Amerika
Anthropic’e ihracat yasağının arkasından Amazon çıktı

Trump yönetiminin Anthropic’e kapsamlı ihracat kontrolleri uygulama kararının arkasında Amazon ile yapılan konuşmaların olduğu ortaya çıktı.
Hükümetin uyguladığı ihracat kısıtlamaları, Anthropic’i yeni yapay zeka modeli Fable’ı halka sunulduktan sadece birkaç gün sonra piyasadan çekmeye zorladı.
Anthropic, modelin güvenli olduğuna dair güvence vermişti. Fakat modelin piyasaya sürülmesinden kısa bir süre sonra, üst düzey hükümet yetkilileri, yapay zekanın güvenlik önlemlerinin şirketin iddia ettiği kadar sağlam olup olmadığı konusunda yeni şüpheler beslemeye başladı.
Business Insider’da yer alan habere göre modelin kamuya sunulmasından iki gün sonra perşembe günü, Amazon CEO’su Andy Jassy, modelin güvenlik önlemlerinin aşılabilme olasılığı konusunda Beyaz Saray’a endişelerini iletti.
Amazon’un yönetm ile görüşmelerine aşina bir kişiye göre, Anthropic’in yatırımcılarından biri olan Amazon, yönetimden gelen geri bildirim talebine yanıt veriyordu.
Cuma sabahı itibariyle konu Beyaz Saray’ın en üst kademelerine ulaşmıştı.
Üst düzey Beyaz Saray yetkilisinin verdiği bilgiye göre, Hazine Bakanı Scott Bessent, Beyaz Saray Siber Direktörü Sean Cairncross, Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ve diğer üst düzey yetkililer, söz konusu model ve yönetimin bu konudaki tepkisini görüşmek üzere bir araya geldi.
Bu yetkililerden biri, Bessent’in önceden planlanmış bir halka açık etkinlik için Houston’a seyahat ederken toplantıya uzaktan katıldığını belirtti.
Toplantının ardından yönetim Anthropic CEO’su Dario Amodei’ye ulaşmaya çalıştı ama yönetimden bir yetkili ve üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisinin belirttiği üzere, Amodei’nin bir sağlık kampına katıldığı için ulaşılamadığı söylendi.
Anthropic’in bir sözcüsü, Amodei’nin bir sağlık tatili merkezinde olduğu iddiasını reddederek, “Bu kesinlikle doğru değil,” dedi.
Anthropic’e yakın bir kaynak, Amodei’nin ilk olarak öğle saatlerinde arandığını ve bir saat 15 dakika içinde üst düzey yetkililerle telefonda görüştüğünü söyledi.
Bu kişi, Amodei ulaşılamaz durumdayken Anthropic’in onun yerine başka üst düzey yöneticileri önerdiğini de belirtti.
Yönetim sonunda Anthropic şefine ulaştığında, Amodei; Cairncross, Bessent ve Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in de aralarında bulunduğu yaklaşık yarım düzine üst düzey yönetim yetkilisiyle üç telefon görüşmesine katıldı.
Görüşmeler sırasında Amodei, bir yanlış anlaşılma olduğunu düşündüğü konuyu açıklığa kavuşturmaya çalıştı. Yönetimin endişelerini reddetti, güvenlik önlemlerini savundu ve meydana gelen ve kendisinin spesifik bir durum olduğuna inandığı bu tür bir atlatma girişiminin, Anthropic tarafından uygulanan güvenlik önlemlerinin hiçbiri olmadan sistemin kullanılmasına yol açacak daha geniş çaplı bir “sistemden kaçış” ile aynı riski oluşturmadığını savundu.
İhracat kontrollerinin yürürlüğe girmesinin ardından yayınlanan bir blog yazısında Anthropic, “Henüz hiçbir test uzmanı, modelin güvenlik önlemlerini çok geniş bir kapsamda atlatarak çok çeşitli siber yeteneklerin engelini kaldırabilen evrensel bir jailbreak yöntemi bulamadı,” dedi.
Şirket, ne kendileri ne de başka şirketler için “jailbreak”leri tamamen önlemenin şu anda mümkün olmadığını belirtti.
Hatta şirket, birçok kullanıcının önlemlerin aşırı geniş kapsamlı olduğundan şikayet ettiğini ileri sürdü.
Cairncross ve Bessent, Amodei’nin argümanlarından etkilenmedi. Beyaz Saray’dan bir yetkili, Amazon’un bulgularının Ulusal Güvenlik Ajansına (NSA) danışıldığını ve “kanıt” bulduklarını düşündüklerini söyledi.
Beyaz Saray’daki üst düzey yetkiliye ve iki yönetim yetkilisine göre, yetkililer Anthropic’ten modeli gönüllü olarak kaldırmasını ve güvenlik açıklarını gidermek için hükümetle işbirliği yapmasını istedi.
Amodei daha fazla zaman ve bilgi talep etti ama modeli kaldırma konusunda herhangi bir taahhütte bulunmadı.
Beyaz Saray’daki üst düzey yetkiliye göre, bir noktada Bessent, Amodei’ye doğrudan “kötü bir karar” verdiğini söyledi.
Anthropic’e göre, görüşmeden kısa bir süre sonra Trump yönetimi, ulusal güvenlik yetkisini gerekçe göstererek Fable 5 ve Mythos 5 modellerine ihracat kontrolü uyguladı ve yabancı uyrukluların bu modelleri kullanmasını yasakladı.
Şirket, bu kararın “net etkisinin”, “uyumluluğu sağlamak” amacıyla tüm müşteriler için modelleri “ani olarak devre dışı bırakmak” olduğunu söyledi.
Beyaz Saray’daki üst düzey yetkili, “İhracat kontrolleri, saatlerce bizimle çalışmaları için yalvardıktan sonra başvurduğumuz son çareydi. Bu, yapmak istediğimiz bir şey değildi ama elimiz kolumuz bağlıydı,” dedi.
Yayınlandıktan sonra, Anthropic’e yakın kaynaklardan biri, şirkete yönetimle gönüllü olarak işbirliği yapma seçeneği sunulduğunu yalanladı:
“Beyaz Saray, modelleri kaldırmamız için 90 dakika süre verdi, fakat gerçek tehdit hakkında hiçbir ayrıntı vermedi. Onlara bizimle işbirliği yapmaları için yalvaran ya da rica eden kimse olmadı, sadece 90 dakikalık bir süre tanındı.”
Hükümetin yaklaşımını yakından bilen üç kişi, endişelerini dile getiren tek şirketin Amazon olmadığını belirtti.
Bir kaynak, “Sorunun özü, Anthropic’in bu konuya yeterince ciddiyetle yaklaşmamasıydı. Anthropic bu konuyu ciddiye almış ve bunu münferit bir olay olarak görmezden gelmek yerine, sorunu gidermek ya da erişimi askıya almak için harekete geçmiş olsaydı, bu olay asla yaşanmazdı,” dedi.
Amerika
ABD’de Hürmüz belirsizliği

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve buradaki Amerikan ablukasının sona ermesi için kesin bir zaman çizelgesi vermedi.
CBS’nin “Face the Nation” programında verdiği röportajda Hegseth, ABD ile İran arasında yeni açıklanan mutabakat zaptının imzalanmasının ardından su yolunun “hemen” yeniden açılacağını söyledi.
Fakat birkaç dakika sonra yaptığı açıklamada, İran’a yönelik abluka konusunda daha belirsiz bir zaman çizelgesi vererek sözlerini netleştirdi.
Hegseth şöyle konuştu:
“Nihai olarak, boğaz açıldığında abluka devam edecek. Önce abluka kalkacak, ardından boğaz açılacak. Bu sürecin tam olarak sonuçlanması 30 gün ya da iki hafta sürebilir, ancak başkanın da belirttiği gibi süreç derhal başlayacak.”
Hürmüz Boğazı, müzakereler boyunca ABD ile İran arasında kritik bir ihtilaf noktası oldu.
İran, şubat ayında savaşın başlamasından kısa bir süre sonra, deniz mayınları da dahil olmak üzere, gemilerin su yoluna girmesini veya çıkmasını engellemeye başladı. Bunun sonucunda petrol fiyatları keskin bir şekilde yükseldi.
Washington ve Tahran, boğazın yeniden açılmasını öngören kalıcı bir ateşkes üzerinde anlaşamayınca, Başkan Donald Trump nisan ayında ABD Donanmasına “Hürmüz Boğazına girmeye veya çıkmaya çalışan tüm gemileri abluka altına alma sürecini başlatma” emri verdi.
Trump, İran’ın boğazı tamamen yeniden açmaması halinde barış anlaşması olmayacağını savunsa da, ABD’nin su yolunu kontrol altında tuttuğunu da belirtti.
Başkan cumartesi günü sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda, imzalanmak üzere olan mutabakat zaptını duyurdu.
Müzakereler hakkında fazla ayrıntı vermese de, boğazın “imzalandıktan hemen sonra” yeniden açılacağını belirtti.
Öte yandan İranlı yetkililer anlaşmaya ilişkin tutumlarını henüz teyit etmedi ve İsrail’in pazar günü ordusunun Beyrut’taki Hizbullah hedeflerine saldırdığını açıklamasının ardından anlaşmanın geleceği hakkında sorular ortaya çıkmaya başladı.
Bununla birlikte, Hegseth CBS’e verdiği demeçte imzalanması için “yolunda ilerlediklerini” garanti etti ve Trump da saldırıları kınadı.
Trump, Truth Social’da yaptığı bir paylaşımda, “Bu sabah Beyrut’a yapılan saldırı, özellikle İran ile bir Barış Anlaşmasına bu kadar yakın olduğumuz özel bir günde gerçekleşmemeliydi,” dedi.
Trump, İsrail’in “tehditlere karşı kendini savunma hakkı” olduğunu ekledi ama tehdidin “çok küçük ve önemsiz olduğunu, kimsenin yaralanmadığını veya öldürülmediğini” vurguladı.
Başkan tarafları, saldırıların “bu önemli süreci aksatmasına” izin vermemeleri konusunda uyardı:
“Lübnan da dahil olmak üzere bölgeye barış getirecek bir anlaşmaya çok yakınız ve tüm taraflar geri adım atmalıdır. İsrail’in Lübnan’ın herhangi bir yerinde artık saldırı düzenlememesi gerekir fakat Hizbullah da dahil olmak üzere diğer tarafların da İsrail’e karşı artık saldırı düzenlememesi gerekir. Bu, uzun ve güzel bir barışın başlangıcı olabilir, bunu mahvetmeyelim!”
Amerika
Dünya Kupası öncesi İngiltere milli takımının eşyaları çalındı

ABD, Kanada ve Meksika’nın ortaklaşa düzenleyeceği 2026 Dünya Kupası öncesinde, İngiltere milli takımının ekipmanlarını taşıyan araçtan yaklaşık 18 bin dolar değerinde malzeme çalındı. Olayla ilgili iki tır şoförü gözaltına alınırken, çalınan malzemelerin büyük kısmının bulunarak takıma iade edildiği bildirildi.
İngiltere milli futbol takımının ekipmanlarını taşıyan bir araca düzenlenen hırsızlık eyleminde, yaklaşık 18 bin dolar (15,5 bin avro) değerinde malzeme çalındı.
BBC’nin haberine göre hırsızlık, malzemelerin Florida eyaletindeki West Palm Beach’ten, takımın Missouri eyaletindeki Kansas City kampına taşınması sırasında gerçekleşti.
Mahkeme belgelerine göre çalınan malzemelerin toplam değeri yaklaşık 18 bin doları buluyor. Bu eşyalar arasındaki en değerli parçaları, her biri 5 bin dolar değerinde olan, üzerinde futbolcuların imzalarının yer aldığı biri kırmızı, ikisi beyaz olmak üzere üç adet milli takım forması oluşturuyor.
Belgelerde çalınan diğer malzemeler ve değerleri şu şekilde sıralandı:
- Toplam değeri yaklaşık 1340 dolar olan dört çift futbol kramponu,
- Toplam değeri yaklaşık 1140 dolar olan beş çift ayakkabı,
- 214,50 dolar değerinde bir adet resmi Dünya Kupası topu,
- 160,87 dolar değerinde bir çift kaleci eldiveni,
- 149,95 dolar değerinde bir adet JBL taşınabilir hoparlör,
- 99,99 dolar değerinde Nike Air spor ayakkabı tasarımlı bir adet Lego seti,
- 40 dolar değerinde çok işlevli uzatma kabloları.
Bunların yanı sıra, değerleri belirtilmeyen dört mavi tişört, dört mavi şort, dört açık mavi uzun kollu tişört ve dört açık mavi kısa kollu tişörtten oluşan antrenman setleri ile iki adet pelüş aslan oyuncağı da çalınan eşyalar arasında yer aldı.
Şüpheliler gözaltına alındı
The Athletic sitesinin kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, çalınan malzemelerin büyük kısmı, özellikle de ayakkabılar daha sonra bulunarak takıma iade edildi.
Olayın ardından kargo aracının sürücüleri olan Teksas sakinleri Mustafa Salik ve Erfan Kamal, hırsızlık şüphesiyle gözaltına alındı. KSHB yayın organının aktardığına göre savcılık, iki şüpheliye “çalıntı mal kabul etmek” suçlamasını yöneltti.
Missouri yasalarına göre “D sınıfı ağır suç” (class D felony) kapsamında değerlendirilen bu suç, bir ila yedi yıl arasında hapis cezası öngörüyor.
İngiltere milli takımı, Dünya Kupası hazırlıklarını Florida’da sürdürmüştü. Kamp çalışmaları kapsamında üç hazırlık maçı yapan İngiltere; Yeni Zelanda, Kosta Rika ve yerel kulüp Miami United’ı mağlup etmişti.
ABD, Kanada ve Meksika’nın ev sahipliğinde düzenlenecek ve 19 Temmuz’da sona erecek 2026 Dünya Kupası’nda L Grubu’nda yer alan İngiltere, 17 Haziran’da Hırvatistan, 23 Haziran’da Gana ve 28 Haziran’da Panama ile karşılaşacak.
Amerika
Dünya Kupası: Değer mi?

Kendisini dünyadaki en az milliyetçi insan olarak tanımladığı halde, beklenenin aksine büyük bir Real Madrid fanatiği olan İspanyol yazar Javier Marías, (meğer del Bosque solcuymuş) 1998 Dünya Kupası hakkında yazdığı yazılardan birinde, dönemin (artık) kötü şöhretli FIFA Başkanı Sepp Blatter için “ahmak bir demagog”, “bostan korkuluğu” gibi hakaretleri sıralıyor.
Şimdikine ne demeli? Donald Trump’ın “pis koktuklarını” söylediği Somali’den bir hakem, Omar Artan, ABD kapısından geri çevrilince kameraların karşısına geçip pişkin pişkin “Biraz relaks ya!” diyen bir adam var karşımızda.
Ama burada bitmiyor. Meksika’da hem öğretmenlerin (CNTE – Ulusal Eğitim İşçileri Koordinasyon Kurulu) grevi var, hem de yaklaşık 130.000 kişinin kayıp yakınları eylemde. Bu insanlar, Dünya Kupası’nın gürültüsünde seslerinin kaybolmaması için, “Top yuvarlanmayacak!” diye slogan atıyorlardı. Çoğunluğu Meksika öğretmenler sendikasının bir koluna bağlı olan binlerce hükümet karşıtı gösterici bu sloganı haykırdı. Öğretmenler, turnuvanın açılış maçını aksatma niyetindeydi.
Infantino, iki gün önceki basın toplantısına, “Birkaç saat sonra bu topun yuvarlanmaya başlayacağını görmekten mutluyum,” diyerek başladı.
Değer mi? FIFA, son birkaç yıldır gelir tahminlerini yukarı doğru revize ediyor. En son mali rapora göre, bu yazki turnuvayla sona erecek dört yıllık döngüden 13 milyar dolar gelir elde edecek. Ayda 450 ila 770 dolar maaş alan Meksikalı öğretmenlerin tekinin kılına değmez.
Nitekim 2 Haziran’da protestocuların bir kısmı Eğitim Bakanlığını basmaya çalışırken, diğerleri Mexico City’nin en simgesel kamusal alanlarından biri olan Paseo de la Reforma’da yürüyüş düzenlediler.
Orada, Dünya Kupası için yapılmış devasa plastik futbolcu heykellerinden birkaçını yerinden söküp ateşe verdiler. İşte buna değdi.
***
Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final gören kulüp sayısı 2018’den bu yana dramatik bir şekilde düşüyor. Avrupa’nın zirvesinin Amerikanizasyonunu hedefleyen “Süper Lig” planı özellikle Almanların direnişi ile şimdilik püskürtüldü ama Dünya Kupası yolu açmış görünüyor. NBA ya da NFL usulü bıktıran molalar ve o molalara eşlik eden reklamlar; fahiş bilet fiyatları; etrafı çitlerle ve silahlı muhafızlarla çevrili “ulusal” sınırlar; ABD menşeli markaların her yerde gözümüze sokulması…
İktidar muhitlerinde 2026 yılında keşfedilen postkolonyal söylemin öfkeyle “ABD’ye Katar kadar ses çıkarmadınız!” demesi gibi. POLITICO, Dünya Kupası’na katılan ülkeleri kişi başına milli gelir, siyasi istikrar, yolsuzluk, yaşam beklentisi, mutluluk bakımından sıralamış. Katar, turnuvanın en zengin ülkesi, en yoksul ülkesi ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti. Nasıl ama? Dünyanın en zengin Anglo-Amerikan protektorasının arkasından postkolonyal gözyaşları dökmek de “çok kutupluluğun” şanından.
***
(Eh, Türkiye’ye de bir parantez açmak gerek. Kapıdan kovulan Uber’in bacadan girmesi ve Gemini gibi yapay zeka gösterilerinin sponsor olarak hayatımıza girmesi yetmezmiş gibi, bir de bet sesli adamların söylediği tuhaf marşlarla baş etmeye çalışıyoruz. Tarkan gözetiminde uyduruk AB hedefli birlik söylemi, yerini tanklara, toplara bıraktı; ne tuhaf, o da Avrupa hedefli!)
***
FIFA, dünyanın dört bir yanından gelen taraftarların bu yılki maçları izlemek için ABD, Meksika ve Kanada’daki şehirlere akın ettiğini ve yerel barlarda harcamalar yaparak ekonomik büyümeyi canlandıracağını belirtiyor. Turnuvanın ABD ekonomisine 9,6 milyar dolara kadar katkı sağlayabileceği tahmin ediliyor.
Fakat şişede durmuyor. Dünya Kupası, yerel bütçeler üzerinde haksız bir yük oluşturduğunu söylüyor. Şehirler, güvenlik ve ulaşım masraflarını üstlenmeyi kabul ederken, maç günlerinde elde edilecek gelirlerden pay almamayı ve kurumsal sponsorluk gelirlerine ilişkin kısıtlamalara uymayı da kabul ettikleri bildiriliyor.
Örneğin Houston ve Dallas, bu yılın Haziran ve Temmuz aylarında FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yaptığında, Teksaslı vergi mükellefleri muhtemelen yine faturayı ödemek zorunda kalacak.
Bu şehirler, futbol turnuvasının yüz milyonlarca dolarlık masraflarını üstlenmeyi kabul eden ABD’deki 11 şehirden ikisi.
Bu küresel futbol şenliğine ev sahipliği yapmanın aslında yerel ekonomilere zarar verebileceğini gösteren bazı kanıtlar var. Sıkça atıfta bulunulan bir araştırmaya göre, ABD’deki ev sahibi şehirlerin 1994 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaktan toplamda 9,3 milyar dolarlık bir zarara uğradığı tahmin ediliyor
Araştırmanın yazarları, Dünya Kupası’nın yol açtığı aksaklıkların konferanslar gibi futbolla ilgisi olmayan etkinlikleri kaçırabileceğini açıklıyor.
Maç günlerindeki kargaşadan kaçınmak için bazı yerli halk, maçların yapıldığı mahalleleri ziyaret etmekten kaçınabilir, bu da orada para harcamayacakları anlamına geliyor.
Öte yandan ABD bu maçlar için yeni stadyumlar inşa etmiyor ve federal hükümetin şehirlerin Dünya Kupası masraflarını karşılamak için harcadığı 625 milyon dolar, önceki ev sahibi ülkeler Katar ve Rusya’nın parlak yeni altyapıya aktardıkları milyarlarca dolara kıyasla sönük kalıyor.
Fakat artan harcamaların yükü altında kalan bazı yerel yönetimler, taraftarlardan toplu taşıma ile maçlara gitmeleri için 100 dolara varan ücretler talep ederek masrafları dengelemeye çalışıyor.
Örnek New York. New Jersey Transit bu ay, Dünya Kupası için MetLife Stadyumu’na giden tren biletlerinin normal fiyatın 10 katından fazla olan 150 dolar olacağını açıkladığında, taraftarlar öfkelendi.
Öte yandan politikacılar organizatörlerle tartışırken, internette alternatif bir fikir şekillenmeye başladı: Bazı Avrupalı futbol taraftarları, neden MetLife Stadyumu’na yürüyerek gidip gidemeyeceklerini merak ettiler.
Fakat o da ne? Amerikalılar MetLife’a yürüyerek gitmeme konusunda uyarıda bulunmakta gecikmediler. Evet, teknik olarak yürüme mesafesindeydi: Rotanıza bağlı olarak, New Jersey’deki Rutherford tren istasyonu ile MetLife arasında birkaç km ve spor meraklıları için Manhattan’dan MetLife’a yaklaşık 15 km mesafe vardı.
Fakat internetteki kullanıcılar, yaya rotasının en iyi ihtimalle ürkütücü, belki de imkansız olduğunu savundu.
Çevrimiçi tartışmalar kızışırken New York-New Jersey Ev Sahibi Komitesi devreye girmek zorunda kaldı ve geçen hafta, taraftarları yürüyerek gitmekten şiddetle caydıran bir açıklama yayınladı.
Açıklamada, “Bu yollar, yoğun trafiğin olduğu aktif koridorlardır ve bu yollarda yürümek hem yayalar hem de sürücüler için ciddi riskler yaratmaktadır,” denildi.
Pamuk eller cebe!
***
Küçükken dört yılda bir düzenlenen bu büyük turnuvanın gününü sayarak büyümeyi düşünürdüm. Aklımın erdiği onuncu Dünya Kupası bu. Şimdi o kadar heyecanlanmıyorum. Zaten 48 takımın katıldığı, grup maçlarında 0-0’a yatmanın en mantıklı tercih olduğu bir şampiyona nasıl heyecanlandırabilir?
Ama İran’ın ABD ile ikinci turda karşılaşma ihtimali aklımı çeliyor. Afrikalıların (Cherki’yi de sayın!), Latin Amerikalıların başarılarını istiyorum.
Yine de futbolun hevessiz bir sponsor gösterisi (Aramco, Qatar Airways) canımı sıkıyor. Eduardo Galeano gibi futbol dilencisi olmaktan başka bir çarem yok. Düğünden kaçıp Brezilya-Fransa finalini izleyen bir çocuk olarak “Değer mi?” sorusunu cevaplamak istemiyorum.
Görüş2 hafta önceXi liderliğinde yükselen Çin diplomasisi: Bütün yollar Pekin’e çıkıyor
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 1
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 3
Dünya Basını2 hafta önceABD’li iktisatçı Wolff: Küresel güney artık yeni bir dünya düzeni kuruyor
Diplomasi2 hafta önceErmenistan ve ABD, Trump koridoru projesi için anlaşma imzaladı
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Michael Hudson: Mevcut savaşın tüm detayları elli yıl önce planlandı
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 2
Asya2 hafta önceÇin, Japonya ve Filipinler’in sınır görüşmelerine genişletilmiş deniz devriyeleriyle karşılık verdi











