen istihbarat ve ikna çalışmaları sayesinde Yamadayev kardeşler gibi birçok ismin silah bırakarak federal hükümetin safına geçtiğini belirten Patruşev, eski Çeçenistan Müftüsü Ahmat Kadırov’un çatışmanın sonlandırılmasındaki rolünü takdirle andı. Kadırov’un oğlu Ramzan Kadırov’u da bir vatansever olarak yetiştirdiğini ekledi.

Ayrıca Federal Güvenlik Servisi Özel Amaçlı Merkezi’nin rolüne vurgu yapan Patruşev, Aslan Maşadov, Arbi Barayev’in etkisiz hale getirilmesi, Salman Raduyev’in yakalanması, ayrıca Şamil Basayev ve Hattab gibi isimlerin ortadan kaldırılması operasyonlarında bu merkezin kritik başarılar elde ettiğini söyledi.

Tiyatro binası baskınına yönelik eleştirileri değerlendiren Patruşev, “Evet, can kayıpları olmamalıydı. Tabii ki durum son derece karmaşıktı. Teröristler neredeyse ülkemizin merkezine kadar sızmıştı; iyi silahlanmışlardı ve Batılı yöneticilerinden Rusya’da istikrarsızlık yaratıp darbe gerçekleştirmek amacıyla maksimum düzeyde terör eylemi yapma talimatı alıyorlardı. Biz derhal bir operasyon merkezi kurduk ve her adımı Devlet Başkanına rapor ettim. Moskova’da tiyatro binasına benzer bir yapı bularak Özel Amaçlı Merkez birimleriyle burada rehine kurtarma tatbikatları yaptık. Hazırlıkların ardından operasyona başlandı. Operasyon başarıyla uygulandı ve teröristler hiçbir bombayı patlatamadan etkisiz hale getirildi. Ancak can kayıpları yaşandı. Federal Güvenlik Servisi birimleri son derece profesyonelce çalıştı fakat diğer kurumlar arasında aynı koordinasyon yoktu. Teröristler etkisiz hale getirildikten sonra rehinelere yardım etmesi gereken kurtarma ekipleri salona girerken koordine olamadılar. Sonuç olarak paniklediler ve panzehir herkese zamanında uygulanamadı, bazı rehinelere ise çift doz verildi. Kayıplar bu nedenle yaşandı” dedi.

Bu olaydan gerekli derslerin çıkarıldığını ve bugün Acil Durumlar Bakanlığı’nın Aleksandr Kurenkov liderliğinde çok daha profesyonel çalıştığını ekledi.

Son olarak hayattaki temel ilkesine değinen Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, “Her görevde ülkeme ve halkıma faydalı olunması gerektiğine inanıyorum. Büyük tarihimizin anısını korumalı ve geleceğe bakmalıyız. Geleceği inşa ederken de yeni nesillere özen göstermeli, onlara tecrübelerimizi aktarmalıyız. Gençlerin denizcilik mesleklerini seçmesi ve bu yolla vatan sevgisini kazanması en büyük mutluluktur. Rus insanının en büyük manevi değeri her zaman vatan sevgisi olmuştur” diyerek sözlerini tamamladı.

Rusya

ABD Kongresinde Rusya’ya yönelik yeni yaptırım tasarısına tarife freni

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi, Rusya’ya yönelik ağır yaptırımlar içeren yasa tasarısının kabulünü en az kasım ayındaki Kongre seçimlerine kadar erteleyebilir. Senatodan hızla geçen düzenleme, Donald Trump’a verilecek geniş gümrük vergisi yetkilerinin petrol fiyatlarını artıracağı ve ticaret ortaklarına zarar vereceği endişesiyle her iki partide de itirazlarla karşılaşıyor.

ABD Temsilciler Meclisinde, Rusya’ya yönelik “cehennem” yaptırımları içeren yasa tasarısının kabulünün en az kasım ayında yapılacak Kongre seçimlerine kadar ertelenebileceği bildirildi.

Bloomberg’in haberine göre Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, yasa tasarısının yalnızca Demokratlar arasında değil, belirli Cumhuriyetçi gruplar içinde de endişeye yol açtığını ifade etti.

Johnson, “Hepimiz Rusya’ya karşı yaptırımlardan yanayız ancak formül doğru olmalı” değerlendirmesinde bulundu.

Söz konusu tasarı daha önce ABD Senatosu tarafından hızla kabul edilmişti. Buna karşılık Temsilciler Meclisi üyeleri, düzenlemenin Donald Trump’a ek tarife yetkileri vermesinden, bu durumun petrol fiyatlarında artışa yol açmasından ve Washington’ın ticaret ortaklarını vurmasından kaygı duyuyor.

Tasarı; Beyaz Saray liderine Rus petrolü ve doğalgazının en büyük beş alıcısına ve ayrıca Moskova’nın yaptırımları delmesine yardım eden beş ülkeye yüzde 100 oranında gümrük vergisi getirme yetkisi verilmesini öngörüyor.

Bu ülkelerin başında Çin, Hindistan ve Türkiye geliyor.

Akaryakıt piyasası ve seçim öncesi fiyat artışı endişesi

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Brian Mast, yasa tasarısının akaryakıt piyasası üzerindeki etkisinin değerlendirildiğini vurguladı.

Mast, Hindistan’ın ve Rus hammaddesini alan diğer ülkelerin alternatif kaynaklara yönelmeye zorlanmasının, seçimler öncesinde benzin fiyatlarında yükselişi tetikleyebileceğini dile getirdi.

Demokratlar ise yasa tasarısının Trump yönetimine gümrük tarifelerini sınırsız biçimde kullanabileceği yasal bir zemin hazırlayabileceğini savunarak düzenlemeye karşı çıkıyor.

Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Demokrat Gregory Meeks, başkana sahip olmadığı yetkilerin verilmesi girişimini eleştirdi.

Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Brad Schneider de gümrük tarifelerine ilişkin maddeyi “kabul edilemez” olarak nitelendirdi.

Yasa tasarısına büyük şirketler ve iş dünyası da karşı tutum aldı. ExxonMobil, General Electric, Ford, Pfizer ve ABD Ticaret Odası, itirazlarını içeren ortak bir mektubu Kongreye iletti.

Retail Industry Leaders temsilcisi Ellen Jackson, “Yasa tasarısının bir bölümünün ticaret ortaklarımıza ve müttefiklerimize karşı geniş çaplı yeni tarifelere izin vererek tüketiciler açısından öngörülemeyen sonuçlar doğurabileceğinden kaygı duyuyoruz” açıklamasını yaptı.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya, 12 petrol şirketiyle akaryakıt anlaşması imzaladı

Yayınlanma

Rusya Federal Rekabet Kurumu, iç pazara yakıt sevkiyatı ve pompa fiyatlarındaki artışın sınırlandırılması konusunda ülkenin en büyük 12 petrol şirketiyle anlaşma imzaladı. Şirketler, akaryakıt istasyonlarındaki fiyat artışını enflasyon oranının altında tutmayı ve yerel piyasaya tedariki en üst düzeye çıkarmayı taahhüt etti.

Rusya Federal Rekabet Kurumu (FAS), iç piyasaya yönelik akaryakıt sevkiyatı konusunda ülkenin en büyük 12 petrol şirketiyle anlaşma sağlandığını duyurdu.

İmzalanan mutabakat kapsamında şirketler, benzin ve motorin tedarikini artırmayı ve akaryakıt istasyonlarındaki fiyat artışlarını resmi enflasyon oranının altında tutmayı taahhüt etti.

Gelişmeyi Vladivostok kentinde düzenlenen Doğu Ekonomik Forumu sırasında gazetecilere açıklayan FAS Başkan Yardımcısı Gennadiy Magazinov, “Anlaşmalar 12 petrol şirketiyle imzalandı. Anlaşmalar çerçevesinde şirketler, iç pazara yakıt sevkiyatı yapma ve akaryakıt istasyonlarındaki fiyat artışını enflasyon seviyesini aşmayacak şekilde sınırlandırma yükümlülüğü üstlendi” dedi.

Rusya hükümeti, nisan ayı sonunda Enerji Bakanlığı ile FAS’ın petrol ürünleri iç pazarını istikrara kavuşturmak amacıyla bağlayıcı anlaşmalar imzalayacağı 12 büyük şirketin yer aldığı bir liste onaylamıştı.

Söz konusu mutabakatlar, 2026 yılı boyunca iç piyasaya yakıt sevkiyatının ve perakende benzin ile dizel fiyatlarının enflasyon dikkate alınarak düzenlenmesini öngörüyor.

Enerji Bakanı Sergey Tsivilev de konuya ilişkin değerlendirmesinde, varılan mutabakatların temel hükümlerinin iç piyasaya ürün tedarikini en üst seviyeye çıkarmayı ve fiyat artışlarını kontrol altında tutmayı kapsadığını belirtti.

Anlaşma kapsamındaki şirketler

Hükümetin belirlediği listede Gazprom, Gazprom Neft, Lukoil, Rosneft, Surgutneftegaz, Tatneft, Bağımsız Petrol ve Gaz Şirketi (NNK), NefteKhimServis, TAIF-NK, ForteInvest, Gazprom Neftekhim Salavat ve RI-Invest yer alıyor.

Rusya’da bu yaz aylarında akaryakıt tedarikinde bölgesel aksaklıklar ve arz sıkıntıları baş göstermişti.

Hükümet, iç piyasadaki baskıyı hafifletmek ve durumu düzeltmek amacıyla yakıt ihracatına yasak getirilmesi, yakıt ithalatına yönelik vergi teşvikleri sağlanması ve ülke içi üretimin artırılması dahil bir dizi tedbiri hayata geçirmişti.

Yetkililer ayrıca ağustos ayı başında petrol üreticilerinin bölgesel operatörler aracılığıyla bağımsız istasyonlara da akaryakıt sağlaması konusunda mutabakata varmıştı.

FAS, iç pazarda ekonomik açıdan gerekçelendirilmiş fiyat yapısının korunması amacıyla çalışmalarını sürdürdüğünü bildiriyor.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rosatom, Kazakistan’da nükleer santral inşası için sözleşme imzaladı

Yayınlanma

Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu Rosatom ile Kazakistan Nükleer Enerji Santralleri şirketi, Balkaş Nükleer Güç Santrali’nin inşasını kapsayan EPC sözleşmesini imzaladı. Toplam 2 bin 400 megavat kapasiteli iki güç ünitesinden oluşacak santral, Kazakistan’ın Almatı bölgesindeki Jambıl ilçesine bağlı Ülken köyü yakınlarında kurulacak.

Doğu Ekonomi Forumu kapsamında, Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu Rosatom ile Kazakistan Nükleer Enerji Santralleri (KAES) şirketi arasında mühendislik, tedarik ve inşaat süreçlerini kapsayan EPC sözleşmesi imzalandı.

Anlaşma, Kazakistan’da kurulması planlanan Balkaş Nükleer Güç Santrali’nin inşasını düzenliyor.

RBK medya kuruluşunun haberine göre toplam 2 bin 400 megavat gücünde iki reaktör ünitesinden meydana gelecek santral, Almatı bölgesinin Jambıl ilçesine bağlı Ülken köyü civarında inşa edilecek.

İmzalanan sözleşme, projedeki tarafların sorumluluk alanlarını netleştiriyor. Uluslararası bir konsorsiyumun liderliğini yürütecek olan Rosatom; tasarımdan satın almaya, inşaattan devreye alma çalışmalarına ve tesisin siparişçiye teslimine kadar iş döngüsünün tamamını karşılayacak.

İmza töreninde sözleşmeye Rosatom Genel Müdür Birinci Yardımcısı ve Atomstroyexport Başkanı Andrey Petrov ile KAES Genel Müdürü Yernat Berdigulov imza koydu.

Tören, Rosatom Başkanı Aleksey Lihaçev ile Kazakistan Cumhuriyeti Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Almasadam Satkaliyev’in katılımıyla yapıldı.

Santralin altyapısını, her biri 1200 megavat kapasiteye sahip III+ nesil VVER-1200 tipi reaktörler oluşturacak. En katı uluslararası güvenlik standartlarıyla uyumlu olan bu teknolojinin, Rusya’nın yanı sıra Bangladeş, Belarus, Macaristan, Mısır, Çin ve Türkiye’deki faal ya da yapımı süren tesislerde güvenilirliğini kanıtladığı kaydedildi. Reaktörün işletme ömrü 60 yıl olarak öngörülürken, bu sürenin 20 yıl daha uzatılma imkanı bulunuyor.

Rosatom Başkanı Aleksey Lihaçev, imzalanan belgenin Kazakistan ile işbirliğinde yeni bir aşama başlattığına işaret etti.

Yakın dönemde tasarım faaliyetlerinin yürütüleceğini ve ekipman tedarikçilerinden oluşacak uluslararası konsorsiyumun kurulacağını aktaran Lihaçev, temel hedefin modern güvenlik ve verimlilik normlarına uygun güç ünitelerinin inşa edilerek işletmeye alınması olduğunu ifade etti.

Lihaçev, “Rus nükleer teknolojilerinin, Kazakistan’ın enerji bağımsızlığı ve sürdürülebilir kalkınması için güvenilir bir temel teşkil edeceğine inanıyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Santral sahasında Ağustos 2025’te başlatılan etüt çalışmaları devam ediyor. Uzmanlar şu ana kadar derinliği 120 metreye ulaşan 60’tan fazla kuyu açarak laboratuvar analizleri için örnekler topladı.

Araştırmaların 2027 yılına kadar tamamlanması, ardından reaktör ünitelerinin inşasına başlanabilmesi için gerekli ruhsat belgelerinin hazırlanması hedefleniyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English