Rusya
Patruşev: NATO gemilerini beklemeden düşmanın burnunun dibinde olmalıyız

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta gazetesine verdiği mülakatta İkinci Dünya Savaşı derslerinin unutulmasının Avrupa’yı yeni bir felakete sürüklediğini belirtti. Ukrayna’daki çatışmalardan Rusya’nın denizcilik stratejisine ve istihbarat geçmişine kadar pek çok konuda açıklamalarda bulunan Patruşev, ülkesinin küresel deniz gücü konumunu güçlendireceğini vurguladı.
Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Rossiyskaya Gazeta gazetesinden İvan Yegorov’a verdiği mülakatta, Avrupa siyasetçilerinin unuttuğu İkinci Dünya Savaşı derslerinden Rusya’nın küresel deniz gücü vizyonuna kadar stratejik konularda açıklamalarda bulundu.
Patruşev mülakatta ayrıca, Rusya Federal Güvenlik Servisi Direktörlüğü yaptığı döneme ait gizli kalmış operasyonel süreçleri ve ailesinin savaş yıllarındaki kişisel hatıralarını ilk kez paylaştı.
Büyük Anayurt Savaşı’nın başlangıcının 85. yıl dönümü öncesinde konuşan Patruşev, gelecek nesillerin savaş hafızasını koruma sorumluluğuna dikkati çekti.
Patruşev, “Büyük Anayurt Savaşı, ulusal tarihsel hafızamızın köşe taşı ve kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır. Rusya’da hangi milletten olursa olsun, savaşın anısını kutsal saymayan normal bir vatandaş düşünmek imkansızdır. Bu hafızayı korumak için tavizsiz bir şekilde mücadele etmek herkesin görevidir. Bu, bugün yeryüzünde çıkarılmaya çalışılan yeni savaşlara karşı en etkili panzehirdir” dedi.
Batı toplumlarının tarih bilgisizliğini eleştiren Patruşev, “Eğer Batı’da insanlar İkinci Dünya Savaşı tarihini yeterince derinlemesine bilselerdi ve Hitlerizmin vahşeti hakkındaki tüm gerçekleri öğrenselerdi, bugün neonazizmi destekleyen hükümetlerinden dehşet içinde uzaklaşırlardı” ifadelerini kullandı.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da Nazilerle işbirliği yapanların oranının direnişçilerden kat kat fazla olduğunu belirten Patruşev, bunun tarihsel bir gerçek olduğunu söyledi.
Patruşev, “Bu bir iddia değil, Avrupalı tarihçilerin de kabul ettiği bir gerçektir. 40 milyonluk Fransa’da yaklaşık 3,5 milyon kişi işgalcilere hizmet etti. Altını çiziyorum; sadece sempati duymadılar, doğrudan aktif olarak hizmet ettiler. Buna karşılık Fransız direnişine katılanların sayısı ise yaklaşık 250 bin civarındaydı. Bu rakamlar karşılaştırılamaz bile. Nitekim Reichstag’ın son savunucuları Fransız SS askerleriydi” diye konuştu.
Fransa’nın savaşı kazanan devletler arasında yer almasını değerlendiren Patruşev, “Yine de Fransa, müttefiklerin anti-faşist hareketi ve bizzat Stalin’in General de Gaulle’e duyduğu kişisel saygı sayesinde savaşı kazanan devletler arasına girdi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde koltuk elde etti” dedi.
“Leningrad kuşatmasına katılanların torunları şimdi Kiev’e yardım ediyor”
İngilizlere ait Manş Denizi’ndeki Normandiya Adaları’nın Alman işgali dönemine değinen Patruşev, “Orada İngilizler ile Almanlar arasında öyle bir mutabakat sağlandı ki, İngiliz polisleri Alman askerleriyle birlikte devriye gezdi. Ancak adaların birçok sıradan sakini, İngiliz makamlarından daha cesur davranarak, Almanların zorunlu çalıştırma için getirdiği Sovyet esirlerini evlerinde sakladı” bilgisini verdi.
Tüm Avrupa’nın bilinçli olarak Sovyetler Birliği’ne karşı savaştığını vurgulayan Patruşev, şu ifadeleri kullandı:
“SS tümenlerinin neredeyse yarısı İtalya, Romanya, Macaristan, Finlandiya, Slovakya, Fransa, Hırvatistan, İspanya, Danimarka, Hollanda ve diğer ülkelerden gelen unsurlarla oluşturulmuştu. Benim memleketim olan Leningrad’ın kuşatmasında 11 devlet yer aldı. Almanlar ve Finlandiyalılarla birlikte İtalyanlar, Norveçliler, İspanyollar, Rumenler, Belçikalılar, Hollandalılar ve Baltık ülkelerinden gelenler Leningrad halkını yok etmeye çalıştı. Şimdi ise onların torunları, Kiev’in St. Petersburg’a insansız hava araçlarıyla saldırmasına ikiyüzlü bir şekilde yardım ediyor.”
Avrupa’daki tarafsız devletlerin statüsünü “sadece biçimsel” olarak nitelendiren Patruşev, “İsveçliler Almanlara stratejik hammadde ve sanayi ürünleri sağladı, Portekizliler tungsten sattı. İsviçre’nin tarafsızlığı ise bambaşka bir konudur. Toplama kamplarında öldürülen mahkumların ziynet eşyalarından ve altın dişlerinden eritilen altın külçeleri hala İsviçre bankalarının mahzenlerinde saklanıyor. İrlanda Başbakanı Eamon de Valera ise Mayıs 1945’te Alman büyükelçiliğine giderek Hitler’in ölümü nedeniyle taziyelerini sundu” dedi.
Finlandiya lideri Mannerheim ve Romanya Kralı Mihai’nin savaştan çekilme kararlarının tamamen zorunlu pragmatik adımlar olduğunu kaydeden Patruşev, “Mannerheim ve Mihai, Sovyet birlikleri ülkelerinin sınırlarına ulaştığında Sovyetler Birliği’nin safına geçmek için zorunlu kararlar aldılar. Finlandiyalılar bizim topraklarımızda Almanlardan daha kana susamış davrandılar. Buna rağmen Sovyetler Birliği büyüklük gösterdi; Finlandiya’daki siyasi rejim korundu, Romanya Kralı ise Sovyetler Birliği’nin en yüksek askeri nişanı olan Zafer Nişanı ile ödüllendirildi. Elbette bu liderlerin adımları samimi bir pişmanlık değildi, pragmatik kararlardı. Ancak yine de ülkelerini tamamen yıkımdan kurtarma yolunu seçtiklerini kabul etmek gerekir. Bugünün Avrupalılarının onlardan en azından sağduyu öğrenmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“Nükleer pençeli kedinin bıyıklarını çekiştiren Baltık ülkelerini izliyorum”
Avrupa’da benzer sağduyulu liderlerin çıkıp çıkmayacağına yönelik soruya Patruşev, “Ya bu liderler bulunacak ya da Avrupa bir felakete sürüklenecek. Şimdilik olaylar ikinci senaryoya göre gelişiyor ve bazı Avrupa ülkeleri adeta yerinde duramıyor. Biraz kaba bir ifade olacak ama Baltık ülkelerindeki farelerin, nükleer pençeleri olan bir kedinin bıyıklarını çekiştirmesini izlediğimde tam olarak bu izlenime kapılıyorum” yanıtını verdi.
Litvanya yönetiminin Kaliningrad’a yönelik saldırgan açıklamalarını “patolojik olarak sorunlu insanların” işi olarak niteleyen Patruşev, “Litvanyalı politikacıların bu maceraya tüm Avrupa’yı sürüklemek istedikleri açık. Ancak bir saldırı durumunda, öncelikle Litvanya’nın barışçıl, tasasız yaşamının ve egemenliğinin sona ereceğini anlamıyor olamazlar. Yine de Vilnius yönetimi bile bile ateşe körükle gidiyor” uyarısında bulundu.
Litvanya’da çocukluk yıllarından kalan birçok arkadaşı olduğunu ve onlarla iletişimini sürdürdüğünü belirten Patruşev, “Arkadaşlarımla görüşüyoruz ve hepsi tek bir ağızdan, kendi hükümetlerinin ulusal çıkarları temsil etmediğini, aksine ülkeyi hızla Brüksel’in bir sömürgesi haline getirdiğini söylüyor” dedi.
Sıradan Avrupalıların Rusya’ya nefret beslemediğini ifade eden Patruşev, Baltık halklarına tarihi öğrenmeleri çağrısında bulundu.
Patruşev, “Avrupalılar, özellikle de İngilizler, ırkçılığın kurucularıdır. İlk ırkçılar, Baltık halklarını insan yerine koymayarak onlara karşı nefret uygulamaları yaptılar. Bugün bir şeylerin değiştiğini mi sanıyorsunuz? İngiltere’deki Eton Koleji mezunu biri, bir Eston veya Letonu asla kendisiyle eşit görmeyecektir” diye konuştu.
“Ukrayna’da neonazi işgali altındaki kardeşlerimizi kurtarıyoruz”
Avrupa’nın bugün de Ukraynalı neonaziler aracılığıyla Slav nüfusunu yok etme sürecine katıldığını belirten Patruşev, “Aslında Avrupalı neonaziler, Avrupa Birliği’nden bir nevi Dördüncü Reich yaratmak için her türlü çabayı gösteriyor” dedi.
Ukrayna’da Nazi işbirlikçilerinin elindeki çocukların hayatını kaybetmesinin Avrupalı destekçilerinin vicdanında bir leke olduğunu ifade etti.
Ukrayna halkının durumunun kritik bir sınırda olduğunu belirten Patruşev, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Özel askeri harekat kapsamında aynı zamanda Ukrayna halkının geleceği için de mücadele ediyoruz. Ukrayna nüfusu kelimenin tam anlamıyla hayatta kalma sınırına getirilmiştir. Ülkenin yarısı devasa bir kışlaya, diğer yarısı ise toplama kampına dönüştü. Nüfus 52 milyondan 22 milyona düştü. Ukraynalıların çoğunluğu savaşmak istemiyor ve Rusya’yı düşman olarak görmüyor ancak seslerini duyurma hakları yok. Londra ve Brüksel tarafından desteklenen neo-Nazi gruplar halkı korku içinde tutuyor ve Zelenskiy’i tamamen kontrol ediyor. Bugün Ukrayna’da neo-Nazi işgali altına giren kardeşlerimizi kurtarma misyonunu yerine getiriyoruz. Tabii ki Goebbels’in mirasçıları alışkanlık gereği her şeyi tersyüz ediyor ve Moskova’nın güya Ukrayna’yı işgal ettiğine dair masallar anlatıyor.”
Sovyetler Birliği’nin Doğu Avrupa’yı işgal ettiği yönündeki suçlamaları reddeden Patruşev, SSCB’nin bölgeye barış ve istikrar getirdiğini, sosyalist bloktaki birçok ülkenin Sovyetler Birliği’nden daha yüksek refah seviyesinde yaşadığını ve Sovyet desteğiyle modern sanayilerini inşa ettiklerini belirtti.
Batı’nın Macaristan ve Çekoslovakya olaylarını hatırlatması üzerine Patruşev, “Sovyetler Birliği güce yalnızca teröre yanıt olarak başvurdu. Macaristan’da öfkeli kalabalıklar kendi vatandaşlarını sokaklarda parçalıyordu. Çekoslovakya’da ise sivil nüfus arasında herhangi bir can kaybının önüne geçildi. Buna karşılık, Sovyetler Birliği’nin Almanya’nın birleşmesine kan dökmeden ve hiçbir tazminat talep etmeden gönüllü olarak izin vermesi nedeniyle Batı’dan tek bir teşekkür bile işitmedim” dedi.
“NATO gemilerini beklemeden düşmanın burnunun dibinde olmalıyız”
Rusya’nın çok kutuplu dünyadaki konumunu değerlendiren Patruşev, “Dünyada, büyük deniz gücü sayısı kadar kutup olacaktır. Eğer Rusya’nın büyük bir güç olarak kalmasını ve gerçek bir güç merkezi olmasını istiyorsak, denizlerdeki konumumuzu güçlendirmeliyiz. Son yılların deneyimi, deniz ticaretinin ve deniz sınırlarımızın güvenliğinin ülkemizin refahı ve istikrarı için öncelikli şart olduğunu gösteriyor. Rusya’nın her zaman büyük bir deniz gücü olacağına inanıyorum” şeklinde konuştu.
Rusya’nın benzersiz coğrafi avantajlarına değinen Patruşev, “Rusya yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük ülkesidir. Ancak bu devasa toprakları denizlerde güçlü konumlar edinmeden, uzak deniz rotalarını geliştirmeden, güçlü kabotaj ve iç su yolu taşımacılığı sağlamadan geliştiremeyiz ve koruyamayız. Rusya aynı anda hem Atlantik’e hem Kuzey Kutbu’na hem de Pasifik Okyanusu’na bakıyor. Hazar Denizi ve bugün geliştirilmekte olan Kuzey-Güney koridoru üzerinden Hint Okyanusu’na da açılıyoruz. Bu benzersiz coğrafyaya dünyada başka hiçbir ülke sahip değil. Bu nedenle dört okyanus arasındaki deniz ticaretinde bir köprü olabiliriz ve olmalıyız” dedi.
Tarih boyunca denizlerin kontrolünün önemine değinen Patruşev, İkinci Dünya Savaşı sırasında Baltık ve Karadeniz filolarının abluka altına alındığını ancak denizcilerin fedakarlıkları sayesinde stratejik bir yenilgi yaşanmadığını hatırlattı.
Bugün Baltık Filosu’nun benzer bir tuzağa düşmesini engellemek için aktif bir strateji izlenmesi gerektiğini vurgulayan Patruşev, “Batılı stratejistler dünya savaşlarının deneyimini iyi analiz ettiler ve filomuzu yeniden üslerine sıkıştırmayı, onu abluka altına alarak kayıplarla bu ablukayı yarmaya zorlamayı umuyorlar. Bunun tekrarlanmasına izin verilemez. Baltık ve Karadeniz, deniz ticaretimizin ana hacmini sırtlıyor. Batı’nın sadece abluka değil, üslere yönelik önleyici saldırı senaryoları üzerinde de çalıştığına dair duyumlar alıyoruz. Bu yüzden donanmanın savaşa hazır olması, mayınlar, insansız araçlar ve siber saldırılar gibi tehditlerle mücadele edebilmesi son derece önemlidir. Limanlarımıza gelen bazı ticaret gemilerinin altına yerleştirilen mıknatıslı mayınları tespit edip etkisiz hale getiriyoruz. Bu mayınların Avrupa limanlarında takıldığına dair şüphelerimiz var” diye konuştu.
Kararlı bir denizcilik stratejisinin önemine işaret eden Patruşev, “Donanmamız eğitimi ve kararlılığı sayesinde inisiyatifi ele geçirmeli, iradesini karşı kıyılarda rakiplerine dayatmalıdır. Amiral Uşakov’un ünlü vasiyetini hatırlayın: ‘Düşmana yakın mesafe en iyi taktik yöntemdir.’ NATO gemilerinin, uçaklarının ve insansız araçlarının sınırlarımıza gelmesini beklememeliyiz. Aksine, kendimiz olası düşmanın burnunun dibinde bulunmalıyız. Donanmamızın Manş Denizi’nde, İngiltere kıyılarında ticaret gemilerine refakat etmesi buna iyi bir örnektir. O esnada hiçbir İngiliz gemisi veya uçağı konvoyumuzu engellemeye cesaret edemedi” ifadelerini kullandı.
Denizcilik alanındaki tarihi araştırmalara değinen Patruşev, Rusya’nın okyanuslardaki medeniyet misyonunu dünyaya anlatmak için çalışmalar yürüttüklerini, Devlet Başkanı’nın kararıyla Rusya Devlet Beşeri Bilimler Üniversitesi bünyesinde Denizcilik Beşeri Araştırmalar Merkezi kurduklarını açıkladı.
Kuzey Denizi Rotası’nın yüzyıllık bir emeğin ürünü olduğunu belirten Patruşev, kutup konvoylarında Sovyet halkına yardım ulaştıran yabancı denizcilerin hatırasına da saygı duyduklarını söyledi.
Patruşev, “2017 yılında İzlanda’da kutup konvoyları denizcileri anısına bir anıt açıldığında ailemiz davet edilmişti. Başkent Reykjavik’e giden kardeşim Viktor ve eşi Tatyana büyük bir saygıyla karşılandı. İzlanda başkentinin birkaç kilometre kuzeyinde, müttefiklerin konvoy oluşturduğu Kitoviy Fiyordu’nda Barış Umudu adında bir anıt bulunuyor” dedi.
Savaş yıllarının kendi ailesi için de derin izler bıraktığını anlatan Patruşev, Leningrad kuşatması sırasında kız kardeşi Larisa’nın henüz bebekken hayatını kaybettiğini paylaştı.
Annesi Antonina Nikolayevna’nın İkinci Dünya Savaşı ve Sovyet-Finlandiya Savaşı’nda hemşire olarak görev yaptığını, 23. Ordu hastanelerinde askerleri kurtararak ikinci derece Anayurt Savaşı Nişanı ve dört madalya aldığını belirtti.
Babası Platon İgnatyeviç’in ise Baltık ve Kuzey filolarında muhriplerde ve savaş gemilerinde subay olarak hizmet ettiğini, konvoy refakatlerine katıldığını, birinci derece Anayurt Savaşı Nişanı ve iki Kızıl Yıldız Nişanı aldığını kaydetti.
Babasının birinci derece yüzbaşı rütbesiyle emekli olduğunu, savaşın sonlarına doğru Alman torpiliyle batırılan Deyatelnıy muhribinden mucizevi şekilde kurtulduğunu belirten Patruşev, gemi inşa mühendisliği eğitimini de bu ailevi bağlar ve babasının etkisiyle seçtiğini ifade etti.
Leningrad Gemi İnşa Enstitüsü’ndeki eğitim kalitesinin dünya standartlarının üzerinde olduğunu belirten Patruşev, mezuniyetinin ardından Rusya Askeri İstihbarat Teşkilatı için projeler geliştiren bir özel tasarım bürosunda çalıştığını dile getirdi.
“Doksanlı yıllarda Rusya gerçekten de dağılmanın eşiğindeydi”
İstihbarat geçmişi ve 1990’lı yıllardaki görevlerine değinen Patruşev, o dönemin son derece karmaşık olduğunu belirterek, “Batı, ülkemizin yıkıntısı üzerinde ziyafet çekmeye hazırlanıyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’nın da çökeceğini düşünüyorlardı. Bunu uluslararası terör güçleriyle yapmaya karar verdiler. Görev yaptığım tüm makamlarda öncelikle bu tehditle mücadele etmek zorunda kaldım” dedi.
Batılı istihbarat servislerinin Rusya’nın her alanına pervasızca müdahale ettiğini vurgulayan Patruşev, şu ifadeleri kullandı:
“Binçe sivil toplum kuruluşunu, medyayı, kışkırtıcıları ve açık hainleri finanse ettiler; tarihi yeniden yazdılar, kardeş halkları, özellikle de Slavları karşı karşıya getirmeye çalıştılar. Sadece ülkeyi değil, tüm Rus dünyasını bölmeyi ve yok etmeyi hedeflediler. Rusya’yı korumak için gerçekten devasa çabalar sarf etmek zorunda kaldık. Doksanlı yıllarda Rusya gerçekten de dağılmanın eşiğindeydi.”
1999 yılında dönemin Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafından kendisine verilen Rusya Kahramanı unvanına da değinen Patruşev, “Bu yüksek ödülü, ülkemizin varlığını, devlet yapısını ve toprak bütünlüğünü korumak için binlerce meslektaşımın gösterdiği muazzam katkının bir kabulü olarak görüyorum” dedi.
Kuzey Kafkasya’daki terörle mücadele operasyonlarına değinen Patruşev, 1999 yılında bu mücadelenin aktif aşamaya geçtiğini ve Batı’nın o dönemde de Rusya’yı yıkmak isteyen teröristleri desteklediğini ifade etti.
Federal Güvenlik Servisi Direktörü olarak terörist eğitim kamplarının yerlerini, finansman kanallarını ve militanlara silah sağlayan onlarca Avrupalı istihbarat görevlisinin isimlerini anlık raporlarla aldığını aktardı.
2001 yılından itibaren terörle mücadele operasyonlarının tamamen Federal Güvenlik Servisi tarafından koordine edildiğini söyledi.
Gudermes’in teröristlerden temizlenmesi operasyonunu örnek gösteren Patruşev, “Asleri yetkililer o dönemde şehre doğrudan saldırmayı önermişti ancak sonuçta bizim planımız kabul edildi. Şehir tek bir mermi atılmadan teröristlerden temizlendi, çok sayıda can kaybının önüne geçildi ve şehir yıkımdan kurtarıldı” dedi.
Militanlar arasında yürütülen istihbarat ve ikna çalışmaları sayesinde Yamadayev kardeşler gibi birçok ismin silah bırakarak federal hükümetin safına geçtiğini belirten Patruşev, eski Çeçenistan Müftüsü Ahmat Kadırov’un çatışmanın sonlandırılmasındaki rolünü takdirle andı. Kadırov’un oğlu Ramzan Kadırov’u da bir vatansever olarak yetiştirdiğini ekledi.
Ayrıca Federal Güvenlik Servisi Özel Amaçlı Merkezi’nin rolüne vurgu yapan Patruşev, Aslan Maşadov, Arbi Barayev’in etkisiz hale getirilmesi, Salman Raduyev’in yakalanması, ayrıca Şamil Basayev ve Hattab gibi isimlerin ortadan kaldırılması operasyonlarında bu merkezin kritik başarılar elde ettiğini söyledi.
Tiyatro binası baskınına yönelik eleştirileri değerlendiren Patruşev, “Evet, can kayıpları olmamalıydı. Tabii ki durum son derece karmaşıktı. Teröristler neredeyse ülkemizin merkezine kadar sızmıştı; iyi silahlanmışlardı ve Batılı yöneticilerinden Rusya’da istikrarsızlık yaratıp darbe gerçekleştirmek amacıyla maksimum düzeyde terör eylemi yapma talimatı alıyorlardı. Biz derhal bir operasyon merkezi kurduk ve her adımı Devlet Başkanına rapor ettim. Moskova’da tiyatro binasına benzer bir yapı bularak Özel Amaçlı Merkez birimleriyle burada rehine kurtarma tatbikatları yaptık. Hazırlıkların ardından operasyona başlandı. Operasyon başarıyla uygulandı ve teröristler hiçbir bombayı patlatamadan etkisiz hale getirildi. Ancak can kayıpları yaşandı. Federal Güvenlik Servisi birimleri son derece profesyonelce çalıştı fakat diğer kurumlar arasında aynı koordinasyon yoktu. Teröristler etkisiz hale getirildikten sonra rehinelere yardım etmesi gereken kurtarma ekipleri salona girerken koordine olamadılar. Sonuç olarak paniklediler ve panzehir herkese zamanında uygulanamadı, bazı rehinelere ise çift doz verildi. Kayıplar bu nedenle yaşandı” dedi.
Bu olaydan gerekli derslerin çıkarıldığını ve bugün Acil Durumlar Bakanlığı’nın Aleksandr Kurenkov liderliğinde çok daha profesyonel çalıştığını ekledi.
Son olarak hayattaki temel ilkesine değinen Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, “Her görevde ülkeme ve halkıma faydalı olunması gerektiğine inanıyorum. Büyük tarihimizin anısını korumalı ve geleceğe bakmalıyız. Geleceği inşa ederken de yeni nesillere özen göstermeli, onlara tecrübelerimizi aktarmalıyız. Gençlerin denizcilik mesleklerini seçmesi ve bu yolla vatan sevgisini kazanması en büyük mutluluktur. Rus insanının en büyük manevi değeri her zaman vatan sevgisi olmuştur” diyerek sözlerini tamamladı.
Rusya
Rus şirketleri insansız hava araçlarına karşı yeni koruma sistemleri istiyor

Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliği Başkanı Aleksandr Şohin, sanayi işletmelerinin insansız hava araçlarına karşı korunması için erken tespit, uyarı ve savunma mekanizmaları kurulması amacıyla yetkililerle görüşmeler yapıldığını açıkladı. Şohin, askeri teknolojideki küresel gelişmelere ayak uydurmak için sanayi tesisleri, Savunma Bakanlığı ve bölge yönetimlerinin ortak hareket etmesi gerektiğini bildirdi.
Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliği (RSPP) Başkanı Aleksandr Şohin, Rus şirketlerinin yetkililerle birlikte sanayi tesislerine yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarını engellemek amacıyla erken tespit, uyarı ve savunma sistemleri oluşturulmasını görüştüğünü açıkladı.
TASS haber ajansına konuşan Şohin, konunun sanayi işletmelerinin fiziki güvenliği açısından önem taşıdığını belirtti.
Şohin, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“En önemlisi, insansız hava aracı saldırılarını erken tespit etme, uyarma ve püskürtme sistemlerine yatırım yapılması gerekiyor. NATO ülkelerinin hem insansız sistemlerin kendilerini hem de Starlink, uydu yönlendirme ve yapay zeka gibi sistemleri aktif olarak geliştirmeye çalıştığını görüyoruz. Dolayısıyla onlar için Rusya-Ukrayna çatışması, yapay zeka da dahil olmak üzere pek çok yeni teknolojiyi test etme yolu oluşturuyor. Ancak bizim de bu alanda geride kalmaya hakkımız yok.”
Sanayi tesislerinin, Savunma Bakanlığının ve bölge yönetimlerinin güçlerini birleştirmesinin kritik önem taşıdığını vurgulayan Şohin, bu ortaklığın bazı yeni araçlar gerektirebileceğini, ancak bu araçların niteliği üzerindeki tartışmaların henüz sürdüğünü ekledi.
Rusya sivil insansız araçlara acil müdahale teknolojisi entegre ediyor
RSPP Başkanı, şirketlerin kendi imkanlarıyla hava saldırılarına karşı güvenilir ve tam bir koruma sağlayamayacağının altını çizdi.
Bu süreçle bağlantılı olarak, mayıs ayı sonunda Nijniy Novgorod bölgesinde doğrudan tesislerin korunmasından sorumlu yeni bir bakanlığın kurulduğu duyurulmuştu.
Bölge Hükümeti Başkan Yardımcısı Vladimir Tujilin’in koordinasyonunda faaliyet gösterecek olan bu bakanlık, Rusya Savunma Bakanlığına destek sağlamanın yanı sıra enerji ve altyapı tesisleri başta olmak üzere bölge hava sahasının İHA saldırılarından korunması alanında çalışıyor.
Tujilin, aynı zamanda bölgenin Enerji, Konut ve Kamu Hizmetleri Bakanlığını yönetmeye de devam ediyor.
Aynı dönemde Rusya Savunma Bakanlığı, özel şirketlerin ve işletmelerin savunma amacıyla büyük kalibreli silahlar, taretler, uçaksavar topçu sistemleri, radar araçları, askeri nakliye araçları ve elektronik harp sistemleri satın alabilmesi için yasal bir mekanizmayı onayladı.
Sivil altyapının hava savunma organizasyonuna hakim bir kaynak, savunma önlemlerinin genel hava savunma şemsiyesi altındaki uçaksavar füze sistemlerinin yanı sıra yedek askerlerden oluşturulan mobil ateş grupları vasıtasıyla sağlandığını aktardı.
Rafinerilere yönelik saldırılar Rusya bütçesinde kayba yol açtı
Rusya
Rafinerilere yönelik saldırılar Rusya bütçesinde kayba yol açtı

Ukrayna insansız hava araçlarının hedefi olan rafinerilerindeki hasarla mücadele eden Rus petrol şirketlerine, federal bütçeden son üç ayda bir trilyon rubleyi aşan rekor düzeyde sübvansiyon aktarıldı. Artan ham petrol fiyatlarına rağmen bütçeye dönen her üç rubleden birinin destek olarak şirketlere ödenmesi, bütçe gelir hedeflerinin gerisinde kalınmasına neden oluyor
Ukrayna Silahlı Kuvvetlerine ait insansız hava araçlarının Rusya genelindeki petrol rafinerilerini hedef alması, petrol tesislerinde ardı ardına yangınlara ve üretim kesintilerine yol açarken Rusya hükümeti bütçeden petrol şirketlerine rekor düzeyde ödemeler yapmayı sürdürüyor.
Rusya Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan verilere göre federal bütçeden haziran ayında petrol üreticilerine toplam 312,5 milyar ruble aktarıldı.
Bu tutarın 210,6 milyar rublelik kısmı iç piyasada akaryakıt fiyatlarını dengelemek amacıyla uygulanan dempfer mekanizması kapsamında ödenirken, 101,9 milyar rublelik bölümü ise ters özel tüketim vergisi aracılığıyla şirketlerin hesaplarına geçirildi.
Hükümetin petrol sektörüne yönelik sübvansiyon ödemeleri mayıs ayında 357,3 milyar ruble, nisan ayında ise 359,3 milyar ruble seviyesinde gerçekleşti.
Böylece petrol şirketleri son üç ayda bütçeden toplam 1,029 trilyon ruble destek aldı. Bu miktar, Rusya’nın Sverdlovsk Bölgesi veya Krasnoyarsk Krayı gibi büyük idari birimlerinin iki yıllık bütçe büyüklüğüne denk geliyor.
Raiffeisenbank analistleri, bütçeden petrol üreticilerine yapılan ve aralık ayından bu yana en yüksek seviyeye ulaşan dempfer ödemelerindeki bu artışın, rafinerilerde yaşanan teknik ve yapısal zorluklardan kaynaklandığına işaret ediyor.
Petrol fiyatlarındaki yükselişe rağmen federal bütçe, yüksek sübvansiyon ödemeleri nedeniyle bu artıştan tam olarak faydalanamıyor.
Haziran ayında bütçeye aktarılan maden çıkarma vergisi, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 59 artışla 968 milyar rubleye ulaşsa da toplanan her üç rubleden biri sübvansiyon ödemeleriyle doğrudan petrol şirketlerine iade ediliyor.
Haziran ayında petrol ve gaz vergilerinden elde edilen toplam gelir, geçen yıla göre yüzde 38 artarak 683,6 milyar ruble olarak kaydedildi.
Buna karşılık, yılın ilk altı aylık döneminde bütçeye giren toplam ham madde rantı yüzde 23 oranında gerileyerek 3,66 trilyon rubleye düştü. Bu miktar, petrol ve gaz gelirlerinde 2020 yılından bu yana görülen en düşük seviye olarak kayıtlara geçti.
Maliye Bakanlığı, 2026 yılı bütçe kanununda petrol ve gaz gelirleri hedefini bir önceki yıla göre 440 milyar ruble artırarak 8,92 trilyon ruble olarak belirlemişti.
Ancak mevcut veriler, yılın ilk yarısında bütçe hedefinin yalnızca yüzde 41’inin karşılanabildiğini ortaya koyuyor.
Rusya Sayıştay verilerine dayanan tahminler ise yıl sonunda bütçe gelirlerindeki açığın yaklaşık 1 trilyon rubleyi bulabileceğini gösteriyor.
Freedom Finance Global analisti Vladimir Çernov, yaz sonuna doğru Rus petrol fiyatlarında yaşanan düşüşün bütçe üzerindeki baskıyı daha da artıracağına dikkat çekiyor.
Urals marka ham petrolün varil fiyatı nisan ayında 100 dolar seviyesini test etmişken, haziran sonu itibarıyla 45 dolar sınırının altına gerilemiş durumda.
Çernov, Rusya’daki akaryakıt sıkıntısının ham petrol fiyatları üzerinde de baskı oluşturduğunu ifade ediyor.
Rafinerilerdeki hasar nedeniyle Rusya’nın ham petrol ihracatını artırmak ve aynı zamanda Hindistan gibi ülkelerden hazır benzin ithal etmek zorunda kaldığını belirten Çernov, bu durumun Hindistanlı alıcıların pazarlık gücünü artırdığını kaydediyor.
Hindistan limanlarında Urals petrolüne uygulanan iskonto haziran sonunda varil başına 4 dolardan 7 dolara yükselerek neredeyse iki katına çıktı.
Fiyatlardaki gerilemenin bütçeye etkisinin zaman alacağını belirten Çernov, “Rusya için petrolün hızla ucuzlaması, ihracat gelirlerinin azalması, petrol şirketleri üzerinde baskı oluşması ve bütçedeki petrol-gaz gelirlerinin düşmesi anlamına geliyor. Ancak vergiler belirli bir zaman gecikmesiyle hesaplandığı için bu etki istatistiklere hemen yansımıyor” değerlendirmesinde bulunuyor.
Sektör uzmanları, federal bütçedeki daralmanın yanı sıra petrol şirketlerinin kendi finansal yapılarının da zarar göreceğini öngörüyor.
Ekonomist Kirill Rodionov, rafinerilerin altyapısında meydana gelen hasarın ve buna bağlı üretim kayıplarının, ilerleyen dönemde yüz milyarlarca rubleyi bulacak onarım masraflarına yol açacağını belirtiyor.
Sinara Yatırım Bankası analistlerinin tahminlerine göre, iki kez hedef alınan ve faaliyetlerini 2027 yılına kadar tamamen durduran Moskova Petrol Rafinerisi’nin tek başına onarım maliyeti yaklaşık 1 milyar doları buluyor.
Rusya, kırılgan bölgeler için yeni akaryakıt adımları hazırlıyor
Rusya
Adil Rusya milletvekili aday listesini ve seçim beyannamesini onayladı

Adil Rusya partisi, 4 Temmuz’da düzenlediği kongrede dokuzuncu dönem Devlet Duması seçimleri için milletvekili aday listesini ve on hedeften oluşan seçim programını kabul etti. Raporlara ve anket verilerine göre, partinin oy oranı yüzde 5’lik baraj sınırında seyrediyor. Seçim listesinin federal kısmına, Parti Genel Başkanı Sergey Mironov ile birlikte bir gazeteci ve bir askeri yetkili dahil olmak üzere dört isim seçildi.
Adil Rusya partisi, 4 Temmuz’da düzenlediği seçim kongresinde dokuzuncu dönem Devlet Duması seçimlerine katılacak aday listesini onayladı.
RBK medya kuruluşunun partiye yakın kaynaklara dayandırdığı ve daha önce paylaştığı bilgilere paralel olarak, listenin genel federal kısmını dört kişi oluşturuyor.
Bu isimler arasında parti genel başkanı ve Duma grubu lideri Sergey Mironov, Devlet Duması Başkan Vekili Aleksandr Babakov, milletvekili ve televizyon sunucusu Marina Kim ile askeri operasyon katılımcısı Oleg Çernışev yer alıyor.
Kongre delegelerinden 158’i listenin federal ve bölgesel kısımları lehine oy kullanırken, üç delege karşı oy verdi.
Listenin başında, partinin tüm parlamento seçim kampanyalarında ilk sırada yer alan Sergey Mironov var.
İkinci sırada ise partinin birinci genel başkan yardımcısı olan ve 2021 yılındaki seçimlerde de genel federal listede yer alan Aleksandr Babakov geliyor.
Üçüncü sırada Devlet Duması milletvekili, Enformasyon Politikaları Komisyonu Birinci Başkan Yardımcısı ve daha önce Birinci Kanal bünyesinde gazeteci olarak çalışan Marina Kim yer alıyor.
Kim, kongrede aynı zamanda etkinlik sekreteri görevini üstlendi. Dördüncü sırada ise albay rütbesine sahip, 1429. Motorize Piyade Alayı Komutanı ve askeri operasyon katılımcısı Oleg Çernışev bulunuyor.
Bölgelerde ise partinin mevcut milletvekillerinden Igor Ananskih, Dmitriy Gusev, Nikolay Noviçkov ve Valeriy Gartung gibi isimlerin adaylığı onaylandı.
Moskova bölgesinde listelerin ilk sıralarında Duma Bilim Komisyonu Başkanı Sergey Kabışev ile İktisadi Politikalar Komisyonu Başkan Yardımcısı Mihail Delyagin yer alıyor. Parlamentonun diğer üyeleri Fedot Tumusov, Anatoliy Aksakov, Galina Hovanskaya ve Anatoliy Greşnevikov ise tek üyeli dar bölge adayları olarak yarışa katılıyor.
Listelerde partinin mevcut 17 milletvekili yer alırken, sanatçılar Nikolay Burlyayev ve Elena Drapeko aday olarak gösterilmedi. Sergey Mironov’un açıklamasına göre, parti 37 bölgesel grup ve 224 tek üyeli dar bölgede aday çıkardı.
Kongre sürecinde partinin “Adalet Manifestosu” başlıklı, on hedeften oluşan programı da onaylandı. Bu programda emeklilik yaşının iptal edilmesi, annelere maaş bağlanması ve gazilere destek sağlanması gibi vaatler yer alıyor.
Kamuoyu araştırma kuruluşu VTsIOM’un 28 Haziran tarihli verilerine göre Adil Rusya’nın oy oranı yüzde 5,4 seviyesinde bulunuyor.
Bu oran, yüzde 5’lik seçim barajının yalnızca yüzde 0,4 puan üzerinde bir seviyeye işaret ediyor. FOM’un 2 Temmuz tarihli araştırması ise partinin oy oranını yüzde 3 seviyesinde gösteriyor.
Adil Rusya’nın 4 Temmuz’da gerçekleştirdiği bu etkinlik, parlamentoda grubu bulunan partilerin seçim kongreleri serisinin sonuncusunu oluşturuyor.
Daha önce Rusya Federasyonu Komünist Partisi 20 Haziran’da, Rusya Liberal Demokrat Partisi 27 Haziran’da, Birleşik Rusya 28 Haziran’da ve Yeni İnsanlar partisi 1 Temmuz’da kendi listelerini onaylamıştı. Dokuzuncu dönem Devlet Duması seçimleri 18-20 Eylül tarihleri arasında yapılacak.
RFKP aday listesinde revizyon: 6 tanınmış vekil liste dışı kaldı
Avrupa2 hafta önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Rusya1 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Dünya Basını2 hafta önceVaroufakis: Avrupa Birliği liderleri kesik başlı tavuk gibi
Söyleşi1 hafta önce“Kapitalizmin özgürlükçü bir toplumsal düzene ihtiyacı yoktur”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Diesen: ABD sadece zaman kazanıyor, İran’ı yok etme hedefi değişmedi
Dünya Basını2 hafta önceCSIS: Ankara Zirvesi ‘NATO 3.0’ın Sahadaki Yansıması
Dünya Basını2 hafta önce‘İran küresel ekonominin boğaz noktalarını silaha dönüştürdü’
Dünya Basını2 hafta önceFT: Müttefikleri ABD’den bağımsızlaşmaya çalışıyor









