Amerika
Trump yönetimi yetkilileri, Anthropic ile bir araya geldi

Anthropic çalışanları pazartesi günü Trump yönetiminin üst düzey yetkilileriyle bir araya geldi.
POLITICO’ya bilgi veren kaynaklar bu görüşmenin, federal hükümetin uyguladığı ihracat yasağı nedeniyle yapay zeka girişiminin cuma gecesi en son modelini piyasadan çekmek zorunda kalmasının ardından yapılan ilk yüz yüze görüşme olduğunu belirtti.
Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, potansiyel güvenlik açıkları nedeniyle Anthropic’in ABD dışındaki kullanıcıların en yeni modeline erişimini engelleyen federal hükümetin cuma günkü kararını hafifletecek bir çözüme ulaşmanın birkaç günden daha uzun süreceğini söyledi.
Fakat yetkili, bunun hızlı bir şekilde halledilebileceği ihtimaline kapıyı açık bıraktı. Ve “Bu Anthropic’e bağlı,” dedi.
Yetkililer, hafta sonu boyunca Anthropic’in kurucu ortağı Tom Brown, Ticaret Bakanı Howard Lutnick ve Ulusal Siber Direktörü Sean Cairncross arasında saatler süren görüşmelerin ardından, şirketin araştırma ve güvenlik uzmanlığına sahip üst düzey yöneticilerini aceleyle Washington’a gönderdiğini söyledi. Anthropic’in kamu politikası başkanı Sarah Heck de bu görüşmelere katıldı.
Ticaret Bakanlığı ve Cairncross’un ofisi tarafından düzenlenen yüz yüze toplantılar daha teknik nitelikteydi ve Ticaret Bakanlığı’nın Yapay Zeka Standartları ve İnovasyon Merkezi’nin başkanı Chris Fall’un da aralarında bulunduğu personel tarafından yönetildi.
Anthropic, kısıtlamaları aşma umuduyla yönetim yetkililerine bir sunum yaptı ve Anthropic’in siber güvenlik önlemlerini açıkladı.
Anthropic, kısıtlamaların açıklanmasından bu yana güvenlik önlemlerini savundu. Şirket bir blog yazısında, “Bu güvenlik açıklarının hepsi nispeten basit görünüyor ve diğer halka açık modellerin de bir baypas gerektirmeden bunları keşfedebildiğini tespit ettik,” dedi.
Yönetimin ihracat kısıtlamalarını uygulamaya koymadan önce Anthropic CEO’su Dario Amodei ile yapılan görüşmelerde öncü bir rol oynayan Hazine Bakanı Scott Bessent, hafta sonu bu sürece daha az dahil oldu ve Hazine Bakanlığı pazartesi günü yüz yüze yapılan toplantılara katılmadı.
Görüşmelere yakın bir kaynak, Lutnick’in başkan tarafından devreye sokulduğunu ve ülkenin ihracat politikasını denetlediği için hafta sonu daha aktif bir rol üstlendiğini söyledi.
Lutnick ve Bessent, pazartesiden çarşambaya kadar sürecek G7 toplantıları için başkanla birlikte Air Force One uçağıyla Fransa’ya gitti.
Anthropic’in yabancı uyrukluların en son modeli Fable 5’i kullanmasına izin vermesini yasaklayan ihracat kontrolü, şirketin kurallara uymak için modeli tamamen kaldırmasını zorunlu kıldı.
Gerginliğin tırmanması, Anthropic’in önemli bir yatırımcısı olan Amazon’un geçen hafta sonu Beyaz Saray’a ilettiği, Fable ile ilgili algılanan bir güvenlik endişesi konusunda Anthropic ile yönetim arasında yaşanan anlaşmazlığın ardından geldi.
Amazon, şirketin son derece gelişmiş modeli Mythos’tan daha az güçlü olacak şekilde tasarlanan ve uzun süredir beklenen Fable modelinde Anthropic’in güvenlik önlemlerini atlatmanın bir yolunu bulduğunu bildirdi.
Anthropic, siber güvenlik açıklarını herhangi bir insandan daha hızlı istismar etme yeteneği nedeniyle, yalnızca seçkin bir grup şirketin Mythos’a erişmesine izin verdi.
Şirket, Fable’ın Mythos’a benzer bir performans gösterdiğini ama kullanıcıların siber saldırı gerçekleştirmesini veya biyolojik silah yapımını detaylandırmasını engellemek için yerleşik güvenlik önlemlerine sahip olduğunu belirtti.
Amazon’un keşfi, Beyaz Saray ve Ulusal Güvenlik Ajansına iletildi ve Cairncross, Bessent ve diğerlerinin Anthropic’ten Fable’a erişimi durdurmasını talep etmesine neden oldu.
Anthropic, güvenlik ihlalinin önemsiz olduğunu ve insanların siber saldırılar için kullanmasına izin verecek daha büyük bir “jailbreak” olmadığını savunarak bunu kabul etmediğinde, yönetim, şirketin elini zorladığını söylediği bir ihracat kontrolü kararı verdi.
Hafta sonu, yaklaşık 80 teknik uzman ve CEO’dan oluşan bir grup, yetkilileri ihracat kontrolünü kaldırmaya çağıran açık bir mektup yazdı.
Amazon araştırmacılarının Fable’a yaptırdığı eylemlerin “güvenli kod yazmayı amaçlayan herhangi bir modelde gerekli bir yetenek” olduğunu ve “saldırgan bir yetenek olarak değerlendirilmemesi gerektiğini” belirttiler.
Teknoloji liderleri mektupta, Trump yönetiminin ani denetimlerinin “savunmacılardan en iyi modelleri elinden aldığını, piyasada belirsizlik yarattığını ve bunu haklı gösterecek herhangi bir gerçek risk olmaksızın Amerika’nın yapay zeka liderliğini tehlikeye attığını” yazdı.
Yönetimle yapılan toplantılara katılan Anthropic çalışanlarından biri olan Graham, nisan ayında Fox News’e verdiği demeçte, Anthropic’in “kötü niyetli kişilerin erişimi olmadan” savunmacılara Mythos’a erişim izni vererek ince bir çizgi üzerinde yürümek istediğini söylemişti.
Graham, “Sonuçta, bu tür araçların güvenli bir şekilde tüm dünyaya yayılması gerektiğini düşünüyoruz, çünkü tüm dünyanın da kendini savunmak için bu araçları kullanmasına ihtiyacımız var,” diye eklemişti.
Teknoloji camiasından bazıları, sıkı ihracat kısıtlamalarını destekledi ve güvenlik önlemlerinin aşılmasının ciddi riskler doğurduğunu söyledi. Ancak diğer AI uzmanları ve hatta yönetim içindeki yetkililer, bu kontrollerin sektörü sekteye uğratacak tehditkar bir düzenleme ortamı yarattığını söylediler.
AI politikası üzerinde çalışan eski Trump yönetimi yetkilisi Dean Ball, X’te yazdığı gönderide, “AI şu anda lisanslıdır, ancak gereklilikler sürekli değişiyor ve her zaman gizli tutuluyor; hatta olaylara tepki verirken kuralları anlık olarak keşfedecek olan yönetim için bile,” dedi.
Mevcut yönetimden bir yetkili, ihracat anlaşmazlığı ne kadar uzun sürerse, AI şirketlerinin yeni modellerini piyasaya sürerken uğraşmak zorunda kalacakları fiili bir lisans rejimine dönüşme olasılığının o kadar artacağı ve bunun da inovasyonlarını ve Çin ile rekabetlerini yavaşlatacağı konusunda uyarıda bulundu.
Yönetim yetkilisine göre ihracat kontrolü, kısa sürede hafifletilen geçici bir “uyarı”dan ibaret olmazsa, “bu durum tüm sektör için büyük bir sorun olacak.”
Amerika
Hasan Piker, Ocasio-Cortez’i başkan adayı olarak görmek istiyor

Yorumcu Hasan Piker, 2028 başkanlık seçimlerinde Demokratların adayı olarak Alexandria Ocasio-Cortez’i görmek istediğini söyledi.
Chicago’da düzenlenen 2026 Sosyalizm Konferansı’nda Fox News’e verdiği özel röportajda Piker, sözlerini seçerken “mümkün olduğunca dikkatli olmaya” çalıştığını fakat saatler süren canlı yayınlarının rakiplerine “viral medya anları yaratmak için mükemmel bir fırsat” sunduğunu söyledi.
Piker, “kışkırtıcı açıklamaları” iddiasıyla kendisini kınayan Demokratların giderek güçlenen seslerini duyduğunu söyledi ve “Benim görevim, Demokrat Parti’yi iyi göstermek değil,” dedi.
Türkiye kökenli olan 35 yaşındaki Piker, Amerika Demokratik Sosyalistleri’ne (DSA) yakınlığı ile ara seçimler öncesinde ana akım Demokratlar için potansiyel bir sorun teşkil ediyor.
Piker, Demokrat Parti yetkililerinin bir strateji belirlemek üzere kendisiyle iletişime geçmediklerini söyleyerek, “DNC’den [Demokratik Ulusal Konvansiyon] kimseyle konuşmadım. Bu çok eğlenceli olurdu,” diye konuştu.
Piker’in 2019 yılında yaptığı, Amerika’nın “11 Eylül’ü hak etti” şeklindeki açıklamasına yönelik yoğun tepkiler her iki siyasi kanattan politikacılar tarafından geniş çapta kınanmıştı.
Piker, “hak etti” kelimesini kullanmaması gerektiğini kabul etti fakat asıl vurgulamak istediği noktanın “[Amerika’nın] Orta Doğu’daki işlere karışmasının aslında bu korkunç olayları tetiklediği” olduğunu söyledi.
Piker, “Bu tartışmalı bir konu değil. Tartışmalı olan, kullandığım dil idi,” dedi.
Piker, Ağustos ayında parti yönetiminin desteklediği Michigan Kongre adayı Haley Stevens’e karşı büyük bir sürpriz zafer kazanan Abdul El-Sayed için yoğun bir kampanya yürüttü.
El-Sayed’e verdiği aktif destek, Piker’in tabanında yankı uyandırmış olsa da, aynı zamanda El-Sayed’in Piker ile olan ilişkisi hakkında bir dizi soru ve eleştiriyle karşı karşıya kalmasına da yol açtı.
Piker, son haftalarda kendisinden uzaklaşan El-Sayed’in bu sonbaharda kazanacağından emin olduğunu belirtirken, El-Sayed’in kaybetmesi durumunda “eğer insanlar beni suçlamak isterse, beni suçlayabilirler” dedi ve “bence amaç da bu” diye ekledi.
Piker, tutumunu yumuşatma ya da kenarda kalma gibi bir planı olmadığını belirtti. Demokrat Parti’nin başkanlık adaylığı için yarışa girerse, New York’tan Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez’i destekleyeceğini söyledi.
Piker, “Bence o harika biri. Elbette bazı zorluklarla karşılaşacaktır, fakat engeller aşılabilir ve bence bunu başarabilir,” dedi.
Piker, etkisinin artmaya devam edeceğine inanıyor ve şu anda kendisini kınayan Demokratların bile 2028’de daha yüksek bir makama aday olmaları halinde “sahip olduğu platformdan yararlanmaya çalışacaklarını” öngörüyor.
Yorumcu, “Burada ideolojik müttefiklerimden ya da şu anda benimle ilişkili kişilerden bahsetmiyorum,” diye ekledi.
Amerika
Gizlenen raporlar açıklandı: 11 Eylül sonrası Manhattan’da asbest yalanı

New York yönetimi, 11 Eylül saldırılarının ardından Aşağı Manhattan’daki havanın zehirli maddeler barındırdığını belgeleyen binlerce sayfalık gizli arşivi kamuoyuna açtı. Resmi raporlar, halka havanın güvenli olduğu söylenmesine karşın bölgede tehlikeli düzeyde asbest ve benzen tespit edildiğini gösteriyor. Arşivden çıkan veriler, saldırılara bağlı hastalıklardan kaynaklanan yeni tazminat davalarının yolunu açıyor.
New York yönetimi, 11 Eylül 2001 terör saldırılarının ardından Dünya Ticaret Merkezi çevresindeki hava kalitesine dair hazırlanan ve yirmi yılı aşkın süredir kamuoyundan gizlenen resmi belgeleri yayımlamaya başladı.
İncelemeye açılan kayıtlar, bölgedeki havanın güvenli olduğunu savunan resmi açıklamaların aksine, yıkılan kulelerin çevresinde aylarca tehlikeli oranlarda asbest ve kanserojen kimyasalların kaldığını gösteriyor.
The New York Times gazetesinin incelediği belgeler, bir belediye dairesinde 68 kutu içinde saklanan ve geçen yıl gün yüzüne çıkarılan 170 bin sayfayı aşkın hava kalitesi raporunu, kirlilik kaydını ve kurum içi yazışmayı kapsıyor.
Belediye Başkanı Zohran Mamdani, belgelerin saldırıların 25’inci yılı anısına açılan internet portalı üzerinden erişime sunulması talimatını verdi.
Yönetim, gelecek yıl boyunca belediye ve sigorta arşivlerinde yer alan zehirli atık belgelerini inceleyip kamuoyuyla paylaşmayı sürdürecek.
Kayıtlar, saldırıların üzerinden on ay geçmesine rağmen, Temmuz 2002’de uzmanların yıkılan İkiz Kuleler’e yaklaşık bir kilometre mesafedeki John Street’te yer alan bir binanın çatısında ve cephesinde asbest tespit ettiğini belgeliyor.
Aşağı Manhattan genelinde alınan çeşitli numunelerde asbest seviyesinin yasal sınırları aştığı, kulelerin enkaz çevresinde ise doğrudan kansere yol açabilen yüksek yoğunlukta benzen yer aldığı görülüyor.
Isıya dayanıklılığı nedeniyle geçmişte inşaatlarda yaygın kullanılan doğal mineral asbest, mikroskobik liflerinin solunarak akciğerlere yerleşmesi sonucu ölümcül hastalıklara yol açıyor.
Dönemin New York Belediye Başkanı Rudolph Giuliani ile halefi Michael Bloomberg, felaketin ardından bölge sakinlerine havanın solunabilir olduğunu ve yapılan tüm denetimlerin güvenli sınırlar içinde kaldığını defalarca söylemişti.
Ortaya çıkan arşiv kayıtları, yetkililerin sağlık risklerinin sürdüğünü bilmelerine karşın insanlara Dünya Ticaret Merkezi çevresine dönme izni verdiğini ortaya koyuyor.
Söz konusu belgeler, 9/11 Health Watch adlı sivil toplum örgütünün açtığı dava neticesinde kamuoyuna yansıdı. Dernek yöneticisi Ben Chevat, idarecilerin toksik maddelerin yarattığı ölümcül tehdidi bildikleri halde halka her şeyin yolunda olduğunu söylediklerini belirtti.
Yeni veriler, saldırılardan kaynaklanan kronik rahatsızlıklarla mücadele eden kişilerin federal tazminat programlarına erişimini kolaylaştıracak yeni yasal süreçlerin kapısını aralıyor.
Gazetenin paylaştığı verilere göre, geride kalan çeyrek asırda saldırı alanındaki zehirli toza bağlı hastalıklardan hayatını kaybedenlerin sayısı, 11 Eylül günü can veren yaklaşık 3 bin kişinin üzerine çıktı.
Brown Üniversitesi bünyesindeki Savaşın Maliyetleri (Costs of War) Projesi’nin verileri, saldırıların doğrudan yol açtığı ekonomik kaybın 35 ila 109 milyar dolar arasında kaldığını gösteriyor.
Buna karşılık ABD’nin terörle mücadele ve askeri harcamaları devasa boyutlara ulaştı.
Araştırma, 2022 yılına kadar yürütülen operasyonların 5,8 trilyon dolara mal olduğunu, gazilerin gelecek sağlık ve maluliyet harcamalarıyla birlikte toplam faturanın 8 trilyon doları aşacağını hesaplıyor.
Amerika
Arjantin, Falkland’da iş yapan enerji şirketi aleyhine ceza davası açacak

Arjantin hükümeti, İsrailli enerji şirketi Navitas Petroleum ve yöneticilerine, Falkland Adaları’nda faaliyet gösterdikleri gerekçesiyle cezai suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.
Bu adım, cuma günü Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin, İngiliz denizaşırı toprağında sondaj yapan petrol şirketlerine yaptırım uygulayacağına dair yaptığı açıklamaların ardından geldi.
Devlet başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı Pablo Quirno, söz konusu bölgede faaliyet gösteren birkaç Navitas iştiraki ve ortağı ile bunların şirket yöneticileri hakkında cezai şikayette bulunacak.
Hükümet, şirketlerin Kuzey Falkland Havzası’nda Birleşik Krallık tarafından verilen hidrokarbon arama ve çıkarma lisanslarına sahip olarak Arjantin yasalarını ihlal ettiklerini iddia ediyor.
Milei, geçen hafta Falkland Adaları’ndaki petrol ve gaz faaliyetlerinde yer alan şirketleri hedef alan önlemleri açıklarken Sea Lion açık deniz petrol projesini özellikle işaret etti.
Cezalar hissedarlara, yöneticilere ve tedarikçilere kadar uzanabilir.
Sea Lion sahası, Tel Aviv Borsası’nda işlem gören ve %65 hisseye sahip Navitas Petroleum tarafından işletiliyor.
LSEG verilerine göre, İsrail enerji sektörünün önde gelen isimlerinden biri olan ve şirketin yönetim kurulu başkanı Gideon Tadmor, hisselerin yaklaşık %9’una sahip.
İsrail’de, İngiltere ile yükselen gerilim nedeniyle Falkland/Malvinas üzerindeki Arjantin egemenliğini tanıma çağrıları yükselirken, Tel Aviv’in kararlı müttefiki Milei’nin İsrailli bir şirkete yönelik böyle bir adım atması da ilginç bulunuyor.
Geçen hafta Milei, Donald Trump’ın adalar üzerindeki İngiliz egemenliğine yönelik ABD desteğini yeniden gözden geçirdiğini ima etmişti.
Arjantinli lider, Falkland Adaları’na ilişkin Arjantin’in iddiası lehine “değişim rüzgarları”nın dünya çapında esmeye başladığını ileri sürmüştü.
Resmi olarak ABD, adalar üzerinde meşru egemenliğin kime ait olduğu konusunda tarafsız bir tutum sergiliyor.
Bu adalar, İngiltere tarafından ilk olarak 17. yüzyılın sonlarında talep edilmiş ve 1833’ten bu yana neredeyse kesintisiz olarak İngiltere’nin kontrolü altında kalmıştı.
Uygulamada ise Washington, 1982’de Arjantin’in işgali ve ardından İngiltere ile yaşanan askeri çatışmaya konu olan bu bölge üzerindeki İngiliz idaresini tanıyor.
Falkland Adaları konusunda ABD’nin tutumunu gözden geçirip geçirmediğine dair bir soruya yanıt olarak Trump, geçen hafta şöyle demişti: “Her tutumu her zaman gözden geçiririm; bu da pek çok tutumdan sadece biri.”
Milei, Trump’ın yanıtını “zararsız olmayan” bir “tehdit” olarak nitelendirmişti.
Milei şöyle devam etmişti:
“ABD bu tutum değişikliğini değerlendiriyor çünkü Arjantin’in, Batı değerleriyle uyumlu, stratejik açıdan önemli bir konumda bulunan ve önümüzdeki on yıllarda değerli bir müttefik olabilecek güvenilir bir ortak olduğunu biliyor.”
Ayrıca Milei, “Arjantin hükümetinin arkasından” petrol arama faaliyetleri yürüten şirketlerin Arjantin’de iş yapmasının yasaklanacağını da belirtmişti.
İngiltere’deki bakanlar, Milei’nin açıklamalarını derhal kınadılar ve Falkland Adaları’nda yaşayan halkın istediği sürece adaların İngiliz toprağı olarak kalacağını belirttiler.
Adalar konusunda ABD’nin taraf değiştirmesine dair spekülasyonlar aylardır dolaşıyor.
Nisan ayında, sızdırılan bir Pentagon e-postası, İngiltere’nin İran’la savaşa girme kararına destek vermemesi üzerine, İngiltere’nin hak iddiasının gözden geçirilmesini öneriyordu.
Trump ayrıca, NATO müttefikleri tarafından savunmaya ayrılan bütçenin yetersiz olduğunu öne sürerek bu durumdan memnun değil.
The Guardian’a göre ABD’nin tutumunda bir değişiklik, İngiltere’nin Falkland Adaları üzerindeki egemenliğine psikolojik bir darbe anlamına gelir.
1982’de Arjantin’in adaları müdahale etmesinin ardından, Margaret Thatcher hükümetinin adaların geri alınmasıyla sonuçlanan bir deniz görev gücü gönderme kararı, Washington’un Arjantin’deki iktidardaki askeri cunta ile de müttefik olmasına rağmen İngiltere’nin tarafını tutan Ronald Reagan’ın kararlı diplomatik desteğiyle güçlendirilmişti.
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa2 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek
Avrupa1 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor










