Ortadoğu

Süveyda’daki çatışmaların ardından İsrail’in ikilemi

Yayınlanma

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS), yayımladığı raporda Suriye’nin Süveyda bölgesindeki kanlı çatışmaları ve yeni rejimin rolünü analiz etti. Raporda, İsrail’in Dürzileri koruma gerekçesiyle yaptığı askeri müdahalenin ‘güç gösterisi mi yoksa kendi ayağına sıkmak mı’ olduğu sorgulanırken, Şaraa rejiminin katliamlardaki sorumluluğu ve olayların İsrail-Suriye müzakerelerinin geleceğini nasıl etkileyeceği değerlendirildi.

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) tarafından yayımlanan raporda, Suriye’nin Süveyda bölgesinde yerel bir olayın bölgesel ve uluslararası aktörleri de içeren geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmesinin, yeni rejimin karakteri ve performansı üzerinde ağır bir gölge bıraktığı belirtildi.

Carmit Valensi imzalı raporda, yaşananların İsrail’i karmaşık stratejik ikilemlerle karşı karşıya bıraktığı ifade edildi.

‘Yüzlerce kişi öldürüldü’

Raporda, Süveyda’da yerel Dürzi milisler ile Sünni Bedevi aşiretlerinden milisler arasında günlerce süren şiddetli çatışmalar yaşandığı kaydedildi.

Suriye rejiminin güvenlik güçlerinin bölgeye düzeni sağlamak için gönderildiği ancak müdahalelerinin gerilimi daha da tırmandırdığı aktarılan raporda, “Günler içinde yüzlerce kişi öldürüldü ve Dürzi azınlığı hedef alan öldürme ve aşağılama ritüellerini gösteren korkunç görüntüler ve videolar sosyal medyada yaygın olarak paylaşıldı,” ifadelerine yer verildi.

Raporda, İsrail’in bu olaylar üzerine askeri müdahalede bulunduğu, Şam’ın merkezindeki Savunma Bakanlığı karargahının girişine füzeler fırlattığı ve bu adımın ‘Dürzi toplumunu korumak ve Suriye’nin güneyinin silahsızlandırılması talebinin ihlaline yanıt vermek için gerekli olduğu’ şeklinde gerekçelendirildiği hatırlatıldı.

Raporda, İsrail saldırılarının ardından rejim güçlerinin Süveyda’dan çekildiği ancak bunun Bedevi aşiretleri ile Dürziler arasındaki çatışmaları daha da şiddetlendirdiği ve Suriye’nin dört bir yanından ek güçlerin bölgeye çekilmesine neden olduğu vurgulandı.

Katliam emrini Şaraa mı verdi, yoksa kontrolü mü kaybetti?

Raporda, tartışmanın merkezinde yeni Suriye rejiminin Dürzi katliamlarındaki sorumluluğu sorusunun yattığı ifade edildi.

İki ihtimalin öne çıktığı belirtilen analizde, bunlardan ilkinin Ahmed eş-Şaraa’nın güçlerine katliamları gerçekleştirmeleri ve Dürzi toplumuyla ‘hesaplaşmaları’ için açık emirler vermesi olduğu kaydedildi.

İkinci ihtimal olarak ise Şaraa’nın ‘Dürzilerin ve haklarının korunmasının en büyük öncelik olduğu’ yönündeki açıklamalarının bir dereceye kadar doğru olabileceği, yani saldırıları doğrudan emretmemiş olabileceği değerlendirildi.

Bu ikinci senaryoya göre, Şaraa adına hareket eden güçlerin, çatışmaları eski mezhepsel kan davalarını çözmek için bir fırsat olarak kullanmış olabileceği belirtilen raporda, şu ifadelere yer verildi:

“Yeni kurulan Suriye ordusunun, bazıları yabancı olan ve rejimin otoritesine tam olarak uymayan cihatçı savaşçıları içerdiği unutulmamalıdır. Her halükarda, Şaraa’nın kendi adamları da dahil olmak üzere güçleri üzerindeki kontrol eksikliği bu çatışmalarda kendini göstermiştir.”

Raporda, Şaraa’nın bölgesel tanınırlığını, ABD Başkanı Trump’ın güvenini ve yaptırımların kaldırılması gibi kazanımlarını mezhepsel bir hesaplaşma uğruna tehlikeye atıp atmayacağı sorgulandı.

Aynı zamanda raporda, “Bu sorular, onun doğrudan müdahil olduğu yönündeki şüpheleri artırıyor; yine de olayların Şaraa’nın bilgisi veya en azından zımni onayıyla gerçekleştiği ihtimali göz ardı edilemez,” denildi.

Dürzilere destek: Ahlaki görev mi, stratejik risk mi?

İsrail’in Dürzilere yönelik müdahalesinin ahlaki bir görev mi yoksa stratejik bir risk mi olduğu sorusunun da raporda ele alındığı görüldü.

İsrail’deki Dürzi toplumunun baskısı ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun Dürzileri “kardeşler” olarak tanımlamasının müdahalede etkili olduğu belirtildi.

Raporda, Dürzilerin İsrail sınırı yakınında düşman aktörlerin yayılmasına karşı bir tampon görevi görebileceği stratejik değerlendirmesine de yer verildi.

Ancak raporda, İsrail’in Dürzilere verdiği desteğin doğasında var olan riskler nedeniyle İsrail’de bir tartışma başlattığına dikkat çekildi. Bu riskler arasında, Dürzilerin İsrail adına hareket eden bir “beşinci kol” olarak suçlanması ve Suriye’deki meşruiyetlerinin zarar görmesi ihtimali sayıldı.

Ayrıca, İsrail saldırılarının Şam ve müttefikleri tarafından ‘mezhepler arasında bölünme yaratma ve Arap ülkelerini zayıflatma girişimi’ olarak görüldüğü aktarıldı.

Süveyda’da temkinli sakinlik: İsrail yardım gönderdi

İsrail’in saldırıları: Güç gösterisi mi, kendi ayağına sıkmak mı?

Raporda, İsrail’in Suriye’deki saldırılarının, milli çıkarlarına yönelik tehditler karşısında hareket etme kararlılığını yansıtan açık bir güç gösterisi olduğu ifade edildi.

Saldırıların Şaraa’ya, ‘güneydeki Dürzi azınlığa zarar verilmesine müsamaha gösterilmeyeceği ve bölgenin silahsızlandırılması talebinin sürdüğü’ mesajını verdiği kaydedildi.

Buna karşın, müdahalenin İsrail’i eleştirilerin merkezine yerleştirdiği vurgulanan raporda, Türkiye, Ürdün, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerin Suriye’nin iç işlerine dış müdahaleyi kınadığı belirtildi.

Raporda, “ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Washington’un İsrail’in eylemini ‘desteklemediğini’ açıkladı. BM Güvenlik Konseyi’nde Rusya ve diğer ülkeler, ‘dış aktörleri’ kırılgan durumdan yararlanarak mezhepsel gerilimleri körüklemekle dolaylı olarak eleştirdi,” denildi.

Müzakerelerin geleceği

Analizin sonuç bölümünde, Süveyda’daki çatışmanın İsrail ve Suriye’yi gelecekte farklı senaryolarla karşı karşıya bıraktığı belirtildi.

Kısa vadede, derinleşen güvensizliğin iki ülke arasındaki diyaloğu dondurabileceği ve küçük bir sınır olayının bile geniş çaplı bir çatışmaya tırmanabileceği uyarısı yapıldı.

Öte yandan raporda, bu krizin ABD’nin de desteğiyle tarafları yeniden müzakere masasına döndürebileceği ihtimali de değerlendirildi.

Şaraa’nın istikrar ve yeniden imar için İsrail ile bir anlaşmaya ihtiyacı olduğu, İsrail’in ise masaya eskisinden daha güçlü bir konumda oturarak şartlarını yeniden tanımlayabileceği ifade edildi.

Raporda İsrail’e şu tavsiyelerde bulunuldu:

“İsrail, Dürzi toplumunun güvenliğine olan bağlılığını sürdürürken askeri tırmanıştan kaçınan, ihtiyatlı ve iyi ayarlanmış bir politika formüle etmelidir. ABD ile yakın koordinasyon özellikle önemlidir. Washington, yeni rejimin tanınması ve yeniden imar için uluslararası yardımın devam etmesinin, azınlıklara yönelik muamelesine bağlı olacağı mesajını iletmelidir.”

Çok Okunanlar

Exit mobile version