Bizi Takip Edin

Rusya

Patruşev: NATO gemilerini beklemeden düşmanın burnunun dibinde olmalıyız

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta gazetesine verdiği mülakatta İkinci Dünya Savaşı derslerinin unutulmasının Avrupa’yı yeni bir felakete sürüklediğini belirtti. Ukrayna’daki çatışmalardan Rusya’nın denizcilik stratejisine ve istihbarat geçmişine kadar pek çok konuda açıklamalarda bulunan Patruşev, ülkesinin küresel deniz gücü konumunu güçlendireceğini vurguladı.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta gazetesinden İvan Yegorov’a verdiği mülakatta, Avrupa siyasetçilerinin unuttuğu İkinci Dünya Savaşı derslerinden Rusya’nın küresel deniz gücü vizyonuna kadar stratejik konularda açıklamalarda bulundu.

Patruşev mülakatta ayrıca, Rusya Federal Güvenlik Servisi Direktörlüğü yaptığı döneme ait gizli kalmış operasyonel süreçleri ve ailesinin savaş yıllarındaki kişisel hatıralarını ilk kez paylaştı.

Büyük Anayurt Savaşı’nın başlangıcının 85. yıl dönümü öncesinde konuşan Patruşev, gelecek nesillerin savaş hafızasını koruma sorumluluğuna dikkati çekti.

Patruşev, “Büyük Anayurt Savaşı, ulusal tarihsel hafızamızın köşe taşı ve kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Rusya’da hangi milletten olursa olsun, savaşın anısını kutsal saymayan normal bir vatandaş düşünmek imkansızdır. Bu hafızayı korumak için tavizsiz bir şekilde mücadele etmek herkesin görevidir. Bu, bugün yeryüzünde çıkarılmaya çalışılan yeni savaşlara karşı en etkili panzehirdir” dedi.

Batı toplumlarının tarih bilgisizliğini eleştiren Patruşev, “Eğer Batı’da insanlar İkinci Dünya Savaşı tarihini yeterince derinlemesine bilselerdi ve Hitlerizmin vahşeti hakkındaki tüm gerçekleri öğrenselerdi, bugün neonazizmi destekleyen hükümetlerinden dehşet içinde uzaklaşırlardı” ifadelerini kullandı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da Nazilerle işbirliği yapanların oranının direnişçilerden kat kat fazla olduğunu belirten Patruşev, bunun tarihsel bir gerçek olduğunu söyledi.

Patruşev, “Bu bir iddia değil, Avrupalı tarihçilerin de kabul ettiği bir gerçektir. 40 milyonluk Fransa’da yaklaşık 3,5 milyon kişi işgalcilere hizmet etti. Altını çiziyorum; sadece sempati duymadılar, doğrudan aktif olarak hizmet ettiler. Buna karşılık Fransız direnişine katılanların sayısı ise yaklaşık 250 bin civarındaydı. Bu rakamlar karşılaştırılamaz bile. Nitekim Reichstag’ın son savunucuları Fransız SS askerleriydi” diye konuştu.

Fransa’nın savaşı kazanan devletler arasında yer almasını değerlendiren Patruşev, “Yine de Fransa, müttefiklerin anti-faşist hareketi ve bizzat Stalin’in General de Gaulle’e duyduğu kişisel saygı sayesinde savaşı kazanan devletler arasına girdi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde koltuk elde etti” dedi.

“Leningrad kuşatmasına katılanların torunları şimdi Kiev’e yardım ediyor”

İngilizlere ait Manş Denizi’ndeki Normandiya Adaları’nın Alman işgali dönemine değinen Patruşev, “Orada İngilizler ile Almanlar arasında öyle bir mutabakat sağlandı ki, İngiliz polisleri Alman askerleriyle birlikte devriye gezdi. Ancak adaların birçok sıradan sakini, İngiliz makamlarından daha cesur davranarak, Almanların zorunlu çalıştırma için getirdiği Sovyet esirlerini evlerinde sakladı” bilgisini verdi.

Tüm Avrupa’nın bilinçli olarak Sovyetler Birliği’ne karşı savaştığını vurgulayan Patruşev, şu ifadeleri kullandı:

“SS tümenlerinin neredeyse yarısı İtalya, Romanya, Macaristan, Finlandiya, Slovakya, Fransa, Hırvatistan, İspanya, Danimarka, Hollanda ve diğer ülkelerden gelen unsurlarla oluşturulmuştu. Benim memleketim olan Leningrad’ın kuşatmasında 11 devlet yer aldı. Almanlar ve Finlandiyalılarla birlikte İtalyanlar, Norveçliler, İspanyollar, Rumenler, Belçikalılar, Hollandalılar ve Baltık ülkelerinden gelenler Leningrad halkını yok etmeye çalıştı. Şimdi ise onların torunları, Kiev’in St. Petersburg’a insansız hava araçlarıyla saldırmasına ikiyüzlü bir şekilde yardım ediyor.”

Avrupa’daki tarafsız devletlerin statüsünü “sadece biçimsel” olarak nitelendiren Patruşev, “İsveçliler Almanlara stratejik hammadde ve sanayi ürünleri sağladı, Portekizliler tungsten sattı. İsviçre’nin tarafsızlığı ise bambaşka bir konudur. Toplama kamplarında öldürülen mahkumların ziynet eşyalarından ve altın dişlerinden eritilen altın külçeleri hala İsviçre bankalarının mahzenlerinde saklanıyor. İrlanda Başbakanı Eamon de Valera ise Mayıs 1945’te Alman büyükelçiliğine giderek Hitler’in ölümü nedeniyle taziyelerini sundu” dedi.

Finlandiya lideri Mannerheim ve Romanya Kralı Mihai’nin savaştan çekilme kararlarının tamamen zorunlu pragmatik adımlar olduğunu kaydeden Patruşev, “Mannerheim ve Mihai, Sovyet birlikleri ülkelerinin sınırlarına ulaştığında Sovyetler Birliği’nin safına geçmek için zorunlu kararlar aldılar. Finlandiyalılar bizim topraklarımızda Almanlardan daha kana susamış davrandılar. Buna rağmen Sovyetler Birliği büyüklük gösterdi; Finlandiya’daki siyasi rejim korundu, Romanya Kralı ise Sovyetler Birliği’nin en yüksek askeri nişanı olan Zafer Nişanı ile ödüllendirildi. Elbette bu liderlerin adımları samimi bir pişmanlık değildi, pragmatik kararlardı. Ancak yine de ülkelerini tamamen yıkımdan kurtarma yolunu seçtiklerini kabul etmek gerekir. Bugünün Avrupalılarının onlardan en azından sağduyu öğrenmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Nükleer pençeli kedinin bıyıklarını çekiştiren Baltık ülkelerini izliyorum”

Avrupa’da benzer sağduyulu liderlerin çıkıp çıkmayacağına yönelik soruya Patruşev, “Ya bu liderler bulunacak ya da Avrupa bir felakete sürüklenecek. Şimdilik olaylar ikinci senaryoya göre gelişiyor ve bazı Avrupa ülkeleri adeta yerinde duramıyor. Biraz kaba bir ifade olacak ama Baltık ülkelerindeki farelerin, nükleer pençeleri olan bir kedinin bıyıklarını çekiştirmesini izlediğimde tam olarak bu izlenime kapılıyorum” yanıtını verdi.

Litvanya yönetiminin Kaliningrad’a yönelik saldırgan açıklamalarını “patolojik olarak sorunlu insanların” işi olarak niteleyen Patruşev, “Litvanyalı politikacıların bu maceraya tüm Avrupa’yı sürüklemek istedikleri açık. Ancak bir saldırı durumunda, öncelikle Litvanya’nın barışçıl, tasasız yaşamının ve egemenliğinin sona ereceğini anlamıyor olamazlar. Yine de Vilnius yönetimi bile bile ateşe körükle gidiyor” uyarısında bulundu.

Litvanya’da çocukluk yıllarından kalan birçok arkadaşı olduğunu ve onlarla iletişimini sürdürdüğünü belirten Patruşev, “Arkadaşlarımla görüşüyoruz ve hepsi tek bir ağızdan, kendi hükümetlerinin ulusal çıkarları temsil etmediğini, aksine ülkeyi hızla Brüksel’in bir sömürgesi haline getirdiğini söylüyor” dedi.

Sıradan Avrupalıların Rusya’ya nefret beslemediğini ifade eden Patruşev, Baltık halklarına tarihi öğrenmeleri çağrısında bulundu.

Patruşev, “Avrupalılar, özellikle de İngilizler, ırkçılığın kurucularıdır. İlk ırkçılar, Baltık halklarını insan yerine koymayarak onlara karşı nefret uygulamaları yaptılar. Bugün bir şeylerin değiştiğini mi sanıyorsunuz? İngiltere’deki Eton Koleji mezunu biri, bir Eston veya Letonu asla kendisiyle eşit görmeyecektir” diye konuştu.

“Ukrayna’da neonazi işgali altındaki kardeşlerimizi kurtarıyoruz”

Avrupa’nın bugün de Ukraynalı neonaziler aracılığıyla Slav nüfusunu yok etme sürecine katıldığını belirten Patruşev, “Aslında Avrupalı neonaziler, Avrupa Birliği’nden bir nevi Dördüncü Reich yaratmak için her türlü çabayı gösteriyor” dedi.

Ukrayna’da Nazi işbirlikçilerinin elindeki çocukların hayatını kaybetmesinin Avrupalı destekçilerinin vicdanında bir leke olduğunu ifade etti.

Ukrayna halkının durumunun kritik bir sınırda olduğunu belirten Patruşev, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Özel askeri harekat kapsamında aynı zamanda Ukrayna halkının geleceği için de mücadele ediyoruz. Ukrayna nüfusu kelimenin tam anlamıyla hayatta kalma sınırına getirilmiştir. Ülkenin yarısı devasa bir kışlaya, diğer yarısı ise toplama kampına dönüştü. Nüfus 52 milyondan 22 milyona düştü. Ukraynalıların çoğunluğu savaşmak istemiyor ve Rusya’yı düşman olarak görmüyor ancak seslerini duyurma hakları yok. Londra ve Brüksel tarafından desteklenen neo-Nazi gruplar halkı korku içinde tutuyor ve Zelenskiy’i tamamen kontrol ediyor. Bugün Ukrayna’da neo-Nazi işgali altına giren kardeşlerimizi kurtarma misyonunu yerine getiriyoruz. Tabii ki Goebbels’in mirasçıları alışkanlık gereği her şeyi tersyüz ediyor ve Moskova’nın güya Ukrayna’yı işgal ettiğine dair masallar anlatıyor.”

Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa’yı işgal ettiği yönündeki suçlamaları reddeden Patruşev, SSCB’nin bölgeye barış ve istikrar getirdiğini, sosyalist bloktaki birçok ülkenin Sovyetler Birliği’nden daha yüksek refah seviyesinde yaşadığını ve Sovyet desteğiyle modern sanayilerini inşa ettiklerini belirtti.

Batı’nın Macaristan ve Çekoslovakya olaylarını hatırlatması üzerine Patruşev, “Sovyetler Birliği güce yalnızca teröre yanıt olarak başvurdu. Macaristan’da öfkeli kalabalıklar kendi vatandaşlarını sokaklarda parçalıyordu. Çekoslovakya’da ise sivil nüfus arasında herhangi bir can kaybının önüne geçildi. Buna karşılık, Sovyetler Birliği’nin Almanya’nın birleşmesine kan dökmeden ve hiçbir tazminat talep etmeden gönüllü olarak izin vermesi nedeniyle Batı’dan tek bir teşekkür bile işitmedim” dedi.

“NATO gemilerini beklemeden düşmanın burnunun dibinde olmalıyız”

Rusya’nın çok kutuplu dünyadaki konumunu değerlendiren Patruşev, “Dünyada, büyük deniz gücü sayısı kadar kutup olacaktır. Eğer Rusya’nın büyük bir güç olarak kalmasını ve gerçek bir güç merkezi olmasını istiyorsak, denizlerdeki konumumuzu güçlendirmeliyiz. Son yılların deneyimi, deniz ticaretinin ve deniz sınırlarımızın güvenliğinin ülkemizin refahı ve istikrarı için öncelikli şart olduğunu gösteriyor. Rusya’nın her zaman büyük bir deniz gücü olacağına inanıyorum” şeklinde konuştu.

Rusya’nın benzersiz coğrafi avantajlarına değinen Patruşev, “Rusya yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük ülkesidir. Ancak bu devasa toprakları denizlerde güçlü konumlar edinmeden, uzak deniz rotalarını geliştirmeden, güçlü kabotaj ve iç su yolu taşımacılığı sağlamadan geliştiremeyiz ve koruyamayız. Rusya aynı anda hem Atlantik’e hem Kuzey Kutbu’na hem de Pasifik Okyanusu’na bakıyor. Hazar Denizi ve bugün geliştirilmekte olan Kuzey-Güney koridoru üzerinden Hint Okyanusu’na da açılıyoruz. Bu benzersiz coğrafyaya dünyada başka hiçbir ülke sahip değil. Bu nedenle dört okyanus arasındaki deniz ticaretinde bir köprü olabiliriz ve olmalıyız” dedi.

Tarih boyunca denizlerin kontrolünün önemine değinen Patruşev, İkinci Dünya Savaşı sırasında Baltık ve Karadeniz filolarının abluka altına alındığını ancak denizcilerin fedakarlıkları sayesinde stratejik bir yenilgi yaşanmadığını hatırlattı.

Bugün Baltık Filosu’nun benzer bir tuzağa düşmesini engellemek için aktif bir strateji izlenmesi gerektiğini vurgulayan Patruşev, “Batılı stratejistler dünya savaşlarının deneyimini iyi analiz ettiler ve filomuzu yeniden üslerine sıkıştırmayı, onu abluka altına alarak kayıplarla bu ablukayı yarmaya zorlamayı umuyorlar. Bunun tekrarlanmasına izin verilemez. Baltık ve Karadeniz, deniz ticaretimizin ana hacmini sırtlıyor. Batı’nın sadece abluka değil, üslere yönelik önleyici saldırı senaryoları üzerinde de çalıştığına dair duyumlar alıyoruz. Bu yüzden donanmanın savaşa hazır olması, mayınlar, insansız araçlar ve siber saldırılar gibi tehditlerle mücadele edebilmesi son derece önemlidir. Limanlarımıza gelen bazı ticaret gemilerinin altına yerleştirilen mıknatıslı mayınları tespit edip etkisiz hale getiriyoruz. Bu mayınların Avrupa limanlarında takıldığına dair şüphelerimiz var” diye konuştu.

Kararlı bir denizcilik stratejisinin önemine işaret eden Patruşev, “Donanmamız eğitimi ve kararlılığı sayesinde inisiyatifi ele geçirmeli, iradesini karşı kıyılarda rakiplerine dayatmalıdır. Amiral Uşakov’un ünlü vasiyetini hatırlayın: ‘Düşmana yakın mesafe en iyi taktik yöntemdir.’ NATO gemilerinin, uçaklarının ve insansız araçlarının sınırlarımıza gelmesini beklememeliyiz. Aksine, kendimiz olası düşmanın burnunun dibinde bulunmalıyız. Donanmamızın Manş Denizi’nde, İngiltere kıyılarında ticaret gemilerine refakat etmesi buna iyi bir örnektir. O esnada hiçbir İngiliz gemisi veya uçağı konvoyumuzu engellemeye cesaret edemedi” ifadelerini kullandı.

Denizcilik alanındaki tarihi araştırmalara değinen Patruşev, Rusya’nın okyanuslardaki medeniyet misyonunu dünyaya anlatmak için çalışmalar yürüttüklerini, Devlet Başkanı’nın kararıyla Rusya Devlet Beşeri Bilimler Üniversitesi bünyesinde Denizcilik Beşeri Araştırmalar Merkezi kurduklarını açıkladı.

Kuzey Denizi Rotası’nın yüzyıllık bir emeğin ürünü olduğunu belirten Patruşev, kutup konvoylarında Sovyet halkına yardım ulaştıran yabancı denizcilerin hatırasına da saygı duyduklarını söyledi.

Patruşev, “2017 yılında İzlanda’da kutup konvoyları denizcileri anısına bir anıt açıldığında ailemiz davet edilmişti. Başkent Reykjavik’e giden kardeşim Viktor ve eşi Tatyana büyük bir saygıyla karşılandı. İzlanda başkentinin birkaç kilometre kuzeyinde, müttefiklerin konvoy oluşturduğu Kitoviy Fiyordu’nda Barış Umudu adında bir anıt bulunuyor” dedi.

Savaş yıllarının kendi ailesi için de derin izler bıraktığını anlatan Patruşev, Leningrad kuşatması sırasında kız kardeşi Larisa’nın henüz bebekken hayatını kaybettiğini paylaştı.

Annesi Antonina Nikolayevna’nın İkinci Dünya Savaşı ve Sovyet-Finlandiya Savaşı’nda hemşire olarak görev yaptığını, 23. Ordu hastanelerinde askerleri kurtararak ikinci derece Anayurt Savaşı Nişanı ve dört madalya aldığını belirtti.

Babası Platon İgnatyeviç’in ise Baltık ve Kuzey filolarında muhriplerde ve savaş gemilerinde subay olarak hizmet ettiğini, konvoy refakatlerine katıldığını, birinci derece Anayurt Savaşı Nişanı ve iki Kızıl Yıldız Nişanı aldığını kaydetti.

Babasının birinci derece yüzbaşı rütbesiyle emekli olduğunu, savaşın sonlarına doğru Alman torpiliyle batırılan Deyatelnıy muhribinden mucizevi şekilde kurtulduğunu belirten Patruşev, gemi inşa mühendisliği eğitimini de bu ailevi bağlar ve babasının etkisiyle seçtiğini ifade etti.

Leningrad Gemi İnşa Enstitüsü’ndeki eğitim kalitesinin dünya standartlarının üzerinde olduğunu belirten Patruşev, mezuniyetinin ardından Rusya Askeri İstihbarat Teşkilatı için projeler geliştiren bir özel tasarım bürosunda çalıştığını dile getirdi.

“Doksanlı yıllarda Rusya gerçekten de dağılmanın eşiğindeydi”

İstihbarat geçmişi ve 1990’lı yıllardaki görevlerine değinen Patruşev, o dönemin son derece karmaşık olduğunu belirterek, “Batı, ülkemizin yıkıntısı üzerinde ziyafet çekmeye hazırlanıyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’nın da çökeceğini düşünüyorlardı. Bunu uluslararası terör güçleriyle yapmaya karar verdiler. Görev yaptığım tüm makamlarda öncelikle bu tehditle mücadele etmek zorunda kaldım” dedi.

Batılı istihbarat servislerinin Rusya’nın her alanına pervasızca müdahale ettiğini vurgulayan Patruşev, şu ifadeleri kullandı:

“Binçe sivil toplum kuruluşunu, medyayı, kışkırtıcıları ve açık hainleri finanse ettiler; tarihi yeniden yazdılar, kardeş halkları, özellikle de Slavları karşı karşıya getirmeye çalıştılar. Sadece ülkeyi değil, tüm Rus dünyasını bölmeyi ve yok etmeyi hedeflediler. Rusya’yı korumak için gerçekten devasa çabalar sarf etmek zorunda kaldık. Doksanlı yıllarda Rusya gerçekten de dağılmanın eşiğindeydi.”

1999 yılında dönemin Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafından kendisine verilen Rusya Kahramanı unvanına da değinen Patruşev, “Bu yüksek ödülü, ülkemizin varlığını, devlet yapısını ve toprak bütünlüğünü korumak için binlerce meslektaşımın gösterdiği muazzam katkının bir kabulü olarak görüyorum” dedi.

Kuzey Kafkasya’daki terörle mücadele operasyonlarına değinen Patruşev, 1999 yılında bu mücadelenin aktif aşamaya geçtiğini ve Batı’nın o dönemde de Rusya’yı yıkmak isteyen teröristleri desteklediğini ifade etti.

Federal Güvenlik Servisi Direktörü olarak terörist eğitim kamplarının yerlerini, finansman kanallarını ve militanlara silah sağlayan onlarca Avrupalı istihbarat görevlisinin isimlerini anlık raporlarla aldığını aktardı.

2001 yılından itibaren terörle mücadele operasyonlarının tamamen Federal Güvenlik Servisi tarafından koordine edildiğini söyledi.

Gudermes’in teröristlerden temizlenmesi operasyonunu örnek gösteren Patruşev, “Asleri yetkililer o dönemde şehre doğrudan saldırmayı önermişti ancak sonuçta bizim planımız kabul edildi. Şehir tek bir mermi atılmadan teröristlerden temizlendi, çok sayıda can kaybının önüne geçildi ve şehir yıkımdan kurtarıldı” dedi.

Militanlar arasında yürütülen istihbarat ve ikna çalışmaları sayesinde Yamadayev kardeşler gibi birçok ismin silah bırakarak federal hükümetin safına geçtiğini belirten Patruşev, eski Çeçenistan Müftüsü Ahmat Kadırov’un çatışmanın sonlandırılmasındaki rolünü takdirle andı. Kadırov’un oğlu Ramzan Kadırov’u da bir vatansever olarak yetiştirdiğini ekledi.

Ayrıca Federal Güvenlik Servisi Özel Amaçlı Merkezi’nin rolüne vurgu yapan Patruşev, Aslan Maşadov, Arbi Barayev’in etkisiz hale getirilmesi, Salman Raduyev’in yakalanması, ayrıca Şamil Basayev ve Hattab gibi isimlerin ortadan kaldırılması operasyonlarında bu merkezin kritik başarılar elde ettiğini söyledi.

Tiyatro binası baskınına yönelik eleştirileri değerlendiren Patruşev, “Evet, can kayıpları olmamalıydı. Tabii ki durum son derece karmaşıktı. Teröristler neredeyse ülkemizin merkezine kadar sızmıştı; iyi silahlanmışlardı ve Batılı yöneticilerinden Rusya’da istikrarsızlık yaratıp darbe gerçekleştirmek amacıyla maksimum düzeyde terör eylemi yapma talimatı alıyorlardı. Biz derhal bir operasyon merkezi kurduk ve her adımı Devlet Başkanına rapor ettim. Moskova’da tiyatro binasına benzer bir yapı bularak Özel Amaçlı Merkez birimleriyle burada rehine kurtarma tatbikatları yaptık. Hazırlıkların ardından operasyona başlandı. Operasyon başarıyla uygulandı ve teröristler hiçbir bombayı patlatamadan etkisiz hale getirildi. Ancak can kayıpları yaşandı. Federal Güvenlik Servisi birimleri son derece profesyonelce çalıştı fakat diğer kurumlar arasında aynı koordinasyon yoktu. Teröristler etkisiz hale getirildikten sonra rehinelere yardım etmesi gereken kurtarma ekipleri salona girerken koordine olamadılar. Sonuç olarak paniklediler ve panzehir herkese zamanında uygulanamadı, bazı rehinelere ise çift doz verildi. Kayıplar bu nedenle yaşandı” dedi.

Bu olaydan gerekli derslerin çıkarıldığını ve bugün Acil Durumlar Bakanlığı’nın Aleksandr Kurenkov liderliğinde çok daha profesyonel çalıştığını ekledi.

Son olarak hayattaki temel ilkesine değinen Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, “Her görevde ülkeme ve halkıma faydalı olunması gerektiğine inanıyorum. Büyük tarihimizin anısını korumalı ve geleceğe bakmalıyız. Geleceği inşa ederken de yeni nesillere özen göstermeli, onlara tecrübelerimizi aktarmalıyız. Gençlerin denizcilik mesleklerini seçmesi ve bu yolla vatan sevgisini kazanması en büyük mutluluktur. Rus insanının en büyük manevi değeri her zaman vatan sevgisi olmuştur” diyerek sözlerini tamamladı.

Rusya

Medvedev: Rusya, düşman için yük taşıyan her gemiye saldırma hakkına sahip

Yayınlanma

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev, Rus silahlı kuvvetlerinin operasyonlarını Karadeniz havzasının çok ötesine taşıyabilecek kapasitede olduğunu söyledi.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, düşmanın çıkarları doğrultusunda yük taşıması halinde Rusya’nın tarafsız sulardaki herhangi bir ticaret gemisine saldırma hakkına sahip olduğunu savundu.

Medvedev, Batı’nın Rus “gölge filosuna” ilişkin açıklamalarını Telegram kanalından değerlendirerek şu ifadeleri kullandı:

“Batı Avrupa gemilerinin ezici çoğunluğu da elverişli bayraklar altında seyrediyor. Peki bu ne anlama geliyor? Adil ve simetrik bir yaklaşımdan hareketle Rusya’nın, düşman bir ülkeye ait herhangi bir ticaret gemisine, sularımızda ya da tarafsız sularda, düşman için yük taşıdığına dair yeterli şüphe bulunması halinde saldırma hakkına sahip olduğu anlamına geliyor. Yani herhangi bir yük! Bu türden çok sayıda gemi var.”

Medvedev, “Silahlı kuvvetlerimiz operasyonlarını Karadeniz havzasının sınırlarının çok ötesine önemli ölçüde genişletebilecek kapasitededir” dedi ve Pasifik Filosu Komutanı Viktor Liina’nın bugün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e tam da bu konuda bilgi verdiğini ekledi.

Konunun bağlamına değinen Medvedev, “Batı Avrupalı uşakların sözde Rus gölge filosu hakkında çılgınca havladığını” söyledi ve bunun tam olarak ne anlama geldiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti.

“Burada kastedilen, Rus bayrağı taşımayan ancak bizim çıkarlarımız doğrultusunda taşımacılık yapan sıradan ticaret gemileridir. Bu tür bayraklara genellikle ‘elverişli bayrak’ ya da ‘dost bayrak’ denir. Bu, vergi ve düzenleyici maliyetleri azaltmak amacıyla bir geminin sahibinin ülkesinden farklı bir ülkede kayıt altına alındığı sistemdir” diyen Medvedev, “elverişli bayrak” ülkeleri arasında Panama, Liberya, Marshall Adaları, Bahamalar, Belize, Bermuda, Cayman Adaları, Kıbrıs, Malta ve Seyşeller’in bulunduğunu söyledi.

Medvedev, “Elbette Avrupalı yetkililerin bu tür gemileri ne 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca ne de ulusal mevzuat çerçevesinde alıkoyma hakkı vardır. Bu, düpedüz keyfiliktir” ifadelerini kullandı.

Daha önce Yujno-Sahalinsk’te, Pasifik Filosu’nun amiral gemisi olan Varyag muhafız füze kruvazöründe konuşan Putin de aynı konuya değinmişti.

Putin, bazı Batılı ülkelerin yetkililerinin uluslararası deniz hukukunu ihlal ederek uzun süredir Rus ekonomik işletmecilerine ait sivil gemilerin hareketlerini kısıtlamaya çalıştığını, son dönemde ise Rus gemilerine el koymayı ve el konulan malları satmayı değerlendirdiklerini söyledi.

Putin bunu “korsanlık ve soygun” olarak nitelendirdi ve Moskova’nın uygun gördüğü her yerde karşılık vereceğini, bunun bu tür baskınların planlandığı sularda olmak zorunda olmadığını belirtti.

Putin ayrıca Rusya Savunma Bakanlığı’na gerekli talimatları verdiğini ve bunların Pasifik Filosu komutanlığı da dahil olmak üzere ilgili komuta kademesine iletildiğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya’da kripto yasası yürürlüğe girerken Moskova’da gözaltılar başladı

Yayınlanma

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Moskova’da faaliyet gösteren dokuz kayıt dışı kripto para borsasının faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı. FSB’ye göre bu borsalar, telefon dolandırıcılığıyla Rus vatandaşlarından çalınan paraların kripto paraya çevrilerek Ukrayna’daki hesaplara aktarılmasında kullanıldı.

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), başkent Moskova’da faaliyet gösteren dokuz kayıt dışı kripto para borsasının faaliyetlerinin durdurulduğunu açıkladı.

RBK’nin haberine göre FSB, bu borsalar üzerinden Ukraynalı dolandırıcılık çağrı merkezlerinin Rus vatandaşlarından çalınan paraları yurt dışına aktardığını ileri sürdü.

FSB’nin açıklamasına göre telefon dolandırıcılarının mağdurları önce kripto para satın almaya yönlendirildi, ardından bu fonlar Ukrayna’daki hesaplara aktarıldı.

Operasyon kapsamında kripto para borsalarında çalışanlar ve dolandırıcılık şebekesine yardım ettiği öne sürülen kişiler dahil 20’den fazla kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında 18 ile 25 yaş arasındaki kuryelerin de bulunduğu belirtildi.

FSB’ye göre bu kişiler dolandırılan vatandaşlardan nakit para teslim alıyor, ardından bu parayı yurt dışına aktarılmak üzere kripto para borsalarına ulaştırıyordu.

FSB’nin yayımladığı görüntülerde gözaltına alınan kişiler, işlem noktalarından her gün yaklaşık 30 müşterinin geçtiğini ve günlük ortalama işlem hacminin yaklaşık 30 milyon ruble olduğunu anlattı.

Baza’nın aktardığına göre ise günlük işlem hacmi 1 ila 2 milyon dolara kadar çıkabiliyordu.

Şüpheliler hakkında Rusya Ceza Kanunu’nun 159. maddesinin 4. fıkrası uyarınca “özellikle büyük çaplı dolandırıcılık” suçlamasıyla ceza soruşturması başlatıldı. Şüpheliler 10 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya bulunuyor.

Operasyon yeni kripto para yasasıyla aynı döneme denk geldi

Operasyonlar, Rusya’da kripto para piyasasının yasallaştırılmaya başlanmasıyla aynı dönemde gerçekleştirildi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, kripto paraların dolaşımına ilişkin kuralları belirleyen “Dijital Paralar ve Dijital Haklar Hakkında Kanun”u imzaladı.

Yasanın büyük bölümü 1 Eylül 2026’da yürürlüğe girecek. 1 Temmuz 2027’den itibaren ise dijital para işlemlerinin yalnızca düzenlemeye tabi aracı kuruluşlar üzerinden yapılması gerekecek.

Yeni düzenlemeye göre Rusya içinde mal, iş ve hizmet ödemelerinde kripto para kullanılması yasak olmaya devam edecek.

İstisnalar ise dış ekonomik faaliyetlerdeki ödemeler, madencilere yapılacak ödemeler, ağ komisyonları ile dijital para ve dijital haklara ilişkin işlemler için öngörülüyor.

Kripto para işlemi yapacak yatırımcıların ayrıca bir değerlendirme testinden geçmesi gerekecek.

Rusya Merkez Bankası verilerine göre piyasanın yaklaşık yüzde 98’ini oluşturan niteliksiz yatırımcılar için tek bir aracı kurum üzerinden yıllık en fazla 300 bin ruble işlem limiti uygulanacak.

Okumaya Devam Et

Rusya

Ukrayna dronları Wildberries deposunu iki haftada ikinci kez vurdu

Yayınlanma

Ukrayna dronları 7 Ağustos sabahı Yekaterinburg’daki Wildberries lojistik kompleksini vurdu; saldırının ardından yangın çıktı ve mevcut sevkiyatların kabulü geçici olarak sınırlandırıldı. Sverdlovsk Bölgesi Valisi Denis Pasler, hava savunma kuvvetlerinin sekiz dronu imha ettiğini, bunlardan üçünün lojistik merkezinin çatısına düştüğünü ve yaralanan olmadığını açıkladı.

Ukrayna dronları 7 Ağustos sabahı Yekaterinburg’daki Wildberries lojistik kompleksini vurdu. Şirketin basın servisi, saldırı nedeniyle yangın çıktığını, tesiste önceden tahliye yapıldığını ve mevcut sevkiyatların kabulünün geçici olarak sınırlandırıldığını bildirdi.

Wildberries’in açıklamasında, “Saldırı nedeniyle yangın çıktı. Tesiste önceden tahliye yapıldı. Mevcut sevkiyatların kabulü geçici olarak sınırlandırıldı” denildi.

Sverdlovsk Bölgesi Valisi Denis Pasler, hava savunma kuvvetlerinin sekiz dronu imha ettiğini, ancak bunlardan üçünün lojistik merkezinin “çatısına düştüğünü” açıkladı. Pasler, “Yaralanan olmadı” dedi.

Rusya Devlet Başkanı’nın Ural Federal Bölgesi tam yetkili temsilcisi Artyom Joga ise depodan 800 kişinin tahliye edildiğini belirtti.

Bu, Yekaterinburg’daki lojistik merkezine son iki haftada düzenlenen ikinci saldırı oldu. Depo, 25 Temmuz’daki dron saldırısından sonra da çalışmalarını durdurmuştu. O saldırıda da çalışanlar tahliye edilmiş, kimse yaralanmamıştı.

25 Temmuz’daki saldırı, deponun yanındaki otoparka isabet etti. Sverdlovsk Bölgesi Valisi, dron “enkazının düşmesi sonucunda” yaklaşık 300 metrekarelik alanda araçların alev aldığını açıklamıştı.

Yekaterinburg’daki Wildberries deposu, şirketin en büyük tesisleri arasında yer alıyor. 150 bin metrekarelik kompleks, günde 3 milyona kadar ürünü işleyebiliyor ve yaklaşık 120 milyon ürünü depolayabiliyor.

Rusya’da asimetrik İHA saldırılarının makroekonomik sonuçları

Wildberries’in yaklaşık 20 lojistik merkezi saldırıya uğradı

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, Wildberries’in lojistik altyapısını 18 Temmuz’da vurmaya başladı. Verstka’nın hesaplamasına göre, Ağustos başı itibarıyla saldırıya uğrayan depoların toplam alanı 1,5 milyon metrekareyi aştı. Bu, e-ticaret platformunun toplam depo kapasitesinin yüzde 27’sine karşılık geliyor.

Toplamda yaklaşık 20 lojistik merkezi saldırıya uğradı. Bunlar arasında Elektrostal, Krasnodar, Nevinnomıssk, Voronej ve St. Petersburg’daki tesisler de bulunuyor. Bu merkezlerin en az 14’ü yandı.

The Bell’e konuşan e-ticaret sektöründeki kaynaklar, saldırılar nedeniyle Wildberries’in doğrudan zararının 100 ila 200 milyar rubleyi aşabileceğini söyledi. Aynı kaynaklar şirketin toplam para ihtiyacını 1,3 trilyon ruble olarak tahmin etti.

Wildberries’in cirosu da satıcıların ayrılması nedeniyle şimdiden dörtte bir oranında azaldı. Ayrılan satıcıların çoğunun ürünlerini ve işlerini kaybettiği belirtildi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English