Avrupa
Polonya’da Ukraynalı sığınmacı karşıtlığı ilk kez çoğunlukta

Polonya’da düzenlenen kamuoyu araştırmalarında, Ukraynalı sığınmacıların kabul edilmesine karşı çıkanların oranı ilk kez destekleyenleri geride bırakarak yüzde 52’ye yükseldi. Ülkede savaştan kaçan sığınmacılara yönelik yardımların aşırı olduğunu düşünenlerin oranı da artış gösterdi.
Polonya Kamuoyu Araştırma Merkezinin (CBOS) verilerine göre ülkede anketlerin yapılmaya başlanmasından bu yana ilk kez Ukrayna’dan gelen sığınmacıların kabul edilmesine karşı çıkanların oranı, destekleyenlerin oranını geride bıraktı.
Araştırma sonuçları, Polonyalıların yüzde 52’sinin Ukrayna’daki çatışma bölgelerinden gelen sığınmacıların ülkeye kabul edilmemesi gerektiğini düşündüğünü ortaya koydu.
Katılımcıların yüzde 42’si ise sığınmacıların kabul edilmesini destekliyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri operasyonunun hemen ardından, 2022 yılında yapılan anketlerde Ukraynalıların kabul edilmesine verilen desteğin yüzde 94 seviyesinde olduğu kaydedilmişti.
Araştırmayı gerçekleştiren uzmanlar, sığınmacılara yönelik tutumun kötüleşmesinin, Polonya’da 2023 yılının ortalarından bu yana gözlemlenen uzun vadeli bir eğilimin parçası olduğunu belirtiyor.
Sığınmacıların kabul edilmesine karşı çıkanların oranı, geçen yılın aralık ayına kıyasla 6 yüzde puanlık artış gösterdi.
RMF24 kanalının haberine göre, ankete katılanların yüzde 54’ü Ukraynalı sığınmacılara yapılan yardımları aşırı bulurken, yüzde 40’ı bu yardımların yeterli düzeyde olduğunu düşünüyor.
Yapılan yardımları aşırı olarak nitelendirenlerin oranında geçen yılın eylül ayından bu yana artış kaydedildiği belirtiliyor.
Ayrıca katılımcıların büyük bir çoğunluğu (yüzde 87), Polonya’da sigorta primlerini ödeyen kişilerin yararlandığı tıbbi hizmetlerin tamamına sığınmacıların erişiminin sınırlandırılmasını destekliyor.
Buna karşın, bir yaşından büyük çocuğu olan annelerin toplu barınma merkezlerinde ücretsiz konaklama hakkının iptal edilmesi fikri toplumda olumsuz karşılandı.
Katılımcıların yüzde 58’i bu hak iptaline karşı çıkarken, destekleyenlerin oranı yüzde 29’da kaldı.
Polonya’da bu tür kamuoyu araştırmaları, Kırım’ın Rusya tarafından ele geçirilmesinin ardından 2014 yılından bu yana Kamuoyu Araştırma Merkezi tarafından düzenli olarak gerçekleştiriliyor.
Son aylarda Polonya ile Ukrayna arasındaki ilişkiler, Ukrayna liderinin 27 Mayıs tarihinde Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin bir birliğine “UPA Kahramanları” unvanı vermesinin ardından gerginleşti.
Ukrayna lideri, bu kararı “ulusal ordunun tarihi geleneklerini yeniden canlandırmak amacıyla” aldığını açıklamıştı.
Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu (UPA), Rusya’da aşlıkçı unsur olarak kabul ediliyor ve faaliyetleri yasaklı bulunuyor.
Ukrayna liderinin bu kararının ardından, Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki 19 Haziran’da, 2023 yılında dönemin Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda tarafından Volodimir Zelenski’ye verilen Beyaz Kartal Nişanı’nı geri aldı.
Nawrocki, bu adımın “Ukrayna halkına yönelik olmadığını” ve “Polonya güvenlik politikasının stratejik yönünde bir değişiklik anlamına gelmediğini” ifade etti. Polonya’nın eski Kiev Büyükelçisi Bartosz Cichocki de 2022 yılında Zelenski’den aldığı Üstün Hizmet Madalyası’nı, UPA’nın onurlandırılması nedeniyle iade etme kararı aldığını bildirdi.
Temelleri Stepan Bandera tarafından atılan aşırı sağcı siyasi oluşum Ukrayna Milliyetçileri Örgütünün (OUN) askeri kanadı olarak kurulan UPA, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapmış ve Sovyet yönetimine karşı savaşmıştı.
Yapılanma ağırlıklı olarak Ukrayna’nın batı bölgelerinde faaliyet göstermişti.
OUN-UPA birlikleri, 1942 ve 1943 yıllarında Volyn bölgesinde etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi.
Polonyalı tarihçiler, Volin Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısının 50 bin ile 100 bin arasında olduğunu tahmin ediyor. Polonya Parlamentosu (Sejm), 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz gününü kurbanları anma günü ilan etti.
Avrupa
“DDR marşı” krizinin mimarı Steimle: Birleşme filan yok, Doğu Almanya işgal altında

Dessau’da düzenlenen bir AfD seçim mitinginde Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) milli marşını söyleyen kabare oyuncusu Uwe Steimle kendini savundu.
AfD eş başkanı Tino Chrupalla’nın, Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde AfD’nin baş adayı Ulrich Siegmund ve Steimle ile birlikte DDR marşını söylediği ortaya çıkınca Alman ana akım siyasetinde ve medyada büyük bir öfke dalgası yaşandı.
Geçen salı akşamı Dessau-Roßlau’da Steimle’nin katıldığı bir panel düzenlemişti. Etkinliğin sonunda aslında Almanya milli marşı söylenecekti fakat komedyen, Müziği Hanns Eisler’e, sözleri Johannes R. Becher’e ait olan DDR milli marşı “Auferstanden aus Ruinen”i (“Yıkıntılardan Doğmuş”) söylemeye başladı. Bundan sonra Almanya milli marşı söylendi.
Steimle, performansına yöneltilen eleştirileri reddetti. Steimle, sağcı medya kuruluşu “Kontrafunk”a verdiği demeçte, “Kendimi hiçbir şey için ayıplamıyorum,” dedi.
“Hiciv yoluyla ortalığı biraz karıştırmaya çalıştığını” belirten komedyen, kendisini “eski bir solcu” olarak tanımlarken, bir “yeni sağcı”ya dönüştürülmeye izin vermeyeceğini söyledi.
Steimle, insanların marşın sözlerini bu kadar iyi bilmelerine şaşırdığını da sözlerine ekledi. Kendisinin DDR Almanya marşıyla büyüdüğünü belirten Steimle,“Salondaki herkes şarkıya eşlik etti. Harika!” dedi.
“Batı Almanya’da kendime bir yer bulamadım”
“Diğer marş” dediği Almanya marşını da söyleyen komedyen, bununla birlikte, “Batı Almanya’da kendime bir yer bulamadığına” işaret ediyor.
Kabare sanatçısı, birçok karar alıcının ve mülk sahibinin Batı kökenli olmasını eleştirirken, “Yeniden birleşmeden söz edilemez. Biz işgal altındaki bir ülkeyiz. Ve bu bir utanç,” dedi.
Alman haber ajansı dpa’nın bildirdiğine göre, Steimle’nin avukatı da iddiaları reddetti. Panelin ardından Dessau-Roßlau savcılığı Steimle hakkında soruşturma başlatmıştı.
Avukat, kabare sanatçılarının görevinin “siyaseti çevreleyen saçmalıkları sanatsal olarak işlemek” olduğunu savundu ve bunun, savcılığın soruşturma konusu olamayacağını belirtti.
Yapılan açıklamaya göre, Steimle, gösterilerinden kaynaklanan herhangi bir yanlış anlaşılmayı gidermek için savcılıkla görüşmeye hazır.
Dresden doğumlu bir oyuncu olan Steimle, diğer rollerinin yanı sıra “Polizeiruf 110” adlı televizyon dizisindeki dedektif rolüyle geniş bir izleyici kitlesi tarafından tanındı.
2019 yılında, Steimle’nin yayıncıya karşı defalarca kamuoyuna açık suçlamalarda bulunmasının ardından MDR, “Steimles Welt” adlı programdaki işbirliğini sonlandırdı.
COVID-19 salgını sırasında ise kısıtlama önlemlerine karşı defalarca eleştirel açıklamalarda bulunmuştu.
6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta yeni bir eyalet parlamentosu seçilecek. Anketlere göre AfD, iktidardaki CDU’nun oldukça önünde yer alıyor.
AfD’nin eyalet şubesi, Anayasa Koruma Dairesi tarafından kesin olarak “aşırı sağcı” olarak sınıflandırılıyor.
AfD içinde alışılmadık derecede sert eleştiriler ve sessiz kalanlar
Bild’e göre DDR krizi, şu anda AfD içinde gerginliğe yol açıyor. Bazı AfD’li ağır toplar bu olayı zararsız ya da abartılı olarak değerlendirirken, diğerleri alışılmadık derecede sert eleştiriler yöneltiyor.
AfD lideri Tino Chrupalla, Bild’in kendisine Doğu Almanya’yı geri isteyip istemediğini sorması üzerine, “Elbette hayır, ama kimsenin onu benden almasına da izin vermeyeceğim,” cevabını verdi ve şöyle devam etti:
“Doğu Almanya marşı yasak değil ve ben sözlerini güzel ve çekici buluyorum. Marşın, 1970’lerden itibaren DDR’da söylenmesine izin verilmedi çünkü içinde ‘Almanya, birleşmiş vatan’ şeklinde bir birlik çağrısı vardı. Bu çağrı, 1989’da SED’in iktidarını sona erdiren barışçıl devrimin sloganı haline geldi. Ben de Dessau’da bu çağrıya eşlik ettim. Bu kesinlikle bir skandal değil.”
Bild, diğer eş başkan Alice Weidel’in “dikkat çekici bir şekilde” sessiz kaldığına işaret ediyor. Son AfD parti kongresinde, parti başkanlığı oylamasında açık ara önde olan Weidel’in o zamandan beri, popülaritede Chrupalla’nın önüne geçtiği düşünülüyor.
Saksonya-Anhalt’ın baş adayı Siegmund da tereddüt ediyor gibi görünüyor. Kendisine yakın kaynaklar Bild’e, Siegmund’un Steimle ile aynı etkinliğe katılmak için Chrupalla tarafından “ikna edildiğini” söyledi.
Yakınlarına göre Siegmund da marşı söylememişti. Fakat etkinlikten bir videoda Siegmund’un Chrupalla ile birlikte marşı söylediği görülüyor. Siegmund ise artık resmi bir açıklama yapmak istemiyor.
Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinden seçilen Federal Meclis üyesi Rüdiger Lucassen eleştirilerinde özellikle sert bir tavır sergiledi., Doğu Almanya marşını söylemenin bir hiciv olmadığını açıkça belirten AfD’li, Tino Chrupalla’nın bunu kabul edip ardından marşa eşlik etmesini üzüntüyle karşıladı.
Hamburg’daki AfD lideri ve milletvekili grubu başkanı Dirk Nockemann da benzer bir görüşü dile getirdi.
Nockemann, Bild gazetesine verdiği demeçte, “Adaletsizliğe dayalı bir devlet olan Doğu Almanya’nın bu marşına, hiciv olsun ya da olmasın, hiçbir koşulda eşlik etmezdim,” dedi.
Bavyera AfD eyalet başkanı Stephan Protschka ise temkinli bir eleştiri getiriyor ve bu tür şarkıların söylenmesinden “tam olarak memnun olmadığını” belirtiyor.
Aynı zamanda, ortaya çıkan tepkiyi de anlayamadığını kaydeden AfD’li, “şarkı ne yasaklanmış ne de temelde kınanacak nitelikte” diyor ama kendi düzenlediği etkinliklerden birinde bir Doğu Almanya şarkısının söylenmesine izin vermeyeceğini vurguluyor.
Kuzey Ren-Vestfalya milletvekili Stefan Keuter ise bu eylemi “talihsiz ve duyarsız” olarak nitelendiriyor. Yine de bunu büyük bir skandal olarak görmüyor.
Aynı zamanda, Doğu Alman parti arkadaşlarının bir kısmında “DDR nostaljisine” yönelik eğilimler olduğunu belirtiyor ama kendisi bunu anlayamıyor.
AfD’nin ağır toplarından olan ama bir süredir kenara çekilen Saksonya milletvekili Maximilian Krah da Bild’e verdiği demeçte değerlendirmesini iki kelimeyle, “Sadece düşüncesizlik” diye patlaştı.
Wagenknecht’ten “yapay skandal” tepkisi
BSW kurucusu Sahra Wagenknecht de bir açıklama yaparak, DDR marşının söylenmesinden “skandal” çıkarılmasını eleştirdi.
Wagenknecht, tartışmanın tamamen abartılı olduğunu söylerken, “Doğu Almanya marşını söylemek isteyen herkes söylesin. İnsanlar yine, ortada bir skandal yokken skandal yaratmaya çalışıyor,” dedi.
Wagenknecht, Dresden’de yaptığı açıklamada. “Doğu Almanlar, marşlarına dair anılarını kimsenin ellerinden almasına izin vermemeli,” diye konuştu.
Öte yandan “SED [Sosyalist Birlik Partisi] Mağdurları” ombudsmanı Evelyn Zupke, “DDR’ın görelileştirilmesini” eleştirdi.
Zupke, “Sistemin mağduru olan insanlar için böyle bir tarih unutkanlığı dayanılmaz” iddiasında bulunurken, Saksonya-Anhalt Eski Dönemi Değerlendirme Sorumlusu Johannes Beleites, “özgürlük ve demokrasi uğruna hayatlarını tehlikeye atan ya da uzun hapis cezalarına katlanan insanlara karşı bir küçümseme söz konusu olduğunu” ileri sürdü.
Wagenknecht ise buna karşılık, “Günümüzün medya ve kamuoyu ortamı karşısında giderek daha fazla insanın Doğu Almanya dönemindeki koşulları hatırlamak zorunda kalması asıl skandaldır, insanların bir marş söylemesi değil,” dedi.
AfD’nin bu konudaki iç bölünmelerinin, partinin “Doğu profilinin” pek de inandırıcı olmadığını gösterdiğini söyleyen Wagenknecht, bunu efsanevi Doğu Alman motosiklet modeli ile anlatarak, “Simson ile trafikte zikzak çizmek,” diye ekledi.
Avrupa
Fransa ve Almanya’dan AB diplomasisinde reform talebi

Fransa ve Almanya, Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisinin son dönemdeki jeopolitik krizlere karşı yetersiz kaldığını vurgulayarak kurumun 2026 yılı sonuna kadar yeniden yapılandırılmasını talep etti. Berlin ve Paris yönetimleri, yayımladıkları ortak bildiride uluslararası düzeyde daha güçlü, hızlı ve koordineli yanıtlar verilmesi için Avrupa Birliği kurumlarının iç yapısında reforma gidilmesi çağrısında bulundu.
Fransa ve Almanya, Avrupa Birliği’nin diplomatik kanadı olan Avrupa Dış İlişkiler Servisinin (EEAS) işleyişinden memnun olmadıklarını açıkça ortaya koyarak kurumun 2026 yılı sonuna kadar yeniden yapılandırılması için çağrıda bulundu.
İki ülkenin hükümetler arası istişare toplantısının ardından yayımlanan ortak bildiride, uluslararası düzeyde daha güçlü, hızlı ve eş güdümlü yanıtlar üretebilmek adına AB’nin dış eylem mekanizmalarındaki iç yapısının reforme edilmesi gerektiği vurgulandı.
Financial Times gazetesinin haberine göre Paris ve Berlin, EEAS’nin Ukrayna ve İran ile ilgili son jeopolitik krizlerin yanı sıra ABD Başkanı Donald Trump’ın politikalarına, dış politika aracı olarak gümrük tarifelerinin ve enerji kaynaklarının kullanılmasına karşı etkili yanıtlar geliştiremediğini savunuyor.
Gazeteye bilgi veren ve tartışmalara aşina olan kaynaklar, reform kapsamında EEAS’nin bazı yetkilerinin Avrupa Komisyonuna devredilmesinin de masada olduğunu belirtiyor.
Fransa ve Almanya, yayımladıkları ortak bildiride AB liderlerine çağrıda bulunarak ekim ayında düzenlenecek zirvenin, reform olasılıklarının incelenmesi amacıyla resmi bir talep oluşturulması için kullanılmasını istedi.
Bildiride, yürütülecek çalışmaların Yüksek Temsilci, Avrupa Komisyonu ve EEAS dahil olmak üzere ilgili AB organ ve kurumlarının rollerini ve kurumsal yapılarını kapsaması gerektiği ifade edildi.
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanlarının EEAS’nin geleceğini eylül ayında İrlanda’da gerçekleştirilecek gayriresmi toplantıda ele alacaklarını bildirdi.
Gazeteye konuşan diplomatlar, Fransa ve Almanya tarafından önerilen takvimin, tartışmaların tek seferlik kalmamasını sağlamayı ve reform için somut öneriler üretmeyi amaçladığını kaydetti.
Kallas, geçen ay EEAS personeline gönderdiği mektupta bu tartışmaları memnuniyetle karşıladığını belirterek sistemin daha iyi çalışabileceği konusunda hemfikir olduğunu ifade etmişti.
Kallas ayrıca, kurumda yaşanan bir dizi dikkat çekici istifanın ardından EEAS’nin idari yönetim kadrosunda değişikliğe gitmişti.
Haziran ayında Politico tarafından yayımlanan analizde de EEAS’nin kriz içinde olduğu aktarılmış, görüşlerine başvurulan eski ve görevdeki AB yetkilileri kurumu “net bir misyonu olmayan ve Avrupa Komisyonu ile rekabet etmekte büyük ölçüde yetersiz kalan” bir yapı olarak nitelendirmişti.
Haberlerde ayrıca, Kallas ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen arasındaki çekişmenin de kurum içindeki gerilimi artırdığı iddia edilmişti.
Eski AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ise daha önce yaptığı bir açıklamada, Avrupa Komisyonunun diplomasi ve savunma konularındaki adımlarının, küresel arenada Avrupa’yı kimin temsil ettiği hususunda kafa karışıklığı yarattığını dile getirmişti.
Brüksel merkezli bir yapı olan ve 2011 yılında kurulan EEAS, AB Konseyi, Avrupa Komisyonu çalışanları ile üye ülkelerin diplomatlarını bir araya getiriyor ve dünya genelinde 140’tan fazla AB büyükelçiliğini yönetiyor.
Kurumun yüksek temsilciliğini 1 Aralık 2024 tarihinden bu yana Kaja Kallas yürütüyor.
Avrupa
Yunanistan’ın Rusya yaptırımlarına karşı direnci sürüyor

Avrupa Birliği, Rusya’ya yönelik hazırlanan 21. yaptırım paketi kapsamında Rus sıvılaştırılmış doğalgazının taşınmasına getirilecek yasakların kendi denizcilik sektörüne zarar vereceğini savunan Yunanistan’ın talepleri doğrultusunda geri adım atmaya hazırlanıyor. Atina ve Viyana’nın itirazları nedeniyle tıkanan pakette Avusturya ile uzlaşma sağlanırken, Brüksel şimdi Yunanistan’ı ikna etmek için ekonomik etki analizleri hazırlıyor.
Avrupa Birliği (AB), Rusya’ya yönelik hazırlanan 21. yaptırım paketinin sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) taşımacılığına getireceği kısıtlamaların kendi denizcilik sektörüne yıkıcı bir darbe vuracağından endişe eden Yunanistan’ın taleplerini karşılamak adına geri adım atmaya hazırlanıyor.
Politico’nun dört AB diplomatına dayandırdığı habere göre Brüksel, yaptırım paketinin bazı hükümlerini Atina’yı ikna edecek şekilde değiştirmeyi gündemine aldı.
Avrupa Komisyonu, söz konusu nakliye yasağının doğuracağı ekonomik sonuçları ortaya koymak amacıyla bir analiz hazırlıyor. Bu analizin, diplomatların yaptırım paketinin geleceği açısından hayati önemde gördüğü 22 Temmuz Çarşamba günü gerçekleştirilecek AB büyükelçileri toplantısından önce, 21 Temmuz Salı günü yapılacak ön hazırlık toplantısında ele alınması bekleniyor.
Brüksel, bu analizle söz konusu yasağın Yunanistan’dan ziyade Rusya ekonomisine zarar vereceğini ve nakliye gemilerinin bayrak değiştirmesi gibi yöntemlerle yaptırımların kolayca delinemeyeceğini kanıtlamayı hedefliyor.
Sürece aşina bir diplomat, duruma ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu krizden çıkış yolu bulmaya çalışıyoruz ancak Yunanistan ile yaşanan bu sorun, artık üye ülkelerin temel ekonomik çıkarlarıyla karşı karşıya gelmeye başladığımızı gösteriyor” ifadesini kullandı.
Muafiyet seçeneği gündemde
Atina’nın itirazları yaptırım paketinin en kritik bölümlerinden birini tamamen işlevsiz bırakma riski taşıyor. İki diplomat, krizin aşılamaması durumunda AB’nin son çare olarak Yunanistan’a özel bir istisna veya muafiyet tanımayı teklif edebileceğini bildirdi.
Üst düzey bir Yunan yetkili ise Atina’nın Brüksel’den net kanıtlar beklediğini vurguladı. Yetkili, sıvılaştırılmış doğalgaz taşımacılığına getirilecek yasağın Rusya’ya Yunanistan’dan çok daha büyük bir ekonomik zarar vereceğinin ve bu durumun üçüncü ülkelerdeki rakiplerin önünü açmayacağının ispatlanması gerektiğini kaydetti.
Yunanistan’ın çekinceleri diğer AB başkentlerinde de yankı bulsa da bir başka AB diplomatı, Atina’ya tanınacak olası bir muafiyetin olumsuz bir mesaj vereceğini savunuyor.
Söz konusu diplomat, diğer üye ülkelerin Rusya karşıtı yaptırımlar nedeniyle halihazırda büyük ekonomik kayıplar üstlendiğini hatırlatıyor.
Avusturya ile kriz çözüldü
Yunanistan ile müzakereler sürerken, daha önce pakete karşı çıkan diğer ülke olan Avusturya ile yaşanan krizin aşıldığı belirtiliyor.
İki diplomat, Avrupa Komisyonunun Raiffeisen Bank ile ilgili sunduğu çözüm önerisinin ardından Viyana’nın artık 21. yaptırım paketine karşı çıkmayacağını bildirdi.
Avusturya, yaptırımlara onay vermek için Rusya’daki iştirakine yönelik ihtiyati tedbirler nedeniyle 2,44 milyar euro zarara uğrayan bankası Raiffeisen’ın bu kayıplarının telafi edilmesini şart koşuyordu. Viyana, yaptırım paketine bu zararların karşılanmasını sağlayacak bir mekanizmanın dahil edilmesini talep ediyordu.
Diplomatlar ayrıca yeni yaptırım paketine, Rus petrolüne uygulanan tavan fiyatın dondurulmasına yönelik bir önerinin de dahil edilmesinin muhtemel olduğunu aktardı.
Taşımacılık devlerinin pazar kaybı endişesi
Yunanistan, yeni kısıtlamalar nedeniyle AB’nin küresel sıvılaştırılmış doğalgaz taşımacılığı pazarındaki payını kaybetmesinden endişe ediyor.
Uzmanlar, Rus yakıtının üçüncü ülkelere taşınmasının engellenmesinin Avrupalı nakliyecileri zayıflatacağını; ABD, Çin ve Japonya gibi Avrupalı olmayan aktörlerin bu boşluğu dolduracağını öngörüyor.
Ayrıca Financial Times’ın haberine göre Yunanistan, özellikle milyarder armatör Georgios Prokopiou’ya ait denizcilik şirketi Dynagas’ı korumaya çalışıyor.
Gazete, Yunanistan’ın AB Daimi Temsilcisinin diğer üye ülke temsilcilerine, planlanan yaptırımların bu işletmeyi “mahvedeceğini” söylediğini yazdı.
Daha önce AB yaptırımlarının Avrupa ekonomisine zarar verdiğini kabul eden AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 13 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Avrupa hükümetlerinin uzun vadeli kazanımlar için bu kısa vadeli acıyı göğüslemek zorunda olduğunu belirtmişti.
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?











