Rusya
Patruşev: NATO gemilerini beklemeden düşmanın burnunun dibinde olmalıyız

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta gazetesine verdiği mülakatta İkinci Dünya Savaşı derslerinin unutulmasının Avrupa’yı yeni bir felakete sürüklediğini belirtti. Ukrayna’daki çatışmalardan Rusya’nın denizcilik stratejisine ve istihbarat geçmişine kadar pek çok konuda açıklamalarda bulunan Patruşev, ülkesinin küresel deniz gücü konumunu güçlendireceğini vurguladı.
Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta gazetesinden İvan Yegorov’a verdiği mülakatta, Avrupa siyasetçilerinin unuttuğu İkinci Dünya Savaşı derslerinden Rusya’nın küresel deniz gücü vizyonuna kadar stratejik konularda açıklamalarda bulundu.
Patruşev mülakatta ayrıca, Rusya Federal Güvenlik Servisi Direktörlüğü yaptığı döneme ait gizli kalmış operasyonel süreçleri ve ailesinin savaş yıllarındaki kişisel hatıralarını ilk kez paylaştı.
Büyük Anayurt Savaşı’nın başlangıcının 85. yıl dönümü öncesinde konuşan Patruşev, gelecek nesillerin savaş hafızasını koruma sorumluluğuna dikkati çekti.
Patruşev, “Büyük Anayurt Savaşı, ulusal tarihsel hafızamızın köşe taşı ve kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Rusya’da hangi milletten olursa olsun, savaşın anısını kutsal saymayan normal bir vatandaş düşünmek imkansızdır. Bu hafızayı korumak için tavizsiz bir şekilde mücadele etmek herkesin görevidir. Bu, bugün yeryüzünde çıkarılmaya çalışılan yeni savaşlara karşı en etkili panzehirdir” dedi.
Batı toplumlarının tarih bilgisizliğini eleştiren Patruşev, “Eğer Batı’da insanlar İkinci Dünya Savaşı tarihini yeterince derinlemesine bilselerdi ve Hitlerizmin vahşeti hakkındaki tüm gerçekleri öğrenselerdi, bugün neonazizmi destekleyen hükümetlerinden dehşet içinde uzaklaşırlardı” ifadelerini kullandı.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da Nazilerle işbirliği yapanların oranının direnişçilerden kat kat fazla olduğunu belirten Patruşev, bunun tarihsel bir gerçek olduğunu söyledi.
Patruşev, “Bu bir iddia değil, Avrupalı tarihçilerin de kabul ettiği bir gerçektir. 40 milyonluk Fransa’da yaklaşık 3,5 milyon kişi işgalcilere hizmet etti. Altını çiziyorum; sadece sempati duymadılar, doğrudan aktif olarak hizmet ettiler. Buna karşılık Fransız direnişine katılanların sayısı ise yaklaşık 250 bin civarındaydı. Bu rakamlar karşılaştırılamaz bile. Nitekim Reichstag’ın son savunucuları Fransız SS askerleriydi” diye konuştu.
Fransa’nın savaşı kazanan devletler arasında yer almasını değerlendiren Patruşev, “Yine de Fransa, müttefiklerin anti-faşist hareketi ve bizzat Stalin’in General de Gaulle’e duyduğu kişisel saygı sayesinde savaşı kazanan devletler arasına girdi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde koltuk elde etti” dedi.
“Leningrad kuşatmasına katılanların torunları şimdi Kiev’e yardım ediyor”
İngilizlere ait Manş Denizi’ndeki Normandiya Adaları’nın Alman işgali dönemine değinen Patruşev, “Orada İngilizler ile Almanlar arasında öyle bir mutabakat sağlandı ki, İngiliz polisleri Alman askerleriyle birlikte devriye gezdi. Ancak adaların birçok sıradan sakini, İngiliz makamlarından daha cesur davranarak, Almanların zorunlu çalıştırma için getirdiği Sovyet esirlerini evlerinde sakladı” bilgisini verdi.
Tüm Avrupa’nın bilinçli olarak Sovyetler Birliği’ne karşı savaştığını vurgulayan Patruşev, şu ifadeleri kullandı:
“SS tümenlerinin neredeyse yarısı İtalya, Romanya, Macaristan, Finlandiya, Slovakya, Fransa, Hırvatistan, İspanya, Danimarka, Hollanda ve diğer ülkelerden gelen unsurlarla oluşturulmuştu. Benim memleketim olan Leningrad’ın kuşatmasında 11 devlet yer aldı. Almanlar ve Finlandiyalılarla birlikte İtalyanlar, Norveçliler, İspanyollar, Rumenler, Belçikalılar, Hollandalılar ve Baltık ülkelerinden gelenler Leningrad halkını yok etmeye çalıştı. Şimdi ise onların torunları, Kiev’in St. Petersburg’a insansız hava araçlarıyla saldırmasına ikiyüzlü bir şekilde yardım ediyor.”
Avrupa’daki tarafsız devletlerin statüsünü “sadece biçimsel” olarak nitelendiren Patruşev, “İsveçliler Almanlara stratejik hammadde ve sanayi ürünleri sağladı, Portekizliler tungsten sattı. İsviçre’nin tarafsızlığı ise bambaşka bir konudur. Toplama kamplarında öldürülen mahkumların ziynet eşyalarından ve altın dişlerinden eritilen altın külçeleri hala İsviçre bankalarının mahzenlerinde saklanıyor. İrlanda Başbakanı Eamon de Valera ise Mayıs 1945’te Alman büyükelçiliğine giderek Hitler’in ölümü nedeniyle taziyelerini sundu” dedi.
Finlandiya lideri Mannerheim ve Romanya Kralı Mihai’nin savaştan çekilme kararlarının tamamen zorunlu pragmatik adımlar olduğunu kaydeden Patruşev, “Mannerheim ve Mihai, Sovyet birlikleri ülkelerinin sınırlarına ulaştığında Sovyetler Birliği’nin safına geçmek için zorunlu kararlar aldılar. Finlandiyalılar bizim topraklarımızda Almanlardan daha kana susamış davrandılar. Buna rağmen Sovyetler Birliği büyüklük gösterdi; Finlandiya’daki siyasi rejim korundu, Romanya Kralı ise Sovyetler Birliği’nin en yüksek askeri nişanı olan Zafer Nişanı ile ödüllendirildi. Elbette bu liderlerin adımları samimi bir pişmanlık değildi, pragmatik kararlardı. Ancak yine de ülkelerini tamamen yıkımdan kurtarma yolunu seçtiklerini kabul etmek gerekir. Bugünün Avrupalılarının onlardan en azından sağduyu öğrenmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“Nükleer pençeli kedinin bıyıklarını çekiştiren Baltık ülkelerini izliyorum”
Avrupa’da benzer sağduyulu liderlerin çıkıp çıkmayacağına yönelik soruya Patruşev, “Ya bu liderler bulunacak ya da Avrupa bir felakete sürüklenecek. Şimdilik olaylar ikinci senaryoya göre gelişiyor ve bazı Avrupa ülkeleri adeta yerinde duramıyor. Biraz kaba bir ifade olacak ama Baltık ülkelerindeki farelerin, nükleer pençeleri olan bir kedinin bıyıklarını çekiştirmesini izlediğimde tam olarak bu izlenime kapılıyorum” yanıtını verdi.
Litvanya yönetiminin Kaliningrad’a yönelik saldırgan açıklamalarını “patolojik olarak sorunlu insanların” işi olarak niteleyen Patruşev, “Litvanyalı politikacıların bu maceraya tüm Avrupa’yı sürüklemek istedikleri açık. Ancak bir saldırı durumunda, öncelikle Litvanya’nın barışçıl, tasasız yaşamının ve egemenliğinin sona ereceğini anlamıyor olamazlar. Yine de Vilnius yönetimi bile bile ateşe körükle gidiyor” uyarısında bulundu.
Litvanya’da çocukluk yıllarından kalan birçok arkadaşı olduğunu ve onlarla iletişimini sürdürdüğünü belirten Patruşev, “Arkadaşlarımla görüşüyoruz ve hepsi tek bir ağızdan, kendi hükümetlerinin ulusal çıkarları temsil etmediğini, aksine ülkeyi hızla Brüksel’in bir sömürgesi haline getirdiğini söylüyor” dedi.
Sıradan Avrupalıların Rusya’ya nefret beslemediğini ifade eden Patruşev, Baltık halklarına tarihi öğrenmeleri çağrısında bulundu.
Patruşev, “Avrupalılar, özellikle de İngilizler, ırkçılığın kurucularıdır. İlk ırkçılar, Baltık halklarını insan yerine koymayarak onlara karşı nefret uygulamaları yaptılar. Bugün bir şeylerin değiştiğini mi sanıyorsunuz? İngiltere’deki Eton Koleji mezunu biri, bir Eston veya Letonu asla kendisiyle eşit görmeyecektir” diye konuştu.
“Ukrayna’da neonazi işgali altındaki kardeşlerimizi kurtarıyoruz”
Avrupa’nın bugün de Ukraynalı neonaziler aracılığıyla Slav nüfusunu yok etme sürecine katıldığını belirten Patruşev, “Aslında Avrupalı neonaziler, Avrupa Birliği’nden bir nevi Dördüncü Reich yaratmak için her türlü çabayı gösteriyor” dedi.
Ukrayna’da Nazi işbirlikçilerinin elindeki çocukların hayatını kaybetmesinin Avrupalı destekçilerinin vicdanında bir leke olduğunu ifade etti.
Ukrayna halkının durumunun kritik bir sınırda olduğunu belirten Patruşev, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Özel askeri harekat kapsamında aynı zamanda Ukrayna halkının geleceği için de mücadele ediyoruz. Ukrayna nüfusu kelimenin tam anlamıyla hayatta kalma sınırına getirilmiştir. Ülkenin yarısı devasa bir kışlaya, diğer yarısı ise toplama kampına dönüştü. Nüfus 52 milyondan 22 milyona düştü. Ukraynalıların çoğunluğu savaşmak istemiyor ve Rusya’yı düşman olarak görmüyor ancak seslerini duyurma hakları yok. Londra ve Brüksel tarafından desteklenen neo-Nazi gruplar halkı korku içinde tutuyor ve Zelenskiy’i tamamen kontrol ediyor. Bugün Ukrayna’da neo-Nazi işgali altına giren kardeşlerimizi kurtarma misyonunu yerine getiriyoruz. Tabii ki Goebbels’in mirasçıları alışkanlık gereği her şeyi tersyüz ediyor ve Moskova’nın güya Ukrayna’yı işgal ettiğine dair masallar anlatıyor.”
Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa’yı işgal ettiği yönündeki suçlamaları reddeden Patruşev, SSCB’nin bölgeye barış ve istikrar getirdiğini, sosyalist bloktaki birçok ülkenin Sovyetler Birliği’nden daha yüksek refah seviyesinde yaşadığını ve Sovyet desteğiyle modern sanayilerini inşa ettiklerini belirtti.
Batı’nın Macaristan ve Çekoslovakya olaylarını hatırlatması üzerine Patruşev, “Sovyetler Birliği güce yalnızca teröre yanıt olarak başvurdu. Macaristan’da öfkeli kalabalıklar kendi vatandaşlarını sokaklarda parçalıyordu. Çekoslovakya’da ise sivil nüfus arasında herhangi bir can kaybının önüne geçildi. Buna karşılık, Sovyetler Birliği’nin Almanya’nın birleşmesine kan dökmeden ve hiçbir tazminat talep etmeden gönüllü olarak izin vermesi nedeniyle Batı’dan tek bir teşekkür bile işitmedim” dedi.
“NATO gemilerini beklemeden düşmanın burnunun dibinde olmalıyız”
Rusya’nın çok kutuplu dünyadaki konumunu değerlendiren Patruşev, “Dünyada, büyük deniz gücü sayısı kadar kutup olacaktır. Eğer Rusya’nın büyük bir güç olarak kalmasını ve gerçek bir güç merkezi olmasını istiyorsak, denizlerdeki konumumuzu güçlendirmeliyiz. Son yılların deneyimi, deniz ticaretinin ve deniz sınırlarımızın güvenliğinin ülkemizin refahı ve istikrarı için öncelikli şart olduğunu gösteriyor. Rusya’nın her zaman büyük bir deniz gücü olacağına inanıyorum” şeklinde konuştu.
Rusya’nın benzersiz coğrafi avantajlarına değinen Patruşev, “Rusya yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük ülkesidir. Ancak bu devasa toprakları denizlerde güçlü konumlar edinmeden, uzak deniz rotalarını geliştirmeden, güçlü kabotaj ve iç su yolu taşımacılığı sağlamadan geliştiremeyiz ve koruyamayız. Rusya aynı anda hem Atlantik’e hem Kuzey Kutbu’na hem de Pasifik Okyanusu’na bakıyor. Hazar Denizi ve bugün geliştirilmekte olan Kuzey-Güney koridoru üzerinden Hint Okyanusu’na da açılıyoruz. Bu benzersiz coğrafyaya dünyada başka hiçbir ülke sahip değil. Bu nedenle dört okyanus arasındaki deniz ticaretinde bir köprü olabiliriz ve olmalıyız” dedi.
Tarih boyunca denizlerin kontrolünün önemine değinen Patruşev, İkinci Dünya Savaşı sırasında Baltık ve Karadeniz filolarının abluka altına alındığını ancak denizcilerin fedakarlıkları sayesinde stratejik bir yenilgi yaşanmadığını hatırlattı.
Bugün Baltık Filosu’nun benzer bir tuzağa düşmesini engellemek için aktif bir strateji izlenmesi gerektiğini vurgulayan Patruşev, “Batılı stratejistler dünya savaşlarının deneyimini iyi analiz ettiler ve filomuzu yeniden üslerine sıkıştırmayı, onu abluka altına alarak kayıplarla bu ablukayı yarmaya zorlamayı umuyorlar. Bunun tekrarlanmasına izin verilemez. Baltık ve Karadeniz, deniz ticaretimizin ana hacmini sırtlıyor. Batı’nın sadece abluka değil, üslere yönelik önleyici saldırı senaryoları üzerinde de çalıştığına dair duyumlar alıyoruz. Bu yüzden donanmanın savaşa hazır olması, mayınlar, insansız araçlar ve siber saldırılar gibi tehditlerle mücadele edebilmesi son derece önemlidir. Limanlarımıza gelen bazı ticaret gemilerinin altına yerleştirilen mıknatıslı mayınları tespit edip etkisiz hale getiriyoruz. Bu mayınların Avrupa limanlarında takıldığına dair şüphelerimiz var” diye konuştu.
Kararlı bir denizcilik stratejisinin önemine işaret eden Patruşev, “Donanmamız eğitimi ve kararlılığı sayesinde inisiyatifi ele geçirmeli, iradesini karşı kıyılarda rakiplerine dayatmalıdır. Amiral Uşakov’un ünlü vasiyetini hatırlayın: ‘Düşmana yakın mesafe en iyi taktik yöntemdir.’ NATO gemilerinin, uçaklarının ve insansız araçlarının sınırlarımıza gelmesini beklememeliyiz. Aksine, kendimiz olası düşmanın burnunun dibinde bulunmalıyız. Donanmamızın Manş Denizi’nde, İngiltere kıyılarında ticaret gemilerine refakat etmesi buna iyi bir örnektir. O esnada hiçbir İngiliz gemisi veya uçağı konvoyumuzu engellemeye cesaret edemedi” ifadelerini kullandı.
Denizcilik alanındaki tarihi araştırmalara değinen Patruşev, Rusya’nın okyanuslardaki medeniyet misyonunu dünyaya anlatmak için çalışmalar yürüttüklerini, Devlet Başkanı’nın kararıyla Rusya Devlet Beşeri Bilimler Üniversitesi bünyesinde Denizcilik Beşeri Araştırmalar Merkezi kurduklarını açıkladı.
Kuzey Denizi Rotası’nın yüzyıllık bir emeğin ürünü olduğunu belirten Patruşev, kutup konvoylarında Sovyet halkına yardım ulaştıran yabancı denizcilerin hatırasına da saygı duyduklarını söyledi.
Patruşev, “2017 yılında İzlanda’da kutup konvoyları denizcileri anısına bir anıt açıldığında ailemiz davet edilmişti. Başkent Reykjavik’e giden kardeşim Viktor ve eşi Tatyana büyük bir saygıyla karşılandı. İzlanda başkentinin birkaç kilometre kuzeyinde, müttefiklerin konvoy oluşturduğu Kitoviy Fiyordu’nda Barış Umudu adında bir anıt bulunuyor” dedi.
Savaş yıllarının kendi ailesi için de derin izler bıraktığını anlatan Patruşev, Leningrad kuşatması sırasında kız kardeşi Larisa’nın henüz bebekken hayatını kaybettiğini paylaştı.
Annesi Antonina Nikolayevna’nın İkinci Dünya Savaşı ve Sovyet-Finlandiya Savaşı’nda hemşire olarak görev yaptığını, 23. Ordu hastanelerinde askerleri kurtararak ikinci derece Anayurt Savaşı Nişanı ve dört madalya aldığını belirtti.
Babası Platon İgnatyeviç’in ise Baltık ve Kuzey filolarında muhriplerde ve savaş gemilerinde subay olarak hizmet ettiğini, konvoy refakatlerine katıldığını, birinci derece Anayurt Savaşı Nişanı ve iki Kızıl Yıldız Nişanı aldığını kaydetti.
Babasının birinci derece yüzbaşı rütbesiyle emekli olduğunu, savaşın sonlarına doğru Alman torpiliyle batırılan Deyatelnıy muhribinden mucizevi şekilde kurtulduğunu belirten Patruşev, gemi inşa mühendisliği eğitimini de bu ailevi bağlar ve babasının etkisiyle seçtiğini ifade etti.
Leningrad Gemi İnşa Enstitüsü’ndeki eğitim kalitesinin dünya standartlarının üzerinde olduğunu belirten Patruşev, mezuniyetinin ardından Rusya Askeri İstihbarat Teşkilatı için projeler geliştiren bir özel tasarım bürosunda çalıştığını dile getirdi.
“Doksanlı yıllarda Rusya gerçekten de dağılmanın eşiğindeydi”
İstihbarat geçmişi ve 1990’lı yıllardaki görevlerine değinen Patruşev, o dönemin son derece karmaşık olduğunu belirterek, “Batı, ülkemizin yıkıntısı üzerinde ziyafet çekmeye hazırlanıyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’nın da çökeceğini düşünüyorlardı. Bunu uluslararası terör güçleriyle yapmaya karar verdiler. Görev yaptığım tüm makamlarda öncelikle bu tehditle mücadele etmek zorunda kaldım” dedi.
Batılı istihbarat servislerinin Rusya’nın her alanına pervasızca müdahale ettiğini vurgulayan Patruşev, şu ifadeleri kullandı:
“Binçe sivil toplum kuruluşunu, medyayı, kışkırtıcıları ve açık hainleri finanse ettiler; tarihi yeniden yazdılar, kardeş halkları, özellikle de Slavları karşı karşıya getirmeye çalıştılar. Sadece ülkeyi değil, tüm Rus dünyasını bölmeyi ve yok etmeyi hedeflediler. Rusya’yı korumak için gerçekten devasa çabalar sarf etmek zorunda kaldık. Doksanlı yıllarda Rusya gerçekten de dağılmanın eşiğindeydi.”
1999 yılında dönemin Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafından kendisine verilen Rusya Kahramanı unvanına da değinen Patruşev, “Bu yüksek ödülü, ülkemizin varlığını, devlet yapısını ve toprak bütünlüğünü korumak için binlerce meslektaşımın gösterdiği muazzam katkının bir kabulü olarak görüyorum” dedi.
Kuzey Kafkasya’daki terörle mücadele operasyonlarına değinen Patruşev, 1999 yılında bu mücadelenin aktif aşamaya geçtiğini ve Batı’nın o dönemde de Rusya’yı yıkmak isteyen teröristleri desteklediğini ifade etti.
Federal Güvenlik Servisi Direktörü olarak terörist eğitim kamplarının yerlerini, finansman kanallarını ve militanlara silah sağlayan onlarca Avrupalı istihbarat görevlisinin isimlerini anlık raporlarla aldığını aktardı.
2001 yılından itibaren terörle mücadele operasyonlarının tamamen Federal Güvenlik Servisi tarafından koordine edildiğini söyledi.
Gudermes’in teröristlerden temizlenmesi operasyonunu örnek gösteren Patruşev, “Asleri yetkililer o dönemde şehre doğrudan saldırmayı önermişti ancak sonuçta bizim planımız kabul edildi. Şehir tek bir mermi atılmadan teröristlerden temizlendi, çok sayıda can kaybının önüne geçildi ve şehir yıkımdan kurtarıldı” dedi.
Militanlar arasında yürütülen istihbarat ve ikna çalışmaları sayesinde Yamadayev kardeşler gibi birçok ismin silah bırakarak federal hükümetin safına geçtiğini belirten Patruşev, eski Çeçenistan Müftüsü Ahmat Kadırov’un çatışmanın sonlandırılmasındaki rolünü takdirle andı. Kadırov’un oğlu Ramzan Kadırov’u da bir vatansever olarak yetiştirdiğini ekledi.
Ayrıca Federal Güvenlik Servisi Özel Amaçlı Merkezi’nin rolüne vurgu yapan Patruşev, Aslan Maşadov, Arbi Barayev’in etkisiz hale getirilmesi, Salman Raduyev’in yakalanması, ayrıca Şamil Basayev ve Hattab gibi isimlerin ortadan kaldırılması operasyonlarında bu merkezin kritik başarılar elde ettiğini söyledi.
Tiyatro binası baskınına yönelik eleştirileri değerlendiren Patruşev, “Evet, can kayıpları olmamalıydı. Tabii ki durum son derece karmaşıktı. Teröristler neredeyse ülkemizin merkezine kadar sızmıştı; iyi silahlanmışlardı ve Batılı yöneticilerinden Rusya’da istikrarsızlık yaratıp darbe gerçekleştirmek amacıyla maksimum düzeyde terör eylemi yapma talimatı alıyorlardı. Biz derhal bir operasyon merkezi kurduk ve her adımı Devlet Başkanına rapor ettim. Moskova’da tiyatro binasına benzer bir yapı bularak Özel Amaçlı Merkez birimleriyle burada rehine kurtarma tatbikatları yaptık. Hazırlıkların ardından operasyona başlandı. Operasyon başarıyla uygulandı ve teröristler hiçbir bombayı patlatamadan etkisiz hale getirildi. Ancak can kayıpları yaşandı. Federal Güvenlik Servisi birimleri son derece profesyonelce çalıştı fakat diğer kurumlar arasında aynı koordinasyon yoktu. Teröristler etkisiz hale getirildikten sonra rehinelere yardım etmesi gereken kurtarma ekipleri salona girerken koordine olamadılar. Sonuç olarak paniklediler ve panzehir herkese zamanında uygulanamadı, bazı rehinelere ise çift doz verildi. Kayıplar bu nedenle yaşandı” dedi.
Bu olaydan gerekli derslerin çıkarıldığını ve bugün Acil Durumlar Bakanlığı’nın Aleksandr Kurenkov liderliğinde çok daha profesyonel çalıştığını ekledi.
Son olarak hayattaki temel ilkesine değinen Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, “Her görevde ülkeme ve halkıma faydalı olunması gerektiğine inanıyorum. Büyük tarihimizin anısını korumalı ve geleceğe bakmalıyız. Geleceği inşa ederken de yeni nesillere özen göstermeli, onlara tecrübelerimizi aktarmalıyız. Gençlerin denizcilik mesleklerini seçmesi ve bu yolla vatan sevgisini kazanması en büyük mutluluktur. Rus insanının en büyük manevi değeri her zaman vatan sevgisi olmuştur” diyerek sözlerini tamamladı.
Rusya
Lüksemburg Mahkemesi, Rus varlıklarında AB tüzüğü yorumunu geçersiz saydı

Lüksemburg İdare Mahkemesi, AB yaptırım listesinde yer almayan Rus şirketine ait menkul kıymetlerin iadesini reddeden Maliye Bakanlığı kararını mevzuat yorumunu hatalı bularak iptal etti. Kararda, yaptırımlardan önceki sözleşmelere dayalı ödeme kavramının menkul kıymet devirlerini de kapsadığı ve ret tarihinde şirketin yaptırım altında olmadığı kaydedildi.
Lüksemburg İdare Mahkemesi, Avrupa Birliği (AB) yaptırım listesinde bulunmayan Rus şirketine ve müşterilerine ait menkul kıymetlerin blokajının kaldırılması talebini reddeden Lüksemburg Maliye Bakanlığının kararını iptal etti.
Mahkemenin 30 Ekim tarihli kararına göre, Lüksemburg Maliye Bakanlığının AB yaptırım mevzuatına getirdiği yorum hatalı bulundu.
İsmi açıklanmayan Rus şirketi, AB’nin Ulusal Takas Depozitosu’na (NRD) Haziran 2022’de uyguladığı yaptırımların ardından bloke edilen kendi varlıkları ile müşterilerinin varlıklarının iadesi için hukuk mücadelesi yürütüyordu.
Rus şirketi, Aralık 2022’de Lüksemburg Maliye Bakanlığına başvurarak varlıkların serbest bırakılması için izin talep etti ancak ret cevabı aldı.
Bakanlık, ret kararını Eylül 2023’te yeniden teyit etti.
Lüksemburg Maliye Bakanlığı ret gerekçesinde, 269/2014 sayılı AB Tüzüğü’nün 6. maddesinin yalnızca yaptırımlardan önce akdedilen sözleşmeler kapsamındaki ödemelere izin verdiğini, menkul kıymetlerin devrini kapsamadığını ileri sürdü.
Mahkeme, bakanlığın bu yorumunu geçersiz bularak AB tüzüğündeki ödeme kavramının yalnızca para transferleriyle sınırlı olmadığını, menkul kıymetlerin hak sahiplerine iadesini de kapsadığını karara bağladı.
İdare Mahkemesi ayrıca, Lüksemburg Maliye Bakanlığının ret kararı verdiği tarihte ne şirketin ne de müşterilerinin AB yaptırım listesinde yer almadığını tespit etti.
Mahkeme, bu gerekçelerle bakanlığın ret kararını hukuka aykırı bularak iptal etti.
2022 yılı başı itibarıyla Rusya’nın dondurulan egemen varlıklarının tutarı yaklaşık 300 milyar dolar olarak hesaplanıyordu.
Rusya’nın Avrupa’daki rezervlerinin büyük bölümü Belçika merkezli Euroclear depozitosunda tutuluyor.
Avrupa Birliği, Aralık 2025’te Rusya’ya ait 210 milyar euro tutarındaki varlığı süresiz olarak dondurdu.
Batılı ülkeler son aylarda dondurulan bu kaynakların Ukrayna’ya yardım amacıyla kullanılmasını yeniden tartışmaya açtı.
Moskova yönetimi ise yurt dışındaki varlıklarına yönelik her türlü adımı yasa dışı olarak nitelendiriyor ve hukuki sonuçlar doğuracağı uyarısını yapıyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, eylül ayı başında yaptığı açıklamada, Rus varlıklarını açıkça çaldıkları gerekçesiyle Batılı ülkelere duyulan güvenin tamamen kaybolduğunu belirtti.
Lavrov, “Gizlice çalıyorlar, bildiğiniz üzere açıkça da yağmalıyorlar. Batı şu anda hem varlıklar hem de sözde gölge filo konusunda açık bir yağma yürütüyor” ifadelerini kullandı.
Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Basın Bürosu ise AB’nin Rus kaynaklarını ele geçirme girişimlerinin Avrupa genelindeki kurumlara güveni sarsacağını duyurdu.
SVR’ye göre Avrupa ülkeleri, Rusya’nın varlıklarına el koymadan Ukrayna’yı süresiz finanse edemeyeceklerinden endişe duyuyor.
Rusya
Ermenistan’da iş insanı Samvel Karapetyan ve yeğeninin evinde arama

Ermenistan Soruşturma Komitesi, Taşir Grubu Başkanı Samvel Karapetyan ve yeğeni milletvekili Narek Karapetyan’ın evlerinde arama başlattı. Soruşturma, Taşir Vakfı üzerinden aktarıldığı öne sürülen 4,4 milyon dolar ile 230 bin euroluk kaynak ve kara para aklama iddialarıyla bağlantı taşıyor.
Ermenistan Soruşturma Komitesi müfettişleri, Taşir Şirketler Grubu Başkanı ve Güçlü Ermenistan Partisi Genel Başkanı Samvel Karapetyan ile yeğeni milletvekili Narek Karapetyan’ın evlerinde arama başlattı.
Aramaların Karapetyan ailesiyle bağlantılı diğer adresleri de kapsadığı bildirildi.
Gelişmeyi Güçlü Ermenistan Partisi Sözcüsü Agavni Sukiasyan sosyal medya hesabından duyurdu.
İnterfaks ajansının aktardığına göre Sukiasyan, “Ermenistan Soruşturma Komitesi müfettişleri, sabah saatlerinden itibaren Güçlü Ermenistan Partisi Genel Başkanı Samvel Karapetyan ve Meclis Grubu Başkanı Narek Karapetyan’ın evlerinde arama yürütüyor. Aramalar Karapetyan ailesiyle bağlantılı diğer adreslerde de sürüyor.” açıklamasını yaptı.
Karapetyan hakkındaki kara para aklama suçlaması
Aynı zamanda Güçlü Ermenistan Partisi Meclis Grubu Başkanı olan Narek Karapetyan’ın evi, bir ceza soruşturması kapsamında 31 Temmuz 2026 tarihinde de kolluk kuvvetlerince aranmıştı.
Aramadan bir hafta önce Ermenistan Merkezi Seçim Komisyonu, Başsavcılığın Karapetyan’ın milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması yönündeki talebini onaylamıştı.
Narek Karapetyan’a bu süreçte nitelikli kara para aklama suçlaması yöneltildi.
Sputnik Ermenistan’ın aktardığı bilgilere göre soruşturma, partinin destekçilerinden Aleksan Aleksanyan hakkındaki suçlamalarla bağlantı taşıyor.
Soruşturma makamları, Aleksanyan’ın Karapetyan’a ait Taşir Vakfından hediye ve kredi adı altında yaklaşık 4,4 milyon dolar ile 230 bin euro aldığını öne sürüyor.
Taşir Şirketler Grubunun sahibi olan iş insanı Samvel Karapetyan hakkında ise Haziran 2025’te Ermenistan’da yönetimi zorla ele geçirmeye yönelik kamuoyu önünde çağrıda bulunma suçlamasıyla dava açılmıştı.
Soruşturmanın sonraki aşamalarında Karapetyan’a ayrıca nitelikli vergi kaçırma ve kara para aklama suçlamaları yöneltildi.
İş insanı kendisine yöneltilen üç suçlamayı da reddetti. Güçlü Ermenistan Partisi, Şubat 2026’da Karapetyan’ı parlamento seçimleri için başbakan adayı olarak göstermişti.
Rusya
Lukoil’in 22 milyar dolarlık yabancı varlığı için takas planı

Amerikalı milyarder Todd Boehly öncülüğündeki konsorsiyum, Rus enerji şirketi Lukoil’in yurt dışındaki milyarlarca dolarlık varlıklarını nakitsiz bir hisse takası yöntemiyle devralmaya hazırlanıyor. Bir banka aracılığıyla Batılı fonların elindeki dondurulmuş menkul kıymetleri toplayan konsorsiyum, Avrupa, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri ile akaryakıt tesislerini portföyüne katmayı amaçlıyor.
Amerikalı milyarder Todd Boehly liderliğindeki konsorsiyum, Rus petrol devi Lukoil’in yurt dışı varlıklarını devralmak amacıyla nakit içermeyen bir hisse takası planlıyor.
Reuters haber ajansının müzakerelere yakın dört kaynağa dayandırdığı habere göre, taraflar arasındaki anlaşmanın birkaç hafta içinde tamamlanması bekleniyor.
Ajansa konuşan kaynaklardan üçü, konsorsiyum adına hareket eden bir bankanın, Rus şirketinin yurt dışındaki varlıklarıyla takas etmek üzere Batılı yatırım fonlarının elindeki milyarlarca dolarlık dondurulmuş Lukoil menkul kıymetini satın aldığını belirtti.
Söz konusu hisselerin yaklaşık on Amerikan ve İngiliz yatırım fonunun yanı sıra bireysel yatırımcılar adına saklama hizmeti veren ABD mevduat bankalarından, her bir dolar değerine karşılık 30 sent ödenerek toplandığı kaydedildi.
Süreç olumlu sonuçlanırsa, Lukoil’in yurt dışı varlıkları için bir yılı aşkın süredir devam eden satış trafiği noktalanacak.
İlk aşamada 22 milyar dolar değer biçilen portföy; Avrupa, Ortadoğu ve Afrika’daki petrol sahalarını, rafinerileri ve akaryakıt istasyonlarını kapsıyor.
Ancak Reuters’a konuşan iki kaynak, bazı tesislerin faaliyetlerini durdurması nedeniyle portföyün toplam piyasa değerinin gerilediğine dikkat çekti.
Forbes verilerine göre 9,2 milyar dolarlık serveti olan Todd Boehly, yatırım şirketi Eldridge Industries’in kurucu ortaklığı, yönetim kurulu başkanlığı ve icra kurulu başkanlığı görevlerini yürütüyor.
Los Angeles Dodgers ve Los Angeles Lakers spor kulüplerinde hisseleri olan Boehly’nin liderlik ettiği konsorsiyum, 2022 yılında Rus milyarder Roman Abramoviç’in elindeki Chelsea futbol kulübünü satın almıştı.
Konsorsiyumda Boehly’nin yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri merkezli International Holding Company (IHC) ve Al Hail Holding yer alıyor.
Girişime Suriye ve Katar kökenli Al-Khayyat kardeşler ile ABD Uluslararası Kalkınma Finansmanı Kurumu (DFC) da destek sağlıyor.
Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Rusya ile ABD arasında Lukoil’in yurt dışı varlıklarına dair temasların yürütüldüğünü doğrulamıştı.
ABD yönetimi, 22 Ekim 2025 tarihinde Lukoil ve bağlı ortaklıklarına yaptırım uygulama kararı aldı.
Şirket, Ocak 2026’da Kazakistan’daki projeler hariç tutulmak kaydıyla yurt dışı varlıklarının Carlyle grubuna satışı konusunda anlaşmaya vardı.
ABD Hazine Bakanlığı dahil düzenleyici kurumların onayına bağlanan süreçte şirket, diğer potansiyel alıcılarla temaslarını sürdürdü.
Financial Times gazetesi eylül ayında yayımladığı haberde, Carlyle ile yürütülen yaklaşık 20 milyar dolarlık satış sürecinin ABD’deki kurumlar arası onay aşamasında tıkandığını yazdı.
Habere göre Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) anlaşmayı onaylasa da dönemin ABD Başkanı Donald Trump yönetiminden nihai onay çıkmadı ve sözleşme temmuz ayı sonunda yürürlükten kalktı.
Gazete, Boehly’nin Lukoil varlıklarını devralmak için hem ABD hükümetinin hem de Körfez’deki etkin yatırımcıların onayını aldığını kaydetti.
Diplomasi2 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Söyleşi2 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Asya1 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Ortadoğu2 hafta önceYBŞ, Irak ordusuna katılacak
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hudson: ABD’nin Körfez’deki seksen yıllık himaye devri resmen bitti
Dünya Basını1 hafta önceGünah keçisi olarak Netanyahu
Avrupa2 hafta önceSırbistan seçimleri: Dört sütunlu illüzyonun dağılışı
Asya2 hafta önceÇin, ticari sırlarını ‘yabancı kuruluşlara’ karşı korumak için yeni kurallar hazırladı










