Bizi Takip Edin

AVRUPA

Ukrayna’da yolsuzluk baskınları: Kolomoyskiy ve Avakov neden hedefte?

Yayınlanma

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, geçen haftalarda Kiev yakınlarındaki Brovarıy’da İçişleri Bakanı Denis Monastırskiy ve beraberinde yetkililerin öldüğü helikopter kazasının ardından geniş çaplı bir “yolsuzluk” soruşturma süreci başlattı.

Yetkililere yönelik tahkikat süreçleri ilk etapta Savunma Bakanlığı Kamu İhale Dairesi Başkanı Bogdan Hmelnitskiy’e karşı, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için piyasa fiyatlarından iki ila üç kat daha yüksek fiyatlarla kumanya alındığı gerekçesiyle başladı. Hmelnitskiy, mühimmat satın alırken bakanlığın bütçesinden 580 bin doların zimmete geçirilmesi hakkındaki davanın sanıklarındandı.

Ardından Altyapı Bakanı Yardımcısı Vasiliy Lozinsky, jeneratör satın almak üzere 400 bin dolar rüşvet aldığı şüphesiyle gözaltına alındı.

Ukraynalı Strana gazetesine göre Lozinskiy, mevcut Başbakan Denis Şmigal’ın yakın dostu ve Lviv Bölge İdaresindeki Ekonomik Kalkınma Dairesinde çalıştığı dönemde mesai arkadaşıydı.

Bununla beraber bölgesel politikadan sorumlu olan devlet başkanlığı ofisinin başkan yardımcısı Kirill Timoşenko da “General Motors”un vatandaşları savaş bölgesinden tahliye etmek ve insani yardım misyonlarında kullanmak üzere Ukrayna’ya bağışladığı Chevrolet aracı kendi işlerinde kullandığının ortaya çıkmasından sonra istifa etti.

Zelenskiy, kendi hamilerini de hedef aldı

Bu hafta sıra Zelenskiy’in seçim kampanyası döneminde en büyük finansörü olan oligark İgor Kolomoyskiy ve sokaktaki neo-Nazi grupların hamiliğini yapan eski İçişleri Bakanı Arsen Avakov’a geldi.

Kolomoyskiy, seçim kampanyasında Zelenskiy’e sağlam bir yatırım yapmış, elindeki 1+1 televizyonunu — ülkenin en çok izlenen kanallarından — Zelenskiy ve partisi Halkın Hizmetkarı’nın propaganda aracına dönüştürmüştü.

Kolomoyskiy ve Avakov’un ikametlerine Güvenlik Teşkilatı (SBU) ve Mali Suçlar Bürosu (BEB) tarafından baskınlar düzenlendi ve aramalar yapıldı; bunların yanında Savunma Bakanlığı ve Kiev vergi dairesi yetkilileri de soruşturuluyor.

Zelenskiy, konuya ilişkin açıklamasında “Ülke savaş esnasında değişecek. Birileri değişime hazır değilse o zaman devlet gelip onları değiştirir” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy, “Çözümler olacak. Devletin ve toplumun temel gereklerini yerine getirmeyenler o koltuklarda oturmasın” diye konuştu.

Kolomoyskiy’e yönelen suçlama, ülkenin en büyük petrol üreticisi Ukrtatnafta ve petrol rafinerisi Ukrnafta’da dolandırıcılık ve zimmete para geçirme şeklindeydi.

Kolluk kuvvetleri, 40 milyar grivna [1 milyar doların biraz üzerinde] paranın zimmete geçirildiği ve gümrük ödemelerinin kaçırıldığını iddia etti.

Ukrnafta meselesi, bir süredir Kolomoykiy’in rahatsız edilmesine vesile oluyor. Sonbahar aylarında da Ukrayna Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) personeli devreye girmişti.

2021’de Forbes, servetinin 1,8 milyar dolar olduğu tahmin edilen Kolomoyskiy’i Ukrayna’nın “en zengin dört kişisi” arasına dahil etmişti. Fakat 2022’nin aralık ayına gelindiğinde dergi, Kiev’in Ukrtatnafta’nın kamulaştırılması nedeniyle servetinin 850 milyon dolara düştüğü bilgisini vermişti.

Ayrıca Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi Başkanı Aleksey Danilov, el konulan mülklerin askeri mülk statüsü kazandığını ve Ukrayna Savunma Bakanlığı’nın kontrolüne geçtiğini söylemişti.

Diğer yandan Zelenskiy’in ağustos ayında Kolomoyskiy’i kararnameyle vatandaşlıktan çıkardığını anımsatmak yararlı olabilir. Soruşturma, Kolomoyskiy’in tasfiyesinin parçası.

Kolomoyskiy’in mazisi

Kolomoyskiy, Donbass’ta savaşın başladığı ilk aylarda, Dinyeper Valisi olarak görev yaparken, neo-Nazi gruplara para akıttığı sıralarda hem dönemin Devlet Başkanı Pyotr Poroşenko, hem de Obama yönetiminin Ukrayna dosyasına bakan isimleri Biden ve Avrasya’dan Sorumlu Dışişleri Müsteşarı Victoria Nuland’ın çok yakın dostuydu.

Kolomoyskiy’in Rusya’ya karşı savaşta cömert davranması, Christine Lagarde başkanlığındaki IMF’in yönetim kurulundan çıkacak kararları da etkiledi. Galiba IMF’in Amerikan dış politikasının başat enstrümanlarından biri olduğunu hatırlatmaya gerek yok.

2014’ün bahar aylarında Maydan darbesini takiben kurulan Poroşenko rejimi, Viktor Yanukoviç döneminde ülkenin bağımlı olduğu Rus yatırımlarının yerini IMF kredileriyle ikame etti. IMF’in akıttığı kredilerin üçte birinden fazlası ise, Ukrayna Ulusal [Merkez] Bankası ve Kolomoyskiy ile ortağı Gennadiy Bogolyubov’un idaresindeki Privat Bank’a aktı.

O sırada 2006’dan 2016’da kamulaştırılana kadar Privat Bank’ı yöneten Kolomoyskiy ve Bogolyubov’un çevirdiği dümenlere ilişkin yürütülen tahkikatlar, IMF’in sunduğu kredilerin birbirlerine borç veren paravan şirketler aracılığıyla kaçırıldığını ortaya koydu.

Burada sorulması gereken asıl soru, Privat Bank ve Kolomoyskiy aleyhinde yürütülen yargı sürecinin neden bu kadar bekletildiği. Ayrıca plandaki suç ortaklarının listesi de eksik. Suç ortakları listesinin başında Clinton, Nuland ve Lagarde adına çalışan IMF yetkilileri David Lipton ve Jeroma Vacher de yer alıyor.

Davada Kolomoyskiy ve Bogolyubov’a ek olarak sanık sıfatıyla Mordechai Korf, Chaim Schochet ve Uriel Laber adlarında üç kişi daha var. Bu isimler ABD’de ikamet ediyor ve Privat Bank’ın zimmete para geçirme ve kara para aklama zincirinin son halkasını oluşturan yatırım şirketlerinin başında.

Privat Bank hakkındaki davanın tutanaklarında yer alan delillerin çoğu Kıbrıs’la bağlantılı. Tutanaklara göre parayı taşımak için 41 ayrı paravan şirket kullanıldı:

“Aklama kuruluşlarının hesaplarına giren ve çıkan milyarlarca doları olmasına rağmen, gerçekte bu kuruluşların hiçbir işi, varlığı, operasyonu veya çalışanı yoktu ve kara para aklama amacıyla oluşturulmuş paravan kuruluşlardı.”

Sonrasında ABD’ye taşınan para gayrimenkul için harcandı; Ohio eyaletindeki Cleveland’de dört, Teksas’daki Dallas’ta iki, Illinois Harvard’da bir iş merkezi ve birkaç ABD eyaletinde faaliyet gösteren altı ferro-alaşım ve çelik şirketi.

Mahkeme tutanakları, satın alınan gayrimenkulün değerinin 287,7 milyon doların üzerinde olduğunu, şirketlerin toplam değerinin ise 468,7 milyon dolar olduğunu söylüyor.

Diğer yandan net bir amacı veya yatırım hedefi olmayan çeşitli para transferleri de vardı:

“Bugüne dek analiz edilen bilgilere dayanarak davalılar, 188,1 milyon doları Optima Group, 162,3 milyon doları Optima Ventures, 153,7 milyon doları Optima Acquisitions, 103 milyon doları Optima International, 9 milyonu Warren Steel Holdings ve 6,7 milyonu Felman Trading üzerinden olmak üzere yaklaşık 622,8 milyon dolar değerindeki kredi gelirini akladı. Privat Bank bu transferler karşılığında herhangi bir bedel almamış ve transferlerle ilgili krediler tam olarak geri ödenmemiştir.”

Bu dosyanın tekrar açılmasının elbette bir sebebi vardı. Zira Kolomoyskiy ve Zelenskiy, Trump’a yönelik azil soruşturmasında ikili oynamıştı. Dolayısıyla ABD Başkanı Joe Biden, göreve geldiği ilk ayda Kolomoyskiy’i yaptırım listesine aldı. Şimdi ise Zelenskiy, Washington’un uzun süredir talep ettiği şeyi yerine getiriyor.

Helikopter kazası ve Avakov

Eski Ukrayna İçişleri Bakanı Arsen Avakov, Maydan darbesinden sonra en uzun süre koltuğunu koruyan yetkiliydi. Bunu, neo-Nazi sokak gruplarının kontrolünü elinde tutmasına borçluydu.

Nitekim Azak Taburu’nu ulusal muhafızlara dahil eden de oydu.

18 Ocak sabahı Super Puma tipi helikopter, Kiev yakınlarındaki Brovarıy’da düştü. Helikopterde İçişleri Bakanı Denis Monastırskiy ve yardımcısı Yevgeny Yenin de dahil 14 kişi öldü.

Helikopter, Avakov’un görevde olduğu 2019’un temmuz ayında Airbus’la yapılan sözleşme kapsamında alınmıştı. Sözleşmeyle polis, Ulusal Muhafızlar, sınır muhafızları ve Acil Durumlar Bakanlığı 55 helikopter teslim almıştı.

Zelenskiy, SBU’ya kazayı soruşturma talimatı verdi ve ilgili sözleşme yeniden gündeme geldi. Basın, sözleşmenin ederinin 555 milyon euro olduğunu ve bu helikopterlerin neredeyse yarısının arızalı olduğunu hatırlattı.

Avakov’un yanında milletvekili ve müteahhit Vadim Stolar, Kiev Vergi Dairesi Başkanı Oksana Datiy ve uçak motoru üreticisi Motor Siç’in eski yöneticisi Vyaçeslav Boguslayev de suçlanan ve soruşturulan isimler arasında.

Gerekçe

Geçen hafta Moskovskiy Komsomolets gazetesine demeç veren eski Ukraynalı milletvekili Oleg Tsaryov, Zelenskiy’in attığı adımların gerekçesini şöyle yorumlamış:

Ülke içinde, Amerika ve Britanya taraftarları arasındaki ilişkilerde kızışma var. Skandalları kimlerin dillendirdiğine ve halihazırda soruşturmaları kimlerin yürüttüğüne bakarsanız, Soros’la bağlantılı şahsiyetlerin yolsuzluk delillerinden söz ettiğini görürsünüz. Ve soruşturma, ABD’ye bağlı bir kurum olan NABU (Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu) tarafından yürütülüyor. Darbe, her şeyden evvel Devlet Başkanlığı İdaresi Başkanı Andrey Yermak ve yardımcısı Kirill Timoşenko’ya yönelik. Bunlar Zelenskiy’in çevresindeki, Britanya’nın desteğini alan insanlar.

Andrey Yermak’ın atanma hikayesini hatırlayacak olursanız; atandıktan sonraki ilk günlerde gidip görüşmeler yaptığı yer Britanya’ydı. Şu anda şahit olduğumuz şey buzdağının görünen kısmı. Londra adına çalışan siyaset uzmanları bile zulüm görüyor.

Ama bence Volodimir Zelenskiy, devlet başkanlığı makamındaki iki yardımcısını sonuna kadar elinde tutacak. Sadece mali veya politik gerekçelerle birbirlerine bağlı değiller, bu yüzden onları korumaya çalışacak.”

AVRUPA

Moldova muhalefeti, AB yanlısı hükümete karşı birleşti

Yayınlanma

Dün Rusya’nın başkenti Moskova’da dört Moldovalı siyasi odak, ‘Zafer’ adı altında muhalefet ittifakının kurulduğunu duyurdu.

İttifakın liderliğini, dolandırıcılıktan gıyaben hüküm giyen iş insanı ve siyasetçi İlan Şor üstleniyor.

Şor ve destekçileri, Moldova’yı Avrupa Birliği’nden (AB) Rusya ve Avrasya Ekonomi Birliği (AEB) yoluna taşımayı ve sonbaharda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri için kendi adaylarını göstermeyi vaat ediyor.

Moskova’daki buluşma

Muhalefet temsilcileri, toplantı için Moskova’nın merkezindeki lüks The Carlton otelinde bir araya geldi.

The Carlton’daki forumun başlığı ‘Moldovalı siyasetçiler ve Moldova halkının temsilcileri Kongresi’ olarak duyuruldu. Etkinliğin organizatörleri tarafından önceden gönderilen açıklamada, otelde ‘Moldova’nın AEB’e katılımını destekleyen’ ve ‘AB ile entegrasyona karşı çıkan’ politikacılar ve halkın bir araya getirileceği kaydedilmişti.

İlan Şor, kongreye gönderdiği mesajda, “(Moldova Cumhurbaşkanı Maya) Sandu, BDT ile, Rusya ile AEB ile, yani geleneksel ortaklarımız ve komşularımız ile bağlarımızı kasıtlı olarak kesiyor. Bizim görevimiz insanlara işe yarayan ve zaman içinde test edilmiş alternatifler sunmaktır,” dedi.

Romanyalı aşırı sağcı milletvekili: Moldova diye bir ülke yok

Şor, 1 milyar dolarlık banka yolsuzluğundan 15 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı

Şor, 2019’dan bu yana Moldova’da değil. 2014 yılında üç Moldova bankasından 1 milyar dolar hortumlanmasında suç ortaklığı yapmakla suçlanan Şor, geçen yıl ülke yargısı tarafından gıyabında 15 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Kongrede Şor, Rönesans, Şans, Moldova’nın Kurtuluşu için Alternatif Güç ve Zafer partileri tarafından ‘Zafer’ ittifakının kurulduğunu duyurdu.

Şor, “Dostlar, bugün Moskova’da gerçekten tarihi bir hadise gerçekleşti: Zafer ittifakı kuruldu. İttifakımız, muhalefet figürlerini ve Moldova’nın akıbetine kayıtsız kalmayan insanları bir araya getirdi,” ifadesini kullandı.

Rönesans partisinin lideri Natalya Parasca, Kommersant gazetesine verdiği demeçte Zafer ittifakının yakında Moldova cumhurbaşkanlığı için ‘Maya Sandu’ya karşı mücadele edecek’ adayının adını açıklayacağını belirtti.

Sandu ile karşı karşıya getirilmesi planlanan siyasetçinin ismini vermeyen Parasca, “Bu, tüm ülkenin destekleyeceğini umduğumuz en güçlü adaydır,” diye konuştu.

Kişinev’e 2022 yılında AB’ye aday üye statüsü verilmişti. Katılım müzakerelerinin bu yıl başlaması bekleniyor.

Sosyalist Parti ittifaka katılmadı

Maya Sandu, oy oranındaki kayda değer düşüşe rağmen Moldova’nın en popüler siyasetçisi olmaya devam ediyor. Ülkenin eski cumhurbaşkanı ve Sosyalist Parti lideri İgor Dodon tüm anketlerde ikinci sırada yer alıyor.

Dodon, henüz cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklamadı. Öte yandan Zafer ittifakında Sosyalist Parti yer almadı.

Sosyalistler gibi Moskova ile ilişkilerin normalleştirilmesinden yana olan Komünistler de dahil olmak üzere diğer Moldova muhalefet partileri de İlan Şor’u desteklemiyor.

Fakat kongrede Gagavuz özer bölgesinin lideri Yevgeniya Gutsul ve bölgesel parlamentonun başkanı Dmitriy Konstantinov yer aldı.

Şor’un aktif desteğiyle Gagavuzya başkanı seçilen Gutsul, Sandu ve iktidardaki Eylem ve Dayanışma partisinin ülkeyi ‘çıkmaza sürüklediğini’ vurguladı.

Gutsul, “Moldova’nın bağımsızlığını müdafaa etmek, ülkemizin düşmanlıklara sürüklenmesini önlemek, geleneksel değerlerimizi korumak ve Rusya ile dostane ilişkilerimizi yeniden tesis etmek için birleştik,” yorumunu yaptı.

Gutsul’un ikinci Moskova zirvesi, Sandu’nun AB bayraklı gizli ziyareti: Gagavuzya’da son durum

Okumaya Devam Et

AVRUPA

Saab CEO’su Avrupa’yı ‘savunma korumacılığına’ karşı uyardı

Yayınlanma

Avrupa’nın en büyük silah üreticilerinden Saab’ın CEO’su Micael Johansson, Avrupa’nın Ukrayna’daki savaşın ardından savunma sanayi tabanını tekrar ayağa kaldırmaya çalışırken ‘fazla korumacı’ olmamak konusunda dikkatli olması gerektiği uyarısında bulundu. 

Aynı zamanda Avrupa sanayi ticaret kuruluşu ASD’nin başkan yardımcısı olan Johansson, üçüncü ülkelerden şirketlerin belirli koşullar altında rol oynamasına izin verilmesinin önemli olduğunu söyledi. 

Johansson Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, “Çok korumacı olamayız; ‘her şey Avrupalıların sahip olduğu ve kontrol ettiği şirketler tarafından yapılmalı’ der hale gelemeyiz. Yabancı sermayeli şirketlere yerel olarak bakabilmeliyiz … [onlar da] Avrupa’nın savunma yeteneklerinin geliştirilmesinde yer alabilmeliler,” dedi. 

Johansson’un açıklamaları, AB üye devletlerinin Brüksel’den bloğun ilk savunma sanayi stratejisi için gelen önerileri tartıştığı bir dönemde geldi.

Brüksel, savunma alımlarını ‘Avrupalılaştırmak’ istiyor

Girişim, ortak alımlardan AB merkezli savunma şirketlerine AB dışı tedarikçiler karşısında öncelik verilmesini teşvik ediyor. Strateji, 2030 yılına kadar bütçeden yapılacak alımların en az %50’sinin Avrupalı savunma tedarikçilerinden yapılmasını hedefliyor.

Politika yapıcılar, ülkelerin uzun süredir devam eden ABD yapımı ekipman satın alma uygulamasını tersine çevirmek istiyor. Pek çok kişi, Ukrayna savaşının ardından harcamaların arttığı son iki yılda, AB üyesi ülkeler tarafından satın alınan savunma ekipmanlarının yüzde 78’inin blok dışından tedarik edildiğine dikkat çekiyor. 

Bununla birlikte girişim, bazı AB başkentleri ve şirket yöneticileri arasında ‘çok kısıtlayıcı’ olabileceği ve önemli savunma yeteneklerini dışlama riski taşıyabileceği endişelerine yol açtı. Yöneticiler şu anda odaklanılması gereken noktanın sektörün üretim kapasitesini artırmanın yanı sıra yeni yatırımlar yapmak olduğunu savunuyorlar. 

Berlin ve Varşova, Brüksel ve Paris’e karşı

Birleşik Krallık savunma sanayii ile derin ve uzun süreli bağları olan İsveç, Almanya ve Polonya’nın da aralarında bulunduğu ülkeler, Avrupa Komisyonu’nun, Fransa ve diğerleri tarafından savunulan stratejinin sadece AB şirketlerini desteklemesi gerektiği yönündeki görüşe çok yakın durmaması için lobi faaliyetlerinde bulunuyor.

Müzakerelerde yer alan bir yetkili, “Tartışma, Birleşik Krallık, ABD ve Türkiye gibi AB üyesi olmayan devletler açısından kısıtlayıcı mı yoksa belirli koşullar altında onları aktif olarak katılmaya teşvik mi edeceği ile ilgili,” dedi.

Johansson, stratejinin sadece bir teknolojinin sahipliğini değil, aynı zamanda ‘içerik ve yetenekler üzerinde ne tür kontrollere sahip olduğumuzu’ da dikkate alması gerektiğini söyledi. 

Johansson, politika yapıcıların, tasarım otoritesi olarak adlandırılan ve bir ürünün tasarımını ve yeteneklerini değiştirip geliştirebilen şirket ya da kuruluşun bölgede olup olmadığına bakmaları gerektiğini de sözlerine ekledi. 

Saab şefi, “Ana şirket Atlantik’in diğer yakasında da bundan faydalanıyor olsa bile, Avrupa’daki yetenekleri besliyorsunuz. Bu beni o kadar da rahatsız etmiyor,” ifadelerini kullandı.

Yakın zamanda, Avrupa’nın füze üretim devi MBDA’nın CEO’su Eric Beranger de Britanya’nın ‘coğrafi Avrupa’nın bir parçası olarak görülmesi gerektiğini söylemişti. 

Birleşik Krallık’a yönelik tutum belirsiz

Sektör yöneticileri, Brexit sonrasında Birleşik Krallık’taki şirketlerin dışlanabileceğine dair bazı endişeler olduğunu söylüyor.

Birleşik Krallık sanayi kuruluşu ADS’nin CEO’su Kevin Craven geçen hafta Brüksel’de düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada Birleşik Krallık’ın hâlâ ‘coğrafi ve kültürel olarak Avrupa’nın bir parçası’ olduğunu ileri sürmüştü. Craven, Avrupa’nın Birleşik Krallık’ın endüstriyel kapasitesiyle daha güçlü olduğunu da sözlerine eklemişti. 

Fakat Avrupa Komisyonu’nun savunma sanayinden sorumlu genel müdürü Timo Pesonen, İngiliz şirketlerine üçüncü ülkelerden gelen diğer şirketler gibi muamele edileceğini vurguladı. 

Pesonen, Avrupa savunma fonu gibi girişimlerin, ‘Avrupa topraklarında faaliyet gösterdikleri’ sürece, belirli koşullar altında AB üyesi olmayan şirketlere de açık olduğunu söyledi.

Okumaya Devam Et

AVRUPA

Alman AfD ile Fransız Ulusal Birlik arasında yeni gerilim

Yayınlanma

Almanya’nın sağcı partisi Almanya için Alternatif (AfD), Alman hükümetine yaptığı resmi yazılı başvuruda Fransa’nın denizaşırı Mayotte departmanının teritoryal statüsünü sorgulayarak Fransa’daki muadili sayılan Ulusal Birlik’i (RN) kızdırdı.

AfD perşembe günü Alman hükümetinden ‘Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, Fransa’nın Mayotte ada grubunu Komorlar Birliği’ne iade etmesi gerektiği yönündeki kararları hakkında yorum yapmasını’ resmi bir yazıyla talep etti.

Bu talep, cumartesi günü adayı ziyareti sırasında AfD’nin ‘Almanya’nın sorunlarıyla ilgilenmesi gerektiğini’ söyleyen RN lideri Marine Le Pen’in hoşuna gitmedi.

Fransız siyasetçi, Avrupa Parlamentosu (AP) içindeki Kimlik ve Demokrasi’de (ID) birlikte yer aldığı Alman meslektaşlarına, ‘Mahoryalıların neden üç kez Fransız olmak istediklerini ifade ettiklerini’ açıklamakta sorun yaşamadığını söyledi.

2009’da yapılan referandumun ardından Mayotte, 31 Mart 2011’de Fransız anakara departmanlarıyla aynı statüye sahip bir denizaşırı departman haline geldi. Hint Okyanusu’ndaki bu küçük takımada 2014 yılından bu yana Avrupa Birliği’nin tanınmış en dış bölgelerinden biridir.

Seçimler öncesinde Avrupa sağında AfD-Ulusal Birlik gerilimi

Jeolojik olarak Mayotte, Madagaskar ile Afrika anakarası arasında bir ada ülkesi olan Komor takımadalarının bir parçasıdır. Komorlar Birliği, BM Genel Kurulu kararıyla paralel olarak, Mayotte’nin Fransa toprağı olmasını tanımıyor. Daha önce Komor Adaları 1974’te bağımsızlığını ilan ettiğinde ve 1976’da yapılan referandumlarda bölge Fransa’da kalma yönünde oy kullanmıştı.

AfD için Le Pen’in tepkisi sürpriz oldu ve sözcü Matthias Moosdorf AFP’ye yaptığı açıklamada, “Burada hiç kimse RN’nin bundan rahatsız olacağını tahmin edemezdi,” dedi.

Moosdorf başvurularının daha ziyade, Almanya’nın Ukrayna’nın ilhak edilmiş topraklarındaki Rus referandumlarının sonuçlarını tanımayı reddetmesiyle bir karşılaştırma yaparak, ‘uluslararası hukuka uygunluk’ söz konusu olduğunda ‘Alman çifte standartları’ ile ilgili olduğunu savundu.

Le Pen ise bu karşılaştırmayı ‘son derece beceriksizce’ olarak nitelendirdi ve ID’deki kardeş partisindeki arkadaşlarına ‘jeopolitik konusunda birkaç ders verme’ sözü verdi.

Avrupa Parlamentosu’nun önde gelen iki sağ partisi arasındaki ilişkiler yılın başından bu yana gergin. 

Göçmen kökenli Alman vatandaşlarının ‘tersine göç ettirilmesi’ fikrini destekleyen AfD üyeleri hakkında hazırlanan bir soruşturma raporu, Le Pen’in bu parti ile Avrupa sahnesindeki işbirliğini açıkça sorgulamasına yol açmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English