Bizi Takip Edin

Avrupa

Polonya’da Ukraynalı sığınmacı karşıtlığı ilk kez çoğunlukta

Yayınlanma

Polonya’da düzenlenen kamuoyu araştırmalarında, Ukraynalı sığınmacıların kabul edilmesine karşı çıkanların oranı ilk kez destekleyenleri geride bırakarak yüzde 52’ye yükseldi. Ülkede savaştan kaçan sığınmacılara yönelik yardımların aşırı olduğunu düşünenlerin oranı da artış gösterdi.

Polonya Kamuoyu Araştırma Merkezinin (CBOS) verilerine göre ülkede anketlerin yapılmaya başlanmasından bu yana ilk kez Ukrayna’dan gelen sığınmacıların kabul edilmesine karşı çıkanların oranı, destekleyenlerin oranını geride bıraktı.

Araştırma sonuçları, Polonyalıların yüzde 52’sinin Ukrayna’daki çatışma bölgelerinden gelen sığınmacıların ülkeye kabul edilmemesi gerektiğini düşündüğünü ortaya koydu.

Katılımcıların yüzde 42’si ise sığınmacıların kabul edilmesini destekliyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonunun hemen ardından, 2022 yılında yapılan anketlerde Ukraynalıların kabul edilmesine verilen desteğin yüzde 94 seviyesinde olduğu kaydedilmişti.

Araştırmayı gerçekleştiren uzmanlar, sığınmacılara yönelik tutumun kötüleşmesinin, Polonya’da 2023 yılının ortalarından bu yana gözlemlenen uzun vadeli bir eğilimin parçası olduğunu belirtiyor.

Sığınmacıların kabul edilmesine karşı çıkanların oranı, geçen yılın aralık ayına kıyasla 6 yüzde puanlık artış gösterdi.

RMF24 kanalının haberine göre, ankete katılanların yüzde 54’ü Ukraynalı sığınmacılara yapılan yardımları aşırı bulurken, yüzde 40’ı bu yardımların yeterli düzeyde olduğunu düşünüyor.

Yapılan yardımları aşırı olarak nitelendirenlerin oranında geçen yılın eylül ayından bu yana artış kaydedildiği belirtiliyor.

Ayrıca katılımcıların büyük bir çoğunluğu (yüzde 87), Polonya’da sigorta primlerini ödeyen kişilerin yararlandığı tıbbi hizmetlerin tamamına sığınmacıların erişiminin sınırlandırılmasını destekliyor.

Buna karşın, bir yaşından büyük çocuğu olan annelerin toplu barınma merkezlerinde ücretsiz konaklama hakkının iptal edilmesi fikri toplumda olumsuz karşılandı.

Katılımcıların yüzde 58’i bu hak iptaline karşı çıkarken, destekleyenlerin oranı yüzde 29’da kaldı.

Polonya’da bu tür kamuoyu araştırmaları, Kırım’ın Rusya tarafından ele geçirilmesinin ardından 2014 yılından bu yana Kamuoyu Araştırma Merkezi tarafından düzenli olarak gerçekleştiriliyor.

Son aylarda Polonya ile Ukrayna arasındaki ilişkiler, Ukrayna liderinin 27 Mayıs tarihinde Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin bir birliğine “UPA Kahramanları” unvanı vermesinin ardından gerginleşti.

Ukrayna lideri, bu kararı “ulusal ordunun tarihi geleneklerini yeniden canlandırmak amacıyla” aldığını açıklamıştı.

Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu (UPA), Rusya’da aşlıkçı unsur olarak kabul ediliyor ve faaliyetleri yasaklı bulunuyor.

Ukrayna liderinin bu kararının ardından, Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki 19 Haziran’da, 2023 yılında dönemin Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda tarafından Volodimir Zelenski’ye verilen Beyaz Kartal Nişanı’nı geri aldı.

Nawrocki, bu adımın “Ukrayna halkına yönelik olmadığını” ve “Polonya güvenlik politikasının stratejik yönünde bir değişiklik anlamına gelmediğini” ifade etti. Polonya’nın eski Kiev Büyükelçisi Bartosz Cichocki de 2022 yılında Zelenski’den aldığı Üstün Hizmet Madalyası’nı, UPA’nın onurlandırılması nedeniyle iade etme kararı aldığını bildirdi.

Temelleri Stepan Bandera tarafından atılan aşırı sağcı siyasi oluşum Ukrayna Milliyetçileri Örgütünün (OUN) askeri kanadı olarak kurulan UPA, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapmış ve Sovyet yönetimine karşı savaşmıştı.

Yapılanma ağırlıklı olarak Ukrayna’nın batı bölgelerinde faaliyet göstermişti.

OUN-UPA birlikleri, 1942 ve 1943 yıllarında Volyn bölgesinde etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi.

Polonyalı tarihçiler, Volin Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısının 50 bin ile 100 bin arasında olduğunu tahmin ediyor. Polonya Parlamentosu (Sejm), 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz gününü kurbanları anma günü ilan etti.

Avrupa

Finlandiya, NATO nükleer tatbikatında karargah subaylarıyla yer alacak

Yayınlanma

Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkenin NATO’nun 12-24 Ekim 2026 tarihlerindeki yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatı Steadfast Noon’a katılacağını açıkladı. Karargah subaylarıyla temsil edilecek olan Finlandiya, tatbikatın belirli bir ülkeyi hedef almadığını bildirdi.

Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkenin NATO’nun 12-24 Ekim 2026 tarihlerinde düzenleyeceği yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatı Steadfast Noon’a katılacağını duyurdu.

Bakanlığın açıklamasına göre Finlandiya, bu yılki tatbikatta karargah subaylarıyla temsil edilecek. Savunma Bakanı Antti Häkkänen, bu katılım biçiminin ülkenin ulusal hedeflerine en uygun model olduğunu ifade etti.

Häkkänen, “Nükleer caydırıcılık tatbikatı, NATO’nun nükleer caydırıcılığının güvenilirliğini, emniyetini ve etkinliğini sağlamayı amaçlıyor. Nükleer caydırıcılık, Finlandiya dahil olmak üzere tüm ittifakın korunmasındaki en üst düzey güvencedir” değerlendirmesinde bulundu.

Steadfast Noon tatbikatı, gerçek nükleer silahların kullanımı veya nakli söz konusu olmadan icra ediliyor.

İttifak üyesi ülkeler tatbikata farklı biçimlerde iştirak edebiliyor; bu çerçevede NATO’nun nükleer operasyonlarına destek amacıyla konvansiyonel askeri unsurlar da görevlendirilebiliyor.

Finlandiya Savunma Bakanlığı, söz konusu tatbikatın mevcut uluslararası konjonktürle bağlantılı olmadığını ve belirli bir ülkeyi hedef almadığını kaydetti.

Finlandiya daha önce de Fransa’nın Avrupa’da nükleer caydırıcılığı güçlendirmeye yönelik sunduğu girişime dahil olma kararı almıştı.

Häkkänen, bu işbirliğinin Finlandiya ve Avrupa’nın güvenliğini pekiştirmeyi amaçladığını aktardı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından Mart 2026’da gündeme getirilen girişime Finlandiya dahil 10 ülke katıldı.

Fransa’nın nükleer doktrininin müzakere edilmesini, ortak tatbikatları ve stratejik hava kuvvetlerine ait bazı unsurların ortak ülkelerde geçici konuşlanmasını içeren girişim, NATO’nun nükleer caydırıcılığının yerini almıyor ve ittifaktaki gibi ortak savunma taahhüdü taşımıyor. Fransız nükleer silahları ve kullanımına dair kararlar Paris yönetiminin kontrolünde kalmaya devam ediyor.

Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev ise mayıs ayında yaptığı açıklamada, Avrupa “nükleer şemsiyesinin” güçlendirilmesinin Rusya açısından stratejik tehdit oluşturduğunu savunmuştu. Kremlin, stratejik istikrar görüşmelerinde Avrupa’daki nükleer işbirliğinin genişlemesinin hesaba katılması gerektiğini vurgulamıştı.

Rusya Dışişleri Bakanlığının özel yetkili elçisi Andrey Belousov da ABD, İngiltere ve Fransa’nın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı gözetmeksizin nükleer kapasitelerini artırdığını öne sürmüştü.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Söder, Berlin’de “sol koalisyon”u finansal akışların kesilmesi ile tehdit etti

Yayınlanma

CSU lideri Markus Söder, Berlin’deki sol koalisyon gerçekten hayata geçerse önemli mali karşı önlemler alacağını açıkladı.

Bild gazetesine konuşan Bavyera Başbakanı, “Bizim için durum açık: Böyle bir koalisyona ek finansman sağlanmamalı. Bu nedenle Başkent Anlaşması durdurulmalı,” dedi.

Bu sert açıklamasıyla, bir kez daha federal-eyalet mali dengeleme sistemini hedef alan Söder şöyle devam etti:

“Berlin’in vatandaşların korunması konusunda önemli meseleleri ele almadan bırakması ve aynı zamanda diğer eyaletlerin karşılayamayacağı şüpheli yardımlar için milyarlarca harcaması kabul edilemez. Buna bir son verilmeli.”

Berlin Eyalet Meclisi seçimlerinde Sol Parti’nin seçim zaferi sonrasında Söder, devam eden koalisyon görüşmelerini de sert bir şekilde eleştirdi.

CSU lideri, başkentte öncelikle SPD ve Yeşiller’i hedef aldı ve onları “demokratik değerlere ihanet etmek” ile suçladı.

Berlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi

Söder şöyle devam etti:

“Berlin’de bir Kırmızı-Yeşil-Kırmızı [Sol-Yeşiller-SPD] koalisyonu, tabuların tam anlamıyla ihlali olur. Bu Sol Parti üyeleriyle birlikte, ülkemizin savaş sonrası tarihinde ilk kez, kısmen antisemitik ve polise karşı eleştirel bir parti bir eyalet hükümetine liderlik edecek. Berlin SPD’si ve Yeşiller’in buna razı olması utanç verici. Antisemitizm konusunda taviz verilemez, yarı yürekli tavizler de. Bu, demokrasimizin temel değerlerine ihanettir.”

Bavyera Başbakanı, potansiyel koalisyon ortaklarını, “partizan siyasi çıkarlar uğruna iç güvenlikle ilgili temel meseleleri ve temel toplumsal uzlaşmayı bir kenara itmek” ile suçladı:

“Antisemitizm, kamulaştırma konusundaki sosyalist fanteziler, suç aşiretleriyle bağlantılar ve polis memurlarını organize suçla eşdeğer gören bir gençlik örgütü: Bunların hiçbiri, Berlin’deki SPD ve Yeşiller için bir koalisyonun önünde engel teşkil etmiyor gibi görünüyor. Böylece Kırmızı ve Yeşil, bir ‘Kızıl Cephe’ için basamak görevi görecek.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Makam aracı teklifi iptal edilen AfD’li başkan kasımda yaya kalabilir

Yayınlanma

BMW, Almanya’da Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığına seçilen ilk AfD’li siyasetçi Tobias Rausch için sunduğu makam aracı teklifini geri çekti. Şirket teklifini Rausch’un seçildiği gün iptal ederken, mevcut aracın süresi kasımda dolacak olan meclis yönetimi henüz diğer Alman üreticilerden teklif alamadı.

Alman otomotiv üreticisi BMW, Almanya için Alternatif (AfD) partisinden Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığına seçilen Tobias Rausch için hazırlanan makam aracı kiralama teklifini geri çekti.

Die Zeit gazetesinin parlamento yönetimine dayandırdığı habere göre, otomobil üreticisinin genel merkezi teklifi, Rausch’un eyalet meclisi başkanı seçildiği 6 Ekim’de iptal etti. Rausch, bir eyalet parlamentosuna başkanlık eden ilk AfD’li siyasetçi oldu.

Eyalet parlamentosu başkanının şoförlü bir makam aracı kullanma hakkı yer alıyor. Rausch halihazırda selefinden devraldığı BMW 7 serisi aracı kullanıyor. Mevcut aracın kiralama süresi kasım ayında sona eriyor.

Parlamento yönetimi bu tarihe kadar yeni bir tedarikçi bulamazsa Rausch makam aracından yoksun kalacak.

Eyalet parlamentosu idaresi, Rausch’un makam aracı ihtiyacı için tanınmış Alman üreticiler arasından yalnızca BMW’nin teklif sunduğunu aktardı. Mercedes ve Audi markalarından bu süreçte herhangi bir teklif gelmedi.

İş dünyasından AfD politikalarına tepki

AfD, Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül’de düzenlenen seçimlerin ardından mecliste grup kurdu.

Eyalet seçimleri tarihindeki en yüksek oy oranına ulaşan parti, yüzde 43,8 oy alarak 83 sandalyeli mecliste 39 üyelik kazandı.

AfD, salt çoğunluk için gereken sandalye sayısının 3 altında kaldı. Seçimlerde Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) yüzde 17,2, Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise yüzde 9,3 oy elde etti.

BMW Yönetim Kurulu Üyesi Milan Nedeljkovic, daha önce Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği mülkiyette, sağ popülizm ve milliyetçiliği “dünya ticaretiyle yaşayan, dışa açık bir ekonomi merkezi için zehir” olarak nitelendirmişti.

Alman Sanayi Federasyonu (BDI) da Rausch’un seçildiği gün yayımladığı değerlendirmede, AfD’nin eyalette yönetime gelmesi ihtimaline karşı uyarılarda bulundu.

BDI Başkanı Tanja Gönner, partinin bölgenin ekonomik başarısını oluşturan ilkeleri desteklemediğini, dolayısıyla olası bir AfD iktidarında ekonomik canlanma beklenemeyeceğini kaydetti.

Gönner, AfD’nin iş dünyasını temsil eden bir parti olmadığını belirterek ekonominin dışa açıklığa, küresel ticarete, ihracat olanaklarına ve yurt dışından nitelikli iş gücü çekilmesine dayandığını ifade etti.

Her yatırımcının yurt dışından sağlanan uzman personele ihtiyaç duyduğunu aktaran Gönner, “Bu kişiler burada hoş karşılanmadıklarını hissederse bu durum bölgenin tercih edilmemesi için derhal bir gerekçeye dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English