Asya
Güney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe

Güney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe: “Ordunun siyasete müdahalesi bir daha mümkün olmayacak.”
Güney Kore’de 2024’ün Aralık ayında eski Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol önderliğinde düzenlenen darbe girişiminin yankıları sürüyor.
Yoon’un, ‘gerilimi tırmandırmak ve darbeye zemin hazırlamak’ için Kuzey Kore’ye İHA gönderme talimatı verdiği ortaya çıkmıştı. Bu kapsamda devam eden yargılamalar ise Yoon dahil dönemin üst düzey isimlerine verilen hapis cezalarıyla sona erdi.
Seul Merkez Bölge Mahkemesi, Yoon’u ‘düşmana fayda sağlama’ eylemlerinden suçlu bularak 30 yıl hapis cezasına çarptırdı. Ceza alan isimler arasında dönemin Savunma Bakanı Kim Yong-hyun da 30 yıla çarptırıldı.
Kore ordusunun en güçlü birimlerinden biri olan Karşı İstihbarat Komutanlığı’nın başındaki Yeo In-hyung ise 15 yılla cezalandırıldı.
En az cezayı, emir komuta zincirinde ‘emir kulluğuna’ en yakın isim olan, dönemin İHA Operasyonları Komutanı Kim Yong-dae aldı. Kendisine verilen 3 yıllık hapis cezası, 5 yıllığına ertelendi.
Verilen hapis cezaları, bir suç eyleminin yargılanmasından çok daha fazlası. Seul, darbe girişiminin püskürtülmesinden itibaren askeri ve sivil bürokraside ciddi bir dönüşüm içerisinde.
Bu dönüşümün en önemli adımlarından bir diğeri, iki gün önce atıldı.
Kore hükümeti, Savunma Bakanlığı’na bağlı bir istihbarat biriminin kapatıldığını duyurdu.
Kapatılan kurum, DCC kısaltmasıyla bilinen Savunma Karşı İstihbarat Komutanlığı.
Kapatma kararındaki ana gerekçe, komutanlığın ‘sıkıyönetim sürecinde oynadığı rol’ olarak ifade ediliyor. Ancak kurumun yeniden düzenlenmesi sürecindeki detaylar, askeri alanda hedeflenen dönüşüme dair de önemli ipuçları barındırıyor.
DCC ne yapıyordu?
DCC’nin 70 yılı aşan, uzun bir tarihi var. Kurulduğu 1950 yılından bu yana ‘Özel Hizmet Birliği’, ‘Güvenlik Komutanlığı’, ‘Askeri güvenlik komutanlığı’ gibi isimlerle de anıldı. Bugünkü yapısına ise, Ekim 1977’de Kara Kuvvetleri Güvenlik Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Güvenlik Birimi ve Hava Kuvvetleri Özel Soruşturma Ofisi’nin birleştirilmesiyle kavuştu.
Yalnızca DCC de değil, Kore’nin bütün istihbarat servisleri, yalnızca Yoon’un başarısız girişiminde değil, ülke tarihinin neredeyse bütün karanlık noktalarında merkez rol üstlenen yapılanmalar oldu.
Bunlardan en bilineni, Kore’de ‘10.26 Olayı’ olarak anılan, eski Devlet Başkanı Park Chung-hee’nin 1979’da bir suikast sonucu öldürülmesiydi.
Kore tarihinin uzun süreli diktatörlerinden Park, bizzat Kore Merkezi İstihbarat Teşkilatı (KCIA) başkanı Kim Jae-gyu tarafından düzenlenen suikastla öldürüldü.
Temelinde kurumlar arası rekabetin yattığı bu suikast, ülke tarihine başta istihbarat olmak üzere, devlet kurumlarının pozisyonlarını güçlendirebilmek adına neler yapabileceğini göstermesi bakımından da ibretliktir.
O dönemde DCC, (o dönemki adıyla Askerî Güvenlik Komutanlığı), askeri istihbaratın tek merkezde toplandığı, güçlü bir kuruluştu. DCC’nin gücünü artıran, siyasete kolayca müdahale edebilir hale getiren isim ise, suikasttan 6 ay önce teşkilatın başına atanan Chun Doo-hwan’ın ‘komploları’ oldu.
Chun, soruşturmayı eline alarak rakiplerini tasfiye etti ve 1979’da askeri darbeyle yönetimi ele geçirdi. Ardından gelen sıkıyönetim dalgası, 1980’de Gwangju’daki halk ayaklanmasının kanlı biçimde bastırılmasına kadar uzandı.
Gwangju ayaklanması, 18-20 Mayıs 1980’de, ilk kıvılcımını öğrencilerin attığı, daha sonra halk geneline yayılan ve askeri diktatörlüğe karşı direnişin ordu güçleriyle kanlı bir şekilde bastırıldığı, binlerce sivilin bizzat kendi orduları tarafından öldürüldüğü, Kore tarihinin en kanlı olaylarından.
Günümüzde her 18 Mayıs’ta anılan bu trajedide, örgütsel varlığını iki gün öncesine kadar sürdüren DCC’nin kilit, hatta merkezi bir rolü vardı. Bu dönemde teşkilat üyelerinin sivil kıyafetlerle göstericilerin arasına karıştığı, yalan haberler, söylentiler yaydığı ve çeşitli saldırı eylemleri üzerinden provokasyonlara giriştiği biliniyor.
90’lı yıllara gelindiğinde yine sahneye çıkan DCC, adını bu sefer yasa dışı gözetim skandalıyla duyurdu. Ortaya çıkan bilgilerle anlaşılacaktı ki, siviller, siyasetçiler fark etmeksizin DCC, ülke genelinde büyük bir yasa dışı gözetim ağı kurmuştu. 1991’de yapılan isim değişikliğinin arkasında da işte bu tür skandallar yatıyordu.
Daha sonra, yakın tarihte de adını yine duyuran bu kurumun, 2018’de yine siyasete müdahale ettiği ortaya çıktı. Yonhap haber ajansının o dönem yayınladığı raporlara göre DCC, iktidarı destekleyen ve muhalefeti hedef alan internet içeriklerinin yayılımasında rol alıyordu.
Kore’de yaşanan son darbe girişiminde de, DCC’nin parlamento gibi kritik resmi kurumları kuşatma planı yaptığı, muhaliflere yönelik gözaltı ekipleri kurduğu, tutuklama listeleri hazırladığı ortaya çıktı.
Yani özetle, Kore’de kamuoyunun önemli bir kesimine göre, neredeyse her kirli taşın altından çıkan bu siyasallaşmış Kontrgerilla-vari yapının şimdi değil, yıllar önce kapatılması gerekiyordu.
Kapatılma süreci
Kore siyasetinde ‘tarihi’ sayılabilecek bu gelişmeyi, Savunma Bakanı Ahn Gyu-back, bakanlıkta düzenlediği basın toplantısında duyurdu. Bakana göre bu yeni düzenlemeyle birlikte, “Ordunun siyasete müdahalesi bir daha mümkün olmayacak”…
Kararın ‘yalnızca idari bir yeniden yapılanma olmadığını’ vurgulayan Bakan, Bu adım, askerî istihbarat kurumlarının bir daha asla siyasete müdahale edememesi için yapılarının ve görev anlayışlarının köklü biçimde yeniden şekillendirilmesidir” ifadelerini kullandı ve ‘halka ait bir ordu inşa etme yolunda tarihi bir dönüm noktası’ olacağını söyledi.
Neler değişiyor?
Yeni düzenlemeyle birlikte, DCC parçalara ayrılacak. Komutanlığın ‘karşı istihbarat ve savunma sanayii istihbaratı, güvenlik soruşturmaları ile güvenlik denetimlerinden’ oluşan yetkileri farklı kurumlara devredilecek.
Yerine kurulacak Savunma Karşı İstihbarat Merkezi, karşı istihbarat faaliyetleri, savunma sanayii istihbaratı, savunma sanayii güvenliği ve siber güvenlik alanlarından sorumlu olacak.
Güvenlik soruşturmaları ve sıkıyönetim dönemlerinde yürütülen ortak soruşturmalarla ilgili yetkiler Savunma Bakanlığı bünyesindeki mevcut Soruşturma Karargahı’na, kolordu seviyesindeki ve daha üst düzey birliklerde güvenlik denetimleri ile güvenlik ihlali soruşturmaları ise yeni oluşturulacak Savunma Güvenlik Destek Grubu’na devredilecek.
Bununla birlikte, komutanlığa ordu içerisindeki gücünü sağlayan bazı kritik yetkiler tamamen kaldırılıyor.
Artık Kore’de askeri istihbarat kurumu askerî personelin faaliyetlerini izleyemeyecek, personel hakkında istihbarat toplayamayacak, subay ve askerler hakkında itibar değerlendirmeleri hazırlayamayacak ve karşı istihbarat kapsamı dışında kalan yolsuzluk ve diğer usulsüzlüklere ilişkin bilgi toplayamayacak.
Sivil denetimin gücü artıyor
DCC dağıtılırken, yeni kurulan Karşı İstihbarat Merkezi üzerindeki sivil denetim de garanti altına alınıyor.
Bu yeni yapının müfettişi asker olmayan bir kıdemli denetçi olacak. Savunma Bakanlığı bünyesinde kurulacak istihbarat ve karşı istihbarat denetim komitesi de, doğrudan savunma bakanına bağlı çalışacak ve tamamı sivillerden oluşacak.
Hükümet ayrıca, askeri karşı istihbarat personelinin görev sınırlarını ve yasa dışı faaliyetlere uygulanacak yaptırımları açık biçimde tanımlayacak yeni bir yasa üzerinde çalışıyor.
DCC’nin tarih olması, yalnızca yeniden örgütlenme hamlesi değil, Güney Kore’nin ‘darbelerle ve askeri vesayetle’ hesaplaşması olarak da okunabilir. Elbette, planların ve kararların ne kadarının hangi başarı düzeyiyle uygulanacağı, yine ordu ve siyaset içerisindeki dengeler tarafından belirlenecek.
Asya
Hindistan Rus petrolünü ABD’nin talebiyle aldığını açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel piyasalarda fiyatları düşük tutmak isteyen ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü satın aldığını açıkladı. Jaishankar, Washington yönetiminin Rus petrolüne yönelik kısıtlayıcı tedbirlerini ikiyüzlülük olarak nitelendirerek eleştirdi.
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, ülkesinin 2022 yılından itibaren ABD makamlarının talebi üzerine aktif olarak Rus petrolü satın aldığını bildirdi.
Jaishankar, Washington’ın bu taleple dünya petrol piyasasındaki fiyatları düşük seviyede tutmayı amaçladığını belirtti.
O dönemde ABD’nin petrol piyasasını istikrara kavuşturmak için Hindistan’dan özel olarak Rus petrolü almasını istediğini kaydeden Jaishankar, petrolü maliyet ve kullanılabilirlik durumuna göre satın aldığını ifade etti.
Bakan Jaishankar, bu bağlamda Washington yönetiminin Rus petrolüne yönelik uyguladığı kısıtlayıcı tedbirleri eleştirerek, “Burada büyük ilkelerin söz konusu olduğunu iddia etmeyelim. Bunu bir ikiyüzlülüğe dönüştürmenin alemi yok” dedi.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da 18 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatların, ABD yönetiminin Rusya karşıtı yaptırım rejimine yönelik istisna getirme veya kaldırma kararlarından bağımsız olarak yürütüldüğünü ve yürütülmeye devam edeceğini belirtmişti.
Bloomberg’in 8 Haziran tarihli haberine göre, Rus Ural petrolü iki ayı aşkın süredir ilk kez Hindistan’da uluslararası fiyatlara kıyasla iskontolu işlem görmeye başladı.
Verilere göre, Rusya’dan tankerlerle Hindistan’a ulaştırılan Ural petrolü, geçen haftanın sonu itibarıyla gösterge Brent Dated markasına göre varil başına 3,90 dolar indirimle satıldı. Petrol, mart ortasından bu yana ilk kez 29 Mayıs’ta yeniden iskontolu fiyata geçti.
İran’daki savaşın, petrol ithalatında dünyada üçüncü sırada yer alan Hindistan dahil birçok ülkeye Basra Körfezi’nden yapılan petrol sevkiyatını kesintiye uğratması üzerine ABD, küresel piyasadaki baskıyı azaltmak amacıyla mart ayında Hindistan’a Rus petrolü alımı için özel izin vermişti.
ABD, 18 Nisan’da Yeni Delhi’nin Rus petrolü almasına izin veren lisans süresini 16 Mayıs’ta dolacak şekilde uzattı. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 22 Nisan’da yaptığı açıklamada 10’dan fazla ülkenin lisansın uzatılmasını talep ettiğini bildirmişti. Bloomberg ise 14 Mayıs’taki haberinde, Hindistan’ın Rus petrolüne yönelik yaptırımları hafifleten lisansın uzatılmasını ABD’den talep ettiğini ve lisansın 16 Mayıs olan son geçerlilik tarihinden önce rekor miktarda Rus petrolü satın aldığını aktarmıştı.
Analitik şirketi Kpler’in verilerine göre, ABD’nin verdiği izin sayesinde halihazırda sevk edilmiş Rus petrolünün ithal edilebilmesiyle Hindistan’a günlük petrol akışı mayıs ayında 2,3 milyon varil seviyesine ulaştı.
Analistler, ay sonu itibarıyla bu akışın günlük ortalama 1,9 milyon varil olarak gerçekleşebileceğini tahmin ediyor.
Hindistan merkezli petrol rafinaj şirketleri, ABD’nin baskısı ve Hindistan mallarına yüzde 25 oranında gümrük vergisi uygulanması tehditleri nedeniyle geçen yıl Rus petrolü ithalatını azaltmıştı.
Suudi Arabistan ve Irak gibi tedarikçilere yönelinmesi sonucunda şubat ayında Rusya’dan yapılan günlük ithalat, 2025 yılının ortalarındaki seviyenin yarısına inerek 1,1 milyon varile gerilemişti.
Ancak Orta Doğu’daki askeri çatışma ve Hürmüz Boğazı’nın bloke edilmesi durumu değiştirdi. Reuters’ın aktardığına göre Hindistan firmaları, mart ayı başında acil koduyla milyonlarca varil Rus petrolü satın almaya başladı.
The Hindu gazetesi, Hindistan’ın bir enerji krizi tehdidiyle karşı karşıya kaldığını yazdı. Ülkedeki ham petrol rezervlerinin yalnızca 25 günlük tüketimi karşılayabilecek durumda olması, Rusya’dan petrol alımının yeniden başlatılmasını bir ulusal güvenlik meselesi haline getirdi.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov, nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Rusya’nın Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda ham maddeyi tedarik etmeye hazır olduğunu söylemişti.
Büyükelçi Alipov ayrıca, Rusya ve Yeni Delhi arasındaki ilişkilerin büyük jeopolitik sarsıntılara rağmen istikrarlı kaldığını vurgulamıştı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise 13 Mayıs’ta yaptığı değerlendirmede, Moskova’nın diğer devletlerin baskılarına rağmen enerji kaynakları sevkiyatı konusunda Yeni Delhi ile olan anlaşmalara uyulacağını garanti ettiğini belirtmişti.
Lavrov, Rusya’nın güvenilir bir tedarikçi olma itibarına değer verdiğini ve bu alandaki yükümlülüklerini her zaman yerine getirdiğini de sözlerine eklemişti.
Asya
Singapur, “Asya BlackRock’ı” kurmak istiyor

Singapur, küresel finans merkezi konumunu güçlendirmek için 14 trilyon dolarlık varlık yönetimi devi BlackRock’un Asya versiyonunu oluşturmaya odaklanıyor.
Bu şehir devletinde pek çok kişi, Singapur’un uluslararası bir finans merkezi statüsüne yakışır şekilde küresel bir varlığa sahip bir yatırım yöneticisine ihtiyacı olduğuna inanıyor.
Amaç, devlet yatırımcısı Temasek’in, altı yıl önce kurulduğundan bu yana kendi iç pazarında bile düşük profilli bir duruş sergileyen varlık yöneticisi Seviora’yı dönüştürmesi.
Devlet yatırımcısının stratejisi hakkında bilgi sahibi bir kişi, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, “Onlar bunu Singapur’un BlackRock’u haline getirmek istiyorlar,” dedi.
Varlık yönetimi sektörü, BlackRock ve UBS ile JPMorgan’ın varlık yönetimi kolları gibi Asya’da büyük bir varlık geliştirmiş olan ABD’li ve Avrupalı oyuncular tarafından domine ediliyor.
Bölgede Çin’in E Fund Management ve China Asset Management’ın yanı sıra Japonya’nın Asset Management One’ı ile Mitsubishi UFJ ve Nomura’nın fon yönetimi kolları gibi birkaç büyük oyuncu bulunuyor ama bunlar çoğunlukla iç pazarlara odaklanmış durumda.
Seviora’nın stratejisine aşina olan kaynaklar, planın yönetilen varlıklarını 96 milyar Singapur doları (75 milyar ABD doları) seviyesinden hızla artırarak şirketi bölgenin en büyük yatırım gruplarından biri haline getirmek olduğunu belirtti.
Bu hedefe ulaşmak için, şirketin sadece 6 milyon potansiyel müşteriden oluşan iç pazarının ötesinde, pan-Asya fon yöneticisi olarak konumlandırılması gerekecek.
Seviora CEO’su Gabriel Lim, mayıs ayında FT’nin Future of Asset Management Asia konferansında şunları söylemişti:
“Vizyonumuz, Asya ile dünyanın geri kalanı arasında bir sermaye geçidi olmak. Geçmişte odak noktamız Asya sermayesini küresel pazarlara yönlendirmekti fakat yeni strateji, küresel kurumsal ve bireysel sermayeyi Asya odaklı yatırım ürünlerine çekmeyi vurguluyor.”
Plan, Asya’nın yükselen orta sınıfından ve artan yatırım iştahından yararlanmanın yanı sıra bölgenin güçlü iktisadi büyümesine dayanıyor.
Alternatif Yatırım Yönetimi Derneği’nin Asya-Pasifik eş başkanı Kher Sheng Lee, “Asya artık sadece küresel sermayenin yatırım yaptığı bir yer değil. Asya, her iki yöne de sermaye pompalayan, atan bir kalp,” dedi.
Temasek, Singapur’un daha büyük devlet fonu GIC ve merkez bankası ile birlikte, şehir devletinin bütçesinin yaklaşık beşte birini oluşturuyor ve son yirmi yılın büyük bir bölümünde bütçe fazlası verilmesini sağladı.
Singapur’un nüfusu yaşlandıkça ve devlete daha fazla bağımlı hale geldikçe, bu kurumların getiri sağlama yeteneği giderek daha önemli hale gelecek.
Seviora, Fullerton Fund Management dahil olmak üzere Temasek’in sahip olduğu bir dizi yatırım şirketinin holding şirketi olarak kuruldu.
Görevi, farklı iş kolları için ürün tasarımı konusunda yardımcı olmak ve dağıtım ile pazarlamaya destek olmak.
Seviora, kurulduğu dönemde sadece 75 milyar Singapur doları tutarında varlığı yönetiyordu. Fakat o dönemde şirkete katılan yöneticiler, şirketin çok daha önemli bir oyuncu haline geleceği beklentisiyle bu görevi üstlenmişti.
Geçen yaz Temasek, organizasyonu üç iş koluna ayıran bir yeniden yapılandırma duyurdu ve Seviora’yı varlık yönetimi faaliyetlerini hızlandırmak için bir araç olarak konumlandırdı.
Lim, 2024 yılının sonlarında Temasek’e kurumsal strateji eş başkanı olarak katılmadan ve geçen eylül ayında Seviora’nın başına getirilmeden önce Singapur’un en üst düzey devlet görevlilerinden biriydi.
Temasek içindeki bazı kişiler, CEO Dilhan Pillay emekli olduğunda onun görevi devralacağını düşünüyor ve bu da Seviora’nın daha geniş grup için önemini vurguluyor.
Seviora şu anda Temasek’in portföy değerinin yaklaşık dörtte birini oluşturan Partnership Solutions grubunun bir parçası.
Planlara aşina olan kişiler, şirketin bölgedeki ortak girişimler kurmayı ve satın almalar yapmayı hedeflediğini söylüyor.
LEK Consulting’in Asya finansal hizmetler başkanı Justin Tan, “Varlık yönetiminde ölçek önemli. Çoklu yatırım platformu sunarak, farklı birimler arasında sadece sinerji yaratmaya değil, aynı zamanda yatırımcıları çekmelerine ve varlık biriktirmelerine yardımcı olabilecek bir dağıtım gücüne sahip olmaya çalışıyorlar,” dedi.
Öte yandan Tan, Seviora’nın birbirinden farklı yatırım şirketlerini tek bir varlık yönetimi devine dönüştürebilme yeteneğini sorguluyor.
Tan, “Bağlı şirketlerin toplamının, parçalarının toplamından daha büyük olmasını ne kadar sağlayabilecekler? İşte bu konuda pek emin değilim,” dedi.
Bu stratejinin uygulanmaya başladığına dair işaretler şimdiden var. Geçen kasım ayında, Temasek’in bir başka yatırım şirketi olan Pavilion Capital, Seviora bünyesine katıldı ve bazı analistler bunun devam edeceğini öngörüyor.
Seviora, Singapur’un ötesine de bakmaya başladı. 2025 yılının başında Abu Dabi’de bir Orta Doğu ofisi açtı ve BAE devlet fonu Mubadala’nın alternatif varlık yönetimi iş koluyla stratejik bir ortaklık kurdu.
Daha yakın zamanda, Katar’daki Doha Bank ile benzer bir anlaşma imzaladı. Ayrıca, Koreli yatırımcılara daha fazla özel sermaye fonu satmak için Samsung’un yatırım kolu Samsung Securities ile bir anlaşma yaptı.
Mayıs ayında düzenlenen FT etkinliğinde Lim, ortak ürünlerin piyasaya sürülmesi konusunda birkaç potansiyel ortakla görüşmelerin sürdüğünü söylemişti:
“Küresel yatırımcılar, portföylerini küresel olarak çeşitlendirmek veya yönlerini değiştirip Asya’ya daha fazla yatırım yapmak istiyor. Bu bizim için bir fırsat.”
Asya
Pekin, Tayvan yakınlarında şüpheli Japon casus uçakları tespit etti

Çin ana karasındaki denizcilik makamları, Japonya ile Filipinler arasındaki sınır görüşmelerinin ardından Pekin’in bölgedeki sularda devriyelerini artırmasından sonra, pazartesi günü Tayvan’ın güneydoğusunda analistlerin Japon gözetleme uçakları olduğuna inandığı hava araçları tespit etti.
Çin ana karası devlet yayın kuruluşu CCTV ile bağlantılı bir sosyal medya hesabı olan Yuyuan Tantian’ın salı günü yayımladığı videoya göre, Pekin’in deniz kolluk güçleri pazartesi günü Tayvan’ın güneydoğusundaki devriyesi sırasında Japonya Sahil Güvenliği’ne ait gibi görünen sabit kanatlı uçakları iki kez tespit etti.
Pekin, Japonya ile Filipinler arasında geçen ay yapılan deniz sınırı görüşmelerine yanıt olarak bu ayın başında Tayvan’ın doğusundaki devriyelerini güçlendirdi.
Manila ve Tokyo, Tayvan’ın doğusunda yer alan batı Pasifik Okyanusu’ndaki çakışan deniz sınırlarını ve münhasır ekonomik bölgelerini (MEB) belirlemek üzere resmi müzakerelere başladıklarını duyurmuştu.
Pekin, ikili görüşmeleri “tamamen yasa dışı ve hükümsüz” olarak sert biçimde kınadı.
Pekin’e göre müzakereler Çin ana karasını devre dışı bırakıyor, Çin’in deniz haklarını ve egemenliğini ihlal ediyor.
Pekin ile Tokyo arasındaki Doğu Çin Denizi’ndeki deniz sınırları, çakışan MEB iddiaları nedeniyle hâlâ çözüme kavuşmuş değil.
Söz konusu suların bir bölümü üzerinde Taipei de hak iddia ediyor. Taipei, Tokyo ve Manila’dan görüşmelerine ilişkin ayrıntı talep ettiğini bildirdi.
Pazartesi günü Çin ana karasına ait bir deniz görev gücü, Tayvan’ın doğusundaki sularda iki yabancı uçağı izledi.
Videoya göre, ilki belirgin biçimde eğimli kuyruk yapısına sahip sabit kanatlı bir deniz uçağıydı ve yerel saatle 06.15’te tespit edildi. Japon Sahil Güvenliği’nin karakteristik mavi-beyaz renk düzeni ve işaretlerini taşıyan ikinci uçak ise saat 14.11’de görüldü.
Çinli askeri uzman Fu Qianshao’ya göre her iki uçak da elektronik gözetleme ve istihbarat toplama görevleri yürütmek üzere tasarlanmış orta veya küçük ölçekli, mürettebatlı elektronik keşif uçaklarıydı.
Fu, Japon uçaklarının Çin ana karasına ait gemilerin faaliyetlerini “gizlice gözetlemek” ve izlemek üzere gönderildiğini söyledi.
Emekli Halk Kurtuluş Ordusu Hava Kuvvetleri albayı Fu, eğimli kuyruğa sahip ilk uçağın çift motorlu turboprop bölgesel yolcu uçağından dönüştürülmüş olabileceğini, ikinci uçağın ise çift motorlu bir iş jetinden dönüştürülmüş olabileceğini ekledi.
“İş jetinin gövdesinin altında belirgin bir çıkıntı bulunuyor; bu çıkıntı büyük olasılıkla elektronik istihbarat toplama ekipmanını barındırıyor” diye belirtti.
Fu, uçakların optik veya elektro-optik algılama sistemleriyle de donatılmış olabileceğini belirtti; ancak mevcut görüntülerden bunu tespit etmenin zor olduğunu ekledi.
Çin ana karasının Ulaştırma Bakanlığı tarafından başlatılan pazartesi günkü devriye, Tayvan’ın doğusundaki sularda cumartesi günü başlayan ve çarşamba günü sona eren özel bir deniz kolluk operasyonunun parçasıydı.
Devlet haber ajansı Xinhua’ya göre devriye, Japonya ve Filipinler’i içeren sınır görüşmeleriyle bağlantılı “gerekli bir adım”dı.
Xinhua’nın aktardığına göre üç deniz devriye gemisi ve bir kurtarma gemisi, geçen gemileri denetledi ve kimlik kodu bilgilerini doğruladı.
Deniz kolluk güçleri ayrıca açık deniz inşaat bölgelerinde ve denizaltı enerji ile telekomünikasyon kablolarının döşendiği sularda devriye gezdi.
CCTV’ye göre Yuyuan Tantian videosunda görev gücünün, Tayvan’ın kontrolündeki ve Kinmen olarak da bilinen Quemoy ada grubundan yola çıktığı, ardından Tayvan’ın güneyi ve doğusuna ilerlediği, daha sonra ise Japonya’nın Senkaku adını verdiği ihtilaflı Diaoyu Adaları’na ulaştığı görüldü.
Japonya ve Filipinler’in deniz sınırı görüşmeleri Çin’i neden öfkelendirdi?
Görüş1 hafta önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Görüş2 hafta önceÇok kutupluluğun çift yönlü asimetrisi: Yeni dünya dengesini nasıl bulacak?
Dünya Basını2 hafta önceABD’li iktisatçı Wolff: Küresel güney artık yeni bir dünya düzeni kuruyor
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Görüş4 gün önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Diplomasi1 hafta önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Görüş2 hafta önceYakut Türkleri Lenin’i tartışıyor
Asya2 hafta önceÇin, Japonya ve Filipinler’in sınır görüşmelerine genişletilmiş deniz devriyeleriyle karşılık verdi












