Görüş

Tanrı’nın en güçlü ülkesi; yeniden ve ilelebet!

Yayınlanma

Werner Rügemer, yazar ve akademisyen

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde “Tanrı vergisi ulusun” tüm kıtalara müdahale etmesi çağrısında bulunuyor. Rusya ve Çin’e karşı (şimdilik) kendini tutuyor ancak Avrupa’dakiler gibi vasallar, halihazırda olduğundan daha fazla kan kaybedecek.

“Make America Great Again” (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap): Trump, seçim sloganını kapsamlı bir stratejide özetledi. Kendini bir barış arabulucusu olarak sunuyor. Ancak Orta Doğu’daki gibi “barış”, esasen yeni yatırımlar için bir bahane. Küresel varlığı henüz az olan daha genç, daha saldırgan sermaye grubuyla, bugüne kadarki küreselleşme sürecindeki boşlukları arıyor. Büyük çatışmalar sonraya saklanıyor.[1]

Yenilenen dünya liderliği için ilkeler

Trump’ın memorandumu, “Tanrı vergisi doğal haklarıyla Amerika… insanlık tarihinin en büyük ve en başarılı ulusu ve yeryüzündeki barışın yurdu olmaya devam ediyor” diye başlıyor. Demokrat Parti yönetimlerinin (Bill Clinton, Barack Obama, Joe Biden) hatalarının ardından, ABD’nin liderlik konumu sadece restore edilmemeli. Aksine, “ülkemizi hiç olmadığı kadar büyük yapmak” amacıyla, Trump şu ilkeleri ortaya koyuyor:

  • Askeri olarak:“Milli çıkarlarımızı korumak için dünyanın en güçlü, en ölümcül ve teknolojik açıdan en gelişmiş ordusunu istiyoruz. Savaşları önlemek veya gerekirse kendi güçlerimiz adına mümkün olduğunca az kayıpla, hızlı ve kesin bir şekilde kazanmak için bu orduyu kurmak, eğitmek, donatmak ve konuşlandırmak istiyoruz.”
  • Ekonomik olarak:“Küresel liderliğimizin temel taşı olan ve askeri üretim dahil olmak üzere en sağlam sanayi tabanına sahip; ordumuz için gerekli, dünyanın en güçlü, en dinamik, en yenilikçi ve en gelişmiş ekonomisini istiyoruz.”
  • Enerjide:“Yalnızca Amerikan ekonomik büyümesi için değil, aynı zamanda önde gelen ihracat endüstrilerimizden biri olarak dünyanın en sağlam, üretken ve yenilikçi enerji sektörünü istiyoruz.”
  • Yumuşak güçte:“Amerika Birleşik Devletleri’ni, milli çıkarlarımız doğrultusunda dünya genelinde nüfuzumuzu kullanabileceğimiz eşsiz bir ‘yumuşak güç’ olarak muhafaza etmek istiyoruz. Uzun vadeli ulusal güvenlik ancak manevi ve kültürel sağlıkla, yani din, vatanseverlik ve aile ile mümkündür… Bu amaçla şanlı eylemlerimizi ve kahramanlarımızı onurlandırmak ve yeni bir altın çağı dört gözle beklemek istiyoruz.”

Monroe Doktrini’nin modernizasyonu

Trump, Monroe Doktrini’ne atıfta bulunuyor: Onu günümüz için güncelliyor.

1823’te ABD Kongresi, adını o dönemki Başkan James Monroe’dan alan “Monroe Doktrini”ni kabul etti. Monroe, Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucu babalarından biriydi. Doktrin, “yabancı güçlerin müdahalesinin yasaklanmasını” tesis eder: Kuzey Amerika’nın doğu kıyısında 13 eyaletle kurulan ve o dönemde 24 eyalete genişleyen ABD, doktrine göre Kuzey Amerika toprakları üzerinde doğu kıyısına doğru daha fazla askeri, iktisadi ve siyasi genişlemesinde diğer devletlerce engellenmemelidir! Bu, esas olarak Avrupa’nın sömürgeci güçleri İngiltere ve Fransa’ya yönelikti.

ABD’nin anladığı şekliyle ve Monroe Doktrini’ne göre “milli çıkar”, ABD’nin askeri yardım dahil her türlü yolla mevcut topraklarının ötesine genişleyebileceği anlamına gelir. Eğer diğer devletler ABD’nin bunu yapmasını engellemeye kalkışırsa, onlara karşı savaş açılabilir.

Bu aynı zamanda fethedilen bölgelerin sakinlerini mülksüzleştirme, sürme ve gerekirse öldürme, yani soykırım hakkını da içeriyordu: Bu süreç, Monroe Doktrini’nin ardından 1830’da Kızılderili Tehcir Yasası [Indian Removal Act] ile başlatıldı.

Ayrıca, örneğin Meksika devletine karşı savaş açma, ondan toprak alma, New Mexico, Kaliforniya, Utah ve Nevada gibi yeni ABD eyaletleri kurma ve Meksika’da kaldırılmış olan köleliği buralara yeniden getirme hakkını da içeriyordu.[2]

Özetle: ABD için “ulusal” güvenlik, yalnızca ABD devletine değil, tüm dünyaya, prensipte diğer tüm devletlere erişim ve bizzat ABD’de geçerli olan uygulamalarla erişim anlamına gelir.

Savunma Bakanlığı yeniden Savaş Bakanlığı olarak adlandırılıyor

Trump bizzat, bu yapısal ABD uygulamalarını temsil eden iki önemli 19. yüzyıl ABD politikacısına özellikle atıfta bulunuyor:

  • Alexander Hamilton; ABD’nin kurucu babalarından biriydi. İlk Hazine Bakanıydı, ilk ABD bankasını kurdu, ulusal borcu artırdı ve ithalata gümrük vergileri getirdi.
  • William McKinley; bu ABD başkanı 19. yüzyılın sonunda sömürgeci güç İspanya’ya karşı savaş açtı; Monroe Doktrini uyarınca ABD, Filipinler’i (1945’e kadar ABD himayesinde), Porto Riko’yu ve Guam’ı (bugüne kadar ABD tarafından ilhak edilmiş durumda) kapsayacak şekilde genişledi, Küba’ya erişimi güvence altına aldı, Hawaii adasını işgal etti ve daha sonra onu bir başka eyalet yaptı.

Dolayısıyla ABD, kuruluşundan bu yana bir dışişleri bakanlığına değil, bir devlet bakanlığına sahip tek büyük ülke olmuştur: ABD hükümetinin “milli çıkarı”, bizzat ABD tarafından tanımlanan dünyanın her alanını ifade eder.

Bu nedenle ABD, kuruluşundan bu yana hiçbir zaman bir Savunma Bakanlığına sahip olmamış, bunun yerine bir Savaş Bakanlığına sahip olmuştur: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yürütülen savaşlar ve rejim değişiklikleri için bir örtmece [euphemism] olarak ancak 1947’de Savunma Bakanlığı adını almıştır. Fakat güncellenen Monroe Doktrini ile Trump yönetimi, bakanlığın adını Monroe döneminde ve tarihinin büyük bölümünde olduğu gibi tekrar Savaş Bakanlığı olarak değiştirdi.

Siyasi lideri Trump olan daha genç, daha saldırgan kapitalist grup, bu nedenle temelde yeni bir şey yapmıyor; sadece geleneksel ABD uygulamasını daha açık bir şekilde ifade ediyor, köklerine ve zaten en uzun süredir yürürlükte olan uygulamalara geri dönüyor.

İşte bu yüzden Trump’ın Ulusal Güvenlik Stratejisi, “Soğuk Savaş”ın nihayet bittiğini belirtiyor. İşte bu yüzden, örneğin “kalkınma yardımı” sona eriyor: Şimdi yatırım zamanı! İşte bu yüzden “savunma” konusundaki o örtmece dolu safsata sona eriyor: Şimdi yeniden savaş zamanı!

Ancak “büyük savaş” şimdilik geri plana atılıyor. Önümüzdeki yıllarda Avrupa ve Asya’daki vasalların silahlanması, yeniden silahlanması ve en önemli hasımlar olan Rusya ve Çin’e karşı koymak için ABD askeri teçhizatı satın alması gerekiyor. Ukrayna ve İsrail’in halihazırda olduğu gibi, onlar da ABD’nin vekalet savaşçıları [proxy warriors] olarak yapılandırılacak.

“Batı Yarımküre”ye nüfuz

“Dünyada ve dünyadan ne istiyoruz?” Trump’ın Ulusal Güvenlik Stratejisi böyle devam ediyor. Cevaplar, dünyadaki en önemli ABD nüfuz alanlarına ve önem sıralarına göre yapılandırılmış.

İlk ve en önemlisi “Batı Yarımküre”dir. Bunlar, II. Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana ABD tarafından yönetilen ve geleneksel olarak “Batı” olarak bilinen -askeri olarak ama aynı zamanda bankaların, şirketlerin, vakıfların, danışmanların, ajansların ve son olarak ama en önemlisi istihbarat kurumlarının varlığıyla- “zengin ülkelerdir”.

Bu müttefikler veya vasallar, “kitlesel göç, uyuşturucu teröristleri ve diğer suç örgütlerine” karşı mücadelede ABD’yi desteklemelidir. Bunlar, ABD’deki Trump yönetimi için de geçerli olan doğrudan sağcı anlatılardır. Fakat gerçekte asıl mesele şudur: “Batı Yarımküre”, önemli mülklere erişim sağlayan “düşman güçlerden” arındırılmış kalmalıdır. Ve ABD müttefikleri, önemli tedarik zincirlerini korumalı ve ABD için “kilit stratejik konumlara kalıcı erişimi güvence altına almalıdır”. Bu temelde ABD, çok yönlü ve kapsamlı liderlik konumunu genişletebilmelidir. “Düşman güçler” öncelikle Çin’dir; ancak Çin’e temkinli yaklaşılıyor ve pragmatik bir öngörüyle ismi zikredilmiyor.

Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy etrafındaki ırkçı, milliyetçi, aşırı sağcı gruptaki milliyetçi, gerici ve hatta faşist güçlere desteğini ve aynı zamanda otuz yıllık en önemli siyasi dostu İsrail’deki “Bibi” Netanyahu hükümetine olan temel desteğini halihazırda gösterdi.

Merz ve şürekâsı dünyanın en güçlü aşırı sağcısına boyun eğiyor

Almanya’da Trump, AfD’yi cezbetti, tamam. Bizim bozuk ana akım medyamız buna üzülüyor. Ancak Trump, sağcı aşırılık yanlısı reel politikasını uzun süredir Friedrich Merz/Almanya, Macron/Fransa, Starmer/İngiltere, Tusk/Polonya ve Kaja Kallas ile Ursula von der Leyen/AB dahil olmak üzere Avrupa’nın önde gelen politikacılarıyla yürütüyor:

  • Aşırı devlet borçlanması ve sosyal kesintiler yardımıyla Avrupalı NATO üyelerinin savunma bütçelerinin GSYİH’nin yüzde beşine çıkarılması.
  • Şirketlerin bir kısmının yüksek sübvansiyonlar ve düşük enerji fiyatları ile ABD’ye taşınmasıyla sanayisizleşme.
  • Avrupa’dan gelen otomobil, çelik ve alüminyum üzerindeki gümrük vergilerinin kabulü.
  • Daha fazla ABD askeri teçhizatı ve pahalı, çevreye son derece zararlı ABD kaya gazı [fracking gas] alımı.
  • AB ülkelerinin, verilerini ABD makamlarına aktaran ve AB ülkelerinde neredeyse hiç vergi ödemeyen büyük ABD dijital şirketleri tarafından dijitalleştirilmesi.

Trump’ın İsrail politikasına teslimiyet

Ve son olarak ama en önemlisi: Irkçı, milliyetçi, faşist ABD vekalet savaşçısı İsrail’in soykırımına, mülksüzleştirme ve sürme politikasına güçlü destek; ve şimdi de Filistinlilerin sürülmesinin, aç bırakılmasının ve öldürülmesinin Gazze’de ve giderek artan bir şekilde Batı Şeria’da devam ettiği sahte Gazze “barış planına” destek.

Avrupa: Ukrayna müzakerelerine dahil değil

Avrupalı ABD vasalları, Trump’ın onları Ukrayna ile ateşkes müzakerelerine dahil etmemesinden yakınıyor. Ancak durum bu: ABD bu savaşı otuz yıldır hazırlıyor ve finanse ediyor, 2014’teki kesin rejim değişikliğini organize etti ve o zamandan beri savaşı yürütüyor.

Şimdi şikâyet eden vasallar ise bunu kabul etti ve ABD’nin belirlediği şartlara göre giderek daha fazla yardımda bulundu. ABD, İngiliz yardımıyla orduyu eğitti, silahların çoğunu tedarik etti ve ayrıca hangi füzelerin tedarik edilip hangilerinin edilmeyeceğine karar verdi. Ve ABD ayrıca uzaydaki ABD füzeleri, ABD istihbarat teşkilatları ve Wiesbaden’deki Askeri Komutanlık aracılığıyla Ukrayna’nın savaşını operasyonel olarak yönetiyor.

Bunu hiç duymadınız mı Sayın Merz?

Asyalı vasallar da kullanılıyor

Trump’ın Ulusal Güvenlik Stratejisi, Hint-Pasifik’i ikinci sıraya koyuyor: “Merkezi deniz yollarına sahip Hint-Pasifik, Amerikan ekonomisine zarar veren yabancı aktörlere” karşı “açık ve özgür tutulmalıdır.” “Güvenilir tedarik zincirleri” ve “kritik malzemelere erişim” garanti edilmelidir. Hafif bir tabirle bu, Çin’e yöneliktir ve Asya’daki ABD müttefiklerinin silahlanması ve yatırımlarıyla bağlantılıdır.

Trump yönetimi Japonya, Güney Kore, Tayvan ve Filipinler’i askeri bütçelerini artırmaya ve ABD’ye yatırım yapmaya zorluyor. Bunlar Çin’e en yakın “birinci ada zinciri” ülkeleridir. Avrupalı NATO ülkeleri gibi, askeri harcamalarını GSYİH’nin yüzde beşine çıkarmaları gerekiyor. Kendileri de Avrupa’daki Almanya gibi ekonomik gerilemeden muzdaripler ancak yine de ABD’ye daha fazla yatırım yapmaları bekleniyor. Ve doğrudan veya danışman olarak daha fazla ABD askeri personelini kabul etmeleri gerekiyor.

Bu durum farklı bir şekilde Avustralya için de geçerli. Bu arada, önde gelen hissedarları artık ABD’den gelen ve şubelerinin çoğunu ABD’de işleten “Alman” silah üreticisi, yerel koşullara uyarlanmış tankların inşası için orada yeni bir şube kuruyor.

Orta Doğu: Arap devletleriyle Büyük İsrail

Ulusal Güvenlik Stratejisi, Orta Doğu ile ilgili üçüncü maddesinde şunları belirtiyor: “Bir hasmın Orta Doğu’yu istila etmesini, petrol ve gaz rezervlerine erişim sağlamasını ve deniz yollarının dar boğazlarını tıkamasını engellemek istiyoruz.”

Bu, Gazze savaşı sırasında Suriye’deki mevcut işgal bölgesini de genişleten ve yarım düzine askeri üs işleten İsrail tarafından Orta Doğu’nun dönüştürülmesini de içeriyor. İsrail, ABD onayıyla veya onayı olmadan Suriye ve Lübnan’ı bombalıyor ve ABD hükümetinin Gece Yarısı Çekici Operasyonu [Operation Midnight Hammer] ile tırmandırdığı İran’ı bombaladı.

Trump tarafından organize edilen Gazze “ateşkes anlaşması” bir ateşkes bile getirmiyor, aslında İsrail’in Gazze’deki askeri işgalini genişletiyor ve herhangi bir Filistin temsilini tanımıyor.

İbrahim Anlaşmaları yardımıyla Trump, ilk görev döneminden bu yana Körfez ülkelerini ve diğer Arap ve Müslüman devletleri İsrail ile (bir şekilde) kademeli olarak barıştırdı ve Filistinlilere desteği sonlandırdı. ABD’deki Demokrat yönetimlerin AB desteğiyle on yıllardır hazırladığını sürdürüyor ve tamamlıyor: İsrail, Gazze savaşından sonra Orta Doğu’da (vekaleten) “imparatorluk gücü” kullanıyor. Önde gelen ABD medya kuruluşu New York Times bile bunu not ediyor: “Yeni Orta Doğu’da ‘İmparatorluk İsraili'”: “Bölgesel düşmanlarını sürekli bombalayan İsrail’in erişimi neredeyse her yere uzanıyor.”[3]

ABD’nin vekalet savaşçısının yardımıyla, genişletilmiş Orta Doğu yeni bir yatırım alanı olarak açılacak: Başlangıçta sadece Gazze Şeridi değil, Batı Şeria da. Ancak her şeyden önce, önde gelen ABD dijital, savunma, enerji ve turizm şirketleri Körfez ülkelerinde aktif. Petrol ve gaza zaten veda etmek zorundalar ama aynı zamanda ABD’ye yüz milyarlarca dolar yatırım yapıyorlar. ABD hükümeti, Suudi Arabistan Prensi ile varlık fonlarının savunma dahil olmak üzere ABD’ye en az bir trilyon dolar yatırım yapması konusunda anlaştı.[4]

8-10 Aralık 2025 tarihlerinde Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), petrol şirketi Adnoc’un sarayında “dünyanın en büyük medya etkinliği” olarak adlandırdığı organizasyonu düzenledi. Dijital medya, oyun, müzik ve pazarlama alanlarından medya temsilcileri, halkla ilişkiler ajansları ve şirketler dahil olmak üzere 132 ülkeden 60 bin katılımcı, “gazeteciliği dönüştürmek” için bir araya geldi; bu kesinlikle sadece Trump’ın değil, başkalarının da acil bir arzusuydu.[5]

Küresel Güney: ABD daha da saldırgan

Trump’ın memorandumu şöyle diyor: “Amerika ve müttefikleri, sözde Küresel Güney için, geniş kaynakları da dahil olmak üzere, henüz ortak bir plan geliştirmedi.” Avrupa, Japonya, Güney Kore ve diğerlerinin buraya yedi trilyon dolar yatırım yaptığı ve “çok uluslu bankaların” kredileri olduğu, ancak özellikle ABD’nin neredeyse hiç varlık göstermediği ve Çin’in çoktan yol aldığı belirtiliyor.

Geleneksel olarak Latin Amerika’nın “arka bahçesi” aslında ABD imparatorluğuna en yakın olandır. Ancak Trump’a göre, öncelikle Demokrat Parti ve hükümetleri tarafından teşvik edilen dijital şirketler, küreselleşme çabalarında burayı suç teşkil edecek derecede ihmal etti. Şimdi bunu seçici ve belirsiz bir şekilde, mümkün olduğunca çabuk telafi etmek istiyor. Strateji beyanı daha fazla ayrıntı vermiyor.

Panama Kanalı

Trump’ın isteğini yerine getirmek nispeten kolaydı: Panama’yı geri istiyoruz, 100 yıldan fazla bize aitti! İlk adım, şu anda en büyük ABD yatırımcısı olan BlackRock tarafından mümkün kılındı. Bill Clinton, Barack Obama ve Joe Biden yönetimleriyle yakından ilişkili olmasına ve onlar sayesinde büyümesine rağmen, BlackRock hızla Trump’a desteğini açıkladı. BlackRock, 2025’in başlarında Panama Kanalı’nın iki limanını satın aldı, bu da ücretlerin ABD’ye gitmesi ve kanaldan geçişi ABD’nin kontrol etmesi anlamına geliyor.

Arjantin: Elektrikli testereli politikacılar için milyarlarca dolarlık yardım

Avrupa’da ve dünya genelinde olduğu gibi, Trump milliyetçi, aşırı sağcı, hatta faşist medyayı, ortakları ve partileri arayıp buluyor. Örneğin, Arjantin’de Elon Musk özentisi ve elektrikli testereli neoliberal Javier Milei’yi destekledi: Ülke Ukrayna’dan sonra en borçlu ülkelerden biri olmasına rağmen, Trump yönetiminden hiçbir bankadan alamayacağı 20 milyar dolarlık ekstra yardım aldı.[6]

Venezuela: Askeri rejim değişikliği

Venezuela’nın özellikle Başkan Hugo Chavez’den bu yana sömürgecilik sonrası, egemen bir devlet olarak gelişmesine, Venezuela’daki STK’ların yanı sıra dış yaptırımlar ve nihayetinde başarısız olan ABD destekli alternatif başkan Guaido aracılığıyla tüm ABD yönetimleri karşı çıktı. Trump, mevcut başkan Nicolas Maduro’yu devirmek istiyor ve tutuklanması için 50 milyon dolar ödül koydu.[7] Komplo-pratik bahane: Maduro Güney Amerika’nın uyuşturucu baronu ve bu nedenle ABD’nin “ulusal güvenliğini” tehdit ediyor.

ABD ordusu şu ana kadar birkaç gemiyi batırdı ve bu tür saldırılardan kurtulanlar da dahil olmak üzere yüzlerce insanı öldürdü. İlhak edilmiş ABD toprağı Porto Riko’da Trump askeri üssü yeniden canlandırdı ve oraya binlerce asker konuşlandırdı. ABD gizli servisleri işin içinde. Başarılı olacağı düşünüldüğü anda askeri bir saldırı gerçekleştirilecek.

Uyuşturucu komplosunun sadece bir bahane olduğu kamuoyunda da doğrulanıyor: Trump, Juan Orlando Hernandez’i affetti. Honduras’ın eski başkanı ABD’ye kaçırılmış ve uyuşturucu kaçakçılığından 45 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Şimdi, dört yıl sonra tekrar özgür bir adam ve Latin Amerika’da Trump’ın umut bağladığı bir suç ortağı.[8]

Afrika ve çevre bölgeler

Trump yönetimi ayrıca mevcut küreselleşme sürecindeki diğer boşlukları, tüm kıtalardaki “çevre bölgelerde” arıyor. Her yerde amaç Çin’i geri püskürtmek. Kesin önlemlerden strateji konseptinde, özellikle burada hiç bahsedilmiyor.

Afrika’da ilk odak noktası, Trump’ın kapitalistleri tarafından büyük ölçüde hızlandırılan yapay zeka furyası için eskisinden daha fazla ihtiyaç duyulan nadir toprak elementleri ve diğer “kritik mineraller”dir. Yükselen ABD vekalet savaşçısı, Körfez bölgesi için merkezi bir ABD askeri üssü olan Körfez Hava Harp Merkezi’ne ev sahipliği yapan Birleşik Arap Emirlikleri, bu nedenle Sudan’daki terörist paramiliter örgüt Hızlı Destek Güçleri’ni (HDK) destekliyor.[9]

Bilinen Gazze “barış anlaşması” örneğinde olduğu gibi, Trump çatışan tarafları kısa sürede bir araya getirme, ‘barış’ veya “ateşkes” ilan etme ve böylece çatışmalar devam etse bile çevresindeki ABD şirketleri için uzun vadeli yatırımları güvence altına alma yöntemi geliştirdi. Bu, örneğin Trump’ın Zengezur Koridoru’nun uzun vadeli işletmesini güvence altına aldığı Ermenistan ve Azerbaycan için geçerli. Aynı durum Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Ruanda, Hindistan ve Pakistan, Tayland ve Kamboçya, Mısır ve Etiyopya ile Sırbistan ve Kosova için de geçerli.[10]

Trump’ın ulusal-küresel stratejisinin sınırları

Trump’ın çevresindeki, birçoğu hükümette de temsil edilen yatırımcıların, girişimcilerin, spekülatörlerin ve emlak köpekbalıklarının büyük çoğunluğunun bugüne kadar küresel varlığı çok azdı. Kısa bir süre hükümette yer alan Elon Musk bir istisnaydı. Trump ve damadı Jared Kushner’in İskoçya ve Körfez ülkelerinde golf sahaları ve Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinde gayrimenkulleri var. Ancak onlar da büyük şirket yatırımlarıyla küresel ölçekte arayı kapatmak istiyorlar. Bu yüzden boşlukları arıyorlar ve bu yüzden daha saldırganlar.

Ancak durumu yanlış değerlendiriyorlar; her durumda değil ama prensipte. Trump’ın 19. yüzyıldaki bir büyük gücün engellenemez yükselişi modeli, Latin Amerika’da ve ardından Asya’nın arka bahçesinde askeriye, mülksüzleştirme, yatırım ve rejim değişikliklerinin doğrudan birleşimi; işte bu nostaljidir.

Elbette, uluslararası düzen için insanlığın tarihsel olarak en büyük başarısı olan BM, tüm büyük savaşlarda ve çatışmalarda giderek daha çaresiz hale geldi ama evet, her şeyden önce kurucu ortak ABD yüzünden. Başından beri ABD, savaşlarını ve rejim değişikliklerini BM’nin yanında ve aynı zamanda ona karşı, her biri için toplanan “gönüllüler koalisyonları” ile veya hatta onlar olmadan giderek daha fazla yürüttü. Trump, Eylül 2025’te BM’deki konuşması sırasında bununla o kadar bariz bir şekilde alay edebildi ki, normalde Trump’a itaat eden Alman ana akım medyası bile sahtekârlıkları fark etti.[11]

Ancak Trump’ın memorandumunda geçerken değindiği “dünyanın geri kalanı”, yaklaşık otuz yıldır BM’nin yanı sıra yavaş yavaş örgütleniyor. ABD’nin, sosyalizm sonrası Rusya’nın yozlaşmış ilk hükümet başkanı Boris Yeltsin ile başarılı olamaması, ancak şimdi Putin’in halef hükümeti altında giderek daha egemen, önemli ve küresel olarak ağ kurmuş bir devletle karşı karşıya kalması, ABD hegemonyasının sonunun başlangıçlarından biriydi. Bu durum ABD vekalet savaşçısı Ukrayna ile tersine çevrilecekti; ancak Trump ekibi bile bunun başarılı olmadığını kabul etmek zorunda kalıyor ve Avrupalı “arkadaşlarının” zararına bundan birkaç avantaj elde etmeye çalışıyor.

Her şeyden önce, BRICS, CELAC (Latin Amerika), FOCAC (Afrika), ŞİÖ (Asya) ve EEF (Doğu Asya) formatlarıyla askeri olmayan, ekonomik, işbirlikçi, hızla genişleyen ve derinleşen çok kutupluluk, ABD’nin artık karşı koyamadığı alternatif bir yapıyı uyguluyor, bu da onu daha tehlikeli kılıyor.[12]


[1] Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Güvenlik Stratejisi, Washington, Beyaz Saray, Kasım 2025

[2] Aşağıdakiler hakkında daha fazla ayrıntı için bkz. Werner Rügemer: Verhängnisvolle Freundschaft (Meşum Dostluk), 4. güncellenmiş baskı, Köln 2024, s. 12-89

[3] Yeni Orta Doğu’da ‘İmparatorluk İsraili’, New York Times 28 Kasım 2025

[4] Bilgi Notu: Başkan Donald J. Trump, Suudi Arabistan Krallığı ile Ekonomik ve Savunma Ortaklığını Sağlamlaştırıyor, Beyaz Saray 18 Kasım 2025

[5] Bridge Zirvesi Dünyanın En Büyük Sektörler Arası Medya Etkinliği Olmayı Hedefliyor, New York Times, 28 Kasım 2025

[6] Trump, Milei’yi 20 milyar dolarla destekliyor, www.amerika21.de 14 Ekim 2025

[7] ABD, Maduro’nun tutuklanması için ödülü iki katına çıkardı, tagesschau.de 8 Ağustos 2025

[8] Trump’tan Af – Honduras’ın eski başkanı hapisten çıktı, Der Spiegel 2 Aralık 2025

[9] BAE neden Sudan’ın kanlı savaşına dahil oluyor? https://www.middleeasteye.net 4 Kasım 2025

[10] Başkan Trump gerçekte kaç savaşı bitirdi? bbc.com/news 15 Ekim 2025

[11] Trump BM Genel Kurulu’nda. Yanlış iddialarla dolu bir konuşma, https://wwwtagesschau.de 24 Eylül 2025

[12] Werner Rügemer: Trump’ın “Önce Amerika”sı – ABD Stratejisinde Bir Değişiklik, World Marxist Review 2/2025, **https://dx.doi.org/10.62834/8j5fth62**

Dr. Werner Rügemer, Köln/Almanya, müdahaleci filozof, Dünya Politik Ekonomi Birliği Konseyi Üyesi; World Marxist Review yayın kurulu üyesi. www.werner-ruegemer.de

Çok Okunanlar

Exit mobile version